FA'dan FU'ya ilk iki yazacı aynı olan FaRkLaR
KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!
(SÜREKLİ AYIRDINDA OLUNMASI GEREKENLER!!!)
itibarı ile 1.390 başlık/FaRk ile birlikte,
1.390 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.
Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...
(7/7)
- PHARMACOGNOSİE[Fr. < PHARMACOGNOSIE] ile/değil/yerine/=/||/<> FARMAKOGNOZİ
( İlaçların doğada bulundukları durumda incelenmesi )
- PHARMACOLOGİQUE[Fr. < PHARMACOLOGIQUE] ile/değil/yerine/=/||/<> FARMAKOLOJİK
( İlaç bilimi ile ilgili )
- PHARMACOLOGUE[Fr. < PHARMACOLOGUE] ile/değil/yerine/=/||/<> FARMAKOLOG
( İlaç bilimi ile uğraşan ilaç bilimi uzmanı )
- PHARMACOPEIA[İng.] ile/||/<> FARMAKOPE[Fr. < PHARMACOPOEIA]
( İlaçları oluşturan tüm bileşenlerin ve bunlara ait kontrol ve analiz yöntemlerinin yer aldığı yasal ve bilimsel olarak uyulması gereken kuralları içeren Türk Farmakopesi Amerikan Farmakopesi gibi resmi kitap kodeks )
( PHARMACOPEIA )
( PHARMACOPOEIA )
- PHARMACOPOEİA[Fr. < PHARMACOPOEIA] ile/değil/yerine/=/||/<> FARMAKOPE
( İlaç üretiminde kullanılan etkin ve yardımcı maddelerin nitel ve nicel çözümleme yöntemlerinin yer aldığı yasal ve bilimsel olarak uyulması gereken ulusal ve uluslararası kuralları ve yöntemleri içeren resmî kitap )
- PHASE[Fr. < PHASE] ile/değil/yerine/=/||/<> FAZ
( faz kalemi çok fazlı iki fazlı tek fazlı Elektrik geriliminde evre safha )
- PHOTOCONDUCTIVE GAIN FACTOR[İng.] / FACTEUR DE GAIN PHOTOCONDUCTIF[Fr.] ile/değil/yerine/= FOTOİLETKEN KAZANÇ ÇARPANI/FAKTÖRÜ
- PİNOSİTOZ ile FAGOSİTOZ
( Gözenin sıvı nesneleri alması. İLE Gözenin katı nesneleri alması. )
- PLAZMA[İng. PLASMA] ile/||/<> ADERANS EKLEM[İng. ADHERENS JUNCTION] ile/||/<> AKSİYON POTANSİYELİ[İng. ACTION POTENTIAL] ile/||/<> FAZLADAN KROMOZOM KALITIMI (SİTOPLAZMİK KALITIM)[İng. EXTRACHROMOSOMAL INHERITANCE] ile/||/<> FİKOBİLİN[İng. PHYCOBILINS] ile/||/<> SİTOPLAZMA[İng. CYTOPLASM] ile/||/<> SİTOZOL[İng. CYTOSOL] ile/||/<> TELOFAZ[İng. TELOPHASE]
( Genelde, kanın tüm gözeler uzaklaştırıldıktan sonra geride kalan ve pıhtılaşma etmenlerini içeren bölümünü tanımlamak için kullanılır. Ancak biyolojide, aynı zamanda göze içi sıvısı (sitoplazma), çekirdek içi sıvısı (nükleoplazma) gibi anlamlarda da kullanılabilir. Kan plazması, şoka girmiş bir kişiyi tekrar yaşama döndürmek için kullanılabilir. @@ Plazma zarının sitoplazmik yüzünün aktin filamanlarına bağlandığı gözeler arası birleşimdir. Örneğin, bitişik epitel gözeleri birbirine bağlayan adezyon kemerleri (zonula adherens) bir aderans eklemdir. @@ Sinir ya da kas gözesi gibi bir gözenin plazma zarındaki hızlı, geçici ve kendi kendine yayılan elektriksel uyarılmadır. Sinir sisteminde uzun mesafeli sinyal aktarımını mümkün kılar. @@ Mendel kalıtımına uymayan kalıtım tipidir. Bir özelliğin ana gözeden yavruya kromozom üstünden değil, sitoplazma aracılığıyla kalıtılmasına denir. Çeşitliliğe önemli katkı sağlar.Retrieved on 24/12/2012 from @@ Fikobilinler fotosentetik pigmentlerdir. Suda çözünebilirler ve bu nedenle sitoplazmada ya da kloroplastın stromasında bulunurlar. Sadece Siyanobakteri ve Rhodophyta'da bulunur. @@ Sitoplazma, göze zarı ile göze çekirdeği arasında bulunan yarı sıvı maddeye verilen addır. Ökaryotlarda (çekirdeğe sahip gözeler) sitoplazma tüm organelleri barındırır. @@ Sitozol; göze biyolojisinde tüm canlı gözelerde bulunan, göze içi organellerinin ve maddelerinin yerleştiği, sitoplazmanın çoğunluğu sudan oluşan sıvı kısmına verilen addır. Sitozol göze zarı ile çevrelenmiştir. Sitozolde RNA, organik bileşenler, atık maddeler ve mineraller bulunabilir. Ayrıca prokaryotik gözelerde DNA sitozol içinde bulunur. @@ Mitoz ve mayoz bölünmenin son evresi. Bu evrede kromozomlar kromatin ipliğe dönüşür, çekirdek zarı ve çekirdekçik tekrar oluşur, iğ iplikleri yok olur ve sitoplazma bölünmeye başlar.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- POLARIZED ION BEAM[İng.] / FAISCEAU D'IONS POLARISÉS[Fr.] ile/değil/yerine/= KUTUPLANMIŞ İYON DEMETİ
- POOR :/yerine FAKİR
- PORSELEN ile FAĞFUR[Fars.]
( ... İLE Çin imparatorlarına verilen san. | Çin'de yapılmış kâse, tabak, vazo gibi porselen eşya. )
- POTANSİYEL ile/||/<> FARK
( Elektrik potansiyel farkı (Volt birimi) )
( Alessandro Volta tarafından 1782 yılında keşfedildi/formüle edildi. (1745-1827) (Ülke: İtalya) (Alan: Fizik) (Önemli katkıları: Elektrik pili, volt birimi) )
- Q FACTOR[İng.] / FACTEUR Q[Fr.] / Q-FAKTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= Q ETMENİ/ÇARPANI/FAKTÖRÜ
- RADYOLİNK (YAYINI), LİNK, BAĞLAYICI İSTASYONLAR ile/||/<> RADIO LINK, MICROWAVE LINK, DIRECTIONAL LINK[İng.] ile/||/<> FAISCEAU HERTZIENNE (RADIOÉLECTRIQUE), CÂBLE HERTZIEN, LIAISON HERTZIENNE, RAYONS HERTZIENS[Fr.] ile/||/<> RICHTFUNKVERBINDUNG, RICHTFUNKSTRECKE, DEZISTRECKE, MIKROWELLENWERBINDUNG[Alm.] ile/||/<> TELSİZ BAĞLANTISI
( TV 1 Çok engebeli yerlerde ya da çok geniş bir televizyon ağı kurulmak istendiğinde minidalga yardımıyla birbirini görebilen iki uzak nokta arasında kurulan bağlantı 2 Dışarıda canlı yayınlarda yayın arabasından işliğe ya da verici yayaca işlikten verici yayaca minildalga yardımıyla kurulan bağlantı )
( RADIO LINK, MICROWAVE LINK, DIRECTIONAL LINK )
( FAISCEAU HERTZIENNE (RADIOÉLECTRIQUE), CÂBLE HERTZIEN, LIAISON HERTZIENNE, RAYONS HERTZIENS )
( RICHTFUNKVERBINDUNG, RICHTFUNKSTRECKE, DEZISTRECKE, MIKROWELLENWERBINDUNG )
- RÂZÎ ile FAHREDDİN RÂZÎ
( Hekim, filozof, simyacı. İLE Âlim, fizikçi ve müfessir. )
( Ebû Bekr Muhammed bin Zekeriyyâ er-Râzî [865 - 925, Rey - İran]. İLE Fahreddin er-Râzî [1150 - 05 Nisan 1210, Rey - İran] )
- REALIZE :/yerine FARKINA VARMAK
- REENKARNASYON:
ZENGİNLERİN ve FAKİRLERİN DİNİ
- REFLECTION FACTOR[İng.] / FACTEUR DE RÉFLEXION[Fr.] / REFLEXIONSFAKTOR, REFLEXIONSKOEFFIZIENT[Alm.] ile/değil/yerine/= YANSIMA ETMENİ/ÇARPANI/KATSAYISI/FAKTÖRÜ
- REZÎLET ile/değil/yerine/>< FAZÎLET
- RİBÂ:
NESİE ile/ve/||/<>/> FADL ile/ve/||/<>/> GARAR
- RİSÂLE ile FAİDE
- ROPDÖŞAMBR[Fr. < ROBE DE CHAMBRE] ile/ve/||/<> FAMDÖŞAMBR[Fr. < FEMME DE CHAMBRE]
( Erkeklerin evin içinde giysisinin üzerine giydiği üstlük. İLE/VE/||/<> Kadınların evin içinde giysisinin üzerine giydiği üstlük. | Oda hizmetçisi kadın. )
( Robe de chambre. AVEC/ET Femme de chambre. )
- SAÇMA(LIK)LAR / SAFSATALAR ile/değil/yerine FaRkLaR
( Sözcükler: "SEN ..." / "SEN DE ..." ile başlatılan/saldırılan "tanımlar".
* Tanım/açıklama: Tartışmada, öteki kişinin söz ve hareketlerini, kendi görüşünü savunmada kanıt olarak kullanma. | "Bir savın doğruluğunun, savı geliştiren kişinin, kişiliği ile ilgisi olduğu" "savı". | Bir kişinin önerileri yerine, önerinin reddedilmesini sağlamak üzere, kişiye sövülerek yapılan saldırı.
Örnek: - "Senin müdür hakkında söylediklerini duydum. Nankör adam! Sen müdürün o kadar ekmeğini yedin!"
- "...yı şu yaptıysa doğrudur/yanlıştır."
- "...yı savunuyorsa ahlâksızın tekiymiş."
Lat./İng.: ARGUMENTUM AD HOMINEM
* Tanım/açıklama: Tepkisel indirgemecilik.
Örnek:
- ... sorununun bu hâle gelmesinin toplumsal, ekonomik, politik bir sürü nedeni var.
- "Terör örgütünü mü savunuyorsun bana?!..."
İng.: STRAW MAN
Sözcük: "ONA BAKARSAN ..." ile başlayan "tanımlar".
Tanım/açıklama: "Ortak özellik gösteren iki önermenin birbiriyle aynı olması ya da birbirine çok benzemesi gerektiği" "savı". ZAYIF BENZETME
Örnek: "Osmanlı İmparatorluğu da tıpkı Roma İmparatorluğu gibi parçalanmıştır."
İng.: WEAK ANALOGY
Sözcük: "HERKES ..." ile başlayan "tanımlar".
Tanım/açıklama: "Çoğunluğun benimsediğinin doğru olduğu" "savı".
Örnek: " 'Herkes' ona oy verdiğine göre yaptıkları da doğrudur."
Lat.: ARGUMENTUM AD POPULUM
Sözcük: "DEMEK Kİ ..." ile başlayan "tanımlar".
Tanım/açıklama: "Zaman içinde, önce gerçekleşen bir olgunun, onu izleyen başka bir olgunun nedeni olması gerektiği" "savı".
Örnek: "Güneş tutulmasından sonra deprem oldu. Demek ki depremin nedeni güneş tutulmasıdır."
Lat.: POST HOC ERGO PROPTER HOC
Sözcükler: "DEMEK Kİ ..." / "SONUÇTA ..." / "TEMELDE ..." ile başlayan "tanımlar".
Tanım/açıklama: "Tersi kanıtlanamayanın doğru olduğu" "savı".
Örnek: "UFO'ların dünyayı ziyaret etmediği yolunda hiçbir kanıt yoktur. Demek ki ediyorlar."
Lat.: ARGUMENTUM AD IGNORANTIAM
Sözcükler: "DEMEK Kİ ..." / "ZATEN ..." ile başlayan "tanımlar".
* Tanım/açıklama: "Bağlantı, ilişki ya da ortak özelliklerin, mutlaka neden-sonuç ilişkisi içinde olduğu" "savı".
Örnek: "Genç kızlar, çok çikolata yiyor. Genç kızlarda sivilce çok görülüyor. Demek ki, sivilcenin nedeni çikolatadır."
Lat.: CUM HOC ERGO PROPTER HOC
* Tanım/açıklama: "Geleneksel olanın doğru olduğu" "savı".
Örnek 1: "...'yı öldürmemiz gerekiyor. Çünkü töre böyle."
Örnek 2: "Bunca yıldır böyle yapılıyor. Demek ki doğrudur."
Lat.: ARGUMENTUM AD TRADITIO / ANTIQUITATEM
* Tanım/açıklama: "Bir tartışmanın taraflarından birinin sessiz kalmasının, sessiz kalan tarafın tartışılan konuda bilgisi olmadığını, haksız olduğunu ya da yanıldığını kabullenmesi anlamına geldiği" "savı".
Örnek: "Sükût, ikrardan gelir! Türk atasözü."
Örnek:
- Sanık, sorguda susma hakkını kullanmıştır!
- "Suçsuzsa neden sussun ki?! Kalkıp açık açık, 'Ben suçsuzum!' derdi suçlu olmasaydı!"
Lat.: ARGUMENTUM EX SILENTIO
Sözcükler: "DEMEK Kİ ..." / "BELKİ DE ..." ile başlayan "tanımlar".
Tanım/açıklama: "Sorunun ardında yatan varsayımların doğru olduğu" "savı". YÜKLÜ SORU
Örnek:
- Uyuşturucu kullanmaktan ne zaman vazgeçtin?
- Vazgeçmedim!
- Demek ki hâlâ kullanıyorsun?!...
- Hayır, hiç kullanmadım!
- "Ama vazgeçmediğini itiraf ettin!"
İng.: LOADED QUESTION
Sözcükler: "TEMELDE ..." / "HİÇ" / "HEP" ile başlayan "tanımlar".
Tanım/açıklama: Döngüsel nedensellik. Kendi kendini "kanıtlayan" önerme.
Örnek: "O, tembeldir. Çünkü çalışmayı hiç sevmez."
Örnek: "Yalancı değilim. O nedenle, tüm söylediklerim doğrudur."
Örnek: "Sudan hafif maddeler yüzerler. Çünkü batmazlar."
Lat.: PETITIO PRINCIPII
İng.: BEGGING THE QUESTION
Sözcükler: "NASILSA ..." ile başlayan "tanımlar".
* Tanım/açıklama: "Ünlülerin/güçlülerin/zenginlerin söylediklerinin doğru ya da yoksulların söylediklerinin yanlış olduğu" "savı".
Örnek 1: "... bunu söylüyorsa doğrudur."
Örnek 2: "O beş parasızın teki! Söylediklerine kim inanır!?..."
Lat.: ARGUMENTUM AD CRUMENAM
* Tanım/açıklama: "Yoksulların söylediklerinin doğru ya da zenginlerin söylediklerinin yanlış olduğu" "savı".
Örnek: "Adamın beş parası yok ki çapkınlık yapabilsin!"
Örnek: "Adamın milyonları var. Güya eşini hiç aldatmamış!"
Lat.: ARGUMENTUM AD LAZARUM
* Tanım/açıklama: "Acınacak durumda olmanın ya da çaresizliğin, söylenilen ya da yapılanların yanlışlığına ağır bastığı" "savı".
Örnek: "Adam ayakta duramayacak denli yaşlı ve hasta. Bence geçmişte yaptıklarından sorumlu tutulmasına artık gerek kalmamalı."
Lat.: ARGUMENTUM AD MISERICORIDIAM
Sözcükler: "İLLE DE" / "TEMELDE ..." ile başlayan "tanımlar".
Tanım/açıklama: "Yalnızca iki seçeneğin var olduğu savı." YANLIŞ İKİLEM.
Örnek: "Ya çözümün bir parçasısındır ya da sorunun!"
İng.: BIFURCATION
Sözcükler: "ELİMDE DEĞİL ..." / "NE BİLEYİM ..." sözlerinin eklendiği "tanımlar".
Tanım/açıklama: "Güç"/"zayıflık" kullanımı.
Örnek: "Ders kitaplarında yazılanlar doğrudur. Eğer yanlış dersem öğretmen beni sınıfta bırakır."
Lat.: ARGUMENTUM AD BACULUM
Az kullanılması gerekenleri ve kullanırken çok dikkat edilecekleri bil de KONUŞ!!! )
( http://www.nku.edu/~garns/165/ppt3_2.html
http://courses.washington.edu/spcmu/334/fallacies.html )
( Safsata Türleri )
( [not] FALLACY vs./but DiFfeReNCeS
DiFfeReNCeS instead of FALLACY )
( KIYÂS-I BÂTIL ile/değil/yerine FURKAN )
( SAFSATA ile/değil FURKAN )
- SADÂKAT VE BAĞLILIK ve/||/<> FARKINDALIK VE ADÂLET ve/||/<> EDEB VE HAYÂ ve/||/<> FETA VE GÖNÜL
( HZ. EBÛ-BEKİR SIDDÎK ve/||/<> HZ. ÖMER el-FÂRUK/HATTÂB ve/||/<> HZ. OSMAN ZİNNUREYN ve/||/<> HZ. İMÂM-I ALİ )
( Çocukluk. VE/||/<> Gençlik. VE/||/<> Yetişkinlik. VE/||/<> Olgunluk. )
- SAFHA | FAZ | FAZ, SAFHA | EVRE | FAZ ile/||/<> FAZ ile/||/<> EVRE
( evre Bir dizgenin biryapımlı bir parçası ya da bölümü 1 Bir şeyin gözle görünen kısmı 2 Evre 3 Bir sistemin fiziksel kimyasal veya mekanik olarak ayrılabilme durumu 4 Elektrodiyagnostik kayıtta bir daganın en alt çizgiye ardışık olarak iki ke erişmesi arasındaki dönem Sinema TV Aynı yinelenimdeki dönemsel iki devinimin birbirine göre durumunu saptayan özellik İki devinim aynı anda dönemsel devinimin aynı noktasında bulunuyorlarsa aynı evrededirler evrede Ses dalgalarının elektrik salınımlarının evresinden de söz edilebilir Tekrarlı olaylarda bir dönüm içindeki her bir nokta konum ya da durum Örnek Ayın evreleri ilkdördün dolunay vb Bir değişen yıldızın minimum evresi Zaman ya da uzay içerisinde sıralanmış bir dizinin dönüm noktalan arasındaki aralık 1 Dengedeki bir dizge içinde başka bölümlerden fiziksel ayrılıklar gösteren ve kesin yüzeylerle sınırlanmış tektürel yapılı bölge 2Gözİem süresinde bir elektriksel dalganın sıfırdan en büyük değere dek aldığı bağıl değer Bir oluşum ya da süreç içinde birbirini izleyen değişik görünüşlü durumlardan her biri fizik kimya Birbiri ardınca gelen değişikliklerde özdeğin biryapımlı kesiksiz durumu katı evre sıvı evre vb 1 Özdeğin tektürel kesiksiz durusu katı evre sıvı evre vb 2 Dalga işlevinin bir noktasının aynı yere hangi zamanda geleceğini gösterir açı Sabnamlı bir olayın yinelenimleri boyunca içinde bulunduğu aşamaları niteleyen açısal nicelik Isıl işlem ve yüzey işlemelerinde ardışık olarak görülen durumlardan her biri Bir hastalığın veya işlemin çeşitli durum veya safhalarından her biri faz )
( PHASE )
( PHASE )
( PHASE )
- SAHTE ile/||/<> NON GENUINE, FALSIFIED[İng.] ile/||/<> FALSIFIÉ, IMITÉ[Fr.] ile/||/<> DÜZMECE
( Bir değerin asıl değerden düşük ya da başka olanı )
( NON GENUINE, FALSIFIED )
( FALSIFIÉ, IMITÉ )
- SAHTEKÂRLIK ile/||/<> FORGERY, FALSIFICATION[İng.] ile/||/<> FALSIFICATION[Fr.] ile/||/<> DÜZMECİLİK
( Belgelerde düzmecilik yoluyla değişiklik yaparak başkalarına dokuncalı olacak durumda kendisine çıkar sağlama )
( FORGERY, FALSIFICATION )
( FALSIFICATION )
- SAKAL ile/ve/<> FAVORİ
( Ben Affleck

Bradley Cooper

David Beckham

Denzel Washington

George Clooney

Hugh Jackman

Jake Gyllenhaal

Kit Harington

Leonardo DiCaprio

Mel Gibson

Pierce Brosnan

Robert Pattinson

Shia LaBeouf

Tom Hardy

Viggo Mortensen
)
( LİHYE ile/ve/<> SEBELE )
( RÎŞ ile/ve/<> ...
BÂME: Uzun, sık ve kaba sakal.
BÂM TELİ: Sakalın dudağa bitişik olan kalın telleri. )
( BEARD vs./and/<> SIDEBURNS )
( BARB cum/et/<> ... )
( MÜSÂL ile/ve/<> ... )
- SAKİNLİK:
MANTIKSIZLIĞI ANLAMA ile/ve/||/<> FARKINDALIĞI ARTIRMAK
- ŞAKK[Ar.] ile FALK[Ar.]
- SANAT ile/ve/||/<> FARKLILIK
- ŞANSLI ile NEYSE Kİ ile TALİH ile FALCI ile FALCILIK ile FALCI ile FALCI ile FALCILIK
( FORTUNATE vs. FORTUNATELY vs. FORTUNE vs. FORTUNE TELLER vs. FORTUNE TELLING vs. FORTUNE-TELLER vs. FORTUNETELLER vs. FORTUNETELLING )
( جوان بخت ile خوش شانس ile بلند اختر ile خوش اهوال ile نيک اختر ile خوشبخت بودن ile نيک بخت ile کامران ile همايون ile سفيدبخت ile خوشبخت ile از حسن اتفاق ile خوشبختانه ile طالع ile فال ile اقبال ile بحث واقبال ile طالع بين ile طالع بيني ile غيبگو ile فالگير ile رمال ile فال گير ile پيش بين ile رمالي )
( JAVAN BAKHT ile KHOSH SHANS ile BALAND AKHTAR ile KHOSH HAVAL ile NEYK AKHTAR ile KHOSHBAKHT BODAN ile NEYK BAKHT ile KAMRAN ile CPEHMAYVAN ile SEFYDABKHT ile KHOSHBAKHT ile AZ HASAN ETEFAGH ile KHOSHBAKHTANEH ile TALE ile FAL ile EQBAL ile BAHS VAGHABAL ile طالع بين ile TALE BEYNEY ile GHYBEGO ile FALGYR ile RAMAL ile FAL GYR ile PEYSH BEYNE ile رمالي )
- SARGI ile FASKA[Lat.]
( Esnek bir maddeden yapılmış, uzun, dar ve ince şerit. | Bir elektrik makinesinde ya da aygıtında, aynı devreyi oluşturan iletkenlerin tümü. | Gövdenin bir bölümünü yerinde ya da baskı altında tutmak amacıyla uygun biçimde sarılmış şerit. İLE Kundak çocuklarının beline, zıbının üzerinden sarılan geniş sargı. )
- ŞART ile FARZ
- SAVURGANLIK ile ABARTILI ile ABARTILI KONUŞMALAR ile FANTEZİ ile ABARTMAK ile İSRAF
( EXTRAVAGANCE vs. EXTRAVAGANT vs. EXTRAVAGANT TALKS vs. EXTRAVAGANZA vs. EXTRAVAGATE vs. EXTRAVEGANCE )
( زيادهروي ile گزافگري ile ولخرجي ile غيرمعقول ile ولخرج ile خرافات ile اثرخيالي ile کارنامعقول کردن ile بي اعتدالي )
( ZYADEGROY ile GOZAFGARY ile ولخرجي ile غيرمعقول ile VALKHARJ ile KHARAFAT ile اثرخيالي ile KARNAMAGHOL KARDAN ile BEY ETEDALY )
- SAYGISIZLIK ile/değil/yerine (FAZLA/AŞIRI/AYKIRI) RAHATLIK
- SEBEB ile/ve/<> VETED ile/ve/<> FÂSILA
( İp. İLE/VE/<> Kazık. İLE/VE/<> İp ile kazıkların arası.
[Çadır terimlerinden.] )
( 2 harf. İLE/VE/<> 3 harf. İLE/VE/<> 4 harf ve fazlası. )
- SECÎ ile/değil KÂFİYE ile/değil FÂSILA
( Düzyazıda. İLE Şiirde. DEĞİL Kur'an'da. )
( SECÎ: Düzyazı[nesir] içinde uyak{kâfiye]. Düzyazıda tümce ve tümceciklerin sonunu, kulakta aynı sesi bırakan sözcüklerle uyaklayarak süsleme sanatı. ( TESCİ': Secî yapmak. )
( MÜSECCA: Secî yapılarak yazılmış kitaplar. )
- ŞEHVET ile/ve/ne yazık ki/||/<>/> FAHİŞ/FUHUŞ
- SEWER GAS[İng.] / FASS[Alm.] ile/değil/yerine/= LAĞIM GAZI
- SHENG >< FAN FU
( Aydınlanmış, Kutsal insanlar. @@ Aydınlanmamış, sıradan insanlar. Tüm insanlar aynı doğayı paylaşmaktadır. Sheng olanlar kendi doğalarının farkına varmışlar, Fan Fu olanlar ise daha varacaklardır. )
- SORMAK ile/ve/<> FARKINDALIK
( TO ASK vs./and/<> AWARENESS )
- SORUN/SIKINTI:
FARKLI OLMAK/TA ile/ve/||/<>/ne yazık ki FARKINDA OLMAMAK/TA
(
)
- SORUN ile/değil/yerine FARK
( [not] PROBLEM vs./but DIFFERENCE
DIFFERENCE instead of PROBLEM )
- SPP ile/||/<> LSP ile/||/<> MİE ile/||/<> FANO
( Bir metal-yalıtkan arayüzü boyunca ilerleyen, ışıkla elektron salınımının birleştiği yüzey dalgasıdır. @@ Bir metal nanotaneciğinde elektronların toplu, yerel salınımıdır; taneciğin rengini ve güçlü alan yoğunlaşmasını belirler. @@ Işığın, dalga boyuyla karşılaştırılabilir boyuttaki taneciklerle etkileşiminin verdiği saçılma rezonanslarıdır. @@ Geniş bir modla dar bir modun girişiminden doğan, asimetrik çizgi biçimli rezonanstır. Dördü de nanoyapılarda ışık-elektron etkileşiminin farklı rezonans biçimleridir. )
( Formül: k_SPP = k₀√(εmεd/(εm+εd)) )
- STANDING WAVE LOSS FACTOR[İng.] / FACTEUR DE PERTE EN ONDES STATIONNAIRES[Fr.] / STEHWELLENVERLUSTFAKTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= DURAN DALGA KAYIP FAKTÖRÜ
- STRUCTURE FACTOR[İng.] / FACTEUR DE STRUCTURE[Fr.] / STRUKTURFAKTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= YAPI ETMENİ/ÇARPANI/FAKTÖRÜ
- TACİL-İ İNCİZAB[Osm.] / GRAVITATIONAL ACCELERATION[İng.] / FALLBESCHLEUNIGUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= YERÇEKİMİ İVMESİ
- TAŞ ARABASI ile/||/<> TAŞ BADEMİ ile/||/<> TAŞ BALIĞI ile/||/<> TAŞ BASKI ile/||/<> TAŞ BASMACI ile/||/<> TAŞ BASMASI ile/||/<> TAŞ BEBEK ile/||/<> TAŞ BİLİMİ ile/||/<> TAŞ BÖCEĞİ ile/||/<> TAŞ ÇAĞI ile/||/<> TAŞ DEVRİ ile/||/<> TAŞ DOLGU ile/||/<> TAŞ DÖŞEME ile/||/<> TAŞ EKMEK ile/||/<> TAŞ FIRIN ile/||/<> TAŞ İLİĞİ ile/||/<> TAŞ KAFA ile/||/<> TAŞ KALPLİ ile/||/<> TAŞ KÖMÜRÜ ile/||/<> TAŞ KÜRE ile/||/<> TAŞ LEVREĞİ ile/||/<> TAŞ NANESİ ile/||/<> TAŞ OCAĞI ile/||/<> TAŞ PAMUĞU ile/||/<> TAŞ PLAK ile/||/<> TAŞ PUDRA ile/||/<> TAŞSARIMSAĞI ile/||/<> TAŞ TAHTA ile/||/<> TAŞ TOPRAK ile/||/<> TAŞ UYKUSU ile/||/<> TAŞ YAĞI ile/||/<> TAŞ YUVARI ile/||/<> TAŞ YÜNÜ ile/||/<> TAŞ YÜREKLİ ile/||/<> AKTAŞ ile/||/<> BAŞ TAŞ ile/||/<> BEŞTAŞ ile/||/<> BUZUL TAŞ ile/||/<> CİLALI TAŞ DEVRİ ile/||/<> DAĞ TAŞ ile/||/<> DAMLA TAŞ ile/||/<> DİKİLİ TAŞ ile/||/<> DOKUZTAŞ ile/||/<> KAYAĞAN TAŞ ile/||/<> KESME TAŞ ile/||/<> LACİVERTTAŞ ile/||/<> MOLOZ TAŞ ile/||/<> PAMUK TAŞI ile/||/<> PÜSKÜRÜK TAŞ ile/||/<> SESLİ TAŞ ile/||/<> TEKTAŞ ile/||/<> ÜÇTAŞ ile/||/<> YALANCI TAŞ ile/||/<> YAPRAK TAŞ ile/||/<> YEDİTAŞ ile/||/<> YONTMA TAŞ DEVRİ ile/||/<> ALÇI TAŞI ile/||/<> ALÜMİNYUM TAŞI ile/||/<> ANAHTAR TAŞI ile/||/<> ANKARA TAŞI ile/||/<> AŞI TAŞI ile/||/<> ATLAMA TAŞI ile/||/<> AYNA TAŞI ile/||/<> BAKIR TAŞI ile/||/<> BALGAM TAŞI ile/||/<> BİLEĞİ TAŞI ile/||/<> BİNEK TAŞI ile/||/<> BÖBREK TAŞI ile/||/<> CEHENNEM TAŞI ile/||/<> ÇAKIL TAŞI ile/||/<> ÇAKMAK TAŞI ile/||/<> DAMA TAŞI ile/||/<> DAMLA TAŞI ile/||/<> DEĞİRMEN TAŞI ile/||/<> DENEK TAŞI ile/||/<> DENGE TAŞI ile/||/<> DİŞ TAŞI ile/||/<> DOLAN TAŞI ile/||/<> ESKİŞEHİR TAŞI ile/||/<> ETEK TAŞI ile/||/<> FAL TAŞI ile/||/<> GAZ TAŞI ile/||/<> GÖBEK TAŞI ile/||/<> GÖK TAŞI ile/||/<> GÖZ TAŞI ile/||/<> HACIBEKTAŞ TAŞI ile/||/<> HAVA TAŞI ile/||/<> HECE TAŞI ile/||/<> İNCİ TAŞI ile/||/<> İŞİTME TAŞI ile/||/<> KADIKÖY TAŞI ile/||/<> KALDIRIM TAŞI ile/||/<> KAN TAŞI ile/||/<> KAPAK TAŞI ile/||/<> KATRAN TAŞI ile/||/<> KAYMAK TAŞI ile/||/<> KAYNAÇ TAŞI ile/||/<> KAZAN TAŞI ile/||/<> KENAR TAŞI ile/||/<> KİLİT TAŞI ile/||/<> KİLOMETRE TAŞI ile/||/<> KİL TAŞI ile/||/<> KİREÇ TAŞI ile/||/<> KİTABE TAŞI ile/||/<> KÖSELE TAŞI ile/||/<> KÖŞE TAŞI ile/||/<> KUM TAŞI ile/||/<> LİTOGRAFYA TAŞI ile/||/<> LOĞ TAŞI ile/||/<> LÜLE TAŞI ile/||/<> MALI TAŞI ile/||/<> MALTA TAŞI ile/||/<> METEOR TAŞI ile/||/<> MEZAR TAŞI ile/||/<> MİHENK TAŞI ile/||/<> MOLA TAŞI ile/||/<> MUSALLA TAŞI ile/||/<> NECEF TAŞI ile/||/<> NİŞAN TAŞI ile/||/<> OCAK TAŞI ile/||/<> OKSİDİYON TAŞI ile/||/<> OLTU TAŞI ile/||/<> PAKET TAŞI ile/||/<> PAMUK TAŞI ile/||/<> PANZEHİR TAŞI ile/||/<> PARKE TAŞI ile/||/<> PONZA TAŞI ile/||/<> RASPA TAŞI ile/||/<> SABIR TAŞI ile/||/<> SABUN TAŞI ile/||/<> SADAKA TAŞI ile/||/<> SATRANÇ TAŞI ile/||/<> SEYLAN TAŞI ile/||/<> SINIR TAŞI ile/||/<> SÜNGER TAŞI ile/||/<> SÜT TAŞI ile/||/<> ŞAP TAŞI ile/||/<> ŞİMŞEK TAŞI ile/||/<> TABLA TAŞI ile/||/<> TEMEL TAŞI ile/||/<> TESLİM TAŞI ile/||/<> USTURA TAŞI ile/||/<> UZAY TAŞI ile/||/<> ÜZENGİ TAŞI ile/||/<> YADA TAŞI ile/||/<> YAĞ TAŞI ile/||/<> YAĞMUR TAŞI ile/||/<> YAPI TAŞI ile/||/<> YILAN TAŞI ile/||/<> YILDIZ TAŞI ile/||/<> ZIMPARA TAŞI
( Kimyasal veya fiziksel durumu değişiklikler gösteren rengini içindeki maden tuz ve oksitlerden alan sert ve katı madde Bu maddeden yapılmış bu maddeden oluşmuş Bazı yerlerde ve işlerde kullanılmak için bu maddeden özel olarak hazırlanmış malzeme Yapı işlerinde kullanılmak için bu maddeden hazırlanmış malzeme Mücevherlerde kullanılan yüksek değerli cevher Dama domino vb oyunlarda kullanılan metal kemik plastik veya tahta parçalardan her biri Bazı organların içinde özellikle idrar kesesi vb nde oluşan türlü biçim ve hacimdeki katı madde Bazı kütlelerden kopan veya koparılan parça Üstü kapalı bir biçimde söylenen iğneleyici söz )
- TAVL[Ar.] ile FAZL[Ar.]
- TECELLÎ ile/ve FÂŞ ETMEK
- TEFAVÜT[Ar. < TEFĀVUT] ile/değil/yerine/=/||/<> FARKLILIK
- TEFECİLİK ile/||/<> FAİZCİLİK ile/||/<> MURABAHACILIK
- TEKRAR ile/ve FAZLA/LIK
- TEKSİR EMSÂLI[Osm.] / MULTIPLICATION FACTOR[İng.] / FACTEUR DE MULTIPLICATION[Fr.] / MULTIPLIKATIONSFAKTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= ÇOĞALMA ÇARPANI/FAKTÖRÜ
- TELEFON ETMEYE GİTMEK ile FATURA YATIRMAK
( İşemek. İLE Sıçmak. )
- TELESKOP ile/ve/<> FAST(Five-hundred-meter Aperture Spherical Radio Telescope)
( ... İLE/VE/<> Dünyanın en güçlü tek çanaklı radyo dedektörü. )
(
)
- TERSİP ETMEK[Osm.] / FALIAJABORANDI[Alm.] ile/değil/yerine/= ÇÖKELTMEK
- THERMAL FARAD[İng.] / FARAD THERMIQUE[Fr.] / THERMISCHES FARAD[Alm.] ile/değil/yerine/= ISIL FARAD
- TIMBER-WORK[İng.] ile/||/<> PAN DE BOİS[Fr.] ile/||/<> FACHWERKBAU[Alm.] ile/||/<> BAĞDADİ[Ar. < BAGDÂDİ]
( Mimarlık Kalastan duvar dikmelerinin dışa ve içe gelen yüzleri çıtalarla kaplanır üzerleri sıvanır Böylece iç ve dış sıvalar arası boş kalır Bu biçimde yapılan duvarlara bağdadî denir )
( TIMBER-WORK )
( PAN DE BOIS )
( FACHWERKBAU )
- TÖVBE ile/ve/değil/yerine/||/<> FARKINDALIK
- TRAMMEL NET[İng.] ile/||/<> FANYALI AĞ
( Küçük gözeli tor ağın ön ve arkasına büyük gözeli ağların yerleştirilmesiyle oluşturulan üç katlı uzatma ağı )
( TRAMMEL NET )
- TRICHROMATIC ANALYSIS[İng.] / FARBENSKALA[Alm.] ile/değil/yerine/= TRİKROMATİK ÇÖZÜMLEME/ANALİZ
- TRICHROMATIC[Fr.] / FARBENMESSAPPARAT, FARBENMESSER[Alm.] ile/değil/yerine/= TRİKROMATİK
- TÜP[Fr./İng. < TUBE] ile FALLOP TÜPÜ/BORUSU
( Laboratuvarlarda türlü işlerde kullanılan, bir ucu kapalı cam boru. | İçine krem, diş macunu, ilaç vb. nesneler konulan, bir ucu burgu kapaklı, plastik ya da metal boru. | Akışkan nesnelerin konulduğu, genellikle silindir biçiminde, içi boş, ağzı özel tapalı kap. İLE Döl yatağının üst köşesinden yumurtalığa kadar uzanan, yaklaşık 10 santimetre uzunluğundaki boru. )
- TÜRETME ile TÜREV ile TÜREVLER ile TÜRETMEK ile FAYDA ELDE ETMEK
( DERIVATION vs. DERIVATIVE vs. DERIVATIVES vs. DERIVE vs. DERIVE BENEFIT )
( مشتغ گيري ile اشتقاق ile مشتق ile اشتقاقي ile فرعي ile مشتغات ile متفرعات ile مشتقات ile مشتق شدن ile مشتق کردن ile فايدهرساندن )
( MOSHTAGH GYRY ile ESHTAQAQ ile MOSHTAGH ile ESHTAQAQY ile FAREY ile مشتغات ile MOTEFAREAT ile MOSHTAQAT ile MOSHTAGH SHODAN ile MOSHTAGH KARDAN ile فايدهرساندن )
- TÜRKÇE ve/||/<> FARSÇA SÖZCÜK EKLERİ
(
Son Ekler
| Türkçe | Farsça | Örnek(ler) |
|---|---|---|
| -ane | ـانه | Şahane, Divane |
| -asa | آسا | Devasa |
| -aver | آور | Cengaver |
| -baz | باز | Sihirbaz, Cambaz, Kumarbaz, Küfürbaz, Hokkabaz |
| -ber | بر | Peygamber, Rehber, Seferber |
| -ça | چه | Bahçe, Kepçe, Parça |
| -dan | دان | Çaydanlık, Cüzdan |
| -dan | دان | Nüktedan |
| -dar | دار | Haberdar, Dindar, Minnettar, Tezgâhtar, Bayraktar, Taraftar, Emektar |
| -engiz | انگیز | Esrarengiz |
| -füruş | فروش | Malumatfüruş |
| -gâh | ـگاه | İkametgâh, Tezgâh, Ordugâh, Güzergâh |
| -gir | گیر | Beygir, Peşkir |
| -güzar | گزار | İşgüzar |
| -hane | خانه | Çamaşırhane, Hastane, Hapishane, Meyhane, Eczane, Dershane, Pastane, Postane, Darphane, Doğumhane, Ameliyathane, Yatakhane, Yemekhane, Patrikhane, Kütüphane |
| -istan | ـستان | Ermenistan, Özbekistan, Tataristan, Tacikistan, Yunanistan, Dağıstan, Afganistan, Sırbistan, Kırgızistan, Kazakistan, Bulgaristan, Moğolistan, Hırvatistan, Hindistan, Türkmenistan, Türkistan, Gürcistan, Macaristan, Pakistan, Arabistan |
| -kâr | کار | Fedakâr, Günahkâr, İsyankâr, Zanaatkâr, Bestekâr, Sahtekâr, Tehditkâr |
| -name | نامه | Taahütname, Beyanname, Muvafakatname, Vekaletname, Nizamname |
| -para | ـباره | Kulampara, Zampara |
| -perest | پرست | Hayalperest, Putperest |
| -perver | پرور | Misafirperver |
| -şor | شور | Silahşor |
| -tıraş | تراش | Heykeltıraş, Kalemtıraş |
| -zade | زاده | Şehzade |
| -zar | زار | Çimenzar, Gülzar, Lalezar |
| -zede | زده | Afetzede, Depremzede, Kazazede |
| -zen | زن | Neyzen |
(
Ön Ekler
| Türkçe | Farsça | Örnek(ler) |
|---|---|---|
| Ber- | بر | Berkemal, Bertaraf |
| Bi- | بی | Biçare, Bihaber |
| Der- | در | Derhal, Deruhte |
| Hem- | هم | Hemşehri, Hemfikir |
| Na- | نا | Nahoş, Namahrem, Namert |
(
Bağlaçlar
| Türkçe | Farsça |
|---|---|
| Bari | باری |
| Belki | بلکه |
| Çünkü | چون که |
| Eğer | اگر |
| Gâh … gâh … | گاه … گاه … |
| Gerçi | گرچه |
| Hele | هله |
| Hem … hem … | هم … هم … |
| Kâh … kâh … | گاه … گاه … |
| Keşke | کاشکی |
| Ki | که |
| Meğer | مگر |
| Ne … ne … | نه … نه … |
| Sanki | سان که |
| Şayet | شاید |
| Ta | تا |
| Ya … ya … | یا … یا … |
| Yahut | یا خود |
| Zira | زیرا |
- UCLAR ile/ve/değil/yerine FARKLAR
( [not] TIPS vs./and/but CONFLICT
CONFLICT instead of TIPS )
- UÇUK ile/ve/değil/yerine/||/<> FARKLI
- UMUT ve/=/||/<>/>/< YOKSULUN/FAKİRİN EKMEĞİ
- ÜNİVERSİTE FAKÜLTE
- UNLIKE :/yerine FARKLI, BENZEMEYEN
- ÜRETİM ARAÇLARI ile/||/<> ÜRETİM ARTIĞI ile/||/<> ÜRETİM BANDI ile/||/<> ÜRETİM BİÇİMİ ile/||/<> ÜRETİMEVİ ile/||/<> ÜRETİM GÜÇLERİ ile/||/<> ÜRETİM İLİŞKİLERİ ile/||/<> ÜRETİM KOOPERATİFİ ile/||/<> FASON ÜRETİM ile/||/<> MERDİVEN ALTI ÜRETİM ile/||/<> SERİ ÜRETİM
( Belirli faaliyet ve işlemler sonucu yeni bir mal veya hizmet meydana getirme istihsal prodüksiyon tüketim karşıtı )
- USEFUL BEAM[İng.] / FAISCEAU UTILE[Fr.] ile/değil/yerine/= FAYDALI DEMET
- ÜSTÜN/LÜK / GERİ/LİK ile/ve/değil/yerine FARK/LI/LIK
- ÜSTÜN/LÜK ile/ve/değil/yerine/||/<> FARKLI/LIK
( [not] SUPERIOR/ITY vs./and/but/||/<> DIFFERENT/DIFFERENCE, DIVERSITY
DIFFERENT/DIFFERENCE, DIVERSITY instead of SUPERIOR/ITY )
- ÜSTÜNLÜK ile/||/<> FAİKLİK
- UTILITY[İng.] ile/||/<> FAYDA[Ar. < FÂʾİDE]
( Gereksinmelerin mal ve hizmetler kullanılarak doğrudan doğruya karşılanması sırasında tüketicinin duyduğu haz )
( UTILITY )
- UTILITY :/yerine FAYDA, HİZMET
- UZAY ile/ve/||/<> FAZ UZAYI
( ... @@ Sonsuz boyutlu zaman ve nesne[nin yorumlanabilmesi]. )
- VÂKIF/VUKÛFİYET ile/ve/||/<> FARKINDA/LIK
- VAN'T HOFF FACTOR[İng.] / FACTEUR DE VAN 'T HOFF[Fr.] / VAN 'T HOFF-FAKTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= VAN 'T HOFF ETMENİ/FAKTÖRÜ
- VAROLAN'IN(MEVCUDUN) DÖRT NEDENİ:
MADDÎ ile SURÎ/BİÇİMSEL(FORMEL) ile FAİL/ETKER ile GÂÎ/SONSAL
- VAROŞ ile/<> FAVELA
( Gecekondu mahallelerinde yaşayanlar. İLE/<> Rio de Janeiro - Brezilya gecekondu mahallelerinde yaşayanlar. )
- VARSAYIM = FARAZİYE = HYPOTHESIS[İng.] = HYPOTHÉSE[Fr.] = HYPOTHESE[Alm.] = SUPPOSITIO[Lat.] = HYPOTHESIS[Yun.]
- VERMEK ile FAYDA SAĞLAMAK ile TARAFSIZ ile TARAFSIZ OLARAK
( IMPART vs. IMPART BENEFITS vs. IMPARTIAL vs. IMPARTIALLY )
( بهرهمند ساختن ile افاضه کردن ile بي غرض ile حق گو ile بيطرفانه ile بيغرضانه )
( BACPAREAMAND SAKHTAN ile AFAZEH KARDAN ile BEY GHARZ ile HAGH GO ile بيطرفانه ile بيغرضانه )
- YABANCI ile/||/<> YENİ ile/||/<> FARKLI
- YALAN ile FARKLILAŞTIRMA
- YALNIZLIK:
FARKINDA OLUNMAYAN ile/değil/yerine FARKINDA OLUNAN
( Hakkında, "konuşabildiğin". İLE/DEĞİL/YERİNE Susmaktan başka çarenin olmadığı. )
- YANLIŞ DÜŞÜNMEK ile/değil FARKLI DÜŞÜNMEK
( [not] "THINKING WRONG" vs./but THINKING DIFFERENT )
- YANLIŞ ile/değil FARKLI
( [not] WRONG/FALSE vs./but DIFFERENT )
- YANLIŞ = HATALI = WRONG[İng.] = FAUX[Fr.] = FALSCH[Alm.] = FALSUS[Lat.] = INJURIA[İsp.]
- YARARLANIŞ | FAYDALANIŞ ile/||/<> YARARSIZCA | FAYDASIZCA ile/||/<> YARARLANABİLME | FAYDALANABİLME ile/||/<> YARARLANILABİLMEK | FAYDALANILABİLMEK ile/||/<> YARARCILIK | YARARLANMA | YARARLANMAK | YARARLI | YARARSIZ ile/||/<> YARARLANILMA | YARARLANDIRMAK | YARARLANDIRMA | YARARLANDIRILMAK | YARARLANDIRILMA ile/||/<> PRAGMACILIK | YARAYIŞLI | YARAYIŞSIZ ile/||/<> PRAGMATİKLİK | İSTİFADELİ | İSTİFADESİZ ile/||/<> FAYDACILIK | FAYDALANMA | FAYDALANMAK | FAYDALI | FAYDASIZ ile/||/<> FAYDALANILMA | FAYDALANDIRMAK | FAYDALANDIRMA | FAYDALANDIRILMAK | FAYDALANDIRILMA
- YARARSIZLIK ile/||/<> BEYHUDELİK ile/||/<> FAYDASIZLIK ile/||/<> YARAYIŞSIZLIK
- YARATICILIK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< FARKLILIK
- YARILMA > FARKINDALIK
- YAŞAM BİÇİMİ ile/||/<> YAŞAM BİLİMLERİ ile/||/<> YAŞAM BOYU ile/||/<> YAŞAM DOLU ile/||/<> YAŞAM DÜZEYİ ile/||/<> YAŞAM FELSEFESİ ile/||/<> YAŞAM GÜVENCESİ ile/||/<> YAŞAM KAVGASI ile/||/<> YAŞAM KOÇU ile/||/<> YAŞAM KOŞULLARI ile/||/<> YAŞAM ÖYKÜSEL ile/||/<> YAŞAM ÖYKÜSÜ ile/||/<> YAŞAM SAVAŞI ile/||/<> YAŞAM SİGORTASI ile/||/<> YAŞAM STANDARDI ile/||/<> YAŞAMÜSTÜ ile/||/<> FATURALI YAŞAM ile/||/<> ÖZ YAŞAM ile/||/<> ÖZEL YAŞAM ile/||/<> SAĞLIKLI YAŞAM ile/||/<> SOSYAL YAŞAM ile/||/<> MESLEK YAŞAMI
( Doğumla ölüm arasında yaşanan süre dirim ömür hayat I )
- YAZGICILIK = CEBRİYE = FATALISM[İng.] = FATALISME[Fr.] = FATALISMUS[Alm.]
- YAZMALARIN BOZULMASINDA:
MİKROORGANİZMALAR ve/||/<> BÖCEKLER ve/||/<> FARELER ve/||/<> NEM ve/||/<> TOZ
- YENİ/ESKİ ile/ve/değil/yerine FARKLI
( [not] NEW/OLD vs./and/but DENSE
DIFFERENT instead of NEW/OLD )
- YER YER ile/||/<> FASLA FASLA
- YETİ = MELEKE = FACULTY[İng.] = FACULTÉ[Fr.] = VERMÖGEN, FÄHIGKEIT[Alm.] = FACULTAS[Lat.] = FACULTAD[İsp.]
- YILDIZ PARALAKSI/IRAKLIK AÇISI ve/||/<>/> DOPPLER ETKİSİ/KAYMASI ve/||/<>/> FAUCAULT SARKACI
( 1838 ve/||/<>/> 1842 ve/||/<>/> 1851 )
- YOĞUNLAŞMA ve/||/<> FARKLILAŞMA ve/||/<> BELİRLEME
- YOKSULLAŞMAK | YOKSULLAŞTIRMA | YOKSULLAŞTIRMAK ile/||/<> FAKİRLEŞMEK | FAKİRLEŞTİRME | FAKİRLEŞTİRMEK
- YUNUS ile FALYANOS
( ... İLE Yunus balığının irisi. )
- YUTAK YANGISI | FARENJİT ile/||/<> FARENJİT[Fr. < PHARYNGITE]
( Yutak yangısı )
( PHARYNGITIS )
( PHARYNGITE )
- YUTARGÖZE | FAGOSİT ile/||/<> FAGOSİT ile/||/<> YUTAR GÖZE
( yutar göze yutargöze yutar hücre Hücresel ve partiküler maddeleri içine almak üzere özelleşmiş monosit makrofaj ve nötrofilleri kapsayan hücreler Mikroorganizma veya partikülleri hücre içine alma veya yutma yeteneğine sahip nötrofil makrofaj gibi hücreler )
( PHAGOCYTE | PHAGOCYTOSIS )
( PHAGOCYTE | PHAGOCYTOSE )
( PHAGOZYTOSE )
( FAGOCITA )
( ΦΑΓΟΚΎΤΤΑΡΟ / φαγοκύτταρο )
- YUTARGÖZE | FAGOSİT ile/||/<> FAGOSİTOZ ile/||/<> HÜCRE YUTARLIĞI | YUTAR GÖZE
( bk. yutar göze @@ bk. yutargöze. @@ bk. yutar hücre @@ Hücresel ve partiküler maddeleri içine almak üzere özelleşmiş, monosit, makrofaj ve nötrofilleri kapsayan hücreler. @@ Mikroorganizma veya partikülleri hücre içine alma veya yutma yeteneğine sahip nötrofil, makrofaj gibi hücreler. @@ )
( PHAGOCYTE | PHAGOCYTOSIS~PHAGOCYTOSIS~PHAGOCYTOSIS )
( PHAGOCYTE | PHAGOCYTOSE~PHAGOCYTOSE~PHAGOCYTOSE )
( ...~...~PHAGOCYTOSIS )
( PHAGOZYTOSE~PHAGOZYTOSE~PHAGOZYTOSE )
( FAGOCITA~FAGOCITOSI~FAGOCITOSI )
( ΦΑΓΟΚΎΤΤΑΡΟ / φαγοκύτταρο~ΦΑΓΟΚΥΤΤΆΡΩΣΗ / φαγοκυττάρωση~ΦΑΓΟΚΥΤΤΆΡΩΣΗ / φαγοκυττάρωση )
- YUTMAK" ile/ve/||/<>/< FARKETMEMEK
- ZANNETME! ile/ve/||/<> FARZ ETME! ile/ve/||/<> SOR! ile/ve/||/<> SÖYLE!
- ZENGİNİN YÜRÜDÜĞÜ ile/ne yazık ki FAKİRİN YÜRÜDÜĞÜ
( Sindirebilmek için. İLE/NE YAZIK Kİ Bulmak için. )
- ZEYNEB ile/ve FÂTIMA
( Salih'lerin annesi. İLE Muhammed'lerin annesi. )
( ZEYNEP[ZEYN - EB: Babasının süsü/güzelliği.] )
- ZİHİN ile/ve/<> FARKINDALIK
( Zihin, olaylarla ilgilenir, farkındalık ise zihnin kendiyle ilgilenir. )
( Zihin, her durumu ile kendini bilmelidir. )
( Zihnimizi içiyle dışıyla bilmedikçe, bağımlılıklar bizi terk etmeyecektir. )
( Zihin, iki halde bulunur; su gibi ve bal gibi. Su en ufak bir sallanışta titreşir, halbuki bal ne kadar karıştırılırsa karıştırılsın, hemen hareketsizliğe döner. )
( Yanılsamayı yaratan zihindir ve ondan kurtulan da zihindir. )
( Zihnin bize yardım edeceğinden değil fakat zihni iyi bilirsek, onun bizi sınırlamasından sakınabiliriz. )
( Başlangıçta önde gelenin zihin olması gerekir. )
( Zihin dili biçimlendirir ve dil de zihne biçim verir. )
( Zihnin bilgisi gerçek bilgi değildir. )
( Zihne ait olan göreli olandır, onu bir "mutlak" haline getirmek hatadır. )
( Zihin, arzudan azade ve rahat olmalıdır. )
( Anlayan bir zihin, arzulardan ve korkulardan azâdedir. )
( Zihin yanlış anlar, yanlış anlama onun doğası gereğidir. )
( Zihin anlayamaz, çünkü zihin kavramak, tutmak ve devam ettirmek üzere eğitilmiştir. )
( Şimdiye kadar zihni bilen olarak kabul ettiniz, fakat öyle değildir. )
( Zihin, bizi imgelerle ve düşüncelerle tıkamakta ve onlar, bellekte yara izleri bırakmakta. )
( Zihin diye bir şey yoktur. Düşünceler vardır ve bunlardan bazıları yanlıştır. Yanlış olan düşünceleri terk edin, çünkü onlar sahtelerdir ve kendi hakkınızdaki görüşünüzü bulandırırlar. )
( Zihnin kurduğunu, zihin yıkmalıdır. )
( Sakin bir zihin, doğru bir idrak için şarttır, ki bu da kendini-biliş için gereklidir. )
( Zihin, karanlık ya da çalkantılıyken, kaynak fark edilmez. )
( Zihin, sakin olduğu zaman gerçeği yansıtır. )
( Zihin, telaş halinde olmadığı ve endişelerden uzak olduğu zaman sessizleşir ve sessizlik içinde, genelde kolay idrak edilemeyecek kadar süptil olan bazı şeylerin işitilebilmesi olanaklaşır. )
( Zihin, görebilmek için açık ve sessiz olmalıdır. )
( Zihin yatıştırıldığında ve artık iç âlemi rahatsız etmediğinde, gövde yeni bir anlam kazanır ve onun değişimi hem gerekli hem olanaklı hale gelir. )
( Zihin tamamen hareketsiz olduğu zaman, erir, yalnızca gerçek kalır. )
( Zihninizi ya da gövdenizi değiştirebilirsiniz fakat değişmiş olan sürekli sizin dışınızda olan bir şeydir, kendiniz değil. )
( Zihin ve gönül olgunluğu vazgeçilmez gerekliliktir. )
( Durgun ya da huzursuz olan zihindir, siz değilsiniz. )
( Cildinizin dış tarafındaki dünya ile iç tarafındaki dünyayı birbirinden ayıran ve onları karşıt konumlara getiren sizin zihninizdir. )
( Dünyayı projekte eden zihin onu kendi tarzında renklendirir. )
( Zihni huzursuz eden arzular ve korkulardır. )
( Sürekli düşünmek, zihninizi yıpratır ve bozar. )
( Zihninizi durmadan çalıştırmayın. )
( Zihin, büyük bir işçidir ve dinlenmeye gereksinimi vardır. )
( Zihninizi toparlayıp güçlendirin, göreceksiniz ki düşünceleriniz ve duygularınız, sözleriniz ve eylemleriniz sizin iradeniz yönünde hizaya gireceklerdir. )
( Onun istekleri sayısız ve sınırsızdır. Zihninizi büyük dikkatle, sebatla gözlemleyin, çünkü tutsaklığınız da özgürlüğünüzün anahtarı da onda yatar. )
( Elbette ki gövdemizi ve zihnimizi işletelim fakat onların bizi sınırlamasına izin vermeyelim. )
( Tüm gereksiniminiz sakin bir uyanıklığı koruyarak kendi gerçek doğanızı araştırmaktır. )
( Tüm yapılması gereken, Öz ile özdeşliğinin farkına varılabilmesi için zihni arındırmaktır. )
( Tüm gereksiniminiz sadece sakin bir zihindir. )
( Zihninize, tarafsızlıkla bakın, bu onu sakinleştirmeye yeter. )
( Zihin, aşırı meşguliyetlerden uzak tutulduğu zaman sakinleşir. )
( Sessizlikten başka hiçbir belirli düşünce zihnin doğal hali olamaz. )
( Zihnin ötesinde tüm farklar biter. )
( Zihnin ötesindesiniz fakat zihninizle bilirsiniz. )
( Zihin, hazır olur olmaz güneş onun içinde parlar. )
( Zihninizi yatıştırın ve arındırın, berraklaştırın, o zaman kendinizi gerçekte olduğunuz gibi göreceksiniz. )
( Zihniniz sakinleştiğinde öteki herşey gereğince ve doğru biçimde gerçekleşecektir. )
( Kişinin kendi gerçek doğasına nüfuz etmesini engelleyen şey, zihnin zayıflığı, duygusuzluğu ve süptil olanı atlayıp sadece kaba olan üzerinde odaklanmasıdır. )
( Zihninizi durdurun ve sadece OLun! )
( Kendinizi her şey ve her şeyden öte olarak bilmenize engel olan, belleğe dayanan zihindir. )
( Kendiniz olarak imgelediğiniz kişiyi, zihninizde algıladığınız dünyanın bir parçası olarak görün ve zihninize dışarıdan bakın, çünkü siz zihin değilsiniz. )
( Kendi zihninizi anlayın, böylece onun sizin üzerinizdeki bağlayıcılığı son bulacaktır. )
( Öz varlığınız olmanız için zihnin ötesine geçmeniz, kendinizi bulmanız gerekir. )
( Zihnin ötesine geçmek için sessiz ve sakin olmak zorundasınız. )
( Zihninizin aynasında imgeler görünür ve kaybolurlar. Ayna kalır. )
( Zihni, olması gereken yerde ve kendi işiyle meşgul tutarsanız, bu zihnin kurtuluşudur. )
( Yapmaya çalışacağımız şey, gerçek olanı anlamak için zihni uygun duruma getirmektir. )
( Dünya, zihnin sadece yüzeyidir ve zihin sonsuzdur. )
( Düşünceler dediklerimiz, zihnin yüzeyindeki dalgacıklardır ancak. )
( Her şeyin sizin zihninizde olduğunu, sizin zihinden öte olduğunuzu ve gerçekten yalnız başınıza olduğunuzu ne zaman idrak ederseniz, işte o zaman her şey sizsiniz. )
( Bağımsız, yaratılmamış, ebedi ve değişmez ama yeni ve taze olan, zihnin ötesidir. )
( Resim, ressamın zihninde ve resmin içinde; resim, ressamın zihnindeki resmin içindeki ressamın zihninde! )
( Zihninizi düzene koyun, doğrultun, herşey düzelecektir. )
( Kendinizi bilmeyi engelleyen yalnızca zihindir. )
( Mind is interested in what happens, while awareness is interested in the mind itself.
The mind must know itself in every mood.
What is of the mind is relative, it is a mistake to make it into an absolute.
The mind exists in two states: as water and as honey. The water vibrates at the least disturbance, while the honey, however disturbed, returns quickly to immobility.
It is the mind that creates illusion and it is the mind that gets free of it.
Not that the mind will help you, but by knowing your mind you may avoid your mind disabling you.
The mind cannot understand, for the mind is trained for grasping and holding.
For it is the mind that is primary in the beginning.
The mind shapes the language and the language shapes the mind.
To keep the mind in its own place and on its own work is the liberation of the mind.
There is no such thing as mind. There are ideas and some of them are wrong. Abandon the wrong ideas, for they are false and obstruct your vision of yourself.
When the mind is dark or turbulent, the source is not perceived.
What the mind has done the mind must undo.
The mind misunderstands, misunderstanding is its very nature.
All else will happen rightly, once your mind is quiet.
Ripeness of heart and mind is indispensable.
You took the mind for the knower, but it is just not so.
The mind clogs you up with images and ideas, which leave scars in memory.
It is the mind that is dull or restless, not you.
It is your mind that has separated the world outside your skin from the world inside and put them in opposition.
The mind that projects the world, colours it its own way.
It is desires and fears that make the mind restless.
Constant thinking makes the mind decay.
Do not keep your mind busy all the time.
Mind is the great worker and it needs rest.
Collect and strengthen your mind and you will find that your thoughts and feelings, words and actions will align themselves in the direction of your will.
You may change your mind or your body, but it is always something external to you that has changed, not yourself.
It's appetites are numberless and limitless. Watch your mind with great diligence, for there lies your bondage and also the key to freedom.
When you are not in a hurry and the mind is free from anxieties, it becomes quiet and in the silence something may be heard which is ordinarily too fine and subtle for perception.
The mind must be open and quiet to see.
When the mind has been put to rest and disturbs no longer the inner space (chidakash), the body acquires a new meaning and its transformation becomes both necessary and possible.
All you need is to keep quietly alert, enquiring into the real nature of yourself.
When it is motionless through and through, it dissolves and only reality remains.
A quiet mind is all you need.
Look at your mind dispassionately; this is enough to calm it.
When the mind is kept away from its preoccupations, it becomes quiet.
You are beyond the mind, but you know with your mind.
As soon as the mind is ready, the sun shines in it.
Calm and clarify your mind and you will know yourself as you are.
Understand your own mind and its hold on you will snap.
To go beyond the mind, you must be silent and quiet.
What prevents the insight into one's true nature is the weakness and obtuseness of the mind and its tendency to skip the subtle and focus on the gross only.
Stop your mind - and just be.
What prevents you from knowing yourself as all and beyond all, is the mind based on memory.
Just see the person you imagine yourself to be as a part of the world you perceive within your mind and look at the mind from the outside, for you are not the mind.
To be what you are, you must go beyond the mind, into your own being.
What we are trying to do here is to bring our minds into the right state for understanding what is real.
The world is but the surface of the mind and the mind is infinite.
What we call thoughts are just ripples in the mind.
What is independent, uncreated, timeless and changeless, and yet ever new and fresh, is beyond the mind.
The picture is in the mind of the painter and the painter is in the picture, which is in the mind of the painter who is in the picture!
It is your mind's attitude that determines what he is to you. )
( MIND vs./and/<> AWARENESS )
- ZITLAR ile/değil/yerine FARKLAR
( Zıtlar vardır fakat zıtlık yoktur. )
( Zıtları, birbirinden farklı ve ayrı haller olarak düşünürüz. Değillerdir. )
( Zihnin ötesinde, tüm farklar biter. )
( Fark gözetmeyin ve ayrılmaz olanı ayırmayın. )
( There are opposites, but no opposition.
You imagine that they are distinct and separate states. They are not.
Beyond the mind all distinctions cease.
Make no distinction, don't separate the inseparable. )
( DIDD ile/değil/yerine FURKAN )
( ÂHŞÎG/ÂN ile/değil/yerine ... )
( [not] CONTRARIES/ANTONYMS vs./but DIFFERENCES
DIFFERENCES instead of CONTRARIES/ANTONYMS )
(1996'dan beri)