I ve İ ile başlayan FaRkLaR
KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!
(SÜREKLİ AYIRDINDA OLUNMASI GEREKENLER!!!)
itibarı ile 11.234 başlık/FaRk ile birlikte,
11.234 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.
Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...
(41/46)
- [ne yazık ki]
ÖFKE ile/ve/||/<> İFRİT[Ar.]
( ... İLE/VE/||/<> Doğu masal ve efsanelerinde kötü, korkunç yaratık. | Öfkeli, ortalığı birbirine katan kişi. | İçini kemiren, meşgul eden şey. )
- ÖGE/ÖĞE ile/ve/||/<>/> BİLEŞİK ile/ve/||/<>/> TEK GÖZELİ/HÜCRELİ ile/ve/||/<>/> CANLI ile/ve/||/<>/> ÇOK GÖZELİ/HÜCRELİ ile/ve/||/<>/> İNSAN
( Kimyasal olarak ayrıştırılamayan saf nesneler. İLE/VE/||/<>/> Bir ya da daha fazla ögenin kimyasal olarak birleşmesiyle oluşur. İLE/VE/||/<>/> Bir gözeden oluşan organizmalar. İLE/VE/||/<>/> ... İLE/VE/||/<>/> Birden fazla gözeden oluşan organizmalar. İLE/VE/||/<>/> ... )
- ÖĞLE ile/ve/||/<> İKİNDİ
( Gölgesizlik. İLE/VE/||/<> Gün geçişi. )
- ÖĞÜT VERMEK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< İYİ/DOĞRU ÖRNEK OLMAK/GÖSTERMEK
( Yolu uzun. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Yolu kısa. )
( Kolay. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< "Kolay değil". )
- ÖĞÜT ile/ve/değil/yerine/||/<> (İYİ/YETERLİ/NİTELİKLİ) ÖRNEK
( Yolu, uzundur. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<> Yolu, kısa ve etkilidir. )
- OKSİDASYON ile/||/<> İNDİRGENME ile/||/<> REDOKS
( Elektron alışverişi içeren kimyasal reaksiyonlar. )
( Formül: E°cell = E°katot - E°anot )
- OKSİTLENME ile/||/<> İNDİRGENME
( Oksitlenme elektron verme, indirgenme elektron almadır )
( Formül: Fe→Fe²⁺+2e⁻ İLE Cu²⁺+2e⁻→Cu )
- OKSİTLEYİCİ ile/||/<> İNDİRGEN
( Oksitleyici elektron alırken, indirgen elektron verir )
( Antoine Lavoisier tarafından 1777 yılında keşfedildi/formüle edildi. (1743-1794) (Ülke: Fransa) (Alan: Kimya) (Önemli katkıları: Modern kimyanın kurucusu, kütlenin korunumu) )
- OCTANE NUMBER[İng.] / INDICE D'OCTANE[Fr.] / OKTANZAHL, OKTANWERT[Alm.] ile/değil/yerine/= OKTAN SAYISI
- KUR'ÂN-I KERÎM:
OKUNAN ile/ve/değil/||/<>/< İŞİTİLEN
- ÖKÜZ ile İĞDİŞ EDİLMİŞ ÖKÜZ
( OX vs. BULLOCK )
- ÖKÜZ ile İNEK
( ... İLE Gebelik süreleri 275-285 gündür. )
( ... ile
)
( OX vs. COW )
- INDICE EXTRAORDINAIRE[Fr.] ile/değil/yerine/= OLAĞANÜSTÜ İNDİSİ
- OLANAK = İMKÂN = POSSIBILITY[İng.] = POSSIBILITÉ[Fr.] = MÖGLICHKEIT[Alm.] = POSSIBILITAS, POTENTIA[Lat.] = POSIBILIDAD[İsp.]
( İMKÂN: Mekân yaratmak. )
- OLANAKSIZLIK ile/değil İZİN VERMEME
( [not] IMPOSSIBILITY vs./but NOT TO ALLOW )
- OLASILIK = İHTİMALİYET = PROBABILITY[İng.] = PROBABILITÉ[Fr.] = WAHRSCHEINLICHKEIT[Alm.] = PROBABILITAS[Lat.] = PROBABILIDAD[İsp.]
- ÖLÇÜLEMEZLER VE TARTILAMAZLAR:
ISI ile/ve/||/<> IŞIK ile/ve/||/<> ELEKTRİK ile/ve/||/<> MANYETİZMA
- OLDUKÇA ile İYİCE
- OLEASTER[İng.] ile/||/<> ELAEAGNUS ANGUSTIFOLIA[Lat.] ile/||/<> ÖLWEIDE[Alm.] ile/||/<> İĞDE
( İğdegiller Elaeagnaceae familyasından 10 m kadar boylanabilen çiçekleri er dişi ya da erkek ve dişi çiçekler ayrı ayrı aynı bitki üzerinde bulunan eriksi aken tipi meyvesi olan dikenli ya da dikensiz çalı ya da ağaç formundaki bitki )
( OLEASTER )
( ÖLWEIDE )
( ELAEAGNUS ANGUSTIFOLIA )
- OLGU ile/değil/yerine/||/<>/> İLKE
- OLGUNLUĞUN EN ÖNEMLİ GÖSTERGELERİ:
DEDİKODUYA DAYANMA/TAHAMMÜL ve/<>
İFTİRAYA DAYANMA/TAHAMMÜL
( Dedikodu ve iftiraya karşılığın da üç aşaması vardır.
1- Dedikodu ve iftiraya susarak[sükûnetle] karşılık vermek.
2- Dedikodu ve iftiradan "memnun olmak".
3- Dedikodu ve iftiradan "memnun olup", "dedikoducu/iftiracı" için üzülmek. )
- OLMAK ile ...-İŞ-MEK
( BEING vs. ...ING/["GERUNDS"] )
- ÖLMEK ile İLK ÖNCE ÖL ile UMUTLAR İÇİNDE HAYAL KIRIKLIĞI İÇİNDE ÖLMEK ile ZOR ÖLMEK ile DOĞUM SIRASINDA ÖLMEK ile ÖLMEK ile ANİDEN ÖLMEK
( DIE vs. DIE FIRST vs. DIE FRUSTRATED IN HOPES vs. DIE HARD vs. DIE IN LABOR vs. DIE OUT vs. DIE SUDDENLY )
( سر سکه ile وفات يافتن ile جان باختن ile وفات کردن ile جان دادن ile جان سپردن ile مردن ile جان کني ile جان تسليم کردن ile در گذشتن ile درگذشتن ile جان کندن ile فوت کردن ile بر افتادن ile رحلت کردن ile حديده ile از دنيا رفتن ile پيش مرگ شدن ile دق کردن ile سخت جان ile سر زا رفتن ile انقراز يافتن ile ورپريدن )
( SAR SAKEH ile VAFAT YAFTAN ile JAN BAKHTAN ile VAFAT KARDAN ile JAN DADAN ile JAN SEPARDAN ile MARDAN ile JAN KONY ile JAN TASLYM KARDAN ile DAR GOZASHTAN ile DARGOZASHTAN ile JAN KANDAN ile FOT KARDAN ile BAR AFTADAN ile RAHALAT KARDAN ile حديده ile AZ DANYA RAFTAN ile PEYSH MORG SHODAN ile DAGH KARDAN ile SOKHT JAN ile SAR ZA RAFTAN ile ENGHARAZ YAFTAN ile ورپريدن )
- ÖLÜM:
ZORUNLU/IZDIRARÎ ile/ve/değil/yerine/||/<>/< İHTİYÂRÎ
( Ölmeden önce ölünüz... )
- ÖLÜM ile İNTİHAR
( Dünyada yılda bir milyon, kırk saniyede bir intihar etmektedir. )
(
)
- ÖLÜM değil İRTİHAL ETMEK
( Allah ihmal etmez, imhal eder. [Mühlet verir.] )
( Kağıtların biraradalığı. İLE/DEĞİL Okunması gereken. )
- ÖLÜM ile/değil İRTİHAL-İ DÂR-I BEKÂ
- ÖLÜM ile/ve "IŞIK KAYBI" (SENDROMU)
- ÖLÜM ile ISIL ÖLÜM
- OLUMSUZLUKTA/HASTALIKTA:
"İLERLEME" ile/değil/yerine İYİLEŞME
- OLUR" ile/değil/yerine/>< İHTİYÂR
( Uygun ve geçerli olmayanlara/olmayabileceklere geçit vermek, kabul etmek yerine onurunla yaşamayı yeğlemek gerek. )
- OLUŞ'TA(KEVN): SÜKÛN ve/||/<> HAREKET ve/||/<> ELVAN ve/||/<> ASVAT ve/||/<> TUUM(TADLAR) ve/||/<> REVAYİH(KOKULAR) ve/||/<> İTİMAT ve/||/<> HARARET ve/||/<> BÜRÛDET ve/||/<> RUTÛBET ve/||/<> YÜBÛSET(KURULUK) ve/||/<> TELİF ve/||/<> HAYAT ve/||/<> ELEM ve/||/<> KUDRET ve/||/<> İRADET ve/||/<> KERÂHET ve/||/<> ŞEHVET ve/||/<> NEFRET ve/||/<> İTİKAT ve/||/<> ZAN
( LA STABILITE et/||/<> LE MOUVEMENT et/||/<> LES COULEURES et/||/<> LES SONS et/||/<> LES GOUTA et/||/<> LES ODEURS et/||/<> L'APPUI et/||/<> LA CHALEUR et/||/<> LE FROID et/||/<> L'HUMIDITE et/||/<> LA SECHERESSE et/||/<> L'ACCORD et/||/<> LA VIE et/||/<> LA DOULEUR et/||/<> LA PUISSANCE et/||/<> LA VOLONTE et/||/<> LA REPUGNANCE et/||/<> LE DESIR SEXUEL et/||/<> L'AVERSION et/||/<> LA CONVICTION et/||/<> L'AVIS )
- OMURGADA
YUVAR/DİSK:
OLAĞAN ile BOZULMUŞ ile BEL VERMİŞ ile FITIK ile İNCELMİŞ
(
)
- OMURGALILAR:
SUCUL ile/ve/<> KARACIL ile/ve/<> İKİ-YAŞAYIŞLI
- ÖNCE ile/değil İLK
- ÖNCEL ile/ve/||/<>/> İLİNEKSEL
- ÖNCELİK/SONRALIK ile/ve/değil/yerine İÇ İÇELİK
- ÖNCELİK ile/ve/değil/<>/= İLGİ
( [not] URGENT vs./and/but/<>/= PRIOR )
- ÖNCELİK ve/||/<>/>/< İNCELİK
- ÖNCELİK ile/ve İTİBAR
- ÖNCÜ ve/||/<> İNCİ
- ONDALIK SİSTEM ile/||/<> İKİLİ SİSTEM
( Ondalık 10 tabanlı, ikili 2 tabanlı )
( Formül: 0-9 rakamlar İLE 0-1 bitler )
- ÖNDERLER":
"MELEK" ile/ve/||/<> "İNSAN"
( Daha kötüleriyle kıyaslanınca. İLE/VE/||/<> Daha iyileriyle kıyaslanınca. )
- ÖNEMLİ ile/ve İLGİNÇ
( IMPORTANT vs./and INTERESTING )
- ÖNEMSİZ ile/ve/değil İKİNCİL
( [not] UNIMPORTANT vs./and/but SECONDARY )
- ÖNERME[İng. PROPOSITION] ile/||/<> A PRİORİ ile/||/<> BAĞDAŞIMCILIK[İng. COHERENTISM] ile/||/<> DOĞALLAŞTIRILMIŞ EPİSTEMOLOJİ[İng. NATURALIZED EPISTEMOLOGY] ile/||/<> DOĞRULAMA İLKESİ[İng. VERIFICATION PRINCIPLE] ile/||/<> İÇSELCİLİK[İng. INTERNALISM] ile/||/<> ÖNCÜL[İng. PREMISE] ile/||/<> SENTETİK A PRİORİ[İng. SYNTHETIC A PRIORI]
( Önermeyi, doğru ve yanlış değerine sahip bir yargı, bir iddia taşıyan cümle olarak düşünmek mümkündür. Pritchard, önermesel bilginin insana özgü olduğunu ve daha sofistike entelektüel yetenekler gerektirdiğini düşünür. Bir cümle biçiminde ileri sürülen, bir şeyin durumunu söyleyen “Dünya yuvarlaktır.”, “Bekârlar, evlenmemiş olanlardır.”, “Baba II, harika bir filmdir.”, ya da “Ay peynirden yapılmış değildir” türünden ifadeler önerme örnekleridir. @@ Önsel, deneyime dayanmayan anlamına gelmektedir. Deneye dayanmayan, deneyden önce gelen ya da ondan bağımsız olarak ulaşılan bilgi için kullanılır. Örneğin, “bir cisim aynı anda birden çok yerde bulunamaz” önerisi "a priori" önermedir. Bu sınıflandırmayı felsefe tarihinde ilk öne süren Aristoteles’tir. @@ Bir önermenin doğru yolla gerekçelendirilip gerekçelendirilmediği sorunu çağdaş epistemolojinin merkezinde yer almaktadır. İnançlarımız, birbirleriyle bağlantılı ve tutarlı bir ağ oluşturabilmesinin doğru inançların gerekçelendirilerek bilgi olarak tanımlanması için yeterli olduğu düşünen yaklaşım Bağdaşımcılık olarak bilinir. Bağdaşımcılara göre sahip olduğumuz inançların epistemik statüleri arasında hiyerarşik bir ilişki yoktur. Doğru inançlarımızın birbirleriyle tutarlı bir ağ oluşturabilmesini epistemik bir sınır olarak kabul eden bu görüşe getirilen en büyük eleştirilerden biri izolasyon sorunudur. Bu eleştiriye göre, inançlarımız birbiriyle tutarlı bir ağ oluştursa da, diğer epistemik ağlarla bağlantılı olmadıkları için, bu ağ içindeki inançların doğruluğunu tehdit edecek inançları kapsamaz. İnançlar tutarlı olsa da, bu kendi içinde tutarlı ağlara tamamen zıt ve kendi içinde tutarlı başka ağlar kurmak mümkündür. Kısacası, bu bağdaşımcı ağlar birbiriyle bağlantılı olmadıklarından ötürü, izolasyon sorunu ortaya çıkar. @@ Bu yaklaşım Dışsalcılığın radikal bir biçimi olarak görülebilir. Çoğu yorumcu bu yaklaşımı bir dönem ünlü Natüralistler savunulduğu ve Natüralizmin ön kabulleri ile epistemolojiye yaklaşıldığını iddia ederek “yerini alma natüralizmi” de demiştir. Hatta öyle ki bu yaklaşımı, Natüralizmin epistemolojideki biçimi olarak da görenler bile olmuştur. Özellikle Quine tarafından sistemleştirilen bu görüşe göre, insanın bilişsel yetileri ve bilgi ile ilişkin zihinsel süreçleri evrimsel bir çerçevede anlaşılır Yani bilen kişi fizyolojik/biyolojik bir yapı olarak dışsal uyarıcılara tepki vermektedir. O halde insan zihni evrimsel bir sürecin sonucu olup çevresel etkilere oldukça duyarlıdır; çevreden gelen girdileri zihnimiz işler ve çıktı olarak karşımızda bilgiyi görürüz. Kimileri için böylesi bir yaklaşım a priori bilginin varlığına şüpheli yaklaşarak a posteriori bilgiyi ön plana almıştır. Peki bu ne demektir? Quine, 1951 yılında yayınlanan “Two Dogmas of Empiricism” (Deneyciliğin İki Dogması) adlı ünlü metninde Kant’ın analitik/sentetik ayrımı ve mantıkçı pozitivistlerin “her anlamlı ifade duyu tecrübelerine dayanır” iddiasını açık bir biçimde dogma olarak tanımlar ve eleştirir. Onun için her inanç ya da bilgi, aksi tecrübeler ışığında revize edilebilirdir, deneye dayanmayan bir inanç ya da bilgiden söz edilemez. İşte bu epistemoloji ile bilim arasındaki bütünlüğe işaret eden ve Natüralizm’in bir türü olarak görülebilecek bir bakış açısı olabilir. Doğallaştırılmış epistemoloji duyu verileri ile başlayan süreci psikolojinin konusu olarak gördüğü için epistemoloji ve psikoloji arasında doğrudan bir bağ kurar. Doğallaştırılmış epistemoloji yaklaşımına göre kanıt ile kuram arasındaki epistemik bağlantı belirlenmelidir, gözlem önermeleri ile teorik çıktılar arasındaki ilişki ancak ve ancak empirik bilimler yoluyla bilinebilir. Doğallaştırılmış epistemoloji bilginin doğasında yer aldığı düşünülen “gerekçelendirme” unsurunun yerine “gözlemsel unsurlar ile kuram arasındaki nedensel ilişki”yi koymak istiyormuş gibi görünüyor. @@ Viyana Çevresi (1920’lerde ortaya çıkmış olan ve Moritz Schlick, Otto Neurath, Fredrich Waismann, Rudolf Carnap ile anılan felsefe ekolü) olarak bilinen ekol tarafından geliştirilen bu yaklaşım anlamlı önermeleri matematiksel ifadeler ve olgu önermeleri olarak ikiye ayırmıştır. Bu ekol anlamı tecrübenin yanı başına koyarak, ancak ve ancak duyu verisine dayanan önermelerin anlamlı ve dolayısıyla doğru olabileceğini iddia etmiştir. Diğer yandan doğrulama ilkesinin zayıf versiyonu (bir ifadenin matematik, mantık ve totoloji olmaksızın ancak duyu tecrübesi ile doğrulanırsa anlamlı olacağı tezi) Mantıkçı Pozitivizm geleneğinin ilk yıllarında savunulmuş ve onların din felsefesine bakışınında temelini atmıştır. @@ İlk kez 1980 yılında BonJour ve Goldman tarafından kullanıldığı bilinen içselcilik (internalism) ve dışsalcılık (externalism) kavramları, çağdaş epistemolojide iki farklı yaklaşımı temsil eder. İçselciler, gerekçelendirmeyi zihne ait içsel durum ve özellikler ile ele almayı tercih eder. İçselciler için sorunun çözümü gerekçelendirmedeki teminat şartının bilişsel olarak doğru inanca sahip kişinin zihninde (yani o kişiye 'içsel' koşullarda) hazır olarak bulunmasında yatar. Diğer bir deyişle, doğru inançların gerekçelendirilmesi, kişinin bu gerekçelendirme sürecinin farkında olması ve inançların kişiye erişilebilir olması ile mümkündür. İçselciliğin yaygın olarak kabul edilen iki biçimi vardır. Bunlardan ilki olan erişimcilik (İng: accessibilism), bir öznenin sahip olduğu inancın epistemik gerekçelendirmesini, öznenin zihnindeki bazı özel erişim türleri ile belirlenebileceğini iddia eder. Bir doğru inancı gerekçelendiren etkenlerin her an erişime ve muhakeme etmeye açık olması, öznenin bakış açısına içsel olan etkenlerin önemine vurgu yapar. BonJour, Audi ve Chisholm’un savunduğu bu yaklaşımda, bir şeyle ilgili tam deneyime sahipsek bilinç, içe bakış ve muhakeme ile bilgiye ulaşabiliriz; inanç ve algı deneyimlerimizin çoğuna muhakeme yeteneğini ile ulaşırız. Bu içselci yaklaşım şu türden iddialar ve kabullere sahiptir; gerekçelendirme bilgi için olmazsa olmaz bir koşuldur, doğru inancın bilgiye dönüşmesi için, öznenin inancın doğruluğuna dair iyi bir nedene sahip olması ve bu nedenin farkında olmalıdır, öznenin bir nedenin içsel olarak farkında olması aynı zamanda öznenin bu nedenine bilişsel anlamda erişimini gerektirir. Öyleyse öznenin bizzat doğru inancı ile neden arasındaki ilişkiye erişimi ve farkındalığının bulunması bu yaklaşım için merkezi bir önem taşımaktadır. Diğer yandan böylesi bir yaklaşım içselciliğin deontolojik statüsüne de dikkat çekmeyi gerektirir. Öznenin neye inanması gerektiği konusunda bir tür yol göstericilik rolünün söz konusu olması deontolojik yaklaşım asli özelliklerinden biridir. İçselcilik büyük oranda deontolojik bir biçimde özneye yol göstericilik rolü üstleniyormuş gibi görünüyor. O halde, öznenin p öncülü ya da c önermesine inanması belirli türden bilişsel görev ve sorumluluklarını yerine getirmesine bağlıdır. Söz konusu epistemik ve bilişsel ödevler, sorumluluklar gerekçelendirmenin normatif boyutuna işaret eder. Diğer yandan bu konudaki tartışmalar daha sonra doğallaştırılmış epistemolojinin normatifliği yok saydığı yönündeki itirazlarla tekrar gündeme gelecektir. @@ Bir sonuca ya da çıkarıma ulaşmakta kullanılan önermeler. Öncüller, savunulan iddia ya da argümanın dayandırıldığı temel fikir ya da yargılardır. Argüman sunarken doğru öncüller sunmak argümanı daha sağlam ve geçerli hâle getirirken kullanılan yanlış öncüller ise argümanı daha zayıf ya da geçersiz kılar. @@ Kant’ın felsefeye kazandırdığı bir kavram olan sentetik a priori, saf görü ile empirik görünün birlikte çalışması sonucunda ortaya çıkan bilgi türüdür. Bir yargının a priori olması, deneyime dayanmaksızın zorunlu ve kesin bilgiyi ifade ederken bir yargının sentetik olması, doğruluğunun içerdiği kavramların tanımlarına dayanamaması bakımından ek bilgi veren niteliğe sahip olduğu anlamına gelmektedir. Sentetik a priori bilgilerin kuruluşu, bağ kurucu bir unsur olan görüye dayanmaktadır. Görü, duyusallığın altına nesne düşürebildiğimiz zaman ortaya çıkmaktadır. Duyusallığın altına nesne düşürmeyi ise duyusallığın formları olan uzam ve zamandan hareketle yaparız. Bir nesnenin kavramını kurabilmek için gerekli olan şey görüdür. Böylelikle biz, altına görü düşürebildiğimiz nesneler üzerine yargıda bulunabiliriz. Bu bağlamda duyusallık ile görü, birbiriyle doğrudan ilişkili kavramlardır. Görü, empirik olgu durumları zemininde oluştuğu zaman sentetik a posteriori yargılar meydana gelmektedir. Öte yandan görünün, saf aklın kökeninde oluşması durumunda ise sentetik a priori yargılar meydana gelmektedir. Bu durumda sentetik a priori yargıların olanağı, olanaklı deneyimin sınırları içerisinde, saf görü ile empirik görünün birlikte çalışmasına bağlıdır. Sentetik a priori bilgilere örnek olarak Kant, matematiğin, geometrinin ve metafiziğin önermelerini ileri sürmüştür.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- ÖNERME ile İDDİA
- ÖNERME ile İNANCA
- ÖNGÖRÜ ile/ve İDDİA
( FORESIGHT vs./and ASSERTION )
- ÖNGÖRÜ ile İLERİ GÖRÜŞLÜ
( FORESIGHT vs. FORESIGHTED )
( مال انديشي ile پيش انديشي ile آينده نگري ile ابصار ile مآل انديشي ile دورانديش ile عاقبتانديش )
( MAL ANDYSHY ile PEYSH ANDYSHY ile AYNADEH NEGARY ile ABESAR ile MAAL ANDYSHY ile دورانديش ile عاقبتانديش )
- ÖN-İKONOGRAFİ ile İKONOGRAFİ ile | İKONOLOJİ
( Tanımlama. İLE Çözümleme. İLE | Yorumlama. )
( Olgusal. İLE | Özsel. )
( Biçim. İLE | İçerik. )
- ONS[Fr.]:
FRANSA'DA ile İNGİLTERE'DE
( 30,59 gr. İLE 28,349 gr. )
- ÖNSES (DÜŞMESİ) ile/ve/||/<> İÇSES (DÜŞMESİ) ile/ve/||/<> SONSES (DÜŞMESİ)
( Sözcük başındaki ilk ses. İLE/VE/||/<> Sözcüğün, önses ve sonsesi arasında kalan ses ya da sesler. İLE/VE/||/<> Sözcük sonundaki son ses. )
( ARSLAN > ASLAN ile/ve/||/<> ISICAK > SICAK | ISITMA > SITMA ile/ve/||/<> YAYLAG > YAYLA | ARIG > ARI )
- ÖNSÖZ ve/||/<> İLK BÖLÜM
- OP-/OPTO- ile/||/<> -OPSİS/OPHTHALM-/OPHTHALMO- ile/||/<> -OPİA ile/||/<> -OPSİA/-OPSİS/-OPSY ile/||/<> -OPY ile/||/<> CERAT-/CERATO-/KERA-/KERAT-/KERATO- ile/||/<> OCUL-/OCULİ-/OCULO- ile/||/<> CORE-/CORO-/-CORİA ile/||/<> PHAC-/PHACO- ile/||/<> ANİSOKORİ ile/||/<> DACRY-/DACRYO- ile/||/<> LACRİMO-/LACHRYMO- ile/||/<> CYCL-/CYCLO- ile/||/<> TARS-/TARSO- ile/||/<> İRİD-/İRİDO- ile/||/<> CANTH-/CANTHO- ile/||/<> BLEPHAR-/BLEPHARO-/-BLEPHARON ile/||/<> -SCOPE/-SCOPİC/-SCOPY ile/||/<> PHOR-/-PHORE/-PHORİA/PHORO-/-PHOROUS ile/||/<> ASTHENO-
( Görme, optik. İLE/||/<> Göz. İLE/||/<> Göz, göz kusuru ile ilgili. İLE/||/<> Özel görme ya da görünüm tipi ile ilgili. İLE/||/<> Boynuzsu doku | Kornea. İLE/||/<> Göz, gözle ilgili, göze ait. İLE/||/<> Lens ya da göz merceği ile ilgili. İLE/||/<> Göz bebekleri/Pupiller ile ilgili. İLE/||/<> Göz bebeklerinin farklı büyüklükte olması. İLE/||/<> Göz yaşları ile ilgili. İLE/||/<> Gözyaşı ve ilgili yapılarla ilgili. İLE/||/<> Devir, halka, daire, dairesel, gözün silier nesnesi ile ilgili. İLE/||/<> Göz kapaklarının kenarları ile ilgili, ayağın tarsal bölümü ile ilgili. İLE/||/<> İris. İLE/||/<> Gözün köşeleri ile ilgili, kontusla ilgili. İLE/||/<> Göz kapakları, kirpiklerle ilgili. | Göz kapağı hastalıkları ile ilgili. İLE/||/<> İnceleme için kullanılan araç, görmeyi sağlayan araç, görme, inceleme. İLE/||/<> Taşıyan, yüklenen, görme ekseninin dönmesi. İLE/||/<> Güçsüzlük, zayıflık [astenopi: Göz yorgunluğu]. )
- OPAK/OPAQUE[İng.] değil/yerine/= IŞIKGEÇİRMEZ
- OPASITE/OPACITY[İng.] değil/yerine/= IŞIKGEÇİRMEZLİK
- OPERASYON | İŞLEM ile/||/<> İŞLEM ile/||/<> İŞLEÇ
( Bir ya da birkaç işlenen üzerinde belirli bir sonuç elde etmek üzere uygulanan herhangi bir eylem işleç işlenen komut Deneysel tasarım Deneye konu olan birim üzerindeki etkiyi gözlemek için yapılan eylem 1 Bir A kümesi için tanım kümesi AxAx xA değer kümesi A olan işlev Örnek birli işlem ikili işlem 2 işlemleme 1 Özdek üzerinde her türlü değişim yapma eylemi 2 Ham ya da ara malları ve özdekleri fiziksel kimyasal değişikliklerle daha uygun kullanılır duruma getirme eylemi Düzene ve kurala bağlanmış iş eylem süreci ya da çözümleme yöntemi 1 genel uygulayım a Bir işi sonuçlandırmak için yapılan iş ya da uygulamalar b Belli bir sonucu elde etmek için bir işi gereken evrelerden dönemlerden geçirme 2 işleyim Türlü donanımlardan yararlanarak bir parça üstünde yapılan denenen işlerin tümü 3 metalbilim Bir maden ya da alaşıma mekanik biçimsel değişimleri kazandırmak için ısıtma soğutma vb yoluyla yapılan uygulamaların genel adı 1 Bir ya da birçok kümenin öğelerinden yeni bir kümenin bir öğesini türetme 2 Sayılar ya da simgeler üzerinde yapılan toplama çıkarma üstiki kökiki karekök gibi uzbilimsel uygulamalar etki kimya Bir işi sonuçlandırmak için gereken evrelerden geçirme eylemi Alımsatım ile ilgili her türlü etkinlik Metalbilimsel bir işi sonuçlandırmak için gereken dönemlerden geçme ya da geçirme süreç işlem )
( OPERATION | TREATMENT | OPERATION, TREATMENT | 1- OPERATION, 2- TRANSACTION, 3- TREATMENT | TRANSACTION | PROCESSING )
( OPÉRATION | OPÉRATION, TRAITMENT | 1, 2- OPÉRATION; 3- TRAITEMENT | OPÉRATION,TRAITEMENT | TRAITEMENT )
( BEHANDLUNG | OPERATION, RECHNUNGART, VERFAHREN | VERFAHREN | OPERATION, BETRIEB )
( OPERATIO )
- OPERATING SYSTEM[İng.] ile/||/<> İŞLETİM SİSTEMİ
( OPERATING SYSTEM )
- OPERATING :/yerine İŞLETME, AMELİYAT
- OPERATIONAL[İng.] ile/||/<> İŞLEMSEL
( OPERATIONAL )
- OPERATIONALISM/OPERATIONAL[İng.] değil/yerine/= ACTE[Fr.] değil/yerine/= IŞLEME
( Sinema Bir filmdeki gizli görüntüyü ortaya çıkarmak amacıyla, duyarkatın işlemelikte çeşitli kimyasal işlemlerden geçirilmesi. @@ (I) Herhangi bir veri saklama ortamına, tutanak eklemek ya da günlemek amacıyla yazmak. @@ (II) Çalışmak. @@ @@ 1. işleyim: Bir etken ya da eritici aracılığıyla yürütülen arıtma yöntemi. 2. madencilik, metalbilim: Maden ya da metallere istenilen özellik ve biçimi vermak için yapılan yıkama, dövme, haddeleme vb. mekanik işlemlerin tümü. 3. sinema: Bir filmdeki gizli görüntüyü ortaya çıkarmak için duyarkatı çeşitli kimyasal işlemlerden geçirme. @@ Mekanik işlemenin öteki adı. @@ bk. işlem @@ @@ @@ )
- OPERATIONALISM[İng.] ile/||/<> İŞLEMCİLİK
( Sözcük kavram ve kuramların gözlem ve araştırma yöntemleri yoluyla sağlanan anlamlarından başka bir anlamı olmayacağı görüşü )
( OPERATIONALISM )
- OPERATÖR | İŞLETMEN ile/||/<> İŞLETMEN
( Bir makineyi örn bir bilgisayar dizgesini işleten kişi Bu görevi uğraş edinmiş kişi 1 genel uygulayım Uygulayım ya da işlevimde kullanılan makineieri çalıştıran işleten kişi 2 bilişim Bilgilerin işlenmesini sağlayan makineleri çalıştırıp gerekli uygulamaya yapan kişi )
( OPERATOR )
( OPÉRATEUR )
- OPERATÖR değil/yerine/= İŞLETMEN
- ÖPMEK ile/ve ISIRMAK
- OPTICAL INTERFERENCE[İng.] / INTERFÉRENCE OPTIQUE[Fr.] / OPTISCHE STÖRUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= OPTİK GİRİŞİM
- OPTİK OKUYUCU ile/||/<> İM OKUYUCU
( im okuyucu )
- OPTIC ISOLATOR[İng.] / ISOLATEUR OPTIQUE[Fr.] / OPTIKISOLATOR[Alm.] ile/değil/yerine/= OPTİK YALITICI
- OPTİK ile/||/<> IŞIK BİLGİSİ
( ışık bilgisi Görme ile ilgili )
( OPTIC | OPTICAL )
( OPTIQUE )
( OPTISCH )
- OPTİMİST/NİKBİN değil/yerine/= İYİMSER
- OPTİMİZM/NİKBİNLİK değil/yerine/= İYİMSERLİK
- OPTIMİZM/OPTIMISM[İng.] değil/yerine/= İYİMSERLİK
- ÖRCİN ile/||/<> İP MERDİVEN
( ip merdiven arçīn a ladder a staircase )
( ARÇĪN )
- ÖRDEK ile ISLANMA
( DUCK vs. DUCKING )
( مرغابي ile مرغابي ماده ile اردک ile اردک ماده ile زير آب رفتن ile اردک نر ile بط ile جا خالي )
( مرغابي ile MORGHABY MADEH ile ORDAK ile ORDAK MADEH ile ZYR AB RAFTAN ile ORDAK NAR ile BET ile JA KHALY )
- IMPLANT[İng.] / EINPFLANZEN[Alm.] ile/değil/yerine/= ORGAN NAKLİ
- KİMYA/FİZİK/DOĞA/NESNE:
ORGANİK (KİMYA)(BİLEŞİK/LER) ile/ve/||/<>/>< İNORGANİK/ANORGANİK (KİMYA)(BİLEŞİK/LER)
( Karbon temelli bileşiklerin yapısını, özelliklerini ve tepkimelerini inceler.[proteinler ve karbonhidratlar] İLE/VE/||/<>/>< Karbon dışındaki ögelerin ve bileşiklerin kimyasını inceler.[tuzlar ve mineraller] )
( Karbon bileşiklerini inceleyen kimya dalı. İLE/VE/||/<>/>< Karbon dışındaki ögelerin bileşiklerini inceleyen kimya dalı. )
- ORGANİK KİMYA ile/||/<> İNORGANİK KİMYA
( Karbon bileşiklerinin kimyasını inceleyen bilim dalı. İLE/||/<> Karbon dışındaki ögelerin kimyasını inceleyen bilim dalı. )
( Formül: C-H bağları İLE diğerleri )
( Friedrich Wöhler tarafından 1828 yılında keşfedildi/formüle edildi. (1800-1882) (Ülke: Almanya) (Alan: Kimya) (Önemli katkıları: Üre sentezi, organik kimya) )
- ORGANİK TARIM ile/ve/<> İYİ TARIM
- ORGANİZMA ile/ve İLİŞKİLER BÜTÜNÜ/BÜTÜNLÜĞÜ
- ORGANOMETALİK KİMYA ile/||/<> İNORGANİK KİMYA
( Organik ve metal bileşiklerin kimyasını inceleyen bilim dalı. İLE/||/<> Metal ve metal olmayan ögelerin kimyasını inceleyen bilim dalı. )
- ÖRGENDE:
KÖRELMİŞ ile İŞLEVSİZ
- ÖRGENLER ile/ve İÇ ÖRGENLER
( ORGANS vs./and INTERNAL ORGANS, VISCERA )
- ORMAN ile/ve IGAPO
( ... İLE/VE Amazon'un sık ormanları. )
- ORMANLAR:
TROPİK ile/ve/değil/||/<> KUZEY (BOREAL) ile/ve/değil/||/<> ILIMAN ile/ve/değil/||/<> ALT TROPİK/SUBTROPİK
( %45 @@ %27 @@ %16 @@ %12 )
(
)
- ÖRNEK VERMEK ile/ve/<> İŞARET ETMEK
( Kötü örnek, örnek değildir! [Su-i misal, misal teşkil etmez!] )
( Örnekte/benzetmede, hata olmaz/olmamalıdır! [Teşbihte, hata olmaz!] )
( Örnekler topaldır, üstüne gidilmez. )
( GIVING EXAMPLE vs./and/<> TO INDICATE )
- ÖNDER:
ORTA ile/ve/||/<>/> İYİ ile/ve/||/<>/> DAHA İYİ ile/ve/||/<>/> EN İYİ
( Anlatır. İLE/VE/||/<>/> Açıklar. İLE/VE/||/<>/> Gösterir. İLE/VE/||/<>/> Esin/ilham verir. )
- ORTAK ile KOMÜNALİZM ile KOMÜN ile İLETİŞİM ile İLETİŞİM ile İLETİŞİM KANALI ile İLETİŞİM AĞI ile İLETİŞİM UYDUSU ile İLETİŞİM TEORİSİ ile İLETİŞİMSEL ile İLETİŞİMCİ ile CEMAAT ile KOMÜNİZM ile KOMÜNİST ile TOPLUM ile TOPLUM MERKEZİ ile TOPLULUK MÜLKİYETİ ile İLETİŞİM KURMAK
( COMMUNAL vs. COMMUNALISM vs. COMMUNE vs. COMMUNICATE vs. COMMUNICATION vs. COMMUNICATION CHANNEL vs. COMMUNICATION NETWORK vs. COMMUNICATION SATELLITE vs. COMMUNICATION THEORY vs. COMMUNICATIVE vs. COMMUNICATOR vs. COMMUNION vs. COMMUNISM vs. COMMUNIST vs. COMMUNITY vs. COMMUNITY CENTER vs. COMMUNITY PROPERTY vs. COMMUNIZE )
( اشتراکي ile سيستم اشتراکي ile صميمانه گفتگو کردن ile کمون ile مزرعه اشتراکي ile ارتباط برقرار کردن ile ابلاغ کردن ile القاء کردن ile مکاتبه ile مرابطه ile ابلاغ ile مجراي ارتباطي ile شبکه ارتباتي ile ماهواره ارتباطي ile نظريه ارتباطات ile ارتباطي ile رسان ile صميميت وهمدلي ile مسلک اشتراکي ile مرام اشتراکي ile کمونيسم ile کمونيست ile کمونيستي ile جماعت ile جامعه ile مرکز اجتماع ile اموال همگاني ile اشتراکي کردن ile کمونيستي کردن )
( اشتراکي ile SYSETAM ESHTARAKY ile SAMYMANEH GOFTEGO KARDAN ile KAMON ile MAZRAEH ESHTARAKY ile ERTABAT BARGHARAR KARDAN ile ABLAGH KARDAN ile ELGHA KARDAN ile MAKATBEH ile مرابطه ile ABLAGH ile MOJRAY ERTABATY ile SHABKEH ERTABATY ile MANPAVAREH ERTABATY ile NAZARYYEH ERTABATAT ile ERTABATY ile RESAN ile SAMYMYT VAHAMDELY ile مسلک اشتراکي ile MARAM ESHTARAKY ile KAMONYSAM ile KAMONYSET ile کمونيستي ile JOMAAT ile JAMEH ile MARKZ EJTEMA ile AMVAL CPEHMGANY ile ESHTARAKY KARDAN ile KAMONYSETY KARDAN )
- ORTAKLAŞMA ile/||/<> İŞTEŞLİK
( işteşlik )
- ION MEAN LIFE[İng.] ile/değil/yerine/= ORTALAMA İYON ÖMRÜ
- ÖRTÜK = ZIMNİ = IMPLICIT[İng.] = IMPLICITE[Fr.] = IMPLIZITE[Alm.]
- ÖRÜMCEK ile/ve İPEKÖRÜMCEĞİ
- OSMANLICILIK ile/ve/||/<>/> İSLÂMCILIK ile/ve/||/<>/> TÜRKÇÜLÜK
- ÖSTROJEN ile/ve/değil/||/<> İZOFLAVON(FİTOÖSTROJEN)
( Östrojene, moleküler açıdan benzer fakat gövdeyi, östrojen gibi etkilemez.[Soya fasulyesinde östrojen bulunmaz, izoflavon (fitoöstrojen) bulunur.] )
- OTAMA ile İLAÇLA TEDAVİ ETME
( İlâçla tedavi etme. )
- ÖTE ile/ve İLERİ
( FURTHER vs./and FORWARD )
- OTİZM[Fr. < Yun.] değil/yerine/= İÇEYÖNELİKLİK
- OTOGREFT ile İMZA ile İMZALI ile İMZA
( AUTOGRAFT vs. AUTOGRAPH vs. AUTOGRAPHIC vs. AUTOGRAPHY )
( خودپيوند ile دستينه ile مثل عکس ile خودخوار ile خودخواري )
( KHODPYVAND ile DASTYNAH ile MOSL AKS ile KHODKHAR ile KHODKHARY )
- OUTER SPHERE ile/||/<> INNER SPHERE
( Outer elektron direkt, inner köprü ligand transfer. )
( Formül: Marcus İLE Taube )
- ÖVEÇ ile/||/<> İKİ ÜÇ YAŞINDAKİ ERKEK KOYUN
( iki üç yaşındaki erkek koyun Ağızlarda üveç olarak da geçer Az ögǝc üç yaşındaki erkek koyun öveç iki yaşında koç iki yaşında koyun Eski Türkçe ög kökünden ç küçültme ekiyle kurulmuştur ög e ç öğeç öveç Orta Türkçede ög orta yaşı bulup büyümüş hayvan Eski Kıpçakçada ise dört yaşında koyun olarak geçer Buna göre öğeç adı e ç ekiyle yapılmış bir küçültmedir Türkçe erkeç erkek keçi gibi erkeç Macar székely ağızlarında kullanılan üvecs eski bir Türkçe alıntıdır Ermenice hogač gelded ram ve Kürtçe hogeç de Türkçeden alınmıştır )
- ÖVGÜ ve/||/<> İLGİ ve/||/<> SEVGİ
( Erilde/erkekte. VE/||/<> Dişilde/kadında. VE/||/<> Çocukta. )
- ÖVGÜ ile İLTİFAT
( MASU YE NYANA: İnek gibi gözlerin var.[Burundi'de, bir genç bayana yapılacak en büyük iltifat] )
( Gereksinimlerini karşılamak. )
- ÖVGÜYE LÂYIK OLAN ile/ve/<> İLK İLKE
- ÖYKÜ ile/değil/||/<> İNSAN
( Kişi, kendi kimliğiyle konuşurken en az kendidir. Ona bir maske verin, size gerçeği anlatacaktır. )
- ÖYKÜNME = TAKLİT = IMITATION[İng., Fr.] = NACHAHMUNG[Alm.] = IMITATIO[Lat.] = MIMESIS[Yun.] = IMITACIÓN[İsp.]
- ASLÎ LÜZÛCET[Osm.] / INTRINSIC VISCOSITY[İng.] / VISCOSITÉ INTRINSÈQUE[Fr.] / GROSSER FEHLER[Alm.] ile/değil/yerine/= ÖZ AĞDALILIK, İNTRİNSİK/LİMİT VİSKOZİTE
- ZÂTÎ TAZYİK[Osm.] / INTRINSIC PRESSURE[İng.] / PRESSION INTRINSÈQUE[Fr.] / EIGENTLICHER DRUCK[Alm.] ile/değil/yerine/= ÖZ BASINÇ
- INTRINSIC MOBILITY[İng.] ile/değil/yerine/= ÖZ DEVİNİRLİK
- SELF-INDUCTANCE[İng.] / INDUCTANCE PROPRE[Fr.] / EIGENINDUKTIVITÄT, INDUKTIVITÄT, SELBSTINDUKTIVITÄT[Alm.] ile/değil/yerine/= ÖZ ENDÜKTANS/İNDÜKTANS
- INTRINSIC-BARRIER DIODE[İng.] / DIODE À BARRIÈRE INTRINSÈQUE[Fr.] ile/değil/yerine/= ÖZ ENGELLİ DİYOT
- INTRINSIC-BARRIER TRANSISTOR[İng.] / TRANSISTOR À BARRIÈRE INTRINSÈQUE[Fr.] ile/değil/yerine/= ÖZ ENGELLİ TRANSİSTÖR
- FILTRAGE INHÉRENT[Fr.] / INHARENTE FILTRATION[Alm.] ile/değil/yerine/= ÖZ FİLTRELEME
- INTRINSIC PHOTOCONDUCTIVITY[İng.] / PHOTOCONDUCTIVITÉ INTRINSÈQUE[Fr.] ile/değil/yerine/= ÖZ FOTOİLETKENLİK
- INTRINSIC CONDUCTIVITY, SELF-CONDUCTANCE[İng.] / CONDUCTIVITÉ INTRINSÈQUE, CONDUCTIVITÉ PROPRE[Fr.] ile/değil/yerine/= ÖZ İLETKENLİK
- INTRINSIC INDUCTION, SELF-INDUCTION[İng.] / INDUCTION INTRINSÈQUE, INDUCTION PROPRE[Fr.] ile/değil/yerine/= ÖZ İNDÜKLEME
- INTRINSIC PHOTOEMISSION[İng.] / PHOTOÉMISSION INTRINSÈQUE[Fr.] / EIGENPHOTOEMISSION[Alm.] ile/değil/yerine/= ÖZ/KATKISIZ FOTO SALIM/YAYINI
- INTRINSIC LAYER[İng.] ile/değil/yerine/= ÖZ KATMAN
- INTRINSIC PARITY[İng.] / PARITÉ INTRINSÈQUE[Fr.] / EIGENPARITÄT[Alm.] ile/değil/yerine/= ÖZ PARİTE
- INTRINSIC TEMPERATURE RANGE[İng.] / INTERVALLE DE TEMPÉRATURE INTRINSÈQUE[Fr.] ile/değil/yerine/= ÖZ SICAKLIK ARALIĞI
- INHERENT FILTRATION[İng.] ile/değil/yerine/= ÖZ SÜZME
- INTRINSIC CONTACT POTENTIAL DIFFERENCE[İng.] / DIFFÉRENCE DE POTENTIEL DE CONTACT INTRINSÈQUE[Fr.] ile/değil/yerine/= ÖZ TEMAS POTANSİYEL FARKI
- INTRINSIC SEMICONDUCTOR[İng.] / SEMI-CONDUCTEUR INTRINSÈQUE[Fr.] / EIGENHALBLEITER[Alm.] ile/değil/yerine/= ÖZ YARI İLETKEN, KATKISIZ YARI İLETKENLER
- INTRINSIC SEMICONDUCTORS[İng.] ile/değil/yerine/= ÖZ YARIİLETKENLER
- ÖZ ile/ve İÇ
( ESSENCE vs./and INSIDE )
- ÖZ ile/ve/||/<>/> İZ
- ÖZDEŞ = AYNÎ = IDENTICAL[İng.] = IDENTIQUE[Fr.] = IDENTISCH[Alm.] = IDENTICUS[Lat.] = IDÉNTICO/CA[İsp.]
- ÖZDEŞLEŞ(TİR)MEK ile İNDİRGEMEK
- ÖZDEŞLİK:
"MANTIĞI" değil İLKESİ
- ÖZDEŞLİK ile/ve İÇ BÜTÜNLÜK
( IDENTITY vs./and INNER INTEGRITY )
- ÖZDEŞLİK ile/değil İÇİÇELİK
- ÖZEL DUYULAR ile/ve/<> YÜZEYEL DUYULAR ile/ve/<> DERİN DUYULAR ile/ve/<> İÇ DUYULAR
- ÖZELEŞTİRİ ile İTİRAF
( SELF-CRITICISM vs. CONFESSION )
- ÖZEN ve/||/<>/> IŞIMA/AYDINLATMA/AYDINLANMA
- SPECIFIC ACOUSTIC IMPEDANCE[İng.] / IMPÉDANCE ACOUSTIQUE SPÉCIFIQUE[Fr.] ile/değil/yerine/= ÖZGÜL AKUSTİK EMPEDANS
- İZÂFÎ HASSÂSİYET[Osm.] / SPECIFIC SUSCEPTIBILITY[İng.] / SUSCEPTIBILITÉ SPÉCIFIQUE[Fr.] ile/değil/yerine/= ÖZGÜL ALINGANLIK
- ÖZGÜL ISI ile/||/<> ISI KAPASİTESİ (İKİLİ KARŞILAŞTIRMA)
( Maddeye ait yeğin bir niceliktir: birim kütlenin sıcaklığını 1 K yükseltmek için gereken ısı, birimi J/(kg·K); maddenin kimliğini yansıtır. @@ Belirli bir cismin bütününe ait yaygın bir niceliktir: o cismin sıcaklığını 1 K yükseltmek için gereken ısı, birimi J/K; cismin hem kimliğini hem miktarını yansıtır. İkisinin bağı C = m·c'dir. Örnek: bir bardak su ile bir göl aynı maddedir, ilki ikisinde eşit, ikincisi gölde kat kat büyüktür; gölün kışın geç donması, yazın geç ısınması bundandır. )
- ÖZGÜL ISI ile/||/<> ISI SIĞASI
( Özgül ısı birim kütle için (c), ısı sığası toplam kütle için (C = mc). )
( Formül: Q = mcΔT İLE Q = CΔT )
- SPECIFIC IONIZATION[İng.] / IONISATION SPÉCIFIQUE[Fr.] / SPEZIFISCHE IONISATION[Alm.] ile/değil/yerine/= ÖZGÜL İYONLAŞMA
- ÖZGÜR İRÂDE değil İHTİYÂR
( "Özgür İrâde", yanlış bir tanım ve "tamlama"dır. (İngilizce "Free Will"den bire bir çeviri olduğundan, Türkçe'nin yapısına ve kullanımına uymaz.)
İrâdenin çeşitleri ya da özgür olanı/olmayanı yoktur. Kişiden(insandan) bağımsız ayrı ve tek başına da değildir. Ancak "irâdenin özgürce kullanılması" diye bir tanım olabilir.
İrâde, tekil bir kavram da değildir. Kişi için öncelikli/ağırlıklı olarak ihtiyâr ve sonrasında da irâde olarak işler. Bunlar ayrılamaz bir kavram çiftidir.
İrâde, bitki ve hayvan ile ortak olduğumuz gövdemizle sınırlı/çerçeveli bir olanak, araç ve işlevdir. Bir şeye yönelme, kas ve sinirleri seferber etme olanağı, yapma gücü ve bilgisidir. "Evet" diyerek yönelmedir. "Zekâ"[< tezkiye/keskinleştirilmiş/bileylenmiş] ile ilişkilidir.
İhtiyâr ise "Hayır!" diyebilme, yapmayabilme gücü ve bilgisidir. Sadece insana özgü bir olanak olarak, sorgulayarak, düşünerek ve ayırt ederek yeğleme/tercih olanağımızdır.[Muhtar/iyet] "Yöneldiğimiz/yönelebileceğimiz" düşünce, söz ve eylemden göz, söz ve elimizi/ayağımızı çekebilmemizdir.[EDEB]
2.5 yaş, 4 yaş 4 ay, 7 yaştaki ayırt edebilme[temyiz] becerisi ve yetkinliğiyle 13'ten gün alarak hak, fiili ve cezai ehliyet kazanma durumu, ihtiyârımızladır. 16'dan gün alarak bazı yetkinlikler itibarı ile bir seviye daha yukarı çıkarılır. 19'dan gün aldıktan sonra da aklî meleke kaybolmadığı sürece ve bunama, Alzheimer görülmedikçe yaşam boyunca öncelikle ihtiyâr sahibi olarak yaşamını sürdürürüz. )
- İSTENÇ = İRADE-İ CÜZİYE = FREE WILL[İng.] = LIBRE ARBITRE[Fr.] = WILLENSFREIHEIT[Alm.] = LIBERUM ARBITRIUM[Lat.] = LIBRE VOLUNTAD[İsp.]
- ÖZGÜRLÜK:
"(HER) İSTEDİĞİNİ YAPMAK" değil İSTEMEDİĞİNİ YAPMAMAK
( Özgürlük, hiçbir zaman her istediğini yapmak anlamına gelmemiştir ve öyle bir hak vermemiştir/veremez. )
( FREEDOM vs. DOING WHATEVER YOU WANT )
- ÖZGÜRLÜK:
KİŞİNİN, ...
"CANININ İSTEDİĞİ GİBİ DAVRANMASI" ile/değil İSTEMEDİĞİ HİÇBİR ŞEYİ YAPMAK ZORUNDA OLMAMASI
( Özgürlük, hiçbir zaman canının istediği gibi davranmak anlamına gelmemiştir ve öyle bir hak vermemiştir/veremez. )
( İkinci görüşün olmadığı yerde özgürlük olmaz. )
( ÖZGÜRLÜK: Belirlenimden, belirlenime geçmek. )
( FREEDOM IS: [not] BEHAVING IN HOWEVER YOU WANT vs./but NO OBLIGATION TO SOMEONE WHO DOES NOT REQUEST TO DO SOMETHING )
- ÖZGÜRLÜK ile/ve İÇ ÖZGÜRLÜK
( Nedeni, kendinde olmak, kendi dışında olmamak. İLE/VE ... )
( Özgürlük, hiçbir karşılık beklemeksizin yapılan iş/hizmettir. )
( Özgürlük, üzüntüden kurtulmuşluk demektir. )
( Özgürlük, kendini sınırlayabilme gücüdür. )
( Özgürlük, zorunluluğun bilincidir. )
( Özgürlük, ancak ve sadece, tarih ve kültürde olanaklıdır. )
( Özgürlük isteği ve iradesi olmadıkça özgürlük kazanılamaz ve korunamaz da. )
( Özgürlük, bazı yöntemlerin ya da koşulların ustaca uygulanması ya da kullanılması sonucu kazanılmaz. O, nedensel sürecin ötesindedir. Onu hiçbir şey zorlayamaz ya da engelleyemez. )
( Eğer özgür olmak istiyorsanız, özgürlüğe en yakın olan adımı atmayı ihmal etmeyin. )
( Özgürlüğe ulaşmak için çaba göstermelisiniz. )
( Bir şey ile özdeşleşmemek, doğal ve kendiliğinden olursa, o, özgürleşmedir. )
( İhtiras, emel kişiseldir, özgürleşme ise kişisel olandan kurtuluştur. )
( Özgürleşme, keşfetme özgürlüğü demektir. )
( Özgürleşme, bir elde ediş, bir kazanma meselesi değil bir cesâret meselesidir. )
( Özgürleşme, özgür olduğunuza inanma ve ona göre davranma cesâretidir. )
( Özgürleşme, doğal bir süreçtir ve sonuçta, kaçınılmazdır. Fakat onu şimdi'ye getirmek sizin gücünüz dahilindedir. )
( Özgürleşmede, emelin hem öznesi, hem nesnesi artık yoktur. )
( "Anlayış yoluyla özgürleşme", kadîm ve basit bir yoldur. )
( Özgürlük, terk edişten geçer. )
( Özgürleştirecek olan, açık ve berrak görüştür. )
( Birlik, özgürleştirir; özgürlük, birleştirir. )
( Sükûnet içinde ve bağımlılıklardan kurtulmuş olmak, her türlü kişisel çıkar endişelerinin, her türlü bencilce hesapların erişemeyeceği bir yerde durmak, özgürlüğe ulaşmanın kaçınılmaz şartıdır. )
( Bir kalemin minicik ucu nasıl sayısız resim çizebilirse, öylece, farkındalığın boyutsuz noktası da koskoca evrenin içeriğini çizer. Siz işte o noktayı bulun ve özgür olun. )
( Kişinin, canının istediğini yapma keyfiyeti, bağımlılıktır. Halbuki, kişinin yapması gerekeni, doğru olanı yapma olanağı, gerçek özgürlüktür. )
( Sizi hiçbir şey özgür kılamaz, çünkü siz özgürsünüz. )
( Fincanın içindeki boşluk özgürdür. O ancak fincana ilişkin olarak görüldüğünde, fincanın içinde sayılabilir. )
( Huzuru olan kişi özgür olur ve özgür olan kişi de başkalarını özgürlüğe ulaştırır. )
( Yağmurun izlediği gökgürültüsü, özgürlüğe kavuşmayı simgeler. )
( Unutmak zorunda değiliz; arzu ve korku son bulunca, tutsaklık da biter. )
( Tutsaklığı yaratan, karakter ve mizaç dediğimiz, duygusal bağlılıklar, sempati ve antipatilerin oluşturduğu davranış kalıplarıdır. )
( Unity, liberates; freedom, unites. )
( Freedom is freedom from worry.
You must strive for liberation.
Freedom comes through renunciation.
Non-identification, when natural and spontaneous, is liberation.
If you desire to be free, neglect not the nearest step to freedom.
Ambition is personal, liberation is from the personal.
Liberation is not the result of some means skilfully applied, nor of circumstances. It is beyond the causal process. Nothing can compel it, nothing can prevent it.
In liberation both the subject and the object of ambition are no longer.
Liberation is not an acquisition but a matter of courage.
Liberation is to believe that you are free already and to act on it.
Liberation is a natural process and in the long run, inevitable. But it is within your power to bring it into the now.
The ancient and simple way of liberation through understanding.
It is clarity that is liberating.
As the tiny point of a pencil can draw innumerable pictures, so does the dimensionless point of awareness draw the contents of the vast universe.
To be quite detached, beyond the reach of all self-concern, all selfish consideration, is an inescapable condition of liberation.
Nothing can set you free, because you are free.
Freedom cannot be gained nor kept without will-to-freedom.
Freedom to do what one likes is really bondage, while being free to do what one must, what is right, is real freedom.
The space within the cup is free. It happens to be in the cup only when viewed in connection vs. the cup.
You need not forget; when desire and fear end, bondage also ends.
It is the emotional involvement, the pattern of likes and dislikes which we call character and temperament, that create the bondage. )
( 
ÖZGÜRLÜK[Sümerce] )
( FREEDOM vs./and INTERNAL FREEDOM )
( ZIYOU )
- ÖZGÜRLÜKTE:
RAHATSIZLIK ile/ve/||/<> İTİRAZ
( Râzı olmadığımız bir davranış karşısında dile getirmemiz gereken. İLE/VE/||/<> Onaylamadığımız bir düşünceyle karşılaştığımızda dile getirmemiz gereken. )
- ÖZGÜVEN ve İMAN
( SELFCONFIDENCE and FAITH )
- ÖZLEM ve/||/<>/> GÖZLEM ve/||/<>/> SÖZLEM ve/||/<>/> EYLEM ve/||/<>/> İŞLEM ve/||/<>/> İZLEM
- PAMUK ile/ve/değil/yerine/<>/> İP ile/ve/değil/yerine/<>/> KUMAŞ ile/ve/değil/yerine/<>/> GİYSİ ile/ve/değil/yerine/<>/> MARKA
( 1 TL. ile/ve/<>/> 10 TL. ile/ve/<>/> 100 TL. ile/ve/<>/> 1000 TL. ile/ve/<>/> 10.000 TL. )
- PAMUK ile/ve/||/<> ISIRGAN OTU
( Birinci Dünya Savaşı sırasında, hem Almanya, hem de Avusturya'da pamuk kıtlığı vardı. Pamuğun yerini tutabilecek uygun bir madde arayan bilimciler, zekice bir çözüm denediler: Çok az miktarlarda pamuğu ısırgan otuyla karıştırdılar; özellikle de kaşındıran ısırganların[Urtica dioica] sert liflerini kullandılar. )
- PANISLAMISM/MOSLEM/İSLAM[İng.] değil/yerine/= PANISLAMISME/MUSULMAN/ISLAMISME[Fr.] değil/yerine/= PAN-ISLAMISMUS/MOHAMMEDANER/İSLAM[Alm.] değil/yerine/= İSLAMCILIK
( Bütün Müslümanları bir yönetim altına toplama amacını güden siyasal ülkü. )
- PARA" ile/değil/yerine İNSANLIK
( Ne önemi var? İLE/DEĞİL/YERİNE Önemli/mühim[öncelikli] olan. )
- PARAMETRE ile/||/<> İSTATİSTİK
( Parametre evren ölçüsü, istatistik örnek ölçüsüdür )
( Formül: μ ileσ İLE x̄ iles )
- PARANIN "ÖNEMİ" değil/yerine/< İNSANLIK
- PARAŞÜT"[İng./Fr. < PARACHUTE]/KANOPİ[Yun. < KŌNŌPEÎON< KŌNŌPS: Cibinlik/perdeli yatak.][İng. CANOPY][Fr. CANAPÉ < Lat. CONOPEUM] değil/yerine/= KANAT/İNDİRGEÇ/"DÜŞÜRTEÇ"
- PARÇALANMAK ile PARÇALANMIŞ ile İLGİSİZLİK ile İLGİSİZ ile İLGİSİZLİK
( DISINTEGRATE vs. DISINTEGRATED vs. DISINTEREST vs. DISINTERESTED vs. DISINTERESTEDNESS )
( متلاشي کردن ile متلاشي شدن ile متلاشي ile بيعلاقه شدن ile بيطمع ile بيغرضانه ile بي اشتياق ile سست سغبت ile بي علاقه ile بي علاقگي )
( MOTELASHY KARDAN ile MOTELASHY SHODAN ile MOTELASHY ile BEYALAGHEH SHODAN ile بيطمع ile بيغرضانه ile BEY ESHTYEGH ile SOST SOGHBAT ile BEY ALAGHEH ile BEY ALAQGY )
- PARÇASI OLMAK ile/||/<> İÇİNDE OLMAK ile/||/<> İÇERMEK
- PARILTI ile IŞILTILI ile IŞILTILI
( GLITTER vs. GLITTERING vs. GLITTERY )
( براق شدن ile سوسو ile زرق و برق ile برق زدن ile سوسو زدن ile تلالو ile سوسوزن ile پر تلالو )
( BARAGH SHODAN ile SOSO ile ZARGH VE BARGH ile BARGH ZADAN ile SOSO ZADAN ile TALALO ile SOSOZAN ile PAR TALALO )
- PARMAKLARDA:
BAŞ ile/ve/||/<> İŞARET ile/ve/||/<> ORTA ile/ve/||/<> YÜZÜK/ADSIZ ile/ve/||/<> SERÇE
- PARS ile İRAN PARSI
- PARSE[İng.] ile/değil/yerine İNCELEME
( Bir tümce ya da sözcüğü, dilbilgisi açısından incelemek. )
- PARSEL ile İFRAZ[Ar.]
( ... İLE Bir arazinin bölünmesi, parsellere ayrılması. | Salgı. )
- PARTICIPATION, SHARING[İng.] ile/||/<> İŞTİRAK[Ar. < İŞTİRÂK]
( 1 İktisadi devlet teşekküllerinin veya kamu iktisadi kuruluşlarının veya bağlı ortaklıklarının sermayelerinin en az yüzde onbeşine en çok yüzde ellisine sahip bulundukları anonim şirketler 2 Bir ortaklık ile işletme arasında sözkonusu ortaklığın yönetimine ve ortaklık politikalarının belirlenmesine katılma anlamında devamlı bir bağ yaratan doğrudan veya dolaylı sermaye ve yönetim ilişkisi )
( PARTICIPATION, SHARING )
- PASTEL[Fr.] ile/ve İNDİGO
( Resim yapmakta kullanılan renkli boya kalemi. | Böyle kalemlerle yapılan resim. | Soluk renk. İLE ... )
- PATLICAN ile İTÜZÜMÜ/KÖPEKÜZÜMÜ
( ... İLE Patlıcangillerden, bazı ilaçların yapımında kullanılan bir bitki. )
( ... cum SOLANUM NIGRUM )
- PATOJEN[İng. PATHOGEN] ile/||/<> ANTİMİKROBİYAL[İng. ANTIMICROBIAL] ile/||/<> ENFEKSİYÖZ[İng. INFECTIOUS] ile/||/<> ET YİYEN BAKTERİ[İng. FLESH EATING BACTERIA] ile/||/<> İNFLAMAZOM[İng. INFLAMMASOME]
( Konak olarak bulaştığı canlının fizyolojisini bozan ve genelde hastalıklara neden olan mikroorganizmalar (virüsler, bakteriler, prionlar ve mantarlar) için kullanılır. Kelimenin kökeni Yunancadan gelmektedir ve "acı oluşum" demektir. @@ Mikroorganizmaların üremelerine engel olan ya da onları öldüren maddeler. Özellikle patojenik (hastalık yapıcı) mikroorganizmaların etkinliğini durdurmayı amaçlarlar. @@ Bir hastalığın ya da hastalığa neden olan (virüs, bakteri ya da başka bir patojen gibi) etkenin bir kişiden hayvandan ya da organizmadan diğerine doğrudan ya da dolaylı olarak bulaşarak enfeksiyona neden olması. @@ Streptococcacceae familyasına ait bir bakteri türüdür. Küre şeklinde, Gr(+), oksijenli solunum yapar, hareketsizdir ve spor üretmeyen patojen bir bakteridir. Normalde insan florasında boğaz ve burunlarda bulunur. Ancak sayısı arttığında, bu bakteri farenjite yol açar. Deri enfeksiyonlarına da neden olur. @@ İnflamazom, patojenik mikroorganizmaları ve steril stres etmenlerini tespit eden ve yüksek derecede pro-inflamatuar sitokinler olan interlökin-1beta (IL-1β) ve IL-18'i aktive eden bir göze içi multiprotein kompleksidir. İnflamazomlar ayrıca piroptoz adı verilen bir göze ölümü mekanizmasını tetikler. İnflamazomlarla ilişkili bozukluklar, bazı otoinflamatuar sendrom ve otoimmün hastalıklarla ilişkilidir.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- PATRON değil/yerine/= İŞVEREN
- PAY (AL[DIR]MAK) ile/ve/değil/||/<>/< İLİŞKİ/LEN[DİR]MEK
- PAYLAŞIM ile/ve/||/<> İŞLEM ile/ve/||/<> ARŞİV
( Verilerin ve özellikle de e-postaların düzenlenmesinde gerekli olan, öncelikli ve işlevsel en üst üç bölüm/leme. )
- PAZARLIK PAYI ile/ve/değil/yerine İNDİRİM PAYI
- PAZI/YABANİ ISPANAK/YABANPANCARI ile IŞTIR
( Ispanakgillerden, yaprakları sebze olarak kullanılan bir bitki. İLE Ispanakgillerden, sapları etli bir ot, yabanpazısı. )
( BETA VULGARIS cum BLITUM CAPITATUM )
- PEARL[İng.] ile/||/<> PERLE[Fr.] ile/||/<> PERLE[Alm.] ile/||/<> İNCİ
( Bazı yassı solungaçlılarda Lamellibranchiata kabuğun içine giren küçük bir kum tanesi gibi bir madde etrafında sedef birikmesi ile oluşan yapı Az inci inci hünci inci boncuk Türkmence hünci biçiminin başındaki h ikincil bir sestir Türkmence hin Türkçe in biçimindeki h gibi Räsänen UJb 19 102 Blk inci hinci Başındaki h ikincil bir sestir inçu yinci inju çiŋçi çinçi En eski çağlardan beri kullanıldığını görüyoruz Göktürkçe ve Uygurcada yinçü olarak geçer Orta Türkçede de yinçü biçimi kullanılır Kâşgarlı Mahmuda göre Oğuzlar ve Kıpçaklar cinc ü biçimini kullanırlar Kıpçak diyalektlerinde cinçü biçiminin kullanılması normaldir Ancak Oğuz alanında cli bir biçimin geçmesi düşündürücüdür Eski Kıpçakçada inci olarak geçer Çinceden geldiği anlaşılıyor çençu gerçek inci Yalnız çençudan gelen Türkçe yinçü biçimi ses bakımından tartışmaya açıktır Türk diyalektlerinin bir bölümünde eski yinçünün başındaki y düşmüştür Macarca gyöngy biçimi eski bir Türk dilinden kalma bir alıntıdır Ligeti TörK 234235 Rusça žémčug biçimi de Türk diyalektlerinden geçmiştir Bu biçimin sonundaki g bugüne değin açıklanamamıştır Dmitriev Stroj 558 gnin arkaik yencuk biçiminden geldiğini bir olasılık olarak ortaya atmıştır Bu yolda Melioranskiy ve Korsch da birtakım açıklamalar yapmışlardı Menges The Igor Tale 2528 bu açıklamalara katılmayarak žémčugun gsini Rusça utjug ütü terpug törpü gibi Türkçeden kalma alıntıların analojik baskısıyla açıklamaya çalışmıştır Ligeti MNy 42 11 žemčugun sonundaki ugun bir ek olduğunu dile getirmiştir RónaTas ChuvSt 152 zěmčugun sonundaki gyi Tatar kökenli Çuvaşça yĕnçek ornements on womens clothing biçiminin tanıklığına dayanarak açıklamaya çalışmıştır Altay diyalektinde geçen şemçik biçimi Rusçadan alınmıştır Türkçeden Balkan dillerine de geçmiştir )
( PEARL )
( PERLE )
( PERLE )
( INCI[Az.]~INCI[Tkm.]~HÜNCI[Tkm.]~HINCI[Kklp.]~INÇU[Özb.]~YINCI[Tatk.]~INJU[Krg.]~ÇIŊÇI[Kumd.]~ÇINÇI[Tuv.] )
- PENETRANS/PENETRANCE[İng.] değil/yerine/= İÇE GEÇİŞ, İÇE İŞLEME
- PENGUEN ile İMPARATOR/KRAL PENGUEN
( ... İLE Yavruları, 1 yıl boyunca, anne-babalarının bakımına muhtaç olarak büyürler. )
( ... İLE 535 metre derinliğe dalabilirler. )
( Dünyada, 18 penguen türü bulunmaktadır. Ne yazık ki, küresel ısınma nedeniyle 10'u, yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. )
( ZERADİYYE ile ... )
( PENGUIN[< CHICK] vs. EMPEROR PENGUIN )
( APTERODYTES PATAGONICA cum ... )
- PENNING IONIZATION[İng.] / IONISATION DE PENNING[Fr.] / PENNING-IONISATION[Alm.] ile/değil/yerine/= PENNİNG İYONLAŞMASI
- PEOPLE :/yerine İNSANLAR
- PERCEPTION[İng.] ile/||/<> PERCEPTION[Fr.] ile/||/<> BEGRIFFSVERMÖGEN[Alm.] ile/||/<> İDRAK[Ar. < İDRÂK]
( Dış dünyanın uyarısı ile meydana gelen fiziksel duygunun zihinsel yorumu )
( PERCEPTION )
( PERCEPTION )
( BEGRIFFSVERMÖGEN )
- PERDE ile İNCE PERDE/BÜRGÜ
- PERMISSION :/yerine İZİN
- PERMIT :/yerine İZİN VERMEK
- PERMIT[İng.] ile/||/<> İZİN VERMEK
( PERMIT )
- PERSISTAN/PERSISTENT[İng.] değil/yerine/= İNATÇI
- PERSUADE :/yerine İKNA ETMEK
- PERTEV değil/yerine/= IŞIK, PARLAKLIK, YALIM
- PESÜS[Fars. < PİHSŪZ] ile/||/<> İÇİNDE YAĞ YAKILAN TOPRAK KANDİL
( içinde yağ yakılan toprak kandil pīhsoz a kind of lamp pīh fat grease tallow soz Farsça pih yerel ağızlarda piğ piy olarak geçer )
( PĪHSOZ )
- PEYGAMBER ve/||/<>/> İLİM
( Peygamberler, yalnızca, ilmi, kalıt[miras] bırakır. )
- PƏRT OLMAQ[Azr.] = İÇERLEMEK[Tr.]
- PƏZƏVƏNG[Azr.] = İRİ YAPILI/TORAMAN[Tr.]
- PHARMACOLOGY[İng.] ile/||/<> İLAÇ BİLİMİ
( İlaçların yapıları hazırlanış biçimleri özellik ve etkilerini konu alan bilim dalı eczacılık bilimi farmakoloji )
( PHARMACOLOGY )
- PHOTOMETRY[İng.] ile/||/<> PHOTOMÉTRIÉ[Fr.] ile/||/<> PHOTOMETRIE[Alm.] ile/||/<> IŞIK ÖLÇÜMÜ
( Işık yeğinliğini ya da erkesini ölçme işi )
( PHOTOMETRY )
( PHOTOMÉTRIÉ )
( PHOTOMETRIE )
- PHRASE :/yerine İFADE
- PHYSETERIDAE[Lat.] ile/||/<> İSPERMEÇET[İt. < SPERMACETI]
( 1 Su hayvanlarında özellikle ispermeçet balinasının başında bulunan kozmotik sanayisinde kullanılan bir çeşit beyaz mum 2 Sperm balinalarının köşeli alınlarında bulunan kaslar ve yağla çevrilmiş sert ve lifli bir kılıf olan derin dalışlarda canlının kolay hareket etmesini ve basınç ayarlamasını sağlayan organ 3 Güney Afrikaya ait 21 cm uzunluğunda beyaz boğazlı bir kuş Pseudoseisura gutturalis türü )
( PHYSETERIDAE )
( SPERMACETI )
- PIERRE LOTI değil/yerine/ya da ÜÇ ŞEHİTLER değil/yerine/ya da İDRİS-İ BİTLİSÎ TEPESİ
- PİGME ile ABORJİN ile AINU ile İNUİT
( Afrika yerlisi. İLE Yeni Zelanda yerlisi. [Lat.: Roma'lıların ilk ataları. | Yerliler. | İlk oturanlar.] İLE Japonya yerlisi. İLE Kuzey Amerika yerlisi. )
- PILOT PLANT[İng.] / INSTALLATION EXPERIMENTALE[Fr.] / VERSUCHSANLAGE[Alm.] ile/değil/yerine/= PİLOT TESİS
- PİŞİRMEDE:
ALEV ile/ve/||/<> ISI ile/ve/||/<> SÜRE
( Pişirilme amaç ve hedefine göre değişir ve iyi ayarlanması gerekir. )
- PİŞMANLIK / OKSINMAK/OXSINMAK[dvnlgttrk] ile/ve/yerine (İÇ) HESAPLAŞMA
- PİŞMANLIK ile/ve İSTİĞFAR
- PİSTON[Fr.] değil/yerine/= İTENEK
( Bazı araçlarda, motorlarda, bir silindir içinde düzenli hareket eden, daha küçük çaplı silindir. | [mecaz] Kayıran kişi. | Pistona benzeyen, piston görevi yapan. )
- PISTON[İng.] değil/yerine/= İTENEK
- PİSTON değil/yerine/= İTENEK
- PİSTON ile/||/<> İTENEK
- PLASMA INSTABILITY[İng.] / INSTABILITÉ DU PLASMA[Fr.] / PLASMAINSTABILITÄT[Alm.] ile/değil/yerine/= PLAZMA KARARSIZLIĞI
- POLARİZASYON ile/||/<> İNTERFERANS
( Polarizasyon titreşim yönü, interferans dalga üst üste binmesi )
( Formül: I = I₀cos²θ (Malus yasası) İLE I = I₁ + I₂ + 2√(I₁I₂)cosδ )
- POLİP ile/||/<> BETA YAPRAK[İng. BETA PLEATED SHEET] ile/||/<> ÇEVRİLME SONRASI MODİFİKASYON[İng. POST-TRANSLATIONAL MODIFICATION] ile/||/<> DİSÜLFİT BAĞ[İng. DISULFIDE BOND] ile/||/<> HETERODİMERİK[İng. HETERODIMERIC] ile/||/<> İKİNCİL PROTEİN YAPISI[İng. SECONDARY PROTEIN STRUCTURE] ile/||/<> ÜÇÜNCÜL PROTEİN YAPISI[İng. TERTIARY STRUCTURE]
( Knidliler (Sölenterler) şubesindeki türlerin yaşamları boyunca aldıkları iki formdan birisidir. Diğerine "medusa" denir. Polipler, yaklaşık olarak silindiriktirler ve bir vazoya benzerler. @@ Proteinlerin düzlemsel sekonder yapı elemanı. İki farklı polipeptit zincirindeki omurga atomlarının ya da tek katlanmış bir zincirin kesimleri arasındaki hidrojen bağıyla oluşturulur. @@ Oksidasyon kros-linking, kovalent değişikler, asetilasyon, fosforilasyon, glikozasyon gibi polipeptit zincirindeki aminoasitlerin amino terminal peptid, hidroksilasyon ve bölünme gibi traslasyonel modifikasyonların bazılarıdır. @@ Bir proteinin farklı bölümlerinde ya da iki farklı protein arasında iki sistein kalıntısı arasındaki kovalent bağ. İnsülin (iki polipeptit zincirine sahip küçük bir protein) ve immünoglobülin molekülleri, örneğin, inter ya da intro disülfit bağlarına sahiplerdir. Endotelin ve HLA molekülleri de disülfit bağlara sahiptir. C282Y mutasyonu, HLA sınıfı I benzeri HFE proteinindeki disülfür bağlarından birini kaldırır ve yüzey ekspresyonunu ortadan kaldırır. @@ Proteinin birbirinin aynı olmayan iki polipeptit zincirinden oluşması hali. @@ Proteinin ikincil yapısı, proteinin genel özelliklerini etkileyen ve tekrarlanan kıvrım ya da katlanmalarla tanımlanır. Bu yapı seviyesi, polipeptit omurgasının katlanma yapısını tarif eder ve N-H ve C = O grupları arasındaki hidrojen bağlarıyla sağlamlık kazanır. Çeşitli ikincil yapı türleri keşfedilmiştir, ancak en yaygın olanı, alfa sarmal ve beta yaprak olarak bilinen düzenli yinelenen formlardır. @@ Bu yapı seviyesi, ikincil yapının bölgelerinin nasıl katlandığını, diğer bir deyişle bir alfa sarmalı, beta yapraklarını ve katlanmaları içeren 3D düzenini açıklar. Üçüncül yapı, yan zincirler arasındaki ya da yan zincirler ile polipeptit omurgası arasındaki etkileşimler sonucu oluşur ve bunlar genel olarak zincir halindeyken birbirlerinden uzakta olan yapılardır. Her protein katlanabilme özelliğine sahiptir ve bunlar oldukça karmaşık olabilir.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- POLYANNA'CI/LIK ile/değil/yerine/<>/< İYİMSER/LİK
- POSITIVE IMAGE (PICTURE)[İng.] ile/||/<> IMAGE POSITIVE[Fr.] ile/||/<> BILDPOSITIV, POSITIV, POSITIVBILD[Alm.] ile/||/<> POZİTİF GÖRÜNTÜ
( Sinema Pozitif duyarkatın basım aygıtında kullanılıp işlemelikte işlendikten sonra verdiği görüntü Böyle bir görüntüde konuların doğadaki aydınlık ve karanlık bölümleri olduğu gibi yer alır Negatif görüntü karşıtı )
( POSITIVE IMAGE (PICTURE) )
( IMAGE POSITIVE )
( BILDPOSITIV, POSITIV, POSITIVBILD )
- POSTNİŞİN ile/ve SERTARÎK ile/ve SERTABBÂH ile/ve SERZÂKİR ile/ve İMÂM ile/ve MEYDANCI ile/ve TÜRBEDÂR ile/ve ÂSÂDÂR ile/ve NAKÎB ile/ve PAZARCI ile/ve ÇERÂĞÎ ile/ve SÂKÎ ile/ve FERRÂŞ ile/ve KAPUCU
- Bİ'L KUVVE[Ar.]/POTANSİYEL[Fr., İng. < POTENTIAL] değil/yerine/= İÇKİN/GİZİL/GİZİLGÜÇ
- İKTİDAR[Osm.] / POTENTIAL[İng.] / POTENTIEL[Fr.] / POTENTIAL[Alm.] ile/değil/yerine/= POTANSİYEL
- POW/PROOF OF WORK[İng.] değil/yerine/= İŞLEM KANITI
- POZ VERME, EKSPOZİSYON | IŞIKLAMA ile/||/<> IŞIKLAMA
( Sinema Çevirim sırasında aydınlatılmış olan konunun görüntüsünün duyarkat üzerine belirli bir süre düşerek etkilemesi Bir tiyatro sahnesindeki oyuna uygun dengeli ve özel ışık verme sanatı bilimi sinema Çevirim sırasında aydınlatılmış olan görüntünün duyarkat üzerine belirli bir süre düşerek duyarkatı etkilemesi Sahnedeki oyuna uygun sahneye özgü ışık dizgesinin kapsamına giren tüm konular )
( EXPOSURE 3[ALM. BELICHTUNG | LIGHTING | EXPOSURE )
( EXPOSITION, POSE, LUMINATION | ECLAIRAGE | POSE, EXPOSITION, LUMINATION | ÉCLAIRAGE )
( BELEUCHTUNG )
- POZOMETRE, POZ ÖLÇEN, FOTOMETRE | IŞIKÖLÇER ile/||/<> IŞIKÖLÇER
( Sinema TV Çeşitli ışık koşullarına göre en uygun sonucun alınabilmesi için duyarkat üzerine ne kadar ışık düşmesi gerektiğini bildiren aygıt Işık yeğinliğini ya da erkesini ölçen araç Işıkölçümsel büyüklükleri ölçmeye yarayan aygıt nesnel ışıkölçer görsel ışıkölçer aydınlatma optik 1 Işık yeğinliğini ya da erkesini ölçen araç 2 Bir ışık kaynağının belli uzaklıkta oluşturduğu aydınlığı ölçme işinde kullanılan araç 3 Işıkölçümsel büyüklükleri saptayan aygıt fizik Işıkölçümsel büyüklükleri ölçmeye yarayan aygıt ışıkölçer )
( EXPOSURE METER, PHOTOMETER, LIGHTMETER | PHOTOMETER | ILLUMINATION PHOTOMETER, ILLUMINATION METER )
( POSEMÈTRE | PHOTOMÈTRE | LUXMÈTRE )
( BELICHTUNGSMESSER, FOTOMETER, LICHTMESSGERÄT | PHOTOMETER | BELEUCHTUNGSMESSER )
- PRACTICABILITY[İng.] ile/||/<> İŞLERLİK
( Bir gözlem ya da ölçüm aracının öngördüğü bilgi ya da ölçüm düzeyine ulaşabilme yeteneği )
( PRACTICABILITY )
- PRE-İKONOGRAFİ'DE:
OLGUSAL ile İFADESEL
( Konu. İLE Çözümleme. )
( ... İLE Uzlaşımsal. - Muvazaa )
( FACTUAL ile EXPRESSIONAL )
- PREIMPLANTATION GENETIC DIAGNOSIS[İng.] değil/yerine/= İMPLANTASYON ÖNCESİ GENETİK TANI
( İmplantasyon (tıpta embriyonun rahime gömülmesidir) ve gebelik öncesinde embriyoda gerçekleştirilecek erken genetik analizi sağlar.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- PRENSİP KARARI değil/yerine/= İLKE VARGISI
- PRENSİP OLARAK .../PRENSİPTE ... değil/yerine İLKECE ...
- PRENSİP[Fr. < PRINCIPE] değil/yerine/= İLKE
- UMDE[Ar.]/PRENSİP[İng. < PRINCIPLE] değil/yerine/= İLKE
- PRENSİP/Lİ/PRINCIPLE[İng.] değil/yerine İLKE/Lİ
- PRİMER | BİRİNCİL >< İKİNCİL
( ilk, en yalın, en önemli olay , biçim ya da küme. Örn. karmaşık tepkimeler dizgesindeki en önemli ya da en hızlı tepkime. @@ )
( PRIMARY | SECONDARY~SECONDARY )
( PRIMAIRE | SECONDAIRE~SECONDAIRE )
( PRIMARIUS~... )
( PRIMÄR | SEKUNDÄR~SEKUNDÄR )
( PRIMARIO~SECONDARIO )
( ΠΡΩΤΟΓΕΝΉΣ / πρωτογενής~ΔΕΥΤΕΡΕΎΩΝ / δευτερεύων )
- PRIMİTİF/PRIMİTIVE[İng.] değil/yerine/= İLKEL
- PRIMITIVE MAMMALS[İng.] ile/||/<> PROTOTHERIA[Lat.] ile/||/<> İLKEL MEMELİLER
( protos birinci therion hayvan Bazı sınıflandırmalara göre memeliler Mammalia sınıfının tek delikliler Monotremata takımı ile soyu tükenmiş olan bazı ilkel yapılı memelileri içine alan bir alt sınıfı )
( PRIMITIVE MAMMALS )
( PROTOTHERIA )
- PRIMITIVISME[Fr.] ile/||/<> İLKELCİLİK
( 1911de Fransada gelecekçiliğe fütürizm tepki olarak doğan ve ilkel sanata öykünen yazın çığırı )
( PRIMITIVISME )
- PRİMİTİVİZM değil/yerine/= İLKELCİLİK
- PRIMORDİYAL/PRIMORDIAL[İng.] değil/yerine/= İLKEL | TEMEL
- PRIMUM[İng.] değil/yerine/= İLK | ÖNCE
- PRINCIPLE :/yerine İLKE
- PROCEED :/yerine İLERLEMEK
- PROFESYONEL değil/yerine/= İŞGEDENUZMAN
- PROGRAM, "SOFTWARE", YAZILIM | PROGRAM, SİNEMA PROGRAMI, | PROGRAM, TELEVİZYON PROGRAMI | İZLENCE ile/||/<> İZLENCE
( Sinema TV 1 İletişim araçlarıyla oluşturulan bilgilerin izlencelerin tümü Sinema 2 Bir sinemanın bir gösterimindeki filmlerden oluşan belirli bir süre sonunda yerini başka filmlere bırakan gösterisi 3 Belirli tarihlerde ve gösterimlerde hangi filmlerin yer alacağını bu filmlerle ilgili kısa bilgileri veren yazı TV 4 Belirli bir televizyon yayacının bir gün içinde değişik bölümlerden oluşan yayınlarının tümü 5 Bu yayın içinde kendi başına bir bütün oluşturan bölümlerden her biri 6 Bu bölümlerin sıralanış ve saatlerini gösteren bunlarla ilgili kısa bilgiler veren yazı Belli bir sorun türünün özdevimli çözümü için verilerde ortaya çıkabilecek durumlara göre uygulanacak eylemleri belirten bir çalışma planı bilgisayar izlencesi Bilgisayara girdi olarak girebilecek biçimde bir dilleyazılan istenilen bir amaca ulaşmak için ayrıntılı ve belirtik biçimde düzenlenmiş yönerge takımı Bir iş süreç gidiş ya da uygulamayı düzenleyen tasarımlı çerçeve çizeylem )
( 1. SOFTWARE, 2-3. PROGRAMME (ABD: PROGRAM), CINEMA PROGRAMME, 4-6. PROGRAMME (ABD: PROGRAM), TELEVISION PROGRAMME | PROGRAMME, PROGRAM | PROGRAM | PROGRAMME )
( 1. PROGRAMME, "SOFTWARE", 2-3. PROGRAMME (DE CINÉMA), 4-6. PROGRAMME (DE TÉLÉVISION) | PROGRAMME )
( 1. "SOFTWARE", 2-3. PROGRAMM, FILMPROGRAMM, KINOPROGRAMM, VERLEIHPROGRAMM, 4-6. PROGRAMM, FERNSEHPROGRAMM | PROGRAMM )
- PROGRAM[İng.] değil/yerine/= İZLENCE, İZLİK
- PROGRES/PROGRESS[İng.] değil/yerine/= İLERLEME | GÜNLÜK
- PROGRESİF/PROGRESSIVE[İng.] değil/yerine/= İLERLEYİCİ
- PROGRESS :/yerine İLERLEME
- PROGRESYON/PROGRESSION[İng.] değil/yerine/= İLERLEYİŞ
- PROJE ile iDEA
- PROJEKTÖR | IŞILDAK ile/||/<> IŞILDAK
( Sinema TV Bir görünçlüğün aydınlatılmasında kullanılan güçlü bir ışık kaynağı bulunan özel yapısıyla bu ışık kaynağından çıkan ışık demeti düzenlenebilen ışıtaç Sahnenin aydınlatılmasında kullanılan güçlü ışık kaynağı bulunan lamba Projektör Yüksek bir ışık yeğinliği elde etmek üzere ışığı optik bir düzenle ayna ya da mercekler belirli bir oylum açısı içine toplayan ışıklık fizik aydınlatma Oluşturduğu yüksek ışık yeğinliği ile karanlıkta uzağı aydınlatma işini gören ışık kaynağı ışıklık Tiyatroda kullanılan mercekli ve aynalı parlak ışıklı yüksek dirençli ışıklama aygıtı Işıldaklarla sert ya da yumuşak yöresel ışık sağlanabilir )
( PROJECTOR, SUNLIGHT, STUDIO LAMP, SUN ARC-LIGHT, BRUTE (A.), (ABD) SUN ARC, LUMINAIRE | PROJECTOR | SPOTLIGHT, SPOT )
( PROJECTEUR (DE LUMIÈRE, SOLAIRE), GAMELLE, CASSEROLLE, "SUN LIGHT" | PROJECTEUR | PROJECTEUR DE LUMIÈRE )
( SCHEINWERFER, "SUNLIGHT" | SCHEINWERFER | LISENSCHEINWERFER )
- PROJEKTÖR[Fr. < PROJECTEUR] değil/yerine/= IŞILDAK
- PROJEKTÖR değil/yerine/= IŞILDAK/İZDÜŞÜREÇ
- PROKARYOT değil/yerine/= İLKEL ÇEKİRDEKLİ
- PRÖMİYER/GALA["İLK PRÖMİYER/İLK GALA" değil!] değil/yerine/= İLK GÖSTERİM
- PROMOTER ile/||/<> ENHANCER ile/||/<> SILENCER ile/||/<> INSULATOR
( Transkripsiyon kontrol bölgeleri. )
( Formül: TATAAA konsensus )
- PRONASYON/PRONATION[İng.] değil/yerine/= İÇE DÖNME (KOL VB.)
- PROPAGASYON | İLERLEME ile/||/<> İLERLEME ile/||/<> İLERLEMEK
( Bir zincir tepkimesinin ya da ardışık tepkimeler dizisinin başlatıldıktan sonraki aşamaları progressus gressus yürüme adım pro önde ileriye Daha iyi daha yetkin daha değerli daha yüksek bir duruma doğru basamak basamak oluşan gelişme Bir hastalığın daha yaygın ve ağır duruma gelmesi )
( PROPAGATION | PROGRESS | ADVANCE (OF A FACE) | ADVANCE | PROGRESSION )
( PROPAGATION | PROGRÈS | AVANCEMENT DE LA TAILIE, AVANCEMENT DU FONT DE TAILLE )
( FORTSCHRITT | ABBAUFORTSCHRITT )
( PROGRESSUS, GRESSUS )
- PROPER INTEGRAL ile/||/<> IMPROPER INTEGRAL
( Proper sonlu interval, improper sonsuz ya da dikontinü. )
( Formül: Finite İLE infinite/discontinuous )
- PROSEDÜR/PROCEDURE[İng.] değil/yerine/= İŞLEM
- PROSEDÜREL BELLEK/PROCEDURAL MEMORY[İng.] değil/yerine/= İŞLEM BELLEĞİ
- PROSPEKTİF EVALÜASYON/RETROSPECTIVE EVALUATION[İng.] değil/yerine/= İLERLEYİK DEĞERLEME
- PROSPEKTİF/PROSPECTIVE[İng.] değil/yerine/= İLERLEYİK
- PROTEİN SENTEZİ[İng. PROTEIN SYNTHESIS] ile/||/<> EKSPRESYON[İng. EXPRESSION] ile/||/<> GEN OKUNUMU[İng. GENE EXPRESSION] ile/||/<> GTP (GUANOZİN 5' TRİFOSFAT)[İng. GTP (GUANOSINE 5-TRIPHOSPHATE)] ile/||/<> İNTERFAZ[İng. INTERPHASE] ile/||/<> TRANSLASYON[İng. TRANSLATION] ile/||/<> 5' UTR[İng. 5' UNTRANSLATED REGION (5' UTR)]
( Canlıların protein yapımı için kullandığı mekanizmanın genel adıdır. Herhangi bir canlı organizmada bulunan tüm proteinler sürekli bir yıkılma ve yeniden yapılma durumundadır. Sentezlenme sırasında, genetik materyalden okunarak üretilen aminoasitler, peptit bağları sayesinde proteinleri oluştururlar. @@ Genetik bir yapıdan kaynaklanan yapı ya da aktivitedir. Bir genin, uygun şartların olması halinde ya da zamanın gelmesi durumunda okunarak içeriğindeki bilginin aminoasit ve protein sentezinde kullanılmasıdır. Gen ifadesi olarak da bilinir. @@ Protein yapımında, RNA dizisini aminoasit zincirine dönüştürme işlemi.Translasyon metionin (AUG) içeren kodon ile başlar. Protein sentezini sonlandırmada mRNA üzerinde 3 kodon etkili olur ve bunlara terminasyon kodonları (stop kodon) adı verilir (UAG: amber; UAA: ochre ve UGA: opal). @@ Guanozin trifosfat olarak bilinir. Protein sentezinde rol alan RNA sentezinin öncüsü bir nükleotitdir. GTP @@ Hücrenin normal hayat döngüsünü gerçekleştirdiği evre. Hücre döngüsünün %90'ını oluşturur. G1, S ve G2 olmak üzere üç evreden oluşur. G1 evresinde ATP ve protein sentezi yapılır, organel sayısı artar. S evresinde DNA kendini eşler. Son evre olan G2 evresinde ise bölünme için son hazırlıklar yapılır. @@ Protein yapımında, RNA dizisini aminoasit zincirine dönüştürme işlemi.Translasyon metionin (AUG) içeren kodon ile başlar. Protein sentezini sonlandırmada mRNA üzerinde 3 kodon etkili olur ve bunlara terminasyon kodonları (stop kodon) adı verilir. @@ Transkripsiyon başlatma bölgesi ile translasyon başlangıcı arasındaki mRNA'da saklanan ancak translasyon olmayan bölge. Ribozomal bağlanma bölgesini (lider dizisi) ve sinyal sırasını içerir. Ekzon 1'in başlangıcıdır. Çoğu mRNA'nın 5 'UTR'leri, protein sentezinin başlatılmasında rol oynayan bir konsensüs dizisi; 5'-CCAGCCAUG-3 içerir. Translasyona uğramamış olmasına karşın, bu bölge mRNA sekonder yapısını ve sabitliğini, translasyon başlangıcının istikarını ya da sekansa spesifik mRNA-bağlayıcı proteinlerin bağlanmasını etkileyebilir.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
(1996'dan beri)