| ORTA YAZACA GÖRE |

- SÜNGÜLEMEK ile SÜNGÜLENMEK ile SÜNGÜLEŞMEK ile SÜNGÜ ile SÜNGÜLÜ ile SÜNGÜSÜZ

- SÛNÎ değil SUN'Î

- SUNMEK ile/||/<> SÜNMEK

( Sunmak, salmak, uzamak. İLE/||/<> Eğmek. | Esnekliğini yitirerek gevşemek. | Kopmadan uzamak, gerilmek. | Sarkmak. )

- SÜNNETLEMEK ile SÜNNET/LİK ile SÜNNETLİ/LİK ile SÜNNETÇİ/LİK ile SÜNNETSİZ/LİK ile SÜNNET EHLİ ile SÜNNET DÜĞÜNÜ ile SÜNNET ÇOCUĞU

- SÜNNÎ ile SUN(N)Î

( Mezhep. İLE Yapay. )

- SUNYA ile/||/<> SHUNYATA ile/||/<> AKAŞA

( Boşluk, Mahayana Budizmi'nde ikici karşıtlar düzlemi aşıldıktan sonra ortaya çıkan evrenin gerçek böylesiliği. @@ Boşluk. @@ Boşluk. Esîr. Uzayın, göğün bir unsuru olarak eter. Evrenin aslî eterik özü. )

- SUPAP/SUBAP[Fr.] ile SUPAP/SUBAP[Fr.]

( Bir yay yardımıyla gergin tutulan ve yatağın düzlemine dik olarak yaptığı gidip gelme hareketiyle bir akışkanın geçişini ayarlamaya yarayan kapak, sibop. İLE Bir devreye yerleştirildiğinde belirli koşullar altında, akımın yalnız bir yönde geçmesini sağlayan ve böylece, dalgalı akımları doğrultmaya yarayan düzenek. )

- SUPERFLUID[İng.] / SUPRAFLÜSSIG[Alm.] ile/değil/yerine/= SUPER AKIŞKAN

- SUPERCRITICAL MASS[İng.] / MASSE SUPERCRITIQUE[Fr.] / SUPERKRITISCHE MASSE[Alm.] ile/değil/yerine/= SUPER KRİTİK KÜTLE

- SUPERCRITICAL REACTOR[İng.] / SUPERKRITISCHER REAKTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= SUPER KRİTİK REAKTÖR


- SUPERCRITICALITY[İng.] / SUPERKRITIKALITÄT[Alm.] ile/değil/yerine/= SUPER KRİTİKLİK

- SUPERLATTICE[İng.] / SUPERGITTER[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜPER ÖRGÜ

- SUPERHIGH FREQUENCY[İng.] / FRÉQUENCE SUPERHAUTE[Fr.] / SUPERHOHE FREQUENZ[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜPER YÜKSEK FREKANS

- SUPERPHOSPHATE[İng.] / SUPERPHOSPHATE[Fr.] / SUPERPHOSPHATE[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜPERFOSFAT

- SUPERİOR ile/||/<> DİYAPSİT[İng. DIAPSID] ile/||/<> JUGULER DAMARLAR[İng. JUGULAR VEINS]

( Üst, üstte bulunan, iki ayak üzerinde duran canlılar için başa yakın olan taraf. Vena cava superior, kanı vücudun üst tarafından kalbin sağ atriumuna (kulakçık) getirir. @@ Türkçe "diyapsit" ya da "diapsid" olarak kullanılabilir. Göz çukurunun arkasında iki deliğe sahip kafatası tipini barındıran omurgalı grubudur. Bu kafatası tiplerinde bir üst (superior) ve bir alt (inferior) olmak üzere iki tane temporal çukur mevcuttur. Timsahlar, kertenkeleler, yılanlar, kuşlar, dinozorlar (avian ve non-avian) dahil çeşitli omurgalılar bu kafatası tipine sahiptir. @@ Beyin, yüz ve boyundan kanı boşaltan ve superior vena kava yoluyla kalbe geri döndüren boyundaki çeşitli damarlar. Juguler ven olarak da bilinirler. Tipik olarak, her biri kanı kafanın farklı bölgelerinden kalbe yönlendiren toplamda altı olmak üzere üç çift juguler damar vardır.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- SUPERCRITICAL FLUIDS[İng.] ile/değil/yerine/= SÜPERKRİTİK AKIŞKANLAR

- SÜPERNOVA[İng. SUPERNOVA] ile/||/<> MESSİER KATALOĞU[İng. MESSIER CATALOGUE] ile/||/<> YENİ GENEL KATALOG[İng. NEW GENERAL CATALOGUE]

( Büyük yıldızların ömürlerinin sonuna geldiklerinde çok parlak ve şiddetli bir biçimde patlamasına verilen isim. Süpernovalar öylesine şiddetlidir ki evrendeki en güçlü patlamalardan birisi süpernovalardır. Süpernova patlamaları esnasında Güneş'in toplam ömründe yayacağı enerjiden daha fazlası uzaya savrulur. @@ 18. yüzyılda yaşamış olan Fransız astronom Charles Messier tarafından oluşturulmuş bir derin uzay cisimleri listesidir. İçerisinde çeşitli galaksilerden yıldız kümelerine, bulutsulardan süpernova kalıntılarına kadar 110 adet gök cismi yer almaktadır. @@ Danimarkalı astronom John Louis Emil Dreyer tarafından 1888 yılında derlenen gök cisimleri listesidir. İçerisinde, gökadalardan süpernova kalıntılarına ve bulutsulardan yıldız kümelerine kadar 7.840 nesne bulunmaktadır.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- SUPEROXIDES[İng.] ile/değil/yerine/= SÜPEROKSİTLER

- SÜPERVİZÖR/"SÜPERVAYZIR"[İng. < SUPERVISOR] değil/yerine/= GÖZETMEN

- ŞÜPHE/ŞÜBHE[Ar.] değil/yerine/= KUŞKU


- ŞÜPHE[< TEŞBİH] ile/ve/||/<> REYB

( ... İLE/VE/||/<> Bilimsel, yöntemli kuşku. )

- ŞÜPHECİLİK[İng. SKEPTICISM] ile/||/<> ÖNBASKI[İng. PREPRINT] ile/||/<> ŞAHİTLİK[İng. TESTIMONY] ile/||/<> YANILSAMA[İng. ILLUSION]

( Sezgilerimize yaslanarak neleri bildiğimizi düşünürsek birçok şeyi bildiğimiz sonucunu çıkarmamız zor olmaz. Kendimle, çevredeki şeylerle ya da geçmiş ve gelecek ile ilgili şeyleri bildiğimizi varsayan yaklaşım bir derece sezgilere dayanır ve şüpheci pozisyonu ikinci plana iter. Şu an önümde bir alışveriş merkezi olduğunu görüyorum ancak bundan ne kadar emin olabilirim? Gerçekten önümde bir alışveriş merkezi olduğundan şüphe duymak ve sanrı görüyorum olabileceğim hesaplamak ne kadar ileriye götürülebilir bir anlayıştır? Takınacağımız şüpheci tavır doğru inançlarımızı gerekçelendirmiş olsak dahi makul müdür? Önümde alışveriş merkezi olabilir ve hatalı bir şüphecilik içinde olabilirim, önümde alışveriş merkezi olmayabilir ve doğru bir şüphecilik içinde olabilirim; aynı zamanda sanrı görüyor olabileceğimin farkındayım. Bilgi olmasalar dahi temeli sanrılara dayanan gerekçelendirilmiş inançlara sahip olma olasılığımız hiç de düşük değilmiş gibi görünüyor. O halde biz; inandığımız şeylerin sanrı olabileceği, gerekçelendirmenin sanrıların varlığını azaltmadığı ve hatadan kaçınma arzumuz gibi etmenlerle şüphecilik pozisyonuna yöneltebiliriz. Bu pozisyon “eğer varsa çok az bilgi vardır.” ifadesine sahip olursa bilgi kuşkuculuğu adını alır. Bilgiye dönüşen inançlarımızın gerekçelendirilmiş inançlarımızdan daha fazla olmadığı yönünde bir varsayımla hareket eden bir kuşkuculuk “eğer varsa inançlar için çok az gerekçelendirmemiz vardır.” ifadesiyle hareket eder; buna gerekçelendirme kuşkuculuğu denir. Tüm bu kuşkucu sorular bedenlerimizin gerçekten var olup olmadığı sorusunu da beraberinde getirir. Eğer yalnızca kendimizin gerçekten var olduğunu kabul edersek bu yaklaşım bizi felsefecilerin kaçınma eğilimi sergilediği solipsizme götürür. Diğer yandan Descartesçi bir bizim her şeyin gerçekliğinden ve doğruluğundan kuşku duyarsam, sahip olduğum bu kuşkudan kuşku duyup duymadığım sorusu gün yüzüne çıkar. Eğer kuşku duyduğumdan kuşku duymazsam, kuşku duyulmayacak en az bir şey bulmuş olurum gibi görünüyor ancak zihin hallerimden kuşku duyuyor olmam gerçekten kuşku duyup duymadığım konusunda kesin bir bilgi içermez; belki de zihin hallerimin hepsi (kuşku da dahil olmak üzere) bilgi üretmeyen ve gerçekten var olmayan şeyler olabilir? Bu soru nasıl cevaplanabilir? Soru daha farklı sorulabilir, dış dünyanın ya da diğer zihinlerin var olmayabileceği yönünde bir kuşku, emin olunabilir bir soru mu? Eğer diğer zihinlerin ya da dış dünyanın varlığından kuşku duyuyorsak bu kuşku, kabul edilebilir olmak için kendine kesin bir temellendirme bulabilmiş midir? Kuşku duymanın makul olduğuna bizi kesinlikle ikna eden nedir? Nasıl ki kuşkucular bazı şeylerin varlığını kesinlikle gösteremememizden yola çıkıyorsa biz de kuşkuculuğun kendisinin kesinlikle doğru olduğunun gösterilememişinin kanıtlarsak kuşkuculuk karşıtı bir argüman kurmamız mümkün olabilir. Kuşku duyuyor olmamızın gerekçelendirilmesi kesin değilse bu kuşkuculuk karşıtı güçlü bir argüman olabilir mi? Bu soruyu destek ilkesi ile daha açık hale getirebiliriz; “P inancı ancak kişinin P ile tutarsız olan bir önermenin yanlışlığını biliyor olmasıyla bilgiye dönüşür.” Önümde bir alışveriş merkezi vardır önermesine inanıyorsam, o zaman bu önerme benim bir alışveriş sadece sanrısını görüyor olmamla tutarsız olacağı için, ben bu önermeyi ancak sanrı görmüyor olduğunu bilmem durumunda bilirim. Şimdi bunu kuşkuculuğu yöneltelim; dünyanın döndüğünden kuşku duyuyorsam yani dünyanın dönmüyor olabileceğine inanıyorsam, bu önerme dünyanın döndüğünün bir sanrı değil de gerçek olmasıyla tutarsız olacağı için, ben bu önermeyi ancak dünyanın döndüğü yanlışlanırsa bilebilirim. Dünyanın döndüğü yanlışlana dek döndüğünden şüphe duymak makul değildir. Felsefeciler tarih boyunca ahlak, din, zihin, varlık vb. birçok farklı alana dair çeşitli sorular sormuştur. İnsanların büyük bir kısmının hem fikir olduğu belirli türden konu başlıklarında dahi felsefeciler arasında ciddi görüş farklılıkları ve tartışmalar ortaya çıkmıştır. Öyle ki bu tartışmalar bir noktada soruyu soran kişinin gerçekten var olup olmadığına dahi yönelmiştir. Peki bu ne anlama gelir? Gerçekten var olup olmamak ya da başka bir “şeyin” yanılsaması olup olmamak ne tür bir tartışmayı içerir? İnandığımız şeylerin sanrı olabileceği, gerekçelendirmenin sanrıların varlığını azaltmadığı ve hatadan kaçınma arzumuz gibi etmenlerle şüphecilik pozisyonuna yöneltebiliriz. Bu pozisyon “eğer varsa çok az bilgi vardır.” ifadesine sahip olursa “bilgi kuşkuculuğu” adını alır. Bilgiye dönüşen inançlarımızın gerekçelendirilmiş inançlarımızdan daha fazla olmadığı yönünde bir varsayımla hareket eden bir kuşkuculuk “eğer varsa inançlar için çok az gerekçelendirmemiz vardır.” ifadesiyle hareket eder; buna ise “gerekçelendirme kuşkuculuğu” denir. Bilen kişinin C tipi önermelerin bilgisine ulaşıp ulaşamayacağını düşünelim. O halde bu bahse dair üç farklı yaklaşım söz konusu olur. @@ Akademik yayıncılıkta kullanılan önbaskı terimi, akademik bir makalenin resmî hakem denetiminden geçip de hakemli bir dergide yayınlanmadan önce internet üzerinden okumaya açılması anlamına gelmektedir. Önbaskı olarak yayınlanan makaleler hakemli dergilerde sonradan yayınlanabileceği gibi, kimi zaman reddedilerek hiçbir zaman yayınlanmayabilir ya da ciddi düzenlemeler ve değişikliklerle yayınlanabilir. Önbaskı konumundaki makalelere ekstra şüphecilikle yaklaşmakta fayda vardır. @@ Şahitlik, muhakeme, algı, hafıza ya da iç-gözlem gibi bilişsel bir sistem değildir. Bu yüzden epistemik kaynaklar içinde kendine özel bir yeri vardır. Şahitlik, en basit haliyle, başka insanların ifade ettiği inançlara dayanır. Şahitliğin en yaygın bilgi kaynağı olduğu düşünülür. İletişim, medya ve eğitim gibi günlük hayatımızı kuşatan pek çok şey, şahitlik sonucu bilgi edinmemizi sağlar. Alp Dağları’na ilişkin birinci elden bir deneyimimiz olmasa da coğrafya kitaplarını, blogları ya da ansiklopedileri inceleyerek Alp Dağları’na dair bilgi edinebilir. Şahitlik sonucu gerçekten bilgi edinip edinmediğimiz önemli bir tartışma konusudur. Bir kişinin, doğru olanı ifade edip etmediğini her zaman kestirmek mümkün değildir. Bazı dışsalcılar için bu bir tartışma konusu olmayabilir. Doğru yolla nedensel bir biçimde inancımız oluştuysa, bu inancın epistemik statüsü çok tartışmaya açık değildir. Ancak, şahitliğin, tıpkı algı gibi, güvenilir olup olmadığı tartışması hala devam etmektedir. Şahitliğin güvenilir olmadığı ve bundan ötürü bilgi üreten bir mekanizma olamayacağı konusunda şüpheci görüşler vardır. Bu tarz bir şüphecilik, bilginin kesin ve doğru olmasına dayandığından, şahitlik kaynaklı bilgilerimizin büyük bir bölümünü dışarıda bırakır. Şahitlik hakkındaki şüphecilik doğruysa eğer, şahitlik sadece yüksek ihtimalli inançlar sağlayabilir. Ancak, kesinlik taşımadığından ötürü, yanıltıcıdır. Bu şüpheci pozisyon, epistemologlar arasında yaygın bir biçimde kabul görmez. Şahitliğin özel statüsüne yönelik bir diğer eleştiri ise, şahitliğin tek başına bilgi oluşturmak için yeterli olmadığıdır. Diğer bir deyişle, şahitlik aslen algı ya da hafıza gibi başka bilgi kaynaklarına bağlıdır. Özne, daha önce algı, hafıza ya da diğer yollarla edindiği inançlar doğrultusunda şahitliğe dair bir inancın doğruluğunu garanti altına alabilir. Şahitlik, bu birincil bilgi kaynaklarından geçmediği sürece, tek başına gerçekleşemez. Bu indirgemeci pozisyona karşı çıkanlar, şahitliğin bilişsel bir yeti olmamasına karşın tıpkı algı, hafıza, iç-gözlem gibi bilgi üreten temel bir mekanizma olduğunu düşünürler. İndirgemecilik karşıtlarının, öznenin daha önceden şahitlik yaptığı kişinin deklare ettiği inançların doğruluğuna dair sahip olduğu gözlemlerin, şahitliğin bilgi oluşturması için gerekli olmadığını kanıtlaması gerekir. Eğer, şahitlik ettiğimiz kişiye dair önceki gözlemlerimiz, şahitliğimizin oluşması için gerekli bir kriter ise, şahitlik tek başına bilgi-üreten bir mekanizma olamaz. Şahitlik ile ilgili ilginç konulardan bir tanesi, sosyal epistemoloji olarak adlandırdığımız alan içinde merkezi öneme sahip olmasıdır. Daha önceden bahsettiğimiz epistemoloji tartışmalar, bireyin, başka bireylerle ilişkileri olmaksızın sahip olduğu bilgi ve bunları üreten süreçlerle ilgiliydi. Sosyal epistemoloji, bilginin tek başına bireysel bir şey olmadığını, insanlar arası ilişkilerin ve iletişimin bilginin oluşması konusunda önemli pay sahibi olduğunu iddia eder. Şahitlik ise bunun bir parçası olması itibariyle, sosyal epistemolojinin ana elementlerinden biri haline gelir. Sosyal epistemolojiye ilişkin tartışmalar, birden çok birey arasındaki iletişimin ya da şahitliğin bilginin doğası ile olan ilişkisini, sosyal ilişkilerin bilginin doğruluğuna olan etkisini, toplumsal ve kültürel yapıların bilgi üretme süreçlerine müdahale edip etmediğini inceler. Bu sosyal epistemoloji alanı dışında, çağdaş epistemolojide pek çok yeni yaklaşım da geliştirilmiştir. @@ Algılanan ilişkilerle gerçekte olan ilişkilerin birbirine uymamasıdır.Kısa algılanan bir çizgi, gerçekte algılama alanında bulunan diğer çizgilerle aynı uzunlukta olabilir.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- ŞÜPHELENMEK ile ŞÜPHELENDİRMEK ile ŞÜPHELENEBİLMEK ile ŞÜPHE ile ŞÜPHECİ/LİK ile ŞÜPHELİ ile ŞÜPHESİZ/LİK

- SÜPRİZ değil SÜRPRİZ

- SÜPÜRGE/LİK ile SÜPÜRGECİ/LİK ile SÜPÜRGELİ ile SÜPÜRGESİZ ile SÜPÜRGE OTU ile SÜPÜRGE DARISI ile SÜPÜRGE ÇALISI

- SÜPÜRMEK ile SÜPÜRTMEK ile SÜPÜRÜLMEK ile SÜPÜRÜVERMEK

- ŞURA ile ŞÛRA

( Şu yer. İLE Danışma kurulu. )

- SUR'A[Ar.] ile SURÂH[Ar.] ile SURÂH[Ar.]

( Güreşte, çoğunlukla ters dönmüş olan. İLE Çığlık, feryad. İLE Delik, gedik. )

- SÜRAHİ[Ar.] ile/||/<> KARAF/A[İt. < CARAFFA]/KARAFAKİ

( İçecek koymaya yarar, cam, plastik vb. kap. @@ Uzun boyunlu, kulpsuz küçük sürahi. )

- SÜRAT[Ar. < SURAT] ile SURAT[Ar. < SURET]

( çabukluk. | Alınan yolun harcanan zamana oranı. | hız. @@ Yüz. | Somurtkanlık, asık yüzlülük. | Soğuk davranma. )

- SÜR'AT[Ar.] ile ÂCELE["ACALE" değil!]

- SURAT[Ar.]/ÇEHRE[Fars. ÇİHRE] değil/yerine/= YÜZ

- SÜRDÜRMEK ile SÜRDÜRTMEK ile SÜRDÜREBİLMEK

- SÜRDÜRÜMLEMEK ile SÜRDÜRÜMLENMEK ile SÜRDÜRÜM ile SÜRDÜRÜMCÜ/LÜK

- SÜRE ile SÛRE

( Belirli bir zaman aralığı. İLE Kur'ân-ı Kerîm'in, 114 bölümünden her biri. )

- SURE[Ar.] ile SÜRRE[Ar. < SURRE]

( Kur'ân-ı Kerîm'in yüz on dört bölümünden her biri. @@ Akçe, para kesesi, para çıkını. | Osmanlı sultanlarının, her yıl hac zamânında Haremeyn[Mekke ve Medîne] halkına dağıtılmak üzere özel bir alay düzenleyerek gönderdiği para ve armağanlar. )

- SÜREBİLMEK ile SÜREKLİLEŞTİRMEK ile SÜRE ile SÜREK ile SÜREÇ ile SÜRELİ/LİK ile SÜREKLİ/LİK ile SÜREKÇİ/LİK ile SÜRESİZ/LİK ile SÜREKSİZ/LİK ile SÜRERLİK ile SÜRE SONU ile SÜREK AVI ile SÜREKLİCE ile SÜRELETME ile SÜRE AŞIMI ile SÜRE ÖLÇÜMÜ ile SÜRER DURUM ile SÜREKLİ ÜNSÜZ ile SÜREKSİZ ÜNSÜZ ile SÜRERLİK FİİLİ ile SÜREKLİLİK İLKESİ ile SÜRERLİK GÖRÜNÜMÜ

- VETÎRE[Osm.] / PROCESS[İng.] / PROCESSUS[Fr.] / PROZESS[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜREÇ

- CONTINUOUS WAVE GAS LASER[İng.] / LASER À GAZ À ONDE CONTINUE[Fr.] ile/değil/yerine/= SÜREKLİ DALGA GAZ LAZERİ

- CONTINUOUS WAVE LASER[İng.] / LASER À ONDE CONTINUE[Fr.] ile/değil/yerine/= SÜREKLİ DALGA LAZERİ


- CONTINUOUS ABSORPTION SPECTRUM[İng.] / SPECTRE D'ABSORPTION CONTINUE[Fr.] / KONTINUIERLICHES ABSORPTIONSSPEKTRUM[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜREKLİ SOĞURMA TAYFI/SPEKTRUMU

- CONTINUOUS SPECTRUM[İng.] / SPECTRE CONTINU[Fr.] / KONTINUIERLICHES SPEKTRUM, STETIGES SPEKTRUM[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜREKLİ TAYF/SPEKTRUM

- GAYR-İ MUTTARİD, MUNFASİL[Osm.] / DISCONTINUOUS[İng.] / DISCONTINU, SPECTRE D'ABSORPTION DISCONTINU[Fr.][Fr.] / DISKONTINUIERLICH/ES ABSORPTIONSSPEKTRUM, UNSTETIG[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜREKSİZ/KESİKLİ SOĞURMA TAYFI/SPEKTRUMU

- SÜRELİ İCAP değil/yerine/= SÜRELİ ÖNERİ

- SÜRESİ ile/ve SÜRECİ

- SÜRESİNCE ile/ve/||/<>/> SÜRECİNCE

- SÜRESİZ İCAP değil/yerine/= SÜRESİZ ÖNERİ

- SÛRET ile/ve/> SÎRET

( Sûret aynı olsa da, sîretler farklıdır. )
( Rahman. İLE/VE Rahim. )
( Biçim, görünüş, kılık. | Tarz, yol, gidiş. | Çare, çözüm. İLE Birinin iç durumu, tavrı, gidişi, ahlâkı. | Durum çevirisi, hal tercümesi, özgeçmiş, biyografi. | Yürüyüş, yaşam süreci. )
( Zihinde oluşan keyfiyet. İLE/VE/> ... )

- DAYANÇ/SABIR:
SÜREYE
ile/ve/değil SÜRECE

- SÜRFE/SURFE[Ar.] ile SÜRFE[Ar.]

( Kurtçuk. İLE Öksürük. )

- SÜRGÜLEMEK ile SÜRGÜLENMEK ile SÜRGÜ ile SÜRGÜN/LÜK ile SÜRGÜLÜ ile SÜRGÜSÜZ ile SÜRGÜ KOLU ile SÜRGÜN AVI

- SÜRMEK ile SÜRMELEMEK ile SÜRMELENMEK ile SÜRMELİ ile SÜRMELİK ile SÜRMESİZ ile SÜRME İSKELE ile SÜRME MANTARLARI ile SÜRME MANTARIGİLLER

- SÜRREALİST[Fr. < SURRÉALISTE] değil/yerine/= GERÇEKÜSTÜCÜ

- SÜRREALİZM[Fr. < SURRÉALISME] değil/yerine/= GERÇEKÜSTÜCÜLÜK

- FRICTIONAL ELECTRICITY[İng.] / ÉLECTRICITÉ DE FRICTION[Fr.] / REIBUNGSELEKTRIZITÄT[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRTÜNME ELEKTRİĞİ

- FRİCTİON FACTOR[İng.] / MADRÛB-İ DELK[Osm.] / FACTEUR DE FROTTEMENT[Fr.] / FRIKTIONFAKTOR/REIBUNGSFAKTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRTÜNME ETMENİ/ÇARPANI/FAKTÖRÜ

- TRIBOLUMINESCENCE[İng.] / TRIBOLUMINESCENCE[Fr.] / TRIBOLUMINESZENZ[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRTÜNME IŞILDAMASI, TRİBOLÜMİNESANS

- SÜRTÜŞME ile/değil/yerine SÜRTÜNME

- DRIVER[İng.] / TREIBER[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRÜCÜ

- DRIFT CURRENT[İng.] / COURANT DE DÉRIVE[Fr.] / DRIFTSTROM[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRÜKLENME AKIMI


- DRIFT TRANSISTOR[İng.] / TRANSISTOR À DÉRIVE[Fr.] / DRIFTTRANSISTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRÜKLENMELİ TRANSİSTÖR

- SÜRÜMEK ile SÜRÜLMEK ile SÜRÜNMEK ile SÜRÜTMEK ile SÜRÜKLEMEK ile SÜRÜKLENMEK ile SÜRÜKLETMEK ile SÜRÜNDÜRMEK ile SÜRÜNDÜRÜLMEK ile SÜRÜKLENDİRMEK ile SÜRÜKLENEBİLMEK ile SÜRÜKLEYEBİLMEK ile SÜRÜ ile SÜRÜM ile SÜRÜŞ ile SÜRÜCÜ/LÜK ile SÜRÜMLÜ/LÜK ile SÜRÜSÜZ ile SÜRÜMSÜZ/LÜK ile SÜRÜ SÜRÜ ile SÜRÜ SEPET ile SÜRÜM SÜRÜM ile SÜRÜCÜ KURSU ile SÜRÜCÜ BELGESİ

- SÜRÜNME ile SÜRTÜNME

- SÜRÜ(N)MEK ile SÜRÜKLE(N)MEK

- SÜRÜNMEK ile/ve/değil/||/<> SÜRÜLMEK

- SÜRVEY/SURVEY[İng.] değil/yerine/= ANKET, TARAMA

- SURVIVOR GUILT[İng.] değil/yerine/= HAYATTA KALAN SUÇLULUĞU

( Hayatta kalan suçluluğu; başkalarının hayatta kalamadığı fakat kendilerinin kurtuldukları bir durumdan sonra hissettikleri hayatta kalarak yanlış birşey yaptığını hissetme duygusudur. Savaştan sağ çıkan kişiler, doğal afetten kurtulanlar, salgın hastalıktan kurtulanlar, ailesi ya da arkadaşları arasında intihar edenler arasında rastlanır. Bu durumun rastlanması kişinin psikolojik profiline bağlıdır.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- SÜS ile/ve/||/<> SOS

- SUSAM[Ar. < SİSAM] değil/yerine/= KÜNCÜK

- SUŞEHRİ'Lİ" değil SUŞEHİR'Lİ


- SÜSLEMEK ile SÜSLENMEK ile SÜSLETMEK ile SÜSLENDİRMEK ile SÜSLEYEBİLMEK

- SUSMAK ile/ve/değil/yerine SUSABİLMEK

( Kişi, susuyorsa; ya çok az şey biliyordur ya da çok fazla. )

- SUSPENSION[Fr.] / SUSPENSION[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜSPANSİYON

- SUSTA[İt. < SOSTA] ile SUSTA[Yun.]

( Köpeğin, arka ayakları üzerinde durması. İLE Emniyet yayı. )

- SUTHERLAND'S FORMULA[İng.] / FORMULE DE SUTHERLAND[Fr.] / SUTHERLAND-FORMEL[Alm.] ile/değil/yerine/= SUTHERLAND FORMÜLÜ

- ŞUTLAMAK ile ŞUTLANMAK

- SÜTUN[Fars.] ile/değil PARAÇOL/PARAŞOL[İt. < Yun.]

( ... İLE/DEĞİL Gemi çatmasında, eğri parça. | Cumba vb. altına destek olarak konulan eğri ağaç. )

- SUTYEN GİYMEK değil SUTYEN[Fr. < SOUTIEN-GORGE][SÜTYEN değil!] TAKMAK

( Fransızca'da "SOUTIEN-GORGE" olarak geçen, "SOUTIEN"[: Dayanak] anlamına gelen sözcüğün Türkçe'leştirilmişidir.
Ayrıca İngilizce'de "SUIT"[: Takım elbise] sözcüğü ile ve yine İngilizce "-IAN"[taraflılık, tarafında olan, kaynaklanan] eki ile de bağlantılandırılabilir.
Hareket noktası olan ve zamanla gövdeyi(memeleri ve de özellikle meme ucunu) kıyafete uygun hale getirmeye yarayan, "bunu sağlamanın aracı olan nesne" kullanımına dönüşmüştür.
[ "Sütyen" kullanımı yanlıştır. Doğrusu U harfiyle "Sutyen"dir! ] )

- ŞUÛR[Ar.] ile ŞUÛR[Ar. < ŞA'R] ile ŞÜHÛR[Ar. < ŞEHR]

( Anlama, anlayış, duyumsama/hissetme. İLE Kıllar. İLE Aylar. )

- SUV[İng. < Sport Utility Vehicle] ile/||/<> JİP[İng. < JEEP]


- SÜVÂRİ[Fars. SEVÂRÎ] ile SÜVÂRİ[Fars. SEVÂRÎ]

( Atlı. | Atlı asker. İLE Ticaret gemilerinde kaptanlık yapan kişi. )

- SUZİDİL[Fars. SÛZ-DİL] ile SUZİDİLÂRÂ[Fars. SÛZİ-DİLÂRÂ] ile SUZİNAK[Fars. SÛZNÂK]

( Klasik Türk müziğinde bir birleşik makam. İLE Klasik Türk müziğinde bir birleşik makam. İLE Klasik Türk müziğinde, basit bir makam. )

- FILTRATE[İng.] / PRODUIT FILTRÉ[Fr.] / FILTER PAPIER[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜZÜNTÜ

- SWIM BLADDER[İng.] değil/yerine/= YÜZME KESESİ

( Birçok kemikli balıkta çeperi sindirim kanalı ile aynı yapıda, içi hava ve diğer gazlarla dolu olan, hidrostatik denge, solunum, ses çıkarma ve ses almada görevli yapı.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- SYNAPSIS[İng.] değil/yerine/= SİNAPSİS

( Mayoz bölünme sırasında meydana gelen iki kromozomun eşleşmesi olayı. Genellikle sinaptonemal kompleksi oluşturan mayotik kromozom çekirdeklerinin paralel hizalanması yoluyla gerçekleşir.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- SYNTENY[İng.] değil/yerine/= SİNTENİ

( Ele alınan bir genomun, belirli gruplarla bağlantılı genleri korunmuş bölgeleridir. Farelerde 17 kromozom ve insanlarda 6 kromozom parçası sinteniktir. Mayoz sırasında ortak olarak ayrışırlar, dolayısıyla genom üzerinde birbirlerine yakın konumlanmışlardır.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- T FILTER[İng.] / FILTRE EN T[Fr.] / T-FILTER[Alm.] ile/değil/yerine/= T SÜZGEÇ

- TAAB ile TAB' ile TÂB[Fars.] ile -TÂB[Fars.]

( Yorgunluk. | Sıkıntı, zahmet, eziyet, meşakkat. | Sinirlerin zayıflığından dolayı kaslarda ve çeşitli yerlerde duyulan şiddetli sancı. | Tabiat, huy. | Damga, mühür basma. | Kitap basma. İLE Güç, kuvvet, tâkat. | Işık, parlaklık. | Harâret. | Tazelik. | Kıvrım, büklüm. | Sıkıntı, eziyet. | Öfke. | Kılıcın keskinliği. İLE "parlayan, parlatan, aydınlatan" anlamlarına gelerek birleşik sözcükler yapar. [ÂLEM-TÂB: Dünyayı aydınlatan.] )

- TAALÎ/TEÂLÎ[Ar. < ULÜVV] ile TAALLÎ/TEÂLLÎ[Ar. < ULÜVV | çoğ. TEALLÜYÂT]

( Yükselme, ululanma. İLE Yükselme, yüksek olma. )

- TAAM" değil TAMAM


- TAAMMÜD[Ar. < AMD] ile TAANNÜD[Ar. < İNÂD | çoğ. TAANNÜDÂT]

( Bir işi bilerek ve isteyerek yapma. İLE İnad etme, direnme, ayak direme. )

- TAARRUS/TAARRÜS[Ar. çoğ. TAARRUSÂT] ile TAARRUZ[Ar. çoğ. TAARRUZÂT] ile TAÂRUZ/TEÂRUZ[Ar. < ARAZ | çoğ. TEÂRUZÂT]

( Kocanın, karısına sevgi göstermesi. İLE İlişme, sataşma, takılma. | Düşmana saldırma. İLE Birbirine zıt olma. )

- TAASSÎ[Ar. < İSYÂN] ile TAAŞŞÎ[Ar.]

( Ayaklanma, boyun eğmeme, isyân etme. İLE Akşam yemeği yeme. )

- TAASSUB ile/ve/değil BİLGİ/DENEYİM EKSİKLİĞİ

- TAASSUB ile/değil/yerine GELENEKSEL DEĞER/LER

- TAASSUB ile TUTUCULUK

- TAASSUP[Ar.]/BIGOTRY[İng.] değil/yerine/= BAĞNAZLIK

- TÂ'AT[Ar.] ile HİDMET/HİZMET[Ar.]

- TÂAT[Ar.] ile TÂÂT[Ar. < TÂAT]

( Allah'ın emirlerini yerine getirme, ibâdet. İLE İbâdetler. )

- TAAZZUM/TEAZZUM[Ar. < İZAM/AZÂMET] ile/ve ERKAB[Ar.]

( Büyüklük taslama, kibirlenme. @@ Boynu kalın olan adam ya da arslan. )

- TANNING[İng.] / TANNAGE[Fr.] / GERBUNG, GERBEN[Alm.] ile/değil/yerine/= TABAKLAMA

- TABAKLAMAK ile TABAKALAMAK ile TABAKLANMAK ile TABAKALANMAK ile TABAK/LIK ile TABAKA ile TABAKLI ile TABAKÇI/LIK ile TABAKALI ile TABAKSIZ ile TABAKASIZ

- TAB'AN[Ar. < TAB] ile TÂBÂN[Fars.] ile TABAN[Tr.][>< TAVAN}[Ar.]

( Doğal/tabiî olarak, kendiliğinden. İLE Işıklı, parlak. İLE Ayağın alt yüzü, aya. | Üstü kapalı bir yerin gezinilen, ayakla basılan yüzü, tavan karşıtı. | Ayakkabının alt bölümü. | Kaide. | Bir şeyin en alt bölümü. | Değerlendirmede en alt derece. | Bir toplumu, bir kuruluşu oluşturan, yönetime katılmadan etkili olan kitle. | Temel. | Bir ırmağın en derin olan orta yeri. | Dikey duran direk, çubuk, seren vb.nin alt bölümü. | Bir cismin ya da bir biçimin yüksekliğini ölçmek için aşağıdan yukarıya doğru başlama noktası olarak alınan yüzey ya da çizgi, kaide. | Üslü sayılarda kuvveti alınan sayı. | Tarlanın düz ve verimli kesimi. | Kılıç vb. yapımında kullanılan iyi cins demir. )

- TABAN/LIK ile TABANCA ile TABANLI ile TABANSIZ/LIK ile TABANCALI ile TABANCASIZ ile TABAN BASMA ile TABAN DÜZEYİ ile TABAN FİYATI ile TABAN HALISI ile TABAN LAĞIMI ile TABANI YARIK ile TABANCA BOYASI ile TABANCA CİLASI

- TABELA[İt. < TABELLA] ile URANLIK/PANKART[Fr. < PANCARTE]

( Üzerinde tanıtıcı, belirtici bir yazı, açıklama, işaret ya da resim bulunan, tahta ya da sac parçası, levha. | Hastahane, yatılı okul, askerî birlik gibi toplu yemek verilen yerlerde, günlük yemek için çıkarılan erzakın türünü, miktarını gösteren çizelge. | Hastahanelerde, her hastanın, gündelik yemek ve ilâcının yazıldığı kâğıt. İLE Toplantı ve gösterilerde taşınan, üzerinde benimsenen amacın birkaç sözle gösterildiği karton ya da bezden levha. )

- TABELA ile TABELACI/LIK ile TABELALI ile TABELASIZ ile TABELA BAHİS

- TAB-HÂNE[Ar., Fars.] ile TABH-HÂNE[Ar., Fars.] ile TÂB-HÂNE[Ar.]

( Matbaa. İLE Mutfak. | Lokanta. İLE Ocak ya da soba ile ısıtılan kışlık yer, çiçek sobası. | Nekahethâne.[DÂR-ÜŞ-ŞİFÂ] )

- TÂBİ'[Ar. < TEB | çoğ. TÂBİÎN, TÂBİÛN, TEBEA, TEVÂBİ'] ile TÂBİ'[Ar. < TAB] ile TABÎÎ[Ar.] ile TABHÎ[Ar.]

( Birinin ardı sıra giden, ona uyan. | Boyun eğen, bağlı kalan, birinin emri altında bulunan. | [Ar. dilb.] Kendinden önceki sözcüğe göre hareke alan sözcük. | Hz. Muhammed'i görmüş olanları(eshâbı) görüp kendinden hadîs dinlemiş olan. İLE Kitap basan/bastıran. | Matbaacı, düzenleyici(editör). İLE Doğayla/tabîatle ilgili. | Doğa gereği/îcâbı olan. | Olağan, alışılmış, her zamanki gibi. İLE Pişirmekle/pişirilmekle ilgili. )

- TÂBİ ile/değil TABİÎ

- TÂBİ'[Ar.] ile TÂLÎ[Ar.]


- TABİB ile/ve/<>/< ÂLİM

( Âlim olmadan, tabib olamazsınız(olunmaz/dı da).
[Osmanlı dönemindeki öğrenim ve eğitimde geçerliydi. Bugün de, Osmanlı bilgi ve deneyimini önemseyen, derinlikli/kapsamlı tutumunu devam ettiren Amerika'da, tıp ve hukuk bölümünden önce, üniversitede bir bölüm tamamlamış olma gerekliliği/zorunluluğu bulunmaktadır.]
[Umarız, bir gün, bizim öğrenim/eğitim düzenimiz/bilincimiz de aynı çizgiye yüksel(til)ecektir!] )
( İster tabip/hekim, ister hakim/avukat ya da herhangi bir alanda ilerlemek/yürümek ve derinleşmek için, önce, düşünme nedir?, nasıl düşünülür?, kavramlar nasıl tanımlanır, nasıl birbirine eklemlenir? önermeler nasıl kurulur? gibi temel, mantık ve usûl ile ilgili altyapı ve bilgi/ler oluşturulmalıdır ki, daha sonra, esasa ve ayrıntılara geçilebilsin. )

- TABİP/TABİB[Ar.] ile/ve/değil ALYENİST[Fr.]

( Hekim. İLE/VE/DEĞİL Deliler hekimi. )

- TABİB ile/ve/değil KEHAL

( Hekim. İLE/VE/DEĞİL Göz hekimi. )

- TABİÎ ile EVET

- TABİİ ile

- TABİ(İ) ile TÂBİ ile TÂBİ

( Elbette; Doğal(/doğal olarak). İLE Bağımlı. İLE Basıcı. | Yayımcı. )

- TABİP/TABİB/HEKİM/DOKTOR değil/yerine/= SAĞAN/SAĞALTMAN/SAGUN/ONULTMAN

- TABLA ile TABLACI/LIK ile TABLALI

- TABU[Fr. < TABOU] ile/ve/<> TAPU

( Kutsal sayılan bazı insanlara, hayvanlara, nesnelere dokunulmasını, kullanılmasını yasaklayan, aksi yapıldığında zararı dokunacağı düşünülen dinî inanç. | Tekinsiz. | Yasaklanarak korunan [nesne, sözcük, davranış] İLE Bir taşınmazın üstündeki mülkiyet hakkını gösteren belge. | Tapu işlerinin yürütüldüğü kuruluş. )

- CROWN ETHER[İng.] ile/değil/yerine/= TAÇ ETER


- TAÇ[Ar. < TÂC] ile TAÇ[İng. TOUCH]

( Soyluluk, iktidar, güç ya da hükümdarlık simgesi olarak başa giyilen, değerli taşlarla süslü başlık. | Gelinlerin başlarına takılan süs. | Genellikle göz düzeyinden yüksek mobilyaların üstlerindeki kabartmalı, oymalı, süslü bölüm. | Çiçeğin dıştan ikinci halkasında bulunan yaprakların hepsi. | Bazı tarikatlarda, şeyhlerin giydikleri başlık. İLE [futbol] Yan, dokunma. )

- TAÇ[Ar. < TÂC]/EFSER[Fars.] ile TIKSÂR[Ar.]

( ... İLE Halka biçiminde taç. )

- TA'DÂD[Ar. < ADET] (ETMEK)[Ar.] ile/ve/||/<> İHYÂ'[Ar. < HAYÂT] (ETMEK)[Ar.]

( Sayma, sayı. | Birer birer söyleme, sayıp dökme, sayım. İLE/VE/||/<> Diriltme, diriltilme, canlandırma. | Can verircesine iyilik etme, lütfetme. | Yeniden güçlendirme. | Uyandırma, canlandırma, tazelik verme. )

- TÂDİLAT ile/ve DEKORASYON

- TADLANDIRMA/K ve/<> TAÇLANDIRMA/K

- [ne yazık ki]
TAGALLÜP[Ar.]
değil/yerine/= ZORBALIK

- TAGVİYE[<> İGVÂ, çoğ. GAVÂYE] ile/değil TAKVİYE[< KUVVET]

( Baştan çıkarma, azdırma. İLE/DEĞİL Güçlendir(il)me. )

- TAHA ile TALHA

- TAHÂDU'[Ar. < HUD'A] ile TAHADDU'/TAHAZZU'[Ar. < HUDÛ'/HUZÛ'] ile TAHADDUR[Ar. < HIDR/HIZR] ile TAHAZZUR[Ar. < HÂZIR] ile TAHADDÜR[Ar. < HADER] ile TAHADDÜR[Ar. < HADR] ile TAHAZZÜR[Ar. < HAZER] ile TAHATTUR[Ar. çoğ. TAHATTURÂT]

( Aldanmış gibi görünme. İLE Alçakgönüllülük gösterme. İLE Yeşilleşme, yeşil renk bağlama. İLE Hazır olma/bulunma. İLE Örtünmek, tesettür. | Uyuşma, uyuşturulma. İLE Yokuş aşağı inme. | Yukarıdan aşağı akıp gitme. İLE Sakınma, korunma, çekinme. İLE Anımsama, hatıra getirme/getirilme, unutulduktan sonra anımsanan şey. )

- TAHALLÎ[Ar. < HÂLÂVET/HULVÂN | çoğ. TAHALLİYÂT] ile TAHALLÎ[Ar. < HALÂ]

( Kendi kendini donatma, süsleme. İLE Boşalma, boş kalma. | Tenhaya çekilme, yalnız kalma. )

- TAHALLÜL[< HALEL | çoğ. TAHALLÜLÂT] ile/değil/< TAHALLÜL[< HALL | çoğ. TAHALLÜLÂT]

( Bozulma, halel bulma. | Ekşime, sirkeleşme. | Araya girme. İLE Hallolma, parçaları birbirinden ayrılma. | [kimya] Ayrışma. )
( [ile] TAHALHUL[< HALHAL]: Ayağa bilezik/halhal takma. | Hava cereyânı olması. | Bir nesnenin, hacminin kabarıp şişmesi. )

- TAHAMMÜL ve/||/<>/< TAHAYYÜL

- TAHAMMUS[Ar.] ile TAHAMMUZ[Ar. < HAZM | çoğ. TAHAMMUZÂT]

( Büzülme, büzülüp buruşma. İLE Ekşime, oksitlenme. )

- TAHÂNET[Ar.] ile TAHÂRET[Ar.]

( Değirmencilik. İLE Temizlik. | Temizlenme. )

- TAHÂRET[Ar.]/TAHİR ile/ve/||/<>/>/< NEZÂFET[Ar.]/NAZİF

( Fiziksel/gövdesel temizlik. İLE/VE/||/<>/>/< Davranış ve tutumlardaki temizlik, ahlâkî temizlik. )

- TAHATTÜM[Ar. < HATM] ile TAHAŞŞUB[Ar. < HATEM]

( Gerekme, gerekli olma. İLE Yüzük takınma, hatem. | Âriflerin gönüllerine Allah'ın koyduğu işaret. )

- TAHDÎB/TAHZÎB[Ar. < HİDAB] ile TAHDİB[Ar. < HADEB]

( Saç/sakal boyama. İLE Kamburlaştırma, kamburlaştırılma, kubbelendirme. )

- TAHDÎD[Ar. < HADD | çoğ. TAHDÎDÂT] ile TAHTÎT[Ar. < HATT]

( Sınırlama, sınır çizme. İLE Çizme, çizilme, çizgi ile belirli kılma. | Çizgi. )

- TAHDÎR[Ar. < HADER] ile TAHDÎR/TAHZÎR[Ar.]

( Örtülendirme, örtülü bulundurma. İLE Hazırlama. | İlâç hazırlama. | Yeşillendirme, yeşil renk verme. )

- TAHFİF ile/ve/||/<>/> TAHRİF

( Hafifletme. İLE/VE/||/<>/> Bir şeyin aslını bozma; değiştirme. | Bir sözcük ya da tümceyi değiştirip bozma, üzerinde oynayarak anlamı değiştirme. )

- TAHIL[Ar.] ile TÂHIL[Ar.]

( Buğday, arpa, mısır, yulaf, çavdar, pirinç vb. hasat edilen ürünler ile tohumlarının genel adı, hububat. İLE Bayat su, bekleyerek bozulmuş su. )

- TAHIL[Ar. DAHL] ile TÂHIL

( Buğday, arpa, mısır, yulaf, çavdar, pirinç vb. hasat edilen ürünler ile tohumlarının genel adı, hububat. İLE Bayat su, bekleyerek bozulmuş su. )

- TAHİN[Ar. < TAHÎN]

( TAHN: Öğütme, öğütülme, öğütülmüş tahıl anlamından hareketle, daha çok pekmezle karıştırılarak ya da helvası yapılarak kullanılan "öğütülmüş susam" olarak yerleşmiş gıda ürünü. )

- TAHİNLİ EKMEK ile TAHİN ile TAHİNİ ile TAHİNLİ ile TAHİNSİZ ile TAHİN RENGİ ile TAHİN HELVASI

- TAHİR ve/ TAYYİB ve/ KUDDÜS ve/ SUBBUH

( Kirlerden. VE Ayıplardan. VE Kalpten. VE Nefsten. )
( SUBBUH: Yüzmek. )

- TAHKİK ile/ve/||/<>/> TAHRİK

- TAHKİK[< HAKK] ile/ve/<>/> TAHRİR ile/ve/<>/> TAKRİR ile/ve/<>/> TAKRİB ile/ve/<>/> TÂLİM ile/ve/<>/> TEDKİK

( Doğru olup olmadığını araştırma. | Kanıt ile bilmek. [Mantıksal ve felsefi alan.] İLE/VE/<>/> İlgisi olmayanları bilmek. İLE/VE/<>/> Kanıtların iç tutarlılığı araştırma. İLE/VE/<>/> Kanıt ile sonuç arasındaki tutarlılığı araştırma. İLE/VE/<>/> Öğrenme. İLE/VE/<>/> Kanıtlamayı bilmek. )

- TAHKİR ile/ve/||/<> TEZYÎF[< ZEYF]

( Aşağılama, onur kırma, onuruna dokunma. İLE/VE/||/> Değersiz gösterme. | Alay etme. )

- TAHLÎF[< HALEF] ile TAHLÎF[< HALF]

( Birini kendi yerine bırakma. İLE Yemin ettirme. | Yargıcın, taraflardan birine yemin ettirmesi. )

- TAHLÎF[Ar. < HALEF] ile TAHLÎF[Ar. < HALF | çoğ. TAHLÎFÂT]

( Birini kendi yerine bırakma. İLE Yemin ettirme, yemin verme, andiçme/andiçirilme.[RESM*İ TAHLÎF: Andiçme töreni.] )

- TAHLİF ile TAHLİL ile TAHLİS ile TAHLİLİ ile TAHLİLCİ/LİK

- TAHLİL ile TÂ'LİL

( Kavramların, tanımı/tahlili yapılır. İLE Olguların, tâlili(tümdengelimi) yapılır, nedenleri gösterilir. )

- TAHLİL ile TESPİT

- TAHMİN ile TAHMİNİ ile TAHMİNCİ/LİK

- TAHMÎR[Ar. < HAMR | çoğ. TAHMÎRÂT] ile TAHMÎR[Ar. < HİMÂR | çoğ. TAHMÎRÂT] ile TAMİR[Ar.]

( Yuğurma, yuğrulma. | Mayalandırma. İLE Birine "eşek" deme. İLE Onarım. | Yapılan bir yanlışı, kusuru düzeltmeye çalışma. )

- TAHRÎF[Ar. < HAREF] ile TAHRÎF[Ar. < HARF | çoğ. TAHRÎFÂT]

( Genç birine bunaklık isnâd etme. İLE Harflerin yerini değiştirme, bozma, kalem oynatma, değiştirme. | Bir tanımın anlamını değiştirme. )

- TAHRİK[Ar.]/PROVOKASYON[Fr.] / PROVOCATION/PROVOKE[İng.]["PROVAKE" değil!] değil/yerine/= KIŞKIRTMA/KIŞKIRTI

- TAHRİP ile TAHRİŞ

- TAHRÎR ile TAKRÎR

( Yazma, kitabet, kompozisyon. İLE Yerleştirme, yerleştirilme. | Anlatma, ders verme. | Önerge. | Tapu dairesinde taşınmaz malını başkasına sattığını ya da ipotek ettiğini söyleme. )
( Bilginin tarihselleştirilmesi. İLE ... )

- TAHSÎN[< HÜSN] ile TAHSÎN[< HISN]

( Güzel bulup takdir etme, beğenip alkışlama. | Güzelleştirme, güzel kılma. İLE Kale gibi sağlamlaştırma. )

- TAHSÎN[Ar. < HÜSN | çoğ. TAHSÎNÂT] ile TAHSÎN[Ar. < HISN] ile TAHZİN[Ar.]

( Güzel bulup takdir etme, beğenip alkışlama. | Güzelleştirme, güzel kılma. İLE Kale gibi sağlamlaştırma. İLE ... )

- TAHSÎN[Ar.] ile TASHÎN[Ar. < SAHN]

( ... İLE Sahneye koyma, sahnede oynanacak şekle koyma. )

- TAHSÎR[Ar. < HASRET] ile TAHSÎR[Ar. < HASÂR] ile TAHZÎR[Ar.]

( Özlem duyma, duydurma. İLE Zarara uğratma. İLE ... )

- TAHT ile/ve/değil/||/<>/< TABUT

- TAHTAKURDU ile TAHTAKURUSU

( Tahtadan yapılma eşyayı kemirerek delik deşik eden kın kanatlı böcek. İLE Yarım kanatlılardan, uzunluğu 3-5 milimetre, vücudu oval ve yassı, kanatları körelmiş, oturulan, yatılan yerlerde üreyen, kan emerek beslenen, pis kokulu böcek, tahta biti. )

- TAHTALAŞMAK ile TAHT ile TAHTA ile TAHTACI/LIK ile TAHTALI ile TAHTA BİTİ ile TAHTA GÖĞÜS ile TAHTA KAŞIK ile TAHTA KURDU ile TAHTA PAMUK ile TAHTA PERDE ile TAHTA GÖĞÜSLÜ ile TAHTALI GÜVERCİN

- TAHZÎB[Ar. < HİZB] ile TAHZÎB[Ar. < HİZAB]

( Takım takım toplama. İLE Saç/sakal boyama. )

- TAHZÎL[Ar.] ile TAHSÎL[Ar. < HUSÛL] ile TAHZÎR[Ar.]

( Alçaltma, bayağılaştırma. İLE Ele geçme/geçirilme, hâsıl etme. | Vergi toplama. | İlim öğrenme. İLE ... )

- TAHZÎN[Ar. < HÜZN] ile TAHZÎN[Ar.] ile TAHSÎN[Ar.]

( Kederlendirme, tasalandırma. | Hazin hazin Kur'an-ı Kerîm okuma. İLE Hazinede saklama. İLE ... )

- TÂİB[Ar. < TEVBE] ile TAYYİB/E[Ar.]


- TAK TUK (GÜRÜLTÜ YAPMAK)

- TÂKA[Ar.] ile TÂKA/TÂKAT[Ar. < TÂK] ile TAKA[Ar.]

( Kubbeli mahfe. | Pencere. İLE Güç, kuvvet. | Taklar. | Güçler, tâkatler. İLE Duvarın içindeki kapaksız dolap. | Doğu Karadeniz bölgesine özgü yelkenli bir tür kıyı teknesi. | Bozuk, zor çalışan ya da eski kara taşıtları için kullanılan bir söz. )

- TAKAŞŞU'/TEKAŞŞU'[Ar. < KAŞ] ile TAKAŞŞUR[Ar. < KIŞR]

( Balgam çıkarma. İLE Kabuklanma, kabuk atma. )

- TÂKAT değil/yerine/= GÜÇ

- TAKATTUR[Ar. < KATR, KUTÛR, KATARAN] ile TAKATUR/TEKATUR[Ar. < KATRE]["ka" uzun okunur]

( Damlama, damla damla akma. İLE ... )

- TAKDİR ile/ve/değil/< TEDBİR[< DÜBÛR/DÜBR]

( Tedbir, takdirin parçasıdır. )

- TAKİBEN[Ar.] ile TAKRİBEN[Ar.]

- TAKINILDI ile/değil TAKILINDI

- TAKİP ile BASIMLAMA

( ... İLE Bazı kuşların yumurtadan ilk çıktığı anda çevresinde hareket eden ilk nesneye bağlanıp sürekli o nesneyi izlemelerine verilen ad. )

- TAKİP değil/yerine/= İZLEM


- TAKİP değil/yerine/= İZLEM

- TAKIRDAMAK ile TAKIRDATMAK

- TAKLİD[Ar.] ile/değil/yerine TAKYİD[Ar.]

- TAKLİT[İng. MIMIC] ile/||/<> MİMİKRİ[İng. MIMICRY]

( Bir canlı türünün başka bir canlı türünü morfolojik ya da davranışsal olarak taklit etmesi. Sesiidae ailesinden Podosesia syringae türü kül güveleri, sıradan eşekarılarını fiziksel olarak taklit edecek biçimde evrimleşmiş. Ancak bir iğnesi bulunmaz. Eşekarısı iğnesinden daha önce başı belaya girmiş bir avcı tür, aynı zamanda kül güvelerinden de uzak durur. Böylece güve, sadece taklit ederek, fazla bir enerji harcamadan avlanmaktan kurtulabilir. @@ Bazı hayvan ve bitki türlerinin başka hayvan, bitki türlerine ve içinde yaşadıkları doğal ortamdaki objelere benzemesi, bir canlı türünün başka bir canlı türünü morfolojik ya da davranışsal olarak taklit etmesi. Sesiidae ailesinden Podosesia syringae türü kül güveleri, sıradan eşekarılarını fiziksel olarak taklit edecek biçimde evrimleşmiştir ancak bir iğnesi bulunmaz. Eşekarısı iğnesinden daha önce başı belaya girmiş bir avcı tür, aynı zamanda kül güvelerinden de uzak durur. Böylece güve, sadece taklit ederek, fazla bir enerji harcamadan avlanmaktan kurtulabilir.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- TAKLİT[Ar. < TAKLİD] ile/değil/yerine/>< ASIL[Ar. < ASL]

( Bir şeyin en ileri zıddı, taklididir. )
( Belirli bir örneğe benzemeye ya da benzetmeye çalışma, öykünme. | Birinin davranışlarını, konuşmasını tekrarlayarak eğlenme. | Benzetilerek yapılmış şey, imitasyon. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Bir şeyin kendi, örnek, kopya karşıtı. | Kök, köken, kaynak. | Gerçeklik. | Soy, nesep. | Gerçek, esas. | Bir şeyin temelini oluşturan, ana. | Aranılan nitelikleri en çok kendinde toplamış olan. | Bir görevde sürekli bulunan, yedek karşıtı. | Gerçekten, gerçek olarak. )

- TAKSİ[Fr. TAXI] ile TAKSİ[Fr. < Yun. TAXIE]

( Belirli bir ücret karşılığı yolcu taşıyan, taksimetresi olan otomobil. İLE Göçüm. )

- TAKSİM ile/ve/||/<>/> TASNİF ile/ve/||/<>/> TAKDİM

( Böl[ümle]mek. İLE/VE/||/<>/> Sınıflandırmak. İLE/VE/||/<>/> Sunmak. )

- TAXIS[İng.] / TACTISME[Fr.] / TAXIEN[Alm.] ile/değil/yerine/= TAKSİS

- TAKSİTLENDİRMEK ile TAKSİ ile TAKSİM ile TAKSİR ile TAKSİT ile TAKSİCİ/LİK ile TAKSİRLİ ile TAKSİTLİ ile TAKSİTSİZ ile TAKSİ DOLMUŞ ile TAKSİRLİ SUÇ ile TAKSİT TAKSİT

- TAKSON[İng. TAXON] ile/||/<> COPE'UN ÖZELLEŞMEME YASASI[İng. COPES RULE OF THE UNSPECIALIZED] ile/||/<> DIŞ GRUP[İng. OUTGROUP] ile/||/<> EPİTET[İng. SPECIFIC EPITHET] ile/||/<> EVRİMSEL BİYOLOJİ[İng. EVOLUTIONARY BIOLOGY] ile/||/<> İKİLİ ADLANDIRMA[İng. BINOMIAL NOMENCLATURE] ile/||/<> TAKSONOMİ[İng. TAXONOMY] ile/||/<> ÜÇLÜ ADLANDIRMA[İng. TRINOMIAL NOMENCLATURE]

( Taksonomide, organizma gruplarının her birine verilen addır. Çoğulu taksa (İng: taxa) olarak bilinir. @@ Yeni büyük takson ile ilişkili evrimsel yeniliklerin atalarının genel özelliklerine benzemesi, özelleşmesinden daha muhtemeldir. Yani evrimsel süreç bu yasaya göre özelleşme için çaba sarf etmez farklılaşmalar zaman içinde olur. @@ Bir filogenetik analizde, diğer taksonlardan daha önce türleşen, farklılaşan, evrimleşen öbeğe verilen addır. Hominidlerin evrimi analiz edilecek olursa, hilobatlar ve gibonlar dış grup olacaklardır. @@ Taksonomi biliminde, türleri isimlendirmek için kullanılan ikili adlandırmanın ikinci kelimesi. Türü tanımlayan kelimedir ve cins isminden sonra gelir. Örneğin, Homo sapiens türü için "sapiens" epitet addır. @@ Canlılar arasındaki genetik çeşitliliği, türlerin hangi atalardan türediklerini ve evrimsel süreçte geçirdikleri biyolojik değişimleri inceleyen bilim dalı. Bu alanda çalışan bilim insanlarına "evrimsel biyolog" denir. Evrimsel biyoloji doğrudan bireylerin hayatları boyunca geçirdikleri değişimlere odaklanmaz, popülasyonların nesiller boyunca geçirdiği süreçleri inceler. Biyolojinin bir alt dalı olmakla beraber popülasyon genetiği, moleküler evrim, taksonomi, evrimsel ekoloji ve evrimsel tıp gibi birçok alt dalı bulunmaktadır. @@ Taksonomi biliminde, tür adlarının iki kelimeden oluşacak biçimde gösterilmesi. Carl Linnaeus tarafından geliştirilmiştir. İsimlendirmelerde ilk kelime cins adını ifade ederken, ikinci kelime ise epitet ismini ifade eder. İki kelimenin birleşimi tür adını verir. Örneğin, günümüzde nesli devam eden tek insan türü olan Homo sapiens için "Homo", cins ismi iken; "sapiens" ise epitet ismidir. "Homo sapiens" kullanımı ise türü temsil eder. İkili adlandırmaya akademik kaynaklarda ve çeşitli taksonomi yazılarında "binomial nomenklatür" de denmektedir. @@ Geniş anlamda sınıflandırma bilimi. Daha ayrıntılı bir tanımlama ise; yaşayan ve yok olmuş organizmaların sınıflandırılması-yani biyolojik sınıflandırma. Terim, Yunanca taxis ("düzenleme") ve nomos ("kanun") türemiştir. @@ Taksonomi biliminde, alttürleri ve alttür altı taksonları ifade etmek için kullanılan bir isimlendirme biçimi. Örneğin, Panthera pardus pardus alttürü bu biçimde ifade edilmiştir. Üçlü adlandırmaya, akademik kaynaklarda ve bazı taksonomi yazılarında "trinomial nomenklatür" de denmektedir.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )

- TAKT[Fr. < TACT] değil/yerine/= YERİNDE KONUŞMA/DAVRANMA

- TAKTÎR[Ar. < KAT, KUTUR, KATARÂN | çoğ. TAKTÎRÂT] ile/değil/< TAKDÎR[Ar. < KADER | çoğ. TAKDÎRÂT]

( Damla damla akıtma, dökülme, damlama. | Damıtma, inbikten çekme. İLE Beğenme, değer biçme, değer verme/verilme. | Değerini/önemini anlama. | Ezelde Allah'ın olmasını istediği şeyler. )

- TAKTİR ile TAKDİR

- TAKTIRMAK ile TAKTIRTMAK ile TAKTIRABİLMEK

- TAKUNYA ile TAKUNYACI/LIK ile TAKUNYALI ile TAKUNYASIZ

- TAKYECİ CAMİSİ / MEŞELİ MESCİD ile TAKYECİ/TAKKECİ CAMİSİ

( Kocamustafapaşa'dadır. İLE Topkapı dışında, Eski Edirne yolu üzerindedir. )

- TACHYON[İng.] / TACHYON[Fr.] / TACHYON[Alm.] ile/değil/yerine/= TAKYON

- TAL[Fr. THALLE] ile TÂL[Ar.]

( Kök, sap ve yaprak biçiminde farklılaşmamış bir bitkinin, yaşama ve büyüme örgeni. | Çiçeklerin üreme örgeni olan sarı toz. İLE Zil.[parmaklara takılan] | Gümüş ya da bakır tepsi. )

- TALAŞLAMAK ile TALAŞLANMAK ile TALAŞ ile TALAŞ BÖREĞİ ile TALAŞ KEBABI

- TALEB[Ar.] ile MUHÂVELE[Ar.]


- TALEB[Ar.] ile TALÂB[Ar.]

( İsteme/istenme, dileme. | İstek. İLE Göl, büyük havuz. )

- TALENT[Yun. TALANTON] ile/||/<>/> STATER

( 26 kg. @@ Para birimi Talent'ten üç mina daha ağır yapılarak, aradaki fark ağırlık talenti'nin birimlerine paylaştırılmıştır. Bu birim stater'dir. [873,2 gram] ve eski sikkeye yani 'Didrahmi'ye denk sayılacak bir ağırlık birimidir, ayrıca askatları vardır. )
( Atina'da alışverişte kullanılan Talent 36,39 kilogramdı. Para birimi olarak ağırlığı ise 25,92 kilogramdı. Talanton'un altmışta biri de mİna'ydı.[436,60 gram]. )

- TALEP/TÂLİP değil/yerine/= İSTEK/İSTEYEN

- TALEP ile/ve/<> RAĞBET

- TALEP ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SUAL

- TAL'Î[Ar.] ile/>< TÂLİ'[Ar. < TULÛ] ile/>< TÂLÎ[Ar. < TÜLÜVV] ile/>< TÂLİH[Ar. < SÂLİH]

- TÂLİB[< TULLÂB, TULLEB, TALEBE] ile ...

( İSTEYEN, İSTEKLİ | ÖĞRENCİ )

- TÂLİB ile/ve ŞÂRİ

( ... İLE/VE Bir ilme başlayan. )
( Mantık ilmini tasavvur etmezsen, mutlak belirsizin(mechûlün) tâlibi olursun! )

- TÂLİB ile/ve ŞÂRİ

( ... İLE/VE Bir ilme başlayan. )

- TÂLİB ile/ve/||/<>/>/< TÂBİ


- TALÎK[Ar.] ile TA'LÎK[Ar. < ALAK | çoğ. TÂ'LÎKAT]

( Güleryüzlü. | Düzgün söz söyleyen. İLE Asma/asılma. | Bir şeye bağlı gösterme. | Geciktirme, askıda bırakma/bırakılma. | Belirli bir zamana bırakma, te'hîr. | Hat sanatında bir yazı biçimi. )

- TÂLİK[Ar. TA'LİK < ALAK] ile TÂLİK[Ar. TA'LİK] ile TALİKA[Bulg. TALİGA < Mac.] ile TÂLİK'UT TÂLİK(ÂT)[Ar.]

( Asma, asılma. | Bir koşul ile bağlama, bir konuyu başka bir konuya bağlı kılma. | Belirli bir zamana bırakma, geciktirme, erteleme. İLE Îran'da XI. ve XII. yüzyılda tevkî ve rikā' yazılarından geliştirilmiş bir yazı çeşidi.[Türkçe'de nestâlik yazıya da tâlik denmiştir.] İLE Dört tekerlekli, üstü kapalı bir çeşit hafif at arabası. İLE Bir kitabın bazı yerlerini açıklamak ve eleştirmek amacıyla sayfa kenarlarına konan ya da ayrıca bir risâle biçiminde yazılan notlar. )

- TALİKAT ile TARİKAT["TA:RİKAT" değil TARİKAT]

- TALİP[< TALEP] ile/ve/||/<>/> TALİM

- TÂLİP değil/yerine/= İSTEYEN

- TALİS[Lat. < TALIS] değil/yerine/= BÖYLE, BUNUN GİBİ

- TA'LİYE[Ar.] ile TAHLİYE[Ar. < HALÂ, HALVET, HALV]

( Bir şeyi yükseltme. İLE Boşaltma, boş bırakma. | Serbest bırakma, salıverme. )

- TALTİF[Ar. < LÛTF çoğ. TALTÎFÂT] değil/yerine/= ÖDÜLLENDİRME

( LÛTUFLAR, İHSANLAR)] ile ABCDEF
( GÖNÜL OKŞAMA, GÖNLÜ HOŞ ETME ] YUMUŞATMA,YUMUŞATACAK BİR İLÂÇ KULLANMA ] RÜTBE, NİŞAN, MAAŞ ARTIRIMI GİBİ ŞEYLERLE SEVİNDİRME )

- THALLIUM[İng.] / THALLIUM[Fr.] / THALLIUM[Alm.] ile/değil/yerine/= TALYUM

- TAM "TEŞMİL" değil TAM TEKMİL


- TAM ÜSTÜNE BASMAK ile CUK OTUR(T)MAK

- TA'M[Ar. çoğ. TUÛM] ile TAM'[Ar. < TAM]

( Tama eden. İLE Doymazlık, çok isteme, açgözlülük. )

- TA'M[Ar. çoğ. TUÛM] ile TAMA'[Ar.]

( Yeme. | Tad, lezzet. İLE Doymazlık, çok isteme, açgözlülük. )

- TAMAMLAMAK ile TAMAMLANMAK ile TAMAMLATMAK ile TAMAMLANABİLMEK ile TAMAMLATABİLMEK ile TAMAMLAYABİLMEK ile TAMAM ile TAMAMI TAMAMINA

- TAMAMLA(N)MAK ile/ve/<> BÜTÜNLE(N)MEK

- TAMAMLA(N)MAK ile OLMAK

( "Şu ya da bu olmak" değil yalnızca olmak. )
( Olmak, her şeye tanık olmayı gerektirir. )
( Olmayı bilmemiz gerekmez fakat bilmek için de olmak zorundayız. )
( MÜTEMMİM: Tamamlayan. )

- COMPLEMENTARY COLOR[İng.] / COLORANT COMPLÉMENTAIRE[Fr.] / KOMPLEMENTARFARBE[Alm.] ile/değil/yerine/= TAMAMLAYICI RENK

- TAMBUR[Ar. TANBÛR]/PANTUR[Sümerce] ile/ve YAYLI TAMBUR

( Türk müziğinin piyanosu olarak kabul görür. Havanın sıcak, soğuk ya da nemli oluşuna göre çıkardığı ses değişebilir. İLE/VE ... )

- TAMBUR[Ar. < TANBUR] ile TAMBUR[Fr.]

( Klasik Türk müziğinin başlıca çalgılarından biri olan, yay ya da mızrapla çalınan, uzun saplı, telli çalgı. İLE Silindir biçiminde kap. )

- TAMİRCİ[Ar.]/YEMENİCİ[Ar.] ile KÖŞKER/KÖŞGER[Fars. < KEVŞGER]

( ... İLE Ayakkabı tamircisi. )

- TAMLAMA ile TAMLAYAN ile TAMLANAN

( Bir adın, başka bir ad, adıl[zamir] ya da ön adla[sıfat] birlikte oluşturduğu sözcük öbeği, düzenleme[terkip]. İLE Tamlamalarda temel olan bir adın anlamını açıklayan ad, adıl[zamir] ya da adıl[sıfat], belirten. İLE Tamlamada anlamı belirtilen, açıklanan ad, belirtilen, mevsuf. )

- TAMMÂ'[Ar. < TAMA] ile TAMA'[Ar.]

( Son derece tamah eden. İLE Doymazlık, çok isteme, açgözlülük. )

- TAMMÂT[Ar.] ile TÂMMÂT[Ar.]

( Anlamsız, uygunsuz, saçma sözler. İLE Kıyâmet. )

- BUFFER CAPACITY[İng.] / CAPACITÉ DE TAMPON[Fr.] / PUFFER KAPAZITÄT[Alm.] ile/değil/yerine/= TAMPON KAPASİTESİ

- TAN YELİ ile TAN YERİ

( Sabaha doğru çıkan hafif yel/rüzgâr. İLE Güneşin doğmak üzere olduğu sırada, ufukta hafifçe aydınlanan yer. )

- TANATOS/THANATOS[İng.] değil/yerine/= ÖLÜM İÇGÜDÜSÜ

- TANE/ADET[Ar. < ADED] ile/ve/||/<> KAT ile/ve/||/<> KEZ/KERE[Ar. < KERRE]

( Nesnelerdeki niceliği/sayıyı gösterir. İLE/VE/||/<> Yukarı doğru yineleme/tekrar. İLE/VE/||/<> Eylemlerdeki niceliği/sayıyı ve yana doğru yinelemeyi/tekrarı gösterir. )