Bugün[17 Ocak 2026]
itibarı ile 25.340 başlık/FaRk ile birlikte,
25.340 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.


Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...

(66/103)


- MÜKTESEP ile MÜKTESEP HAK


- MÜL ile MÜLK


- MÜLEVVES[< LEVS] değil/yerine/= KİRLİ, PİS | DÜZENSİZ, KARIŞIK

( TELVÎS EDİLMİŞ, KİRLİ, PİS | İNTİZAMSIZ, KARIŞIK )


- MÜLHAK değil/yerine/= KATMA


- MÜLHAK ile MÜLHAK BÜTÇE


- MÜLHAK değil/yerine/= SÜYAR


- MÜLK değil/yerine ACZ

( Mülk ile doyamazsın. DEĞİL/YERİNE Acz ile kendinde ve doyurucu olursun/kalırsın. )


- MÜLK ile DEVLET


- MÜLK ile/ve/||/<> MÜLÜK


- MÜLK değil/yerine ŞİRKET


- MÜLK[Ar.] değil/yerine/= YAPI | TAŞINMAZ

( Ev, dükkân, arazi, gibi taşınmaz mal. | Devletin egemenliği altında bulunan toprakların tümü, ülke. | Vakıf olmayıp doğrudan doğruya birinin malı olan yer ya da yapı. )


- MÜLKİYE ile MÜLKİYET ile MÜLKİYELİ/LİK


- MÜLKİYET[Ar.] değil/yerine/= İYELİK


- MÜLTECİ[Ar.] değil/yerine/= SIĞINAN / SIĞINMACI / SIĞINIK


- MUM ile MUM AMPUL ile MUM AĞACI ile MUM DİREK ile MUM BOYASI ile MUM CİLASI ile MUM DURUŞU ile MUM ÇİÇEĞİ ile MUM PALMİYESİ


- MÜMELLEK[Ar. < MÜLK] ile MÜMELLİK[Ar. < MÜLK]

( Mülk olarak verilmiş, temlîk edilmiş. İLE Mülk olarak veren kişi, temlîk eden. )


- MÜMKÜN/LÜK ile MÜMKÜN MERTEBE


- MUMLA ARAMAK ile/ve SAMANLIKTA İĞNE ARAMAK


- MUMLAMAK ile MUMLANMAK ile MUMLAŞMAK


- MUMLU ile MUMLUK ile MUMLU KAĞIT


- MÜMTAZ ŞAHSİYET değil/yerine/= SEÇKİN KİŞİLİK


- MUMU/IŞIĞI) YAKMAK yerine (MUMU/IŞIĞI) UYANDIRMAK


- MUMYALAMAK ile MUMYALANMAK ile MUMYALATMAK ile MUMYA


- [ne yazık ki]
!MÜNÂFIK[< NİFÂK] ile/ve/<> !MÜFSİD[< FESAD]

( Ara bozan, bölücü, karıştırıcı. İLE/VE/<> Ara bozan, karıştırıcı, fesatçı. )


- MÜNÂFIK[< NİFÂK] ile/değil/yerine/>< MÜ'MİN[< EMN]

( İki yüzü olan. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< İki dünyası olan. )

( Günahı da, sevâbı da küçük görür. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Günahı, büyük görür. )

( Gideceği yeri beğenmeyen. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Gideceği yere koşa koşa giden. )


- MÜNÂFIKLIK ile/ve FİSK-Ü FÜCÛR


- MÜNASEBET ile MÜNASEBETLİ ile MÜNASEBETSİZ/LİK ile MÜNASEBETSİZCE ile MÜNASEBETLİ MÜNASEBETSİZ


- MÜNASEBETSİZLİK değil/yerine/= DENSİZLİK


- MÜNGÜZGEK = NASIR
[<
Divân-ü Lugât-it-Türk]

( Çalışma nedeniyle elde oluşan pürüzlü doku. )


- MÜNHATT ile MÜNHEDİM[< HEDM] ile METRÛK[< TERK]

( Alçak, çukur. İLE Yıkılan, yıkılmış. İLE Terk edilmiş, bırakılmış, kullanmaktan vazgeçilmiş. )

( Arazide. İLE Binalarda. İLE Binalarda. )


- MÜNKİR ile/ve/||/<>/> KÂFİR ile/ve/||/<>/> MÜNÂFIK ile/ve/||/<>/> MÜŞRİK

( Hakikati bilmediğinden, inkâr eden. İLE/VE/||/<>/> Hakikati bilen ve bilinmesin diye örten. İLE/VE/||/<>/> Hakikati bilen ve örterek gizleyen.[kendini müminlerden göstererek kafirliğini saklayan ve nifak sokan. İLE/VE/||/<>/> Allah'a ortak koşan. )


- MÜNZEVİ ile ÇİLECİLİK

( ASCETIC vs. ASCETICISM )

( زاهدانه ile زاهد ile مرتاض ile رياضت کش ile ناسک ile زاهدي )

( ZACPEHDANEH ile ZANPAND ile MORTAZ ile RYEZAT KESH ile ناسک ile ZANPANDY )


- MÜPHEMİYET[Ar.] değil/yerine/= BELİRSİZLİK


- MURABAHA ile MURABAHACI/LIK


- MURÂBATA[< RABT] ile BAĞLAMAK | DÜŞMANI, SALDIRACAĞI YERDE DURUP BEKLEME

( BAĞLAMAK | DÜŞMANI, SALDIRACAĞI YERDE DURUP BEKLEME )


- MURAHHAS/LIK ile MURAHHAS AZA ile MURAHHAS ÜYE


- MÜRAHİK[< RAHİK] ile MÜRAHİKA

( Oniki yaşına girmiş fakat bâliğ olmamış erkek çocuk. İLE Dokuz yaşına girmiş fakat baliğ olmamış kız çocuk. )


- MÜRAHİKA[< RAHİK] ile MÜŞTEHÂT[< ŞEHVET]

( Dokuz yaşına girmiş fakat ergen[baliğ] olmamış kız çocuk. İLE Evlenebilecek yaşa/duruma gelmiş kız. )


- MÜRÂÎ/LİK[< RİYÂ] değil/yerine/= İKİYÜZLÜ/LÜK


- MURDAR/LIK ile MURDARİLİK


- MURDER :/yerine CİNAYET, ÖLDÜRMEK


- MÜRDÜMÜK = AKBURÇAK

( Baklagillerden, yazın ekilen, otsu bölümü hayvan yemi olarak kullanılan, beyaz, açık mavi ya da mor çiçekleri olan bir yıllık otsu bitki. )

( LATHYRUS SATIVUS )


- MÜRECCEH[Ar.] değil/yerine/= YEĞ / YEĞREK


- MÜREKKEP "YALAMAK" ile "OKUMAK"

( Âharlanmış kağıt bezir işi mürekkebi emmediği için yanlış yazıldığında ıslatarak silmek mümkündür. Hattatlar ellerini tükürükleyerek ya da yalayarak yanlışlarını düzelttiklerinden "mürekkeb yalamak" deyimi ortaya çıkmıştır. )


- MÜREKKEPBALIĞI ve/||/<> GELİNCİK ve/||/<> SALYANGOZ

( Avlarını, hipnoz ederek de avlayabilirler. )


- MÜREKKEPLEMEK ile MÜREKKEPLENMEK ile MÜREKKEP ile MÜREKKEPLİ ile MÜREKKEPÇİ/LİK ile MÜREKKEPSİZ ile MÜREKKEP BALIĞI


- MÜRT ile MÜRTECİ/LİK


- MÜRÜVVET[< MER] değil/yerine/= KUTSEVİNÇ İNSÂNİYET, MERTLİK, YİĞİTLİK | CÖMERTLİK, İYİLİKSEVERLİK


- MÜRÜVVET ile MÜRÜVVETLİ ile MÜRÜVVETSİZ/LİK


- MÜŞ[Çigil] = ÇETÜK[Oğuz]
[<
Divân-ü Lugât-it-Türk]

( Dişi kedi. )


- MÜŞABEHET[Ar.] değil/yerine/= BENZERLİK/BENZEŞLİK


- MÜSÂBIK[Ar. < SEBK] değil/yerine/= YARIŞMACI


- MUSADDAK değil/yerine/= ONAYLI/ONAMIŞ


- MÜSÂDERE (ETMEK) değil/yerine/= GÜCERLE ALIM/ALMAK


- MÜŞÂHEDE (ETMEK) değil/yerine/= GÖZLEM/LEMEK


- MÜSÂHİB ile/ve/değil/yerine REFÎK


- MUSALLAT (OLMAK) ile/değil/yerine MÜDAHİL (OLMAK)


- MÜSAMAHA ile MÜSAMAHALI ile MÜSAMAHASIZ/LIK ile MÜSAMAHASIZCA


- MUŞAMBALAŞMAK ile MUŞAMBA ile MUŞAMBALI ile MUŞAMBASIZ


- MÜSAVAT ile MÜSAVATÇI/LIK ile MÜSAVATSIZ/LIK


- MÜSÂVÎ[< SEVİYY] değil/yerine/= EŞİT | DENK

( EŞİT, BİRİNİN ÖTEKİNDEN FARKSIZ OLANI, AYNI HALDE VE DERECEDE BULUNAN )


- MÜŞERREF OLMAK değil/yerine/= YÜCEYLENMEK


- MÜŞFİK["MÜŞVİK" değil!] değil/yerine/= SEVECEN


- MUSIC :/yerine MÜZİK


- MUSİQİ[Azr.] = MÜZİK[Tr.]


- MUSKA ile MUSKACI/LIK ile MUSKA BÖREĞİ


- MÜŞKÜL[Ar.] değil/yerine/= GÜÇ, ZOR, ÇETİN | ENGEL, GÜÇLÜK/ZORLUK


- MÜŞKÜLLEŞMEK ile MÜŞKÜL/LÜK ile MÜŞKÜLE


- MUSLUK (OLMAK) değil/yerine SU (OLMAK)


- MUSLUK ile MUSLUKLU ile MUSLUKÇU/LUK ile MUSLUKSUZ


- MUSLUK değil/yerine/= SUVEREÇ


- MÜSLÜMANLAŞTIRMAK ile MÜSLÜMAN/LIK ile MÜSLÜMAN ADAM


- MUŞMULA ile BEŞBIYIK

( Gülgillerden, küçük bir ağaç. | Bu ağacın, olgunlaşıp çürüdükten sonra yenilebilen, yuvarlak, mayhoş, buruk ve beş çekirdekli meyvesi. İLE İri muşmula. )


- MÜSPET/LİK ile MÜSPET İLİMLER


- MÜŞRİK ile/değil/yerine TEVHÎD

( Huzur ve mutluluk bulamaz. İLE/DEĞİL/YERİNE Olgunlaşmadıkça erişilemez. )


- MUST :/yerine ZORUNDA OLMAK


- MUSTAFA KEMAL/ATATÜRK ile/ve/||/<>/< KÂZIM KARABEKİR


- MÜSTAĞRAK[Ar. < GARK] ile MÜSTAGRIK[Ar. < GARK]

( Batmış. İLE Gark olmuş, dalmış, daldırılmış, batmış. | Kendini bilmeyecek derecede dalgın, düşüngen. )


- MÜSTAHAKK[Ar. < HAKK]["MÜSTEHAK/MÜSTEHAKKINI VERMEK" değil!]/MÜSTAHİKK[aslı!] değil/yerine/= KARŞILIĞINI BULMUŞ (HAK ETMİŞ)


- MÜSTAHİKK[< HAKK] ile ...

( HAK ETMİŞ, HAK KAZANMIŞ, LÂYIK )


- MÜŞTÂK[Ar. < ŞEVK] ile MÜŞTAKK[Ar. < ŞAKK]

( İştiyaklı, özleyen, göreceği gelen, can atan. İLE Başka bir sözcükten çıkmış, türemiş, türeme. )


- MÜSTAKBEL[Ar. < KABL] değil/yerine/= GELECEK

( KARŞILANAN | ÖNDE BULUNAN, İLERİDEKİ, GELECEK )


- MUŞTALAMAK ile MUŞTA


- MUŞTALAMAK değil MUŞTULAMAK

( Muşta ile vurma. DEĞİL Sevinilecek bir işin, olayın vb. olduğunu, birine haber vermek, müjdelemek. )


- MÜSTANTİK[Ar.] değil/yerine/= SORGU YARGICI/HAKİMİ


- MÜSTEBİK[Ar.] ile MÜSTEBKİ[Ar. < BEKÂ]

( Yarışa çıkan, istibak eden. İLE Sürekli/kalıcı, bâki olmasını isteyen. )


- MÜSTEDREK[Ar. < DERK] ile MÜSTEDRİK[Ar. < DERK]

( Arapça'da, bir ölçü/vezin. İLE Anlamak isteyen, istidrâk eden. )


- MÜSTEHCENLEŞMEK ile MÜSTEHCEN/LİK


- MÜSTEHLEK[Ar. < HELÂK] ile MÜSTEHLİK[Ar. < HELÂK]

( Yiyip içilerek tüketilmiş, bitirilen. İLE Yiyip içerek tüketen/bitiren. [Fr. CONSOMMATEUR] )


- MÜSTEHLİK[Ar. < HELÂK] değil/yerine/= TÜKETİCİ | YİYİP İÇEREK TÜKETEN, BİTİREN


- MÜSTEMLEKELEŞMEK ile MÜSTEMLEKELEŞTİRMEK ile MÜSTEMLEKE ile MÜSTEMLEKECİ/LİK


- MÜŞTEREK MÜLKİYET[Ar.] değil/yerine/= ORTAK İYELİK


- MÜŞTEREK[Ar.] değil/yerine/= BİRLİKTE, ORTAK/LAŞA


- MÜŞTEREK ile MÜŞTEREK BAHİS ile MÜŞTEREK BAHİSÇİ


- MÜSTERİH[Ar.] OLMAK değil/yerine/= İÇİ İNÇ OLMAK


- MUŞTULAMAK ile MUŞTULANMAK ile MUŞTU/LUK ile MUŞTUCU ile MUŞTULU


- MÜSVEDDE ile/ve SEVAD ile/ve RİSÂLE ile/ve FEVAİD ile/ve ŞUKKA ile/ve TAİRE ile/ve KÜLLİYET ile/ve MECMUA ile/ve SEFİNE ile/ve KEŞKÜL ile/ve CÖNK ile/ve DİVÂN ile/ve MURAKKA


- MÜSVEDDE/LİK ile MÜSVEDDE DEFTERİ ile MÜSVEDDELİK KAĞIT


- MUTAASSIPLAŞMAK ile MUTAASSIP/LIK


- MUTÂBAKAT(Mantık) ile/ve TAZAMMUN ile/ve İLTİZAM

( Hakikat.(Dil) İLE Mecaz. İLE Kinâye. )

( Kuşatma. İLE/VE İçerme. )

( Kavramla nesnenin örtüşmesi. İLE/VE Bir kısmı dışarıda kalırsa. İLE/VE Bir anlamın bir kavrama bitiştirilmesi. )

( Mantık mutabakat üzerine yapılır. İLE/VE Tazammun ve iltizam ile edebiyat yapılır. )

( İnsan: Hayvan-ı Nâtık.(Kök) İLE İnsan: -Hayvan, -Nâtık.(Akıl) İLE Gerekli görme.(Çağrışım ile karıştırılmamalı) (İnsan: "İlim ve yazma kabiliyeti olandır.") )

( Vaz'i Lafzî Delâlet. )

( Vaz: Sesi anlama bitiştirme. )


- MUTAJENİTE/MUTAGENICITY[İng.] değil/yerine/= GEN DEĞİŞTİRICİLİK


- MÜTALAA ETMEK değil/yerine/= İRDELEMEK


- MUTASAVVIF:
(")ZINDIK(") değil (O'NU "SAKLAYAN") "SANDIK"


- MUTCULUK(MUTLULUKÇULUK) ile/ve YARARCILIK ile/ve HAZCILIK


- MUTÇULUK = İSTİSADİYE = EUDAEMONISM[İng.] = EUDÉMONISME[Fr.] = EUDÄMONISMUS[Alm.] = EUDAIMONISMOS[Yun.]


- MÜTEADDİT[Ar.] değil/yerine/= ÇOK, BİRÇOK


- MÜTEALİYE[Ar.]/TRANSANDANTALİZM[İng..] değil/yerine/= DENEY ÜSTÜCÜLÜK/AŞKINCILIK


- MÜTEALLİK[Ar.] değil/yerine/= İLİŞKİN, İLGİLİ


- MUTEDİL/LİK ile MUTEDİL RÜZGAR


- MÜTEESSİR OLMAK değil/yerine/= ETKİLENMEK


- MÜTEFERRİG[Ar.] ile MÜTEFERRİK[Ar. < FARK]

( Vazgeçen, ferâgat eden. İLE Dağınık, ayrı ayrı, teferruk eden. )


- MÜTEFERRİK[Ar.] değil/yerine/= AYRILMIŞ, DAĞINIK


- MÜTEFERRİK ile MÜTEFERRİKA


- MÜ'TEFİK[Ar.] ile MÜTTEFİK[Ar. < VEFK]

( Tersine dönen, dönmüş. İLE Bağlaşmış, birleşmiş, antlaşmış. | Düşüncede birlikte olan. )


- MÜTEGAVVİL[Ar.] ile MÜTEGAVVİR[Ar. < VEFK]

( Uğraşan, tegavvül eden. | Bir şeyin rengine giren. İLE Derine dalan, tegavvür eden. )


- MÜTEHÂMİK[Ar. < HUMK] ile MÜTEHAMMİK[Ar. < HUMK]

( Kendini ahmak gösteren. İLE Ahmaklaşan, ahmak gibi davranan ya da konuşan. )


- MÜTEHARRİK[Ar.] değil/yerine/= DEVİNGEN | İŞLEYEN/ÇALIŞAN


- MÜTEHARRIK[Ar. < HARK] ile MÜTEHARRİK[Ar. < HAREKET]

( Yırtılan, taharruk eden. İLE Hareket eden, kımıldayan, oynayan. | [felsefe, fizik] Hareketli, işler. )


- MÜTEHASSIS/LIK[Ar.] değil/yerine/= UZMAN/LIK


- MÜTEKABİLİYET değil/yerine/= KARŞILIKLILIK


- MÜTEKÂSİF[Ar.] değil/yerine/= YOĞUNLAŞMIŞ, KOYULAŞMIŞ, DERİŞİK


- MÜTEMÂLİK ile ...

( Nefsine hâkim olan, nefsine sözü geçen. )


- MÜTEMMİM/LİK ile MÜTEMMİM CÜZ


- MÜTENAVİP[Ar.]/ALTERNATİF[İng.] değil/yerine/= SEÇENEK, ALMAŞIK


- MÜTENESSİK[Ar. < NASK] ile MÜTENESSİK[Ar.]

( Sürekli olarak, aynı biçimde, biteviye olan, yeknesak, tenessuk eden. İLE Kulluk eden. )


- MÜTEŞADDIK ile ...

( Avurt çatlatarak konuşan. | Terimlerle/ıstılahlı konuşan. )


- MÜTESÂLİK[Ar. < SULH] ile MÜTESALLİK[Ar.]

( Tırmanıcı, tırmanan. | Uçucu, uçan. İLE [bitkibilim] Etrafındaki şeylere dolanarak yukarı doğru çıkan, tırmanan. )


- MÜTEVAKKI[Ar. < VAK] ile MÜTEVAKKİ[Ar. < VİKAYE]

( Bekleyen, uman, medet uman, tevakku eden. İLE Kendini gözeten, sakınan, çekinen, tevakkî eden. )


- MÜTEVALİ[Ar.] değil/yerine/= ARDIŞIK


- MÜTEVÂZILIK değil TEVÂZÛ


- MUTFAK ile GALİ[Fr. < Ar.]

( ... İLE Alçak ve altı düz gemi. | Gemilerin üst güvertelerinde ve palavralarında bulunan mutfak. )


- MUTFAK ile MUTFAK DOLABI ile MUTFAK HAVLUSU ile MUTFAK MERDİVENİ ile MUTFAK HAVALANDIRMASI


- MUTFAK değil/yerine/= PİŞİRGİ


- MUTİZM/MUTISM[İng.] değil/yerine/= KONUŞMAZLIK


- BAĞIŞIKLIK:
MUTLAK ile/değil/yerine/<>/>< SINIRLI


- MUTLAK KABUL ETMEK ile/değil/yerine ÖNEMSEMEK


- MUTLAK MUVAZAA değil/yerine/= SALT DANIŞIK


- MUTLAK ÖZGÜRLÜK >< EŞİTLİK ile/<> MUTLAK EŞİTLİK >< ÖZGÜRLÜK

( Özgürlük ve Eşitlik, genişlediği oranda, birbirini yok eder.
[ "Mutlak Özgürlük" diye bir şeyden söz ettiğimiz oranda "Eşitlik"ten,
"Mutlak Eşitlik" diye bir şeyden bahsettiğimiz oranda da, "Özgürlük"ten söz edemeyiz. ] )


- MUTLAK SICAKLIK ile/||/<> BAĞIL SICAKLIK (İKİLİ KARŞILAŞTIRMA)

( Mutlak Kelvin ölçeği, bağıl Celsius/Fahrenheit ölçeğidir )

( Formül: K İLE °C )

( William Thomson (Lord Kelvin) tarafından 1848 yılında keşfedildi/formüle edildi. )


- MUTLAK VARLIK ile/ve/<> MUTLAK HİÇLİK


- MUTLAK ile/ve ADÂLET

( ABSOLUTE vs./and JUSTICE )


- MUTLAK ve/=/||/<> ADEM


- MUTLAK ile/ve/değil ALIŞKANLIK


- MUTLAK ile/ve BELİRLEYİCİ


- MUTLAK ile/ve DEĞİŞMEZ

( ... ile/ve LÂ-YETEGAYYER )

( ABSOLUTE vs./and CONSTANT )


- MUTLAK ile/ve/değil/yerine DÜŞÜNME BİÇİMİ


- SALTIK/MUTLAK ile/ve GÖRELİLİK

( Göreli olan, mutlak kabul edildikçe, çatışma, kaçınılmazdır. )


- MUTLAK ile/ve/değil GÜVENİLİR


- MUTLAK ile İLÂHİ

( MUTLAK[< TALÂK): Herhangi bir şeye ilişik olmayan. )


- MUTLAK ile/ve İLKE

( Göreliliği, birliğe getiren ilke. İLE/VE ... )

( MUTLAK: ZAMAN VE MEKÂN ÜSTÜ )

( MUTLAK: Değişenlerin, ilkeleri. )

( ... ile/ve UMDE )

( ABSOLUTE vs./and PRINCIPLE )


- MUTLAK ile İNAK

( ABSOLUTE vs. DOGMA )


- MUTLAK ile/ve/değil/yerine ITLAK


- MUTLAK ile/değil/yerine MUTFAK

( İdeoloji. İLE/DEĞİL/YERİNE Felsefe. )


- MUTLAK ile MUTLAK ADRES ile MUTLAK CEHALET ile MUTLAK VEKALETNAME ile MUTLAK KURAL ile MUTLAK DEĞER ile KESİNLİKLE

( ABSOLUTE vs. ABSOLUTE ADDRESS vs. ABSOLUTE IGNORANCE vs. ABSOLUTE POWER OF ATTORNEY vs. ABSOLUTE RULE vs. ABSOLUTE VALUE vs. ABSOLUTELY )

( مطلق ile محض ile مطلقه ile نشاني مطلق ile جهل مرکب ile وکالت مطلغ ile حکومت مطلقه ile قدر مطلق ile مطلقا ile عليالاطلاق )

( MOTALGH ile MAHZ ile MOTALGHEH ile NESHANY MOTALGH ile JOHAL MARKAB ile VEKALT MOTLAGH ile HOKOMET MOTALGHEH ile GHODAR MOTALGH ile MOTALGHA ile عليالاطلاق )


- MUTLAK ile MUTLAKA ile MUTLAKÇI/LIK ile MUTLAK NEM ile MUTLAK MERA ile MUTLAK DEĞER ile MUTLAK SIFIR ile MUTLAK SICAKLIK


- MUTLAK[Ar.] değil/yerine/= SALT/SALTIK


- MUTLAK ile/ve ŞEHÂDET


- MUTLAK ile/değil/yerine UZLAŞILMIŞ


- MUTLAKA ile MUHAKKAK


- MUTLAK/KAPSAMLI/TAMAMEN BAĞIŞIKLIK ile GÖRELİ BAĞIŞIKLIK

( En güçlü ve geniş bağışıklık olarak kabul edilen mutlak bağışıklığa göre şüpheli, sanık ve tanık, tanıklık yaptığı sıradaki verdiği beyânı ile ilgili hiçbir suçtan kovuşturulamaz. Fakat şüpheli, sanık ve tanığın, bağışıklık kapsamında ileri sürdüğü asıl suçla bağlantılı olmayan kanıtın kullanımı olanaklıdır. Savcının, kovuşturma yapmayacağına dair hukuka aykırı vaadi, mutlak bağışıklık sunmaz. Savcı, ancak gerçeğe ulaşmak için önem taşıyan durumlarda, bağışıklık tanınması konusunda mahkemeye öneride bulunabilir. Ayrıca, kişiye, mutlak bağışıklık tanınmışsa, savcı, bir sonraki ceza davasında kullandığı kanıtın, hukuka uygun ve bağışıklık ile elde edilen tanıklıktan bağımsız olduğunu kanıtlamak zorundadır. İLE Sadece, bağışıklık sağlanması yoluyla elde edilen beyân ve bu beyân aracılığıyla elde edilen kanıtlar, sanığın, bu suçlardan dolayı takip eden kovuşturmasında kullanılamaz. )


- MUTLAK/LIK ile/ve/||/<> BAĞLAYICI/LIK


- MUTLAK/LIK ile DOĞRU/LUK

( Doğruluk ve eylemin birliği! )

( ABSOLUTE/NESS vs. RIGHT/NESS )


- MUTLAK/LIK ile/ve/||/<> İLÂHÎ/LİK


- MUTLAK/LIK ile/ve KESİN/LİK

( ABSOLUTE vs./and DEFINITENESS | CERTAINTY )


- SALTIK/LIK / MUTLAK/LIK ile/ve/||/=/<> KOŞULSUZ/LUK


- MUTLAK/LIK ile/ve/değil/yerine/||/<>/> YETKİN/LİK

( Bir şeyin mutlak olması, yetkin olduğu anlamına gelmez. )


- MUTLANMAK ile MUTLANDIRMAK


- MUTLU BİR ŞEKİLDE ile MUTLULUK

( HAPPILY vs. HAPPINESS )

( شاديانه ile بخشنودي ile بارضايت ile باشادي ile شادکامي ile خوشي ile خوشوقتي ile ارمگان ile شعف ile نشاط ile سرخوشي ile شادماني ile خوش بختي ile بشاشت ile عافيت ile خوشحالي ile خوشنودي ile شادابي ile سرور ile خوشبختي ile شادي )

( شاديانه ile BAKHSHNODY ile BAREZAYT ile BASHADY ile SHADKAMY ile خوشي ile KHOSHOGHTY ile ARMGAN ile SHAF ile NESHAT ile SARKHOSHY ile SHADMANY ile KHOSH BAKHTY ile بشاشت ile AFYT ile KHOSHHALY ile خوشنودي ile SHADABY ile SARVAR ile KHOSHBAKHTY ile شادي )


- MUTLU-MESUT (YAŞAMAK)


- MUTLU OLABİLMEK ile/ve "TAM OLABİLMEK"


- MUTLU OLMAK:
"HERŞEYİN YOLUNDA OLMASIYLA" değil SORUNLARI, GÖRMEMEZLİKTEN GELEREK


- MUTLU OLMAK İÇİN GEREKEN "BENCİLLİK":
"SADECE KENDİNİ DÜŞÜNMEK" değil/yerine ÖNCELİKLE KENDİNİ DÜŞÜNEBİLMEK


- MUTLULANMAK ile MUTLULANDIRMAK ile MUTLU/LUK ile MUTLUCA ile MUTLULUK ÇUBUĞU ile MUTLULUK TABLOSU


- MUTLULUĞU ANIMSAMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< MUTLULUK

( [Çoğunluk için ne yazık ki] Yaşamın küçük bölümünde yaşanılan mutluluktan geriye kalan büyük bölümü. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Yaşamın çok küçük bir bölümünde yaşanılan. )


- MUTLULUK ARAYIŞI değil/yerine MUTLULUK

( Mutluluğa engel olan şey, mutluluk arayışıdır. )

( Mutluluk, kelebek gibidir. Biz yakalamaya çalıştıkça, o kaçar. Ne zaman ki, dikkatimizi başka şeylere veririz, ancak o zaman gelip omzumuza konar. )

( [not] SEEKING HAPPINESS but HAPPINESS
HAPPINESS instead of SEEKING HAPPINESS )


- MUTLULUK:
DAHA ÇOK OLANI ARAMAK değil/yerine/>< DAHA AZ OLANIN, TADINI ÇIKARMAK


- MUTLULUK "DUYGUSU" değil MUTLULUK


- MUTLULUK:
GERÇEKLİK ile/ve/değil/yerine/-/||/<> BEKLENTİSİZLİK


- MUTLULUK İÇİN ...:
DAHA AZ ... ve/>< DAHA ÇOK ...

( ... nefret edelim. VE/>< ... sevelim.
... kaygılanalım. VE/>< ... dans edelim.
... alalım. VE/YERİNE/>< ... verelim.
... tüketelim. VE/YERİNE/>< ... üretelim/türetelim.
... somurtalım. VE/YERİNE/>< ... gülelim.
... konuşalım. VE/YERİNE/>< ... dinleyelim.
... korkalım. VE/YERİNE/>< ... deneyelim.
... yargılayalım. VE/YERİNE/>< ... kabul edelim.
... izleyelim. VE/YERİNE/>< ... yapalım.
... şikâyet edelim. VE/YERİNE/>< ... takdir/tebrik edelim. )


- MUTLULUK:
İSTASYON ile/değil/yerine/>< YOLCULUK


- MUTLULUK ile AŞK ile EFSANE

( İki kişi, birbirini sever ve birlikte olurlarsa MUTLULUK olur. İki kişiden, biri sever de öbürü kaçarsa AŞK olur. İki kişi, birbirini sever de kavuşamazlarsa EFSANE olur. )


- MUTLULUK ile/ve/değil AVUNMAK


- MUTLULUK ve/||/<> CİVANMUKTİ

( Bedenli olarak bu dünyada yaşarken özgürlüğe, kurtuluşa, mutluluğa erişenler. )


- MUTLU/LUK ve/||/<>/>/< DİNGİN/LİK


- MUTLULUK ile/ve/||/<> DOSTLUK ile/ve/||/<> AŞK

( Birlikte gülebiliyorsak. İLE/VE/||/<> Birlikte ağlayabiliyorsak. İLE/VE/||/<> Birlikte susabiliyorsak. )


- MUTLULUK ile/ve GÜÇ

( HAPPINESS vs./and POWER )


- MUTLULUK ile/değil/yerine/>< HAZ

( Keyif (haz), şeylere bağımlıdır, mutluluk ise değil. )

( Mutlu olmak için şeylere gereksinimimiz olduğuna inandığımız sürece, onların yokluğunun bizi perişan edeceğine de inanırız. )

( Gövdenin ve zihnin doğru hali ve doğru kullanımı alabildiğine haz vericidir. Yanlış olan, haz arayışı içinde olmaktır. )

( Mutlu olmadığınızdan, mutluluğu hazda ararsınız; haz acı getirir, bunun için de ona dünyevi dersiniz; o zaman başka türlü bir hazzı, acısız bir hazzı özlersiniz, ona da ilâhi/tanrısal dersiniz. )

( Mutluluk, dünyasal ve dünyasal olmayan, içte ve dışta gerçekleşen her şeydir. )

( Mutlu olmak için kendinizi (özünüzü) bilmek dışında hiçbir şeye gereksiniminiz olmadığını bilmek bilgeliktir. )

( Haz, acının geçici olarak ertelenişidir. )

( Pleasure depends on things, happiness does not. )

( Hazların büyüsüne kapıldığımız oranda/sürece, mutluluktan da uzaklaşmış oluruz. )

( As long as we believe that we need things to make us happy, we shall also believe that in their absence we must be miserable.
The right state and use of the body and the mind are intensely pleasant. It is the search for pleasure that is wrong.
Because you are not happy you seek happiness in pleasure; pleasure brings in pain and therefore you call it worldly; you then long for some other pleasure, without pain, which you call divine.
Happiness is both worldly and unworldly, within and beyond all that happens.
To know that you need nothing to be happy, except self-knowledge, is wisdom.
Pleasure is but a respite from pain. )

( HAPPINESS vs. PLEASURE )


- MUTLULUK ile/ve/değil HUZUR

( Kişi/insan her zaman için mutluluktur fakat asla mutluluk sahibi değildir. )

( Her şeyden çok iç huzuruna gereksiniminiz var -ki bu iç ve dış arasındaki uyumu gerektirir. )

( Huzurlu olmadıkça gerçeği göremezsiniz. )

( Eğer huzur istiyorsanız o yolda çaba göstermelisiniz. )

( İçindeki huzur kişinin felâketlere daha çabuk karşı gelmesini sağlar. )

( Huzuru olan kişi özgür olur ve özgür olan kişi de başkalarını özgürlüğe ulaştırır. )

( Omurgayı hiçbir eylem rahatsız etmediğinde, huzursuz zihin yavaş yavaş rahatlar. )

( Sadece aslî olanda sükûn ve huzur vardır. )

( Ne tür bir huzur? İstediğinize sahip olmanın huzuru mu, yoksa sahip olmadığınızı istememenin huzuru mu? )

( EUDAIMONIA ile/ve/değil ... )

( Takmadığın kadar. İLE/VE/DEĞİL Boşverdiğin kadar. )

( One is always bliss, but never blissful.
You cannot see the true unless you are at peace.
If you want peace you must strive for it.
What kind of peace is it? The peace of having what you want, or not wanting what you do not have? )

( [not] HAPPINESS, BLISS vs./and/but PEACE )


- MUTLULUK ile ISTIRAP

( Herkesle paylaşılabilir. İLE Özel ve az kişiyle paylaşılabilir. )


- MUTLULUK >< KİBİR/BÖBÜRLENME


- MUTLULUK = SAADET = HAPPINESS[İng.] = BONHEUR, FELICITÉ[Fr.] = GLÜCK[Alm.] = FELICITAS[Lat.] = FELICIDAD[İsp.]


- MUTLULUK ile/ve/||/<>/>/< SÜKÛN


- MUTLULUK ile/ve/değil/||/<>/< TATMİN OLMA


- MUTLULUK ile/ve/> VERİMLİLİK

( HAPPINESS vs./and/> PRODUCTIVITY )


- MUTLULUK ve/||/<>/>/< YETİNMEK


- MUTSUZLAŞMAK ile MUTSUZ/LUK


- MUTSUZLUK ya da KAYGILILIK ile/değil/yerine/>< HUZURLULUK

( Geçmişte. YA DA Gelecekte. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Şu anda ve burada/kilerle. )


- MUTSUZLUK ile/ve/değil/ne yazık ki/||/<>/< ÇOCUKLUĞUNU KAYBETMİŞ OLMAK


- MUTSUZLUK değil/yerine/></> DEĞERİNİ AZALTMAK

( Bir şeyin/kişinin, bize verdiği mutsuzluktan kurtulmak istiyorsak, ona verdiğimiz "değeri/itibarı" azaltmamız gerekiyor. )


- MUTSUZLUK ile/ve/> HASTALIK

( ŞEKÂVET ile/ve/> ... )


- MUTSUZLUK ile/ve/değil/yerine/||/<>/> MUTLULUK

( Sahip olduklarımızı unuttuğumuzdan dolayı. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/> Sahip ol(a)madıklarımıza ulaşmak için. )

( En mutsuz kişi, geçmiş ve/ya da geleceğe (fazla) odaklı olandır. )


- [ne yazık ki]
"MUTSUZ/LUK" ile/ve/||/<>/>/< "UMUTSUZ/LUK"

( Ahlâksızlık. İLE/VE/||/<>/>/< Küfür. )


- MÜTTEFİK KUVVETLER ile İTTİFAK ile MÜTTEFİK ile MÜTTEFİKLER

( ALLIED FORCES vs. ALLIANCE vs. ALLIED vs. ALLIES )

( هم پيماني ile اتحاد ile هم عهد ile متحده ile مقرون ile متحد ile مؤتلفه ile جبهه متحد ile متفقين )

( NPAM PEYMANY ile ETEHAD ile NPAM EAD ile MOTAHDEH ile MOGHORON ile MOTEHAD ile MW̉TALFEH ile JABEHEH MOTEHAD ile متفقين )


- MUVAFFAK ile/ve YAKÎN


- MUVAFFAKİYET ile MUVAFFAKİYETLİ ile MUVAFFAKİYETSİZ/LİK


- MUVAFFAKIYET[< VEFK] ile ...

( ALLAH'IN YARDIMIYLA BAŞARI GÖSTERME | ELE GEÇİRME, BAŞARMA )


- MUVAFFIK ile MUVAFFAK

( Başarı kazandıran. | Allah. )


- MUVAFFIK[Ar. < VEFK] ile MUVÂFIK[Ar. < VEFK]

( Başarı kazandıran, muvaffak eden. İLE Uygun, yerinde. | [müzik] Bir makam. )


- MUVÂFIK[< VEFK] ile/ve/değil/||/<> MUTÂBIK[< TIBK]

( Uygun, yerinde. İLE/VE/DEĞİL/||/<> Birbirine uyan, uygun. )


- MUVAZAA değil/yerine/= DANIŞIK


- MUVAZAA[Ar.] değil/yerine/= DANIŞIK/LIK


- MUVAZAT[Ar.]/PARALELLİK değil/yerine/= KOŞUTLUK


- MUVAZENE ETMEK değil/yerine/= DENGELEMEK


- MUVAZENE ile MUVAZENELİ ile MUVAZENESİZ/LİK


- MUVAZZAF/LIK ile MUVAZZAF SUBAY ile MUVAZZAF HİZMET


- MÜVELLİDÜLHUMUZA[Osm. Tr.] = OKSİJEN[Fr. < Yun. OKSYS: Ekşi. | GENNAN: Doğurmak.]

( Hidrojenle birleşerek suyu oluşturan, atom ağırlığı 16, rengi, kokusu ve tadı olmayan, havada, %20 oranında bulunan bir gaz. [Simgesi: O] )


- MUZAFFER/LİK ile MUZAFFERCE


- MÜZÂKERE[Ar.] (ETMEK) değil/yerine/= GÖRÜŞLEŞME/K


- MÜZAKERE ile MÜZAKERECİ/LİK


- MÜZÂKERE ile/ve/||/<> PAZARLIK


- MÜZE değil/yerine/= SERGİLİK


- MÜZE(CİLİK) ve/<> İKTİDAR


- MÜZEKKER/LİK ile MÜZEKKERE


- MÜZE/LİK ile MÜZECİ/LİK


- MÜZEVİRLEMEK ile MÜZEVİR/LİK


- MÜZEYYEN SOKAK :

( Bu sokağın adı eskiden Torik Sokak'tı. Yenimahalle - Sarıyer arasında eskiden pek çok sayıda balık tuzlayıcısı vardı. Bu nedenle sokağa Torik Sokak denilmişti ama zamanda tuzlayıcılar ortadan kalkınca sokağın ismi de "Müzeyyen Sokak" olarak değiştirildi. )


- MÜZİK:
DÜŞÜK ile/ve/<> YÜKSEK

( Sadece ritme sahiptir. İLE/VE/<> Ritme ve melodiye sahiptir. [Bir tarzı, aynı zamanda, armoniye de sahiptir.] )


- MÜZİK ile/ve/<> AHLÂK


- MÜZİK ve/||/<> BEYİN

( )


- MÜZİK ile/ve/<> DİL


- MÜZİK ve DİN


- MÜZİK ile/ve/değil İLÂHÎ


- MÜZİK ile "KAPI GICIRTISI"


- MÜZİK ile KAPRİÇYO[İt. < CAPRICCIO]

( ... İLE Çalgı ya da ses için bestelenmiş, serbest biçimde parça. )


- MÜZİK ile/ve KLÂSİK MÜZİK


- MÜZİK değil/yerine/= KÜY, KÜĞ, ÇIĞGA


- MÜZİK ile/ve/<>/= MATEMATİK

( )


- MÜZİK ile/||/<> MATEMATİK

( Müzik kuramınin matematiksel temelleri )

( Farabi tarafından 935 yılında keşfedildi/formüle edildi. (870-950) (Ülke: Türkistan) (Önemli katkıları: İkinci öğretmen, mantık, müzik teorisi, siyaset felsefesi) )


- MÜZİK ve/<> MİMARLIK

( [temelinde] Zaman. VE/<> Mekân. )

( Akan mimarlık. VE/<> Taşlaşmış/donmuş müzik.[Architektur ist erstarrte Musik.] )

( MUSIK und/<> ARCHITEKTUR )

( MUSIC and/<> ARCHITECTURE )


- MÜZİK ile/ve MÛSİKÎ

( Hakimiyet Simgesi. İLE/VE Medenî yükselişin son, sükûtun da ilk sanatıdır. )

( Türk ile Batı müziğinde 4 ses farkı vardır. )

( Türk mûsikîsinde, akord, Ney'e göre yapılır. )

( Türk mûsikîsinde, selen/sadâ[insan sesi] esastır! )

( Fâsık'ın fısk'ını, Âşık'ın aşkını artırır. )

( MÛSÎKÂR KUŞU: Gagasındaki deliklerden çıkan uyumlu sesten. )


- MÜZİK = MÛSİKÎ = MUSIC[İng.] = MUSIQUE[Fr.] = MUSIK[Alm.] = MUSICA[İt.] = MÚSICA[İsp.]


- MÜZİK ile/ve/<> SESSİZLİK

( Sessizlik de müziğin içindedir. )


- MÜZİK ile/ve/<> SÖZ

( Sözün bittiği yerde başlayan nutuk. )


- MÜZİK ile/ve SU SESİ, ŞIRILTI/ŞIRLAMA


- MÜZİK ile UYKU


- MÜZİKLENDİRMEK ile MÜZİKLEŞTİRMEK ile MÜZİK ile MÜZİKLİ ile MÜZİKÇİ/LİK ile MÜZİKSEL/LİK ile MÜZİKSİZ ile MÜZİK ODASI ile MÜZİK BİLİMİ ile MÜZİK DOLABI ile MÜZİK KULAĞI ile MÜZİK KÖŞESİ ile MÜZİK MARKET ile MÜZİK SALONU ile MÜZİK BİLİMCİ


- MÜZİK'TE:
"ÖZGÜN/LÜK" değil BİZE ÖZGÜ/LÜK


- MUZİPLEŞMEK ile MUZİP/LİK ile MUZİPÇE


- MUZIRLAŞMAK ile MUZIR/LIK ile MUZIR YAYIN


- MÜZMİNLEŞMEK ile MÜZMİNLEŞTİRMEK ile MÜZMİN/LİK ile MÜZMİN BEKAR/LIK