KA'dan KU'ya ilk iki yazacı aynı olan FaRkLaR
KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!
(SÜREKLİ AYIRDINDA OLUNMASI GEREKENLER!!!)
itibarı ile 6.938 başlık/FaRk ile birlikte,
6.938 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.
Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...
(11/29)
- KÂİN ile KÂHİN
( Bulunan, var olan. İLE Doğaüstü yollardan gizli, bilinmeyen şeyleri, geleceği bilme iddiasında bulunan kişi. | Yahudilerin din reisi. )
- KÂİNÂT | ACUN[SOĞD.] ile/||/<> ÂLEM ile/||/<> EVREN
( Düzenli bir bütün olarak düşünülen evren. @@ bk. evren. @@ İnsanın bildiği tüm varlıklar, uzay, zaman, kuvvet, alan vb. kavramlar topluluğu. @@ (astronomi) @@ Eski Uygurcada ve Orta Türkçede ajun olarak geçer. < Soğd ajun ('zw'n, ''z'wn, ''zwn) 'yaşam, var oluş'. )
( COSMOS | UNIVERSE | KINGDOM | UNIVERS~KINGDOM~UNIVERS | UNIVERSE, POPULATION | POPULATION, UNIVERSE | UNIVERSE, UNIVERSE OF DISCOURSE, DOMAIN OF INTERPRETATION | POPULATION-UNIVERSE | UNIVERSE | COSMOS | POPULATION )
( COSMOS | UNIVERS | RÉGNE~RÉGNE~UNIVERS | UNIVERS, POPULATION | UNIVERS, DOMAINE D'INTERPRÉTATION | COSMOS | RÈGNE )
( REGNUN~REGNUN | REGNUM: DOMINYON | REGNUM~UNIVERSUM )
( KOSMOS | WELTALL | TIERREICH~TIERREICH | REGNUM~WELTALL | GRUNDGESAMTHEIT | UNIVERSUM, GEGESTANDSBEREICH | KOSMOS )
( COSMO~REGNO~UNIVERSO )
( ΚΌΣΜΟΣ / κόσμος~ΒΑΣΊΛΕΙΟ / βασίλειο~ΣΎΜΠΑΝ / σύμπαν )
( AJUN )
- KÂİNAT, POPÜLASYON | POPÜLASYON, KİTLE | KÜTLE | KÂİNAT | KAİNAT | ÂLEM | ÂLEM ile/||/<> ÂLEM ile/||/<> EVREN
( evren karşılık regnum regnun dominyon Canlıların sınıflandırılmasında kullanılan bir terim olup sınıflandırmanın ilk basamağını meydana getirir Böylece hayvanlar âlemi ve bitkiler âlemi olmak üzere iki büyük âlem vardır evren Canlıların sınıflandırılmasında sınıflandırmanın ilk basamağı için kullanılan terim Canlılar âlemi regnum Canlıların sınıflandırılmasında sınıflandırmanın ilk basamağı regnum Bütün yıldızları gökadaları kümeleri gaz ve bulutları içine alan maddeyle dolu uzayın bütünü 1 Var olan şeylerin insan zekâsıyle kavranabilen bütünü ve özellikle gök varlıklarının tümü 2 Sayılama bakımından gözlenebilir durumda olan ve birtakım ortak özellikler taşıyan birey ya da nesnelerden oluşan kümeye verilen ad Belirli bir özelliği gösteren bireylerin tümünün oluşturduğu topluluk Yorumlanmış dilin sözünü ettiği tüm nesneleri oluşturmağa yarayan yapı taşları öbeği belli bir yorumla verilip yorumun belirlediği tüm anlamları oluşturmağa yarayan dildışı nesne öbeği ya da dildışı nesne öbeklerinden her biri Evren genellikle E simgesiyle gösterilir Bir alan araştırmasında gözlem konusu olan ve belli ayrıtlarla ötekilerden ayrılan birimler topluluğu Bütün gökcisimlerinin içinde yer aldığı düşünülen sonsuz varlık 1 Gerçekliğin tümü 2 Gök cisimlerinin tümü Uzaysal gerçekliğin tümü 3 Pythagorastan beri Düzenli birlikli bir yapı oluşturan bütün Düzenli uyumlu birlik Düzenli ve uyumlu bir bütün olarak düşünülen tüm varlıklar astronomi botanik İstatistikte belirli bir özelliğe sahip bireylerin tümünün oluşturduğu topluluk Ana kitle )
( KINGDOM )
( RÉGNE )
( TIERREICH | REGNUM )
( REGNUN | REGNUM: DOMINYON | REGNUM )
- KAİNAT:
EVREN ile/ve/değil/<> YERYÜZÜ
- KÂİNAT[Ar.] ile/ve/değil/yerine/<>/= EVREN
( Ay altı [olan/lar(/kâin)]. İLE/VE/<> Ay üstü. )
- KAİNAT/KOZMOS değil/yerine/= EVREN
- KÂİNÂT ile/||/<> ACUN ile/||/<> ACUN[SOĞD.]
( Düzenli bir bütün olarak düşünülen evren evren İnsanın bildiği tüm varlıklar uzay zaman kuvvet alan vb kavramlar topluluğu astronomi Eski Uygurcada ve Orta Türkçede ajun olarak geçer ajun zwn zwn zwn yaşam var oluş )
( COSMOS | UNIVERSE | KINGDOM | UNIVERS )
( COSMOS | UNIVERS | RÉGNE )
( KOSMOS | WELTALL | TIERREICH )
( REGNUN )
( COSMO )
( ΚΌΣΜΟΣ / κόσμος )
( AJUN )
- KÂİNÂT ile/ve/||/<> ÂLEM
( Ol(un)an. İLE/VE/||/<> Bil(in)en. )
( (B)ilim. İLE/VE/||/<> Bilinen kainat. )
- KÂİNAT ve/<> KANAAT
- KÂİNÂT ile/ve MEVCÛDÂT
- KAİNÂT ve MÜVELLEDÂT
- KAINIT[Alm.] ile/değil/yerine/= KAİSERLİNG ÖLZEİTİ
- KAINITE[İng.] / KAINITE[Fr.] / KADMIUMCHLORID[Alm.] ile/değil/yerine/= KAİNİT
- KAIRINE[İng.] ile/değil/yerine/= KAİRİN
- KAIROLINE[İng.] ile/değil/yerine/= KAİROLİN
- KAİSER ile KAİSERİN
( KAISER vs. KAISERIN )
( کايزر ile زوجه قيصر )
( KAYZAR ile زوجه قيصر )
- KAISERLING SOLUTION[İng.] ile/değil/yerine/= KAİSERLİNG ÇÖZELTİSİ
- KAK ile/||/<> ...
( kaya ve ağaç oyuklarında su birikintisi Yer adı olarak Kaklık Denizli adında saklanmıştır kak su birikintisi küçük göl OT kak göl kurumuş göl su birikintisi Eski Kıpçakçada kak içinde su biriken kaya oyuğu olarak geçer )
- KAK ile/||/<> ELMA, ARMUT GİBİ YEMİŞLERİN KURUTULMUŞU
( elma armut gibi yemişlerin kurutulmuşu Az gax kurutulmuş meyve OT kak elma kayısı gibi yemişlerin kurusu Farsça qāq Türkçeden alınmıştır Doerfer TMEN 1397 )
( GAX[Az.] )
- KAK ile KAK
( Elma, armut vb. meyvelerin kurutulmuşu. İLE Zayıf ve kuru olan kişi. )
- KAKA O ile/değil KAKAO
- KAKAÇ ile/||/<> ...
( zıpkın büyük balıkları vurup çekmeye yarayan ucu çengelli mızrak Ağızlarda kakıç olarak da geçer Türkçe kak vurmak kökünden geldiği anlaşılıyor Türkçede balık avında kullanılan ucu demir kancalı bir çeşit zıpkının adı da kakmak kökünden gelir Bulgarca kakač Türkçeden geçmiştir )
- KAKAFONİ[Fr.]/TENÂFÜR[Ar.] değil/yerine/= KAKIŞMA, DÜRTÜŞME, İTİŞME
- KAKALAMAK" ile/ve/değil/yerine/||/<>/< "KAFALAMAK"
- KAKAO/HİNTBADEMİ ve/<> SU
( Kakaoyu suyla karıştırıp içen ilk kişiler, Mayalar'dır. )
( THEOBROMA CACAO et/<> ... )
- KAKAO ||/<> BAMYA ||/<> PAMUK
- KAKAO ile KAKAOLU ile KAKAOLU KEK
- KAKARA KİKİRİ (GÜLMEK)
- KAKAVAN/LIK ile KAKAVANCA
- KAKAVAN ile/||/<> ...
( kendini beğenmiş sevimsiz düşüncesiz bilgisiz budala Kökenini bilmiyoruz Bulgarca kakavànin kakavàn biçimi Türkçeden geçmiştir BER 2 149 )
- KAKAVAN = KENDİNİ BEĞENMİŞ, SEVİMSİZ, DÜŞÜNCESİZ, BİLGİSİZ, BUDALA
- KAKIÇ ile/||/<> KAKAÇ ile/||/<> KUKA
( Avlanan balığı sudan karaya veya sandala almakta kullanılan ucu kancalı gereç. )
( LOOSENING~...~... )
( GAFFE~...~... )
( GAFF~...~... )
( RAFFIO~...~COCCA )
( ΓΆΝΤΖΟΣ ΨΑΡΈΜΑΤΟΣ / γάντζος ψαρέματος~...~ΚΌΚΑ / κόκα )
- KAKIM[Ar. < KÂKUM] ile/||/<> AS
( as )
- KAKIM ile KAKIMA
- KAKIMAK ile KAKALAMAK ile KAKALANMAK ile KAK ile KAKA
- KAKIMAK = ÖFKELENMEK
- KAKINÇ = ÖFKE, KIZGINLIK
- KAKIR KAKIR
( "Kakırtı" sesi çıkararak. )
- KAKIRCA ile KAKIR KAKIR
- KAKIRDAK ile/||/<> ...
( Eritilmiş kuyruk yağı parçalan Karacaviran Seydişehir Konya )
- KAKIRDAMAK ile KAKIRDAK ile KAKIRDAK POĞAÇASI
- KAKIŞMAK ile KAKIŞTIRMAK ile KAKIŞ
- KAKLIK ile/||/<> KAKLIK
( I Kaya oyukları ile buralardaki su birikintisi Dereköy Uluborlu Kursarı Tokmacık Yalvaç Isparta II Meyve kurutma sergi ya da sergeni Akpınar Kavalca Bozüyük Bilecik )
- KAKMA ile İÇ KATMAN
( INLAY vs. INLAYER )
( گوهر نشان کردن ile خاتم کاري کردن ile خاتم کار )
( GOUSAR NESHAN KARDAN ile KHATAM KARY KARDAN ile KHATAM KAR )
- KAKMACI, REFİK İSMAİL (?) :
( Büyükderelidir. Avukattır. İttihatçılardandı. "Karakol Cemiyeti"nin kurucularından biridir. Bu cemiyetin faaliyetini tatil etmesi üzerine Müdafaa - i Milliye (M.M. Grubu) Teşkilatının kurulmasına ve birlikte çalışmasına yardımcı oldu. Milli Mücadelenin zaferle sonuçlanmasından sonra TBMM de İstanbul Milletvekili olarak görev yaptı. )
- KAKMAK ile/değil ÇAKMAK
- KAKMAK ile KAKMACI/LIK ile KAKMALI ile KAKMA AŞI
- KAKNÜS -ile
( Küllerinden yeniden doğan kuş. )
- KAKOFONİ[Fr. < CACOPHONIE] değil/yerine/= SES UYUMSUZLUĞU
- KAKOXENE[İng.] ile/değil/yerine/= KAKOKSEN
- KAKTÜS[Fr., İng. CACTUS] ile SÜTLEĞEN/JAPON KAKTÜSÜ
( Kaktüsgillerden, yaprakları yayvan ve dikenli, güzel, parlak renkte çiçekler açan bir bitki, atlas çiçeği. İLE Sütleğengillerden, yaprak sap ve köklerinde süt görünüşlü, kekre ve yakıcı bir öz su bulunan, verdiği öz su türlerine göre tıpta ve sanayide kullanılan, yediyüz kadar türü bilinen, bir ya da çok yıllık bir bitki. )
( CACTUS cum EUPHORBIA )
- KAKTÜS/ATLASÇİÇEĞİ ile/ve FESTAN
( ... İLE/VE Dikensiz kaktüs. )
( GÜLÂYÂN ile/ve ... )
- KAKTÜS ile/değil BEKTAŞİKAVUĞU
( ... İLE Büyük ve güzel çiçekler veren, ılık iklimlerde yetişen bir kaktüs. )
( ... cum ECHINOCACTUS )
- KAKTÜS ile/ve/değil SUKKULENT
- KÂKÜL[Fars.]["KAHKÜL" değil!] ile PERÇEM[Fars. :Bayrak.]
( Alna düşen, kısa kesilmiş saç. İLE Başlarını traş edenlerin, tepede bıraktığı saç tutamı. | Yele. | Kâkül. )
- KÂKÜL ile/||/<> KÂKÜL[Fars. < KÂKUL] | PERÇEM
( perçem kesme Yerel ağızlarda kekil kekir olarak kullanılır Az kǝkil 1 erkekte alna dökülen saç 2 Bazı kuşların başındaki tüy Blk kekel kekil kökül kåkil Zopf kekil kekel Tar kokul kākul Farsçaya Moğolcadan geçtiği anlaşılıyor kökül Haarschopf Kalmıkçada kökl Haarflechte Stirnhaar Haarbüschel Monguorcada la partie de la crinière qui chez le cheval passe entre les deux oreilles et tombe sur le front toupet une ou deux petites tresses de cheveux qui de chaque côté descendent le long de la joue et se croisent sur le menton signe distinctif des jeunes filles fiancées chez les Ordos du Sud olarak geçer Halha diyalektinde de xöxül olarak kullanılır Tacikçede kåkul kåkül Zopf der Frauen biçimi kullanılır Farsçadan Urducaya da geçmiştir kākul a curl lock ringlet Peştucada da kākul a curl lock ringlet olarak kullanılır Kürtçede de Farsça bir alıntı olarak geçer Doerferin Bulgarca Rumence ve Rumca gibi Balkan dillerine geçtiği yolunda verdiği bilgiler yanlıştır Bulgarca kačul Rumence căciulă Rumca κατσοῦλα biçimlerine ilişkin bilgi almak için BER 2 294295 Andriotis EL 156 Ramstedt KWb 237b SKE 115 Joki LwSS 181 Doerfer TMEN 320 TLT 178 CAJ 12 306 Ligeti AOH 14 4849 Räsänen V 247 276b Schönig ML 123 )
( KĀKUL )
- KAKÜL ile KAKÜLLÜ
- KÂKÜL ile/||/<> PERÇEM[Fars. < PERÇEM]
( kâkül kesme Türkçede kâkül olarak da kullanılır Yerel ağızlarda merçem biçimi de geçer Bu biçim bir benzeşme sonunda oluşmuştur Türkçede buna benzer örnekler az değildir parçam the tail of the seacow which they hang round the necks of horses a black fringe or tassel tied round the neck of a spear a lock of hair especially waving over the forehead the seacow the or Tartary ox Orta Türkçede berçem belge olarak geçer Kâşgarlı Mahmuda göre berçem perçem Oğuzca bir biçimdir Orta Türkçede berçem yanında beçkem biçimi de belge ipekten veya yaban öküzü kuyruğundan yapılan belge olarak kullanılır Benveniste JA 236 183 beçkemin İran dillerinden kalma bir söz olduğunu dile getirmiş Wakhi biçkam a horses tail biçimini vermiştir Türkçede perçem Farsça bir alıntı olarak kalmıştır Doerfer TMEN 840 Bulgarca perčem perčim ve Sırpça pèrčin biçimleri Türkçeden alınmıştır )
( PARÇAM )
- KAKULE ile KAKULELİ
- KÂL -ile
( SÖZ, LÂF )
- Kâl ehline SUS!!!
- Kâl ehliyle bol bol KONUŞ!!!
- KAL GELMESİ değil/yerine/>< KALK GELMESİ
- Kâl için DİNLE!!!
- KÂL[Ar.]["ka" uzun okunur] ile KÂİL'[Ar.] ile KAL'[Ar.] ile KAL
( Söz, lâf. @@ Söyleyen, diyen. | İnanmış, boyun eğmiş, aklı yatmış, râzı olmuş. @@ Koparma/koparılma, sökme/sökülme, yerinden çıkarma/çıkarılma, temelinden çekip atma. @@ Bir alaşımdaki madenlerin erime derecesi farkından yararlanarak bunları birbirinden ayırma işlemi. )
- KÂL ile HÂL
- KÂL ve/> HÂL ve/> SÜKÛT
- KAL ile/||/<> KAL[Ar. < KÂL] | ERİTME
( eritme Kalori Anadoluda dar bir alanda geçer Daha çok Azeri köylerinde kullanıldığı anlaşılıyor Ligeti TörK 175 Kafkas dillerinden geldiğini öne sürmüştür )
( CAL. )
- KAL ile KÂL[Ar.]
( Bir alaşımdaki madenlerin erime derecesi farkından yararlanarak bunları birbirinden ayırma işlemi. İLE Söz. )
- KALA | KALE ile/||/<> KALE ile/||/<> KALE[Ar. < KALʿA]
( Ayaktopu oyununda oyuncuların topu içine sokmaya çalıştıkları 2 44 m yükseklikte birbirine koşut iki dikey direk ile bunların üzerine bindirilmiş 7 32 m uzunluğundaki yatay bir direkle sınırlanmış arka ve yan yüzeyleri ağla kapatılmış oylum Düşmanın gelmesi beklenebilen yollar üzerinde askeri önem taşıyan kentlerde geçit ve darboğazlarda güvenliği sağlamak için yapılan kalın duvarlı burçlu mazgallı yapı Mimarlık Halk ile askerin düşman saldırısına karşı sığındıkları kalın ve yüksek duvarlarla çevrili yapı a kale bedeni hisar kale korkuluğu mazgal içkale mazgal siperi Eski çağlarda insanların ve askerlerin içine kapanıp yağıya karşı direnmeleri için kurulan yüksek ve kalın duvarlı kuleli burçlu ve mazgallı büyük yapı I 1 Kalkerli arazide kazma ile açılan büyük oyuk inönü Eskişehir 2 Cezaevlerinde mahkumların gezinme yeri Yalvaç Isparta II Matbaacılıkta kalıpların üzerinde hazırlandığı ince demir Aksaray Niğde III Düğün ve eğlencelerde ateş edilen erek Gökmenler Çatak Gedikli Kızılağaç Saimbeyli Adana Mimarlık Kalelerin dışa bakan kalın ana duvarları a kale kale korkuluğu hisar içkale mazgal )
( GOAL | FORT | CITADEL )
( FORTERESSE | CITADEL )
( TOR | FESTUNG | FESTUNG, FORT | KASSEL )
- KALA KALA (ONA MI KALMIŞ?)
- KÂLÂ[Fars.] ile KÂLE[Fars.] ile KAL'A[Ar. çoğ. KILÂ'][Fars.]
( Kumaş. | Anamal, sermaye. | Ev eşyası. İLE Kumaş. | Kelek, ham kavun. İLE Kale, hisar. | Bir şeyin aslının, temelinin, güvenliğinin sürdürüldüğü nesne.[O eser, ilmin kal'asıdır.] )
( SUIDAS[Σοῦδα]/SOUDA(SUDA):
10. yüzyılda Bizans'ta yazılmış Antik Akdeniz dünyası ile ilgili bilgi veren dev ansiklopedidir. 30.000 tanım içerip, ansiklopedik sözlük biçiminde yazılmıştır; pek çok eskiz kaybolmasına rağmen kimi kısımlar Ortaçağ Hristiyan derleyicileri tarafından muhafaza edilmiştir. Suda isminin kökeninin muhtemelen[1] Bizans Yunancasında "kale", "hisar" manasına gelen souda kelimesinden geldiği düşünülmektedir. )
- KALA ile BEYAZ KALA
( Papua Yeni Gine'nin Kundiava kasabasında bulunan bir çiçek. )
- KALA ile/||/<> DİL ile/||/<> PARİMANA
( Zaman. @@ Mekân. @@ Boyut. )
- KALA ile KALA[>< GEÇE]
( Zaman. )
- KALAALLİTLER ile/ve İNUVİALUİTLER ile/ve İNUPİATLAR, YUPİGETLER, YUPLİTLER, ALUTİİTLER ile/ve YUPİKLER[:
Gerçek kişi]
( Grönland'daki eskimolar. İLE/VE Kanada'daki eskimolar. İLE/VE Alaska'daki eskimolar. İLE/VE Alaska'nın güneybatısında ve Sibirya'daki eskimolar.[İnuit sözünün ne olduğunu bilmezler.] )
- KALABAK ile/||/<> BURDOCK, BEGGAR'S BUTTONS[İng.] ile/||/<> BARDANE, BARDANE TOMENTEUS[Fr.] ile/||/<> ARCTIUM TOMENTOSUM[Lat.] ile/||/<> FILZKLETTE, GROSSE BERGK, KLETTE[Alm.] ile/||/<> DULAVRAT OTU
( Papatyagiller Compositae familyasından 3060 cm boyunda iki yıllık otsu kırmızı çiçekli çiçek durumu dikenli bir bitki Hanımyaması )
( BURDOCK, BEGGAR'S BUTTONS )
( BARDANE, BARDANE TOMENTEUS )
( FILZKLETTE, GROSSE BERGK, KLETTE )
( ARCTIUM TOMENTOSUM )
- KALABALIK ile/ve/değil DOLU
- KALABALIK ile KÜÇÜK BİR YERE YIĞILMAK ile KALABALIK ile KALABALIKLIK
( CROWD vs. CROWD INTO A SMALL PLACE vs. CROWDED vs. CROWDEDNESS )
( جمعيت ile شلوغي ile ازدحام ile ازدحام کردن ile توده ile انبوه ile انبوه مردم ile چپيدن ile شلوغ ile پر جمعيت )
( JAMYT ile SHLOGHY ile AZADHAM ile AZADHAM KARDAN ile TOUDEH ile ANBUH ile ANBUH MARDAM ile CHAPYDAN ile SHLOGH ile PAR JAMYT )
- KALABALIK ile/değil TOPLULUK
- KALABALIKLARDAN YANA OLMAK ile/değil/yerine HAKTAN YANA OLMAK
(
)
- KALABALIKLAŞTIKÇA:
"AKILLANAN/LAR" ne yazık ki APTALLAŞAN/LAR
( Hayvanlar. İLE/NE YAZIK Kİ Kişiler. )
- KALABİLMEK ile KALABALIKLAŞMAK ile KALABALIKLAŞTIRMAK ile KALABA/LIK ile KALABALIKÇA ile KALABALIKLIK ile KALABALIK AĞIZLI
- KALADANA[Alm.] ile/değil/yerine/= KALADANA
- KALAFAT ile KALAFATÇI ile KALAFATLAMA
( CAULK vs. CAULKER vs. CAULKING )
( بتونه کردن ile آب بندي کردن ile آبگيري کردن ile بتونهگيري کردن ile بتونه کار ile درزگيري ile آب بندي )
( BETONEH KARDAN ile AB BANDY KARDAN ile ABGYRY KARDAN ile BETONEKGYRY KARDAN ile BETONEH KAR ile DARZGYRY ile AB BANDY )
- KALAFATLAMAK ile KALAFATLANMAK ile KALAFAT ile KALAFATLI ile KALAFATÇI/LIK ile KALAFATSIZ ile KALAFAT YERİ ile KALAFATÇILAR ile KALAFAT KALEMİ
- KALAK ile KALAK
( Gelin tâcı. İLE Tezek yığını. )
- KALAK ile/||/<> TEZEK YIĞINI
( tezek yığını Ağızlarda galak biçimi de geçer Suriye ġalaq closoir bouchetrou dans une maçonnerie Ağızlardaki kalaklamak biçimi coşku ve istekle karışık ivme duymak diye açıklanmıştır Kürtçede galax tezek olarak kullanılır )
( ĠALAQ )
- KALAKALMAK KALA KALMAK
- KALAMAR ile/||/<> KALAMAR[Yun.]
( zooloji loligo Loligo )
( LOLIGO VULGARIS | LOLIGO )
- KALAMATA ile KALAMATA ZEYTİNİ
- KALAMIA[İng.] ile/değil/yerine/= KALAMİA
- KALAMİN[Fr. < CALAMINE] ile KALAMİT[Fr. < CALAMITE]
( Doğada az bulunan, güç işlenen, hidratlı çinko silikat. | Havada, yüksek ısıda işlenen metal parçaların yüzeyinde oluşan oksit katmanı. İLE Piroksenlere yakın siyah, esmer, yeşil renkli bir silikat grubu. )
- KALAN SAĞLAR ile/ve/||/<> KALAN SAHALAR
(BİZİMDİR)
- KALAN YEMEĞİ:
BİTİRMEK/"TEMİZLEMEK" yerine SÜNNETLEMEK
- KALAN ile KALANLI BÖLME
- KALANDIR ile KALANDIRCI ile KALANDIR MAKİNESİ
- Kalanla(rla) KONUŞ!!!
- KALANLI BÖLME >< KALANSIZ BÖLME
( (matematik) )
( DIVISION WITH REMAINDER~DIVISION WITHOUT REMAINDER )
( DIVISION AU RESTE | DIVISION EXACTE (DIVISION SANS RESTE~DIVISION EXACTE (DIVISION SANS RESTE) )
( DIVISION MIT REST~DIVISION OHNE REST )
( DIVISIONE CON RESTO~DIVISIONE ESATTA )
( ΔΙΑΊΡΕΣΗ ΜΕ ΥΠΌΛΟΙΠΟ / διαίρεση με υπόλοιπο~ΤΈΛΕΙΑ ΔΙΑΊΡΕΣΗ / τέλεια διαίρεση )
- KALANTOR[İt.] / KELÂNTER[Fars.]
- KALANTOR/LUK ile KALANTORCA
- KALAS ile/||/<> KALAS[(ROMANYA'DA GALATI ŞEHRININ ADINDAN)]
( Mimarlık Kalınlığı en az 5 cm olan tahta Kağnının yan tahtaları Yeşilova Aksaray Niğde Galat i Romanyada bir şehir Türkçe kalas adının Galat i kerestesi adından çıktığı anlaşılıyor Buna göre kalas eliptik bir addır Türkçe tire pamuk iplik Tire ipliği adı gibi )
( TRAGBALKEN, BOHLE, PLANKE )
- KALASTRA[İt. < CALASTRA] ile/||/<> ...
( gemilerde filikaları oturtmak için güvertelere konulan ağaç sehpa İtal calastra boats chock )
( CALASTRA )
- KALASTRA[İt. < CALASTRA] ve/||/<> FİLİKA[İt. < FELUCA]
( Gemilerde cankurtaran filikalarını oturtmak için güvertelere konulan sehpa. İLE Cankurtaran sandalı. )
- KALATE[İng.] ile/değil/yerine/= KALAT
- KALAVRAHANE[Yun. + FARS. < HÂNE] ile/||/<> ...
( Osmanlılarda asker için ayakkabı eğer takımı hayvan koşumu gibi deri işlerinin yapıldığı yer )
- KALAY ile/||/<> KALAY
( kimya Gümüş renkli yumuşak dövülgen sünek bir metal A A 118 70 A S 50 Ö A 7 31 E S 231 85 C )
( TIN | TIN; SPELTER )
( ÉTAIN )
( ZINN )
- KALAY ile/ve/||/<>/> KALAYLAMA
( Atom numarası 50, atom ağırlığı 118,7, yoğunluğu 7,29 olan, 232 °C'de eriyen, gümüş beyazlığında, kolay işlenebilen, yumuşak bir öğe. [simgesi Sn] | Kalaylanmış bir kabın üzerindeki alaşım tabakası. | Aldatıcı görünüş. | Sövme, küfür. İLE Oksitlenmeden korumak için bir metal parçasını ya da kabı kalay tabakası ile kaplamak. | Eksiklikleri, kusurları görünüşte gizlemeye çalışmak. | Sövmek. )
- KALAYCI, NECİP GÖKSEL PROF. DR. (İST. 15.05.1939) :
( 1957'de Kabataş Erkek Lisesini bitirdi. 1963 - 1964 yılları arasında Çardak'ta (Denizli) hükümet tabipliği yaptı. 1967'de İstanbul Tıp Fakültesi 2. Cerrahi Kliniği'nde asistan olarak göreve başladı. 1872'de genel cerrahi uzmanı oldu. 1980'de Göğüs ve Kalp Damar Cerrahisi Anabilim Dalı'ndan ikinci uzmanlığını aldı ve aynı yıl doçent, 1989'da da profesör oldu. Amerikalı tanınmış kalp cerrahı Prof. Dr. Michael De Bakey'in yanında ihtisas yaptı. 1998 - 2000 yılları arasında Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanlığı yaptı. Türkiye'de ilk akciğer nakli ameliyatını gerçekleştirdi ve 2001'de kurulan Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı'nın başkanı oldu. 11.11.2005 günü Çapa Hastanesi otoparkında vurularak öldürüldü. Evli ve bir çocuk babası olan Prof. Dr. Necip Göksel Kalaycı, Sarıyer/Yenimahalle Pazarbaşı'nda oturuyordu. )
- KALAYLAMA ile/||/<> KALAYLAMA
( Ana metalin yüzeyini korumak için üzerinin kalayla kaplanması kimya Metal yüzeyleri sıcak daldırma yolundan erimiş kalay ya da kalay alaşımı yunaklarında kalayla örtme işlemi )
( TIN PLATING | TINNING )
( ÉTAMAGE )
( ZINNPLATTIERUNG | VERZINNUNG )
- KALAYLAMAK ile KALAYLANMAK ile KALAYLATMAK ile KALAY ile KALAYCI/LIK ile KALAYLI ile KALAYSIZ
- KALB | YÜREK | KALP ile/||/<> KALP ile/||/<> YÜREK
( yürek Yürek anat Tüm kan dolaşımını ritmik kasılmalarıyla sağlayan konik biçimli kassel organ yürek kor Ritmik kasılmalariyle kanın dolaşımını sağlayan ve devam ettiren ve değişik sayıda odacıklara ayrılmış ya da tüp biçiminde olan içi boş bir kas organı biyoloji Ritmik kasılmalarıyla kanın dolaşımını sağlayan ve devam ettiren değişik sayıda odacıklara ayrılmış ya da tüp biçiminde kaslı bir organ Kalp Ritmik kasılmalarıyla kanın dolaşımını sağlayan ve devam ettiren değişik sayıda odacıklara ayrılmış veya tüp biçiminde kaslı bir organ kalp kalp Az ürǝk yürek jürek jürik cürök cürök Tel Kuğ Küer yürek Alt yürök çürek sürӓx Baştaki ynin Yakutçada sye çevrilmesi kuraldır çĕre Eski Türkçeden başlayarak kullanılır yürek Orta Türkçede yürek biçimi geçer Eski Kıpçakçada da yürek olarak kullanılır Türkçe yür hareket etmek kökünden geldiği açıktır yür e k eki Ramstedt KWb 483484 Moğolca cirüken biçimini Türkçe yürek ile birleştirmiştir Ramstedt SKE 38 Clausona göre Studies 228 ED 965 Türkçe yürek Moğolcaya cirüken olarak geçmiştir )
( HEARTH | COR | MYOCARDIUM | PERICARDIUM )
( PÉRICARD )
( HERZBEUTEL )
( COR )
( CUORE )
( ΚΑΡΔΙΆ / καρδιά )
( ÜRƎK[Az.]~YÜREK[Tkm.]~JÜREK[Kklp.]~JÜRIK[Kzk.]~CÜRÖK[Kzk.]~CÜRÖK[Krg.]~YÜRÖK[Alt.]~ÇÜREK[Şor.]~ÇÜREK[Sag.]~SÜRӒX[Yak.]~ÇĔRE[Çuv.] )
- KALB | YÜREK | KALP ile/||/<> MİYOKART ile/||/<> PERİKART | YÜREK
( bk. yürek @@ Yürek. @@ anat. Tüm kan dolaşımını ritmik kasılmalarıyla sağlayan, konik biçimli kassel organ, yürek, kor. @@ @@Ritmik kasılmalariyle kanın dolaşımını sağlayan ve devam ettiren ve değişik sayıda odacıklara ayrılmış ya da tüp biçiminde olan içi boş bir kas organı @@ (biyoloji) @@ Ritmik kasılmalarıyla kanın dolaşımını sağlayan ve devam ettiren, değişik sayıda odacıklara ayrılmış ya da tüp biçiminde, kaslı bir organ. Kalp. @@ Ritmik kasılmalarıyla kanın dolaşımını sağlayan ve devam ettiren, değişik sayıda odacıklara ayrılmış veya tüp biçiminde, kaslı bir organ. kalp. @@ bk. kalp. @@ ~ Az ürǝk. -Tkm yürek. -Kklp jürek. -Kzk jürik, cürök. -Krg cürök. -Tel, Kuğ, Küer yürek. -Alt yürök. -Şor, Sag çürek. -Yak sürӓx. Baştaki y-'nin Yakutçada s-'ye çevrilmesi kuraldır. -Çuv çĕre. Eski Türkçeden başlayarak kullanılır (yürek). Orta Türkçede yürek biçimi geçer. Eski Kıpçakçada da yürek olarak kullanılır. Türkçe yür- 'hareket etmek' kökünden geldiği açıktır: yür- + -(e)k eki. Ramstedt (KWb 483-484) Moğolca cirüken biçimini Türkçe yürek ile birleştirmiştir. bk. Ramstedt: SKE 38. Clauson'a göre (Studies 228; ED 965) Türkçe yürek Moğolcaya cirüken olarak geçmiştir. )
( HEARTH | COR | MYOCARDIUM | PERICARDIUM~MYOCARDIUM~PERICARDIUM )
( PÉRICARD~MYOCARDE~PÉRICARD | PÉRICARDE )
( COR~MYOCARDIUM~PERICARDIUM )
( HERZBEUTEL~MYOKARD~HERZBEUTEL )
( CUORE~MIOCARDIO~PERICARDIO )
( ΚΑΡΔΙΆ / καρδιά~ΜΥΟΚΆΡΔΙΟ / μυοκάρδιο~ΠΕΡΙΚΆΡΔΙΟ / περικάρδιο )
( ÜRƎK[Az.]~YÜREK[Tkm.]~JÜREK[Kklp.]~JÜRIK[Kzk.]~CÜRÖK[Kzk.]~CÜRÖK[Krg.]~YÜRÖK[Alt.]~ÇÜREK[Şor.]~ÇÜREK[Sag.]~SÜRӒX[Yak.]~ÇĔRE[Çuv.] )
- KALB-İ SELÎM ile KALB-İ SAKİM
( Temiz gönül. İLE Temiz olmayan gönül. )
( Ne mal istenir, ne ilim Kalb-i Selîm istenir! )
- KALB[Ar.] ile/ve/||/<> GAYB[Ar.]
- KALB ile KALB ile KALB[çoğ. KULÛB]
- KALB ve/<> LÂTİF/E
- KALB ile/||/<> YÜREK
( Ritmik kasılmalariyle kanın dolaşımını sağlayan ve devam ettiren ve değişik sayıda odacıklara ayrılmış ya da tüp biçiminde olan içi boş bir kas organı biyoloji Ritmik kasılmalarıyla kanın dolaşımını sağlayan ve devam ettiren değişik sayıda odacıklara ayrılmış ya da tüp biçiminde kaslı bir organ Kalp Ritmik kasılmalarıyla kanın dolaşımını sağlayan ve devam ettiren değişik sayıda odacıklara ayrılmış veya tüp biçiminde kaslı bir organ kalp kalp Az ürǝk yürek jürek jürik cürök cürök Tel Kuğ Küer yürek Alt yürök çürek sürӓx Baştaki ynin Yakutçada sye çevrilmesi kuraldır çĕre Eski Türkçeden başlayarak kullanılır yürek Orta Türkçede yürek biçimi geçer Eski Kıpçakçada da yürek olarak kullanılır Türkçe yür hareket etmek kökünden geldiği açıktır yür e k eki Ramstedt KWb 483484 Moğolca cirüken biçimini Türkçe yürek ile birleştirmiştir Ramstedt SKE 38 Clausona göre Studies 228 ED 965 Türkçe yürek Moğolcaya cirüken olarak geçmiştir )
( HEART | HEARTH )
( COEUR )
( HERZ )
( ÜRƎK[Az.]~YÜREK[Tkm.]~JÜREK[Kklp.]~JÜRIK[Kzk.]~CÜRÖK[Kzk.]~CÜRÖK[Krg.]~YÜRÖK[Alt.]~ÇÜREK[Şor.]~ÇÜREK[Sag.]~SÜRӒX[Yak.]~ÇĔRE[Çuv.] )
- KALBİ ile KALBİ KIRIK/LIK ile KALBİ TEMİZ
- KALBİME BAKMIYORSUNUZ değil KALBİNE BAKIYORUZ DEYİP SENİ KANDIRANLARA BAKIYORSUN
- KALBİMİZ ile/ve/<> KALBİMİZDEKİ
- KALBİN DERİNLİĞİ ile/ve DERİNLİĞİN KALBİ
- Kalbin için DİNLE!!!
- Kalbin için SUS!!!
- KALBİN YEDİ TAVRI (*) ile/ve/||/<> KALBİN YEDİ TAVRI (**)
( (*)
1. SADIR
2. KALB
3. ŞEFFAF
4. FUÂD
5. CENNETÜ'L-KULÛB
6. SEVDÂ
7. CENNETÜ'L-KULÛB
ile/ve/||/<>
(**)
1. Kalb-i vesvese
2. Kalb-i İslâm
3. Kalb-i rü'yet
4. Kalb-i muhabbet
5. Kalb-i mir'âtül gayb
6. Kalb-i ma'denü'l-mükâşefat
7. Kalb-i mevlüd-i tecellî )
- KALBİN YOLU ile/ve/||/<> ZİHNİN YOLU
( Hoştur fakat tehlikelidir. VE/||/<> Sıradandır fakat güvenlidir. )
- KALBİNDEN GEÇEN ile/ve/değil/yerine/||/<>/< ZİHNİNDEN GEÇEN
- KALBUR[Ar. < GİRBAL] ile SARAT
( Tahıl ve başka iri taneli maddeleri elemek için kullanılan, büyük delikli ya da seyrek telli elek. İLE Büyük delikli kalbur. )
- KALBUR ile/||/<> HALBUR
( halbur tarım Doerfere göre CAJ 37 43 Farsça kökenlidir qalbūr a sieve Ligeti AOH 17 14 )
( CRIBLE )
( QALBŪR )
- KALBURA ile/ve/||/<> KEVGİRE DÖNMEK/ÇEVİRMEK
- KALBURLAMAK ile KALBURLANMAK ile KALBURLATMAK ile KALBUR ile KALBURCU/LUK ile KALBUR KEMİĞİ
- KALÇA KEMİĞİ ile PALDIM KEMİĞİ
( HARKAFA ile ... )
( PELVIS vs. COCCYX )
- KALÇA/LIK ile KALÇALI ile KALÇASIZ ile KALÇA KEMİĞİ
- KALÇA/PELVİS ile KIÇ/BÜZÜK(GÖT[< GÖDEN]/DÜBÜR,DÜBR/VERÂ'/MAKAT/MÂBAD/ŞERC/ANÜS/REKTUM)
( TEDBİR[< DÜBÛR]: Bir şeyi te'min edecek ya da önleyecek yol, çare. | Kul iradesi. )
( HIP/HAUNCH/HUCKLE/NATES vs. BUTTOCK(/ASS/ARSE) )
- KALÇA ile/||/<> KALÇA
( Uyluğun gövdeye eklendiği yerde bacağın üst kısmıyla böğür arasındaki vücudun kabarık bölgesi anat Koksa Kökünü bilmiyoruz Ancak ça ekiyle yapılmış olduğu anlaşılıyor Türkçe karıca karaca örneği gibi Anadolu ağızlarında oma homa da kalça kemiği uyluk kemiği olarak kullanılır Azeri alanında kalçaya omba omma oma adı verilir Ağızlarda kalça kalça kemiği uyluk kemiği olarak kullanılan omaca omaça homaca homaça homça biçimleri de ça ekiyle yapılmıştır )
( HIP | COXA )
( HANCHE )
( HÜFTE )
- KALÇETE[İt. < CALCETTA] ile/||/<> ELLE ÖRÜLEREK YAPILAN YASSI HALAT
( elle örülerek yapılan yassı halat İtal garzetta gasket Türkçe kalçetanın karçeta biçiminden geldiği anlaşıyor )
( CALCETTA | GARZETTA )
- KALÇIN[İt. < CALZINO] ile/||/<> GALÇIN (II) | GALÇIN
( galçın II )
( CALZINO )
- KALÇIN[İt. < CALZINO] ile KAMARÇİN
( Üstüne başka bir şey giyilmek için abadan yapılan, çizme biçiminde ayak giyeceği. İLE Mestin üzerine giyilen plastik ayakkabı. )
- KALÇIN ile KALÇINCI
- KALDIĞIMIZ YER değil/yerine KARAR KILDIĞIMIZ YER
- KALDIR(AMA)MAK ile/ve SİNDİR(EME)MEK
- KALDIRAÇ" ile/değil YÜKSELTİ
- KALDIRAÇ/MANİVELA[İt. < MANOVELLA] ile KALDIRAN ile KALDIRICI ile KALDIRIM ile KALDIRIŞ ile KALDIRMAK
( Az bir kuvvet ile büyük bir yükü kaldırmaya yarayan, bir dayanma noktası üzerinde hareket edebilen, inip kalkabilen sert çubuk. İLE Bazı organları yukarıya doğru hareket ettiren kas. İLE Kriko. İLE Yaya kaldırımı. | Yollarda taşlarla yapılan döşeme. İLE Kaldırma işi. İLE Bulunduğu yerden almak. | Yukarı doğru hareket ettirmek. | Yükseltmek. | Ürün toplamak, taşımak. | Çekmek, taşımak. | Bir kuruluşun çalışmasına son vermek, feshetmek, lağvetmek. | Hastayı hastaneye götürmek. | Tören yaparak ölüyü gömmek. | Toplamak. | Alıp başka yere götürmek. | Uyandırmak. | Piyasadan çekmek. | Elin ulaşamayacağı yere koymak, saklamak. | Kaçırmak. | İyi etmek, iyileştirmek. | Bir şeyden çokça satın almak. | Tayin etmek, atamak. | Yok etmek, ortadan silmek. | Uygun gelmek, yakışmak. | Çalmak, aşırmak. )
- KALDIRAN ile/||/<> KALDIRGAN
( kaldırgan )
- KALDIRIL(A)MAZ DUYGU ile/ve/||/<> DÖNÜŞTÜRÜLEMEZ DUYGU
- KALDIRIM ile ARNAVUT KALDIRIMI
( Özellikle yayaların kullanımına ayrılmış ve yükseltilmiş yol. | Yollarda taşlarla yapılan döşeme. İLE Yollarda irili ufaklı taşlarla gelişigüzel yapılan kaldırım. )
- KALDIRIM ile KALDIRIMCI/LIK ile KALDIRIMLI ile KALDIRIMSIZ/LIK ile KALDIRIM TAŞI ile KALDIRIM TAŞLI ile KALDIRIM İŞÇİSİ ile KALDIRIM ÇİÇEĞİ ile KALDIRIM YOSMASI ile KALDIRIM MÜHENDİSİ ile KALDIRIM SÜPÜRGESİ ile KALDIRIM KABADAYISI ile KALDIRIM MÜHENDİSLİĞİ ile KALDIRIM KABADAYILIĞI
- KALDIRIP DİKMEK ile/ve/||/<>/> YATIRIP SİKMEK
- KALDIRMA:
KORUMA ile/ve/||/<> YOK ETME
( KATERGEIN )
- KALDIRMA ile KALDIRMA KOLCUSU
- KALDIRMAK/BİTİRMEK ile/ve/<>/değil/yerine DARALTMAK
- KALDIRMAK/KALDIR(A)MAMAK ile TAŞIMAK/TAŞI(YA)MAMAK
- KALDIRMAK ile/değil/yerine İYİLEŞTİRME
- KALDIRMAK ile KALDIRTMAK ile KALDIRILMAK ile KALDIRABİLMEK ile KALDIRIVERMEK ile KALDIRTABİLMEK ile KALDIRTIVERMEK ile KALDIRICI
- KALDIRMAK ile/ve/değil/||/<> KALKINDIRMAK
- KALDIRMAK ile KAYDIRMAK
- KALDIRMAK ile/değil/yerine YAY(IL)ARAK GÖSTERMEME/GÖRÜNMEME
- KALE AĞASI SOKAK :
( Rumelihisarı Mahallesi sokaklarından biridir. İstanbul'un fethinden sonra kale değişik amaçlar için kullanıldı. Kalede dört yüz yeniçeri görev yapıyordu ve başlarında bir Yeniçeri Ağası vardı. Ağaya izafeten bu sokağa "Kale Ağası Sokak" ismi verildi. )
- KÂLE ALMAMAK değil/yerine/= ÖNEMSEMEMEK/ÖNEM VERMEMEK/SÖZ ETMEYE DEĞER BULMAMAK
- KALE ÇAY BAHÇESİ :
( Rumelihisarı'nda kaleye yakın ve denize cepheli bir çay bahçesidir. )
- KALE KORKULUĞU ile/||/<> ...
( Mimarlık Kalelerde mazgal ve mazgal siperlerinin meydana getirdiği dişli gibi girintili çıkıntılı dış duvarların üst bölümleri )
- KALE MEVKİİ :
( Kısırkaya Köy'ün doğu tarafında ve Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Akademisi yazlık lojmanlarının bulunduğu yere, eskiden burada kale olması nedeni ile Kale Mevkii deniliyor. )
- KALE[Ar. < KAL'A]/KERMEN ile KALEBENT
( Düşmanın gelmesi beklenilen yollar üzerinde, askerî önem taşıyan şehirlerde, geçit ve dar boğazlarda güvenliği sağlamak için yapılan kalın duvarlı, burçlu, mazgallı yapı, kermen. | Satranç tahtasının dört köşesine dikilen, tahtanın bir tarafından öteki tarafına kadar düz olarak boş hanelerde gidebilen kale biçiminde taş. | Genellikle bir düşüncenin savunulduğu, sürdürüldüğü yer. | Takımla oynanan bazı top oyunlarında topun sokulmasına çalışılan yer. | Denizli iline bağlı ilçelerden biri. | Malatya iline bağlı ilçelerden biri. İLE Kale dışına çıkmamaya hüküm giyen suçlu. )
- KALE ile/ve/||/<> AHMEDEK
( ... İLE/VE/||/<> Bir kalede, dıştaki sur duvarına bitişik, iç kale. )
- KALE ile FORTALİCE ile GÜÇLENDİRMEK ile TAKVİYE EDİCİ
( FORT vs. FORTALICE vs. FORTIFY vs. FORTIFYING )
( برج وبارو ile قلعه کوچک ile سنگربندي کردن ile مستحکم کردن ile داراي استحکامات کردن ile مقوي )
( BARJ VEBARO ile GHALE KUCHAK ile SANGARBANDY KARDAN ile MOSTAHKAM KARDAN ile DARAY ESTAHKAMAT KARDAN ile MOGHOY )
- KALE ile/ve/||/<> HİSAR
- KALE ile/değil KÂLE (ALMAK/ALMAMAK)
- KALE değil/yerine/= KORGAN
- KALE ile/ve/||/<> KULE
- KALE ile/ve/||/<>/> RİBAT
( İlk yapı türü. )
( )
- KALE ile UZAK DUR ile KONTROL ALTINDA TUTMAK ile HABERDAR OL ile SIR OLARAK SAKLAMAK ile HABERSİZ KALMAK ile GÖZETİM ALTINDA TUTMAK ile BEKLEMEYE DEVAM ET
( KEEP vs. KEEP ALOOF vs. KEEP IN CONTAINMENT vs. KEEP INFORMED vs. KEEP SECRET vs. KEEP UNAWARE vs. KEEP UNDER WATCH vs. KEEP WAITING )
( نگهداري کردن ile نگه داشتن ile حفظ نمودن ile حفظ کردن ile نگاهداري ile فاصلهگرفتن ile محدود نگاهداشتن ile در جريان گذاشتن ile پرده پوشي کردن ile غافل کردن ile تحت نظر داشتن ile زير نظر داشتن ile منتظر کردن ile علاف کردن )
( NAGEIDARY KARDAN ile NAGEH DASHTAN ile HAFZ NEMUDAN ile HAFZ KARDAN ile NEGAHODARY ile FASLEHGARAFTAN ile MAHDUD NEGAHODASHTAN ile DAR JARYAN GOZASHTAN ile PARDEH PUSHY KARDAN ile GHAFEL KARDAN ile TAHAT NAZAR DASHTAN ile ZYR NAZAR DASHTAN ile MONTAZAR KARDAN ile ALAF KARDAN )
- KALECİ ile TUTMAK
( KEEPER vs. KEEPING )
( نگاهدارنده ile نگهدارنده ile نگهدار ile حافظ ile مستحفذ ile حارس ile حافظه ile نگهداري )
( NEGAHODARANDEH ile NAGEIDARANDEH ile NAGEIDAR ile HAFEZ ile مستحفذ ile حارس ile HAFEZEH ile NAGEIDARY )
- KALEDONYA ile/ve/<> YENİ KALEDONYA
( İskoçya. İLE/VE/<> Kaptan Cook, bu coğrafyaya ilk vardığında, doğasını ve yeşilini çok beğendiğinden, vatanı İskoçya'ya benzeterek, Yeni Kaledonya olarak adlandırdı. )
- KALEM İŞİ ile/||/<> ŞAM İŞİ ile/||/<> HALİÇ İŞİ
( Yapıların genellikle iç yüzeylerinin bezenmesinde kullanılan bir süsleme tekniği.[Boya, taş, ahşap yüzeyler üzerine fırça ile boyanan renkli nakışlar.] İLE/||/<> XVI. yüzyıl başında hem çini hem de keramiklerde kullanılan bir teknik.[En önemli özelliği, sırın pek parlak olmaması nedeniyle renklerin puslu görünmesidir. En karakteristik renkler, puslu bir yeşil ve mordur.] İLE/||/<> XV. yüzyıl sonunda mavi-beyaz tekniğin keramiklerde kullanılan bir uygulaması.[İnce spiral dallar üzerinde minik çiçekler, yapraklar yer alır.] )
- KALEM ŞUARASI ile/||/<> ...
( Oldukça okur yazar olup hece ve aruz ölçüleriyle koşuk yazan ama saz çalmayan ozanlara âşıklara verilen ad )
- KALEM TÜKETMEK ile/ve/değil/daha çok/+/||/<>/></< SİLGİ TÜKETMEK
- KALEM/LİK ile KALEMLİ ile KALEMSİZ ile KALEM İŞİ ile KALEM PİL ile KALEM BEYİ ile KALEM AŞISI ile KALEM KALEM ile KALEM KAŞLI ile KALEM ERBABI ile KALEM KUTUSU ile KALEM KÖMÜRÜ ile KALEM SAHİBİ ile KALEM AÇACAĞI ile KALEM KAVGASI ile KALEM KULAKLI ile KALEM ŞUARASI ile KALEM EFENDİSİ ile KALEM PARMAKLI ile KALEM SAVAŞÇISI
- KALEM ile/ve DOLMA KALEM
( HÂME ile/ve ... )
( PENCIL vs./and PEN )
- KALEM ile/||/<> GALEM
( I 1 Bilezik yüzük gerdanlık gibi altın ve gümüş süs eşyası üzerine motif yapmakta kullanılan araç Bursa Aksaray Niğde 2 galem II II Torna aracının yiv açma aracı Aksaray Niğde )
- KALEM ile/||/<> GENELGE/TAMİM ile/||/<> MUHTIRA ile/||/<> HATT-I HÜMÂYUN ile/||/<> NOTA ile/||/<> NİŞANCI
( Resmî belgeleri hazırlayan yazıcıların çalıştığı yer. İLE/||/<> Yasa ve yönetmeliklerin uygulanmasında yol göstermek. İLE/||/<> Herhangi bir şeyi anımsatma, uyarma amacıyla yazılan yazı. | Bir devletin başka bir devlete politik sorunlarla ilgili olarak yolladığı uyarı yazısı. İLE/||/<> Sultan tarafından herhangi bir iş için çıkarılan yazılı emir. İLE/||/<> Bir devletin başka bir devletle ya da elçisine yaptığı bildiri. İLE/||/<> Osmanlı yasalarını iyi bilen, yasalar konusunda Dîvân'a görüş veren yabancı devletlerle yazışmaları hazırlayan, Sultan mektuplarına tuğra çeken, Divan-ı Hümayûn üyesi. )
- KALEM ile KAMIŞ
- KALEM ile KEÇİTIRNAĞI
( ... İLE Kesici ağzı üçgen biçiminde olan oyma kalemi. )
- KALEM ile KURŞUN KALEM
( ... İLE İçi grafitli, yazısı kolayca silinebilen, değişik biçimleri olan bir kalem türü. )
( PEN vs. PENCIL )
- KALEM ile/||/<> TAŞÇI/OYMACI KALEMİ
( ... İLE/||/<> Yontma işlerinde kullanılan, ucu sivri/keskin araç. )
- KALEMKÂR[Ar. < KALEM + FARS. < -KÂR] ile/||/<> ...
( Resim Eskiden tavan ve duvarlara kabartma gibi görünen resimler yapan sanatçı )
- KALENDER KASRI :
( Kalender Kasrı Yeniköy ile Tarabya arasında Kalender mevkiindedir. Kasır 16l6'da Sultanahmet Camii emini Kalender Çavuş tarafından yaptırıldı. Kalender Sahil Sarayı olarak isimlendirilen kasırla beraber bir de hamam yapılmıştı. Kalender Çavuş'un ismi hem kasra verilmiş hem de kasra verilmişti. 1794'te kalender kasrını yeniledi. Sultan III. Ahmet döneminde (1703 - 1730) kasır birkaç kez onarıldı. 1866 - 1875 yılları arasında yeniden inşâ edildi. Sultan III. Selim (1789 - 1807) 1794'te kasrı yeniledi. Kalender kasrı 1939'da yanarak kül oldu. 1967 - 1969 arasında yeniden inşâ edildi ve Orduevi olarak kullanılmaya başlandı. 23.070 m² lik büyük bir koruluk üzerinde dolup deniz cephelidir. Kasra sık sık Padişahlar gelir dinlenirdi. 1828 - 1829 Rus Savaşı nedeni ile sancak - ı Şerif Kalender Kasrına getirildi. 1864'te İstanbul'a gelen III. Napolyon'un kuzeni Prens Muray'ı Sultan Aziz bu kasırda kabul etti. )
- KALENDER KASRI :
( Yeniköy ile Tarabya arasında bulunan Kalender mevkiinde bulunan bu tabyanın 1857 yılına ait belgeden var olduğu anlaşılıyor. Tabya zamanla özelliğini yitirmiş, yıkılmış, kalıntıları bile mevcut değil. )
- KALENDER ÜSTÜ MAHALLESİ CAMİİ :
( Yeniköy, Kalender mevkiinin üst kısmındaki yerleşim bölgesinde yapılan yeni camilerdendir, her hangi bir tarihi özeliliği yoktur. )
- KALENDER YOLCU GEMİSİ :
( Şirket - i Hayriye İşletmesine ait 67 baca No. lu bu yolcu gemisi, İngiltere, Newcastle'de, Hawthorn, Leslie&Co. Ltd. tezgâhlarında yolcu vapuru olarak yapıldı. 453 gros, 142 net tonluktu. Teknesi çelik saçtandı. Uzunluğu 46,4 metre genişliği 7.0 metre, su kesimi 3.1 metre idi. Wallsend yapımı 440 beygir gücünde 2 adet tripil (3 silindirli) buhar makinesi vardı. Çift uskurluydu. 1911'de hizmete girdi. Saatte 12,5 mil hız yapabiliyordu. Yazın 975, kışın da 793 yolcu alabiliyordu. 1981'de Atatürk müzesi haline getirildi ve Kabataş rıhtımına bağlandı. 25 Haziran 1984'te hizmet dışı bırakıldı. 1986'da satışa çıkarıldı. Makinelerinden biri Koç'un sanayi müzesinde muhafaza ediliyor. )
- KALENDERÎ[Fars. < KALENDER + AR. < -İ] ile/||/<> ...
( Halk edebiyatı terimi Saz şairleri mef ûlü mefâîlü mefâîlü feûlün tartısında düzdükleri gazellere bu adı verirler )
- KALENDERLEŞMEK ile KALENDER/LİK ile KALENDERİ ile KALENDERCE ile KALENDER MEŞREP
- KALENSÜVE | BÖRKENEK ile/||/<> KIRKBAYIR ile/||/<> ŞİRDEN
( (reticulum) (Lat. reticulum = küçük-ağ, Ağ. Netzmagen), Geviş getiren hayvanların dört gözlü midelerinin, besinin dinlenme zamanı çiğnenmek üzere saklandığı ikinci gözü. @@ Peynir mayası olarak kullanılan davar ödü. (Karacaviran *Seydişehir -Konya) @@ (biyoloji) @@ Geviş getiren hayvanların dört gözlü midelerinin, besinin dinlenme zamanı saklandığı ikinci gözü. Retikulum. @@ anat. Diyaframayla işkembe arasına yerleşmiş, orta hattın solunda, geviş getirenlerin ikinci midesi, retikulum. @@ Anadolu ağızlarında 'yağmurdan, soğuktan korunmak için giyilen başlık, külâh' olarak da kullanılır. Geviş getiren hayvanların midelerinin birinci bölümüne işkembe, üçüncü bölümüne kırkbayır, dördüncü bölümüne de şirden adı verilir. Yerel ağızlarda kırkbayır yerine yumur adı da geçer. < börk 'başlık' + -(e)nek. eki. -Türkçe börk adı diyalektlerde eskiden beri yaygın olarak kullanılır: OT börk 'başlık'. -Tkm börük. -Kzk börük. -Krg börk, börük. -Blk börk. -Nog börk. -TatK bürik. -Alt, Tel, Şor, Sag pörük. Yalnız Anadolu ağızlarında kullanılan börkenek'in yeni bir türev olduğu anlaşılıyor. )
( HONEYCOMB BAG | HONEYCOMB BAG, HONEYCOMB STOMACH | OMASUM | RENNET BAG~OMASUM~RENNET BAG | ABOMASUM )
( BONNET | FEUILLET | CAILLETTE~FEUILLET~CAILLETTE | SCAILLET )
( RETICULUM | RETICULUM: KÜÇÜK AĞ | OMASUM | AB, OMASUM~OMASUM | OMASUM: KESE~AB, OMASUM )
( NETZUNAGEN | BLÂTTERMAGEN | LABMAGEN~BLÂTTERMAGEN | BLÄTTERMAGEN~LABMAGEN )
( RETICOLO~OMASO~ABOMASO )
( ΔΙΚΤΥΩΤΉ ΚΟΙΛΊΑ / δικτυωτή κοιλία~ΨΑΛΤΉΡΙ / ψαλτήρι~ΉΝΥΣΤΡΟ / ήνυστρο )
- KALENSÜVE ile/||/<> BÖRKENEK
( reticulum reticulum küçükağ Ağ Netzmagen Geviş getiren hayvanların dört gözlü midelerinin besinin dinlenme zamanı çiğnenmek üzere saklandığı ikinci gözü Peynir mayası olarak kullanılan davar ödü Karacaviran Seydişehir Konya biyoloji Geviş getiren hayvanların dört gözlü midelerinin besinin dinlenme zamanı saklandığı ikinci gözü Retikulum anat Diyaframayla işkembe arasına yerleşmiş orta hattın solunda geviş getirenlerin ikinci midesi retikulum Anadolu ağızlarında yağmurdan soğuktan korunmak için giyilen başlık külâh olarak da kullanılır Geviş getiren hayvanların midelerinin birinci bölümüne işkembe üçüncü bölümüne kırkbayır dördüncü bölümüne de şirden adı verilir Yerel ağızlarda kırkbayır yerine yumur adı da geçer börk başlık e nek eki Türkçe börk adı diyalektlerde eskiden beri yaygın olarak kullanılır OT börk başlık börük börük börk börük Blk börk börk bürik Alt Tel pörük Yalnız Anadolu ağızlarında kullanılan börkenekin yeni bir türev olduğu anlaşılıyor )
( HONEYCOMB BAG | HONEYCOMB BAG, HONEYCOMB STOMACH | OMASUM | RENNET BAG )
( BONNET | FEUILLET | CAILLETTE )
( NETZUNAGEN | BLÂTTERMAGEN | LABMAGEN )
( RETICULUM | RETICULUM: KÜÇÜK AĞ | OMASUM | AB, OMASUM )
( RETICOLO )
( ΔΙΚΤΥΩΤΉ ΚΟΙΛΊΑ / δικτυωτή κοιλία )
- KALEVİ | ALKALİ ile/||/<> ALKALİ ile/||/<> ALKALİ[Fr. < ALCALI]
( Sinema Suda eriyebilen ve hidroksit iyonları oluşturan kimyasal özdek baz kimya Çözündüğü zaman hidroksil iyonları veren suda eriyen baz bileşik pH değerleri 7 0 den büyük olupasitlerle tuz oluşturabilen ve sulu çözeltileri acı tat veren kimyasal maddelerin genel adı baz )
( ALCALI | ALKALI )
( ALCALI )
( ALKALI )
- KALEVÎ | ALKALİK[Fr. < ALCALİQUE] ile/||/<> BAZAL ile/||/<> BAZİK
( (kimya) @@ 1. Alkali ihtiva etme, alkali özellikler gösterme hâli. 2. Alkali maddelerin ağızda oluşturduğu his, bazik. )
( ALKALINE | BASAL | BASIC~BASAL~BASIC )
( ALCALI | ALCALIQUE | BASE | BASIQUE~BASE | BASAL~BASIQUE )
( BASIS: KAIDE~BASIS: KAIDE~... )
( GRUND | BASISCH~GRUND~BASISCH )
( ALCALINO~BASALE~BASICO )
( ΑΛΚΑΛΙΚΌΣ / αλκαλικός~ΒΑΣΙΚΌΣ / βασικός~ΒΑΣΙΚΌΣ / βασικός )
- KALEVÎ | ALKALİK ile/||/<> ALKALİK[Fr. < ALCALIQUE]
( kimya 1 Alkali ihtiva etme alkali özellikler gösterme hâli 2 Alkali maddelerin ağızda oluşturduğu his bazik )
( ALKALINE | BASAL | BASIC )
( ALCALI | ALCALIQUE | BASE | BASIQUE )
( GRUND | BASISCH )
( BASIS: KAIDE )
( ALCALINO )
( ΑΛΚΑΛΙΚΌΣ / αλκαλικός )
- KALEVİ MADENLER | ALKALİ METALLER ile/||/<> ASAL GAZLAR
( Öğeler Dizgesinin IA kümesinde bulunan Ve emk dizisinde görece daha eksi elektrot potansiyeli gösteren Li, Na, Cs gibi metaller. )
( ALKALINE METALS~NOBLE GASES )
( MÉTAUX ALCALINS | GAZ NOBLES~GAZ NOBLES )
( ALKALI METALLE~EDELGASE )
( METALLI ALCALINI~GAS NOBILI )
( ΑΛΚΆΛΙΑ ΜΈΤΑΛΛΑ / αλκάλια μέταλλα~ΕΥΓΕΝΉ ΑΈΡΙΑ / ευγενή αέρια )
- KALEVİ MADENLER ile/||/<> ALKALINE METALS[İng.] ile/||/<> MÉTAUX ALCALINS[Fr.] ile/||/<> ALKALI METALLE[Alm.] ile/||/<> ALKALİ METALLER
( Öğeler Dizgesinin IA kümesinde bulunan Ve emk dizisinde görece daha eksi elektrot potansiyeli gösteren Li Na Cs gibi metaller )
( ALKALINE METALS )
( MÉTAUX ALCALINS | GAZ NOBLES )
( ALKALI METALLE )
( METALLI ALCALINI )
( ΑΛΚΆΛΙΑ ΜΈΤΑΛΛΑ / αλκάλια μέταλλα )
- KALEVÎ[Ar.] = ALKALİK
- KALEVİ ile/||/<> BAZ ile/||/<> BAZ[Fr. < BASE]
( Suda çözündüğünde hidroksil yükünü OH veren kimyasal özdek Asitlerle bileşip tuz oluşturur pH ölçeğinde 714 arasında değer gösterirler 2 Bronsted Proton alma yatkınlığı olan kimyasal bileşik 3 Lewis Ortaklanmamış elektron çifti ya da çiftlerini vermeye yatkın olan kimyasal özdek taban geometride kimya Suda çözünebilen çözelti içinde iken ortama hidroksil iyonları veren pH değerleri 7nin üzerinde olan ve asitlerle tepkimeye giderek tuz oluşturan maddeler 1 Herhangi bir şeyin temeli veya en küçük parçası bileşiğin ana maddesi 2 Alkali Az baz alıcı kuş boz bāz a falcon )
( BASE, ALKALI | BASE )
( BASE, ALCALI | BASE )
( BASE, ALKALI )
( BĀZ )
( BAZ[Az.]~BOZ[Özb.] )
- KALFA ile/ve/<> YARDAK
( Aşaması çırakla usta arasında bulunan zanaatçı.| Mimar yardımcısı. | Saraylarda ve büyük konaklarda, halayıkların başında bulunan kadın. | İptidailerde, hoca yardımcısı. | Çocukları evlerinden alarak okula, okuldan evlerine götüren yardımcı. İLE/VE/<> Karagöz ustasının yardımcısı. )
- KALGAY ile/||/<> ...
( Kırımda hanın vekili anlamında bir orun )
- KALİ ile KALİ SANCHEZ
( KALI vs. KALI SANCHEZ )
( کالي ile کالي سانچز )
( کالي ile KALY SANCHEZ )
- KALİBRASYON | KALİBRE ETME | AYARLAMA ile/||/<> AYARLAMA ile/||/<> AYARLAMAK
( Bir ölçü aracının gösterdiği değerleri ölçek olarak kabul edilen ya da doğruluğuna güvenilen başka bir araca göre düzenleme 1 Bir ölçüm aygıtını amaca uygun olarak derecelendirme 2 Bir ölçmede yapılan yanılgı sınırlarını saptama fizik İngiliz hükümetinin petrol tütün gibi ürünlerden aldığı vergileri her yıl düzenli olarak gerçekleşen enflasyon oranının üzerinde artırması biçiminde uyguladığı politika ayarlama koşulu Bir işlemin denetiminde işlemi etkileyen etkenleri gerektiği gibi değiştirme Standartlaştırma )
( CALIBRATION | ESCALATOR | ADJUSTING | CALIBRATE | SET | ADJUST )
( ÉTALONNAGE, CALIBRATION | CALIBRAGE | ÉTALONNER | AJUSTAGE )
( EICHUNG | EICHEN, KALIBRIERUNG | ADJUSTIERUNG )
- KALİBRASYON/CALİBRATION[İng.] değil/yerine/= ÖLÇÜMLEME. | ÇAP
- KALİBRASYON ile KALİBRASYON
( CALIBRATIN vs. CALIBRATION )
( واسنجي ile درجه بندي )
( VASANJY ile DARJEH BANDY )
- KALİBRASYON ve SENKRONİZASYON
- KALİBRATÖR/CALIBRATOR[İng.] değil/yerine/= ÖLÇÜMLEMECİ
- KALİBRE ile KALİBRASYON ile KALİBRASYON TESTİ
- KALIÇ ile/||/<> ...
( galıç kaluç Küçük orak Göbel Köprüören Kütahya Buruncu Yerköy Yozgat galıç Deliilyas Şarkışla Sivas kaluç Gürün Sivas Ağızlarda galıç galuç geliç gelüç gelüş olarak da geçer qâlûş faucille utilisée pour la moisson qâlûše faucille Arapça ş Türkçede çye çevrilmiştir Kürtçede de qalûç küçük orak olarak geçer Dankoff ALT D 23 birtakım Ermenice karşılıklar üzerinde durmuştur )
( QÂLÛŞ )
- KALICI ORGANİK ile/||/<> BİYOBOZUNUR
( POP birikim toksik, biyobozunur doğal parçalanma. )
( Formül: DDT İLE doğal )
- KALICI/LIK ile/ve/||/<>/> SÜRDÜRÜLEBİLİR/LİK
- KALICI/LIK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SÜREKLİ/LİK
( [not] PERMANENCE vs./and/but CONTINUOUS/NESS
CONTINUOUS/NESS instead of PERMANENCE )
- KALICI/LIK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< UZUN SÜRELİ/LİK
- KALICI ile/ve/değil/||/<>/< GEÇERLİ
- KALICI ile/||/<> KALICI
( NONVOLATILE | PERMANENT )
- KALICI ile SIZDIRMAZLIK ile İZİN VERİLMEZLİK ile İZİN VERİLEMEZ
( IMPERMANENT vs. IMPERMEABILITY vs. IMPERMISSIBILITY vs. IMPERMISSIBLE )
( نا پايدار ile نفوذ ناپذيري ile نشت ناپذيري ile عدم جواز ile غير مجازي ile غير مجاز )
( NA PAYDAR ile NOFUZ NAPAZYRY ile NESHT NAPAZYRY ile ADAM JAVAZ ile غير مجازي ile غير مجاز )
- KALICILIK ile/ve/değil/||/<>/> BAĞLAYICILIK
- KALICILIK =/< KENDİNDEN KAYBOLUŞ
- KALICILIK = SUBSISTENCE[İng., Fr.] = SUBSISTENZ[Alm.] = SUBSSISTENTIA[Lat.]
- KALICRETE[İng.] ile/değil/yerine/= KALİKRET
- KALİFİKASYON[Fr. < QUALIFICATION] değil/yerine/= NİTELİKLİLİK
- KALİFİKASYON değil/yerine/= NİTELİKLİLİK
- KALİFİYE[Fr. < QUALIFIÉ] değil/yerine/= NİTELİKLİ
- KALİFİYE/LİK ile KALİFİYE İŞÇİ
- KALİFİYE/VASIFLI değil/yerine/= NİTELİKLİ
- KALIFORNIUM, CALIFORNIUM[Alm.] ile/değil/yerine/= KALİFORNİUM
- KALİFORNİYA ile KALİFORNİYALI
( CALIFORNIA vs. CALIFORNIAN )
( کاليفرنيا ile کاليفرنيايي )
( KALYFARNYA ile KALYFARNYAYY )
- KALİFORNİYA ile KALİFORNİYUM[Cf]
( ... İLE Atom numarası 98, atom ağırlığı 244 olan, aktinit grubundan yapay bir radyoaktif öğe. )
- KALİKS DİŞLERİ = ESNÂN-I KE'S = DENTS DU CALICE
- KALİKS TÜBÜ = ÜNBÛBE-İ KE'S = TUBE DU CALICE
- KALİKS'İN KENARI, KALİKS AĞZI = HÂFFE-İ KE'S = BORDURE DU CALICE
- KALIM ile KALIMLI/LIK ile KALIMSIZ/LIK
- KALIN >< YUFKA ile/ve/||/<> YOĞUN >< İNCE
( Diklemesine.[On kâğıdın, üst üste konulması.] İLE/VE/||/<> Enlemesine.[On ipliğin, üst üste eğrilmesi.] )
( "(Bir şey) yufka iken (onu) delmek kolaymış, ince olanı (da) kırmak kolay. Yufka, kalın olursa (onu) delmek zormuş, ince, yoğun olursa (onu) kırmak zormuş." )
- KALIN A ile İNCE A ile UZUN A
( Adam, akıl, ak, sakın, taka.
İLE
Lâla, lâstik, hâl, hâlbuki, lâf, lâkırdı, lâle, lâl, kâse, lânet, lâzım, kâzım, dükkân, kâtip, Hakkâri, zekâ, helâl, hattâ, sıhhât.
[Lâla, Lâtif lâleli lâmbasını, lâcivert lâke lâvabodan, nâzik ve nâdide Şefkâte verdi.]
İLE
Nâne, nâdir, nâme, câhil, câhit, sâdık, sâbit, kâtil, nâzik, târih, mâvi, hatâ, nâmus, mütevâzı, nâmert, âfet, gâye.
[Kısa okunacak sözcükler: Bakiye, yarın, hayır demokrasi, laik, hakem, sait, rakip, fakir, tarikat] )
( ALIŞTIRMA: "Aptallar, abdalın ibadethanesinde, aptallıklarını, abdallardan ayrımlaştırırken, adlarının anlamsızlaştırılmasını anlamlandıramadı." )
( - Hâkim hakem, yarın, rakiplerimizle demokrasi ve laiklik dersine devam edecek.
- Nalan, nahoş namesiyle hakemlere, nane verdi.
- Cahit'in kâsesine, Nadir’in kâtibi, kağıt koyuyordu.
- Halit, Sait’e, "Hayır!" diyemedi. )
- KALIN BAĞIRSAK | KOLON ile/||/<> KOLON ile/||/<> KOLON[Fr. < CÔLON | FR. < COLONNE]
( biyoloji 1 colon Kosta Rika ve EI Salvador ulusal paralarının adı 2 colonist Ortaçağda senyörlere ait toprağı işleyen ve elde ettiği ürünü onunla paylaşan köle sınıfı ile özgür sayılan kişilerin oluşturduğu sınıf arasında yeralan çiftçi sınıfı Takla atarak birbirinin omuzuna çıkan ve bir sütun oluşturulan görünüş dörtlü kolon üçlü kolon 1 Omurgalılarda kalın bağırsağın rektumdan önce gelen dışkıdan fazla suyu emen bölgesi 2 Böceklerde bağırsağın ikinci bölgesi 3 Elektron mikroskobunda elektromanyetik merceklerin yerleştirildiği içinden elektronların geçtiği havası boşaltılmış metal boru anat 1 Sütun 2 Kalın bağırsakların sekumla rektum arasında yer alan kesimi )
( COLON, COLONIST | COLUMN | COLON, COLUMN | COLON )
( COLON | COLONNE | CÔLON )
( KOLONNE | KOLON )
- KALIN BAĞIRSAK YANGISI | KOLİT[Fr. < COLITE] ile/||/<> ...
( COLITE )
- KALIN BAĞIRSAK ile/ve/>/> GÖDEN[< GÖD/GÖT]/REKTUM
( ... İLE/VE/> Kalınbağırsağın son bölümü. )
( MAYASIL/BÂSÛR[Ar.]/HEMAROİD/HÉMORROÏDES[Fr.]: Kalın bağırsakta ve makadın etrafındaki siyah kan damarlarının şişmesinden ve bazen yangılanmasından dolayı, makadın içinde ve dışında oluşan memeler yüzünden, makattan, kan ya da cerahat gelmesi. )
- KALIN KAFALI/LIK ile/ve ANLAMAK İSTEMEMEK
- KALIN O ile İNCE O
( Ot, ova, ocak, ordu, orman, ortak, bando, solo, fono, foto, biblo. İLE Lokomotif, Lodos, Gol, Lokanta, Londra, Psikolog, Sosyolog, Alkol, Mentol, Meteoroloji. )
( Lobutları, loş locasında notalayan normal lort, losyoncusunun lokantasında, nohutları, lokumlarla karıştırdı. )
( - Londra yolundaki loş evlerde, nohut, noksan lokmadır.
- Alkolik lort, lokantanın locasında, lokumları, lokma lokma yuttu.
- Hollanda’da, psikolog olan lokomotifçi, orduda, bandocu oldu.
- Doğramacı oğlu, doğduğu zaman, doğru, yoğurtçuya koşmuş. )
- KALIN OYLUMLU/HACİMLİ değil GENİŞ OYLUMLU/HACİMLİ
- KALIN U ile İNCE (UZUN) U
( Uçak, ucuz, uçurum, uykucu, ufak, kutu.
İLE
Rûya, rûzgar, hûlya, gûya, lûtfen, lûgat, mahkûm, sükûnet, hükûmet.
)
- KALIN ÜNLÜ ile/||/<> KALIN ÜNLÜ
( Derleme kalın vokal alın sesli art vokal art damak vokali Dilin geriye çekilmesiyle artdamakta meydana gelen ünlü a ı o u vb Dilin ağız boşluğunun arka bölümünde tümseklenmesi ile boğumlanan a ı o u ünlülerinden her biri Azerbaycan Türkçesi galin sait Türkmen Türkçesi yogim çekimli Gagauz Türkçesi kalın vokal ardvokal ardsıralı vokal Özbek Türkçesi orqa qator unlisi qattik unli Uygur Türkçesi B qelin sozuq tavuş D tövän sozuq tavuş Tatar Türkçesi qalm suzuq artqi rätsuzığı Başkurt Türkçesi artqı rät huınqıhı qalın huzınqı kalın sozuk art sozuk Krç Malk tilni art keseginde kuralgan kalın bazik açık tawuş kalın bazik açık katı açık Nogay Türkçesi art sıradıň sozıgı katı sozık Kazak Türkçesi til artı dawıstısı juwan dawıstı Kırgız Türkçesi artkı ündüü Alt kiyin ryadtm ündü tabıjı katu ündü Hakas Türkçesi tîl soondagı ünnîg Tuva Türkçesi artıı odurugnun ajık eves ünü Türkçesi kadıg glasnıy Rusça glasnıy zadnego ryada kalın ünlü )
( BACK VOWEL )
( VOYELLE POSTÉRIEURE )
( HINTERER VOKAL )
- KALIN/LIK / KABA/LIK değil/yerine/>< İNCE/LİK
( Kişinin, kırılma nedeni. >< Herşeyin kırıldığı nokta. )
- KALIN/LIK ile/ve/değil/yerine/||/<> DERİN/LİK
- KALIN ile/ve GENİŞ
- KALIN ile/ve/<> KABA
- KALIN ile/||/<> KALIN
( kalın Ağızlarda galın biçimi de kullanılır galın kalın Tatarcada kalım olarak da geçer Sondaki ŋ sesinin diyalektlerde mye çevrilmesi doğaldır kalım kalım kalıŋ kalıŋ kalıŋ kalin Alt Tel Kuğ kalıŋ Koy kalım xalıŋ xalım kalım kalīm xalīm xulăm xulăn Eski Türkçeden başlayarak kullanılır kalıŋ Orta Türkçede kalıŋ olarak geçer Eski Kıpçakçada kalın biçimi kullanılır Kökenini bilmiyoruz Türkçeden Farsça Tacikçe gibi komşu dillere de geçmiştir Doerfer TMEN 1407 TLT 451 )
( THICK | BOLDFACE )
- KALIN ile KALIN ile KALIN
( Nesnelerde, uzunluk ve genişlik dışında üçüncü boyutu çok olan. | Enli ve gür kaş. | Yoğun, akıcılığı az olan. | Etli, dolgun. | Pes ses. İLE Gelin olacak kıza erkek tarafından verilen para ya da armağan, ağırlık. İLE Mayalı hamurun parçalara ayrılıp tandırda pişirilmesiyle elde edilen ekmek türü. )
- KALIN ile KALINCA
( ... İLE Kalına yakın. )
(1996'dan beri)