Söz(cük)leri/ni ve tutumu/nu değiştir... Dünya/n değişsin!

Bu nedir? | Nasıl kullanılır? | Nasıl okumalı/anlamalı? | Sıkça Sorulan Sorular | Yenilikler | İletişim
ya da



TASAVVUF'ta

KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!

(SÜREKLİ AYIRDINDA OLUNMASI GEREKENLER!!!)



EN SON YAPILMIŞ OLAN EKLEMELER
[ 06 Ocak - 17 Ocak 2021 arasında... ]

[17 Ocak 2021]
Bugün itibariyle yapılmış olan eklemeler aşağıdaki gibidir.
[ 06 Ocak - 17 Ocak 2021 arasında... ]
( 5 yeni ekleme, 3 katkı(bilgi/açıklama) )

- AY/LAR ile/ve/değil/yerine/||/<>/< AN/LAR
[Eklenme Tarih ve Saati: 15 Ocak | 19:45 ]
[www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/57643(Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]

- EDEB-İ HAKİKAT ile/ve/||/<>/> EDEB-İ CEMÂL
[Eklenme Tarih ve Saati: 14 Ocak | 19:22 ]
[www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/57639(Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]

- AYRIŞMA ile/ve/değil/||/<>/> ÇOĞALMA
[Eklenme Tarih ve Saati: 14 Ocak | 19:18 ]
[www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/57638(Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]

- ELİNİ ETEĞİNİ (ÇEKMEK)
[Eklenme Tarih ve Saati: 13 Ocak | 12:19 ]
[www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/57637(Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]

- İSTİKLÂL:
KURTULUŞ
ile/ve/||/<>/>/< BAĞIMSIZLIK
[Eklenme Tarih ve Saati: 09 Ocak | 23:22 ]
[www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/57634(Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]


- "(ZIR)DELİ" ile/değil DÂHİ


- "AHLÂK/AHLÂKSIZLIK" ile/değil/< ANATOMİ


- "İNANÇ" ile/ve/değil/yerine/||/<>/< İNSANLIK


- "KARMAŞA" değil/yerine/>< SEVGİ


- "SANA SÖVÜYORUM" değil/yerine/>< SENİ SEVİYORUM


- "UYGUN OLMAK" ile/ve/değil/||/<>/< AİT OLMAK


- "YIKILIŞ" ile/değil/yerine KALKIŞ


- (")BÜYÜMEK(") ile/ve/||/<>/>/< "ÇOCUKLAŞABİLMEK"


- (")ÇALIŞMAK(") ile/ve/değil/||/<>/< AKILLICA ÇALIŞMAK


- | VERİ ve/> BİLİ(ENFORMASYON) ve/> BİLGİ | ile/ve/+/<>/>/<
FARKINDALIK | BİLGELİK(İRFAN/HİKMET) ile/ve/+/<>/>/< ZARİFLİK/ZARÂFET

( DATA vs./and/<>/>/< INFORMATION vs. KNOWLEDGE vs. WISDOM, AWARENESS )


- 3 MAYMUN:
MIZARU ile/ve/||/<> IWAZARU ile/ve/||/<> KIKAZARU


- ADÂLET ve/||/<>/< RIZÂ ve/||/<>/< BİLGİ/HABER


- ADEM
|------VEHM------|ŞEKK|------ZANN------|
ile/ve/değil//yerine/=/||/<>/>/<
YAKÎN


- ARAPÇA'DA:
GÖZ ile/ve/||/<> KÖR


- Az kullanılması gerekenleri ve kullanırken çok dikkat edilecekleri bil de KONUŞ!!!


- BAMBU AĞACININ YETİŞTİRİLMESİNDE:
ALTI HAFTA ile/ve/değil/||/<>/< BEŞ YIL


- BİLGİ ile/ve/değil/yerine/||/<>/> BİLGELİK/HİKMET

( [not] KNOWLEDGE vs./and/but/||/<>/> WISDOM
WISDOM. INSTEAD OF KNOWLEDGE. )


- CEHL ile/||/<>/< CEHL-İ BASİT ile/||/<>/< CEHL-İ MÜREKKEB ile/||/<>/< CEHL-İ MİK'AB[KÜP] ile/||/<>/< CEHL-İ MURABBÂ, TAKLİT


- ÇİVİ ile/ve/değil/yerine/||/<> VİDA[İt. < VITE]


- DEĞER/İNİ BİLMEK:
SAHİP OLMADAN ÖNCE ile SAHİP İKEN ile KAYBETTİKTEN SONRA


- DÜMENCİ ile/değil/yerine/>< KÜREKÇİ


- DÜŞMAN/LIK ile/değil/yerine/>< DOST/LUK

( ADÂVET ile/değil/yerine/>< SÂDIK[< SIDK] )


- GELİŞİM/DEĞİŞİM:
YUKARIDAN, AŞAĞI ile/ve/değil/yerine/||/<> İÇTEN, DIŞA


- GÖRÜNTÜNÜN/MANZARANIN:
EN ÇİRKİNİ/KORKUNCU ile/değil/yerine/>< EN GÜZELİ


- GÖZ ile/ve/<> YÜZ(SURAT, VECİH, ÇEHRE, SİMA[Fars.], DİDAR)

( EYE vs./and/<> FACE )


- GÖZYAŞI:
KEDERDE ile BOZULMADA ile SOĞANDA ile GÜLÜŞTE

( TEARS OF: GRIEF vs. CHANGE vs. ONION vs. LAUGHING )


- GÜL ile "KIRIK GÜL"


- İSTİSMÂR[< SEMERE] ile/ve/<>/değil SÛ-İ İSTİ'MÂL[< AMEL | çoğ. İSTİ'MÂLÂT]


- KADER ile/ve/||/<> KARMA


- KARGA ile/ve/değil/yerine/||/<> KARTAL


- KAYA ile/ve/||/<> YILAN


- KİŞİLER ile/ve/||/<>/> MEZAR TAŞLARI


- KİTAP/MUSHAF:
UYUYAN BİREY/TOPLUM İÇİN değil/><
OKUYAN VE DÜŞÜNEN BİREY/TOPLUM İÇİN


- MİNÂRE ile/ve ŞEREFE/EZÂNGÂH


- MORS ABECESİ ile/ve/||/<> BREYL(BRAILLE) ABECESİ

( MORSE CODE vs./and/||/<> BRAILLE )


- MUTLULUK:
SEROTONİN ve/||/<> OKSİTOSİN ve/||/<> MELATONİN ve/||/<>
NORADRENALİN ve/||/<> FENİLETİLAMİN ve/||/<>
DOPAMİN ve/||/<> ENDORFİN ve/||/<> ASETİLKOLİN


- MÜZİK ve/||/<> BEYİN


- NASİP ile/ve KISMET


- NE YAPACAĞINI BİLMEK
ile/ve/değil/yerine/<
NE YAPMAYACAĞINI! BİLMEK !!!

( [not] TO KNOW, WHAT TO DO vs./and/but TO KNOW, WHAT, NOT TO DO
TO KNOW, WHAT, NOT TO DO instead of TO KNOW, WHAT TO DO )


- OKUMAK! ile/ve/değil/||/<>/> OKUMAK! ile/ve/değil/||/<>/> OKUMAK!

( READING! and READING! and READING! )


- PAZAR ile/ve/değil/||/<>/> MEZAR


- SATRANÇ ile ÂRİFLERİN SATRANCI/YILANLI DAMA


- SEÇENEKLERDEKİ EŞİK VE OLANAKSIZ(LIK)LAR:
3. ve/=/||/<> 4. ve/=/||/<> 5.


- ŞERİFE HANİFE HANIM ile/ve/||/<> ÇOCUĞU


- TARTIŞMA ile/ve/değil/yerine/||/<>/< KONUŞMA

( [not] ARGUE vs./and/but TALKING )


- VARSIL/ZENGİN
ile/ve/değil/yerine/=/||/</<>/><
YOKSUL/FAKİR


- YANLIŞ/KÖTÜ/AŞIRI/ABARTILI KULLANILANLAR:
"SIKINTI YOK!" ve/<> "AYNEN" ve/<> "KESİNLİKLE" ve/<>
"HAYIRLISI" ve/<> "KISMET" ve/<> "TABİİ Kİ DE" ve/<>
"YAPILACAK BİR ŞEY YOK" ve/<> "BENCE DE"


- YAŞAM:
| ADÂLET ve/||/<>/< RIZÂ
ve/||/<>/<
BİLGİ/HABER |


- ZAMAN ile/ve/<>/değil/yerine AN/KIPI

( TARFET-ÜL-AYN: Bir kere göz açıp kapayıncaya kadar olan AN.
ÂNÂT, LÂHZE: An. Göz ucu ile bir kere bakıncaya kadar geçen zaman.
VEHLE: Dakika, An. ["O günün vehrinde" DEĞİL "O günün vehlinde"] )

( RÛZİGÂR/ZAMAN ile/ve/<>/değil/yerine DEM )

( [not] TIME vs./and/<>/but MOMENT )

( TEMPS avec/et/<> MOMENT, NUANCES )

( ZEIT mit/und/<> MOMENT )

( TEMPUS cum/et/<> ... )

( TIEMPO con/y/<> MOMENTO/RATO )

( TEMPO con/e/<> ATTIMO/MOMENTO )

( KALA ile/ve/<>/değil/yerine ZEN )

( ... ile/ve/<>/değil/yerine LAN )


- "ÇOK GÜZELSİN!" DEMENİN:
ÖNCESİ ile/ve/||/<>/> SONRASI


- "NEYİ KAYBETTİK?" değil/yerine BAŞKALARI, BİR ŞEYLERİ İNŞÂ ETTİ, ETMEYE DEVAM EDİYOR


- (BAZI) VAHŞİ(ETÇİL/HEPÇİL) HAYVANLAR ile/ve/yerine (BAZI) UYSAL(OTÇUL) HAYVANLAR


- ACI DUYABİLEN ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< (KENDİ)/(ONUN/ÖTEKİNİN) ACISINI DUYABİLEN


- ADÂLET ve/||/<> VİCDAN


- CAMİ ile DEFTERDAR CAMİİ[1541]
(NAZLI MAHMUT EFENDİ)


- DEPRESYON ile MUTSUZ OLMA


- DUA ile/ve/||/<> MAHATMA GANDHI'NİN DUASI


- ELİF ve/||/<> VAV


- EPİFİZ BEZİNDE:
MELATONİN ile/ve/||/<> SERATONİN ile/ve/||/<> DMT


- FELSEFE(PHILO-SOPHIA):
BİLGELİK SEVGİSİ ile/ve/||/<> SEVGİNİN BİLGELİĞİ


- GÜNLÜK KONUŞMALARIN SIRADANLIĞINDA/YALINLIĞIYLA:
AMAÇLI ile/ve/||/<> BİLEREK ile/ve/||/<> BİLMEDEN ile/ve/||/<> BÜTÜNLÜKLÜ


- İBÂDET ile/ve RİTÜEL


- İNCELTME (SİMGESİ) ile/ve/||/<>/< İNCELİK


- İYİLİĞE GEREKSİNİMİ OLANLAR ile/ve/||/<> İYİLİK YAPMAYA GEREKSİNİMİ OLANLAR


- KİŞİLER ile/ve/||/<>/> MEZAR TAŞLARI


- KUVANTUM KURAMI değil/yerine KUVANTUM MEKANİĞİ


- NE YAPARSAK/YAZARSAK YAPALIM/YAZALIM,
HİÇBİR KONUDA:
ACELE ETME(YELİM)! ve/||/<>/> ÖZEN GÖSTER(ELİM)!


- OKUMAK! ile/ve/değil/||/<>/> OKUMAK! ile/ve/değil/||/<>/> OKUMAK!

( READING! and READING! and READING! )


- SATRANÇ ile ÂRİFLERİN SATRANCI/YILANLI DAMA


- SİRKADİYEN ile SİRKALUNAR ile SİRKASEPTAN ile SİRKANUAL


- SÖZ SÖYLEMENİN KURALLARINDA:
ÖNÜNÜ ARDINI GÖZETMEK ve/||/<> SÖYLEMEDEN ÖNCE TEKRAR TEKRAR DÜŞÜNMEK ve/||/<> ON KERE DÜŞÜNÜP BİRİNİ SÖYLEMEK ve/||/<> "HER AĞZIMIZA GELENİ" SÖYLEMEMEK


- YALAN ile/ve/değil/yerine/||/<>/< ÖZVERİ


- YAŞADIĞIN GİBİ "DÜŞÜNMEK" ile/değil/yerine/>< DÜŞÜNDÜĞÜN GİBİ YAŞAMAK


- YAŞAMAK ve/||/<>/>/< YAŞARKEN YAŞATMAK


- ZEKÂ:
SOYUT ile/ve/||/<> MEKANİK ile/ve/||/<> TOPLUMSAL


- "AÇIĞA VURMA" ile/ve/||/<> ORTAYA ÇIKARMA


- "ADAM ADAMDIR, OLMASA DA PULU; EŞEK EŞEKTİR, OLMASA DA (ATLASTAN OLSA) ÇULU"
ile/ve
"DEVE HACI OLMAZ, GİTMEKLE MEKKE'YE, EŞEK DERVİŞ OLMAZ, TAŞ TAŞIMAKLA TEKKE'YE"


- "AKLINI, BAŞINA TOPLAMAK" ile/ve "AYAĞINI, DENK ALMAK"


- "ALTINDA KALMAK" ile/değil/yerine/< "ALTINDAN KALKMAK"


- "APTALA MALUM OLUR" değil ABDALA MALUM OLUR


- "BAŞKASI" İLE "GELEN" "MUTLULUK"
ile/ve/değil/||/<>/>
BAŞKASI İLE GİDEN MUTLULUK


- "BİR LOKMA, BİR HIRKA" ile/ve/||/<> "AZICIK AŞIM, AĞRISIZ BAŞIM"


- "CANIMIZI, TEN EYLEMEK/SANMAK/VARSAYMAK" ile/değil/yerine/>< TENİMİZİ, CAN EYLEMEK


- "ÇEKİŞMEK" ile "SİDİK YARIŞTIRMAK"

( Akıllı kişi, kimseyle yarışmaz. Böylece, kimse, onunla yarışamaz. )


- "ÇIKAR" ile/değil/yerine/>< HAK

( Bir şey, çıkar ise hak değildir.
Hak ise çıkar değildir.

Hukukun abecesi budur. )


- "ÇIPLAK/LIK" ile/ve/değil/||/<>/< "ŞEFFAF/LIK"


- "DAMLAYA DAMLAYA GÖL OLUR" ile/ve/||/<> "TAŞI DELEN, SUYUN GÜCÜ DEĞİL DAMLALARIN SÜREKLİLİĞİDİR"


- "DESİNLER" DİYE YAPMAK değil/yerine İŞLET FİİLİN, DUYSUN KULAĞIN


- "DİZE GELMEK" ile/ve/||/<> DİZ ÇÖKMEK

( Bilgi ve zekâ karşısında. İLE Sevgide. )


- "DÜŞÜNENDEN ÜSTÜN OLMAYA ÇALIŞMAK" değil DÜŞÜNCENİN ÜSTESİNDEN GELEBİLMEK

( [ne yazık ki] Düşüncenin üstesinden gelemeyen ya da söylenilen söze yanıt veremeyecek olan, düşünenin, söz söyleyenin "üstesinden gelmeye çalışır". )


- "GÜZEL"/"ÇİRKİN" diye birşey yok!

( There is no "BEAUTIFUL"/"UGLY"! )


- "GÜZELE, GÜZEL DEMEM, GÜZEL, BENİM OLMADIKÇA" yerine/değil GÜZELE, GÜZEL DERİM, GÜZEL, BENİM OLSUN DİYE! / BENİM OLAN, GÜZEL OLSUN DİYE!


- "GÜZELLİK" ile İÇTENLİK/CANA YAKINLIK

( İçtenlik vermez. İLE Güzellik verir. )


- "HAKLILIK/HAKSIZLIK":
MECAZ değil HUKUK


- "HER ŞER'DE/ŞEYDE, BİR HAYIR VARDIR" ile/değil HER ŞER'DE/ŞEYDE, BİR OLABİLİR/ARAMAK GEREK


- "HER ŞERDE, BİR HAYIR VARDIR" değil HER ZAHMETTE, BİR RAHMET VARDIR


- "HERKES YAPIYORSA BIRAK YAPSINLAR" | "KİMSE YAPAMIYORSA BEN NASIL YAPAYIM" ile/değil/yerine/>< "HERKES YAPIYORSA BEN DE YAPABİLMELİYİM" | "KİMSE YAPAMIYORSA BEN YAPAYIM"


- "İNCE ELEYİP SIK DOKUMAK" değil İNCE EĞİRİP SIK DOKUMAK


- "İNSAN OLANLARIN DÜŞÜNEBİLİYOR OLMASI" ile/değil DÜŞÜNEBİLEN HERKESİN, İNSAN OLMASI


- "KAŞIKLA VERİP, KEPÇEYLE ALMAK" değil/yerine KOŞULSUZ VE BEKLENTİSİZ VERMEK/HİZMET


- "KAYBETMEK":
(")YENİLİNCE(") değil VAZGEÇİNCE


- "KESKİN SİRKE, KÜPÜNE ZARAR" ile/ve/||/<> "ÖFKEYLE KALKAN, ZARARLA OTURUR"


- "KİM OLDUĞUMUZ" ile/ve/değil/yerine/< ADAM OLUP OLMADIĞIMIZ


- "KÜL OLMAK" ile/ve/||/<> "GÜL OLMAK"

( Nefsini yakarak. İLE/VE/||/<> İyilik yaparak. )


- "MÜREKKEP YALAMAK" ile "OKUMAK"

( Âharlanmış kağıt bezir işi mürekkebi emmediği için yanlış yazıldığında ıslatarak silmek mümkündür. Hattatlar ellerini tükürükleyerek ya da yalayarak yanlışlarını düzelttiklerinden "mürekkeb yalamak" deyimi ortaya çıkmıştır. )


- "NOEIN ESTIN EINAI"!:
( DÜŞÜNCE ve/||/<>/= OLMAK )


- "ÖNEM VERMEK / ÖNEMLİ GÖRMEK"
ile/ve/||/<>/>
"ÖNCELİKLİ GÖRMEK"


- "PARA" ile/değil/yerine İNSANLIK

( Ne önemi var? İLE/DEĞİL/YERİNE Önemli/mühim olan. )


- "PERDE" ile/değil/yerine "BASAMAK"


- "PERŞEMBE'NİN GELİŞİ, ÇARŞAMBA'DAN, BELİRLİ OLUR" ile/<> "ADAM OLACAK ÇOCUK, BOKUNDAN BELİRLİ OLUR"


- "SAKLA BENİ, VARKEN; BULUNAYIM SANA, YOKKEN" ile/ve "SAKLA SAMANI, GELİR ZAMANI"


- "SÖZ DİNLEMEK" ile/ve/<> DİKKATE ALMAK

( Söylenilen ya da yapılması istenilen/beklenilen şeyin size [o an için] uymaması, o sözü/düşünceyi ya da durumu dikkate almamanızı gerektirmez. Gençlik/cehâlet düşünce ve tavırları olarak tepki gösterme eğiliminde olabilirsiniz fakat durum, söylenilen söze uyum gösterip göstermemekten çok [kulakardı etmek yerine] yeterince dikkate alıyor olmayı gerektirir. "Sırtına bir şey al/giy!" sözüne, hiç düşünmeden/değerlendirmeden, hızlıca "bana bir şey olmaz!", "gerek yok!", "sen yaşlı olduğun için söylüyorsun/önemsiyorsun" şeklinde yanıt vermek yerine yeteri kadar dikkate almakta yarar vardır. )


- "SÖZCÜKLER ÖNEMLİ DEĞİL" değil "SÖZCÜKLER, BURADA[BU KONUDA/ALANDA] ÖNEMLİ DEĞİL


- "UYGUN OLMAK" ile/ve/değil/||/<>/< AİT OLMAK

( Bir yere "uygun olmak", oraya ait olduğumuz anlamına gelmez. )

( )


- "YIKILIŞ" ile/değil/yerine KALKIŞ

( )

( Bazı "yıkılışlar", daha parlak kalkışların habercisi/teşvikçisi olabilir. )

( "Ümit Yitimi" değil/yerine Ümit... )


- (")EĞRİ(") ile/ve/değil/yerine/||/<>/></>/< (")DOĞRU(")

( Doğrulabilir. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>/< Eğrilebilir. )

( Ne "eğriler", doğrula; ne "doğrular", eğrile. )


- (")İNANMAK(") ile/ve/||/<> "YEMEK"/"YUTMAK"


- (")OLSUN(") ile/ve/||/<> (")OLUR ÖYLE(")


- (")SORUN("):
(")ENGEL(") ile/değil/yerine/>< (")BASAMAK(")

( Önümüze çıkana, "engel" dersek, takılıp düşebiliriz; "basamak" dersek bir basamak daha yükseliriz. )


- (B)İLİM/LER ile/ve/+/||/<>/> BİLGELİK/İRFAN/HİKMET

( İçtekileri, dışa alma, dışta görme/gösterme bilgisi. İLE/VE/+/<> Dıştakileri, içe alma, içte yaşama bilgisi. )

( Bilgisi.[hikmetin] İLE/VE/+/<> Kendi.[hikmetin] | İlmi, yaşama geçirme bilgisi. )

( [konunun] Öncesi[Evvel] | Sonrası[Âhir] | İçi[Bâtın] | Dışı [Zâhir] İLE/VE/+/<> Zamanı | Zemini )

( 4N İLE/VE/+/<> 2N )

( Nasıl?[Ne asıl?] | Niye?[Neye?] | Nereden? | Nereye? İLE/VE/+/<> Nerede? | Ne zaman? )

( Nasıl? İLE/VE/+/<> Niçin?[Ne için?] )

( Önü | Arkası | Sağı | Solu İLE/VE/+/<> Alt/ı ve üst/ü )

( Dört yön İLE/VE/+/<> Taban ve tepe )

( Yön İLE/VE/+/<> Konum )

( Değişken/araz. İLE/VE/+/<> Sabit/mutlak. )

( Akıl ile. İLE/VE/+/<> Akıl ve/+ gönül ile. )

( Görü. İLE/VE/+/<> Öngörü. )

( İdrak. İLE/VE/+/<> İz'an. )

( İdrak. İLE/VE/+/<> İlmi/ni idrak. )

( Rükû İLE/VE/+/<> Kıyam/Secde )

( Çevre İLE/VE/+/<> Çekirdek )

( Küre/Daire/Çember İLE/VE/+/<> Merkez/Nokta )

( Doğrusal. İLE/VE/+/<> Dairesel. Döngüsel. )

( Sözlük. İLE/VE/+/<> Kılavuz. )

( "Yatay". İLE/VE/+/<> "Dikey". )

( "Dikey". İLE/VE/+/<> "Yatay". )

( "Yabancı"/"tanıdık"/"uzak". İLE/VE/+/<> Tanıdık/yakın. )

( Sözcükler[Terimleri/Kavramları] | Tarih[/Tarihçesi] | Doğası[Kimyası/Biyolojisi/Anatomisi] | İşlevselliği[Fizik/Fizyoloji] İLE/VE/+/<> Koşullar[Zamanı ve Zemini(Yeri/Mekânı)] )

( Önce İLE/VE/+/<> Sonra )

( Âlim İLE/VE/+/<> Ârif )

( ben İLE/VE/+/<> BEN )

( Sıfat İLE/VE/+/<> Zât )

( Gövde İLE/VE/+/<> Öz )

( Gövde İLE/VE/+/<> Göz )

( Beden ilmi. İLE/VE/+/<> Ledün ilmi. )

( İlmin marifeti. İLE/VE/+/<> Marifetin ilmi. )

( Marifetin ilmi. İLE/VE/+/<> İlmin marifeti. )

( Tekillerin idrâki. İLE/VE/+/<> Tümellerin idrâki. )

( Müşkil çözer. İLE/VE/+/<> Akıl üretir. )

( Nesneyi/maddeyi idrak becerisi yüksek kişiler. İLE/VE/+/<> Nesneyi/maddeyi ve anlamı/mânâyı idrak becerisi yüksek kişiler. )

( İlm-i Hudurî. İLE/VE/+/<> İlm-i Husulî. )

( Tasdik[Yargı] İLE/VE/+/<> Tasavvur[Kavram] )

( Görerek/gözlemleyerek. İLE/VE/+/<> İşiterek/dinleyerek. )

( Düşünce ve gözlem ile. İLE/VE/+/<> Katılım ve sezgi ile. )

( Sözlük. İLE/VE/+/<> Kılavuz. )

( Yazı/şekil ile. İLE/VE/+/<> Gelenek ile. )

( Veri/ler ile. İLE/VE/+/<> Bilgi/bilgelik ile. )

( Nesneyi bilmek. İLE/VE/+/<> Kendini bilmek. )

( Yanıtlar ile. İLE/VE/+/<> Sorular ile. )

( Bilinebilecekleri ve yapılması gerekenleri bilmek. İLE/VE/+/<> Kaçınılması/yapılmaması gerekenlerden kaçınmak. )

( Cehâleti gideren. İLE/VE/+/<> Gafleti gideren. )

( Evreni tanımaya ve tanıtmaya çalışır. İLE/VE/+/<> İnsanı tanımaya ve tanıtmaya çalışır. )

( Doğayı tanımaya ve tanıtmaya çalışır. İLE/VE/+/<> İnsanı tanımaya ve tanıtmaya çalışır. )

( Herkes/e. İLE/VE/+/<> Bazıları/na. )

( İsteyene. İLE/VE/+/<> Hak edene. )

( Herkes bilebilir. İLE/VE/+/<> Bazıları bilir. )

( "40 yaş öncesi". İLE/VE/+/<> "40 yaş sonrası". )

( Bilmenin/bilginin sonucu. İLE/VE/+/<> Bilmenin/bilginin kendi. )

( Bilmek. İLE/VE/+/<> Bilmekten, [sürekli] "bilme"ye geçmek. )

( Kişi, bilmediğiyle karşılaşınca oluşmaya başlar. İLE/VE/+/<> Kişi, kendiyle karşılaşınca oluşmaya başlar. )

( Sizin araştırmalarınızla... İLE/VE/+/<> Birlikte paylaşımlarımızla... )

( Aramakla bulunabilir. İLE/VE/+/<> Aramakla bulunmaz. [Fakat bulanlar, aramış olanlarıdır!] )

( Fikri hür, vicdanı hür. İLE/VE/+/<> İrfanı hür. )

( Her yerde ve her şeyde. İLE/VE/+/<> Bizde! [ İrfan/kültür, sokakta dolanır; almasını bilirsek! Bilim, doğanın her köşesinde var; görmesini bilirsek! ] )

( Hem Doğu'da, hem Batı'da. İLE/VE/+/<> [daha çok] Anadolu'da ve Doğu'da! )

( Bazen birden, bazen zamanla kazanılır! İLE/VE/+/<> Zamanla kazanılır. )

( Yeterince çalışılırsa, -neredeyse- mutlaka! İLE/VE/+/<> Belki! )

( Çeşm-i insaf gibi kâmile mîzân olmaz
Kişi noksanını bilmek gibi irfân olmaz. )

( Nasıl/nelerin konuş(ul)abileceğini öğretir. İLE/VE/+/<> Nasıl/neleri konuşmayacağını ve susabilmeni gösterir. )

( Maluma bakar. İLE/VE/+/<> Mazerete bakar. )

( Tâbi ol! İLE/VE/+/<> Talip ol! )

( Bilgi[episteme]. İLE/VE/+/<> Bilgelik/irfan[gnosis]. )

( Genel rahmet. İLE/VE/+/<> Özel rahmet. )

( Geçmiş. İLE/VE/+/<> Gelecek. )

( Bileşikleri(mürekkebât) idrâktir. İLE/VE/+/<> Yalını(basît) idrâktir. )

( Mutlaktır. İLE/VE/+/<> Bilgisizlikten sonraki bir duruma özeldir. )

( Mutlaktır. İLE/VE/+/<> Yokluğun(adem) aracılık ettiği iki idrâkin sonucudur. )

( Mutlaktır. İLE/VE/+/<> Riyâzet yoluyla elde edilir. )

( Yöntemi zordur. İLE/VE/+/<> Yöntemi kolaydır. )

( İhtilâfı çoktur. İLE/VE/+/<> İhtilâfı azdır. )

( Neden-delili[burhân-i limmî] ile elde edilir. İLE/VE/+/<> Nasıl-delili[burhân-i innî] ile elde edilir. )

( Seni/onu, başkasına bildiren. İLE/VE/+/<> Seni, sana bildiren. )

( FERZÂN[Fars.]: İlim ve hikmet/irfan. )

( İrfan öğretisi, insanlığı bir bütün olarak algılayıp insanlık değerlerine nerede olursa olsun, duyarlı olmayı öğretir. )

( Nesnesinde tutan. İLE/VE/+/<> Özneyi/kişiyi değiştiren. )

( Bilgisizliğe karşıdır. İLE/VE/+/<> Bağnazlığa karşıdır. )

( Bilge kişi, nutuk atan değil sabırlı olan, kin ve korkudan kurtulmuş olandır. )

( Kitaplarla. İLE/VE/+/<> İnsanla[kişilerle]. )

( Bildiğini, duyduğunu/gördüğünü anlatır/aktarır. İLE/VE/+/<> Yaşadığını/deneyimlediğini paylaş(tır)ır. )

( Bilgisizlerin/cahillerin davet edildiği. İLE/VE/+/<> Bilenlerin davet edildiği. )

( Celâl'den. İLE/VE/+/<> Cemâl'den... )

( Zorunluluk. İLE/VE/+/<> Anlayış. )

( "Cehennem". İLE/VE/+/<> "Cennet". )

( Dıştakileri bilme. İLE/VE/+/<> Var olarak [amaca ve olgunluğa] dönüşerek bilme. )

( Parçaları bilme. İLE/VE/+/<> Bütünü/bütünlüğü bilme. )

( Nesneleri bilme. İLE/VE/+/||/<>/> Durumları bilme. )

( EPISTEME ile GNOSIS )



devamı için burayı tıklayınız...


- ABDÜLLÂTİF ile/değil/yerine ABDULLAH


- ABRAHAM ABULAFIA ve/<> İBN ARABİ


- ANLATIM:
HZ. DAVUD'A ile HZ. MUSA'YA

( Yol-Yordam-Yöntem. İLE ... )

( Yakarışlarla. İLE Yasalarla. )


- ÂŞIK VEYSEL ve/<> SELMAN EFENDİ


- BİZİM:
GOETHE ve/||/<> YUNUS


- BURHANEDDİN-İ MUHAKİK TIRMÎZÎ ve/<> HZ. MEVLÂNÂ


- CÂMİ ile/değil MOLLA CÂMÎ


- DÖRT DİREK/EVTÂD-I ERBAA:
HÂCE ŞABAN-I VELÎ ve HÂCE BAYRAM-I VELÎ ve HÜNKÂR-I VELÎ ve MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN RUMÎ


- FELSEFE(PHILO-SOPHIA):
BİLGELİK SEVGİSİ ile/ve/||/<> SEVGİNİN BİLGELİĞİ

( )


- FİLOZOF CEMAL HATİPOĞLU ile/ve/||/<> HİLMİ BEY

( İbn Arabî'ci. İLE/VE/||/<> İmam Rabbânî'ci.[Marmara Kıraathanesi] )


- HÂCE BAYRAM-I VELÎ ile/ve/<> HÂCE ŞÂBAN-I VELÎ


- HACE BAYRAM-I VELÎ ve/||/<> HASAN DEDE (UZUNKOL'LU - TAVŞANLI - KÜTAHYA)

( ... VE/||/<> Sancaktarı. )


- HASAN-ül BASRİ ile/ve/<>/< VÂSIL b. ATA


- HATTAT HÂMİD


- HEGEL ve HZ. MUHMAMMED

( Bireşimi(tevhidi), felsefede bulan, en yetkin filozof. VE Tevhidi bilen ve sunan peygamber. )


- HIDIRELLEZ değil/< HIZIR-İLYAS


- HÜCCET ile HÜCCET-ÜL-İSLÂM

( SENET, VESİKA, DELİL | SEÇKİN ÂLİMLERE VERİLEN UNVAN ile İMÂM-I GAZÂLÎ )


- HZ. HASAN ile/ve/||/<> HZ. HÜSEYİN

( Güzelliğin celâlinin de bulunduğu güzellik. İLE/VE/||/<> Güzelliğin cemâli.
Güzel. İLE/VE/||/<> Güzelcik. )


- HZ. İSA ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SOKRATES

( Sevgi > Saygı > Hakikat. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Hakikat > Saygı > Sevgi. )

( Kişi üzerinden. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Kavram[olgu/bilgi/felsefe/bilim] üzerinden. )


- HZ. MEVLÂNÂ:
GÖZLENİLEN ile/ve/||/<> ÖZLENİLEN ile/ve/||/<> GİZLENİLEN ile/ve/||/<> İZLENİLEN


- HZ. TAYFUR = BAYEZİD-İ BİSTÂMÎ


- İBN ARABÎ ile HEGEL

( Teşbihte tenzih. İLE Tenzihte teşbih. )


- İSTİKLÂL MARŞI ve/||/<>/< MEHMET ÂKİF ERSOY

( Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim, milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl...
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl!

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
"Medeniyet!" dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri "toprak!" diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı;
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüdâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.

Ruhumun senden, İlâhi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar -ki şahadetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
Her cerihamdan, İlahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl!

Mehmet Âkif ERSOY )


- KÂRÛN ile Kârûn

( Çok zengin kişi. İLE Kur'ânı Kerîm'de, kendinden "çok zengin" olarak söz edilen ve tüm mal varlığı bir anda yok olan kişi. )


- KİŞİLER ile/ve/||/<>/> MEZAR TAŞLARI

( )

( )

( )

( )

( )


- LEYLA ve MECNUN ile/ve/||/<> FERHAD ve ŞİRİN ile/ve/||/<> ZÜHRE ve TAHİR


- LEYLA VE MECNUN değil/yerine NACİ VE/<> NACİYE


- MAHMÛD[< HAMD] ile Mahmûd ile Mahmûd (Kaşgarlı)

( Övülmeye değer, hamdolunmuş, senâ edilmiş. | Hz. Peygamber'in adlarından biri. İLE Ebrehe'nin Kâbe'yi yıkmak üzere getirdiği filin adı. İLE Türk bilgini, sözlük yazarı ve edibi. | Dîvân-ü Lügat-it Türk'ün yazarı. )


- MECZÛB ve/||/<>/> DİLEKÇESİ...

( 1965 yılında vefât eden, Elazığ Tımarhanesi'ndeki bir meczubun (ortadaki) Allah'a yazdığı mektubu...

“Ben, dünya Kürresi, Türkiye karyesi ve Urfa Köyü'nden, (El-Aziz --Elazığ) Tımarhanesi (Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesi) sakinlerinden; ismi önemsiz, cismi değersiz, çaresiz ve kimsesiz bir abdi acizin, ahir deminde misafiri Azrail’i beklerken, Başhekimlik üzerinden, Hâkimler Hakimi'nin dergâh-ı Ulûhiyetine son arzuhâlimdir:

Ben, gam(dertlilik) deryasında, fakirlik vatanında, horluk ve rezillik kaftanında, PADİŞAH yapılmışım.

Meyvelerden, dağdağana; çalgılardan, ney-kemana kapılmışım… Benim yatağım, akasya dikeninden; yorganım, kirpi derisinden farksızdır. Kalbim, Ayizman’ın(Hitlerin işkenceci Nazi Komutanı) fırını ve Sahrâ'nın çöl fırtınasıdır.

Ruhum, âşık-ı Hüdâ Mahbûb peresttir, lâkin aklım, kaderin cilvesi ve talihin sillesiyle gûresttir(gel-gittir).

Bana gelen, derd ü gamın kilosu beleştir. Nerede bir güzel varsa, bana karşı keleştir(yüz vermez, cesâretlidir), tüm yiğitler de bana hep ters ve terestir.

Aylar geçti, tek temizliğim, gözyaşıyla ve kara toprakla aldığım teyemmüm abdesttir. Yani, içtiğimiz, kezzap suyu; mezemiz ise ateştir.

Ol Resûl-i zişân ve Sultân-ı dü-cihân: “Cenâb-ı Allah’ın, insanları, dünya; dünyayı ise insan için yarattığını; Ruhları, vucud için, vucudları ise ruhlar için yarattığını; erkekleri, kadınlar; kadınları, erkekler için yarattığını; Cennet'i, mü’min kullar, mü’min kulları da Cennet için yarattığını; cehennemi, inkârcılar ve münâfıklar, inkârcıları ve münâfıkları da cehennem için yarattığını” hadisleriyle haber vermiştir.

Peki, acaba, benim gibi meczub divâneleri ne maksatla halk etmiştir? Bilen babayiğit, meydana çıkıp söylesin...

Allah, sana iman verdi, sen, tuğyan edersin; O in’am etti, sen, küfran(nankörlük) edersin; O, ikram etti, sen, inkâr edersin; O, ihsân etti, sen, isyân edersin; bir de kalkıp bana deli divâne diye bühtân edersin!...

Bu söylediklerimin hepsi, ruhumun içinde cenk etmektedir. Eğer, dilekçemin yanıtı gelirse bu manevralar sona erecektir.

Şimdi, adresimi arz ediyorum: Kur’ân’ı geldiği yere, yine Kur’ân’ı getiren, geri taşısın. Madem ki, ahkâmı ve ahlâkı kalmadı, Kur’ân’ın kâğıdı ve yazısı neye yarasın?! Tâ ki, Hz. Muhammed Mehdi (A.S) gelince, yeniden okunup yaşansın!

Ey, zerrelerden kürrelere, yerlerden göklere, tüm âlemlerin Rabbi!...

Ey, cemâdî, nebâtî, hayvanî, insanî, ruhanî ve nuranî, her şeyin ve herkesin yegâne sahibi!...

Ey, iman ve şuur ehl-i kalplerin, en yüce habîbi!...

Ey, dertli bedenlerin, kederli gönüllerin ve yaralı yüreklerin tabîbi!...

Ben, bi-çâre kulun ki; garipler garîbi, hüzünlerin esîri, zulümlerin mustarîbi, öksüz, yetim ve sahipsiz bir tımarhane delisi...

Ama kutsî muhabbet ve hasretinin divânesi!...

Herkesi ve her şeyimi elimden aldın ama sana sığındım, aşkına sarıldım, yegâne Sen kaldın!... Yurdumdan, yuvamdan, evimden, barkımdan ayırdın, gurbete ve hasrete saldın. Ama onları ararken, Sana ulaştım, sevdâna daldım! Böylece, fânî ve hayalî görüntülerden kurtarıp hakîkî tecellîne mazhar kıldın.

Yüceler yücesi Rabbim, Efendim!

Hakk'tan saparak ve haddimi aşarak, hâşâ, Sen'den, Burak bineği, Cebrail seyisi, Sidret'ül Münteha menzili, cümle mahlûkâtın en şereflisi, Rahmân'ın en mükemmel tecelli ve temsilcisi… Kâinâtın fahrî ebedîsi, Âhir zaman Nebî'si ve Mehdî'si, Levh-i Mahfûz'un tercümanı ve tebliğcisi, Efendiler efendisi, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem’in) Mahbubiyeti'ni mi istedim?...

Hanif Din'in üstadı ve nice Nebîlerin atası, Hz. İbrahim’in, halîliyetini; Hz. Süleyman’ın, saltanat ve servetini; Hz. Musa’nın, Celâdet ve cesâretini; Hz. İsa’nın ruhanîyetini mi istedim?...

Hz. Ebû Bekir Sıddık’ın, yüksek fazîlet ve kurbiyyetini; Hz. Ömer'ül Faruk’un, dirâyet ve teslimiyetini; Hz. Osman-ı Zinnureyn'in, asâlet ve sehâvetini; Hz. Aliy'ül Murtaza’nın, ilim ve velâyetini mi istedim?...

Senden, mülk-ü-hâkimiyet, şan-ü-şöhret, mal-ü-servet mi talep ettim? Senden, vucuduma sıhhat ve âfiyet; aklıma ziyâ ve selâmet; hayatıma, huzur ve istikâmet dilendiysem, bunlar için de bin kere tevbe ettim!

Çünkü, Şeriât'ın iptal, Tarikât'ın ihmal, Hakîkât'ın ihlâl ve mü’minlerin iğfâl edildiği bir zillet ve rezâlet döneminde, bana, akıl ve mükellefiyet verseydin, bu, sadece benim mesûliyet ve mahzûniyetimi ziyâdeleştirecekti!

Sultan'ım Efendi'm!

Ben, Senden, sadece, seni istedim; pahası, elbet böyle yüksektir ve tüm sevdiklerimi ve sahiplendiklerimi uğruna fedâ etmektir.

Rabbim, elbet vardır hikmeti ki, bu kuluna, böyle zillet ve zahmet çektirirsin. Ben, hâşâ, itiraz değil naz ederim ama umarım, Sen, niyâz kabul edersin.

Aile efrâdımı, akl-ı izânımı alıp beni hicrâna saldın. Ama yine de şükür; ya akıllı kalıp ama hâin ve hilekâr olaydım...

Ya varlıklı kalıp ama zâlim ve sahtekâr olaydım...

Ya âlim ve saygın kalıp ama gâfil ve riyâkâr olaydım...

Ya arkalı etraflı kalıp ama azgın ve zulümkâr olaydım...

Ya sağlıklı sefâlı kalıp ama sapıtmış, ahlâksız ve vicdansız olaydım!...

Derd-ü-belâ ki, sabredenlerin vesile-i mirâcıdır. Mü'minler, kalbimin tâcı; mücrimler, rahmetin muhtâcı; münkirler, hikmetin icabı; Sâdık ve âşık, ehl-i cehd adâletin ilâcıdır. Velâkin, bu münâfık, hain ve zâlimler ise çıban başıdır, akrep gibi sancıdır; şerefli insana, helâli dışında tüm kadınlar, kızlar, ana-bacıdır.

Ey Rabbim, Efendi'm!

Malûm-u âlîniz ve yüce takdirinizdir ki; ne özenli-bezekli elbiselerle gezdiğim bayramlarım oldu… Ne onurlu ve huzurlu seyahatlerim ve seyranlarım oldu… Ne etrafımda hizmet ve rağbet gösteren dostlarım ve hayranlarım oldu!...

Lezzet ne imiş, izzet ne imiş ve fazilet ne imiş tatmadım; ama şikâyet şekâvettir; tüm bu fânî ve fenâ nimetlerin asıl sahibi olan Padişahlar Padişahı'nı buldum...

Beni, yoktan var ettin, iman ve hidâyet buyurup varlığından haberdar ettin, ama aklımı alıp kulunu, bi-karar ettin. Sana, sonsuz şükürler olsun!...

Şimdi, son dileğim, beni yanına al ve bir daha huzurundan ve sonsuz nûrundan ayırma, ne olursun!

Umarım, bu dilekçeyi yazdım diye bana darılmazsın; çünkü, Zâtından gayrıya yalvarıp yakarmanın, ŞİRK olduğunu buyurdun!

Selâm ve dua ile... )


- MEVLÂNÂ ile HZ. MEVLÂNÂ (CELÂLEDDİN RÛMÎ)


- MEVLÂNÂ ile/ve İBN ARABÎ

( Şiir. İLE/VE Nesir/Düzyazı. )

( Lâfz-ı Mevlânâ'dan, Zât-ı Mevlâ'dır garaz. )


- MEVLÂNÂ ile Mevlânâ Muhammed Celâl-üd-dîn-i Rûmî

( "Efendimiz" anlamınadır. | Bazı ilim bireylerinin ve şeyhlerinin takma adı. | "Hazret" anlamına kullanılan bir hitap. İLE ... )


- MEVLÂNÂ ve SELAHATTİN ZERKÛNÎ


- MEVLÂNÂ ile/ve/<> ŞEMS


- MURTAZÂ[< RIZÂ]:
BEĞENİLMİŞ, SEÇİLMİŞ | HZ. ALİ'NİN LÂKABI


- PEREKLITOS ile/ve PARAKLITOS(AHMED)


- POLYBIUS ve/||/<> MONTESQUIEU

( Hiçbir şey insan kalbindeki vicdandan daha korkunç bir tanık ya da daha dehşet verici bir suçlayıcı olamaz. İLE " 'Önyargı' dediğimiz, bazı şeylerin bilinmemesi değil kişinin, kendini tanımamasıdır." )


- RÛHÎ ile Rûhî

( Ruhla ilgili, ruhca. İLE XVI. yüzyılda yetişen vâdî sahibi büyük Osmanlı şairi Rûhî-i Bağdâdî. )


- SÂDÎ ile/ve CERRÂHÎ


- ST. THOMAS ve İBN ARABİ

( En çok yazmış olanlar. )


- SÜMBÜL EFENDİ ve MUSA MUSLİHİDDİN(MERKEZ) EFENDİ

( Musa Muslihiddîn Efendi. İLE/VE Mustafa Muslihiddîn Efendi. )


- ŞÂFİ'[< ŞEFÂAT] ile ŞÂFÎ[< ŞİFÂ] ile ŞÂFİÎ ile ŞÂFİÎ

( Şefaat eden, hatalı kişinin affı için araya girip yalvaran. İLE Hastayı iyi eden, şifa veren. | Yeter görünen, kifâyet eden. İLE İmam-ı Şâfiî mezhebinden olan kişi. İLE Dört mezhepten birinin imamı olan kişi. [İdris][Hicrî: 150 - 204] )


- ŞERİFE HANİFE HANIM ile/ve/||/<> ÇOCUĞU

( Osmanlı devrindeki nadir mezar taşlarından biri, Şerife Hanife Hanım ile çocuğuna aittir.

1735'te, doğum sırasında bu hanımefendi ile birlikte karnındaki oğlu da vefât etmiş ve ikisi için bu manidar mezar taşı işlenmiştir. )

( )


- TEVFİK FİKRET ile/ve/||/<>/> ATATÜRK

( Kimseden ümmîd-i feyz etmem, dilenmem perr-ü-bâl
Kendi cevvim, kendi eflâkimde kendim tâirim,
İnhinâ tavk-ı esâretten girandır boynuma;
Fikri hür, irfanı hür, vicdânı hür bir şâirim.

(Kimseden bir yarar ummam ben, dilenmem kol kanat.
Kendi boşluk, kendi gökkubbemde kendim gezginim.
Bir eğik baş, bir boyunduruktan ağırdır boynuma;
Fikri hür, irfânı hür, vicdanı hür bir şairim.)

Tevfik Fikret )


- YUNUS EMRE ile/ve İSMAİL EMRE


- YUSUF HEMADANİ ve/<> ARSLAN BABA


- ZATİ ile ZATî ile ZÂTÎ ile Zâtî

( Zâten. İLE Kendine özgü. İLE Kendiyle ilgili, kendine ait, kişilik, özlük, özel. İLE Ünlü Türk şairi. [1471 - 1546] )


- ZEYNEL ABİDİN ve/<> ZEYNEB



devamı için burayı tıklayınız...

- HAYDÂRÎ ile/ve DESTEGÜL[KEMER]

- FERÂCE ile TENNÛRE

( =KİSÂ=HIRKA=ABÂ=HULLE=BÜRDE=FERACÂ ile =KAMÎS=GÖMLEK=ENTÂRİ )

- TAKKE ile KİPPA
( İslâm'da. İLE Yahudi takkesi. )

- SARIK: Seyr-ü sülûk'u, nefs mertebelerini ve kefeni simgeler. [7 kat sarılır]
( İmamların/mürşitlerin başlarındaki sarıklar, fesin etrafına dolandırılan kefendir. Kişi, yaşama anlam vermeyi, yaşamındaki olanaklar ya da değerler üzerinden değil ancak ve özellikle ölümü düşünerek anlamlandırabilir. Dolayısıyla yaşamın önemini ve ciddiyetini "ben ölümle hesaplaşmamı her zaman yaparım/yapabilirim!" bilgisini sunan bu sarıkla/kefenle yaymaktadır/paylaşmaktadır. Sarığın, özellikle camide ve özellikle imamın başında olması aynı zamanda cemaat için de geçerlidir. İmamın kıldığı namazdan cemaatin, cemaatin kıldığından da imamın sorumluluğu vardır. Bir bütündürler, birbirlerini tamamlarlar. Cemaate katılan her bir kişinin fiziksel olarak sarık takmasına gerek kalmadan imam bu görevi üstlenmiştir. Cemaat katılımcıları da sadece camide değil, günlük yaşamda da bu bilgi üzerine ölümle ilişkilerini bu simge ve anlam üzerinden gerektikçe ve zaman zaman sürdürmelidirler. )

- SARIK ile/ve KAVUK

- TAYLASÂN/MAŞLÂH:
Hizmeti simgeler.

- FES ve PÜSKÜL
( Dönüşümü, kalbi(tekallübü) simgeler. Kırmızıdır. VE Saçağı tek değildir, çok saçaklıdır. Tek kişiye değil, herkese yönelik olduğunu ifade eder. )

- CÜBBE: Nefs ile ilişkisizliği simgeler. Siyahtır.

- İHRAM ile/ve KEFEN
( Ölmeden önce ölmek! - MÛTÛ KABLE EN TE-MÛT )

- TÂC ile/ve KERREMNÂ TÂCI

- TÂC ile/ve HIRKA

- HIRKA ile/ve DALK

( ... İLE/VE Dervişlerin giydiği hırka. )

- ELBİSELER (LİBÂS)
Abâ:
Düşük kaliteli çuhadan ma'mûl giysi.
Hırka: Her nevi parça yamadan olan.
Kabâ: Kaftan, libâs, câme. | Derviş hırkası.
Kisâ: İnce yünden mâmul.
Bürde: Kumaştan mâmul giysi.
Biniş: Çuhâdan divan cübbesi.
Cübbe: Kolları kısa bedeni saran elbise.
Kisve: Arkaya giyilecek elbise.
Ridâ: Baş ve beden yukarısına örtünecek çâr ü şâl ve dervişlerin hırka ve âbâsı.
Peşmine: Yünden mâmul bir giysi.
Ferâce: Bedeni ve kolları geniş ve uzunluğu onun ile beraber.
Maşlâh: Kolları beden ile beraber.
Burnaz: Maşlâh gibi kolsuz ve başına iksâ olacak külâhı vardır.
Kepenek: Yünden mâmul en kaliteli giysi.
Murakkâ: Yama gibi hırkaların yakasına dikdikleri parça.
Hil'at: Padişah veya vezir tarafından giydirilen kaftan.

- KEMERLER
Meyân-beste:
Kemer bağlı hazır.
Bend: Bağ, yular.
Elfenemed: Keçe parçasıyla dostluk.
Şed: Kuvvetlendirmek, sıkı bağlanmak.
Kanberiyye: Örme ip gibi kaytan.
Tığ-i bend: Kılıç ve bıçak bağı.
Pâlhenk: İp, kayış, dizgin, kement.

- MEST ile/ve KAMARÇİN
( Ayağa giyilen. İLE/VE Mest'in üzerine giyilen. )

- MEST ile/ve MESH
( Ayağa giyilen. İLE/VE Bir şeyi el ile sığama. )

- KEŞKÜL ile/ve CİLBENT ile/ve SOFRA
( Seyyah dervişlerin aletleridir. )
( Bknz. Tarikat Kıyafetlerinde Sembolizm - Ocak Yay. )

- HULLE[Ar.]: Belden aşağı ve belden yukarı olmak üzere iki parçadan oluşan astarlı giysi. | Cennet giysisi.
( Cennetteki hurilerin her birinin yetmiş kat hullesi olacak ve her biri yetmiş renkte görünecekmiş.)
( [Tasavvufta] Hulle, tarikata giriş sırasında örtünülen manevi giyecek anlamında kullanılmıştır. )

- ARAKIYE ile ARAKIYE/MEY
( Dervişlerin giydiği, tiftikten yapılmış ince külâh. İLE Küçük zurna. Doğu Anadolu'da kullanılır. )

- ASÂLAR
KAŞAĞ ile MU'ÎN/İTTİKÂ ile DESTECÛB ile ŞEŞBER ile MÜTTEKÂ ile ZERDESTE ile CEVGÂN

- TEBERLER
MÜTTEKÂ/NACAK ile NÎZE, HARBE ile BAYRAK/LİVÂ/SANCAK


- ARAPÇA HAT KALEMİ ile İBRÂNİCE HAT KALEMİ

- RİKÂ ile/ve TÂLİK ile/ve SÜNÜS ile/ve NESİH

- GUBÂRÎ
: Hat sanatındaki çok küçük yazılar.

- CELÎ[Ar.]: Hat sanatında iri ve büyük yazı. | Kalın ve okunaklı her çeşit yazı.

- DERC[Ar.]: Hattatların yazdıkları meşk tomarı. | [Fars.] Nakışlı kâğıda yazılmış yazı.

- KALB: Hat sanatında, yazıyı bitişik yazmak. | Bir sözcükteki harflerin yerlerini değiştirmek, bir sözcükteki harflerin tamamını kullanarak değişik sözcükler yapmak.

- MİL'AKA: Hattatların kullandığı küçük kaşık.

- KÛFÎ(ÜMMÜ'L-HUTÛT) ile ÂKLÂM-I SİTTE([Ar.] Altı kalem, altı yazı.])
( * MUHAKKAK
* REYHÂN(Î)
* SÜLÜS
* NESH/NESİH
* TEVKÎ'
* RİK'A/REKAA' )
( HAFIZ OSMAN (Ö. 1642) )

- KÛFİ ile/ve SATRANÇ KÛFÎ - KAPALI ÇARŞI GİRİŞİNDEKİ İSTİF!

- ALİ ŞİR NEVÂÎ ve BİHZAD

- HATTAT HÂMİD

- MUSTAFA RÂKIM'IN: NESNELERE NAKŞI ile/ve/değil CAMİLERDEKİ NAKŞI

( Kendini özellikle camilerdeki eserlerinde göstermiştir. )
( Tuğralardaki milad. )

- ŞEYH HAMDULLAH EFENDİ
( Sultan Bayezid'in hocası. )

- YOK yerine HAK VERE

- YOK yerine VAR DEĞİL

- ALLAH'IN ZÂTINI DÜŞÜNMEK ile/ve/yerine ALLAH'IN ÂSÂR'INI DÜŞÜNMEK

- SEMÂVÎ DİNLER yerine SEMÂVÎ DİN

( Allah'ın dini birdir. )

- ABDEST ALMAK yerine ÇEHİZLENMEK

- NAMAZ KILMAK yerine NAMAZI EDÂ ETMEK

- ORUÇLU yerine NİYETLİ

- BİTTİ yerine BEREKETLENDİ(HAKK VERE)

( Nimetler ve güzellikler için bitti kullanılmaz! )

- BİTİRMEK yerine TAMAMLAMAK

- BİTİRMEK yerine NİHAYETE ERDİRMEK

- SEN yerine SİZ

- BEN yerine BİZ

- BEN yerine FAKİR

- GELMEK/BULUNMAK yerine İSPAT-I VÜCUD ETMEK

- ÖLMEK yerine KALIBI DİNLENDİRMEK

- ÖLMEK yerine HAKK'A YÜRÜMEK

- GÖÇMEK(RİHLET)(BURADAN SIRLANMAK)

- ÖLÜM yerine VEFAT

- ÖLÜM ile/ve/yerine RABITA-I MEVT

- ÖLÜM KORKUSU yerine NEFSİNE TÂBİ OLMA KORKUSU

- ÖLMEK yerine OLMAK

- UYUMAK yerine MİHMAN OLMAK(SÜRMELENMEK)

- RÜYA GÖRDÜM yerine RÜYA GÖSTERİLDİ

- GÖRÜNEN/BİLİNEN/DUYULAN ile/ve/yerine GÖRÜNENİN/BİLİNENİN/DUYULANIN ÖTESİ

- HATIRLADIM/ANIMSADIM yerine HATIRLATILDI/ANIMSATILDI

- AKLIMA GELDİ yerine AKLIMA GETİRİLDİ

- AKIL TATMİNİ ile/ve/yerine KALP TATMİNİ

- UNUTTUM yerine UNUTTURULDU

- SEYRETMEK yerine DİNLEMEK

- BAKMAK yerine NAZAR KILMAK

- GÖZ İÇİNE DİREKT BAKMAK yerine İKİ KAŞIN ARASINA BAKMAK

- SAÇ/SAKAL/KIYAFET DÜZELTMEK yerine HUY DÜZELTMEK

- İNDİM yerine AYRILDIM

- BİNDİM yerine SÜVÂR OLDUM

- YEMEK yerine LOKMA

- YANDIM yerine SU ARATILDIM

- AĞAÇ yerine ŞECER

- AŞ yerine TAAM

- KARPUZ yerine YUVARLAK

- HIYAR yerine GÖĞEN YEMİŞİ

- EŞEK yerine MERKEB

- YILAN yerine SÜRETKER(SÜRÜNGEN)

- SU SIĞIRI yerine TONBAY

- KARA SIĞIRI yerine KARA HAYVANI

- KURD yerine YIRTICI

- DOMUZ yerine HINZIR

- BİT yerine KEHLE

- PİRE yerine KALKAĞAN

- KAPATMAK yerine SIRLAMAK

- AÇMAK yerine UYANDIRMAK

- OCAĞI SÖNDÜRMEK yerine OCAĞI DİNLENDİRMEK

- OCAĞI YAKMAK yerine OCAĞI UYANDIRMAK

- (MUMU/IŞIĞI) YAKMAK yerine (MUMU/IŞIĞI) UYANDIRMAK

- NİHÂYETE ERDİRMEK yerine SIRLAMAK

- AŞÛRE PİŞİRMEK yerine AŞÛRE KAYNATMAK

- PARA yerine MANGIR

- ALTIN yerine PUL(HİMÂRÎ MANIR)

- DEĞNEK yerine ÂSÂ

- BIÇAK yerine KESKİN

- KAŞIK yerine DİL ŞERHİ(MİL'AKA)

- AYAKKABI yerine İZLİK

( Ayakkabı, dünyayı ve dünya malını simgeler. Eve ve camiye girerken dünya ve dünyaya ait herşey dışarıda bırakılır. )

- KAZIK yerine ÇİVİ(ÇÖP)

- BİYOGRAFİ ile/yerine MENÂKIB

- "İBRET OLAN" ile/ve/yerine "İBRET ALAN"

- ANLATMAK ile/yerine NAKLETMEK

- DUYDUĞUNU NAKLETMEK ile/ve/yerine BİLDİĞİNİ NAKLETMEK

- BİLEN ile/ve/yerine NÂKİL

- MEDH ile/ve SENÂ

( [>< KADH/ZEMM] )

- HAMD ve/<> MEDH

- ÖVMEK ile/ve/yerine TESBİH ETMEK

- ÖVMEK ile/ve BOŞBOĞAZLIK

- KALAN YEMEĞİ: BİTİRMEK/"TEMİZLEMEK" yerine SÜNNETLEMEK

- TERK ETMEK yerine GAİB OLMAK

- ALMAK ile/yerine EDİNMEK

- TUTMAK/SAKLAMAK ile/yerine HEYBEYE ATMAK

- HAKKINI VERMEK ile/ve/yerine HAKKINI TESLİM ETMEK

- VERMEK ile/ve/yerine İNFÂK ETMEK

- VERMEK ile/ve/yerine İKRAM

- VERMEK ile/ve/değil/yerine BEKLENTİ İÇİNDE OLMADAN VERMEK

- İBRET OLAN ile/yerine İBRET ALAN

- ATEŞLE PİŞMEK ile/ve/yerine GÜNEŞLE TATLANMAK

- BELÂ'YA SABIR ile/ve/yerine NİMET'LERE SABIR

- ÖNÜNE GEÇMEK ile/ve/yerine ARKASINDA DURMAK

- SIKINTI ZAMANINDA ALLAH DEMEK yerine GENİŞ ZAMANDA ALLAH'I ZİKRETMEK

- TÖVBE ile/ve/yerine TÖVBEDEN TÖVBE

- İFNÂ ile/ve/yerine İHYÂ

- OOOH değil/yerine AAAH

- BASİT ile/ve/yerine ÖZET

- ÇOK ... yerine YETER(Lİ)/KÂFİ DERECE(DE) ...

- AKILLA TARTMAK ile/yerine KALPLE DİNLEMEK

- FAKAT ile/yerine AYNI ZAMANDA

- KÖRÜ KÖRÜNE TAKLİT ile/yerine MUHABBETLE TAKLİT

- TAKLİT ile TEVÂCÜD

- ŞEKLEN AĞLAMAK/GÜLMEK yerine MUHABBETEN AĞLAMAK/GÜLMEK

- EMİR EDEN ile/ve/yerine HİZMET EDEN

- VERİRKEN: AVUÇ AŞAĞIYA BAKAR ŞEKİLDE UZATMAK yerine AÇIK AVUÇLA (YUKARI BAKAR ŞEKİLDE) UZATMAK

- GELİN! yerine GELMEK İSTEYENE DUYURULUR

- NEFSİ İÇİN SEYR-Ü SÜLÛK ile/yerine ALLAH İÇİN SEYR-Ü SÜLÛK

- HALVET'E GİRMEK ile/ve/yerine YAPILMAYACAKLARIN YAPILMAMASI

- TALEP ETMEK yerine İSPAT-I VÜCUD ETMEK

- SATIR'DAN ile/ve/yerine SADIR'DAN (KONUŞMAK)

- SÖZ/LE ile/ve/değil/yerine HAL İLE

- GÖĞÜS ile/ve/yerine İMÂN TAHTASI

- KARANLIK ile/ve/yerine KANDİL (-İN UYANDIRILMASI)

- MALUMAT ile/ve/yerine FEYZ

- BİLDİREN ile/ve/değil/yerine BULDURAN

- KONUŞMAK ile/ve/yerine DEMLEN(DİR)MEK

- SÖYLEMEK ile/ve/yerine ÖRNEK VERMEK

- TAKLİDÎ İMAN ile/ve/yerine TAHKİKÎ İMAN

- İNAT ETMEK ile/ve/yerine VAZGEÇMEMEK

- SİYASETEN BALTALAMAK yerine SARÂHATEN(AÇIKÇA) YAŞAMAK

- GECE ile/ve/değil/yerine GÜN/DÜZ

- "BİR TANE DAHA RİCA EDEYİM" değil/yerine "ÇOK GÜZELMİŞ"["Bir tane daha alabilirsem memnun olurum tabii" anlamında]

BU İNSAN DEDİKLERİ EL, AYAKLA, BAŞ DEĞİL,
ÂDEM MÂNÂ'YA DERLER, SURAT İLE KAŞ DEĞİL

 

- ALLÂH İÇİN değil ALLÂH RIZASI İÇİN

- ALLÂH'IN VARLIĞI ile/değil ALLÂH'IN BİRLİĞİ

- ALLAH'IN ZÂTINI DÜŞÜNMEK ile/ve/değil ALLAH'IN ÂSÂR'INI DÜŞÜNMEK

- ALLAH'IN LAFZI değil ALLAH'IN KELÂMI

- ALLAH'IN MAKAMI: NAZ MAKAMI değil NİYAZ MAKAMI

- 99 ESMÂ ile/ve/değil SONSUZ ESMÂ

- DEĞİŞİM: ESMA'DA değil ESMA'NIN MÂNÂ'SINDA

- CEMÂL ile/ve/değil CEMÂL'İNİN NÛRU

- SEMÂVÎ DİNLER değil SEMÂVÎ DİN

( Allah'ın dini birdir. )

- KÂMİL DİN değil DİNİN KÂMİLİ/KEMÂLİ

- YA RESULULLAH değil YA RESULALLAH

- PEYGAMBER OLDU değil PEYGAMBERLİĞİNİ İLÂN ETTİ

- PEYGAMBER'İN: SOL'U değil SAĞ-I SÂNÎ(ÖTEKİ/İKİNCİ SAĞI)

- BEN değil FAKİR

- MAKAMDA OLMAK ile/ve/değil MAKAMDAN GÖRÜNMEK

- ES-SELÂMÜN ALEYKÜM değil ES-SELÂM-Ü ALEYKÜM ya da SELÂMÜN ALEYKÜM

- KÜÇÜĞÜN BÜYÜĞE SELÂM VERMESİ ile/ve/değil/yerine BÜYÜĞÜN KÜÇÜĞE SELÂM VERMESİ

- OTURANIN AYAKTAKİNE SELÂM VERMESİ değil AYAKTAKİNİN OTURANA SELÂM VERMESİ

- SAÇ/SAKAL/KIYAFET DÜZELTMEK ile/değil/yerine HUY DÜZELTMEK

- NAMAZ KILMAK değil NAMAZI KILMAK

- ORUÇLU değil NİYETLİ

- ÖLÜM değil VEFAT

- ÖLÜM değil İRTİHAL ETMEK

- ÖLMEK değil OLMAK

- ÖLÜM KORKUSU değil NEFSİNE TÂBİ OLMA KORKUSU

- ÖLÜ ile/ve/değil ŞEHİT

- ÖLÜ değil NEYYİD(E)

- ÖLÜ değil SESSİZ VAİZ

- SABAH RÜZGÂRI değil SABÂ RÜZGÂRI

- UNUTTUM değil UNUTTURULDU

- HATIRLADIM/ANIMSADIM değil HATIRLATILDI/ANIMSATILDI

- AKLIMA GELDİ değil AKLIMA GETİRİLDİ

- İHMAL ile/ve/değil İMHAL

( Allah ihmal etmez, imhal eder. [Mühlet verir.] )

- AKIL TATMİNİ ile/ve/değil/yerine KALP TATMİNİ

- RÜYA GÖRDÜM değil RÜYA GÖSTERİLDİ

- BAKMAK değil NAZAR KILMAK

- GÖZ İÇİNE DİREKT BAKMAK değil İKİ KAŞIN ARASINA BAKMAK

- GÖRÜNEN/BİLİNEN/DUYULAN ile/ve/değil GÖRÜNENİN/BİLİNENİN/DUYULANIN ÖTESİ

- GÜZEL KUR'AN OKUYOR değil AĞZI KUR'AN'A YAKIŞIYOR

- MESNEVÎ değil MESNEVÎ-İ MANEVÎ

- NEY SESİ değil NEY SEDÂSI

- NEY ÇALMAK değil NEY ÜFLEMEK

- DÖNMEK ile/ve/değil SEMÂ ETMEK

- AŞÛRE PİŞİRMEK değil AŞÛRE KAYNATMAK

- ANLATMAK değil NAKLETMEK

- DUYDUĞUNU NAKLETMEK ile/ve/değil BİLDİĞİNİ NAKLETMEK

- BİLEN ile/ve/değil NÂKİL

- ELMA değil HABBE

- TUTMAK/SAKLAMAK değil HEYBEYE ATMAK

- KALAN YEMEĞİ: BİTİRMEK/"TEMİZLEMEK" değil SÜNNETLEMEK

- "3 KULLUVALLAH 1 ELHAM" değil 3 İHLÂS (SÛRESİ) 1 FÂTİHÂ (SÛRESİ)

- YAZARI değil RÂKIM-I HURÛF/RÂKIM-ÜL-HURÛF(MUHARRİR)

- ES-SELÂMÜN ALEYKÜM değil ES-SELÂM-Ü ALEYKÜM ya da SELÂMÜN ALEYKÜM

- MUSHAF ile/değil KUR'AN-I KERİM

( Kağıtların biraradalığı. İLE/DEĞİL Okunması gereken. )

- ÇOK ... değil YETER(Lİ)/KÂFİ DERECE(DE) ...

- AKILLA TARTMAK ile/değil KALPLE DİNLEMEK

- ELBİSE/LİBAS ile/değil HÜLLE/HAL

- ZERZEVÂT değil SEBZEVÂT

- FAKAT değil AYNI ZAMANDA

- KÖRÜ KÖRÜNE TAKLİT değil MUHABBETLE TAKLİT

- EMİR EDEN değil HİZMET EDEN

- VERİRKEN: AVUÇ AŞAĞIYA BAKAR ŞEKİLDE UZATMAK değil AÇIK AVUÇLA (YUKARI BAKAR ŞEKİLDE) UZATMAK

- VERMEK ile/ve/değil İNFÂK ETMEK

- VERMEK ile/ve/değil/yerine İKRAM

- VERMEK/VERİLMİŞ OLAN ile/ve/değil EMANET ETMEK/EDİLMİŞ OLAN

- HAKKINI VERMEK değil HAKKINI TESLİM ETMEK

- TUTMAK/SAKLAMAK değil HEYBEYE ATMAK

- GÖMÜLMEK değil TOPRAĞA SIRLANMAK

- İRCÎ: GEL! değil DÖN!

- ŞİKÂYÂT ile/"değil" HİKÂYÂT

- ALDIM ile/ve/değil BULDUM

- GELİN! değil GELMEK İSTEYENE DUYURULUR

- ÇAĞIRMAK değil İLÂN ETMEK

- BELÂ'YA SABIR ile/ve/değil NİMET'LERE SABIR

- GİZLEMEK ile/ve/değil GÖRÜNMEZ KILMAK/SIRLAMAK

- NİHAYETE ERDİRMEK yerine SIRLAMAK

- MALÛMAT ile/ve/değil HAL

- ÂLİM ile/ve/değil NÂKİL

- BİLMEK ile/ve/değil NAKLETMEK

- BASİT ile/ve/değil ÖZET

- SATIR'DAN ile/ve/değil SADIR'DAN (KONUŞMAK)

- SIKINTI ZAMANINDA ALLAH DEMEK ile/değil GENİŞ ZAMANDA ALLAH'I ZİKRETMEK

- "ÖLDÜĞÜNDE" değil/yerine "NEFSİN ÖLÜMÜ TADDIĞINDA"

- ŞEKLEN AĞLAMAK/GÜLMEK ile/değil MUHABBETEN AĞLAMAK/GÜLMEK

- "İBRET OLAN" ile/ve/değil/yerine "İBRET ALAN"

- TÖVBE ile/ve/değil TÖVBEDEN TÖVBE

- İNAT ETMEK ile/ve/değil VAZGEÇMEMEK

- TALEP ETMEK değil İSPAT-I VÜCUD ETMEK

- ÖNÜNE GEÇMEK ile/ve/değil/yerine ARKASINDA DURMAK

- İFNÂ ile/ve/değil İHYÂ

- TESPİH'İN: TANESİ değil DÂNESİ

- BİLDİREN ile/ve/değil BULDURAN

- KONUŞMAK ile/ve/değil DEMLEN(DİR)MEK

- SÖYLEMEK ile/ve/değil ÖRNEK VERMEK

- "BİRİ YARDIMCI OLSUN" değil "BELKİ BİRİ YARDIMCI OLUR"

- SÖZ/LE ile/ve/değil HAL İLE

- ÖVMEK ile/ve/değil TESBİH ETMEK

- GECE ile/ve/değil GÜN/DÜZ

- ZAMLI SURE değil ZAMM-I SURE

( "Zamm-ı Sûre okunur." DEĞİL Zamm-ı Sûre yapılır. )

- SELAHADDÎN CAMİLERİ değil SALÂTÎN (SULTAN) CAMİLERİ

- "ALLAH NAMERD'E MUHTAÇ ETMESİN" değil "ALLAH MERD'E MUHTAÇ ETMESİN"

- DÜZGÜN ADAM değil FATİHÂ'SI DÜZGÜN

- FATİHÂ'YA İZNİ OLMAK ile/ve FATİHÂ'SI DÜZGÜN OLMAK

- TAC KAPI değil TÂK(ZAFER) KAPI

( ... DEĞİL Bayram gibi özel kutlamalarda kullanılan kapı. Orta kapı. Devlet erkânının kullandığı kapı. )

- HİRA DAĞI değil NUR DAĞI

- HİRA DAĞI değil HİRA MAĞARASI


- YOK yerine HAK VERE

- YOK yerine VAR DEĞİL

( VARKEN SEVİNME,
YOKKEN DÜŞÜNME! )

- İFNÂ ile/ve/yerine/değil İHYÂ
( HİLKATTE BERÂBER,
HAKİKATTA BİRÂDERİZ )

- ÖLMEK yerine KALIBI DİNLENDİRMEK

- ÖLMEK yerine HAKK'A YÜRÜMEK

- GÖÇMEK(RİHLET)(BURADAN SIRLANMAK)

- ÖLÜM yerine/değil VEFAT

- ÖLÜM ile/ve/yerine RABITA-I MEVT

- ÖLÜM değil İRTİHAL ETMEK

- "ÖLDÜĞÜNDE" değil/yerine "NEFSİN ÖLÜMÜ TADDIĞINDA"

- ÖLÜM KORKUSU yerine/değil NEFSİNE TÂBİ OLMA KORKUSU

- ÖLMEK ile/ve/yerine/değil OLMAK

- ÖLÜ ile/ve/değil ŞEHİT

- ÖLÜ değil NEYYİD(E)

- ÖLÜ değil SESSİZ VAİZ

- GÖMÜLMEK değil TOPRAĞA SIRLANMAK


ANA RAHMİ'NDEN DOĞDUK,
GELDİK PAZARA
BİR KEFENİ ALDIK, DÖNDÜK MEZARA

AĞAÇ OLDU BU ÂLEM
MAKSUD OLDU BU ÂDEM

BU İNSAN DEDİKLERİ EL, AYAKLA, BAŞ DEĞİL,
ÂDEM MÂNÂ'YA DERLER, SURAT İLE KAŞ DEĞİL

İKİDE BİR BİLİNDİ,
BİRDE İKİ SİLİNDİ.
BUNU BİLEN SEVİNDİ



- SEN yerine SİZ

- BEN yerine BİZ

- BEN yerine FAKİR

- GELİN! yerine/değil GELMEK İSTEYENE DUYURULUR

- ÇAĞIRMAK değil İLÂN ETMEK

- "BİRİ YARDIMCI OLSUN" değil "BELKİ BİRİ YARDIMCI OLUR"

- BİLEN ile/ve/yerine/değil NÂKİL

- BİLDİREN ile/ve/yerine/değil BULDURAN

( BULUNCA BİLİNİR, BİLİNCE BULUNUR )
( BUL(A)MAMIŞ OLMAK,
YOK ANLAMINA GELMEZ )

- ALDIM ile/ve/değil BULDUM

- ÂLİM ile/ve/değil NÂKİL

- YAZARI değil RÂKIM-I HURÛF/RÂKIM-ÜL-HURÛF(MUHARRİR)


AHMAK LAKLAK EDER
CÂHİL İNAT EDER
ÂLİM KELÂM EDER
KÂMİL SÜKÛT EDER
ÂRİF SEYREDER

( KÜLTÜRDE VE EYLEMLERDE )

- BİTTİ yerine BEREKETLENDİ(HAK VERE)

- BİTİRMEK yerine TAMAMLAMAK

- BİTİRMEK yerine NİHAYETE ERDİRMEK

- KAPATMAK yerine SIRLAMAK

- AÇMAK yerine UYANDIRMAK

- OCAĞI SÖNDÜRMEK yerine OCAĞI DİNLENDİRMEK

- OCAĞI YAKMAK yerine OCAĞI UYANDIRMAK

- (MUMU/IŞIĞI) YAKMAK yerine (MUMU/IŞIĞI) UYANDIRMAK

- NİHÂYETE ERDİRMEK yerine SIRLAMAK

- YEMEK yerine LOKMA

- AŞÛRE PİŞİRMEK yerine/değil AŞÛRE KAYNATMAK

- BASİT ile/ve/yerine/değil ÖZET

- ÇOK ... yerine/değil YETER(Lİ)/KÂFİ DERECE(DE) ...

- FAKAT ile/yerine/değil AYNI ZAMANDA

- BİYOGRAFİ ile/yerine MENÂKIB

- SABAH RÜZGÂRI değil SABÂ RÜZGÂRI

- İRCÎ: GEL! değil DÖN!




EŞYADA EŞYAYI MI,
EŞYADA EŞYANIN KUDRETİNİ Mİ GÖRÜYORSUN?

- AĞAÇ yerine ŞECER

- AŞ yerine TAAM

- ELMA değil HABBE

- KARPUZ yerine YUVARLAK

- HIYAR yerine GÖĞEN YEMİŞİ

- EŞEK yerine MERKEB

- YILAN yerine SÜRETKER(SÜRÜNGEN)

- SU SIĞIRI yerine TONBAY

- KARA SIĞIRI yerine KARA HAYVANI

- KURD yerine YIRTICI

- DOMUZ yerine HINZIR

- DENİZ DOMUZU(HINZIR-I BAHR) değil GERGEDAN

- BİT yerine KEHLE

- PİRE yerine KALKAĞAN

- PARA yerine MANGIR

- ALTIN yerine PUL(HİMÂRÎ MANIR)

- DEĞNEK yerine ÂSÂ

- BIÇAK yerine KESKİN

- KAŞIK yerine DİL ŞERHİ(MİL'AKA)

- AYAKKABI yerine İZLİK

- KAZIK yerine ÇİVİ(ÇÖP)

- ELBİSE/LİBAS ile/değil HÜLLE/HAL

- ZERZEVÂT değil SEBZEVÂT

- MUSHAF ile/değil KUR'AN-I KERİM

( Kağıtların bir aradalığı. İLE/DEĞİL Okunması gereken. )

- TESPİH'İN: TANESİ değil DÂNESİ

GÜL ALIR, GÜL SATARLAR
GÜLDEN TERAZİ YAPARLAR
GÜLÜ GÜLLE TARTARLAR
ÇARŞI PAZARI GÜLDÜR GÜL

- GELMEK/BULUNMAK yerine İSPAT-I VÜCUD ETMEK

- AKIL TATMİNİ ile/ve/yerine/değil KALP TATMİNİ

- AKILLA TARTMAK ile/yerine/değil KALPLE DİNLEMEK

- KÖRÜ KÖRÜNE TAKLİT ile/yerine/değil MUHABBETLE TAKLİT

- SÖZ/LE ile/ve/değil/yerine HAL İLE

- HALVET'E GİRMEK ile/ve/yerine YAPILMAYACAKLARIN YAPILMAMASI

- MAKAMDA OLMAK ile/ve/değil MAKAMDAN GÖRÜNMEK

- SATIR'DAN ile/ve/yerine/değil SADIR'DAN (KONUŞMAK)

- MALUMAT ile/ve/yerine FEYZ

- MALÛMAT ile/ve/değil HAL

- ŞEKLEN AĞLAMAK/GÜLMEK ile/yerine/değil MUHABBETEN AĞLAMAK/GÜLMEK

( MUHABBET OLMADAN SADAKAT OLMAZ

--- MUHABBET BİR ANAHTARDIR AÇAR BAB-I DİLİ ELBET
MUHABBET MANEVİ GÜLDÜR, KOKAR, MECLİS OLUR CENNET

--- ÖYLE BİR MUHABBET ORTAYA KOYARLAR Kİ,
SENİ SANA UNUTTURURLAR )

- ÖNÜNE GEÇMEK ile/ve/değil/yerine ARKASINDA DURMAK

- TERK ETMEK yerine GAİB OLMAK

- ALMAK ile/yerine EDİNMEK

- OOOH değil/yerine AAAH

 

- UYUMAK yerine MİHMAN OLMAK(SÜRMELENMEK)

- RÜYA GÖRDÜM yerine/değil RÜYA GÖSTERİLDİ

- MİHMAN OLMAK ile/ve KÜLLÎ İRÂDEYE MİSAFİR OLMAK

- GÖRÜNEN/BİLİNEN/DUYULAN ile/ve/yerine/değil GÖRÜNENİN/BİLİNENİN/DUYULANIN ÖTESİ

- HATIRLADIM/ANIMSADIM yerine/değil HATIRLATILDI/ANIMSATILDI

- AKLIMA GELDİ yerine/değil AKLIMA GETİRİLDİ

- UNUTTUM yerine/değil UNUTTURULDU

- YANDIM yerine SU ARATILDIM

- DÖNMEK ile/ve/değil SEMÂ ETMEK

- SAÇ/SAKAL/KIYAFET DÜZELTMEK yerine/değil HUY DÜZELTMEK

- İNDİM yerine AYRILDIM

- BİNDİM yerine SÜVÂR OLDUM

- ATEŞLE PİŞMEK ile/ve/yerine GÜNEŞLE TATLANMAK

- BELÂ'YA SABIR ile/ve/yerine/değil NİMET'LERE SABIR

- "İBRET OLAN" ile/ve/değil/yerine "İBRET ALAN"


HER İLİM İÇİN BEYAN,
HER BEYAN İÇİN LİSAN,
HER LİSAN İÇİN TAAT,
HER TAAT İÇİN BIR EHİL GEREKLİDİR!

--------

DAMLAMIZ DERYAYA SALDIK BİZ BUGÜN
DAMLA NİCE ANLAR
DERYA OLAN ANLAR

HAYVAN NİCE ANLAR
HAYRAN OLAN ANLAR

 

 

DAVRANIŞ VE TUTUMLAR'DA

EDEB YA HÛ

( Edeb'i bilen içindir. Edebsizliğe uyarı için değildir. Edebsize gösterilmez!
[Hatta, yeri geldiğinde uyarmak/göstermek edebsizliktir.] )

( Edebi kaybetmeyeceksin! )

DEĞİŞTİR FİİLİN,
DUYSUN KULAĞIN

NİYET HAYIR, ÂKIBET HAYIR

TAŞ ATAN BİZDEN,
TAŞ ATTIRAN BİZDEN DEĞİLDİR

- ABDEST ALMAK yerine ÇEHİZLENMEK

- NAMAZ KILMAK yerine NAMAZI EDÂ ETMEK

- ORUÇLU yerine/değil NİYETLİ

- GÖĞÜS ile/ve/yerine İMÂN TAHTASI

 

- SEYRETMEK yerine DİNLEMEK

- BAKMAK yerine/değil NAZAR KILMAK

 

- KONUŞMAK ile/ve/yerine/değil DEMLEN(DİR)MEK

( BİR DUY, BİR UY! )

- SÖYLEMEK ile/ve/yerine/değil ÖRNEK VERMEK

- ANLATMAK ile/yerine/değil NAKLETMEK

- DUYDUĞUNU NAKLETMEK ile/ve/yerine/değil BİLDİĞİNİ NAKLETMEK

- BİLMEK ile/ve/değil NAKLETMEK

- TALEP ETMEK değil/yerine İSPAT-I VÜCUD ETMEK

- ÖVMEK ile/ve/yerine/değil TESBİH ETMEK

- TUTMAK/SAKLAMAK ile/yerine/değil HEYBEYE ATMAK

- HAKKINI VERMEK ile/ve/yerine/değil HAKKINI TESLİM ETMEK

- VERMEK ile/ve/yerine/değil İNFÂK ETMEK

- VERMEK/VERİLMİŞ OLAN ile/ve/değil EMANET ETMEK/EDİLMİŞ OLAN

- VERMEK ile/ve/değil/yerine İKRAM

( AMELLERİN EN HAYIRLISI,
AZ DA OLSA SÜREKLİ OLANDIR )

- VERİRKEN: AVUÇ AŞAĞIYA BAKAR ŞEKİLDE UZATMAK yerine/değil AÇIK AVUÇLA (YUKARI BAKAR ŞEKİLDE) UZATMAK

- EMİR EDEN ile/ve/yerine/değil HİZMET EDEN

( EL DUASI OLMADAN DİL DUASI OLMAZ )

- İNAT ETMEK ile/ve/yerine/değil VAZGEÇMEMEK

- SİYASETEN BALTALAMAK yerine SARÂHATEN(AÇIKÇA) YAŞAMAK

- ŞİKÂYÂT ile/"değil" HİKÂYÂT

( Bizimkisi şikâyât değil hikâyât! )

SUİZAN'DAN(KÖTÜ DÜŞÜNCEDEN) ÖNCE 70 NEDEN ARA,
BİR NEDEN BULAMADIĞINDA, "BİLMEDİĞİM 71. NEDEN VARDIR" DE!

 

- KALAN YEMEĞİ: BİTİRMEK/"TEMİZLEMEK" yerine/değil SÜNNETLEMEK

- KARANLIK ile/ve/yerine KANDİL (-İN UYANDIRILMASI)

- GİZLEMEK ile/ve/değil GÖRÜNMEZ KILMAK/SIRLAMAK

- NEY ÇALMAK değil NEY ÜFLEMEK

- NEY SESİ değil NEY SEDÂSI


- 99 ESMÂ ile/ve/değil SONSUZ ESMÂ

- DEĞİŞİM: ESMA'DA değil ESMA'NIN MÂNÂ'SINDA

- KÂMİL DİN değil DİNİN KÂMİLİ/KEMÂLİ


 

- ALLÂH İÇİN değil ALLÂH RIZASI İÇİN

- ALLÂH'IN VARLIĞI ile/değil ALLÂH'IN BİRLİĞİ

- ALLAH'IN LAFZI değil ALLAH'IN KELÂMI

- SEMÂVÎ DİNLER yerine/değil SEMÂVÎ DİN

( Allah'ın dini birdir. )

KÂİNATA BAK, İNSANI GÖR!
İNSANA BAK, KENDİNİ GÖR!
KENDİNE BAK, KALBİNİ GÖR!
KALBİNE BAK! HAKK'I GÖR!


 

- CEMÂL ile/ve/değil CEMÂL'İNİN NÛRU

- İHMAL ile/ve/değil İMHAL

( Allah ihmal etmez, imhal eder. [Mühlet verir.] )

- ALLAH'IN ZÂTINI DÜŞÜNMEK ile/ve/yerine/değil ALLAH'IN ÂSÂR'INI DÜŞÜNMEK

- ALLAH'IN LAFZI değil ALLAH'IN KELÂMI

- ALLAH'IN MAKAMI: NAZ MAKAMI değil NİYAZ MAKAMI

- 99 ESMÂ ile/ve/değil SONSUZ ESMÂ

- DEĞİŞİM: ESMA'DA değil ESMA'NIN MÂNÂ'SINDA

- CEMÂL ile/ve/değil CEMÂL'İNİN NÛRU

- BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM ile/değil BİSMİLLAH

( Bazı durumlar için Rahim ve Rahman sıfatlarının zikredilmesi gerekmez. )

 

PEYGAMBER

- PEYGAMBER OLDU değil PEYGAMBERLİĞİNİ İLÂN ETTİ

- YA RESULULLAH değil YA RESULALLAH

- PEYGAMBER'İN: SOL'U değil SAĞ-I SÂNÎ(ÖTEKİ/İKİNCİ SAĞI)


MUHABBET'TEN MUHAMMED OLDU HASIL,
MUHAMMED'SİZ MUHABBET'TEN NE HASIL?

HZ. MUHAMMED'İN:
DUY ADI MUHAMMED
HUY ADI MUSTAFA
SOY ADI ALLAH


- NEFSİ İÇİN SEYR-Ü SÜLÛK ile/yerine ALLAH İÇİN SEYR-Ü SÜLÛK

- SIKINTI ZAMANINDA ALLAH DEMEK ile/yerine/değil GENİŞ ZAMANDA ALLAH'I ZİKRETMEK

- NAMAZ KILMAK değil NAMAZI KILMAK

- GÜZEL KUR'AN OKUYOR değil AĞZI KUR'AN'A YAKIŞIYOR

- TÖVBE ile/ve/yerine/değil TÖVBEDEN TÖVBE

( HERKESİ HIZIR,
HER GECEYİ KADİR BİLECEKSİN! )

- TAKLİDÎ İMAN ile/ve/yerine TAHKİKÎ İMAN

DÜNYAYI BİLECEKSİN,
ALDANMAMAK İÇİN!
AHİRETİ/DİNİ BİLECEKSİN,
ALDATMAMAK İÇİN!

TARİKATSIZ/TASAVVUFSUZ ŞERİAT ÂTIL,
ŞERİATSIZ TASAVVUF BÂTIL

DİNLEYEN DİNLENİR
( DİNLEYENİ DİNLERLER )
DİNLEYEN DİNLENİR
( DİNLEYEN RAHAT EDER )
DİNLEYEN DİNLENİR
( DİNLEYEN DİN SAHİBİ OLUR )

DİL

- ES-SELÂMÜN ALEYKÜM değil ES-SELÂM-Ü ALEYKÜM ya da SELÂMÜN ALEYKÜM

- "3 KULLUVALLAH 1 ELHAM" değil 3 İHLÂS (SÛRESİ) 1 FÂTİHÂ (SÛRESİ)


- YÖNTEM (ÂDAB)

- KORKU (RAHEB)

- YORULMA (NASAB)

- ARAMA (TALEB)

- ŞAŞIRMA (ACEB)

- YIKILMA (ATEB)

- ESRİME (TUTKU)

- TUTKU (ŞEREH)

- DOĞRULUK (NEZEH)

- İÇTENLİK (SIDK)

- YOLDAŞLIK (RIFK)

- ÖZGÜRLEŞME (ITK)

- GÖSTERME (TASVİH)

- DİNGİNLİK (TERVİH)

- ANLAMA (TEMYİZ)

- TANIK OLMA (ŞUHUD)

- OLUŞ (VUCUD)

- SAYIM (IDD)

- ÇABALAMA (KEDD)

- ESKİ DURUMA DÖNME (RADÂ)

- YAYILMA (İMTİDÂD)

- HAZIRLANMA (İ'TİDÂD)

- KENDİNİ YALITMA (İNFİRÂD)

- BAĞLANMA (İNKIYÂD)

- ÇEKİM (MURAD)

- GÖRÜNTÜ (HUZUR)

- UYGULAMA (RİYÂZET)

- DİKKAT (HIYATÂT)

- YİTİRİLEN ŞEYLER İÇİN ÜZÜLME (İFTİKÂD)

- DİRENME (İSTİLÂD)

- DİKKATE ALMA (TEDEBBÜR)

- HAYRET (TAHAYYUR)

- DÜŞÜNME (TAFAKKUR)

- SABIR (TASABBUR)

- YORUMLAMA (TAABBUR)

- ONAYLAMAMA (RAFD)

- GÜÇLÜ ELEŞTİRİ (NAKD)

- UYMA (RİÂYET)

- İŞARET ALMA (HİDÂYET)

- BAŞLANGIÇ (BİDÂYET)


 

TAVASİN adlı kitaptan. (HALLAC-I MANSUR)
[ Tanımlardaki | işareti sözcüğün/terimin/kavramın başka bir anlamından daha ayırmak üzere kullanılmıştır.]

- ÂB: SU

- ABD: KUL

- ÂBİD[< İBÂDET]: İBÂDET EDEN

- ADÂLET: HAKKINI VERMEK, DOĞRULUK, EŞİTLİK | BİR ŞEYİN AİT OLDUĞU YERDE OLMASI, HERHANGİ BİR ŞEYİ YERLİ YERİNDE BULUNDURMAK

- ADÂVET: DÜŞMANLIK, YAĞILIK

- ADEM: YOKLUK

- ÂDEM: İLK YARATILAN İNSAN VE PEYGAMBER | VARLIK

- ÂDEM[ADM]: ELİF-DAL-MİM [yazılışı] | ALLAH <> DÜNYA <> MUHAMMED | KIYAM <> RÜKÛ <> SECDE [Remz'i/Simgesi/Anlamı]

- ADESE: DÜRBÜN | MERCEK | MERCİMEK

- ADL Ü İHSAN: ADÂLET VE İYİLİK

- AFÎF[< İFFET]: İFFETLİ, NÂMUSLU, TEMİZ

- AGYÂR[< GAYR]: YABANCILAR, BAŞKALAR

- AHÂDİYYET: BİRLİK | ÖZELLİKLE ALLAH'IN BİRLİĞİ

- AHÎ: KARDEŞ

- AHİD[AHD]: SÖZ, SÖZLEŞME, SÖZ VERME | AND, YEMİN | DEVİR, ZAMAN, GÜN

- AHLÂK: ALLAH'A AİT OLANLARIN TOPLAMI

- AHLÂM[< HULM[(Ar.) AKIL]]: RÜYÂLAR, HULYÂLAR, UYKUDA GÖRÜLEN ŞEYLER | AÇIK SAÇIK RÜYÂLAR | DÜŞÜ AZMALAR

- AHLÂT[< HILT]: KARIŞAN ŞEYLER | İNSAN GÖVDESİNDE FARZOLUNAN DÖRT UNSUR YA DA USÂRE(KAN, SALYA, SAFRA, DALAK)(AHLÂT-I ERBAA)

- AHVÂL[< HÂL]: OLUŞLAR, BULUNUŞLAR, HALLER, DURUMLAR

- ÂKIBET: NİHÂYET, SON

- AKIL[< UKUL ve IKAL]: BAĞ | ESKİDEN DEVELERİN AYAĞINA BAĞLADIKLARI BAĞ | KENDİSİNİ, GEREKSİNİMİ DUYULAN ŞEYİ, KENDİSİ ARACILIĞI İLE ELDE EDİLEN ÖZEL BİR SIFATLA KAYITLANDIRILMIŞ ZÂT

- AKÎDE: İLKE, ÎMAN, DÎNÎ İNANIŞ | (Padişahlar, bayramlarda akîde şekeri kestirirmiş. Yeniçeri ağalarına gönderirmiş ve şeker kabul edilirse sorun olmadığı fakat padişaha geri gönderilirse "sorunlarımız var" anlamına gelirmiş.)

- AKİS: ÇARPMA, ÇARPIP GERİ DÖNME | YANSIMA

- AKL-I KÜLL: SİMGESİ LÂM HARFİDİR. BU HARF İLK YARATILAN AKLA TEKABÜL EDER. AKIL, ALLAH'TAN GELMİŞTİR VE TAAYYÜN-Ü EVVELİN'DİR.

- AKL-I SELÎM: SAĞDUYU

- AKS-ÜL-AMEL: TEPKİ

- ALÂ: ÜSTÜN

- ÂLÂ: İHSANLAR, BAHŞİŞLER | KİRLETEN

- ALÂ MERÂTİBİHİM: RÜTBELERİNE VE DERECELERİNE GÖRE, SIRASIYLA (ALE-D-DERECÂT)

- ÂLÂYİŞ: BULAŞIKLIK, BULAŞMA | DEPDEBE, TANTANA, GÖSTERİŞ (BU ANLAMI UYDURMA OLMAKLA BİRLİKTE YAYGINDIR)

- ÂLÎ: YÜCE, ULU | KEMALÂTI KENDİNDE TOPLAYAN

- ÂMÂ: ALTINDA VE ÜSTÜNDE HAVA BULUN(MAY)AN BULUT

- A'MÂK[< UMK]: DERİNLİKLER | (A'MÂK-I HAYAL adlı kitabı okumanızı salık veririz...)

- ÂMÂL[< EMEL]: ÜMİTLER, DİLEKLER, İSTEKLER

- AMEL: NİYETİN TEZAHÜR ETMİŞ HALİ

- ÂN-I DAİM: GÜNEŞ

- ANHÂ MİNHÂ : ŞUNDAN BUNDA, ŞU BU, ÖTEBERİ, ŞÖYLE BÖYLE EDEREK

- ARASÂT[< ARSA]: CENNET İLE CEHENNEM ARASINDA OLDUĞU SÖYLENEN YER | MAHŞER YERİ, HAŞİR VE NEŞİR MEYDANI

- ÂRÎ: ÇIPLAK | HÜR

- ÂRİYET: ÖDÜNÇ, EĞRETİ

- ARŞ-ÜR RAHMAN: BEYİN | AKL-I KÜLL'E ERİŞEN İNSANIN ZEKÂ YÜKSEKLİĞİDİR [bkz. SAHİB-İ ZAMAN]

- ÂSÂN: KOLAY

- ASHÂB: [bkz. ESHÂB]

- ÂS(İ)TÂNE: BÜYÜK TEKKE | MERKEZ | EŞİK | PAYİTAHT

- ASR: ZAMAN, YÜZYIL | İKİNDİ VAKTİ | [İKİNDİ EŞİKTİR, DEVİRDİR][İKİNDİDEN SONRA UYUMAK MAKBUL DEĞİLDİR]

- ASR-I SAADET: ÖMRÜNÜ SAADETE KAVUŞTURAN KİŞİ

- ÂSÛDE: RAHAT, DİNÇ OLAN

- ÂSÜMÂN/ÂSMÂN[Fars.]: GÖK, SEMÂ

- ÂŞİKÂR: BELLİ, AÇIK, MEYDANDA

- AŞK:

- ÂŞIK: KENDİNDE VÜCÛD OLMAYAN ZÂT

- ÂTIFET: KARŞILIKSIZ SEVGİ, İYİLİKSEVERLİK

- ÂTÎ[< İTYÂN]: GELECEK, GELEN KİŞİ/ŞEY | GELECEK ZAMAN, İSTİKBAL | ÖNDE, AŞAĞIDA

- AVDET (ETMEK): GERİ GELME, DÖNME, DÖNÜŞ

- AYÂL: AİLE

- ÂYET: KUR'AN-I KERİM'İN HERHANGİ BİR CÜMLESİ | ALÂMET, NİŞAN | DELİL

- AYN[< A'YÂN, UYÛN]: GÖZ | ASLI, KENDİSİ | BİR ŞEYİN EŞİ, TIPKISI | KAYNAK, PINAR

- A'YÂN-I SÂBİTE: ŞEKLE BÜRÜNMEDEN ÖNCEKİ ÂLEM

- A'ZÂ[< UZV]: ORGANLAR, ÜYELER

- AZA': SABIR | CENÂZE ALAYI | BAŞSAĞLIĞI ZİYARETİ

- ÂZÂDE: HÜR, SERBEST

- AZÎMET: GİTME, GİDİŞ

- AZÎZ: MUHTEREM, SAYIN, İZZETLİ, ONURLU, GÜÇLÜ | SEVGİLİ

 

 

- BÂ-HUSÛS: ÖZELLİKLE, EN ÇOK

- BÂB: KAPI | BÖLÜM, KONU BAŞLIĞI

- BÂD-İ SABÂ: SABÂ RÜZGÂRI, DOĞUDAN ESEN HAFİF, HOŞ RÜZGÂR | (müzikte) ADI MANZUM ANONİM BİR EDVARDA GEÇEN MAKAM

- BÂDİHE: ÂNİ İLHAM

- BAHİR: DENİZ, DERYÂ

- BÂHİR: EKİN SULAYICI, SULAYAN

- BÂHİR: BELLİ, BESBELLİ, AÇIK, APAÇIK | IŞIKLI, PARLAK

- BAKARA: SIĞIR, İNEK

- BÂKÎ[< BEKA]: TANRI | DÂİMÎ, KALICI

- BÂR: TANRI, ALLAH

- BÂR: AĞIRLIK, SIKINTI VERMEK

- BA'S: GÖNDERME, GÖNDERİLME | DİRİLTME | PEYGAMBERLİK

- BASÎRET: HAKK'TAN GÖRÜŞ, SEZİŞ

- BAST: YAYMA, AÇMA

- BÂTIL[< BUTLÂN]: BOŞ, BEYHÛDE | ÇÜRÜK | ZEMİNİ OLMAYAN



- BATIN: KARIN | NESİL, SOY

- BÂTIN: İÇ | GİZLİ | BU GÖZLE GÖRÜLMEYEN

- BEDİÎ: GÜZEL, GÜZELLİK

- BEDÎİYYÂT: ESTETİK

- BE-HEME-HÂL: MUTLAKA, ELBETTE

- BEHİŞT: CENNET, UÇMAK

- BEHİYE[< BEHÂ]: GÜZEL

- BEHRE-YÂB: HİSSE VE NASÎBİ OLAN

- BEKÂ: DEVAM, SEBAT | ÖLÜMSÜZLÜK

- BELÂ: EVET, HAYHAY, PEKÎ

- BELÂ: GAM, KEDER, MUSÎBET, ÂFER, CEZÂ, GAYET ZOR İŞ, BÜYÜK GAİLE

- BELÂ-Yİ MÜBREM: KAÇINILMAZ BELÂ

- BELÂDET: İZANSIZLIK, AKILSIZLIK, SERSEMLİK, BUDALALIK

- BELGÜ: AYET

- BELÎ: EVET

- BENDE: KUL, KÖLE, BAĞLI [bkz. ABD]

- BERÂY-İ MA'LÛMAT: BİLGİ VERMEK İÇİN

- BERÂHÎN[< BÜRHÂN]: DELİLLER, TANIKLAR

- BERÂT: BELGE

- BEREKET: NİMETTE BOLLUK VE İYİLİK | MEYMENET, SAÂDET, MUTLULUK

- BER-HURDÂR[Fars. (BERHÛR: Hisse, nasip, pay.)]: SEVİNEN, ONAN, MUTLU OLAN [BERHUDÂR değil!]

- BERİYYE: HALK, İNSANLAR | ÇÖL, KIR, SAHRÂ

- BERZAH: İKİ ŞEY ARASI, FASIL, BOŞLUK, SINIR ALANI, ÂLEM-İ DÜNYA İLE ÂLEM-İ ÂHİRET ARASI. HAKK İLE HALK ARASI | ÖLÜLERİN RUHLARININ KIYÂMETE KADAR BULUNACAKLARI YER

- BEŞÛŞ: GÜLERYÜZLÜ, ŞEN

- BETÎL/BETÛL: HZ. MERYEM'İN VE FÂTIMAT-ÜZ-ZEHRÂ'NIN TAKMA ADI

- BEYHÛDE: BOŞUNA

- BEYT: EV, ODA, HÂNE, OBA

- BEYT-İ MUKADDES: KUDÜS, MESCİD-İ AKSÂ, ALLAH SEVGİSİNDEN BAŞKA BİR ŞEYE BAĞLI OLMAYAN BİR GÖNÜL

- BEYT-İ ŞERİF: KÂBE

- BEYT-ULLAH: KÂBE, "ALLAH'IN EVİ", MÜ'MİN KÂMİLİN KALBİ

- BEZL: SAÇMAK, DAĞITMAK

- BÎ-ÇÂRE: ÇARESİZ, ZAVALLI

- BÎAT[aslı BEY'AT]: KABUL VE TASDİK, İNTİSAB MUÂMELESİ, İNÂBE, İNTİSAB ETMEK, NASİB ALMAK, DERVİŞ OLMAK, AHD Ü PEYMÂN

- BİD'AT: SONRADAN MEYDANA ÇIKAN | PEYGAMBER ZAMANINDAN SONRA DİNDE MEYDANA ÇIKAN

- BİDÂYET: BAŞLAMA, BAŞLANGIÇ

- BÎ-GÂNE: KAYITSIZ, İLGİSİZ

- BİL-AKİS: TERSİNE

- BÎ-RENG: İLÂHÎ CEVHER

- BİŞNEV: DİNLE!

- BUĞZ: KİN, NEFRET, SEVMEME [bkz. ADÂVET]

- BUHUR[< BAHR]: DENİZLER

- BUHÛR: TÜTSÜ

- BURÂK: HZ. MUHAMMED'İN MÎRAÇ'TA BİNDİĞİ AT | ŞİMŞEK [IŞIK HIZINDA]

- BURÛDET: KALPTEKİ SOĞUKLUK

- BÜHTÂN: YALAN, İFTİRA

- BÜKÂ': AĞLAMA, GÖZYAŞI DÖKME

- BÜKÂ-YI SÜRÛR: SEVİNÇTEN DOĞAN GÖZYAŞI

- BÜKÂ-YI ŞEDÎD: HÜNGÜR HÜNGÜR AĞLAMA

- BÜNYÂD: ASIL, ESAS, TEMEL | BİNÂ, İNŞAA, YAPI

- BÜREYDE: SERİNLİK

- BÜŞRÂ: MÜJDE, SEVİNÇLİ HABER

- BÜTÛN[< BATN]: KARINLAR | NESİLLER, SOYLAR | İÇ

 

 

- CÂBÜLKA: İNSANIN MUTLAKA ALLAH'A DOĞRU YÖNELEN YOLUNDAKİ İLK MERHALESİ

- CÂBÜLSÂ: İNSAN GAYRETİNİN SON HEDEFİ [BURADA MUTLAK İLE MEVSUF (ALLAH İLE İNSAN) BİRLEŞİR]

- CÂH: ÎTİBAR, MAKAM

- CÂİZ[< CEVAZ]: OLABİLİR, OLUR

- CÂMİ'[< CEM]: DERLEYEN, TOPLAYAN | İÇİNE ALAN, İÇİNDE BULUNDURAN | İÇİNDE NAMAZ KILINAN İBÂDET YERİ

- CÂMİD[< CÜMÛD]: DONMUŞ, DONUK | CANSIZ

- CEB(İ)R: ZOR, ZORLAMA | DÜZELTME, TAMİR ETME

- CEDEL: TARTIŞMA, SERT MÜNÂKAŞA | KAVGA

- CEHRÎ: AÇIKTAN YA DA YÜKSEK SESLE YAPILAN

- CELVET: YERİNİ YURDUNU TERK ETMEK

- CEMÂL: YÜZ GÜZELLİĞİ

- CEMÂLULLAH: İNSANIN YÜZÜ, ALLAH'IN İNSANA VERDİĞİ KİTABIN ÖN SAYFASI, YANİ FATİHA'SI

- CENÂH: ÂHİRET

- CERBEZE: GÜZEL KONUŞMA, BECERİKLİLİK | KURNAZLIK

- CEVÂZ: CÂİZ OLMA, İZİN, MÜSÂADE

- CEVHER: MAYA, ÖZ | AKIL

- CEVVAL: SÜREKLİ HAREKET HALİNDE OLAN

- CEZBE: TARÎKAT EHLİNİN KENDİNDEN GEÇME HÂLİ

- CEZM: KESİN KARAR, NİYET | BİR SÖZCÜĞÜN SONUNDAKİ HARF YA DA HAREKEYİ DÜŞÜRME

- CİHET: YAN, YÖN, TARAF | YÜZ, YER | NEDEN, VESÎLE, İLGİ | GÖREV, HİZMET

- CÛD[CÛD-İ KEREM, CÛD-İ SEHÂ]: CÖMERTLİK, EL AÇIKLIĞI | TAŞMAK, DIŞLAŞMAK

- CÛŞ: COŞMA, KAYNAMA

- CÛŞ Û HURÛŞ: COŞMA VE GÜRÜLTÜ

- CÜNÛN: AŞKIN GALİP GELMESİ | DELİRME, ÇILDIRMA

 

 

- ÇÂR-I ANÂSIR: DÖRT UNSUR[HAVA, SU, TOPRAK, ATEŞ]

- ÇERAG/Ğ: KANDİL, MUM, IŞIK | OTLAMA, OTLAK

- ÇEŞM: GÖZ

- ÇEVGÂN: ALLAH'IN EZELDEKİ TAKDİRİ | CİRİT OYUNUNDA ATLILARIN BİRBİRİNE ATTIKLARI DEĞNEK | UCU EĞRİ DEĞNEK, BASTON, ÇEVGEN

 

 

- DÂNÂ: BİLEN

- DÂREYN: DÜNYA İLE ÂHİRET, İKİ ÂLEM

- DEF': ÖTEYE İTME, SAVMA, UZAKLAŞTIRMA | VERME, ORTADAN KALDIRMA | GİDERME

- DER-DEST: TUTMA, ELDE ETME | ELDE OLAN, YAPILMAKTA OLAN

- DER-UHDE: ÜSTÜNE ALMA, YÜKLENME

- DERC: SOKMA, ARASINA SIKIŞTIRMA | GAZETEYE YAZMA | TOPLAMA, BİRİKTİRME | HATTATLARIN YAZDIKLARI MEŞK TOMARI | NAKIŞLI KÂĞIDA YAZILMIŞ YAZI[farsça'da]

- DERDEME: YEDİ GEZEGEN

- DERDEST: TUTMA, ELDE ETME | ELDE OLAN, YAPILMAKTA OLAN

- DERUHDE: ÜSTÜNE ALMA, YÜKLENME

- DERÛN/Î: İÇ ÂLEMİNE İLİŞKİN | GÖNÜL, KALP

- DERVİŞ: ARANDIĞI YERDE/ARANDIĞINDA BULUNAN

- DEST: EL

- DESTÂR: SARIK, TÜLBENT, İMÂME

- DESTÛR: İZİN, MÜSÂADE, RUHSAT

- DEVRÂN: DÎNÎ FOLKLOR, ZİKRULLAH | DÜNYÂ, FELEK, ZAMAN, TÂLİH, KADER | DEVİR

- DİBÂCE: BAŞLANGIÇ, ÖNSÖZ

- DÎDÂR: YÜZ, ÇEHRE

- DÎDE: GÖZ, GÖZÜN NURU

- DİL: GÖNÜL, YÜREK, KALP

- DİL-ÂGÂH: GÖNÜL ANLAR | KALBİ UYANIK | BİLGİN

- DİL-ÂZÂD: GÖNLÜ BİR ŞEYLE İLGİLİ OLMAYAN, GÖNLÜ RAHAT | HÜRRİYETE KAVUŞMUŞ

- DİL-DÂR: BİRİNİN GÖNLÜNÜ ALMIŞ, SEVGİLİ | ABDÜLBÂKİ DEDE'NİN TERKİBETTİĞİ 7 MAKAMDAN BİRİ

- DİN: FITRATINI BOZMAMAK ÜZERE KONULMUŞ DÜZEN

- DOST: HAKÎKÎ SEVGİLİ, ALLAH | SEVEN VE SEVİLEN KİMSE

- DÛÇÂR: TUTULMUŞ, UĞRAMIŞ, YAKALANMIŞ

- DÛN: AŞAĞI, AŞAĞILIK | ALÇAK | ALTTA, AŞAĞIDA

- DÜRR-Ü YEKTÂ: YEGÂNE İNCİ

- DÜSTÛR: KANUN, KAİDE, KURAL

 

 

- EBAD-I SELÂSE: ÜÇ BOYUT

- EB-ÜL-BEŞER: HZ. ÂDEM

- EBCED: ESKİ SÂMİ ABECE SIRASINA GÖRE DÜZENLENMİŞ, ARAPÇA'YA AİT SESLERİ GÖSTEREN İMLEÇ(HARF)LER EKLENMİŞ VE BU SIRAYA GÖRE İMLEÇLERE, BİRDEN ONA SIRA İLE, ONDAN YÜZE ONAR ONAR, YÜZDEN BİNE YÜZER YÜZER OLMAK ÜZERE BİRER SAYI DEĞERİ VERİLMİŞ OLAN ARAP İMLEÇLERİNİN DİZİLİŞ SIRASI VE BÜTÜNÜ. BU HARFLER SEKİZ GRUBA AYRILDIKTAN SONRA, ARALARINA SESLER KONULARAK ANLAMI OLMAYAN, FAKAT ARAP İMLEÇLERİNE KONU OLAN ŞU SEKİZ SÖZCÜK MEYDANA GETİRİLMİŞTİR. EBCED, HEVVEZ, HUTTÎ, KELEMEN, SA'FES, KARAŞET, SEHHAZ, DAZIG+LEN.

- EBRÂR[< BERR]: HAYIR SÂHİPLERİ, İYİLER | DİNDARLAR, ÖZÜ SÖZÜ DOĞRU OLANLAR

- EBSÂR[< BASAR]: GÖZLER, GÖRME HASSALARI

- EC(İ)R: BİR İŞ, HİZMET KARŞILIĞINDA VERİLEN ŞEY | ÂHİRETE AİT MÜKÂFAT, SEVAP | ÜCRET

- EDEB[çoğ. ÂDÂB]: İYİ TERBİYE, NEZÂKET, ZARÂFET | ELİNE, DİLİNE, BELİNE SAHİP OLMAK [ELİF, DAL, BE] | ALLAH'A YAKLAŞMANIN ÖLÇÜSÜ | DAVET, ÇAĞRI | ÜST SEVİYE AHLÂKI

- EFDAL[< FÂDIL, FÂZIL]: DAHA FAZÎLETLİ | EN ÂLÂ, ÜSTÜN

- EĞE KEMİĞİ[AZM-İ DIL'Î]: (HZ. ADEM'İN) SOL KABURGA(SI)

- EHEMMİYYET: DEĞERLİLİK, ÖNEM

- EHL: SÂHİP, MÂLİK, MUTASARRIF OLAN | USTA, BECERİKLİ | EŞLERDEN HER BİRİ

- EHL-İ BÂTIN: HAKK'IN SIRRINA ERMİŞLER

- EKBER[< KEBÎR (çoğ. EKÂBİR)]: EN BÜYÜK

- EKMEL[< KÂMİL]: DAHA (EN) KÂMİL, MÜKEMMEL VE KUSURSUZ, EKSİKSİZ OLAN

- EKREM: EN KERÎM, EN CÖMERT

- EL-: DEĞİŞİMDE DEĞİŞMEDEN KALAN | EN YÜKSEK VE TANIMLANAMAZ GERÇEKLİK | TEO, TAO, TE, T, THE

- EL TUTMAK: DERVİŞ OLMAK

- EL'ÂN: ŞİMDİ, ŞU ANDA | HÂLÂ, DAHA

- ELİF: ARAP ABECESİNİN İLK HARFİ | KESRET, ÇOKLUK, YEDİ NOKTADAN MEYDANA GELMİŞTİR

- ELÎF[< ÜLFET]: ÜLFET OLUNAN, İSTENİLEN, ALIŞILAN ŞEY | ALIŞMIŞ, ALIŞKIN, ALIŞIK

- ELÎM[< ELEM]: ÇOK DERT VE KEDER VEREN, ACIKLI | SIZLATAN, AĞRITAN, ACITAN

- EMRE: DERVİŞ, İSTEYEN/TALEB EDEN

- ENÂNİYYET: BENLİK, EGO

- ENBİYÂ[< NEBÎ]: PEYGAMBERLER

- ENDÂZE: ALTMIŞ SANTİMETRELİK BİR ÖLÇÜ | ÖLÇEK | TAHMİN, TAKDİR | MERTEBE, DERECE

- ENFÜS[< NEFS]: CANLAR, YAŞAYANLAR

- ENSÂR[< NÂSIR]: YARDIM EDENLER, KORUYANLAR

- ENVÂ'[< NEV]: ÇEŞİTLER, TÜRLER

- ERBAA: DÖRT

- ERBAÎN: KIRK | DERVİŞLERİN HALVETHÂNEDE BULUNDUKLARI KIRK GÜN, ÇİLE ÇIKARMAK

- ERKÂN[< RÜKN]: ESASLAR, DESTEKLER | REİSLER

- ESFEL-İ SÂFİLÎN: EN ALT MERTEBE, CEHENNEM

- ESHÂB[< SÂHİB, SAHB]: SAHİPLER, DOSTLAR, HALK, MÂLİK VE MUTASARRIF OLANLAR | PEYGAMBERİMİZİ GÖRMEK VE SOHBETİNE ERMEK ŞEREFİNİ KAZANMIŞ KİMSELER

- ESLÂF[< SELEF]: SELEFLER, ÖNCEKİLER, GEÇMİŞLER

- EŞEK: TAŞIYICI

- EŞEKK: ÇOK ŞEK SAHİBİ, FAZLA TEREDDÜT EDEN

- EŞHEB: KIR AT | SOĞUK (GÜN) | GÜÇ İŞ | ARSLAN

- EŞHÜR-ÜL-HURUM: İSLÂM'DAN ÖNCE, HARBİN VE ÖLÜMÜN HARAM KABUL EDİLDİĞİ ARABÎ AYLARINDAN "ZİLKA'DE, ZİLHİCCE, MUHARREM VE RECEB" AYLARI

- EŞRÂT[< ŞARAT]: ALÂMETLER, NİŞANLAR

- ETKIYÂ [< TAKÎ]: ALLAH KORKUSUYLA GÜNAH İŞLEMEKTEN ÇEKİNENLER

- ETVÂR[< TAV[I]R]: HAL VE HAREKETLER

- ETVÂR-I SEB'A: NEFSİN YEDİ DERECESİNE GÖRE DEĞİŞEN HALLER

- EVKAF[< VAKF]: CÂMİ, MEDRESE, İMÂRET GİBİ HAYRÂTIN İDARESİNE AYRILAN ARAZİ, BİNA VS. | VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

- EVKAT[< VAK[İ]T]: ZAMANLAR, ÇAĞLAR

- EVLÂ': DAHA UYGUN, DAHA İYİ

- EVRÂD[< VİRD]: OKUNMASI ÂDET OLUNAN DÎNÎ DUALAR, HER ZAMAN DİLDE VE AĞIZDA DOLAŞAN SÖZLER

- EVSÂF[< VASF]: SIFATLAR, KALİTELER

- EVTÂD[< VETED]: ZÜMRE-İ RİCÂLULLAHTAN DÖRT KİMSE | DÖRT MENZİLİ VARDIR: ŞARK, GARB, ŞİMAL, CENÛB | AĞAÇ YA DA DEMİR KAZIKLAR, DİREKLER

- EVVÂB: ALLAH'A RÜCÛ EDEN FENÂFİLLAH MAKAMI

- EY-V-ALLAH: HAKK'A TESLİMİYET | PEKÎ, ÖYLE OLSUN | ALLAH'A ISMARLADIK | HİÇ İTİRAZ ETMEMEK

- EZKÂR[< ZİK[İ]R]: ZİKİRLER | ANMALAR, ANIMSAMALAR, SÖYLEMELER

 

 

- FÂCİR[< FÜCÛR]: FENA HUYLU, GÜNAHKÂR | AYYAŞ, SEFİH | HABÎS, REZİL, ŞERÎR, ŞAKÎ | YALANCI | KADINA DÜŞKÜN ERKEK, ERKEĞE DÜŞKÜN KADIN

- FADL: DÜNYADA RIZK, ÂHİRETTE CENNET

- FAHR: ÖVÜNME, ŞEREF, ONUR | ULULUK | ERDEM

- FÂİL: İŞLEYEN, YAPAN, EDEN | TE'SİRLİ

- FAKÎR[< FAKR][çoğ. FUKARÂ]: DERVİŞ, ALÇAKGÖNÜLLÜ, DÜNYALIĞI AZ OLAN, YOKSUL, PARASIZ | ALÇAKGÖNÜLLÜLÜK GÖSTEREREK "BEN" ANLAMINA GELEN

- FAKR: ASLA AKLINA HAKK'TAN BAŞKA ŞEY GELMEYEN KİMSEYE VERİLEN İSM-İ MUHTAÇLIK

- FÂNÎ[< FENÂ]: GEÇİCİ | ÖLÜMLÜ

- FARZÂ: FARZEDELİM Kİ, DİYELİM Kİ, OLA Kİ [FARAZÂ yanlıştır!]

- FÂRİG[< FERAĞ]: VAZGEÇMİŞ, ÇEKİLMİŞ | RAHAT

- FASÂHÂT[FESÂHÂT değil!]: GÜZEL VE AÇIK KONUŞMA, UZDİLLİLİK, İYİ SÖZ SÖYLEME BECERİSİ | KÖPÜKSÜZ HÂLİS SÜT[arapça'da]

- FASIK[< FISK]: ALLAH'IN EMİRLERİNİ TANIMAYAN, SAPKIN, GÜNAH İŞLEYEN, FESATÇI, KÖTÜLÜK EDEN

- FASL[< FUSÛL]: AYIRMA, AYRILMA | KESİNTİ | BÖLÜM

- FASS[çoğ. FUSÛS]: TAŞIN YÜZÜKTE OTURDUĞU YUVA | YÜZÜK TAŞI

- FÂŞ: MEYDANA ÇIKMA, DUYULMA, AÇIĞA VURMA

- FÂZIL: ERDEMLİ KİŞİ

- FAZÎLET: ERDEM

- FEHVÂ: MÂNÂ, ANLAM, MEFHUM, KAVRAM

- FELÂH: KURTULUŞ, SELÂMET, ONMA | MUTLULUK, KUTLULUK

- FENÂ': YOK OLMA, YOKLUK, GEÇİP GİTME

- FERÂGAT: VAZGEÇME, EL ÇEKME, ÖZVERİ

- FERÂSET[< FERES[Çok hızlı giden at.]]: ZEKÂNIN İNCELMİŞ VE HIZLANMIŞI | EDEB'İN KALBE İNİŞİ | ANLAYIŞTA ÖNE GEÇME | ZEKÂNIN GÖVDEYİ KONTROL ALTINA ALMIŞ ŞEKLİ. (AKIL-ZEKÂ-FERASET: AYNI ŞEYİN DEĞİŞİK MERTEBELERDE ALDIĞI ADLAR)

- FETÂ[çoğ. FİTYÂN]: GENÇ, DELİKANLI, YİĞİT, MERT | CÖMERT, ELİ AÇIK | PUT KIRICI

- FEVERÂN: KAYNAMA, GALEYAN ETME | FIŞKIRMA

- FEVT: BİR DAHA ELE GEÇMEMEK ÜZERE KAYBETME, ELDEN ÇIKARMA, KAÇIRMA

- FEVZ: KURTULUŞ, ZAFER, NECAT, MUVAFFAKİYET, SELÂMET

- FEYZ: BOLLUK, VERİMLİLİK, BEREKET | İLİM, İRFAN

- FEYZ-İ AKDES: ZÂT ÂLEMİNDEN GELEN TECELLİYÂT | EN KUTSAL TECELLÎ, MÂNÂ

- FEYZ-İ İRFÂN: MA'NEN İLERLEMEK

- FEYZ-İ MUKADDES: SIFAT ÂLEMİNDEN GELEN TECELLİYÂT, MADDE

- FIKIH: BİR ŞEYİ, BİR SÖZÜ NEDENLERİ VE DERİNLİKLERİYLE, ZEVKİNE VARARAK ANLAMAK | ŞERÎAT İLMİ

- FIRAK[< FIRKA]: CENNETLER | EHL-İ SÜNNET VE CEMAAT'TEN AYRILAN MEZHEPLER

- FIRKA[çoğ. FIRAK]: İNSAN GRUBU

- FISK: HAK YOLUNDAN YA DA HAK YOLDAN ÇIKMA, ALLAH'A KARŞI İSYAN ETME | SEFÂHATE DALMA | HÂİNLİK | DİNSİZLİK, AHLÂKSIZLIK

- FITRAT: VAROLUŞ ÖZELLİKLERİ

- FÎ-SEBÎL-İLLÂH: ALLAH YOLUNDA | KARŞILIK BEKLEMEKSİZİN

- FİRDEVS: CENNETLERİN ÂLÂSI, MAKSÛRE-İ RAHMÂN

- FİRKAT: DOSTLARDAN AYRILIK, AYRILIŞ

- FUÂD: KALP, YÜREK, GÖNÜL, KALPTEKİ YAŞAM NOKTASI (NOKTA-YI SÜVEYDA, NAZARGÂH-I İLÂHİ)

- FURSAT: UYGUN ZAMAN, ELVERİŞLİ DURUM [Dilimizde bir yanlış olarak, "fırsat" olarak yaygındır]

- FÜNÛN[< FENN]: İLİM, SANAT, HÜNER

- FÜRÛÂT[< FER']: DAL, BUDAK | TOMURCUK | BİR ASLIN SONUCU | İKİNCİ DERECEDE ÖNEMLİ OLAN | ŞÛBE

- FÜTÜVVET: CÖMERTLİK

- FÜYÛZÂT[< FEYZ]: BOLLUK, VERİMLİLİK, BEREKET | İLİM, İRFAN

 

 

- GADAB: ÖFKE, HİDDET, KIZGINLIK

- GAFÛR-ÜR-RAHÎM: ESİRGEYEN, SUÇ BAĞIŞLAYAN (ALLAH)

- GAİB[< GAYB,GIYÂB]: GÖRÜNMEYEN (HAKÎKAT İLMİ İLE BİLİNİR) | HAZIR OLMAYAN, YOK OLAN, KAYIP | ÜÇÜNCÜ ŞAHIS, O

- GAİLE: DERT, SIKINTI, KEDER | FELÂKET, MUSÎBET | UĞRAŞTIRICI VE SIKINTILI İŞ | SAVAŞ, MUHÂREBE

- GALEBE: GALİP GELME, YENME, ÜSTÜNLÜK | ÇOKLUK, KALABALIK | ZAPTOLUNMAYACAK DERECEDE AZGIN

- GAMGÎN: GAMLANAN

- GANÎ[çoğ. AĞNİYÂ]: ZENGİN, VARLIKLI | ALLAH'IN ADLARINDAN BİRİ

- GAR[GA uzun okunur]: MAĞARA, İN

- GARÂBET: GARİPLİK, TUHAFLIK | NE DEMEK OLDUĞU HERKESÇE ANLAŞILMAYACAK SÖZCÜK VE TÂBİRLERİN SÖZ ARASINDA KULLANILMASI

- GARAZ: HEDEF, GAYE, MEYİL, İSTEK

- GARK OLMAK: KENDİNİ BIRAKMAYA RAZI OLMAK

- GAŞY: KENDİNDEN GEÇME, BAYILMA | KULUN HALKTAN UZAKLAŞIP HAKK'A VARMASI

- GAVS: YARDIMCI, İMDÂDA YETİŞEN | VELÎYULLAH | MEDET, NUSRET

- GAVS-İ A'ZAM: ABDÜLKADİR-İ GEYLÂNÎ (KUTB)

- GAYB: BELİRSİZ, BİLİNMEYEN. GAYB-I İZÂFÎ(BİLİNMEYEN), GAYB-I MUTLAK(BİLİNMEYEN)

- GAYÛR[< GAYRET]: GAYRETLİ, ÇOK ÇALIŞKAN | DAYANIKLI [GAYYÛR değil!]

- GAYZ: HİDDET, ÖFKE, KIZMA

- GAZAB: ÖFKE, HİDDET, KIZGINLIK

- GEDÂ[çoğ. GEDÂYÂN]: DİLENCİ, YOKSUL

- GENC: HAZİNE

- GEVHER: ELMAS, CEVHER | İNCİ | DEĞERLİ TAŞ | BİR ŞEYİN ASLI, ESASI

- GIDÂ[çoğ. AĞDİYE]: İNSANI BESLEYEN ŞEYLER | İBÂDET | ZİKRULLAH

- GINÂ': NAĞME | ESNÂ-YI ZİKİRDE OKUNAN İLÂHİLER

- GINÂ': ZENGİNLİK, BOLLUK | USANÇ, BIKKINLIK

- GIPTA: ARZU ETME, İMRENME

- GIŞÂ': ÖRTÜ, PERDEN, ZAR

- GIYÂS: YARDIM

- GÖBEK: ULVİ VE SÜFLİ (AYDINLIK VE KARANLIK) BÖLGELERİN BİRLEŞTİĞİ NOKTA

- GÖNÜL: İLÂHİ GÖRÜNÜŞÜN MEKÂNI(TECELLİGÂH'I İLÂHİ) | KALP GÖZÜ | FUAD

- GÖZ: ÖZ | ÖZ'ÜN AYNASI, KAPISI, DIŞLAŞMASI | ZÂT | "SUYUN AKMAYA BAŞLADIĞI KAYNAK"

- GUFRÂN: AFFETME, MERHAMET ETME

- GURÛB: BİR GÖK CİSMİNİN BATIDA GÖRÜNMEZ OLMASI, BATMASI

- GÜFTÂR: SÖZ

- GÜFTÂR-I ŞİRİN: TATLI SÖZ

- GÜFTE[Fars. < GOFTE]: SÖYLENMİŞ SÖZ

- GÜL-BÂNG: TEKKELERDE, DERGÂHLARDA ÂYİN SIRASINDA YA DA DUÂDAN SONRA, SARAYLARDA KİMİ TÖRENLER SIRASINDA HEP BİR AĞIZDAN YÜKSEK SESLE OKUNAN İLÂHİ YA DA DUA

- GÜLBANT: AŞIKLARIN DEMİ

- GÜMÂN: ZAN, SANMA, SEZME

- GÜNÂH: ALLAH İLE KULUN ARASINI AÇAN | ALLAH'IN EMİRLERİNE AYKIRI OLARAK GÖRÜLEN İŞ, DÎNÎ SUÇ

- GÜRÛH-I NÂCİ: SELÂMET EHLİ

- GÜZÎDE: SEÇİLMİŞ, SEÇKİN, BEĞENİLMİŞ

 

 

- HÂB: UYKU, RÜ'YÂ

- HABB/E: TÂNE/LER, TOHUM

- HABBE: DERVİŞLERİN GİYDİĞİ HAYDÂRİYE'NİN YAKASINA TAKILAN İKİ YUVARLAK TAŞ. BU TAŞLAR NECEF YA DA AKİK OLUR. [HASENEYN'İN MUHABBETİNE NİŞÂNE]

- HABÎB[< HUBB]: SEVGİLİ, SEVEN, DOST

- HABÎR: HABERLİ, ÂLİM, ZEKİ, ANLAYIŞLI, BİLGİLİ | ALLAH

- HABÎS: PARASIZ OLARAK VERİLEN, BAĞIŞLANAN ŞEY

- HABÎS[< HUBS]: KÖTÜ, ALÇAK, PİS, SOYSUZ

- HABÎS: UN HELVASI

- HABL-İ METÎN: ALLAH'IN KOPMAZ İPİ | İSLÂM DÎNİ

- HÂCÂT[< HÂCET]: İSTEKLER, DİLEKLER

- HÂCE: HOCA, EFENDİ, AĞA, ÇELEBİ, SAHİP, MUALLİM, PROFESÖR | TÜCCAR

- HACER-İ ESVED: GÖZBEBEĞİ | TÜM GÖZBEBEKLERİNİN ORTAK SİMGESİ

- HÂCET: GEREK, GEREKLİLİK

- HACÎL: UTANMIŞ, UTANCINDAN YÜZÜ KIZARMIŞ

- HÂDÎ[< HİDÂYET]: HİDÂYET EDİCİ, DOĞRUYA GÖTÜREN | KILAVUZ

- HÂDİM[< HİDMET]: HİZMET EDEN, YARAYAN

- HADS: SEZGİ | ZAN, TAHMİN

- HAFÂ': GİZLİ OLMA, GİZLİLİK, KAPALILIK | KALP

- HÂFİR: HAFREDEN, KAZAN, KAZICI, ESKİ ESER ARAŞTIRAN

- HÂFİYEN: YALINAYAK OLARAK | İKRÂM EDEREK

- HAFİYYEN: GİZLİDEN, GİZLİCE, SAKLI OLARAK

- HÂİZ: SAHİP, TAŞIYAN

- HÂK: TOPRAK

- HAKİR: DEĞERSİZ, AŞAĞI, BAYAĞI [HAKÎR değil!]

- HALÂKA: YARATMAK

- HALÂS: KURTULMA, KURTULUŞ

- HÂLÂT[< HALET]: HÂLLER, SÛRETLER, NİTELİKLER | MEYL, MUHABBET, AŞK, VİSAL

- HALÂVET: TATLILIK, ŞİRİNLİK | ZEVK

- HÂLÎ: HÂL'E MENSUP, ŞİMDİKİ

- HÂLİK: YARATAN, YOKTAN VAR EDEN, ALLAH

- HÂLLÂK: HER TÜRLÜ YARATMAYI, HER TÜRLÜ YAPAN, ALLAH

- HÂLİKIYYET: HÂLİKLİK, YARATICILIK

- HALÎL: SAMİMİ ARKADAŞ

- HALVET: YALNIZ, TENHA KALMA, TENHAYA ÇEKİLME | HALK'TAN AYRILIP HAKK İLE TENHA KALMAK

- HAMAKÂT: AHMAKLIK, BEYİNSİZLİK, BÖNLÜK (HALÂFET, HUMK, HÜTR)

- HAMD: ŞÜKÜR | ALLAH'I CEMAL VE CELÂL SIFATLARINA UYAR ŞEKİLDE ÖVMEK

- HÂMİD[< HAMD]: ŞÜKREDEN

- HAMÎD[< HAMD]: ÖVGÜ ANCAK ALLAH'A

- HAMİYYET: MİLLÎ ONUR VE HAYSİYET

- HÂN-KAH: TEKKE, MERKEZ DERGÂH, PÎR EVİ, KÂBETÜ'L-UŞŞÂK

- HÂNE-İ HAMMAR: MÜRŞİT

- HANEDÂN: KÖKTEN ASÎL VE BÜYÜK AİLE, OCAK | CÖMERT | KAPISI AÇIK

- HÂNMÂN: EV BARK, OCAK

- HANNÂN: ÇOK ACIYAN, ÇOK ACIYICI [ALLAH'IN ADLARINDAN]

- HARÂBÂT[< HARÂBE]: DERGÂH

- HARÂM: CAİZ OLMAYANA DAVET EDEN | ŞERÎATÇE, DİNCE YASAK EDİLMİŞ ŞEY | TECÂVÜZ EDİLMESİ, DOKUNULMASI MEN' EDİLEN, KUTSAL, MÜBAREK

- HAREM: EHLİ DIŞINDA GİRMESİ YASAK OLAN YER

- HAREMEYN: MEKKE İLE MEDÎNE-İ MÜNEVVERE [MÜSLÜMAN OLMAYANLAR GİREMEZ

- HARF-İ MUKATTA: AYN SİN KAF

- HARÎM: BİRİ İÇİN MUHTEREM VE MUKADDES OLAN ŞEYLER | HACILARIN, HAC ZAMANINDA BÜRÜNDÜKLERİ ÖRTÜ

- HARÎS[< HIRS]: HIRSLI, GEREĞİNDEN FAZLA İSTEKLİ

- HÂRİS: SON DERECE HIRSLI OLAN

- HÂRİS[< HİRÂSET]: BEKÇİ, GÖZCÜ, KORUYAN

- HÂR-İSTÂN[-ZÂR]: DİKENLİK, ÇALILIK

- HASBÎ: KARŞILIKSIZ, BEDELSİZ | ALLAH RIZASI İÇİN YAPILAN İŞ

- HASBÜN-ALLAH VE Nİ-MEL-VEKÎL: BİZE ALLAH YETER, O HER İŞİMİZİ GÜZEL YAPAR

- HASEB: CED, ATA, BABA TARAFINDAN GELEN ŞEREF, SOY TEMİZLİĞİ

- HASED/HASET: KIŞKANÇLIK, ÇEKEMEMEZLİK | HAKKI ÖRTMEK [KÖKÜ KÜFÜRDÜR]

- HASEN: GÜZEL

- HASENÂT[< HASENE]: İYİLİKLER, HAYIRLI İŞLER

- HASLET: MİZAÇ, İNSANIN YARADILIŞINDAKİ HUYU, DOĞASI

- HASLET-İ CEMÎLE: GÜZEL HUY

- HÂSS: ÖZEL | SAF, HÂLİS

- HAŞR: TOPLA(N)MA

- HAŞR Ü NEŞR: TOPLANMA VE DAĞILMA

- HAŞYE/T: KORKU, KORKMA

- HÂTEM: MÜHÜR, ÜSTÜ MÜHÜRLÜ YÜZÜK | HITAM | EN SON, NİHAYETE ERDİREN

- HÂTIR[< HUTÛR]: ZİHİN, FİKİR | KEYİF, HÂL | GÖNÜL (FÜTÛHÂT[< FETH]-SÜNÛHÂT[< SÜNÛH]-ZUHÛRÂT[< ZUHÛR]-İLHÂMÂT[< İLHAM])(HÂTIR > İLM-İ LEDÜN)

- HATM-İ HÂCEGÂN: NAKŞÎ TARİKATİ MÜRİTLERİNİN ŞEYH HUZURUNDA DİZ ÇÖKÜP FİKRÎ VE NAZARÎ MÂSİVÂDAN TECERRÜD EDEREK ŞEYHE VE DOLAYISIYLA HAKKA VASL İLE YÖNELİP ŞEYHİN İŞARETLERİYLE "FÂTİHA, İHLÂS, İNŞİRAH" SÛRELERİNİ MUAYYEN ADETLERDE OKUMA

- HATT: ÇİZGİ | SATIR | YOL | YAZI | PARMAĞIN ONİKİDE BİRİ OLAN BİR ÖLÇÜ

- HATTÂT: EL YAZISI ÇOK GÜZEL OLAN | SANATKÂR

- HAVÂTIR[< HÂTIRA]: HÂTIRALAR, FİKİRLER, DÜŞÜNCELER

- HAVF: KORKU, KORKMA | YILGI, FOBİ | SEVDİĞİNİ GÜCENDİRME KORKUSU

- HAVF Ü RECA: [örnek. İKİ ASLAN'IN GÖRÜŞ MESAFESİNİN ARASINDA OLMAK]

- HÂVÎ: İÇİNE ALAN, İÇERME, KAPSAYAN

- HAVL: TÂKAT

- HAVZ: ZÂT DERYASI

- HAYÂ: UTANMA, SIKILMA | NÂMUS, EDEP | GÜNAHDAN ÇEKİNMEK

- HAYÂT: DİRİLİK, CANLILIK

- HAYÂT-I CÂVİDÂN[Î]: SÜREKLİ HAYAT

- HAYDAR: ARSLAN | CESUR, YİĞİT | HZ. ALİ | ÖLÜMSÜZ DİRİ(HAYY)

- HAYDARİYYE: HIRKA ALTINA GİYİLEN KOLSUZ, KISA ELBİSE [Hz. ALİ'nin giydiği]

- HAYR: HAYIRLI, İYİ, YARARLI

- HAYRÂT[< HAYR]: HAYIRLI İŞLER | HAYIR İÇİN KURULAN MÜESSESELER [ÇEŞME, HASTAHANE, AŞHÂNE]

- HAYRET: ŞAŞMA, ŞAŞA KALMA

- HAYY: ALLAH'IN ADLARINDAN | DİRİ, CANLI

- HÂZIR: ZÂHİRDE GÖRÜNEN VE BİLİNEN, İLİMLE BİLİNEN

- HAZÎNE: MUHABBET İLE DOLU OLAN GÖNÜL

- HAZİNET-ÜL ESMA: TOPRAK

- HAZRET(HZ.)[< HUZÛR (çoğ. HAZERÂT)][KURB, PİŞ-GÂH]: SAYGI İLE BÜYÜKLERE VERİLEN/KULLANILAN UNVAN | KALENDERCE BİR SESLENİŞ | VARLIK MERTEBELERİNİN HER BİRİ

- HELÂL: DİNİN HÜKÜMLERİ BAKIMINDAN KULLANILABİLEN | HARAM OLMAYAN

- HEM: BİR, AYNI

- HEMCİNS: YARATILMIŞLARIN TÜMÜ | CİNSLERİ BİR OLAN, AYNI SOYDAN

- HEM-DEM: SIKI FIKI, CANCİĞER ARKADAŞ

- HEM-DEST: KUVVET VE KUDRETTE BERÂBER OLAN, ELELE VEREN | ORTAK | KUMAŞ DOKUYUCULUKTA BİR ÇIRAĞA, ARTIK TEK BAŞINA ÇALIŞABİLECEK SEVİYEYE GELDİĞİNİ BİLDİREN BERATI VEREN KİMSE

- HEM-DİL: DÜŞÜNCELERİ, YÜREKLERİ BİR OLAN, GÖNÜLDEŞ

- HERC Ü MERC: ALTÜST, KARMAKARIŞIK, ALLAK BULLAK, DARMADAĞINIK

- HERZE: BOŞ LÂKIRDI, SAÇMA

- HEVÂ: HEVES, İSTEK, ARZU | KEYİF

- HEVES: ARZU, İSTEK | GELİP GEÇİCİ İSTEK

- HIDIRELLEZ: HIZIR-İLYAS

- HIRKA: DERVİŞLERİN GİYDİĞİ KALIN KUMAŞTAN ELBİSE [çoğ. HIRAK]

- HIZR, HIZIR: KUL SIKILDIĞI ZAMAN İMDADINA YETİŞEN PEYGAMBER

- HİCÂB[çoğ. HÜCÜB]: UTANMA, SIKILMA | PERDE | AYIP | SÜLÛKA ENGEL OLA(BİLE)N HERŞEY

- HİCRÂN: AYRILIK [bkz. FIRAK, FÜRKAT, İFTİRÂK] | UNUTULMAZ ACI, KEDER, İÇ ACISI

- HİCRET[< HECR]: MEMLEKETTEN MEMLEKETE GÖÇ | HZ. PEYGAMBER'İN MEKKE'DEN MEDİNE'YE GÖÇ ETMESİ(İSLÂM TARİHİNİN/TAKVİMİNİN BAŞI)(HİCRET-İ NEBEVİYYE)

- HİDÂYET: DOĞRU YOL | HAKK YOLUNA ERİŞME

- HİLÂF: KARŞI, ZIT | YALAN

- HİLÂFET: BİRİNİN YERİNİ TUTMA | PEYGAMBER VEKİLLİĞİ, HALÎFELİK

- HİLÂFIN(D)A: DIŞINDA, TERSİNE

- HİL'AT[çoğ. HİLA']: KIYMETLİ KAFTAN

- HİLKAT: YARATILIŞ

- HİLM: İNSANIN DOĞASINDA OLAN YUMUŞAKLIK

- HİLYE: HZ. MUHAMMED'İN VASIFLARINI ÖVEN ESER

- HİMÂYE/T: KORUMA, KOLLAMA

- HİMEM[< HİMMET]: GAYRETLER, EMEKLER, ÇALIŞMALAR | ERMİŞLERİN MÂNEVÎ YARDIMLARI

- HİMMET[çoğ. HİMEM]: GAYRETLİ ÇALIŞMA, ÇABALAMA

- HİSS[çoğ. AHSÂS]: KUVVETLİ DUYGU, DUYMA KUVVETİ

- HİSS-İ SELÎM/BON SENS[Fr.]: SAĞDUYU, İLHÂMÂT-I RABBÂNÎ

- HİSS KABL-EL-VUKÛ'(HİSS-İ MUKADDEM): ÖNSEZİ, ÖNCEDEN HİSSETME [Fr. PRÉSSENTIMENT]

- HİSSİY(Y)ÂT: SEZİŞLER, DUYGULAR

- HİTÂM: SON, NİHAYET | BİRME, TÜKENME | MÜHÜRÜN, BASILDIĞI KÂĞITTA KALAN İZİ

- HİZB: KISIM, BÖLÜK | CEMAAT, TÂİFE, TARAFTAR

- HİZMET: İŞ GÖRME, GÖREV [bkz. HİDMET, HİDEMÂT]

- HİZMETNİŞİN: GÖREV ALAN, HİZMET EDEN, HİZMET EDENLERDEN

- HÛ: ALLAH [İSLÂM HARFLERİNDE EN DERİN HA HARFİ, EN SON MAHRECİ VAV HARFİDİR. SON MAHRECİ BU İKİ HARF ARASINDADIR]

- HUDÂ: ALLAH | DOĞRU YOL GÖSTERME | KUR'AN-I KERÎM [bkz. HİDÂYET]

- HUDÂYÎ: ULÛHİYYET | ALLAH'A MENSUP

- HUDÂYÎ-NÂBİT: ALLAH'IN VERDİĞİ [bkz. HÜKM-İ İLÂHİ] | EKİLMEKSİZİN KENDİLİĞİNDEN BİTEN

- HUDDÂM[< HÂDEM]: HİZMET EDENLER, HİZMETÇİLER

- HUDUR: HAZIR [KEŞF GEREK!]

- HULÂSA: ÖZET [bkz. ZÜBDE]

- HULÛS: SAFLIK, GÖNÜL TEMİZLİĞİ, SAMİMİYET

- HÛR: TELEZZÜZÜ OLAN HERŞEY. LEZZET ALINAN HERŞEY

- HURÛF[< HARF]: HARFLER

- HURÛF-İ MUKATAA: MÜSTAKİL HARFLER | KUR'ÂN'IN 29. SÛRESİNDEKİ ELİF, LÂM, MÎM, ELİF LÂM ELİF RÂ, KAF, SÂD, NÛN... GİBİ HARFLER)

- HURÛŞ: COŞMA, TAŞMA, ŞAMATA, TELÂŞ, GÜRÜLTÜ

- HUSÛL: ÜREME, TÜREME, MEYDANA ÇIKIŞ

- HUŞÛ'(-HUZÛ): İNSANIN NEFSİNİ HOR VE HAKİR GÖRMESİ, ALÇAKGÖNÜLLÜLÜK, TEVÂZU

- HÜCCET: SENET, VESİKA, DELİL | SEÇKİN ÂLİMLERE VERİLEN ÜNVAN

- HÜCCET-ÜL-İSLÂM: İMÂM-I GAZÂLÎ

- HÜDÂM: DENİZ TUTMASI

- HÜDDAM: HİZMET EDEN

- HÜDHÜD[çoğ. HEDÂHÎD]: ÇAVUŞKUŞU, İBİBİK | SÜLEYMAN PEYGAMBER İLE SEBÂ MELÎKESİ BELKİS ARASINDA HABER GETİRİP GÖTÜREN KUŞ | TASARRUF-I İLÂHÎ [bkz. EBÜRREBİ']

- HÜKM-İ İLÂHİ: İNSAN ELİYLE AŞILANAN | SUN-U İLÂHİ

- HÜLLE: HAL ELBİSESİ

- HÜNSÂ/AMPHOTERIC/HERMAPHRODITE[İng.]: HEM DİŞİLİK, HEM ERİLLİK ALÂMETİ BULUNAN (HÜNSÂ-Yİ RECÛLÎ/HÜNSÂ-Yİ NİSÂÎ)

- HÜRMET[< HRM]: SAYGI | HARAMLIK

- HÜVE: ALLAH | ÜÇÜNCÜ TEKİL(MÜFRET) ŞAHIS ZAMÎRİ [bkz. HÛ]

- HÜZ(Ü)N: GAM, KEDER, SIKINTI [bkz. AHZÂN]

 

 

- ISTIFÂ': BİR ŞEYİN HÂLİSİNİ, TEMİZİNİ SEÇİP ALMA | SEÇME, SEÇKİNLİK | AYIKLAMA, AYIKLANMA

- ISTILAH[< SULH]: TERİM, İLİM SÖZÜ, TÂBİR

- IŞIK: TEVHİD

- İBÂDET[çoğ. İBÂDÂT]: ASLI ÜÇ ERKÂN ÜZEREDİR. GÖZ(HIFZ İLE), LİSAN(SIDK İLE), KAL(FİKR İLE) | ALLAH'A ÂRİF OLMAK

- İBDÂ': ÖRNEKSİZ OLARAK BİR ŞEY MEYDANA GETİRME, YARATMA | YENİ VE GÜZEL BİR ESER MEYDANA GETİRME

- İBDÂ': YOKTAN ORTAYA KOYMA, ÎCAD

- İBDÂ': BİR KİMSENİN, KÂRI TAMAMEN KENDİSİNE AİT OLMAK ÜZERE, BİR BAŞKASINA SERMÂYE VERMESİ | SORULAN ŞEYE GÜZEL YANIT VERME, GÜZEL SÖZ SÖYLEME | KANDIRMA

- İBKA': BÂKİ, SÜREKLİ (KILMA) | YERİNDE BIRAKMA | SINIF GEÇEMEME

- İBTİDÂ'[< BED]: BAŞLAMA | BAŞLANGIÇ | BAŞTA, EN ÖNCE

- İBTİLÂ': HAZARÂT-I ENBİYA VE EVLİYANIN HAYATI | DÜŞKÜNLÜK, TİRYAKİLİK, BAĞIMLILIK, TUTKU

- İ'CÂB[< UCB]: TAACCÜBE DÜŞÜRME, ŞAŞIRTMA | KENDİNİ BEĞENMİŞLİK

- ÎCÂB[< VÜCÛB][çoğ. ÎCÂBÂT]: GEREK, LÂZIM GELME | BİR SÖZLEŞME İÇİN İLK SÖYLENEN SÖZ | OLUMLAMA/AFFIRMATION[İng.]

- İCÂBET: KABUL ETME, UYMA

- İCÂZET: İZİN | DİPLOMA | ESKİ BİR YAZI TÜRÜ

- İCBÂR: CEBRETME, ZORLAMA, ZORLANMA

- İCMÂ'[< CEM]: TOPLAMA, BİRARAYA GETİRME

- İCTİHÂD[< CEHD]: GÜCÜ, KUVVETİ YETTİĞİ KADAR ÇALIŞMA | FIKIH'DA YEDİTÛLÂ SAHİBİ BÜYÜK DİN ÂLİMLERİNİN KUR'AN-I KERİM VE AHÂDİS-İ NEBEVİYYEYE MÜSTENİDEN VAZ'ETTİKLERİ ŞER'Î DÜSTUR | BİR KİMSENİN, BİR ŞEYDEN ANLAM VE HÜKÜM ÇIKARARAK, O İŞ HAKKINDAKİ FİKRİ, GÖRÜŞÜ

- İCTİMÂÎ/YYE: SOSYAL

- İCTİNÂB: SAKINMA, ÇEKİNME, UZAKLAŞMA

- ÎD[çoğ. A'YÂD]: BAYRAM

- İDLÂL: NAZ ETME, NAZLANMA | AŞIRI DERECEDE NAZLANMA

- İDRÂK[< DERK]: ANLAYIŞ, AKIL ERDİRME | YETİŞME, ERİŞME | OLGUNLAŞMA | [fels. ALGI]

- İDRÂK-İ NAMÜTENAHİ: SONSUZ ANLAYIŞ

- İFÂ[< VEFÂ]: YERİNE GETİRME | BİR İŞİ YAPMA | İŞ GÖRME

- İFLÂH: KUTLU, BAŞARILI | KÖTÜ BİR DURUMDAN KURTULUP İYİ BİR DURUMA GİRME, FELÂH BULMA, SELÂMETE ÇIKMA

- İFNÂ'[< FENÂ]: TÜKETME, BİTİRME, YOK ETME | YERSİZ SARFETME

- İFRÂD: TEK OLARAK SÖYLEME, MÜFRED | AYIRMA | TEK BAŞINA HACCA GİTME

- İFRÂT[< FART]: AŞIRI GİTME, AŞIRILIK

- İFSÂD[< FESAD]: FESÂDÂ UĞRATMA, UĞRATILMA, BOZMA

- İFŞÂ': GİZLİ BİRŞEYİ YAYMA, ORTAYA DÖKME, AÇIĞA VURMA

- İFTİRÂZ[< FARZ]: FARZ KILMA, ZARURÎ, LÜZUMLU, GEREKLİ SAYMA

- İGVÂ'[< GAVÂYE]: AZDIRMA, AZDIRILMA, BAŞTAN ÇIKARMA/ÇIKARILMA, YOLUNU ŞAŞIRTMA, AYARTMA

- İHÂTA: BİR ŞEYİN ETRAFINI ÇEVİRME, SARMA, KUŞATMA | TAM KAVRAYIŞ, ANLAYIŞ, GENİŞ BİLGİ

- İHLÂS: MÜŞTERİYİ ALDATMA | İFLÂS ETME

- İHLÂS[< HULUS)(İHLÂSÂT]: HÂLİS, TEMİZ, DOĞRU SEVGİ | GÖNÜLDEN GELEN DOSTLUK, SAMİMİYET, DOĞRULUK | ARI KAVRAMSALLIĞIN DORUĞU

- İHRÂM[< HAREM]: HACILARIN KÂBE'YE GİDERKEN ÖRTÜNDÜKLERİ DİKİŞSİZ BEYAZ ÖRTÜ

- İHSÂN[< HISN]: BİR YERİ SAĞLAMLAŞTIRMA | İFFETLİ VE NAMUSLU OLMA

- İHSÂN[< HASEN (çoğ. İHSÂNAT)]: İYİLİK ETME | BAĞIŞ | VERİLEN, BAĞIŞLANAN ŞEY | LÜTF

- İHTİDÂ'[< HADA]: HÎLEKÂRLIK | ALDATMA

- İHTİDÂ'[< HİDÂYET]: DOĞRU YOLA GİRME, HİDAYETE ERME | İSLÂM DİNİNİ KABUL ETME, MÜSLÜMAN OLMA

- İHTİDÂ': ALÇAKGÖNÜLLÜLÜK, TEVAZÛ [bkz. İHTİZÂ]

- İHTİLÂC: ÇARPINTI | SEĞİRME

- İHTİLÂF[< HİLÂFET]: AYRILIK, UYUŞMAZLIK, ANLAŞMAZLIK, AYKIRILIK

- İHTİRÂ': İCAT ETME

- İHTİRAS[< HIRS]: ŞİDDETLİ ARZU, AŞIRI İSTEK

- İHTİŞÂM[< HAŞMET]: ŞANLI GÖRÜNÜŞ, GÖSTERİŞ, DEBDEBE, TANTANA

- İHTİVÂ': KAPSAM(A), İÇİNE ALMA, İÇİNDE BULUNDURMA

- İHTİYÂR: SEÇME, SEÇİLME | KATLANMA, KARAR VERME OLANAĞI BULUNAN, SEÇİM YAPABİLEN, ÖZGÜR OLAN

- İHTİZÂZ: KENDİNİ ALÇAK TUTMA, ALÇALMA [bkz. TEZELLÜL]

- İHTİZÂZ: TİTREME | SIÇRAYIP OYNAMA | SALLANMA | HAZZETME, GÖNLÜ FERAHLAMA

- İHVÂN[< ÂH]: SÂDIK, SAMÎMÎ, CANDAN DOSTLAR | TARÎKAT KARDEŞLERİ

- İHYÂ'[< HAYÂT]: DİRİLTME, DİRİLTİLME, CANLANDIRMA, MADDÎ-MANEVÎ CAN KAZANDIRMAK | TAZE CAN VERİRCESİNE İYİLİK, LÛTFETME | YENİDEN KUVVETLENDİRME | UYANDIRMA, CANLANDIRMA, TAZELİK VERME

- İKAN: SAĞLAM BİLİŞ, ŞÜPHEDEN UZAK OLMA

- İKRAH[< KERH]: BİRİNE ZORLA İŞ YAPTIRMA | İĞRENME, TİKSİNME (DVESA [Sansk.])

- İKRÂR[< KARAR]: DERVİŞİN ŞEYHİNE SÖZ VERMESİ | SAKLAMAYIP SÖYLEME | DİL İLE SÖYLEME, BİLDİRME | TASDÎK, KABUL

- İKSÂ'[< KİSVET]: GİYDİRME, GİYDİRİLME

- İKTİDÂ'[< KIDVE]: TÂBÎ OLMA, UYMA

- İKTİFÂ'[< KİFÂYET]: YETİNME, AZA KANAAT ETME

- İKTİSÂB[< KESB]: KAZANMA, EDİNME

- İKTİSÂD[< KASD]: AŞIRI GİTMEME, DAVRANMAMA | TUTUM | BİRİKTİRME, ARTIRMA | EKONOMİ (AMELDE/EYLEMDE İTİDÂL/DENGE)

- İKTİZÂ[< KAZÂ]: GEREKME | GEREKTİRME | GEREKLİLİK | İŞE YARAMA

- İ'LÂ[< ULÜVV]: YÜKSELTME, YÜCELTME | ŞÖHRETİNİ ARTIRMA

- İLBÂS[< LİBS]: GİYDİR(İL)ME | ÖRTME, ÖRTÜLME [bkz. İKSÂ]

- İLBÂS: ALIKOYMA, DURDURMA

- İLGA'[< LAĞV]: LAĞVETME, KALDIRMA, BOZMA | YÜRÜRLÜKTEN KALDIRMA, HÜKÜMSÜZ BIRAKMA

- İLHÂD: GERÇEK İNANÇTAN DÖNME | ALLAH'IN VARLIĞINA BİRLİĞİNE İNANMAMA | TANRI TANIMAZLIK, ATEİZM [bkz. ŞİRK, İŞRÂK]

- İLHÂM: ALLAH TARAFINDAN GÖNÜLE DOĞAN ŞEY

- İLM: BİLME, BİLİŞ, BİR ŞEYİN DOĞRUSUNU BİLME | OKUYARAK ÖĞRENİLEN BİLGİ, NAZARÎ BİLGİ

- İLM-EL-YAKÎN: KESİN BİLGİ

- İLM-İ LEDÜN: ALLAH'IN SIRLARINA AİT MANEVİ BİLGİ, GAYB İLMİ

- İLTİCÂ': SIĞINMA, BARINMA

- İLTİSÂK[< LÜSÛK]: BİTİŞME, KAVUŞMA, YAPIŞMA, BİRLEŞME | İKİ ORGANIN BİRBİRİNE YAPIŞMASI

- İMÂM[< EİMME]: NAMAZDA KENDİSİNE UYULAN KİMSE | ÖNDE BULUNAN | ÖNCÜ, KENDİSİNE İKTİDÂ EDİLEN

- ÎMÂLE[< MEYL]: MEYLETTİRME, BİR TARAFA EĞME, YATIRMA | VEZNE UYDURMAK İÇİN, KISA HECEYİ GEREĞİNDEN FAZLA UZUN OKUMA

- İMÂMET: İMAMLIK

- İM'ÂN[< MAAN]: BİR İŞTE ÇOK İLERİ VARMA, ÇOK DİKKATLİ OLMA | İNCEDEN İNCEYE ARAŞTIRMA

- ÎMÂN[< EMN]: EMİN OLMA | DÜŞÜNCE VE İNANCIN PEKİŞMİŞLİĞİ | İSLÂM DİNİNİ KABUL ETME

- İMSÂK[< MİSK]: BİR ŞEYDEN EL ÇEKME, PERHİZ | ORUCA BAŞLAMA ZAMANI | CİMRİLİK, PİNTİLİK

- İMTİDÂD[< MEDD]: UZAMA, UZANMA; UZUN SÜRME | UZAY | MADDE (RES EXTENSA)

- İMTİHÂN[< MEHN]: DENEME, SINAMA | SINAV

- İMTİNA': FERAGAT EDİP GERİ DURMA | MUVAFAKAT ETME, ÇEKİNME, İSTEMEME, YAPMAMA | OLANAKSIZLIK

- İMTİSÂL[< MİSL]: GEREKENİ YAPMA | BİR ÖRNEĞE GÖRE HAREKET ETME | ALINAN EMRE BOYUN EĞME(İNKIYÂD)

- İMTİYÂZ: FARKLI OLMA | AYRICALIK

- İMTİZÂC[< MEZC]: KARIŞABİLME | BİRBİRİNİ TUTMA, UYGUNLUK | UYUM SAĞLAMAK, İYİ GEÇİNME

- İNÂBE/T: GÜNAHLARA TÖVBE EDİP HAKK YOLUNA DÖNME | BİR MÜRŞİDE BAŞVURUP, TARÎKATA GİRME

- İN'ÂM[< Nİ'MET (çoğ. İN'ÂMÂT)]: NÎMET VERME, İYİLİK ETME

- İNÂYET: DİKKAT, GAYRET, ÖZENME | LÜTUF, İHSAN, İYİLİK, YARDIM

- İNDİFÂ[< DEF (çoğ. İNDİFÂÂT)]: MÜNDEFİ OLMA, ORTADAN KALKMA | YER YER BAŞGÖSTERME | PÜSKÜRME

- İNFÂK[< NAFAKA (çoğ. İNFÂKAT)]: VERMEK | NAFAKA VERİP GEÇİNDİRME, BESLEME

- İNHİSÂR[< HASR]: TEKEL

- İN'İKÂS[< AKS (çoğ. İN'İKÂSÂT)]: MAĞLUP OLMA | YANSIMA | YANKI

- İNKITÂ: KESİLME; ARASI KESİLME | KESİLME, TÜKENME, BİTME

- İNKİSÂR[< KESR]: KIRILMA | GÜCENME | BEDDUA, İLENÇ

- İNKİŞÂF[< KEŞF]: AÇILMA | MEYDANA ÇIKMA | MANEVİ SIRLARIN GÖRÜNMESİ

- İNSÂF: MERHAMETE, VİCDÂNA YA DA MANTIĞA DAYANAN ADÂLET

- İNSÂK[< NESAK]: SECİ'Lİ VE KARİYELİ SÖZ SÖYLEME

- İNSÂN: (AÇIKLAMA YETMEZ!)

- İNSÂN: ÜNSİYET KURAN | ADAM | İYİ, OLGUN | VAR OLMAYAN

- İNSÂN-I KÂMİL: KEMÂLE ERMİŞ İNSAN | VARLIK

- İNSİYÂK: BİR KUVVETİN TE'SÎRİYLE ÇEKİLİP GİTME | ARDI SIRA GİTME | İÇGÜDÜ

- İNŞİKÂK[< ŞAKK]: YARILMA, ÇATLAMA | İKİYE AYRILMA

- İNŞİRAH[< ŞERH]: AÇILMA | AÇIKLIK, FERAHLIK

- İNTIBAK[< TIBK (çoğ. İNTIBÂKAT)]: MUTÂBIK GELME, UYMA, UYGUN GELME

- İNTİKAL[< NAKL (çoğ. İNTİKALÂT)]: BİR YERDEN BİR YERE GEÇME | ÖBÜR DÜNYAYA GÖÇME

- İNTİSÂB[< NİSBET]: BİR KİMSEYE/ŞEYHE/TARÎKATA MENSÛBOLMA (AHD-İ MİSÂK) | BİR YERE BAĞLANMA, KAPILANMA | BİRİNİN ADAMI OLMA

- İNTİSÂB[< NASB]: DİKİLİP DURMA | YÜKSEĞE KALDIRMA

- İNTİSÂF: HAKKINI TAMAMEN ALMA, HAKKINI VE ADALETİ İSTEME | ZAMAN, YARIYI BULMA

- İNTİŞÂR[< NEŞR]: YAYILMA, DAĞILMA | ÜREME

- İNZÂR[< NEZF (çoğ. İNZÂRÂT)]: SONUNUN FENÂ OLACAĞINI HABER VEREREK KORKUTMA, İHTARDA BULUNMA

- İNZÂR: TE'HÎR ETME, GECİKTİRME

- İNZİVÂ'[< ZUVİYY ve ZEYY]: BİR KÖŞEYE ÇEKİLME, ÇEKİLİP HİÇBİR İŞE KARIŞMAMA | DÜNYA İŞLERİNDEN VAZGEÇME

- İRÂDE[çoğ. İRÂDÂT]: DİLEME, İSTEME, MERAM ETME | EMİR, FERMAN, BUYRUK

- İRFÂN: BİLME, ANLAMA | İLÂHÎ BİR FEYİZ OLARAK KÂİNATIN SIRLARINI BİLME KUDRETİ | KÜLTÜR

- İRŞÂD[< RÜŞD (çoğ. İRŞÂDÂT)]: DOĞRU YOLU GÖSTERME, UYARMA, TENVİR ETME | İRFÂN SAHİBİ BİRİNİN, BİR KİMSEYE TARÎKATI VE ALLAH YOLUNU GÖSTERMESİ | ŞİRK GAFLETİNE DÜŞÜRMEYECEK ŞEKİLDE UYANDIRMA

- İRTİCÂ'[< RECÂ]: UMMA, ÜMİT ETME

- İRTİCÂ'[< RÜCÛ]: GERİ DÖNME, ESKİYİ İSTEME

- İRTİCÂL[< RÜCÛ]: BİRDENBİRE, DÜŞÜNMEDEN İÇİNE DOĞDUĞU GİBİ SÖYLEME

- İRTİDÂ'[< RİDÂ]: ÖRTÜNME, ÇARŞAF GİBİ ŞEYE BÜRÜNME

- İRTİDÂ'[< RIDÂ]: [bkz. İRTİZÂ]

- İRTİDÂD[< REDD]: DİNİNİ BIRAKARAK BAŞKA BİR DİNİ KABUL ETME

- İRTİHÂL[< RIHLET]: GÖÇME, GÖÇETME | ÖLME

- İRTİKAB: BEKLEME, GÖZLEME

- İRTİKÂB: KÖTÜ BİR İŞ İŞLEME | YİYİCİLİK, RÜŞVET YEME

- İRTİZÂ': BİR ŞEY KESİLME, BİR ŞEYDEN ZİYÂN GÖRME

- İRTİZÂ'[< RIZÂ]: BEĞENME, SEÇME | RÂZI OLMA, UYGUN BULMA

- İRTİZÂ'[< RIZÂ]: SÜT EMME

- İRTİZÂH: ÖZÜR DİLEME | BİRAZ BAHŞİŞ ALMA

- İRTİZÂK[< RIZK]: RIZIKLANMA, RIZIK ALMA

- ÎSÂR: İKRAM, BAHŞİŞ | CÖMERTLİKLE VERME | BAŞKALARININ HAZZINI KENDİ HAZZINA TERCİH ETME | SEÇME

- İSLÂM: (İNANDIĞINA) TESLİM OLMAK, SELÂMETE ERMEK, KURTULMAK

- İSNÂ-AŞER/İYYE: CA'FERÎ MEZHEBİNİN ONİKİ İMAM TELÂKKİSİNE DAYANAN KOLU

- İSNÂD[çoğ. İSNÂDÂT]: DAYANDIRMA

- İSTÎÂB[< VA'B]: İÇİNE ALMA, İÇİNE SIĞMA | TUTMA, KAPLAMA | KAPASİTE

- İSTİÂZE[< İYAZ]: NEÛZU BİLLAH(EÛZÜBİLLÂHİMİNEŞŞEYTÂNİRRACÎM) | SIĞINMA, ALLAH'A SIĞINMA

- İSTİBDÂ': KÜÇÜK ABDESTEN SONRA AKINTIYI TAM ARITMA | NİKÂHLA ALINAN BİR DULUN GEBE OLMADIĞINA KANÂAT GETİRMEK İÇİN BİR HAYZ GÖRÜNCEYE KADAR ONA YAKLAŞMAKTAN ÇEKİNME

- İSTİBDÂ': BEDİ', NÂDÎDE SAYMA

- İSTİBRÂ': [bkz. İSTİBDÂ']

- İSTİCVÂB[< CEVÂB]: SORUP YANIT ALMA, YANIT ALMA AMACIYLA SÖYLETME | SORGU

- İSTİ'DÂD: KABİLİYET, DOĞAL EĞİLİM | AKILLILIK | ANLAYIŞLILIK

- İSTİDLÂL[< DELÂLET]: BİR DELİLE DAYANARAK BİR ŞEYDEN BİR SONUÇ ÇIKARMA, DELİL İLE ANLAMA

- İSTİDLÂL: DALÂLETTE BULUNMASINI İSTEME, AYARTMAYA ÇALIŞMA

- İSTİDRÂC[< DERECE]: DERECE DERECE ÇIKARMAK YA DA İNDİRMEK | FASIK YA DA KÂFİR OLDUĞU HALDE BİR KİŞİNİN GÖSTERDİĞİ HARİKA

- İSTİFÂZA[< FEYZ]: FEYİZ ALMA/BULMA

- İSTİFHÂM[< FEHM (çoğ. İSTİFHÂMÂT)]: SORMA, ANLAMA | ANLAMAK, ÖĞRENMEK İÇİN SORMA

- İSTİGNÂ'[< GINÂ]: AZA KANAAT ETMEME, TOKGÖZLÜLÜK | GEREKSİNİMSİZLİK | NAZLANMA, AĞIR DAVRANMA | ÇEKİNME

- İSTİGRÂK[< GARK]: DALMA, İÇİNE GÖMÜLME | KENDİNDEN GEÇİP DÜNYAYI UNUTMA | BOĞULMA | FAZLA ABARTMA [bkz. GULÜVV]

- İSTİĞFÂR[< GUFRÂN]: TÖVBE | ALLAH'TAN GÜNAHIN BAĞIŞLANMASINI İSTEME | ESTAĞFİRULLAH

- İSTİHÂB: SAKLAMA, GİZLEME | DOSTLUK KURMA | KONUŞMA, MUSÂHEB ETME

- İSTİHÂLE[< HAVL (çoğ. İSTİHÂLÂT)]: OLAMAMA, MÜMKÜN OLMAYIŞ | BİR HALDEN BAŞKA BİR HALE GEÇİŞ, DEĞİŞİM | BAŞKALAŞMA

- İSTİHÂRE[< HAYR]: BİR İŞİN HAYIRLI OLUP OLMAYACAĞINI ANLAMAK ÜZERE ABDEST ALIP, DUA EDİP UYKUYA YATMA | HAYIRLI OLMAYI ARZU ETME

- İSTİHÂSE: ORGANİK MADDELERİN ŞEKİLLERİNİ KORUYARAK ZAMANLA TAŞ HALİNE GEÇMESİ

- İSTİHDAF[< HEDEF]: HEDEF TUTMA, AMAÇ EDİNME

- İSTİHSÂL[< HÂSIL]: HÂSIL ETME, MEYDANA GETİRME, ÜRETME | ELDE ETME, ELE GEÇİRME, ELE GEÇİRİLME

- İSTİHZÂ': ALAY ETME [bkz. İSTİSHÂR]

- İSTİHZÂR[< HUZÛR (çoğ. İSTİHZÂRÂT)]: HAZIRLAMA, HAZIR EDİLME | HUZÛRA GETİRME, ÇAĞIRMA | HATIRLAMA, HATIRA GETİRME | AKLA GELME

- İSTİLÂM: ÖPME YA DA EL SÜRME | KÂBE'NİN TAVÂFI SIRASINDA "HACER-ÜL-ESVED"İN ELLE OKŞANMASI VE İZDİHAM DOLAYISIYLA BİZZAT EL SÜRÜLEMİYORSA UZAKTAN OKŞAMA İŞÂRETİNİN YAPILMASI

- İSTİ'LÂM[< İLM]: YAZI İLE BİLGİ İSTEME | BİLGİ İSTEME

- İSTİLHÂM: ALLAH'IN MADDE İLHÂM ETMESİ NİYÂZINDA BULUNMA

- İSTİMDÂT[< MEDED]: YARDIM İSTEME

- İSTİNBÂT: BİR SÖZ YA DA İŞTEN GİZLİ BİR ANLAM ÇIKARMA, AÇIK OLMAYARAK, DOLAYISIYLA ANLMA

- İSTİNCÂ': NECASETTEN, PİSLİKTEN TEMİZLENME

- İSTİSHÂR: ALAY ETME, EĞLENME

- İSTİSKA'[< SAKY]: SUYUN GEREKLİLİĞİNİ DUYMA | YAĞMUR DUASI | GÖVDENİN BİR TARAFINDA YA DA KARINDA SU BİRİKME

- İSTİSKAL[< SİKLET]: AĞIR GÖRME, HUZURUNDAN HOŞLANMAMA | YÜZ VERMEME, KOVARCASINA DAVRANMA, KOVMA

- İSTİŞÂRE[< ŞÛRÂ (çoğ. İSTİŞÂRÂT)]: FİKİR SORMA, DANIŞMA

- İSTİŞMAM[< ŞEMM]: KOKLAMA, KOKU ALMA | KARÎNE İLE ANLAMA, HİSSETME

- İŞRÂK[< ŞARK]: GÜNEŞİN DOĞMASI, DOĞARAK ETRAFI AYDINLATMASI | PARLATMA, IŞIKLANDIRMA

- İŞRÂK[< ŞİRK]: ALLAH'A ORTAK KOŞMA [bkz. ŞİRK, İLHÂD]

- İŞTİRÂK[< ŞİRKET]: ORTAK OLMA, ORTAKLIK | KATILIM

- İŞTİYÂK[< ŞEVK]: ÖZLEM, HASRET | YOĞUN ARZU

- İ'TİDÂL[< ADL]: ORTALAMA, ÖLÇÜLÜLÜK | DENGE

- İ'TİKAD[< AKD]: BİR ŞEYE BAĞLANMA | İNANMA, GÖNÜLDEN ONAYLARAK İNANMA

- İ'TİKÂF: BİR YERE KAPANIP İBÂDETLE VAKİT GEÇİRME [ÖZELLİKLE RAMAZAN'IN SON ON GÜNÜNDE CÂMİDE, MAKSÛREDE YERLERE KAPANIP İBÂDETLE VAKİT GEÇİRME]

- Î'TİZÂL[< AZL]: BİR TARAFA ÇEKİLME | İŞTEN ÇEKİLME | EHL-İ SÜNNET'TEN VÂSIL b. ATÂ'NIN KURDUĞU MU'TEZİLE MEZHEBİ | TAKIMDAN AYRILMA

- İTMÎNÂN: EMİN OLMA | BİRİNE İNANMA, GÜVENME | KAT'Î OLARAK BİLME

- İTTİBÂ: TÂBÎ OLMA, UYMA, ARDISIRA GİTME

- İTTİHÂD[< VAHDET]: BİR OLMA, BİRLEŞME, BİRLİK | AYNI OLMA, AYNI ANLAMI TAŞIMA | ALLAH VARLIĞINDA YOK OLMAK

- İTTİHÂZ[< AHZ]: EDİNME, EDİNİLME | KABUL ETME | SAYMA, SAYGI DUYMA

- İTTİKA[< VİKAYE]: SAKINMA, ÇEKİNME | ALLAH'TAN KORKMA

- İTTİKAN: İYİ VE SAĞLAM BİLME

- İZ'ÂN: ANLAYIŞ, KAVRAYIŞ, AKIL | SÖZ DİNLEME | TERBİYE, EDEP

- İZALE [< ZEVAL]: GİDERME, GİDERİLME; YOK ETME

- ÎZÂR: KEFENDE İÇ GÖMLEK

- İZZET: DEĞER, KIYMET | YÜCE, YÜCELİK, ULULUK | KUVVET, KUDRET | HÜRMET, SAYGI

- İZZET-İ NEFS: ŞEREF, ONUR, HAYSİYET

- İZZETİYET: VARLIK

 

 

- JÎK: YAĞMUR DAMLASI

- JÜL: BÜKLÜM, KIVRIM

- JÜLÎDE: KARMAKARIŞIK, DAĞINIK SAÇ

 

 

- KÂ'BE: MÜSLÜMANLARIN NAMAZA BAŞLARKEN YÖNELDİKLERİ TARAF | MÜSLÜMANLARIN HACI OLMAK ÜZERE BELİRLİ ZAMANDA GİDİP ZİYÂRET ETTİKLERİ YER

- Kabîl: HZ. ÂDEM'İN BÜYÜK OĞLU OLUP, KARDEŞİ HÂBÎL'İ ÖLDÜRMÜŞTÜR

- KABÎL[< KABL]: SOY, NEVİ, SINIF | TÜRLÜ, GİBİ | AZ ÖNCE

- KABİL[< KABÛL]: KABUL EDİCİ, KABUL EDEN | OLANAKLI

- KABZ: GÖNLE GELEN SIKINTI | HAK VÂRİDÂTINDAN KESİLEN | EL İLE TUTMA | AVUÇ İÇİNE ALMA, KAVRAMA | AZRAİL TARAFINDAN RUH TESLİM ALINMA, ÖLME | PEKLİK

- KADEH[çoğ. AKDÂH]: MÜRŞİDİN SÖZLERİ | İÇKİ BARDAĞI | KALB

- KADEM: AYAK | KIDEM, DERECE, YARIM ARŞIN UZUNLUĞUNDA BİR ÖLÇÜ

- KADÎM[< KIDEM (çoğ. KUDEMÂ)]: ESKİ | ÖNCESİ BİLİNMEYEN ŞEY | BAŞLANGICI BULUNMAYAN, ÖTEDEN BERİ VAROLAN | EZELÎ VE EBEDÎ OLANIN ZAMANA GEÇMESİ | AYAK-İLERLEME(TEKADDÜM) | GEÇMİŞTEN GELEN HER ŞEYİN HALKASI

- KADİM[< KADEM]: AYAK BASAN, VARAN, ULAŞAN

- KÂDİR[< KUDRET]: KUDRETLİ, GÜÇLÜ | ALLAH

- KADR:: PARLAKLLIK | ÖLÇÜ | TAKDİR

- KAFİLE[çoğ. KAVÂFİL]: BİRLİKTE YOLCULUK EDEN TOPLULUK, ZÜMRE, FIRKA

- KÂFİR: GURBETTE OLDUĞUNU BİLMEYEN | KARA

- KAFİRLİK: SİMGELERİ PUT EDİNMEK

- KAİM[< KIYÂM]: VAR | AYAKTA DURAN/BULUNAN | BİRİNİN YERİNİ TUTAN, BİRİNİN YERİNE GEÇEN | BİR İŞTE SEBÂT EDEN

- KÂİNÂT: VAROLANLARIN HEPSİ

- KAL: SÖZ, LÂF

- KALB[çoğ. KULÛB]: GÖNÜL, YÜREK | ÂHİRET PENCERESİ | HERŞEYİN ORTASI, ALICI NOKTASI

- KAM': EZME, KIRMA; ZAPTETME

- KÂM: AĞZIN ÜSTÜ, TAVANI, DAMAK | MERAM, ARZU, EMEL, İSTEK | LEZZET, ZEVK

- KÂMİL[< KEMÂL]: TAM, EKSİKSİZ, BÜTÜN | OLGUN | ÂLİM, BİLGİN

- KAMÎS: UZUN GÖMLEK | DÖLYATAĞINI KAPLAYAN İNCE DERİ

- KANAAT: KAZANDIĞI İLE MEŞGUL OLUP, BAŞKASININ KAZANDIĞI İLE MEŞGUL OLMAMAKTIR

- KÂRİB[< KURB (çoğ. AKRİBÂ)]: YAKIN OLAN

- KARÎHA: İNSANDA KENDİLİĞİNDEN HÂSIL OLAN FİKİR VE NİYET | TABÎAT

- KARÎNE[çoğ. KARÂİN]: KARIŞIK BİR İŞ YA DA MES'ELENİN ANLAŞILMASINA, ÇÖZÜLMESİNE YARAYAN HAL, İPUCU

- KARZ: ÖDÜNÇ VERME/ALMA | BORÇ

- KÂSE: KALB

- KASEM: YEMİN, AND

- KASÎDE[çoğ. KASÂİD]: ONBEŞ BEYİTTEN AŞAĞI OLMAMAK ÜZERE ÖVGÜ [EN ÇOK DOKSANDOKUZ BEYİT OLUR]

- KÂŞİF[< KEŞF]: KEŞFEDEN, ORTAYA ÇIKARAN

- KAT'İYYET: KESİNLİK

- KÂTİB[< KİTÂBET (çoğ. KETEBE, KÜTTÂB)]: YAZI YAZAN

- KATRE[çoğ. KATER, KATARÂT]: DAMLA, DAMLAYAN ŞEY

- KAVM[çoğ. AKVAM]: EVLİYÂ ZÜMRESİ | İNSAN TOPLULUĞU | BİR PEYGAMBERİN GÖNDERİLDİĞİ TOPLULUK

- KAVSEYN[< KAVS]: BİRLEŞTİRİLEN İKİ YAY | İKİ KAVİS

- KAYYİM: CAMİ HİZMETLİSİ

- KÂZIM: GAZABINI/ÖFKESİNİ KONTROL EDEBİLEN, YENEN

- KEBÂİR[< KEBÎRE]: BÜYÜK GÜNAHLAR

- KEBED: DİK DURMAK | MEŞEKKÂT

- KEC-REV: EĞRİ GİDEN, TUTTUĞU YOL AYKIRI/SAKAT OLAN | ALÇAK

- KEFF[çoğ. KÜFÛF]: EL İÇİ, AYA, AVUÇ [bkz. RÂHE]

- KELÂM: SÖZ | CÜMLELER | SÖYLEYİŞ, NUTUK | DİL, LEHÇE | ALLAH'DAN VE ALLAH'IN BİRLİĞİNDEN BAHSEDEN İLİM | KUR'AN-I KERİM

- KEMER-BEND: DERVİŞ

- KEMER-BESTE: BEKTÂŞÎ DERVİŞİ | ELİNE, BELİNE, DİLİNE SAHİP

- KEM-TER: AŞAĞIDAN BULUNAN, HAKÎR, İTİBARSIZ | EKSİK

- KENZ[< KÜNÛZ]: HAZÎNE, DEFÎNE, YERALTINDA BULUNAN DEĞERLİ EŞYÂ

- KERÂMET: KEREM, BAĞIŞ | İKRAM, AĞIRLAMA | VELÎLERİN GEREKTİĞİNDE GÖSTERDİKLERİ FEVKALÂDE HAL | ERMİŞCESİNE YAPILAN İŞ, HAREKET YA DA SÖYLENEN SÖZ/FİKİR

- KEREM: VERDİĞİNDE GÖZÜ OLMAMAK

- KESRET: ÇOKLUK, BOLLUK, ZİYÂDELİK

- KEŞF: AÇMA, MEYDANA ÇIKARMA | GİZLİ BİR ŞEYİ BULMA | BİR SIRRI ÖĞRENME | BİR ŞEYİN OLACAĞINI ÖNCEDEN ANLAMA | ALLAH TARAFINDAN İLHAM OLUNMA | KALDIRMAK

- KEŞKÛL: HİNDİSTAN CEVİZİ KABUĞU, SEYYAH DERVİŞLERİN KULLANDIĞI ARAÇ

- KETM: BİR SÖZÜ/HABERİ/SIRRI SAKLAMA, GİZLİ TUTMA

- KETÛM[< KETM]: SIR SAKLAYAN, AĞZI SIKI

- KEVKEB: SÜREKLİ YANAN GEZEGEN, YILDIZ

- KEVN: OLMA | VAROLMA, VARLIK, VÜCUT

- KEVNEYN: CİSMÂNÎ VE RÛHÂNÎ ÂLEM | DÜNYA VE ÂHİRET (KEVNUNİYET ÂLEMİ)

- KEVNİYYÂT: EVRENBİLİM, KOZMOLOJİ

- KEVSER: MADDÎ VE MANEVÎ ÇOKLUK | İLİM, İRFÂN | CENNETTE BİR HAVUZUN ADI

- KIBLE: NAMAZA BAŞLARKEN YÖNELİNEN TARAF, MEKKE TARAFI | KABUL ETMEK | GÜNEYDEN ESEN RÜZGÂR | DARLIKTA BAŞVURULAN KAPI

- KIDVE: KENDİSİNE UYUP ARDINDAN GİDİLECEK KİMSE | BİR SINIFIN YA DA TOPLULUĞUN BAŞINDA OLAN KİMSE

- KIRK BUDAK: BEKTÂŞİYYE'DE MEYDAN ŞAMDANI

- KISSA: FIKRA, HİKÂYE, RİVÂYET | VAK'A

- KISTÂS: BÜYÜK TERAZİ | ÖLÇÜ

- KITMİR: HURMA İLE ÇEKİRDEĞİN ARASINDAKİ ZAR

- KIŞR[< KUŞÛR]: KABUK

- KİBÂR[< KEBÎR]: BÜYÜKLER, ULULAR | İNCE, TERBİYELİ, GÖRGÜLÜ, NÂZİK

- KİB[İ]R/UCB: BÜYÜKLÜK, ULULUK | KENDİNİ BÜYÜK GÖRME, BÜYÜKLÜK TASLAMA

- KİBÂR-I EHLULLAH: KÂMİL İNSAN

- KİFÂYET: YETİŞME, ELVERME | YETERLİK | İKTİDAR, YARARLIK

- KİL Ü KAL: DEDİKODU (GÜFT Ü GÛ)

- KİMYÂ': ARZUYU TERK, MEVCÛDA KANÂAT

- KİRÂM[< KERÎM]: SOYU TEMİZ, ULULAR, ŞEREFLİLER | CÖMERTLER

- KİSVE: bkz. KİSVET - KİSVET: ELBİSE | HUSÛSÎ KIYÂFET | KİSBET, YAĞLI GÜREŞ YAPAN PEHLİVANLARIN GİYDİKLERİ DAR PAÇALI MEŞİN PANTALON | BİR KİMSENİN YA DA BİR ŞEYİN DIŞ GÖRÜNÜŞÜ

- KUDÛM: UZAK BİR YERDEN GELME, AYAK BASMA | TÜRK MÜZİĞİNE AİT USUL VURMA ÂLETLERİNDEN

- KUL: ABD

- KULÛB[< KALB]: KALPLER, GÖNÜLLER

- KURB/İYYET: YAKIN, YAKINLIK

- KURB-U FERAİZ: ÖZÜN AŞKI

- KURB-U NEVAFİL: KABUĞUN AŞKI

- KUŞ DİLİ: HAKÎKAT DİLİ, ÂRİFLER DİLİ

- KUT: YAŞAMAK İÇİN YENİLEN ŞEY | YİYECEK

- KUTB[çoğ. AKTÂB | KUTÛB]: BİR GRUBUN, BİR KAVMİN BAŞI, BİR TARÎK'İN ULU'SU, [GAVS'DEN SONRA GELİR]

- KUTB-ÜL-AKTÂB: KUTUPLARIN KUTBU, DEVRİN KUTBU | ALLAH'IN KENDİSİNE TASARRUF KUDRETİ VERMİŞ OLDUĞU VELÎ

- KÜLÂH: BAŞA GİYİLEN | MEVLEVÎ SİKKESİ

- KÜLBE-İ AHZÂN: HÜZÜNLER, GAM, KEDER, TASA EVİ | HZ. YAKUB'UN EVİ

- KÜLÜNG: TAŞÇI KAZMASI

- KÜMMEL[ÎN][< KÂMİL]: KÂMİLLER

- KÜN: OL

- KÜNH: BİR ŞEYİN ASLI, HAKİKATİ, TEMELİ | KÖK, DİP | ESAS, ÖZ

- KÜRE[çoğ. KÜRÂT]: BEKTÂŞİYYE'DE MEYDAN OCAĞI

- KÜRSÎ: OTURULACAK YÜKSEKÇE YER | TAHT | MAKAM, VAZİFE

 

 

- LÂHİN: ÖZELLİKLE KUR'ÂN-I KERÎM'İ OKURKEN TELAFFUZDA YANLIŞLIK YAPAN

- LÂHZE: AN | GÖZ UCU İLE BAKIŞ [daha çok LAHZA diye geçer fakat doğrusu LAHZE'dir]

- LÂTİF: YUMUŞAK, İNCE, HOŞ

- LÂTİFE: GÜLDÜRECEK GÜZEL SÖZ VE ÖYKÜ

- LÂ TAAYYÜN: BAŞLANGIÇ

- LÂ-YÜS'EL: MES'UL OLMAZ, SORULMAZ

- LEDÜN: ALLAH YANI [bkz. İLM-İ LEDÜN]

- LERZÂN: İNLEMEK

- LEVH: YASSI, DÜZ NESNE [RESİM ÇİZİLEBİLEN, YAZI YAZILABİLEN]

- LEVH-İ DİL: MÜ'MİNİN GÖNLÜ

- LEVLÂK SIRRI: DÜNYANIN YARATILIŞ SIRRI

- LEYL: GECE

- LEYTE: OLSAYDI, KEŞKE, NE OLURDU

- LEYTE LAALLE: "BAKALIM, BUGÜN, YARIN" GİBİ SÖZLERLE ZAMAN GEÇİRME, İŞİ SÜRÜNCEMEDE BIRAKMA, SAVSAKLAMA
( Yarın ya da yarına bırakmak tarikat halinden değildir. )

- LEZZET: TAT

- LİBÂ: ELBİSE

- LİBÂS: HIRKA

- LİKA': GÖRME, RASTGELİP KAVUŞMA, YÜZ YÜZE GELME | YÜZ, ÇEHRE

- LİVÂ'[çoğ. ELVİYE]: BAYRAK

- LİYÂKAT: LAYIK OLUŞ | İKTİDAR, HÜNER, FAZİLET

- LÜBB: İÇ, ÖZ | NÛR-I İLÂHÎ

 

 

- MÂ': SU

- MÂ: BİZ

- MAÂBİD: İBÂDET EDECEK YERLER, TAPINAKLAR

- MAÂD[< AVDET]: DÖNÜLEN YER, DÖNÜP GİDİLECEK YER

- MAA-MÂ-FÎH: BUNUNLA BİRLİKTE, BÖYLE İKEN, BÖYLE İSE DE

- MAÂRİF[< MA'RİFET]: MA'RİFETLER, BİLİMLER | BİLGİ, KÜLTÜR

- MAÂRİF-İ RABBÂNİYYE: İLÂHİ BİLGİLER

- MÂ-BEYN: İKİ ŞEYİN ARASI, ARADAKİ ŞEY, ARA | HAREMLE(HANIMLAR DÂİRESİ İLE) SELÂMLIK(BEYLER DÂİRESİ) ARASINDAKİ ODA | SARAYDA, VÜKELÂNIN VE ÖBÜR ZEVÂTIN MÜRÂCAAT EDECEKLERİ VE PÂDİŞAHA YAKINLARININ BULUNDUĞU DÂİRE | PÂDİŞAH SARAYI | ARAYA SOĞUKLUK GİRMİŞ OLMA | (müzik'te TAM SESLERE GÖRE ÎTÎBÂR EDİLEN ÂHENKLERE NAZARAN, YARIM SES TİZ OLAN ARA ÂHENKLERE VERİLEN BİR AD

- MA'BÛD[< İBÂDET]: KENDİSİNE İBÂDET EDİLEN | ALLAH

- MA'DÛM[< adem]: YOK OLAN, MEVCUT OLMAYAN

- MAĞFİRET[< GUFRÂN]: ALLAH'IN, KULLARININ GÜNAHLARINI BAĞIŞLAMASI | BAĞIŞLAYICILIK

- magrib[< GARB]: BATI | AKŞAM

- Magrib: BATI TARAFINDA OLAN ÜLKELER | AFRİKA'NIN MISIR ÖTESİNDEKİ ŞİMAL(KUZEY) KISMI | İSPANYA, PORTEKİZ

- MAĞRÛR[< GURÛR]: GURURLU | BİR ŞEYE GÜVENEN | GÜVENİLMEYECEK ŞEYE GÜVENİP ALDANAN, KENDİNİ BEĞENMİŞ (KİMSE) | BÜYÜKLÜK TASLAYAN

- MÂH[Fars.]: ÇİLE DOLDURMAYA BAŞLAMIŞ DERVİŞ, SEYR-Ü SÜLÛKA GİREN MÜPTEDÎ

- MÂH-I RÛ[Fars.]: İLÂHÎ TECELLİYATIN NURLARININ ZUHURU

- MÂH-I YEMÂNÎ[Fars.]: HZ. MUHAMMED

- MAHABBET: SEVGİ

- MAHALLİYÂT: SADIR, KALB, FUÂD, SIR, SIRR-I SIR, EL-HAFÎ, EL-AHFÂ

- MAHBUB[< HUBB]: MUHABBET OLUNMUŞ, SEVİLMİŞ, SEVİLEN, SEVGİLİ

- MAHFİL: MAKSÛRE'DEN DAHA YÜKSEK OLAN YER | BÜYÜK CAMİLERDE HÜKÜMDARLARA YA DA MÜEZZİNLERE AYRILMIŞ ETRAFI PARMAKLIKLA ÇEVRİLMİŞ OLAN YER | OTURULACAK, GÖRÜŞÜLECEK YER, TOPLANTI YERİ

- MAHFÛZ[< HIFZ]: SAKLANMIŞ | KORUNMUŞ, GÖZETİLMİŞ | GİZLENMİŞ | EZBERLENMİŞ

- MAHLAS[< HULÛS]: HALÂS OLUNACAK, KURTULACAK YER | BİR KİMSENİN İKİNCİ ADI, TAKMA AD

- MAHLÛK[< HALK]: HALK OLUNMUŞ, YARATILMIŞ | YARATIK

- MAHVİYYET: ALÇAKGÖNÜLLÜLÜK, TEVÂZU

- MAHZ: HÂLİS, KATIKSIZ, TAM

- MAK'ÂD[< KUÛD]: OTURULACAK YER, MİNDER | OTURAK YERİ, GERİ, KIÇ

- MAK'AD-İ SIDK: TAKVÂ SAHİPLERİNİN CENNETTEKİ MAKAMI

- MAKSÛRE[< KASR]: KASROLUNMUŞ, KISALTILMIŞ | ALIKONULMUŞ | BİR ŞEYE AYRILMIŞ | BAZI ARAPÇA SÖZCÜKLERİN SONUNDA BULUNAN "Y" ŞEKLİNDE YAZILAN ELİF HARFİ

- MAKSÛRE[< KUÛD]: CAMİLERDE ETRAFI PARMAKLIKLI YÜKSEK YER

- MÂ-LÂ-YA'Nİ: ANLAMSIZ, YARARSIZ, BOŞ (ŞEYLER), GEREKSİZ SÖZ [İng. WASTE]

- Mâlik: YEDİ CEHENNEM'İN HÂKİMİ VE KAPICISI OLAN MELEK, ZEBÂNİLERİ İDÂRE EDEN MELEK

- mâlik[< MÜLK]: SAHİP, BİR ŞEYE SAHİP, BİR ŞEYİ OLAN

- MA'LÛM[< İLM (çoğ. MA'LÛMAT)]: BİLİNEN, BELİRLİ

- MA'LÛMÂT[< MA'LÛM]: BİLİNEN ŞEYLER | BİLİŞ | BİLGİ

- MA'MÛR[< UMRÂN]: BAYINDIR, ŞENLİKLİ | GÜZEL, BAKIMLI

- MÂNÂ: SENİ SENDEN TAMAMIYLA SOYAN

- MÂNEVİYAT: ANLAM-DEĞER

- MANSIB[< NASB]: DEVLET HİZMETİ, MEMURİYET | MAKAM, RÜTBE, DERECE, ORUN

- MA'RİFET[< MAÂRİF]: BİLME, BİLİŞ | HERKESİN YAPAMADIĞI USTALIK, USTALIKLA YAPILMIŞ OLAN ŞEY

- MA-SİVÂ: ALLAH DIŞINDAKİ HERŞEY | DÜNYA İLE İLGİLİ OLAN ŞEYLER [İng. CHITCHAT]

- MASLAHAT[< SULH]: İŞ, EMİR, HUSUS, MADDE, KEYFİYET | ÖNEMLİ İŞ | BARIŞ, DİRLİK, DÜZENLİK

- MAŞRAPA[< MEŞÂRİB)(aslı MİŞREBE]: SU KABI [bkz. MEŞREB, MEŞREBE]

- MAŞRIK[< ŞARK]: DOĞU, GÜNEŞİN DOĞDUĞU TARAF

- MA'ŞÛK(A)[< IŞK]: SEVİLEN, SEVİLMİŞ

- MATHAF: KÂBE ALANI

- MATHARE: GUSÜLHÂNE, İÇİNDE YIKANILIP TEMİZLENİLECEK YER | SU KABI, MATARA

- MATLA'[< TULÛ]: DOĞACAK YER | İÇ VE DIŞ ANLAMLARIN BİRLEŞTİĞİ NOKTA, KUR'AN-I KERÎM'İ OKUYAN BİR ERMİŞ KİMSEYE ALLAH'IN TECELLİ ETMESİ

- MATLUB[< TALEB]: İSTENİLEN, ARANILAN ŞEY | ALACAK

- MÂYE: MAYA, ASIL VE GEREKLİ MADDE | ASIL, ESAS | PARA, MAL | İKTİDAR, GÜÇ | BİLGİ | DİŞİ DEVE

- MAZHAR[< ZUHÛR]: BİR ŞEYİN GÖRÜNDÜĞÜ ÇIKTIĞI YER | NAİL OLMA, ŞEREFLENME | BAZI TEKKELERDE OTURARAK UYUNURKEN DAYANILAN KISA DEĞNEK | BİR ÇEŞİT TEF

- MAZHARİYYET: ELDE ETME, NÂİL OLMA

- MAZRÛF[< ZARF]: ZARFLANMIŞ, ZARFA KONMUŞ | KALIPLI, KILIFLI | ZARFLI KÂĞIT

- MEÂD: DÖNÜP GİDİLECEK YER, ÂHİRET, AMAÇ, ULAŞILACAK YER

- MEÂŞ: MAÎŞET, HAYVANA ÖZEL OLAN YAŞAM

- MEBDE': BAŞLANGIÇ, PRENSİP, İLK UNSUR, İLMİN İLK KISMI | BİR SÂLİK'İN ALLAH'IN GERÇEĞİNE ERİŞMEK İÇİN HAREKET ETTİĞİ BAŞLANGIÇ NOKTASI

- MEBHÛT[< BEHT]: HAYRETTE KALMIŞ, ŞAŞMIŞ

- MECÂL: GÜÇ, KUVVET, TÂKAT | FIRSAT, OLANAK

- MECCÂN/EN: BEDÂVA, PARASIZ, ÜCRETSİZ OLARAK

- MECHÛL[< CEHL]: BİLİNMEYEN

- MECLÂ[< CİLÂ]: ÇIKMA YERİ, GÖRÜNME YERİ, TECELLİ MEKÂNI | AYNA

- MECMA'-ÜL-BAHREYN: İKİ DENİZİN KAVUŞTUĞU NOKTA | KABE KAVSEYN MERTEBESİ

- MEC'ÛL: MEYDANA ÇIKARILMIŞ, YAPILMIŞ OLAN

- ME'CÛR: ECİR ALAN

- MECZÛB[< CEZB]: KAPILMIŞ, ÇEKİLMİŞ | ALLAH SEVGİSİNDEN DOLAYI CEZBEYE TUTULARAK KENDİNDNE GEÇMİŞ OLAN | DELİ, DÎVÂNE, MECNÛN

- MEDED: YARDIM, İMDAT | AMAN, EYVAH! [bkz. NUSRET]

- MEDH: ÖVME, BİRİNİN İYİ ŞEYLERİNİ SÖYLEME

- MEFÂHİR[< MEFHAR]: İFTİHAR EDİLECEK, ÖVÜNÜLECEK ŞEYLER

- MEFHAR[< FAHR]: ÖVÜNME, FAHİRLENME | ÖVÜNMEYE NEDEN OLAN, ÖVÜNMEYİ GEREKTİREN

- MEFHÛM[< FEHM]: ANLAŞILMIŞ | SÖZDEN ÇIKARILAN ANLAM | KAVRAM

- MEFKÛRE[< FİKR]: ÜLKÜ

- MEFTÛH[< FETH]: AÇILMIŞ, AÇIK, FETHEDİLMİŞ | ELE GEÇİRİLMİŞ

- MEFTÛN[< FİTNE]: FİTNEYE DÜŞMÜŞ, SİHİRLENMİŞ | GÖNÜL VERMİŞ, TUTKUN, VURGUN | HAYRAN OLMUŞ, ŞAŞMIŞ

- MEHÂBET[< HEYBET]: AZAMET, ULULUK, KORKUNÇLUK; BÜYÜK GÖRÜNME

- MEHDÎ[< HEDY]: HİDÂYETE EREN/ERDİREN, DOĞRU YOLU TUTAN

- MEKKE: HİCAZ'DA HZ. MUHAMMED'İN DOĞDUĞU VE KÂBE'NİN BULUNDUĞU ŞEHİR

- MEKÎN[< MEKÂN]: OTURAN, YERLEŞEN | VAKARLI, TEMKİNLİ | SAĞLAM OTURAKLI KARARGÂH

- MEKNÛZ[< KENZ]: YERE GÖMÜLÜ, HAZİNEDE SAKLI

- MEKR: HAKİKATE GÖTÜRMEK İÇİN YAPILAN "HİLE"

- MELÂİKE-İ KERUBİYUN: MELEKLERİN EN BÜYÜKLERİ

- MELÂMET[< LEVM]: AYIPLAMA, KINAMA | AZARLAMA, ÇIKIŞMA

- MELÂMETİYYE: ZİKİR, FİKİR, ÖZEL GİYİNİŞ, TEKKE GİBİ ÂDETLERİ, TÖRENLERİ KABUL ETMEYEN BİR TARÎKAT

- MELCE'[< MELÂCİ']: İLTİCÂ EDİLECEK, SIĞINILACAK YER | HÂMÎ

- MELEKE: TEKRARLAYA TEKRARLAYA MEYDANA GELEN ALIŞIKLIK, YATKINLIK, YORDAM | YETİ

- MELEVÂN: GECE İLE GÜNDÜZ

- ME'LÛF[< ÜLFET]: ÜLFET EDİNİLMİŞ, ALIŞILMIŞ, ALIŞMIŞ | HUY EDİLMİŞ, HUY

- MEMÂT: ÖLÜM

- MEMDÛH[< MEDH]: ÖVÜLMÜŞ, ÖVÜLECEK, MEDHOLUNMUŞ

- MEMNÛ[< MEN]: YASAK EDİLMİŞ, YASAK

- MENÂM[< NEVM]: UYUNACAK YER, YATAK ODASI | UYKU | RÜYA | DÜŞ

- MENBA'[< NEBEÂN]: KAYNAĞIN GÖRÜNMEYEN KISMI, KAYNAK | PINAR [NEBEÂN: KAYNAMA]

- MENEND/MÂNEND: GİBİ, EŞSİZ, ÖRNEKSİZ

- MENGÛŞ: BEKTAŞİYYE'DE MÜCERRED BABALARIN KULAĞINA TAKTIĞI KÜPE

- MENNÂN: ALLAH | ÇOK İHSAN EDEN, VEREN

- MENSÛB[< NİSBET]: BİR TARÎK'E, BİR ŞEYHE İNTİSÂB EDEN

- MENŞE'[< NEŞ'ET]: BİR ŞEYİN ÇIKTIĞI YER, ESAS, KÖK, KÖKEN | YETİŞİLEN YER, BİTİRİLEN OKUL

- MENŞÛR[< NEŞR]: NEŞREDİLMİŞ, AÇILMIŞ, YAYILMIŞ, DAĞITILMIŞ | PRİZMA

- MENZİL[< NÜZÛL]: YOLLARDAKİ KONAK YERİ | EV | BİR GÜNLÜK YOL, KONAK | MESÂFE

- MENZİL-İ CÂN: İNSAN GÖVDESİ | ULVÎ ÂLEM

- MERÂTİB[< MERTEBE]: RÜTBELER, DERECELER

- MERBÛT[< RABT]: RAPTOLUNMUŞ, BAĞLANMIŞ, BAĞLI | ULAŞMIŞ, BİTİŞMİŞ, BİTİŞİK | İLİŞTİRİLMİŞ, EKLENMİŞ, ...YA BAĞLI

- MERCİ'[< RÜCÛ]: DÖNÜLECEK YER | BAŞVURULACAK YER, KİMSE

- MERD: ÖZÜ, SÖZÜ DOĞRU, YİĞİT

- MERDÛD[< REDD]: REDDEDİLMİŞ, KOVULMUŞ | GERİ DÖNDÜRÜLMÜŞ, ÇEVRİLMİŞ

- MEREC-EL-BAHREYN[iki denizin buluştuğu yer]: MEVLÂNÂ CELÂLEDDÎN RÛMÎ İLE ŞEMSETTİN TEBRÎZÎ'NİN, KONYA'DA İLK OLARAK GÖRÜŞTÜKLERİ YER

- MERFÛ'[< REF]: KALDIRILMIŞ, YÜKSELTİLMİŞ | HÜKÜMSÜZ BIRAKILMIŞ | ZAMME [O, Ö, U, Ü] İLE HAREKELENMİŞ HARF | [mat.] İFADE EDİLEN BİR KUVVETE YÜKSELTİLEN MİKTAR

- MERGUB[< RAĞBET]: RAĞBET EDİLMİŞ, BEĞENİLMİŞ, HERKESCE SEVİLİP ARANILMIŞ | İSTENİLEN, SEVİLEN

- MERHALE[< RİHLET]: MENZİL, KONAK, AŞAMA | İKİ MENZİL, KONAK ARASI | BİR GÜNLÜK YOL

- MERHAMET[< RAHM]: ŞEFKAT GÖSTERME, ACIMA | BİRİNİ ESİRGEME

- MERHÛB: ARSLAN | KORKUNÇ ŞEY

- MERSİYE: AĞIT, BİRİNİN ÖLÜMÜ ÜZERİNE DUYULAN TEESSÜRÜ ANLATMAK İÇİN YAZILAN MANZÛME

- MESÂBE: DERECE, RÜTBE | KADAR | KONUM, DURUM

- MESCÛD: SECDE EDİLEN | ALLAH

- MESDÛD[< SEDD]: KAPANMIŞ, KAPALI, TIKANMIŞ, TIKALI

- MESEL: ÖRNEK, BENZER, NÜMÛNE | DOKUNAKLI VE ANLAMLI SÖZ | TERBİYE VE AHLÂKA YARARLI OLAN ÖYKÜ

- MESERRET[< SÜRÛR]: SEVİNÇ, ŞENLİK

- MESKÛKÂT[< MESKÛK]: SİKKE HALİNE GETİRİLMİŞ MADENİ PARALAR, AKÇELER

- MESRÛR[< SÜRÛR]: SEVİNMİŞ, NEŞELİ, MEMNUN, ARZUSUNA KAVUŞMUŞ

- MEST[< MESTÂN]: SARHOŞ

- MESTÛR[< SATR]: SATIRLANMIŞ, YAZILMIŞ, ÇİZİLMİŞ, DÜZGÜN YAZILMIŞ

- MEŞÂİYUN: AKLI KILAVUZ SAYANLAR

- MEŞAKKAT: ZAHMET, SIKINTI, GÜÇLÜK, ZORLUK

- MEŞÂYİH[< ŞEYH]: ŞEYHLER

- MEŞGALE: İŞ, İŞ GÜÇ, UĞRAŞILAN İŞ

- MEŞK: TÂLİM, ALIŞTIRMA, ÇALIŞMA, ÖĞRENİM | YAZI ÖRNEĞİ, YAZI NÜMÛNESİ

- MEŞREB: İÇECEK YER | YARADILIŞ, DOĞA, MİZÂÇ | HUY, AHLÂK | İLÂHİ SUYU TUTACAK KAP | ÇEŞME

- MEŞRÛTA: BELİRLİ KOŞULLARLA VAKFEDİLMİŞ AYRICALIKLAR. İLK SAHİBİ TARAFINDAN SATILMAMA ŞARTIYLA BIRAKILMIŞ OLAN EV, TARLA GİBİ GAYR-I MENKÛL. | HOCALARIN, ŞEYHLERİN, CAMİ GÖREVLİLERİNİN YAŞADIĞI/BULUNDUĞU EV/YER. İMARET, HASTAHANE GİBİ KURUMLARDA ÇALIŞANLARIN OTURMALARI İÇİN AYRILAN LOJMAN, ODALAR

- MEŞVERET: DANIŞMA, MÜŞÂVERE, MÜŞÂVEREDE BULUNMA, BİR İŞ ÜZERİNDE KONUŞMA [İng./Fr. CONSULTATION]

- METÂNET: METİNLİK, SAĞLAMLIK, MUHKEMLİK | KUVVETLİ OLMA, DAYANIKLILIK

- ME'VÂ: YURT, MESKEN, YER, MAKAM, SIĞINACAK YER

- MEVLİD[< VELÂDET]: İNSANIN DOĞDUĞU YER | DOĞMA, DÜNYAYA GELME | DOĞULAN ZAMAN | HZ. MUHAMMED'İN DOĞUMUNU ANLATAN MANZUM ESER

- MEVLÛD[< VELÂDET]: YENİ DOĞMUŞ (ÇOCUK)

- MEVT: ÖLÜM | BENLİĞİ ÖLDÜRME

- MEVTÂ[< MEYT ve MEYYİT]: ÖLÜLER, ÖLMÜŞLER

- MEVTA': AYAĞIN BASTIĞI YER

- MEVZÛ'[< VAZ]: VAZ'OLUNMUŞ, KONULMUŞ | KONU | İŞLEMEKTE OLAN, GEÇER OLAN | DOĞRU OLMAYAN, UYDURMA, SONRADAN DÜZME

- ME'YÛS[< YE'S]: ÜMİTSİZ

- MEYHÂNE: DERGÂH

- MEYDAN: GENİŞ, AÇIK, DÜZ YER | ÂLEM | SEMÂHÂNE | KÂİNÂT

- MEYL: GÖNÜL AKIŞI, SEVME

- MEYL-İ ZÂTÎ: MÂNÂ'NIN MADDE ŞEKLİNDE MEYDANA ÇIKMAK İSTEMESİ

- MEYMENET[< YÜMN]: BEREKET, SAÂDET, MUTLULUK, UĞURLULUK

- MEYYÂL[< MEYL]: EĞİLEN | ÇOK İSTEKLİ, DÜŞKÜN

- MEYYİT[< MEVT]: ÖLMÜŞ | HAREKETSİZ | ÇOK ZAYIF KİMSE

- MEZMÛM[< ZEMM]: YERİLMİŞ | BEĞENİLMEMİŞ | AYIP

- MEZMÛR: KAVALLA SÖYLENEN İLÂHİ | HZ. DÂVÛD'A İNEN ZEBÛR'UN SÛRELERİNDEN HER BİRİ

- MİFTÂH: ANAHTAR

- MİHMÂN: KONUK, MİSÂFİR

- MİHMÂN-DÂR: KONUK, MİSÂFİR AĞIRLAYAN KİMSE

- MİHNET: ZAHMET, EZİYET | GAM, KEDER, SIKINTI, DERT | BELÂ, MUSİBET

- MİHRÂB[Ar.]: CAMİLERDE/MESCİDLERDE YÖNELİNİLEN TARAFTAKİ DUVARDA BULUNAN VE İMAMLIK EDENE AYRILMIŞ OLAN OYUK, GİRİNTİLİ YER | SON CEMAAT YERİ | [Şiir/Edebiyat] SEVGİLİNİN KAŞLARI

- MİHRÂBİYE: Mihrabta Aşr sûresini okuma.

- MİNBER: CÂMİLERDE HATÎBİN ÇIKIP HUTBE OKUDUĞU MERDİVENLİ KÜRSÜ [kiliselerde: ANBON]

- MİNHÂC: AÇIK, GENİŞ YOL

- MİNNET: BİR İYİLİĞE, BİR İYİLİK YAPANA YÖNELİK KENDİNİ BORÇLU GÖRME | GÖRÜLEN İYİLİĞE YÖNELİK TEŞEKKÜRDE BULUNMA

- MİN-TARAF-İLLÂH: ALLAH CÂNİBİNDEN

- Mİ'RÂC: MERDİVEN | GÖĞE ÇIKMA | HZ. MUHAMMED'İN ALLAH TEÂLÂ İLE GÖRÜŞMESİ

- MİR'ÂT: AYNA | MEŞHUR BİR ÇEŞİT LÂLE

- MİR'AT-I HAKÎKÎYE: HAKİKAT AYNASI

- MİRKELÂM[Fars. (AMİR, BAŞ, BEY)MÎR-İ KELÂM]: GÜZEL, DÜZGÜN, ZARİF KONUŞAN | KONUŞMAYI/SÖZÜ/SOHBETİ BAŞLATAN, BAŞLATACAK OLAN, BAŞLATMASI BEKLENEN

- MİSÂFİR[< SEFER]: bkz. MÜSÂFİR [aslı!]

- MİSAFİR-İ GAYBİ: ZAMAN ZAMAN İNSANIN AKLINA GELEN KÖTÜ DÜŞÜNCELER [GELİP GEÇİCİDİR!]

- MÎSÂK[< VÜSÛK]: SÖZLEŞME, ANDLAŞMA, YEMİN

- MİSÂL: ÖRNEK | MASAL | RÜYÂ, DÜŞ | BENZER, ANDIRIR

- MİSBÂH: KANDİL, ÇERAĞ, SABAH GİBİ LATİF, AYDINLIK

- MİSL: BENZER, KAT | MİKTAR | ÖN, YAN, HUZUR | TEKRARLANAN BİR SAYININ TOPLAMI

- MİSK: ASYA'NIN YÜKSEK DAĞLARINDA YAŞAYAN BİR CİNS CEYLÂNIN ERKEĞİNİN KARIN DERİSİ ALTINDAKİ BİR BEZDEN ÇIKARILAN GÜZEL KOKULU MADDE

- MİSK Ü AMBER: MİS KOKULARI

- MÎZÂN[< VEZN]: TERÂZİ, ÖLÇÜ ÂLETİ, TARTI, ÖLÇEK | ADALET, EŞİTLİK DUYGUSU | AKIL, İDRAK | ŞERİAT

- MOLLA[< MEVLÂNÂ]: BÜYÜK KADI, BÜYÜK ÂLİM | MEDRESE TALEBESİ

- MUABBİR[< İBÂRET]: RÜYÂ TÂBİR EDEN

- MUÂHEZE[< AHZ]: AZARLAMA, PAYLAMA, ÇIKIŞMA, DARILMA | TENKÎD

- MUALLÂ[< ULÜVV]: YÜCE, YÜKSEK | MAKAMI, RÜTBESİ YÜKSEK | BİR YAZI STİLİ

- MUALLÂK[< ALÂKA]: TA'LÎK EDİLMİŞ, ASILMIŞ, ASILI | HAVADA, BOŞTA DURAN | SÜRÜNCEMEDE KALMIŞ (İŞ) | BAĞLI | KESİN OLMAYAN

- MUALLEL[< İLLET]: TA'LİL EDİLMİŞ, SAKAT, EKSİK

- MUALLİM[< İLM]: TÂLİM EDEN, ÖĞRETEN, ÖĞRETMEN, HOCA

- MUAMMER[< ÖMR]: ÖMÜR SÜREN, YAŞAYAN, YAŞAMIŞ

- MUAMMERİYET: CANLILIK

- MUÂNAKA[< UNK]: BİRBİRİNİN BOYNUNA SARILMA, SARMAŞMA, KUCAKLAŞMA

- MUÂVENET[< AVN]: YARDIM, YARDIM ETME, YARDIMCILIK

- MUÂYEDE: BAYRAMLAŞMA

- MUAYYEN[< AYN]: TÂYİN EDİLMİŞ, BELLİ | BELİRLİ | KARARLAŞTIRILAN

- MUAZZAM[< AZM]: KOCAMAN, KOCA | ULU, KOSKOCA | ÖNEMLİ, AĞIR

- MUBÂH[< İBÂHA]: İŞLENMESİNDE SEVAP VE GÜNAH OLMAYAN ŞEY, İŞ

- MU'CİZE[< ACZ]: ACİZ BIRAKAN, TANSI, TANSUK, ALLAH'IN EMRİYLE PEYGAMBERLER TARAFINDAN YAPILAN VE HALKI HAYRETTE BIRAKAN HÂRİKULÂDE İŞLER, HAREKETLER, HALLER

- MUGALEBE[< GALEBE]: GALEBE ÇALMAYA, ÜSTÜN GELMEYE UĞRAŞMA | GALİP, ÜSTÜN

- MUGAYYEBÂT[< GAYB]: GİZLİ, GÖRÜNMEZ ŞEYLER (LEDÜNNİYYÂT). LOKMAN SURESİNDE: KIYAMETİN KOPACAĞI ZAMAN, YAĞMURUN YAĞACAĞI ZAMAN | ANA KARNINDA OLANLAR | ERTESİ GÜN BAŞA NE GELECEĞİ | İNSANIN NEREDE ÖLECEĞİ

- MUHÂCİR[< HİCRET]: GÖÇMEN, GÖÇ EDEN | BİR ÜLKEDEN KALKIP, BİR BAŞKA ÜLKEDE YERLEŞEN

- MUHABBET: [bkz. MAHABBET]

- MUHÂFAZA[< HIFZ]: SAKLAMA, KORUMA, KAYIRMA

- MUHÂL: OLANAKSIZ, OLMAZ, OLMAYACAK

- MUHARRİK[< HAREKET]: TAHRÎK EDEN, HAREKETE GEÇİREN, OYNATAN | KIŞKIRTAN, AYARTAN, DÜRTEN

- MUHÂSARA[< HASR]: KUŞATMA, ETRAFINI ÇEVİRME

- MUHÂTARA[< HATAR]: TEHLİKE | ZARAR, ZİYAN, KORKU

- MUHAVERE: İKİ KİŞİNİN KARŞILIKLI KONUŞMASI

- MUHAVERÂT: KONUŞMALAR

- MUHAVVİL[< HAVL]: TAHVÎL EDEN, DEĞİŞTİREN, BAŞKA ŞEKLE SOKAN

- MUHDESÂT, MUHDESÛN[< MUHDES]: İHDÂS EDİLMİŞ, SONRADAN MEYDANA GELMİŞ, ESKİDEN OLMAYAN, YENİ ŞEYLER, MODERN

- MUHİBB[< HUBB]: SEVEN, SEVGİ BESLEYEN, DOST

- MUHİBBÂN[< MUHİBB]: BİR TARÎKATIN, TARÎKATTAN OLMADIKLARI HALDE TARAFLISI OLANLAR

- MUHÎT[< HAVT]: İHÂTA EDEN, ETRAFINI ÇEVİREN, KUŞATAN | ÇEVRE | ALLAH'IN ADLARINDAN

- MUHLİS[< HULÛS]: HÂLİS, KATKISIZ | DOSTLUĞU, SAMÎMİLİĞİ VE HÂLİ İÇTEN, GÖNÜLDEN OLAN

- MUHLİS: SAÇ VE SAKALINA KIR DÜŞMÜŞ KİMSE

- MUHTÂR[< HAYR]: İHTİYÂR EDEN, SEÇİLMİŞ, SEÇKİN | HAREKETİNDE SERBEST OLAN | KÖY YA DA MAHALLE İŞLERİNE BAKMAK ÜZERE HALKIN SEÇTİĞİ KİMSE

- MUHTASAR[< HASR]: KISALTILMIŞ, KISALTMA, KISA

- MUHTEREM[< HÜRMET]: SAYGIDEĞER, SAYIN, İHTİRÂM OLUNMUŞ

- MUHYÎ[< HAYÂT]: İHYÂ EDEN, DİRİLTEN, CANLANDIRAN, HAYAT VEREN

- MUHYİDDİN: DİNİ İHYÂ ETMEK/CANLANDIRMAK

- MUKABELE: KARŞILIK VERME, KARŞILAMA | KARŞI GELME | BİRBİRİYLE KARŞILAŞTIRMA, KARŞILIKLI YAPILAN OKUMA | CÂMİLERDE HALKA KUR'AN OKUMA | MEVLEVÎ ÂYİNLERİNDE TARÎKAT MENSUPLARININ CEZBE HALİYLE AYAKTA DÖNMESİ | KUR'AN-I KERİM'İ BİRİNİN OKUMASI VE BİRİNİN/BİRİLERİNİN DİNLEMESİ

- MUKABİL: KARŞI KARŞIYA GELEN, BİR ŞEYİN KARŞISINDA BULUNAN | BİR ŞEYE KARŞI, BİR ŞEYE KARŞILIK YAPILAN | KARŞILIK | KARŞILIĞINDA

- MUKADDER[< KADER]: TAKDÎR OLUNMUŞ, DEĞERİ BİÇİLMİŞ | KADRİ, DEĞERİ BİLİNMİŞ, BEĞENİLMİŞ | YAZILI, ALINDA YAZILI | KADER

- MUKADDERÂT: ALIN YAZISI

- MUKADDES[< KUDS]: TAKDÎS EDİLMİŞ, MÜBÂREK, KUTSAL, TEMİZ

- MUKARREB[< KURB]: TAKRÎB EDİLMİŞ, YAKLAŞMIŞ, YAKIN

- MUKARRİN[< KARN]: BİRLİKTE BULUNDURAN, TAKRÎN EDEN

- MUKAYYED[< KAYD]: KAYITLI, BAĞLI, BAĞLANMIŞ | BİR İŞE ÖNEM VEREN | KAYDOLUNMUŞ, DEFTERE GEÇMİŞ

- MUKTEDİR[< KUDRET]: GÜCÜ YETEN, BECEREBİLEN

- MÛNİS[< ÜNS]: ÜNSİYETLİ, ALIŞILAN, ALIŞILMIŞ, YADIRGANMAZ | CANA YAKIN, SEVİMLİ | İNSANDAN KAÇMAYAN

- MURÂBATA[< RABT]: BAĞLAMAK | DÜŞMANI, SALDIRACAĞI YERDE DURUP BEKLEME

- MURÂD[< REVD]: ARZU, İSTEK, DİLEK | MAKSAT, MERAM

- MURAHHAS[< RUHSAT]: RUHSATLI, İZİNLİ | DELEGE

- MURÂKABE[< RAKB]: BAKMA, GÖZETME, GÖZ ALTINDA BULUNDURMA | KENDİ İÇ ÂLEMİNE BAKMA, KENDİNİ HESABA ÇEKME, DALIP KENDİNDEN GEÇME | GECEYARISI, DİZÜSTÜ OTURULARAK, GÖVDENİN HİÇBİR UZVUNU KIMILDATMADAN, GÖZLER KAPALI DURUMDA DALINAN "TEFEKKÜR" HALİ

- MURÂKIB: ALLAH'A BAĞLANMIŞ

- MURTAZÂ[< RIZÂ]: BEĞENİLMİŞ, SEÇİLMİŞ | HZ. ALİ'NİN LÂKABI

- MUSÂFAA: BİRBİRİNİN BOYNUNA SARILMA | GÖZÜN, HER UZAKLIKTA BULUNAN EŞYAYI GÖREBİLME HASSASI

- MUSÂFAHA [< SAFH]: EL SIKIŞMA, TOKALAŞMA

- MUSAFFÂ[< SAFVET]: TASFİYE EDİLMİŞ, SÜZÜLMÜŞ, ARINMIŞ

- MUSAHHAR: ELE GEÇİRİLMİŞ

- MUSÎB[< SEVAB]: İSÂBET EDEN, RASTGELEN, YANILMAYAN

- MUSTAFÂ[< SAFVET]: ISTIFÂ EDİLMİŞ | TERTEMİZ, TASFİYE OLUNMUŞ | HZ. MUHAMMED'İN ADLARINDAN

- MUTAHHAR[< TAHÂRET]: TEMİZLENMİŞ, TEMİZ | MÜBÂREK

- MUTASAVVER[< SÛRET]: TASAVVUR EDİLMİŞ, TASARLANMIŞ, DÜŞÜNÜLMÜŞ | AKLA GELEBİLİR, OLABİLİR

- MUTASAVVİF[< SOF]: SÔFÎ OLAN | TASAVVUFLA UĞRAŞAN | İLÂHİYATTA UĞRAŞAN VE BUNU YAYMAYA ÇALIŞAN

- MUTÂVAAT[< TAV]: BAŞEĞME, İTÂAT ETME

- MUTAVASSIT[< VASAT]: VÂSITA OLAN, ARACILIK EDEN, ARACI | ORTA, ORTALAMA

- MU'TAZIB: BİRBİRİNE YARDIM EDEN

- MU'TEDİL[< ADL]: NE AZ, NE ÇOK, ORTA HALDE BULUNAN | YAVAŞ, MÜLÂYİM, SERT OLMAYAN, İŞİ PEK İLERİYE GÖTÜRMEMİŞ OLAN | MÜNÂSİP, UYGUN, BİÇİMLİ | ILIMAN | NÖTR

- MUTÎ[< TÂAT]: İTAAT EDEN, BOYUN EĞEN | BAĞLI | RAHAT

- MUTLAK[< TALÂK]: ITLAK OLUNMUŞ, SALIVERİLMİŞ, BAŞIBOŞ BIRAKILMIŞ | KAYITSIZ, ŞARTSIZ | YALNIZ, TEK, ŞART | HERHANGİ BİRŞEYE İLİŞİK OLMAYAN

- MUTMAİN[< TAM'AN]: GÖNLÜ KANMIŞ, İÇİ RAHAT, ŞÜPHESİ OLMAYAN KİMSE

- MUTTALİ'[< TULÛ]: ÖĞRENMİŞ, HABER ALMIŞ, BİLGİLİ, HABERDAR

- MUTTASIF[< VASF]: VASIFLANAN, KENDİSİNDE BİR HAL, BİR SIFAT, BİR VASIF BULUNAN, İTTİSÂF EDEN

- MUTTASIL[< VASL]: ULAŞAN, KAVUŞAN, BİTİŞEN, İTTİSÂL EDEN | ARALIKSIZ, HİÇ DURMADAN, BİTEVİYE

- MUVÂCEHE[< VECH]: YÜZLEŞME, YÜZ YÜZE GELME | KARŞI, ÖN

- MUVAFFAK: ALLAH'IN YARDIMINA ULAŞMIŞ | BAŞARAN, BECEREN

- MUVAFFAKIYYET[< VEFK]: ALLAH'IN YARDIMIYLA BAŞARI GÖSTERME | ELE GEÇİRME, BAŞARMA

- MUVAFFIK: BAŞARI KAZANDIRAN ALLAH

- MUVÂFIK[< VEFK]: UYGUN, YERİNDE

- MUVAHHİD[< VAHDET]: TEVHİD EDEN, ALLAH'IN BİRLİĞİNİ İKRAR

- MUVAKKAT[< VAKT]: BELLİ BİR ZAMANA ÖZEL, SÜREKSİZ, GEÇİCİ | EĞRETİ

- MUVÂZENE[< VEZN]: DENK OLMA, KARŞILIKLI İKİ ŞEYİN UYGUNLUĞU | KIYAS, ÖLÇÜ | DENGE

- MUZAFFER[< ZAFER]: ZAFER, ÜSTÜNLÜK KAZANMIŞ, ÜSTÜN

- MUZMAHİLL: ÇÖKMÜŞ, ÇÖKÜNTÜYE UĞRAMIŞ, DARMADAĞIN OLMUŞ, YOK OLMUŞ

- MÜBÂREK[< BEREKET]: BEREKETLİ, FEYİZLİ | UĞURLU, HAYIRLI, MUTLU, KUTLU

- MÜBAYENET: BİR ŞEYİN KENDİNDEN BAŞKA BİR ŞEY OLMAMASI

- MÜBEŞŞER[< BEŞÂRET]: TEBŞÎR OLUNMUŞ, KENDİSİNE MÜJDE VERİLMİŞ

- MÜBEZZİR[< BEZR]: TOHUM EKECEK ÂLET

- MÜBEZZİR: TEBZÎR EDEN, GEREKSİZ, YERSİZ HARCAYAN, İSRÂF EDEN

- MÜBÎN[< BEYN ve BEYÂN]: HAYRI, ŞERRİ, İYİYİ VE KÖTÜYÜ AYIRAN | AÇIK, BESBELLİ, AÇIK SEÇİK İFADE EDİLMİŞ OLAN

- MÜCÂHEDE[< CEHD]: UĞRAŞMA | NEFSİ YENMEYE YÖNELİK OLAN ÇALIŞMA

- MÜCÂZÂT[< CEZÂ]: KARŞILIK | BİR SUÇA KARŞI CEZÂ ÇEKTİRME

- MÜCEDDİD[< CEDÎD]: YENİLEYEN, YENİLEYİCİ, YENİ BİR ŞEKİL VE SÛRET VEREN | DÎNE YENİ BİR VECHE VEREN ZAT

- MÜCEHHEZ[< CİHAZ]: TECHİZ OLUNMUŞ, DONANMMIŞ, DONATILMIŞ, HAZIRLANMIŞ

- MÜCERRED[< CERED]: TECRÎD EDİLMİŞ, SOYULMUŞ, ÇIPLAK | TEK, YALNIZ | KARIŞIK VE KATIŞIK OLMAYAN | YALIN, SOYUT | KENDİ KENDİNE, BEKÂR, YALNIZ YAŞAYAN

- MÜCTEBÂ[< CEBY]: SEÇİLMİŞ, SEÇKİN

- MÜCTEHİD[< CEHD]: GÜCÜ YETTİĞİ KADAR ÇALIŞAN, ÇALIŞKAN | ALLAH'IN EMRİYLE ÇALIŞAN

- MÜDÂM[< DEVÂM]: DEVÂM EDEN, SÜREN, SÜREKLİ | ARASI KESİLMEYEN

- MÜDÂRÂ[T][< DERY]: YÜZE GÜLME, DOST GİBİ GÖRÜNME

- MÜDÂVİM[< DEVÂM]: DEVÂM EDEN, BİR İŞE ARALIKSIZ, ÇALIŞAN | BİR YERE DEVAMLI OLARAK GİDİP GELEN

- MÜEKKELÂT: HÜSAMEDDİN, NECMEDDİN, BEDREDDİN, ŞEMSEDDİN, NUREDDİN, CEMÂLEDDİN, KEMÂLEDDİN

- MÜELLİF[< ÜLFET]: TE'LÎF EDEN, KİTAP YAZAN, ESER SAHİBİ

- MÜESSİS[< ESÂS]: KURAN, TEMEL ATAN | KURAN, KURUCU

- MÜEZZİN[< EZAN]: EZAN OKUYAN, KULAĞA HİTAP EDEN, ÇAĞIRAN

- MÜFETTİH[< FETH]: FETH EDEN, AÇAN, AÇICI

- MÜFLİH[< FELÂH]: FELÂH BULAN, HİDÂYETE ERDİRİLEN, SELÂMETE ÇIKAN

- MÜFTİ, MÜFTÜ[< FETVÂ]: FETVÂ VEREN (FETVÂ EMİNİ) | İL VE İLÇELERDE DİN İŞLERİNE BAKAN KİMSE

- MÜHEYYÂ[< HEY'ET]: HAZIR, HAZIRLANMIŞ (ÂMÂDE)

- MÜKÂFÂT[< KİFÂYET]: BERÂBERLİK | BİR HİZMET VE İYİLİĞE KARŞI EDİLEN İYİLİK | ÇALIŞKAN TALEBEYE HOCASININ VERDİĞİ TAKDİR

- MÜKÂŞEFE[< KEŞF]: HAKİKAT EHLİNE ALLAH SIRLARININ GÖRÜNMESİ, TEVHİD DELİLLERİYLE HALKDA HAKK'I GÖRMEK | MEYDANA ÇIKARMA

- MÜKELLEF: BİR ŞEYİ YAPMAYA MECBUR OLAN, VAZİFELİ, MUVAZZAF | BİR ŞEYİ ÖDEMEYE MECBUR OLAN | MÜKEMMEL HAZIRLANMIŞ, KÜLFETLE SÜSLENMİŞ OLAN (TEKLİF)

- MÜKEVVEN[< KEVN]: TEKVÎN EDİLMİŞ, YAPILMIŞ, MEYDANA GETİRİLMİŞ, YARATILMIŞ

- MÜKEVVENÂT[< MÜKEVVEN]: YARATILMIŞLAR

- MÜLÂHAZA[< LÂHZ]: DİKKATLE BAKMA | İYİCE DÜŞÜNME | DÜŞÜNCE

- MÜLÂKÎ[< LİKA]: BULUŞAN, KAVUŞAN | GÖRÜŞEN

- MÜLEVVEN[< LEVN]: RENGARENK, TÜRLÜ TÜRLÜ, HERCAİ | BOYALI, BOYANMIŞ

- MÜLEVVES[< LEVS]: TELVÎS EDİLMİŞ, KİRLİ, PİS | İNTİZAMSIZ, KARIŞIK

- MÜLHİD[< LÂHD]: ALLAH'I İNKÂR EDEN, DİNSİZ

- MÜ'MİN[< EMN]: ÎMÂN ETMİŞ | KINAYAN KINAYANINDAN KORKMAYAN

- MÜMÂRESE[< MERES]: ALIŞMA, ALIŞIKLIK, YATKINLIK, EL YATKINLIĞI

- MÜNÂCÂT[< NECV]: ALLAH'A DUA ETME, YALVARMA

- MÜNÂDÎ[< NİDÂ]: NİDÂ EDEN | MÜEZZİN

- MÜNÂFESE[< NEFS]: BAŞKASINDA GÖRDÜĞÜ KEMÂLE İMRENİP, ONA YETİŞMEK İÇİN ÇALIŞMAK [HASED değil!]

- MÜNÂFIK[< NİFÂK]: İKİYÜZLÜLÜK EDEN, İKİ YÜZLÜ

- MÜNÂSEBET[< NİSBET]: UYGUNLUK | İLİŞİK | İLGİ, YAKINLIK, BAĞ | YANAŞMA, VESÎLE

- MÜNÂSİB[< NİSBET]: UYGUN, YERİNDE | YAKIŞIK, YARAŞIK

- MÜNÂVEBE[< NEVBET]: NÖBETLEŞME, NÖBETLE İŞ GÖRME

- MÜNCERR[< CERR]: BİR TARAFA ÇEKİLİP SÜRÜKLENEN, SÜRÜLEN, KAYIP BİR TARAFA GİDEN | VARIP SONA EREN | NETİCELENEN

- MÜNCÎ[< NECÂT]: KURTARAN

- MÜNEVVER[< NÛR]: NURLANDIRILMIŞ, PARLATILMIŞ, AYDINLATILMIŞ, IŞIKLI | AYDIN (KİMSE)

- MÜNÎR[< NÛR]: NURLANDIRAN, IŞIK VEREN, PARLAK

- MÜNKEBİSSE: BAŞ KESMEK

- MÜNKEŞİF[< KEŞF]: AÇILAN, AÇILMIŞ, MEYDANA ÇIKMIŞ | AÇIK, GÖRÜNEN | KEŞFOLUNMUŞ, YENİ BULUNMUŞ

- MÜNKİR[< NEKR]: İNKÂR EDEN, KABUL ETMEYEN

- MÜNSİF: İNSAFLI

- MÜNTEHÂ[< NİHÂYET]: NİHAYET BULMUŞ; BİR ŞEYİN VARABİLDİĞİ EN UZAK YER, SON DERECE | SON UC | YAZICIOĞLU AHMET BÎCAN'IN DÎNÎ, TASAVVUFÎ MENSUR ESERİ

- MÜNTEŞİR[< NEŞR]: YAYILMIŞ, AÇILMIŞ | DAĞINIK | DUYULMUŞ, ETRAFA YAYILMIŞ | BASILMIŞ VE YAYILMIŞ

- MÜNTEVÎ[< NEV]: BİR ŞEY YAPMAYA NİYETLENEN

- MÜNZEVÎ[< ZUVVİYY ve ZEYY]: İNZİVÂ EDEN, ÇEKİLİP BİR KÖŞEDE OTURAN, KÖŞESİNE ÇEKİLİP KİMSE İLE GÖRÜŞMEYEN

- MÜNZİL[< NÜZÛL]: İNZÂL EDEN, AŞAĞI İNDİREN, GÖKTEN İNDİREN

- MÜPHEM: BELİRSİZ, KAPALI, ÖRTÜLÜ | ANLAŞILMAZ, KAPALICA

- MÜRÂCAAT[< RÜCÛ]: GERİ DÖNME, BAŞVURMA, DANIŞMA, YARDIM İSTEME

- MÜRÂCAÂT[< MÜRÂCAAT]: GERİ DÖNMELER, BAŞVURMALAR, DANIŞMALAR, YARDIM İSTEMELER

- MÜRÂÎ[< RİYÂ]: İKİYÜZLÜ

- MÜREBBÎ[< TERBİYE]: TERBİYE EDEN, EĞİTİCİ | BESLEYEN

- MÜRECCAH[< RÜCHÂN]: TERCİH EDİLEN, ÜSTÜN TUTULAN

- MÜRÎD[< REVD]: İRÂDE EDEN, EMREDEN, BUYURAN | BİR ŞEYHE BAĞLI OLAN KİMSE

- MÜRSEL[< RESEL]: İRSÂL EDİLMİŞ, GÖNDERİLMİŞ, YOLLANMIŞ | PEYGAMBER

- MÜRŞİD[< RÜŞD]: İRŞÂD EDEN, DOĞRU YOLU GÖSTEREN, KILAVUZ | TARÎKAT PÎRİ, ŞEYHİ | GAFLETTEN UYANDIRAN | HADIM ÜL FUKARA

- MÜRÜVVET[< MER]: İNSÂNİYET, MERTLİK, YİĞTLİK | CÖMERTLİK, İYİLİKSEVERLİK

- MÜSÂFİR[< SEFER]: MİSÂFİR, YOLDAN GELEN, YOLCU | YOLCULUK SIRASINDA BİRİNİN EVİNE İNEN KONUK | KOMŞUYA GİDEN KİMSE

- MÜSAHHAR[< SİHRİYY]: TESHİR OLUNMUŞ, ELDE EDİLMİŞ, ELE GEÇİRİLMİŞ | TUTKUN, BOYUN EĞMİŞ

- MÜSÂVÎ[< SEVİYY]: EŞİT, BİRİNİN ÖTEKİNDEN FARKSIZ OLANI, AYNI HALDE VE DERECEDE BULUNAN

- MÜSEMMÂ[< SEMV ve SÜMÜVV]: TESMİYE OLUNAN, BİR ADI OLAN, ADLANMIŞ, ADLI | MUAYYAN, BELİRLİ (ZAMAN)

- MÜSENNÂ: AYNALI YAZI/HAT

- MÜSLÜMAN: KENDİNDEKİ EMÂNETE İHÂNET ETMEYEN | İSLÂM OLMUŞ, SELÂMETE ERMİŞ, KURTULMUŞ, TESLİM OLMUŞ

- MÜSTAGNÎ[< GANÎ]: DOYGUN, GÖNLÜ TOK | ÇEKİNGEN, NAZLI (DAVRANAN) | GEREKLİ BULMAYAN

- MÜSTAĞRAK[< GARK]: BATMIŞ

- MÜSTAHAKK[< HAKK]: MÜSTAHİKK[aslı!]

- MÜSTAHİKK[< HAKK]: HAK ETMİŞ, HAK KAZANMIŞ, LÂYIK

- MÜSTAHLEF[< HALEF]: İSTİHLÂF EDİLMİŞ, KENDİ YERİNE GEÇİRİLMİŞ, BAŞKASININ YERİNE KONMUŞ, HİLÂFET ALMIŞ

- MÜSTAHSİL[< HÂSIL]: YETİŞTİREN, YETİŞTİRİCİ, ÜRETİCİ

- MÜSTAİDD[< UDDET]: İSTÎDADLI, YETENEKLİ, BİR ŞEYE YETENEĞİ OLAN | AKILLI, ANLAYIŞLI

- MÜSTAKARR[< KARÂR]: YERLEŞİLEN, DURULAN YER | KARARGÂH

- MÜSTAKBEL[< KABL]: KARŞILANAN | ÖNDE BULUNAN, İLERİDEKİ, GELECEK

- MÜSTAKİLL[< KILLET]: BAŞLI BAŞINA, KENDİ BAŞINA, KENDİ KENDİNE, AYRICA, BAĞIMSIZ

- MÜSTAKÎM[< KIYÂM]: DOĞRU, DÜZ, DİK | TEMİZ, NAMUSLU

- MÜSTEÂR[< ÂRİYYET]: TAKMA AD

- MÜSTECÂB[< CEVÂB]: DİLEĞİ KABUL OLUNMUŞ

- MÜSTEHABB[< HUBB]: SEVİLEN, BEĞENİLEN | FARZ VE VÂCİBDEN BAŞKA OLARAK SEVAP KAZANILAN İŞ

- MÜSTEHLİK[< HELÂK]: YİYİP İÇEREK TÜKETEN, BİTİREN | TÜKETİCİ

- MÜSTESNÂ[< SENY]: İSTİSNÂ EDİLEN, KURAL DIŞI BIRAKILAN | ÜSTÜN | AYRI TUTULAN | BENZERLERİNDEN BASKIN

- MÜŞÂHEDE[< ŞUHÛD]: BİR ŞEYİ GÖZLE GÖRME | ALLAH ÂLEMİNİ GÖRME

- MÜŞÂRÜN-İLEYH[< ŞEVR]: ADI GEÇEN ZAT, KENDİSİNE İŞARET EDİLEN (KİŞİ)

- MÜŞEKKEL: ŞEKLE KONULMUŞ, ŞEKİL VERİLMİŞ | ŞEKLİ, KALIBI, KIYÂFETİ YERİNDE, GÖSTERİŞLİ

- MÜŞKİL[< ŞEKL]: GÜÇ, ZOR, ÇETİN | ENGEL, GÜÇLÜK, ZORLUK

- MÜŞKİLÂT[< MÜŞKİL]: GÜÇLÜKLER, ZORLUKLAR

- MÜŞTÂK[< ŞEVK]: İŞTİYAKLI, ÖZLEYEN, GÖRECEĞİ GELEN, CAN ATAN

- MÜŞTEHİYÂT[< ŞEHVET]: İŞTAHLILAR, İSTEKLİLER

- MÜŞTEMİL: KAPSAYAN, İÇEREN, ŞÂMİL OLAN

- MÜŞTERÎ[< ŞİRÂ]: İŞTİRÂ EDEN, SATIN ALAN, ALICI | ALIŞVERİŞTE BULUNAN | İSTEKLİ | HEM SATIN ALAN, HEM SATAN

- MÜTÂLAA[< TULÛ]: OKUMA | DEĞERLENDİRME, TETKİK | DÜŞÜNCE

- MÜTEÂKIB[< AKAB]: BİRBİRİ ARDINDAN GELEN (SIRA İLE) | ARDINDAN GELEN, ARKASI SIRA BELİREN

- MÜTEÂL[< ULÜVV]: YÜKSEK, YÜCE | ALLAH'IN SIFATLARINDAN

- MÜTEALLİK[< ALAKA]: ASILI, BAĞLI, İLGİLİ, İLİŞİĞİ OLAN

- MÜTECELLÎ[< CELÂ' ve CELV]: TECELLÎ EDEN, GÖRÜNEN, MEYDANA ÇIKAN | PARLAK

- MÜTEDEYYİN: ILIMLI (İNSAN) | DİNDAR. | DİN İLE GÖREVLİ. | BORÇLU OLAN

- MÜTEESSİR[< ESR ve ESÂRET]: HÜZÜNLÜ, KEDERLİ, ÜZÜNTÜLÜ | BİRİNİN ACISIYLA ACILANAN | DUYGULANMIŞ

- MÜTEHARRİK[< HAREKET]: HAREKET EDEN, KIMILDAYAN, OYNAYAN

- MÜTEHAYYİR[< HAYRET]: HAYRETTE KALAN, ŞAŞMIŞ, ŞAŞIRMIŞ

- MÜTEKEVVİN[< KEVN]: TEKEVVÜN EDEN, HÂSIL OLAN, MEVCUT BULAN, VAROLAN

- MÜTEMMİM[< TEMÂM]: TAMAMLAYAN, BİTİREN | TÜMLEÇ

- MÜTENÂDÎ[< NİDÂ]: BİRBİRİNE NİDÂ EDEN, BİRBİRİNİ ÇAĞIRAN

- MÜTENÂSİB[< NİSBET]: UYGUN OLAN, HER BAKIMDAN BİRBİRİNE UYGUN, DENK

- MÜTERÂDİF[< RİDF]: TERÂDÜF EDEN, BİRBİRİNİN ARDI SIRA GİDEN | YAZILIŞI AYRI, ANLAMI BİR OLAN, ANLAMDAŞ [İng., Fr. SYNONYME]

- MÜTESELSİLEN: SIRA İLE, BİRBİRİ PEŞİ SIRA, ZİNCİRLEME

- MÜTEVASSIL: VÂSIL OLAN, KAVUŞAN | MÜNÂSEBET VE YAKINLIK KURAN

- MÜTTAKÎ[< VAKY ve VİKAYE]: İTTİKA EDEN, SAKINAN, ÇEKİNEN | ALLAH'DAN KORKAN | ALLAH'IN ÖLÇÜSÜNE GÖRE KENDİNİ AYARLAYAN

- MÜYESSER[< YÜSR]: KOLAYI BULUNUP YAPILAN, KOLAY GELEN, KOLAYLIKLA OLAN

- MÜZEKKÎ[< ZEKÂT]: TEZKİYE EDEN, TEMİZLEYEN, AKLAYAN

 

 

- NÂ-ÇÎZ: HİÇ HÜKMÜNDE OLAN, ÇOK KÜÇÜK ŞEY

- NÂ-DÂN: BİLMEZ, CÂHİL | KENDİNİ BEĞENMİŞ, KİBİRLİ

- NÂDİM: PİŞMÂN OLAN

- NÂFİLE: GEREKLİ DEĞİLKEN YAPILAN İŞ | FARZLARIN DIŞINDA KILINAN NAMAZ | BOŞUNA

- NAHİV: SÖZ DİZİMİ

- NÂİB[< NEVB]: VEKİL

- NÂİL[< NEYL]: MURADINA EREN, ERMİŞ, ELE GEÇİREN | (OLMAK):ERİŞMEK

- NÂİM: LEZZETİ ALINAN HER TÜRLÜ NİMET, BOLLUKTA YAŞAYIŞ | CENNETİN BİR KISMI

- NÂİM[< NEVM]: UYUYAN

- NAKÎB[< NAKABET]: VEKİL | BİR TEKKEDE, ŞEYHİN YARDIMCISI OLAN EN ESKİ DERVİŞ VEYA DEDE

- NÂLE: İNLEMEK, İNİLTİ

- NAMAZ: KULUN HAK İLE OLMASI (SALÂT)

- NÂMÛS: KANUN, NİZAM | AR, EDEP, HAYÂ, IRZ | TEMİZLİK, DOĞRULUK

- NÂ-MÜTENÂHÎ: SONSUZ

- NÂM-ZED: NİŞANLI, SÖZLÜ, YAVUKLU | ADAY | MİRAS BIRAKANIN FEVKALÂDE İKAME YOLUYLA TAYİN ETTİĞİ MİRASÇI | LEHİNE VASİYET YAPILAN KİMSE

- NÂN: EKMEK

- NÂR: ATEŞ, OD | CEHENNEM

- NARH[aslı NİRH]: NARK, ÇARŞIDA, PAZARDA SATILAN ŞEYLER İÇİN RESMÎ MAKAMLARCA GÖSTERİLEN FİYAT

- NÂS: İNSANLAR, HERKES

- NASB: DİKME, SAPLAMA

- NÂSIH/NASÎH[< NUSH (çoğ. NASÂYİH)]: ÖĞÜT VEREN, NASÎHAT EDEN | KUŞATMA

- NÂS(I)R: YARDIM | YARDIMCI, YARDIM EDEN

- NASÎB: PAY, HİSSE | RIZIK

- NASİB ALMAK: BEKTÂŞİYE'DE İNTİSÂB, DERVİŞ OLMAK

- NÂSÛT: İNSANLIK

- NA'T-I ŞERİF: HZ. PEYGAMBER HAKKINDA YAZILAN ŞİİRLER

- NÂY: NEY

- NAZAR: BAKMA, GÖZ ATMA | DÜŞÜNME | GÖZ DEĞME

- NAZAR-I ÎTİBÂR: DİKKAT

- NAZAR BERKADEM: BAKIŞLAR AYAK ÜZERİNE

- NAZARÎ: TEORİK

- NEBE': ÖNEMLİ HABER

- NEBÎ[< NEBE (çoğ. ENBİYÂ)]: PEYGAMBER | HABERCİ | MÜNÂDÎ [Sansk. AVATAR]

- NECÂT: KURTULMA, KURTULUŞ

- NECÎB: SOYU SOPU TEMİZ, NESLİ PÂK OLAN KİMSE

- NEC(İ)M: SÖNÜP-YANAN YILDIZ, VAKİT, ÜLKER YILDIZI | KUR'AN-I KERİM

- NECVÂ: FISILTILI, GİZLİ SÖZ | SIR SÖYLEŞMEK | GİZLİ SORGULAMA

- NEDÂMET: PİŞMANLIK

- NEDÂRET: TAZELİK, PARLAKLIK | ENDER

- NEDİM/E: SOHBET ERBABI

- NEFER: BİR ADAM, TEK KİŞİ | ER

- NEFES: SOLUK | SOLUK ALACAK KADAR GEÇEN ZAMAN, AN

- NEFES: BEKTÂŞÎ İLÂHİLERİ

- NEFHA: GÜZEL KOKU | RÜZGÂRIN BİR KERE ESMESİ | NEFES ÜFÜRME

- NEFÎR: CEMAAT, TOPLULUK | BOYNUZDAN YAPILAN BORU

- NEFS: BİR ŞEYİN ZÂTI, KENDİSİ. RUH, CAN, HAYAT, KALB, HEVES | İNSANIN YEME-İÇME GİBİ BİYOLOJİK GEREKSİNİMLERİ | ASIL, MAYA, CEVHER | DÖLSUYU | İÇ, İÇ TARAF

- NEFS: RUHUN MADDEYLE BİRLEŞMESİ

- NEFS MERTEBELERİ:
* NEFS-İ EMMÂRE
* NEFS-İ LEVVÂME
* NEFS-İ MÜLHİME
* NEFS-İ MUTMAİNNE
* NEFS-İ RÂZİYE(/RÂDİYYE)
* NEFS-İ MARZİYE(/MERDİYYE)
* NEFS-İ SAFİYE/NACİYE/BÂKİYE

- NEFS MERTEBELERİNİN RENKLERİ:
MAVİ-KIRMIZI-YEŞİL-BEYAZ-SARI-PARLAK SİYAH

- NEFY: SÜRME, SÜRGÜN ETME

- NEHY: YASAK ETME

- nekîr: BİLİNMEMİŞ ŞEY, ÖRTÜLÜ OLAN

- Nekîr[< NEKRE]: SORGU MELEKLERİNDEN BİRİ [öbürü "MÜNKİR"]

- NES': "EŞHÜR-ÜL-HURUM"UN MUAYYEN VAKTİNİ GEÇİRME

- NESEB: NESİL, SOY

- NEŞ(İ)R: DAĞILMA, YAYILMA

- NEVBE: BAYRAMLARDA VE KANDİLLERDE DERGÂHLARDA HALÎLE, KUDÛM, MAZHAR ÇALINARAK İLÂHİ OKUNMASI

- NEVMÎD[< NÂ-ÜMÎD]: ÜMİTSİZ

- NEZ': BİR ŞEYİ YERİNDEN KOPARMA, SÖKME | KALDIRMA, YOK ETME

- NEZ': BOZMA | HALKI BİRBİRİNE DÜŞÜRME

- NEZÂFET: TEMİZLİK, PÂKLIK | TAM SAĞLIK VE SELÂMET

- NEZÎR[< NEZR]: KORKUTMA, BİRİNİ, DOĞRU YOLA SOKMAK İÇİN GÖZDAĞI VEREREK KORKUTMA

- NEZR: ADAK, ADAMA

- NİDÂ: ÇAĞIRMA, SESLENME | SU VERME

- NİGÂH: BAKIŞ, BAKMA

- NİGÂH-BÂN: GÖZCÜ, BEKÇİ

- NİHÂN: GİZLİ, SAKLI | BULUNMAYAN, GÖRÜNMEYEN | SIR

- NİKAB: PEÇE, YÜZ ÖRTÜSÜ

- NİSÂB: ASIL, ESAS | BİR MALIN ZEKÂTINI VERMEK ÜZERE VARILMASI GEREKEN MİKTAR | DERECE, İSTENİLEN HAD

- NİŞÂN: İZ, BELİRTİ | İŞARET

- NİYÂZ: YALVARMA, YAKARMA | DUA | BAZI TARİKATLARDA KÜÇÜĞÜN BÜYÜĞE YÖNELİK SELÂM, SAYGI VE DUASI

- NİYYET: NİYET, MERAM | FİİL VE HAREKET | DÜNYA LEZZETLERİNİ TERK EDEREK İBADETLE ALLAH'A YÖNELMEK

- NİZÂ'[< NEZ]: ÇEKİŞME, KAVGA

- NİZAM[NAZAME]: İNCİLERİ İPE DİZMEK

- NİZAM-I ÂLEM: Nazm sözlükte, incileri bir ipe dizmek anlamına gelir. Terim olarak ise, bir şeyi/şeyleri aklın gerektirdiği, zorunlu kıldığı başka bir şeye delalet edecek şekilde tertip etmek demektir.
Âlem'in sözlük anlamı bir şeyin kendisiyle bilindiği şeydir. Terim olarak ise Tanrı'dan başka herşeydir | öyle şeyler ki onları bilmek Tanrı'nın var-olanlarda tecelli eden isimlerini ve sıfatlarını bilmeye götürür. Ancak nizam-i âlem terkibinde kullanılan âlem, yalnızca Tanrı'nın tecelligâhı olan maddî âlem anlamına gelmez. Aynı zamanda varlığı ilkece insanın nutkiyetinden kaynaklanan 'sosyal gerçeklik'[ictimaî âlem] anlamına gelir.

- NÛR[çoğ. ENVÂR, NÎRÂN]: AYDINLIK, PARILTI, TECELLİYÂT

- NUSRET[< NASR]: YARDIM | ALLAH'IN YARDIMI | BAŞARI, ÜSTÜNLÜK

- NUT(U)K: SÖZ, LÂKIRDI | KONUŞMA | NUTUK, SÖYLEV | (ed.) ESKİ DERVİŞLERCE BÜYÜK BİLİNEN KİMSELERİN MANZUM SÖZLERİ

- NÜBÜVVET[< NEBE]: PEYGAMBERLİK, NEBÎLİK

- NÜCEBÂ[< NECÎB]: RİCAULLAH(TANRI ERENLERİ) YA DA RİCÂL-ÜL-GAYB(GAYB ERENLERİ) DENİLEN 40 KİŞİYE VERİLEN AD, KIRKLAR

- NÜKEBÂ: RİCAULLAH'DAN ÜÇYÜZLER. NEFİSLERİN KÖTÜ İSTEKLERİ TERK ETTİRİLMİŞ, HİLÂFETE YAKLAŞMIŞ, SÜLÛKUNU İKMÂL ETMEK ÜZERE OLAN KUDEMÂ-YI TARÎK

- NÜMÛNE: ÖRNEK

- NÜKTE: HERKESİN ANLAYAMADIĞI İNCE ANLAM, İNCELİK, İNCE ANLAMLI, ZARİF VE ŞAKALI SÖZ

- NÜVE: ÖZ | ÇEKİRDEK, HÜCRE

- NÜZÛL: AŞAĞI İNME (APAKSEPANA[Sansk.])

 

 

- OCAK: BEKTÂŞİYE'DE OCAĞIN SAĞINDA VE SOLUNDA SEYYİD ALİ VE HORASAN POSTU VARDIR

- OCAK-I BEKTÂŞİYAN: YENİÇERİ OCAĞI. KURUCUSU HACI BEKTÂŞ-I VELİ OLDUĞUNDAN, YENİÇERİLERİN BAŞLARINA GİYDİKLERİ HACI HÜNKÂR'IN HIRKASININ KOLUDUR

- OMUZ ÖPÜŞMEK: TARİKAT ÂDÂBINDANDIR

- ONSEKİZBİN ÂLEM: KÂİNAT

 

 

- ÖD: HZ. MUHAMMED'İN RUHANİYETİNE İŞARETTİR

- ÖD AĞACI: TÜTSÜ | TESBİH YAPILIR

- ÖMÜR: YAŞAM, HAYAT

- ÖZ(Ü)R: BİR KUSUR YA DA SUÇUN HOŞ GÖRÜLMESİNİ GEREKTİREN NEDEN | SUÇUN BAĞIŞLANMASI, MA'ZÛR KILMAK, KABAHATİ SİLMEK | ENGEL | KUSUR, EKSİKLİK

 

 

- PÂ: MEVLEVÎLERDE MÜRİDE VERİLEN CEZA

- PARA: MANGIR, PUL

- PÂYÂN: SON, NİHAYET | UC

- PENÂHÎ: SIĞINMA

- PERDEDÂR: PERDECİ, ÖNDER BİR KİŞİNİN KAPISINDA BEKLEYİP İÇERİ GİRECEKLERE KAPI PERDESİNİ AÇMAKLA GÖREVLİ KİŞİ

- PERTEV: IŞIK, PARLAKLIK, YALIM

- PERVÂNE: GECELERİ IŞIĞIN ETRAFINDA DÖNEN KÜÇÜK KELEBEK | FIRILDAK | ÇARK | HABERCİ, KILAVUZ

- PERVÂNE: ŞEMS-İ TEBRİZÎ

- PEYDÂ: MEYDANDA, AÇIKTA | HAZIR, MEVCUT

- PEYMÂNE[Fars.]: KALP | BÜYÜK KADEH

- PİETİZM: Dini kuralları tutarlı ve sıkı yaşamak.

- PİNHÂN: GİZLİ

- PURGATORYUM[ARAFAT]: KATOLİK İNANCINA GÖRE, TANRI'NIN İNAYETİYLE ÖLEN FAKAT YETERİ KADAR TEMİZLENMEYEN RUHLARIN KALDIKLARI YER [PROTESTAN KİLİSESİ BU GÖRÜŞÜ KABUL ETMEZ!]

 

 

- Rabb: TERBİYE EDEN ALLAH, MÜREBBİ | KENDİSİNİ, GEREKSİNİMİ DUYULAN ŞEYİ, KENDİSİ ARACILIĞI İLE ELDE EDİLEN ÖZEL BİR SIFATLA KAYITLANDIRILMIŞ ZÂT

- rabb: EFENDİ, SAHİP

- râbb: SÜTBABA, ÜVEY BABA

- rab': AVLULU EV

- RABBÂNİYYÛN: KENDİLERİNİ ALLAH'A VERMİŞ OLANLAR

- RÂBITA/BEND[Fars.]: İKİ ŞEYİ BİRBİRİNE BAĞLAYAN, BAĞ | MÜNÂSEBET, İLGİ | BAĞLILIK, SIRA, TERTÎP, USÛL, DÜZEN | İMGE İLE SİMGENİN BULUŞTURULMASI

- RÂDİFE[Ar. REDF]: KIYAMETTE ÜFÜRÜLECEK SÛR'UN İKİNCİSİ

- RAĞBET: İSTEKLE KARŞILAMA | İSTEK, ARZU, İYİ KABUL EDİLME

- RÂHAT: LİSÂNI MUHAFAZA ETMEK | ÜZÜNTÜSÜZ, TASASIZ, KEDERSİZ BİR HALDE BULUNMA | GÖNLÜ RAHAT(MÜSTERÎH)

- RAHLE: ÜZERİNDE KİTAP OKUMAK, YAZI YAZMAK İÇİN YAPILMIŞ KÜÇÜK VE DAR MASA

- RAHMÂN: DÜNYADA HER CANLIYA MERHAMET EDEN ALLAH

- RAHMET: ACIMA, ESİRGEME, KORUMA

- RÂİ[< RA'Y]: ÇOBAN | ÇOBAN VE KIR HAYATINI ANLATAN ŞİİR

- RÂKIM[< RAKM]: YAZAN, ÇİZEN | KOT, BİR YERİN DENİZDEN OLAN YÜKSEKLİĞİ

- RAKÎ'[< RÜKÛ]: NAMAZDA RÜKÛ EDEN, ELLERİNİ DİZLERİNE DAYAYARAK EĞİLEN

- RAKÎM: YAZI YAZACAK LEVHA | YAZI, KİTAP VE SAİRE

- RAKÎK[< RİKKAT]: İNCE | YUFKA YÜREKLİ

- RAKÎKLEŞMEK: ( YÂ BAD-ÜL EŞHEB[RUHUN İNSANA YARDIM EDEBİLMESİ] )

- RÂM (OLMAK/ETMEK): İNSANIN TÜM VARLIĞIYLA ALLAH'A BAĞLANMASI | TESLİMİYET

- RAMAZÂN: KAMER TAKVİMİNİN DOKUZUNCUSU, ÜÇ AYLARIN SONUNCUSU, ORUÇ AYI

- RÂST: DOĞRU | SAĞ | UYGUNLUK

- RAUF: ÇOK ACIYAN, ESİRGEYEN, MERHAMET SAHİBİ

- RAVZA: YEŞİLLİKLİ GÜZEL BOSTAN, BAHÇE-İ CENNET

- REÂYÂ[< RAİYYE/T]: TÜM HALK

- RED': REDDETME, GERİ VERME

- REFREF: İKİ KALBİN BİRLEŞMESİ | MÂNEVİ BİR BİNEK | YEŞİL ELBİSE | İNCE YUMUŞAK KUMAŞ | CENNET

- REFÎK[< RIFK]: ARKADAŞ, YOLDAŞ

- REFTÂR[Fars.]: GİDİŞ, YÜRÜYÜŞ, HAREKET | SALINARAK, EDÂLI YÜRÜYÜŞ

- REH-BER: YOL GÖSTERİCİ, KILAVUZ | DERVİŞ OLANI ŞEYH HUZURUNA GÖTÜREN | HZ. CEBRÂİL [A.S.]

- REÎS: KIYÂMÎ TEKKELERİNDE KIYÂMEN EDİLEN ZİKİRLERDE ZİKRİ İDARE EDEN

- REMZ(çoğ. RÜMÛZ[ÂT]): İŞÂRET | GİZLİ VE KAPALI BİR SÛRETTE SÖYLEME

- REK'AT: NAMAZDA BİR KIYAM(AYAKTA DURMA), BİR RÜKÛ(AYAKTA İKEN EĞİLME) VE İKİ SÜCÛD(YERE KAPANMA)DAN İBÂRET HAREKET (RÜK'AT)

- RESM-İ KÜŞÂD: AÇILIŞ TÖRENİ

- RESÛL: ELÇİ | PEYGAMBER

- REVÂK: ÜSTÜ ÖRTÜLÜ, ÖNÜ AÇIK YER | KEMERALTI, SUNDURMA, SAÇAK ALTI, ÇARDAK

- REVÂN: YÜRÜYEN, GİDEN, AKAN, SU GİBİ AKIP GİDEN [SÖZ] | CAN, NEFS-İ NÂTIKA | HEMEN, DERHAL

- REVNAK[Ar.]: PARLAKLIK, GÜZELLİK, TAZELİK, SÜS

- REVZEN: PENCERE

- REYB: ŞÜPHE, ŞEKK, GÜMÂN

- REYHAN: GÜZEL KOKU, RIZIK, RIZIK-I MÂNEVÎ | FESLEĞEN

- REZZÂK[< RIZK]: TÜM CANLILARIN RIZKINI VEREN ALLAH

- RIDVÂN: RÂZI OLMA, HOŞNUTLUK

- Rıdvân: CENNETİN KAPICISI OLAN BÜYÜK MELEK

- RIFK: YUMUŞAKLIK, YAVAŞLIK, TATLILIK

- RIZÂ: HOŞNUTLUK, MEMNUNİYET | TAKDİRE İTİRAZ ETMEMEK, ALLAH'DAN HOŞNUT OLMAK

- RIZ(I)K[çoğ. ERZÂK]: NASİP | AZIK, YİYECEK-İÇECEK ŞEY | ALLAH'IN HERKESE BAHŞETTİĞİ NÎMET

- RİÂYET: GÜTME, GÖZETME | UYMAK, SAYGI, SAYMA | AĞIRLAMA

- RİBA: TARTISI VE ÖLÇÜSÜ BELLİ OLAN BİR MALI AYNI CİNSTEN DAHA FAZLA OLAN BİR MAL İLE, BİR KARŞILIĞI OLMAKSIZIN PEŞİM OLARAK YA DA VERESİYE DEĞİŞTİRMEK | FAİZ | MUAMELEDE MEŞRU MİKTARDAN TECAVÜZ | BİR ŞEYİN ARTMASI, ÇOĞALMASI | VERİLEN BORÇ PARA YA DA MAL KARŞILIĞINDA KÂR İSTEYİP ZARARA ORTAK OLMAMAK SURETİYLE HÂSIL OLAN HARAM KAZANÇ

- RİBA: BAHAR EVLERİ, ÇADIRLAR, ARAZİ | YAZ YAĞMURLARI

- RİB'AT: ARALIKLI VE DÜZENLİ KONUMLANDIRMA

- RİCÂL[< RECÜL]: ERKEKLER | [< RÂCİL]: YAYAN, YAYA OLANLAR | BELİRLİ MEVKİ SAHİBİ KİMSELER | NEFSİNİ ALTETMİŞ OLAN

- RİCÂL-ULLAH: EVLİYÂNIN BİR KISMI, BİR KISIM EVLİYÂ (RİCÂL-ÜL-MENNÂN | RİCÂL-ÜT-TAHT-EL-ESFEL, RİCÂL-ÜL-FETH, RİCÂL-İ İLÂHİYYE, RİCÂL-İ GAYB, RİCÂL-İ AYN-ÜT-TAHAKKÜM VE-Z-ZEVÂİD)

- RİCÂL-ÜL-GAYB: "NÜKEBÂ ÜÇYÜZ KİŞİ, NÜCEBÂ YETMİŞ KİŞİ, ABDAL KIRK KİŞİ, AHYAR YEDİ KİŞİ, AMED DÖRT KİŞİ, GAVS BİR KİŞİDİR" | CENÂB-I HAKK'IN MA'NEN VAZİFELİ KILDIĞI VELÎ KULLARI

- RİDÂ': BELDEN YUKARI ÖRTÜLEN ÖRTÜ, DERVİŞLERİN KULLANDIKLARI OMUZLARINA ATTIKLARI ÖRTÜ, POST | BELDEN YUKARI ÖRTÜLEN ÖRTÜ | HIRKA

- RİHLET: GÖÇ, SEFER | ÖLÜM

- RİK'AT[< RÜK'AT]: REK'AT

- RİKKAT: YUFKALIK, İNCELİK | MERHAMET, ACIMA

- RİYÂ': ÖZÜ, SÖZÜ BİR OLMAMA, İKİYÜZLÜLÜK

- RİYÂSET: REİSLİK, BAŞ OLMA, BAŞKANLIK

- RİYÂZÂT[< RİYÂZET]: NEFSİ KIRMALAR, DÜNYA LEZZETLERİNDEN SAKINMALAR, PERHİZLE, KANAATLA YAŞAMALAR | NEFSİN ARZU ETTİĞİ ŞEYLERİ VERMEMEK | NEFSİN DOĞASINDAN ÇIKMAK

- RİYÂZİYYE: HESAPLA, MATEMATİKLE İLGİLİ | BİR YAZI ŞEKLİ

- RÛ-BE-RÛ: YÜZYÜZE

- RÛH-ULLAH: MÜSLÜMANLAR TARAFINDAN HZ. ÎSA İÇİN KULLANILAN BİR SÖZ

- RÛHÜ'L KUDS: CEBRAİL

- RUKYE: HASTALIK İÇİN KUR'AN OKUMAK, DUA ETMEK

- RÜSVÂ[Fars.]: REZİL, İTİBARSIZ, HAYSİYETSİZ

- RÛŞEN: AYDIN

- RÛŞEN-DİL: GÖNLÜ AYDIN

- RÜ'YÂ: DÜŞ | [RÜ'YET ANLAMINA DA KULLANILIR]

- RÜ'YET: GÖRME, BAKMA, GÖRÜLME, GÖRÜŞ | İDARE ETME, ÇEVİRME, YÖNETME | ARAŞTIRMA

- RÜCÛ': DÖNME, GERİ DÖNÜŞ

- RÜKN: BİR ŞEYİN EN SAĞLAM TARAFI, TEMEL DİREĞİ | KOLON, DİREK | NÜFUZLU, ÖNEMLİ, KUVVETLİ KİMSE | İSLÂM HUKUKUNDA SÖZLEŞMENİN KURULMUŞ SAYILMASI İÇİN BULUNMASI GEREKLİ ŞARTLAR

- RÜSÛH: HAKİKATİN TÜM İNCELİKLERİNİ BİLME | BİR İLMİN DERİNLİĞİNE, İNCELİĞİNE VARMA | SAĞLAM OLMA | MAHÂRET, MELEKE

- RÜŞD: AŞKTA KEMALİNE ERMEK | DOĞRU YOLU BULUP GİTME, DOĞRU YOLDA GİTME | DOĞRU DÜŞÜNME, AKIL SAHİBİ OLMA | BÂLİĞ OLMA, BÜLÛĞA ERME, ERGİNLİK | HAYRA İSABET | TEVAZÛ

 

 

- SAÂDET: MUTLULUK | SÜREKLİ MUTLULUK

- SÂAT: SAAT | VAKİT, ZAMAN | BELİRLİ ZAMAN | KIYAMET

- SABÂ[Ar.]: GÜN DOĞUSUNDAN ESEN HAFİF VE LÂTİF RÜZGÂR | TÜRK MÜZİĞİNİN EN ESKİ MAKAMLARINDAN. KENDİ CAZİBESİYLE ÇEKEN, GÖNLÜ ALIP GÖTÜREN (MAKAM)

- SAB(I)R: DAYANMA, KATLANMA, TAHAMMÜL | NEFSİNE HÂKİM OLMA, KENDİNİ TUTMA

- SABÎ: HENÜZ MEMEDEN KESİLMEMİŞ ERKEK ÇOCUK | ÜÇ YAŞINI TAMAMLAMAYAN ERKEK ÇOCUK

- SÂCİD[< SECDE]: SECDE EDEN, ALNINI YERE KOYAN

- SÂDÂD: EFENDİLER

- SADEMÂT[< SADME]: ÇARPMALAR, TOKUŞMALAR, ÇATMALAR | ANSIZIN BAŞA GELEN BELÂLAR | PATLAMALAR

- SÂDIK[< SIDK]: DOĞRU, GERÇEK | SADÂKATİ, İÇTEN BAĞLILIĞI OLAN

- SAĞ: ULVİYYET | YEMÎN

- SAFAHAT[< SAFHA]: EVRELER, SAFHALAR

- SAHÂVET: CÖMERTLİK, EL AÇIKLIĞI

- SAHİB[< SAHB]: SÂHİP(MÂLİK) | BİR VASFI OLAN(HÂİZ) | KORUYAN(HÂMÎ) | BİR İŞ YAPMIŞ OLAN | SÜREKLİ SOHBETTE BULUNAN | HAK YOLUNU GÖSTERMEK İSTEYEN MÜRŞİD

- SAHİB-İ ZAMAN: AKILLARINDAN GEÇİRDİKLERİ KÂİNATTA OLUŞMAYA BAŞLAYAN KİŞİ | ALLAH'IN AYNASIDIR

- SÂHİRE: YERYÜZÜ, UYANIK GÖZ VE GÖZLERE SERAP GÖRÜNEN YERYÜZÜ

- SAHN-İ SEMÂN/Î: İBTİDÂ-Yİ HÂRİC VE İBTİDÂ-Yİ DAHİL KISIMLARINDAN SONRA GELEN | SEKİZ MEDRESE MEYDANI | FÂTİH MEDRESESİ, FÂTİH CAMİİ'NİN İKİ TARAFINDAKİ KÂRGİR VE KURŞUNLU SEKİZ MEDRESE | İLMİYE MEDRESE TEDRÎSÂTINDA BİR DERECE

- SAHRUBAN: KERVAN BAŞI

- SAHV: AYILMA, AYIKLIK, KENDİNE GELME | HASTANIN İYİLEŞMESİ | HAK'LA BEKÂ

- SAÎD[< SA'D]: MUTLU, UĞURLU | ÂHİRETİNİ HAZIRLAMIŞ KİMSE | MÜ'MİN | İYİ, GÜZEL VE TEMİZ AHLÂKLI

- SÂİL[< SUÂL]: SORAN | İSTEYEN, DİLENEN | AKICI, AKAN

- SÂİR: ATEŞ, ALEVLİ ATEŞ | TAMU, CEHENNEM

- SÂİR[< SEYR]: SEYREDEN, HAREKETTE OLAN | BİR ŞEYDEN KALAN BAŞKA ŞEY | GEÇEN, DOLAŞAN | ÖBÜR, BAŞKA, ÖTEKİ

- SAKALEYN: YER VE GÖK MELEĞİ

- SAKÎM[< SAKAMET]: RİVÂYETİ DOĞRU, SAĞLAM OLMAYAN (HADÎS) | HASTA, HASTALIKLI | YANLIŞ

- SALÂHİYET: YETKİ, BİR İŞE KARIŞMAYA YA DA GÖREV GEREĞİ BİR İŞ YAPMAYA, BİR HAREKETTE BULUNMAYA HAKLI OLMA | BİR DÂVÂYA BAKABİLME

- SALÂT: NAMAZ | DUA | YÖNELİŞ | KURTULUŞ

- SALÂTÎN CAMİLERİ: SULTAN CAMİLERİ

- SALÂVÂT[< SALÂT)(SALÂT Ü SELÂM]: NAMAZLAR | HZ. MUHAMMED'E VE ONUN SOYUNDAN GELENLERE OKUNAN DUA [ALLAHÜMME SALLİ ALÂ SEYYİDİNÂ MUHAMMEDİN VE ALÂ ÂLİ MUHAMMED: EFENDİMİZ MUHAMMED'E VE ONUN SOYUNA SOPUNA SALÂT VE SELAM OLSUN]

- SÂLİH[< SALÂH]: YARAR, ELVERİŞLİ, İYİ, UYGUN, YAKIŞIR | YETKİSİ VE HAKKI OLAN | DÎNİN EMRETTİĞİ ŞEYLERE UYGUN HAREKETTE BULUNAN

- SÂLİK[< SÜLÛK]: MANEVİ EĞİTİM YOLUNA GİREN, BİR TÂRİKATA GİRMİŞ BULUNAN (MÜRÎD), SEYR-İ SÜLÛK EYLEYEN | HAK YOLCUSU

- SÂMÂN: SERVET, ZENGİNLİK | RAHAT, DİNÇLİK | DÜZEN

- SAMED: PEK YÜKSEK, ULU, DÂİM, EZELÎ, EBEDÎ | KİMSEYE VE HİÇBİR ŞEYE GEREKSİNİMİ OLMAYAN ALLAH | KENDİNDE, KENDİNDEN ÖNCE OLANA PRİM VERMEMEK |( O bir şeyden çıkmamıştır, ondan da bir şey çıkmaz. ) | [İng. SUBSTANCE]

- SAMEDÂNİYYET: HİÇBİR ŞEYE GEREKSİNİMİ OLMAMAK, KENDİNDEN ÜSTÜNÜ OLMAMAK (ULÛHİYYET)

- SEMEN: YERİNE TEKRAR KONULABİLECEK (ŞEY) | DEĞER, KIYMET, TUTAR

- SANEVBER: SEVGİLİNİN BOYU, BOSU

- SARAY: İNSAN

- SATHÎ: DIŞ YÜZEYLE İLGİLİ | YÜZEYSEL | ÜSTÜNKÖRÜ

- SAVM: ORUÇ

- SAVM-I DÂVÛD: BİR GÜN ORUŞ TUTMAK, BİR GÜN TUTMAMAK

- SAVT: SES, SADÂ(İNSAN SESİ)

- SA'Y: ÇALIŞMA, ÇABALAMA, GAYRET, EMEK | GEÇİNMEK İÇİN İŞ İŞLEME

- SA'Y Ü GAYRET: ÇALIŞMA, ÇABALAMA VE GAYRET

- SÂYE: GÖLGE | KORUMA, SAHİP ÇIKMA | YARDIM

- SEB'A: YEDİ(7)

- SEBÎL: YOL, BÜYÜK CADDE | SEBİL, SU DAĞITILAN YER | HAYRAT OLARAK, PARASIZ OLARAK DAĞITILAN SU

- SEBKAT: GEÇME, İLERLEME[İng. PROGRESS]

- SECÂ: KARARLI/LIK

- SECCÂDE-NİŞÎN: TEKKE ŞEYHİ

- SECDE: ABDİYET MAKAMINDAKİ ZİRVE HALİ

- SECİYE: HUY, TABİAT, KARAKTER

- SEFER: KALBİYLE HAK RIZASINA YÜRÜYEN | YOLCULUK | ÜÇ GÜN ÜÇ GECE SÜREN YOLCULUK

- SEFÎH: ZEVK VE EĞLENCEYE DÜŞKÜN, PARASINI PULUNU İSRÂF EDEN | İRADESİNE HÂKİM OLAMAYAN

- SEHER: TAN YERİ AĞARMADAN BİRAZ ÖNCEKİ ZAMAN

- SEHV: YANLIŞ, HATA | YANILMA

- SEHVEN: YANLIŞLIKLA, BİLMEYEREK

- SEKENÂT[< SEKNE]: DURMA/LAR, DURUŞ/LAR

- SEKÎNET: KALBİN/GÖNLÜN HUZURU/SESSİZLİĞİ

- SELÂM: BARIŞ, RAHATLIK | SONU İYİ VE HAYIRLI ÇIKMA | FÂNÎ, GELİP GEÇİCİ OLMAMA | ÂŞİNÂLIK, BİLDİK | SELÂM, ESENLEME

- SELÂMET: SÂLİMLİK, EMİNLİK, KORKU VE ENDİŞEDEN UZAK OLMA | SELÂMETE ÇIKMA, KURTULMA | İYİ NETİCE | KURTULMA | TÜMCENİN DÜZGÜN VE DOĞRU OLMASI | ESENLİK

- SELMÂNÎ: BAZI TURUK-U ALİYYE'DE DERVİŞE DİLENCİLİK ETTİRİLMESİ

- SELSEBİL: TATLI VE HAFİF SU | CENNETTE BİR ÇEŞMENİN ADI [bkz. SEBÎL]

- SEMÂ'[< SÜMÜVV]: GÖKYÜZÜ, ÂSMÂN/ÂSÜMÂN [İng. FIRMAMENT/SKY]

- SEMÂ': İŞİTME, DUYMA | MEVLEVÎ ÂYİNLERİNDE TARÎKAT MENSUPLARININ CEZBE HÂLİYLE AYAKTA DÖNMESİ, ZİKRETMESİ

- SEMERE/Lİ: YARAR(LI), VERİM(Lİ) | NETÎCE | BİR ŞEYDEN ELDE EDİLEN GELİR

- SEMÎ'[< SEM]: İŞİTEN, İŞİTME KUVVETİ OLAN | ALLAH'IN ADLARINDAN

- SER-Â-PÂ[Fars.]: BAŞTAN BAŞA/AŞAĞI/AYAĞA, HEPSİ, TÜMÜ

- SER-ÂZÂD: SERBEST, HÜR, BAŞI BOŞ | RAHAT, DERTSİZ

- SER-KUDÛMÛ: KUDÛMZEN BAŞI, MEVLEVÎ ÂYİNLERİNİ İDÂRE EDEN KİŞİ

- SER-NÂYÎ: NEYZEN BAŞI

- SER-PÛŞ: BAŞA GİYİLEN ŞEY, BAŞLIK

- SER-TABBÂH: AŞÇI BAŞI

- SERD: SOĞUK | SERT, HAŞİN, ÇİRKİN | SERT, KABA, HOYRAT

- SERD: (SÖZÜ) DÜZGÜN VE MÜNÂSEBETLİ SÖYLEMEK

- SERD: DOĞRAMA, DOĞRANMA

- SERÎR: TAHT | YATACAK YER

- SERMEDÎ: SÜREKLİ, DÂİMÎ

- SER-TÂC: BAŞ TÂCI OLAN, ÇOK SEVİLEN, SAYILAN

- SEVDÂ': ÇOK KARA, ÇOK SİYAH | ESKİLERİN İNSAN MİZÂCINDA KABÛL ETTİKLERİ DÖRT HILTTAN BİRİ

- SEVDÂ: AŞK, SEVGİ | AŞIRI SEVGİDEN DOĞAN BİR ÇEŞİT HASTALIK | İSTEK, HEVES, ARZU

- SEVDÂN: İKİ SİYAH [SU VE HURMA]

- SEYR Ü SÜLÛK: TARİKATTE TÂKİP OLUNAN USÛL

- SEYYİÂT[< SEYYİE]: KÖTÜLÜKLER | SUÇLAR, GÜNAHLAR | KÖTÜLÜĞE KARŞILIK ÇEKİLEN SIKINTILAR

- SEYYİD: EFENDİ, BEY; AĞA; İLERİ GELEN, BAŞ, BAŞKAN | HZ. MUHAMMED'İN TORUNU HZ. HASAN'IN SOYUNDAN OLAN KİMSE

- SEYYÂL[< SEYELÂN]: AKICI, AKAN | HIZLI HAREKET EDEN

- SIKLET: AĞIRLIK, YÜK | SIKINTI

- SIRÂT: YOL, TARÎK

- SİDRET-ÜL MÜNTEHÂ: YARATILMIŞLIĞIN SINIRI | SON SEDİR AĞACI | KÂMİLİN KAŞI, KİRPİĞİ

- SİHÂM[< SEHM]: OKLAR

- SİKÂYE: SU İÇİLEN KAB | İÇİLECEK SUYUN TOPLANMASI İÇİN YAPILAN YER, BÜĞET

- SİKKE: MEVLEVÎLER'İN GİYDİĞİ UZUN ARAKİYE, MEVLEVÎ KÜLÂHI | PARA ÜZERİNE VURULAN DAMGA | MÂDENİ PARA, AKÇE

- SİLSİLE: SOYSOP | ZİNCİR, ZİNCİRLEME OLAN ŞEY | ART ARDA GELEN ŞEYLERİN MEYDANA GETİRDİĞİ SIRA

- SÎR-ÂB[Fars.]: SUYA KANMIŞ | TAZE, KÖRPE

- SİRÂC: IŞIK, KANDİL, MUM, GÜNEŞ

- SÎRET: BİR KİMSENİN İÇ HÂLİ, TAVRI, GİDİŞİ, AHLÂKI | HAL TERCÜMESİ(BİYOGRAFİ)

- SİYAH SARIK: MAKAM-I KUTBİYYET

- SİYER[< SÎRET]: AHLÂK VE YÜKSEK VASIFLAR | HZ. MUHAMMED'İN YAŞAMINDAN BAHSEDEN KİTAP

- SOFÎ: SÂFİYETE ERMİŞ, ZÂHİRDE KÖLE, BÂTINDA HÜR OLAN

- SOHBET: GÖRÜŞÜP KONUŞMA, ARKADAŞLIK | MÜRŞİT İLE GÖRÜŞÜP KONUŞMA

- SOMAT: SIRA, SOFRA

- SOYUNMAK: SUÂL-İ MUKADDERE YANIT: SIFATULLAH İLE SIFATLANIP KALBİ NÛRULLAH İLE AYDINLATMAK

- SUBHA[< SADR]: BİNEFSİHİ ÂŞİKÂR VAROLMAYAN FAKAT EŞYANIN SURETİ İLE AÇIKLIK KAZANDIĞI İÇİN HEYULA DENİLEN [HEBÂ] GÜNEŞİN IŞIĞINDA GÖRÜLEN İNCE TOZ

- SUDÛR[< SADR]: GÖĞÜSLER

- SUDÛR: SÂDIR OLMA, MEYDANA ÇIKMA, OLMA (VUKU', ZUHÛR)

- SUHULETLE: KOLAYLIKLA

- SÛK-U ÂRİFAN: ÂRİFLER PAZARI

- SULTÂN: PÂDİŞAH, HÜKÜMDAR | HÜKÜMDAR AİLESİNDEN OLAN (ANNE, KIZ KARDEŞ, KIZ ÇOCUK GİBİ) KADINLARDAN HER BİRİ | BÂZI BEKTÂŞÎ BÜYÜKLERİNE VERİLEN AD

- SUDÛR: MEYDANA ÇIKMA, OLMA, SÂDIR OLMA

- SULH: BARIŞ, BARIŞMA, BARIŞIKLIK | RAHATLIK | UYUŞMA, UZLAŞMA

- SÛR: BOYNUZDAN YAPILMIŞ BÜYÜK BORU | KIYÂMETTE, HZ. İSRÂFİL'İN ÜFLEYECEĞİ BORU

- SÛRET: BİÇİM, GÖRÜNÜŞ, KILIK | TARZ, YOL, GİDİŞ | ÇÂRE

- SÜBHÂN: ALLAH | TENZİH ve TEŞBİH (EDİLEN)

- SÜFLÎ: AŞAĞIDA BULUNAN | ALÇAK, BAYAĞI

- SÜKÛNET: ZİHNİN HUZURU | DURGUNLUK, DİNGİNLİK | RAHAT

- SÜKÛT: SUSMA, SÖZ SÖYLEMEME

- SÜLÂSÎ[< SELÂSE]: ÜÇLÜ, ÜÇ ŞEYDEN MEYDANA GELEN

- SÜLÛK[< SİLK]: BİR YOLA GİRME | ÖZEL BİR SINIFA, BİR GRUBA KATILMA | TARÎKATE İNTİSAB

- SÜMME: SONRA | TEKRAR TEKRAR | (SÜMME HÂŞÂ)

- SÜNBÜL: SÜNBÜL | GÜZELLERİN SAÇI

- SÜRÛR: SEVİNÇ | TESKİN/TESELLİ

- SÜRÛŞ: MELEK | CEBRÂİL

- SÜVÂR[Fars.]: BİNMEK, BİNİCİ

 

 

- ŞÂDÂN: SEVİNÇLİ, KEYİFLİ | ŞAD KİMSELER

- ŞÂFÎ[< ŞİFÂ]: ŞİFÂ VEREN | ALLAH

- ŞAHÂDET[ŞEHADET değil!]: TANIKLIK, ŞÂHİTLİK ETME | BİR ŞEYİN DOĞRULUĞUNA İNANMA | DELÂLET, ALÂMET, İŞÂRET | GÖZLE GÖRÜLEN ŞEYLER

- ŞÂKÎ[< ŞİKÂYET]: ŞİKÂYET EDEN

- ŞAKÎ[< ŞEKAVET]: BAHSTSIZ, FENA HAREKETLİ, HAYLAZ, HABÎS | HAYDUT, YOL KESEN

- ŞÂKİR[< ŞÜKÜR]: ŞÜKREDEN, GÖRDÜĞÜ İYİLİK İÇİN DUA EDEN

- ŞÂMİL[< ŞEML ve ŞÜMÛL]: İÇİNE ALAN, KAPLAYAN, ÇEVRELEYEN

- ŞÂR: ŞEHİR | İNSANIN GÖNLÜ, GÖVDESİ

- ŞA'ŞAA: PARLAKLIK, PARLAMA | GÖSTERİŞ, YALDIZ

- ŞAVK: IŞIK

- ŞAVT: TAVAFTA HER DÖNÜŞÜN ADI

- ŞÂYÂN: YAKIŞIR, YARAŞIR, DEĞER

- ŞEB-ÇERAĞ: ONİKİ KÖŞELİ KANDİL | GECE ÇIRASI, GECE PARLAYAN YAKUT VE İNCİ

- ŞECÂAT: YİĞİTLİK, YÜREKLİLİK, CESARET

- ŞECERE: İNSÂN-I KÂMİL | KÜÇÜK AĞAÇ, BİR TEK AĞAÇ

- ŞEDD: SIKI BAĞLAMAK | BOYUN ATKISI, YÜN KUŞAK | TASVİR

- ŞEFÂAT: BİRİNİN SUÇUNDAN GEÇİLMESİ YA DA DİLEĞİNİN YERİNE GETİRİLMESİ İÇİN EDİLEN ARACILIK

- ŞEF(A)KAT: ESİRGEYEREK SEVME

- ŞEHÎD: DİN YA DA YÜKSEK BİR ÜLKÜ UĞRUNDA ÖLEN KİMSE, SAVAŞTA ÖLEN | ALLAH YOLUNDA CAN VEREN | ÖLMEMİŞ OLDUKLARINA ŞEHÂDET EDİLEN

- ŞEHVET: AŞIRI İSTEK | MADDEYE OLAN BAĞIMLILIK | NEFİS

- ŞEKÂVET: BEDBAHTLIK, BAHTI KARALIK, KUTSUZLUK | EŞKIYALIK, HAYDUTLUK

- ŞEKK: İKİRCİK/TEREDDÜT [%50 %50]

- ŞEKVÂ: ŞİKÂYET, HOŞNUTSUZLUK

- ŞEMME (ŞEMME-İ MUHAMMED): KOKU (HZ. MUHAMMED'İN KOKUSU) | BİR KERE KOKLAMA | KOKU ALMA DUYUSU | PEK AZ ŞEY

- ŞERH: AÇMA, AYIRMA | AÇIKLAMA | BİR KİTABIN İBÂRESİNİ SÖZCÜK SÖZCÜK AÇIP, AÇIKLAYARAK YAZILAN KİTAP

- ŞEY: MEVCUT | NESNE

- ŞEYDÂ: SEVMEYİ SEVME | DÎVÂNE

- ŞEYH[< ŞEYHÛHET (çoğ. MEŞÂYİH)]: YAŞLI | SEÇİLMİŞ | BİR TEKKE YA DA ZÂVİYEDE REİSLİK EDEN, MÜRİTLERİ BULUNAN KİMSE, TARÎKAT ŞEYHİ

- ŞEYH POSTU: MAVİ, KIRMIZI, SİYAH, BEYAZ, YEŞİL

- ŞİİR: (ERİL) ARSLAN

- ŞİİR: SÜT (HEMŞİRE)

- ŞİRK: ALLAH'A ORTAK KOŞMAK [bkz. İŞRÂK | İLHÂD]

- ŞİT: ALLAH BAĞIŞI, LÜTUF

- ŞUÂ': IŞIK

- ŞUGL: İŞ, GAİLE

- ŞU'LE: ALEV, ATEŞ ALEVİ | IŞIK | ATLARDA BEYAZ TÜYLERDEN OLUŞAN BENEKLER

- ŞUÛR: ANLAMA, ANLAYIŞ, HİSSETME, DUYMA

- ŞÜHÛD[< ŞÂHİD]: TANIKLAR | VAR OLMA, GÖRÜNME

- ŞÜK(Ü)R: GÖRÜLEN İYİLİĞE GÖSTERİLEN MEMNUNLUK, MİNNETTARLIK (ŞÜKR LİSÂNEN, ŞÜKR KALBEN, ŞÜKR FİİLEN)

 

 

- T: DEĞİŞİMDE DEĞİŞMEDEN KALAN | EN YÜKSEK VE TANIMLANAMAZ GERÇEKLİK | TEO, TAO, TE, THE, EL-

- TAABBÜD[< ABD]: İBÂDET ETME, KULLUK ETME; TAPMA, TAPINMA

- TAACCÜB[< ACEB]: ŞAŞAKALMA [bkz. TAHAYYÜR]

- TAAFFÜN[< UFÛNET]: ÇÜRÜYÜP KOKMA, KOKUŞMA

- TAALLUK[< ALAK]: ASILI OLMA, ASILMA | İLİŞKİN, İLİŞİĞİ OLMA | SEVME | ÂİT OLMA | (tas.)DÜNYA İLGİSİ

- TAALLÜM[< İLM]: ÖĞRENME, ÖĞRENİLME, OKUYARAK, DERS ALARAK ÖĞRENME, ELDE ETME

- TAÂM[< ET'İME]: YEMEK, AŞ

- TAARÜF: BİRBİRİNİ BİLMEK, TANIMAK

- TAASSUB[< ASAB]: BİRİNE TARAFTARLIK ETME | HASTALIK HALİNE VARMIŞ OLAN TUTUCULUK (FANATİZM)

- TÂAT: ALLAH'IN EMİRLERİNİ YERİNE GETİRME, İBÂDET

- TÂÂT: İBÂDETLER

- TAAYYÜN[< AYN]: MEYDANA ÇIKMA, ÂŞİKÂR OLMA | BELLİ OLMA | BELİRME | ŞEKİL | ÂYAN SIRASINA GİRME, ÎTİBARLANMA, BELLİ BAŞLI ADAM OLMA

- TAAZZUM[< AZAMET]: BÜYÜKLÜK SATMA, KİBİRLENME | KEMİKLEŞME

- TABASBUS[< BASBASA]: YALTAKLANMAK, ALÇAKÇA YALVARMA | RİYÂKÂRLIK, KENDİNİ KÜÇÜLTEREK RİYÂKÂRLIKLA KENDİNİ BEĞENDİRMEYE ÇALIŞMAK

- TÂBİ'[< TEB]: BİRİNİN ARKASI SIRA GİDEN, ONA UYAN | BOYUN EĞEN, BAĞLI KALAN | BİRİNİN EMRİ ALTINDA BULUNAN

- TÂBİ'[< TAB]: KİTAP BASAN/BASTIRAN, TAB'EDEN | MATBAACI

- TABÎB-İ MANEVİ: ŞEYH, MÜRŞİD

- TA'BÎR[< UBÛR]: İFÂDE, ANLATMA | BİR ANLAMI OLAN SÖZ | DEYİM | TERİM | RÜYA YORMA

- TA'BÎR CAİZSE: DEYİM YERİNDEYSE

- TÂC: MEŞAYİHİN GİYDİKLERİ KAVUK

- TÂC-I ŞERÎF: TERK-İ DÜNYA, TERK-İ UKBÂ, TERK-İ HESTÎ, TERK-İ TERK

- TA'DÂD[< ADED]: SAYMA; SAYI | BİRER BİRER SÖYLEME, SAYIP DÖKME; SAYIM

- TADA'DU'[< Dİ'DA]: ALÇAKGÖNÜLLÜLÜK GÖSTERME | HOR OLMA | VÎRÂN OLMA | "AKLINI KAYBETME"

- TAFSÎL[< FASL]: ETRAFIYLA, ETRAFLI OLARAK BİLDİRME, UZUN UZADIYA ANLATMA, AYRINTILI AÇIKLAMA

- TAHAKKUK[< HAKK]: HAKÎKAT OLARAK MEYDANA ÇIKMA, GERÇEKLİĞİ ANLAŞILMA

- TAHALLÜF[< HİLÂF]: GERİDE KALMA, ARKADA BIRAKILMA | UYGUN GELMEME

- TAHAMMÜL[< HAML]: YÜKLENME, BİR YÜKÜ ÜSTÜNE ALMA | DAYANMA, KATLANMA | KALDIRMA

- TAHÂRET: TEMİZLİK | TEMİZLENME

- TAHASSUS[< HUSUS]: HUSUSİ VE MAHSUS OLMAK, BİR KİMSEYE MAHSUS KILINMAK

- TAHASSÜR[< HASRET]: HASRET ÇEKME | ÇOK İSTENİLEN VE ELE GEÇİRİLEMEYEN ŞEYE ÜZÜLME

- TAHASSÜSÂT[< TAHASSÜS < HİSS]: DUYGULANMALAR, HİSLENMELER | KALPLE İSTEMEK

- TAHAYYÜR[< HAYRET]: HAYRÂN OLMA, HAYRETE DÜŞME, ŞAŞAKALMA, ŞAŞIRMA

- TAHFÎF[< HİFFET]: HAFİFLETİLME | YÜKÜNÜ AZALTMA

- TAHİYYÂT[< HAYY]: SELÂMLAR, HAYIRLI DUALAR | NAMAZIN KA'DELERİNDE OKUNAN "ETTEHİYYÂTÜ" DUASI

- TAHİYYE[< HAYY]: HAYAT DUASI ("ALLAH ÖMÜR VERSİN!") | SELÂM VERME, HAYIR DUA ETME | MÜLK, MÂLİKİYYET

- TAHKİK[< HAKK]: DOĞRU OLUP OLMADIĞINI ARAŞTIRMA | DOĞRU OLUP OLMADIĞINI MEYDANA ÇIKARMA | DOĞRU, GERÇEK

- TAHKİYE[< HİKÂYE]: HİKÂYE ETME, ANLATMA

- TAHMÎL[< HAML]: YÜKLEME, YÜKLETME, YÜKLETİLME | BİR İŞİ, BİRİNİN ÜZERİNE BIRAKMA

- TAHRÎC[< HURÛC]: ÇIKARMA | DİPLOMA VERME | HZ. PEYGAMBER'İN SÖZÜNÜ İLK RİVÂYET EDENİ ORTAYA ÇIKARMA

- TAHRÎM[< HIRMAN]: HARAM KILMA, KILINMA

- TAHRÎME: NAMAZA BAŞLARKEN "ALLAHÜ EKBER" SÖZÜYLE İKİ ELİN BAŞ PARMAKLARINI KULAK MEMELERİNE DOĞRU KALDIRARAK TEKBİR ALMA

- TAHVÎL[< HAVL]: DEĞİŞTİRME, DEĞİŞTİRİLME, ÇEVİRME, DÖNDÜRME | BORÇ SENEDİ; AKSİYON

- TÂİF[E][< TAVÂF]: TAVÂF EDEN, ETRAFINI DOLAŞAN, DÖNEN | ARABİSTAN'DA MEKKE YAKININDA BİR ŞEHİR

- TÂİFE: BÖLÜK, TAKIM, GÜRUH, FIRKA | KAVİM, KABÎLE | TAYFA, GEMİ İŞÇİSİ

- TAKALLÜB[< KALB]: DÖNME, BİR YANDAN BİR YANA ÇEVRİLME | DEĞİŞME, BAŞKA KALIBA GİRME

- TÂKAT: GÜÇ, KUVVET | İKTİDAR

- TAKÎ: DOĞRULUK İLKESİ

- TAKVÂ[< VİKAYE]: ALLAH'DAN KORKMA, ALLAH KORKUSUYLA DİNİN YASAK ETTİĞİ ŞEYLERDEN KAÇINMA

- TAKVÎM[< KAVM, KIYÂM]: EĞRİYİ DOĞRULTMA, BİÇİME KOYMA

- TAKVİYE[< KUVVET]: KUVVETLENDİRME, KUVVETLENDİRİLME

- TALEB: İSTEME, DİLEME | İSTEK

- TÂLİB[< TULLÂB, TULLEB, TALEBE]: İSTEYEN, İSTEKLİ | ÖĞRENCİ

- TALÎK: GÜLERYÜZLÜ | DÜZGÜN SÖZ SÖYLEYEN

- TA'LÎK[< ALAK]: ASMA, ASILMA | BİR ŞEYE BAĞLI GÖSTERME | GECİKTİRME, ASKIDA BIRAKILMA | BELLİ BİR ZAMANA BIRAKMA | İRAN YAZISI (hatt-ı ta'lîk)

- TA'LÎM[< İLM]: ÖĞRENME, ÖĞRETME, ÖĞRETİM, ÖĞRETİLME | OKUTMA, DERS VERME/VERİLME | MEŞK İLE YETİŞTİRME | EGZERSİZ

- TALTİF[< LÛTF (çoğ. TALTÎFÂT: LÛTUFLAR, İHSANLAR)]: GÖNÜL OKŞAMA, GÖNLÜ HOŞ ETME ] YUMUŞATMA,YUMUŞATACAK BİR İLÂÇ KULLANMA ] RÜTBE, NİŞAN, MAAŞ ARTIRIMI GİBİ ŞEYLERLE SEVİNDİRME

- TA'M[< TUÛM]: YEME | TAD, LEZZET

- TAMA': DOYMAZLIK | ÇOK İSTEME | AÇGÖZLÜLÜK

- TÂMET-ÜL-KÜBRA: KIYÂMET GÜNÜ

- TA'N: SÖVME, YERME | AYIPLAMA | ALEYHTE DEDİKODU



- TANZÎM[< NAZM]: DÜZELTME, DÜZENLEME, DÜZEN VERME, YOLUNA KOYMA | NESİR YA DA NAZIM OLARAK YAZMA

- TAO: DEĞİŞİMDE DEĞİŞMEDEN KALAN | EN YÜKSEK VE TANIMLANAMAZ GERÇEKLİK | TEO, TE, T, THE, EL-

- TARASSUD[< RASAD]: GÖZETME, BEKLEME, DİKKATLE BAKMA, GÖZLEME

- TARÂVET: TAZELİK, TAZE OLMA

- TARD: KOĞMA, SÜRME, UZAKLAŞTIRMA | GÖREVDEN, OKULDAN UZAKLAŞTIRMA

- TARÎK[< TURUK]: YOL | BİR VELÎNİN ALLAH'A ULAŞMASI İÇİN TUTTUĞU YOL | USÛL | MESLEK | VÂSITA, NEDEN

- TARÎKÂT: ALLAH'A ULAŞMAK ARZUSUYLA TUTULAN YOL | TASAVVUFÎ MESLEK

- TASALLUT[< SALÂLET]: MUSALLAT OLMA, SATAŞMA, BAŞINA EKŞİME

- TASARRUF[< SARF]: SAHİP OLMA | İDÂRE İLE KULLANMA, TUTUM, EKONOMİ | ARTIRMA, ARTIRILMA

- TASAVVUF[< SÛF]: GÖNLÜNÜ ALLAH SEVGİSİNE BAĞLAMA | SULH İLE ELE GEÇMEK

- TASFİYE[< SAFV]: SAF KILMA, SAFLAŞTIRMA | TEMİZLEME

- TASFİYE-İ DERUN: ÖZÜ SAFLAŞTIRMA

- TASFİYE-İ KALB: YÜREĞİNİ TEMİZLEME

- TASHÎH[< SIHHAT]: SAĞLIĞINI İADE ETME, İYİLETME | YANLIŞI DOĞRULTMA, DÜZELTME | YANLIŞ DÜZELTİLME

- TATİL/TÂ'TÎL: ATÂLET

- TAUN: BULAŞICI HASTALIKLAR

- TAVÂF: ETRAFININ DOLAŞMA | HACI OLMAK ÜZERE ZAMANINDA VE BELİRLİ USÛL DAHİLİNDE KÂBE'NİN ETRAFINI DOLAŞARAK ZİYARET ETME

- TAV'AN: İSTEYEREK, KENDİ İSTEĞİYLE

- TAV'AN VE KERHEN: HEM İSTEYEREK, HEM İSTEMEYEREK

- TAVSÎF[< VASF]: VASIFLANDIRMA, NİTELEME | İLİM, BİLGİ

- TAVZİH[< VUZÛH]: AÇIKLAMA, AÇIK ANLATMA, AYDINLATMA

- TAYLASÂN: SARIĞIN TAC-I ŞERİFTEN SARKAN UCU | BAŞA VE BOYNA SARILAN ŞAL VB.

- TAYYİB: İYİ, GÜZEL, HOŞ, TERTEMİZ

- TAYY-İ MEKÂN: MEKÂNI, MESAFEYİ AN İÇİNDE GEÇME, ZAMAN İÇİNDE ZAMANIN HALK OLUŞU

- TAZARRU'[< ZURÛ]: KENDİNİ ALÇALTARAK YALVARMA

- TA'ZİB[< AZAB]: EZİYET ETME, BOŞUNA YORMA

- TA'ZÎM[< AZM]: BÜYÜKLEME, ULULAMA, BÜYÜK SAYMA | SAYGI GÖSTERME, İKRÂM ETME

- TA'ZİYE[< AZV]: BAŞSAĞLIĞI DİLEME | CA'FERÎ MEZHEBİNDE OLANLARIN MUHARREM AYINDA YAPTIKLARI MÂTEM MERÂSİMİ

- TEARRÜF: BİR ŞEYİ ARAŞTIRARAK ÖĞRENME

- TEÂRÜF[< AREF]: BİR ŞEYİN HERKESÇE BİLİNMESİ

- TEÂSÜR: GÜZEL GEÇİNME, DİRLİK ETME

- TEBAHHUR[< BAHR]: DERYALANMA, DENİZLEŞME | BİR ŞEYİN İÇİNE DALMA VE PEK DERİNİNE VARMA | BİR İLİMDE DERİN İHTİSAS KAZANMA

- TEBAHHUR[< BUHÂR]: BUĞULANMA, BUĞU HALİNE GİRME | TÜTSÜLENME

- TEBÂREK[< BEREKET]: "MÜBÂREK ETSİN!"

- TEBCÎL[< BECL ve BÜCÛL]: ULULAMA, AĞIRLAMA | ÖVME

- TEBDÎL[< BEDEL]: DEĞİŞTİRME, DEĞİŞTİRİLME, BAŞKA BİR HÂLE GETİRME

- TEBELLEŞ: BİRBİRİNE GEÇMİŞ, KARMAKARIŞIK, KARIŞMIŞ

- TEBELLÜR[< BİLLÛR]: BİLLÛRLAŞMA

- TEBER: BALTA | DERVİŞLERİN KULLANDIĞI/TAŞIDIĞI UZUN SAPLI VE YARIM AY ŞEKLİNDEKİ BALTA | MEŞİN BIÇAĞI

- TEBERRÂ[< BERÂ]: UZAKLAŞMA, UZAK DURMA, ÇEKİLME | SEVMEYİP YÜZ ÇEVİRME | KÖTÜ AHLÂK

- TEBERRÜK[< BEREKET]: MÜBÂREK SAYMA, UĞUR SAYMA

- TEBERRÜKEN: HEDİYE OLARAK

- TEBŞÎR[< BEŞR]: MÜJDE VERME, MÜJDELEME, MÜJDELENME

- TEBŞÎRÂT[< TEBŞÎR]: MÜJDELEMELER | RÜYADA ALINAN MÂNEVÎ MÜJDELER

- TECELLÎ[< CELÂ ve CELV]: GÖRÜNME, BELİRME | KADER, TÂLİH | ALLAH'IN LÜTFÛNA NAİL OLMA | HAK NÛRUNUN TESÎRİYLE MAKBUL KULLARIN KALBİNDE İLÂHÎ SIRLARIN AYÂN OLMASI

- TECESSÜS[< CESS]: OLAĞAN/BASİT MERAK | YOKLAMA, ARAŞTIRMA, DİKKAT VE GAYRETLE ARAŞTIRMA | BİR ŞEYİN İÇ YÜZÜNÜ ARAŞTIRIP SIRRINI ÇÖZMEYE ÇALIŞMA | GÖZETLEME | MERAK

- TECEZZÎ: [bkz.TECEZZÜV)

- TECEZZÜV[< CÜZ]: KISIM KISIM BÖLÜNME, DOĞRANMA, UFALMA

- TECRÎD[< CERED]: SOYMA, SOYULMA | AYIRMA, BİR TARAFTA TUTMA | ÖNCE GÖNLÜNÜ GAFLETTEN, NEFSİNİ HEVÂDAN, DİLİNİ BOŞ SÖZDEN MÜCERRED EYLEYİP, DÜNYAYI KALBİNDEN ÇIKARARAK HAKK'A YÖNELME | (çoğ. TECERRÜD) | (felsefe)SOYUTLAMA | (fiz.)YALITMA

- TECVÎD[< CEVDET]: BİR ŞEYİ GÜZEL YAPMA | KUR'AN'-I KERÎM'İ USÛLÜNE BAĞLI KALARAK OKUMA İLMİ | BU OKUMAYI ÖĞRETEN KİTAP

- TEDÂÎ[< DA'VET]: BİR ŞEYİ HATIRA GETİRME | ÇAĞRIŞIM

- TEDBÎR[< DÜBÛR]: BİR ŞEYİ TE'MİN EDECEK YA DA ÖNLEYECEK YOL, ÇARE | KUL İRADESİ

- TEDRÎS[< DERS]: DERS VERME, OKUTMA

- TEDVÎN[< DÎVÂN]: DÎVÂN ŞEKLİNE SOKMA (MANZUMELERİ) | ESER/KİTAP HÂLİNE GETİRME

- TEEMMÜL[< EMEL]: İYİCE, ETRAFLICA DÜŞÜNME

- TEENNÎ[< ENÂET]: YAVAŞ GİTME, YAVAŞ HAREKET ETME, YAVAŞLIK; GECİKME | İLERİYİ DÜŞÜNEREK ACELESİZ, DİKKATLİ DAVRANMA

- TEESSÜM[< İSM]: GÜNAHTAN KAÇINMA

- TEESSÜR: OYALANDIRMA, İŞTEN ALIKOYMA

- TEESSÜR[< ESR ve ESÂRET]: KEDERLİ VE ÜZÜNTÜLÜ OLARAK HİSLENME, İÇLENME | ACI, KEDER DUYMA

- TEFÂHÜR[< FAHR]: ÖVÜNME | ÖVÜNÇ

- TEFÂVÜD: YARARLAŞMA, BİRBİRİNDEN YARARLANMA

- TEFEKKÜR[< FİKR]: DÜŞÜNME, ZİHİN YORMA | DÜŞÜNÜLME | İNSANIN KENDİNİ, KENDİNDE ARAMASI | ZİKİR

- TEFERRU'/ÂT[< FER]: DALLANMA, DAL BUDAK SALIVERME | BİRÇOK KISIMLARA AYRILMA | BİR KÖKTEN ÇIKIP AYRILMA | AYRINTI/LAR

- TEFERRUH[< FERAH]: FERAHLAMA, İÇİ AÇILMA

- TEFE'ÜL[< FÂL]: FAL AÇMA, FALA BAKMA | HAYRA YORMA, UĞURSAMA, UĞUR SAYMA

- TEFRÎK[< FARK]: AYIRMA, SEÇME, AYIRDETME

- TEFRÎT[< FART]: TERSİNE AŞIRILIK, ORTALAMANIN ÇOK ALTINDA KALMA | KULUN HAKK'LA BERABER OLMASI

- TEFSÎR[< FESR]: YORUM | KUR'AN-I KERÎM'İN ANLAM BAKIMINDAN AÇIKLAMASI | ÖRTÜYÜ AÇMAK

- TEFVÎZ: İHÂLE, SİPÂRİŞ ETME | ALLAH'TAN BEKLEME | DAĞITIM

- TEGALÜB: [bkz. MUGALEBE]

- TEHÂBB: SEVİŞME, DOSTLUK PEYDÂ ETME

- TEHÂCÜM[< HÜCÛM]: SALDIRMA | ÜŞÜŞME, TOPLAŞMA

- TEHASSÜS: [bkz. TAHASSUS]

- TEHECCÜD[< HECD]: GECE UYANIP NAMAZ KILMA | GECE KILINAN NAMAZ

- TEHEVVÜR[< HEVR]: İLERİ GAZAP, ÖFKELENME, KÖPÜRME (İMANI BOZAR)

- TEHLÎL[< HELL]: ALLAH'A İNANMA VE BUNU SIK SIK SÖZLE DE TEKRARLAMAK, "LÂİLÂHE-İLL-ALLAH" SÖZÜNÜ TEKRARLAMA

- TE'HÎR[< AHAR]: SONRAYA, GERİYE BIRAKMA, GECİKTİRME, GECİKTİRİLME

- TEHZÎB: TERBİYE, ISLÂH ETME, DÜZELTME | TEMİZLEME | ÇOCUĞU "ADAM ETME"

- TEKÂMÜL[< KEMÂL]: OLGUNLAŞMA

- TEKÂSÜF[< KESÂFET]: SIKLAŞMA, KOYULAŞMA | YOĞUNLAŞMA

- TEKARÜB: İKİ ŞEYİN BİRBİRİNE YAKIN OLMA HALİ | YAKINSAMA

- TEKBÎR[< KİBR]: "ALLAHÜ EKBER(ALLAH ULULARIN ULUSUDUR)", "ALLAHÜ EKBER, ALLAHÜ EKBER, LÂİLÂHE İLL'ALLAHÜ V'ALLAHÜ EKBER, ALLAHÜ EKBER VE Lİ-LLÂH-İL HAMD"

- TEKDÎR[< KEDER]: BULANDIRMA | KEDERLENDİRME | AZARLAMA, AZAR | ÖĞRENCİYE VERİLEN VE SİCİLİNE GEÇİRİLEN CEZÂ

- TEKEBBÜR[< KİBR]: KİBİR GÖSTERME, BÜYÜKLÜK SATMA [bkz. TAAZZUM]

- TEKEMMÜL[< KEMÂL]: KEMÂLE GELME, KEMÂL BULMA, OLGUNLAŞMA

- TEKEVVÜN[< KEVN]: VAR OLMA, MEYDANA GELME, OLUŞ

- TEKKE: bkz. TEKYE

- TEKMÎL[< KEMÂL]: KEMÂLE ERDİRME | TAMAMLAMA, TAMAMLANMA, BİTİRME | TAM, EKSİKSİZ, BÜTÜN, HEP

- TEKRÎS[< VEKÂ]: TEMELE TAŞ KOYMA | TANRI'YA VAKFETME, TAKDÎS | İTHAF

- TEKSÎF[< KESÂFET]: KOYU VE SIK YAPMA, BİR SIVIYI KOYULAŞTIRMA | DOKUMA VE SÂİREYİ SIKLAŞTIRMA | ŞEFFAFLIĞINI GİDERME | YIĞMA, TOPLAMA

- TEKYE[< VEKÂ]: TEKKE | DAYANMA | GÜVENME

- TELÂKKİ[< LİKA]: ALMA, KABUL ETME | KİŞİSEL ANLAYIŞ, KİŞİSEL NİYETLE KABUL ETME

- TELMÎH[< MELH]: SÖZ ARASINDA KASTEDİLEN BİR ŞEYİ ANLAMLI OLARAK SÖYLEME, AÇIK SÖYLEMEME, ÎMÂLI KONUŞMA

- TELEZZÜZ[< LEZZET]: LEZZET, TAD ALMA, HOŞLANMA, HOŞA GİTME

- TEMÂŞÂ: BAKIP İZLEME | GEZME [KONTEMPLASYON, İng. CONTEMPLATION]

- TEMCÎD[< MECD]: ULULAMA, AĞIRLAMA | SABAH NAMAZI VAKTİNDEN ÖNCE MİNARELERDE BELLİ MEKÂNLARDA SÖYLENEN ARAPÇA NİYAZ İLÂHİSİ | 2 KERE ISITILAN PİLAV, YENMEZSE SÜTLAÇ YAPILIR

- TEMEDDÜH[< MEDH]: BÖBÜRLENME, KENDİNİ ÖVME

- TEMEKKÜN[< MEKÂNET]: MEKÂNLANMA, YERLEŞME, YER TUTMA

- TEMEKKÜR[< MEKR]: HİLE

- TEMENNÂ[< MÜNYE]: ELİ BAŞA GÖTÜREREK VERİLEN SELAM

- TEMENNÎ: DİLEME, DİLEK, İSTEK

- TEMESSÜK[< MESK]: TUTUNMA, SARILMA | BORÇ SENEDİ

- TEMESSÜL[< MİSL]: BİR ŞEKİL VE SÛRETE GİRME | İNSAN SÛRETİNDE GÖRÜNME | BENZEŞME | ÖZÜMLEME

- TEMEYYÜZ: KENDİNİ GÖSTERME, SİVRİLME, BENZERLERİNDEN FARKLI OLMA

- TEMEZZÜC: UYUM

- TEMKÎN[< MEKÂNET]: AĞIR BAŞLILIK | İHTİYAT, TEDBİR | TELEVVÜNDEN KURTULUP HUZUR VE SÜKÛNA MAZHAR OLMUŞ KİMSE, KENDİNİ YALNIZ HAKK YOLUNA ADAMIŞ OLAN KİMSE

- TEMRÎN: ALIŞTIRMA, İDMAN YAPTIRMA, YAPTIRILMdA, EGZERSİZ

- TEMYÎZ[< MEYZ]: AYIRMA, AYRILMA, SEÇME, SEÇİLME | İYİYİ KÖTÜDEN AYIRT ETME

- TENÂSÜR: SAÇILMA, SERPİLME | PÜSKÜRME

- TENEFFÜS[< NEFES]: NEFES, SOLUK ALMA | YORGUNLUK ALMAK İÇİN DİNLENME | OKULDA DERS ARALARI VERİLEN DİNLENME | TAN YERİ AĞARMA | DENİZ SUYUNUN DALGA İLE SÂHİLE VURMASI

- TENNÛR[< TENÂHÎR]: FIRIN, KAPALI BİR OCAK

- TENNÛRE: MEVLEVÎ DERVİŞLERİNİN SEMÂ ÂYÎNİ SIRASINDA GİYDİKLERİ GENİŞ ETEKLİK

- TERAKKİ[< RAKY]: YUKARI KALKMA, YÜKSELME | İLERLEME | HALLERDE, MAKAMLARDA, BİLGİLERDE İLERLEME

- TERBİYE[< RÜBÜV, RUBUBİYET/RAB]: BESLEYİP BÜYÜTME | EĞİTİM | GÖRGÜ | ALIŞTIRMA | HAFİF CEZALANDIRMA | TAVSİYE; KAYIRMA, KORUMA

- TEREDDÎ[< REDY]: SOYSUZLAŞMA, YOZLAŞMA

- TERESSÜB[< RÜSÛB (çoğ. TERESSÜBAT)]: TORTULANMA, DİBE ÇÖKME, DURULMA

- TERETTÜB[< RÜTÛB]: SIRALANMA, SIRASINDA OLMA, SIRASI GELME | ÂİT OLMA, GEREKME | (BİR İŞİN ÜZERİNE) DÜŞME

- TEREVVUH: BİR ŞEYDEN KOKU ALMA

- TERK: TERKİN EN FAZİLETLİSİ VARLIK İÇİNDE YAPILANDIR | TERK-İ DÜNYA, TERK-İ UKBÂ, TERK-İ HESTÎ, TERK-İ TERK

- TERKİB[< RÜKÛB]: BİRKAÇ ŞEYİ BİRLEŞTİRİP KARIŞIK BİR ŞEY MEYDANA GETİRME | BİRKAÇ ŞEYDEN MEYDANA GETİRİLMİŞ ŞEY | (dil bilg.)BİRLEŞTİRME | TAKIM | (kimya)SENTEZ

- TERKİN: BOYAMA, YAZMA | YAZILI BİR ŞEYİ BOZMA, ÇİZME, SİLME

- TERKÎN: BELLİ BİR YERDE VE SAATTE BULUŞMA SÖZLEŞMESİ

- TESÂNÜD[< SENED]: DAYANIŞMA

- TESBÎH[< SEBH]: "SÜBHÂNALLAH" SÖZCÜĞÜNÜ SÖYLEYEREK VE ÖBÜR SIFATLARINI ANARAK ALLAH'A TA'ZİM ETME, SENÂ ETME | KALBİN ŞİFÂSI, İTMİNÂNI VE VİSÂLİDİR | TESPİH

- TESEHHÜR[< SEHR]: GECE UYUMAYIP, UYANIK KALMA

- TESHÎK: EZME, DÖVME, DÖVÜP EZME

- TESHÎR[< SİHRİYY]: ZAPT VE İSTÎLÂ ETME, ELE GEÇİRME, ELDE ETME

- TESHÎR[< SİHR ve SEHHAR]: BÜYÜ YAPMA, BÜYÜLEME, ALDATMA, KENDİNİ BAĞLAMA

- TESLÎM[< SÜL, SELEME]: KENDİNİ ALLAH'IN KADERİNE BIRAKMA | BİR EMÂNETİ YERİNE VERME | BİR ŞEYİ YENİ SAHİBİNE VERME | HAKİKAT OLDUĞUNU SÖYLEME | DAYANAMAYIP PES DEME | EMRE UYMAK, İTİRAZ ETMEMEK | SELÂM VERME, SELÂMETLE DUA ETME

- TESLİM TAŞI: TARÎK-İ BEKTÂŞİYYE'DE KULLANILAN ONİKİ DİLİMLİ TAŞ

- TESMİYE[< İSM]: AD KOYMA, ADLANDIRMA, İSİM VERME | BESMELE ÇEKME

- TEŞEKKÜL[< ŞEKL]: ŞEKİLLENME | KURULMA, KURULUŞ, MEYDANA GELİŞ | OLUŞUM

- TEŞE'ÜM[< ŞEÂMET]: UĞURSUZ SAYMA

- TEŞEVVÜŞ[< ŞEVEŞE]: KARIŞMA, KARMAKARIŞIK OLMA, KARIŞIKLIK

- TEŞRÎF[< ŞEREF]: ŞEREFLENDİRME, ŞEREF VERME | GELMESİYLE BİR YERE ŞEREF VERME | GELME | GİTME

- TEŞVÎŞ[< ŞEVEŞE]: KARIŞTIRMA, KARMAKARIŞIK ETME, KARIŞIKLIK

- TEŞYÎ[< ŞİYÂ]: SELÂMETLEME, UĞURLAMA | RAMAZANDAN SONRA ALTI GÜN (ŞEVVAL'İN 1'NDEN 6'SINA KADAR) ORUÇ TUTMA

- TEŞYİ': YAYMAK

- TETÂBUK[< TIBK]: UYMA, UYGUN GELME, UYGUN DÜŞME, KARŞILIK GELMES

- TETAVVU': FARZ OLMAYAN İBÂDETTE BULUNMA

- TETÂYÜR[< TAYERÂN]: UÇMA, UÇUŞMA, UÇUŞUP DAĞILMA | MÂYİLERİN GAZ HÂLİNE GEÇMESİ

- TETKİK: İNCELEME, ARAŞTIRMA

- TEVÂCÜD[< VECD]: KENDİNE VECİD DÂVET ETME, VECD İÇİNDE OLABİLMEK İÇİN GAYRET SARFETME, VECDİ TALEP ETMEK

- TEVÂZU'[< VAZ (çoğ. TEVÂZUÂT)]: ALÇAKGÖNÜLLÜLÜK (GÖSTERME)

- TEVÂZÜN[< VEZN]: TARTIDA BİR OLMA, DENK OLMA

- TEVBE: TÖVBE, İŞLENMİŞ BİR GÜNAH YA DA SUÇUN BİR DAHA İŞLENMEYECEĞİNE DÂİR VERİLEN SÖZ | KULUN SAF BİR KALPLE HAKK'A YÖNELMESİ, TEKRAR GÜNAH İŞLEMEMEYE AHD ETMESİ

- TEVBÎH: TEKDİR, AZARLAMA, PAYLAMA | MEMURLARA UYGULANAN BİR DİSİPLİN CEZASI

- TEVCÎH[< VECH]: ÇEVİRME, YÖNELTME, DÖNDÜRME | SÖZ ATMA, BAKMA | ANLAM VERME, YORUMLAMA | RÜTBE, MEVKİ VERME

- TEVDÎ'[< VED]: BIRAKMA, EMÂNET ETME | VEDÂLAŞMA

- TEVECCÜD[< VECD]: VECDE GELME, HALLENME, COŞMA

- TEVECCÜH[< VECH]: ÇEVRİLME, YÖNELME, DOĞRULMA | BİR YERE DOĞRU HAREKET ETME | GÜLERYÜZ GÖSTERME, YAKINLIK DUYMA | HOŞLANMA, SEVGİ | NASİP VE MÜYESSER OLMA

- TEVEKKÜL: İŞİ ALLAH'A BIRAKIP, KADERE RÂZI OLMA

- TEVELLÂ: bkz. TEVELLÎ

- TEVELLÎ[< VELY]: BİRİNE YANAŞMA | BİRİNİ DOST TUTMA | İYİ AHLÂK | EHL-İ BEYT'İ, HZ. ALİ'Yİ SEVME, ONLARDAN MEDET VE ŞEFÂAT İSTEME, KENDİLERİNE OLAN YAKINLIK, BAĞLILIK

- TEV'EM: İKİZ | EŞ, BENZER

- TEVESSÜL[< VESÎLE]: SARILMA | İNANMA | SEBEP TUTMA | BAŞVURMA, GİRİŞME

- TEVFÎK[< VEFK]: UYDURMA, UYDURULMA, UYGUNLAŞTIRMA | ALLAH'IN YARDIMINA KAVUŞMA

- TEVHÎD[< VAHDET]: BİR KILMA, BİR ETME, BİRLEŞTİRME | BİR SAYMA, BİR OLARAK BAKMA, BİRLİĞİNE İNANMA | ALLAH'IN BİRLİĞİNE İNANMA | "LÂİLÂHE-İLL-ALLAH"(KELİME-İ TEVHİD) SÖZÜNÜ TEKRARLAMA

- TE'VÎL[< MEÂL]: SÖZÜ ÇEVİRME, SÖZE AYRI ANLAM VERMEYE KALKIŞMA | ASLA RÜCÛ

- TEVŞÎH[< VİŞÂH]: SÜSLEME, SÜSLENDİRME | SÜSLÜ ELBİSE GİYDİRME | KUR'AN-I KERÎM'İ USÛL, ÂDÂB VE ERKÂNI İLE OKUMA | MEVLİD CEMİYETLERİNDE OKUNAN İLÂHİLER

- TEVZÎ'[< VEZ]: DAĞITMA, DAĞITILMA | HERKESE PAYINI DAĞITMA, ÜLEŞTİRME

- TEYAKKUZ[< YAKAZA]: UYANMA, UYKUDAN KALKMA | UYANIK OLMA, UYANIKLIK, AÇIKGÖZLÜLÜK

- TEZAHÜR[< ZUHÛR]: MEYDANA ÇIKMA, BELİRME, GÖRÜNME | BELİRTİ | BİRBİRİNE YARDIM ETME [İng. TO APPEAR]

- TEZEKKÜR[< ZİKR]: HATIRA GETİRME | BİR KONUYU KONUŞMA

- TE'ZÎN[< EZÂN]: EZAN OKUTMA

- TEZKİYE[< ZEKÂT]: TEMİZ ETME (KUSURDAN), TEMİZE ÇIKARMA, AKLAMA, ARINMA | SORUŞTURARAK BİRİNİN İYİ HALLİ OLDUĞUNU MEYDANA ÇIKARMA

- TEZVÎR[< ZEVR]: YALAN DOLAN | ARABOZUCULUK

- TEZYÎN[< ZÎNET]: ZİNETLENDİRME, SÜSLEME, SÜSLENME

- TILAVET: GÜVELLİK, SEVİMLİLİK

- TIYNET: YARADILIŞ, MİZÂC, MAYA

- TİLÂVET: KUR'AN-I KERÎM'İ GÜZEL SESLE VE USÛLÜNE GÖRE OKUMA

- TOMAR[Yun.]: DÜRÜLEREK BORU BİÇİMİ VERİLMİŞ DERİ/KÂĞIT | KUHUD ZİKRİ GİBİ ZİKİRLERDE DİZLER İÇİN KULLANILAN DERİ

- TÖVBE: bkz. TEVBE

- tûbâ: GÜZELLİK, İYİLİK, HOŞLUK | RAHATLIK

- Tûbâ: KÖKLERİ SEMÂDA, DALLARI ZEMİNE UZANMIŞ CENNETTE (SİDRE'DE) BİR AĞAÇ | CENNETİ GÖLGELEYEN İLÂHÎ AĞAÇ

- TÜRÂB[< ETRİBE, TİRBÂN]: TOPRAK

- TURUK-U ÂLİYE: YÜCE YOL

 

 

- UBÛDET: AŞK VE ŞEVL

- UBÛDİYYET: KULLUK | AŞIRI BAĞLILIK (BİRİNE)

- UC(U)B: KİBİR, KENDİNİ BEĞENME VE GÜVENME

- UHREVÎ[< UHRÂ]: ÂHİRETE AİT, ÂHİRETLE İLGİLİ

- UHUVVET: KARDEŞLİK | DOSTLUK, BAĞLILIK

- UKBÂ: ÂHİRET | CEZA

- ULEMÂ: BİLGİNLER | ÜLKELERİ AYDINLATAN KANDİLLER

- ULEMÂ-Yİ ÂMİLÎN: İLİM, BİLGİSİ GEREĞİNCE HAREKET EDEN BİLGİLİ KİMSELER

- ULYÂ: PEK (DAHA, EN, ÇOK) YÜCE

- UMÛR[< EMR]: İŞLER, MADDELER, ŞEYLER | ÖNEM VERME, ALDIRMA, ÜZERİNDE DURMA, İŞ SAYMA, İŞ EDİNME | (MÜSHİL-ÜL-UMÛR: İŞLERİ KOLAYLAŞTIRAN | ALLAH

- USÛL: SABAH, AKŞAM VE YATSI USÛLÜ

- UYANIK: "KUL HAKK'I YÂD ETTİĞİ ZAMAN, HAKK'IN KENDİNİ YÂD ETTİĞİNDEN HABERDAR OLUR"

- UZLET: BİR KENARA ÇEKİLME | KESRETTEN AYRILMA | YALNIZLIK [bkz. İNZİVÂ]

 

 

- ÜFÛL: BATMA, KAYBOLMA, GÖRÜNMEZ OLMA | YOK OLUŞ

- ÜLÂ: EVVEL, ÖNCE

- ÜLFET: KAYNAŞMA

- ÜMM-ÜL-KİTÂB: AKL-I EVVEL | ARŞIN ÜSTÜNDEKİ KAZÂ VE KADER LEVHASI | FÂTİHA SÛRESİ | İNSAN-I KÂMİL'İN GÖNLÜ

- ÜNS: ALIŞIKLIK, ALIŞKANLIK, ALIŞMA | ALLAH'IN İNSAN GÖNLÜNDE GÖRÜLMESİ | ALLAHÜ TEÂLÂ'NIN DIŞINDAKİNDEN, HATTA KENDİ NEFSİNDEN UZAK DURMAK

- ÜNSİYYET: YAKINLIK, ARKADAŞLIK

 

 

- VÂCİB-ÜL-VÜCÛD: VARLIĞI GEREKLİ OLAN | ALLAH

- VAHDÂNİYYET: BİRLİK, ALLAH'IN BİR OLUŞU

- VAHDET: ALLAH'A YAKINLIK, ALLAH'A ULAŞMA | YALNIZLIK, TEKLİK, BİRLİK | ÖZGÜR BİREYLERİN BİRLİĞİ

- VAHDET-İ VÜCUD: VARLIĞIN TEK OLUŞU | TASAVVUF MESLEĞİ

- VÂHİD[< VAHDET]: YALNIZ, TEK

- VÂHİDİYYET: BİRLİK, TEKLİK, BİR OLMA, TEK OLMA

- VAHÎM: AĞIR, SONU TEHLİKELİ, ÇOK KORKULU

- VAHY: BİR FİKRİN YA DA BİR EMRİN ALLAH TARAFINDAN BİR PEYGAMBERE BİLDİRİLMESİ

- VÂİZ[< VA'Z]: DÎNÎ ÖĞÜTLERDE BULUNAN (İBADET YERLERİNDE)

- VAKAR: BAŞLILIK, TEMKİNLİLİK

- VAKFE: DURAK, DURULACAK YER | HACILARIN ARAFAT'TA DURMALARI (ÖĞLEDEN ERTESİ GÜN ŞAFAK SÖKENE KADAR) | DURAKLAMA ÂNI

- VÂKİ[< VUKU]: OLAN, DÜŞEN | OLAGELEN, RASTLAYAN | GEÇEN, GEÇMİŞ OLAN | GERÇEKLEŞME

- VAK(İ)T: ZAMAN | SAAT, GÜNÜN ÇEŞİTLİ SAATLERİ | MEVSİM | BELİRTİLEN ZAMAN | FIRSAT

- VAKT-İ MERHÛN: BEKLENEN ÇAĞ VE ZAMAN

- VÂRESTE: KURTULMUŞ | SERBEST, RAHAT | İLİŞİKSİZ

- VÂRİD: SU BULMA GÖREVLİSİ

- VÂRİS[< VERASET]: MİRASÇI

- VAS(I)F: ÖZELLİK, NİTELİK | ÖVME

- VÂS(I)L: (BİR ŞEYİ BAŞKA BİR ŞEYE) ULAŞTIRMA, BİRLEŞTİRME | ULAŞMA, BİRLEŞME | KAVUŞMA(VUSLAT)

- VAZÎFE: GÖREV | ÖNEM VERİLEN İŞ

- VEBÂL: ŞİDDET, AĞIRLIK, AZAP | GÜNAH

- VECD: KENDİNDEN GEÇEREK İLÂHİ AŞKA DALMA | AŞIRI HEYECAN | KEDERLENME

- VECHE[aslı VİCHE]: YÜZ | YAN, TARAF, SEMT

- VED: GÜL | DOSTLUK

- VEDUD: ÇOK ŞEFKATLİ, KENDİSİNE ÇOK SEVGİ BESLENEN

- VEFÂ: SÖZÜNDE DURMA, SÖZÜNÜ YERİNE GETİRME | DOSTLUĞU DEVAM ETTİRME | ONUN YANINDAYKEN NASILSAN, UZAKTAYKEN DE AYNI OLMAK

- VEHHÂB[< VEHB]: ÇOK HÎBE EDEN, FAZLA BAĞIŞLAYAN, KARŞILIKSIZ VEREN

- VEHLETEN: BİRDENBİRE, ANSIZIN

- VEHM: KURUNTU, YERSİZ KORKU | ŞÜPHE, TEREDDÜT

- VELÂYET: ERMİŞLİK, VELÎLİK | ALLAH DOSTLUĞU | VELÎ VE ERMİŞ OLAN KİMSENİN HÂLİ VE SIFATI | BAŞKASINA SÖZÜNÜ GEÇİRME | DOSTLUK, SADÂKAT

- VELED-İ KALB: KALP ÇOCUĞU, MÂNEVÎ HAL

- VELEH: (KEDERDEN GELEN) ŞAŞKINLIK, SERSEMLİK

- VELEH: KAHIR VE HIŞIM

- VELÎ: TÜM İŞLERİNİ ALLAH'A SUNAN KİŞİ

- VELİYY-ÜD-DİN: DÎNE SIMSIKI BAĞLI

- VERA': HARAMDAN, ŞÜPHELİLERDEN KAÇINMA/SAKINMA

- VESVESE: ŞÜPHE, KURUNTU, İŞKİL

- VEZN: TARTMA, TARTILMA, TARTI

- VİRD[çoğ. EVRÂD]: BELLİ ZAMANLARDA OKUNMASI ÂDET OLAN KUR'ÂN CÜZLERİ, DUÂLARI

- VİSAL[< VASL]: ULAŞMA, BİTİŞME | SEVGİLİYE KAVUŞMA

- VUDÛ: ABDEST (MASİVA'DAN VUDÛ ETMEK)

- VUKUF[< VAKF]: DURMA, DURUŞ | BİR HALDE, OLDUĞU GİBİ KALMA, İLERLEME YA DA GERİLEMEME | ANLAMA, BİLME, ÖĞRENME, HABERLİ OLMA, BİLGİ

- VUSTÂ: ORTA, ORTADA BULUNAN, ARADA OLAN, İÇ

- VUZÛH: AÇIK VE BELLİ OLMA, ANLAŞILIR OLMA | AÇIKLIK, AYDINLIK | İFADEDE AÇIKLIK

- VÜCÛD: BULUNMA, VAR OLMA, VARLIK

- VÜSÛK: İNANMA, GÜVENME | MUHKEMLİK, SAĞLAMLIK

- VÜSUK[< VESÂK VE VİSÂK]: BAĞLAR, RÂBITALAR | ANTLAŞMALAR, SÖZLEŞMELER

 

 

- YÂD: ANMA, ANIMSAMA | HATIR, GÖNÜL

- YAKAZA: UYANIKLIK

- YAKÎN[< YAKN]: SAĞLAM BİLGİ, KESİN OLARAK BİLME | İLM-EL, AYN-EL, HAKK-EL YAKÎN ["YAKIN" SÖZCÜĞÜ AYRIDIR]

- YAKÎN: ÖLÜM

- YÂR: "TARİKATDE YÂR OLMAK VAR, BÂR OLMAK YOK"

- YÂRÂN[< YÂR]: DOSTLAR, SEVENLER

- YARLIGAMAK: GÜNAHLARINI BAĞIŞLAMAK

- YÂSİN: KUR'AN'IN KALBİDİR

- YEMEK: YEMEK ÖYLE YENMELİ Kİ, SİZ ONU YEMELİSİNİZ, O SİZİ YEMEMELİ | LOKMA

- YEİS, YE'S: ÜZÜNTÜ, UMUTSUZLUK, ELEM, KEDER, OLMAYACAĞINI DÜŞÜNMEK

- YEKPÂRE: TEK PARÇA

- YEKTÂ: TEK, EŞSİZ, BENZERSİZ

- YEK-TEN: ANSIZIN, ÂNÎDEN, BİRDENBİRE | DURUP DURURKEN, HİÇ YOKTAN

- YEMÎN: AND, KASEM | KUVVET VE SAĞLAMLIK | SAĞ, SAĞ TARAF

- YEVM-İ MEAD: KIYAMET GÜNÜ (YEVM-EL-FETH, YEVM-ÜD-DÎN, YEVM-ÜL-CEM, -AHD, -FASL, -HAŞR, -KARÂR, -KIYÂM, -MÎÂD, -MİSÂK, -MÎZÂN)

- YUĞMAK: YIKAMAK

- YUNUS EMRE / SEVİNDİK FIKHÎ

 

 

- ZÂHİB[< ZEHÂB]: GİDİCİ, GİDEN | BİR FİKİR YA DA ZANNA UYAN, KAPILAN | (~OLMA):VARSAYIMINA KAPILMA

- ZÂHİD[< ZÜHD]: DİNİN ŞEKLİ YÖNÜNE FAZLA ÖNEM VEREN, AŞIRI, ÇOK SOFU | MASİVA'YA İTİBAR ETMEYEN

- ZÂHİR[< ZUHUR]: GÖRÜNEN, GÖRÜNÜCÜ, AÇIK, BELLİ | DIŞ YÜZ, GÖRÜNÜŞ

- ZÂHİRE: DIŞARI FIRLAMIŞ GÖZ, LOKMA GÖZ

- ZAHÎRE[< ZAHÂİR]: GEREKTİĞİ ZAMAN HARCANMAK ÜZERE AMBARDA SAKLANAN HUBÛBAT, YİYECEK

- ZAHMET: SIKINTI, EZİYET, RAHATSIZLIK | ZOR, GÜÇ | YORGUNLUK

- ZÂKİR[< ZİKR]: ZİKREDEN, ZİKREDİCİ, ANAN | TEKKELERDE ZİKİR ESNÂSINDA DERVİŞLERİ TEŞVİK İÇİN İLÂHİLER OKUYAN KİMSE

- ZÂKİRBAŞI: DEVRÂNİ ZİKİRLERDE ZÂKİRLERİN REİSİ

- ZÂMÂN-I SAÂDET: HZ. MUHAMMED'İN YAŞADIĞI DÖNEM

- ZANN: SANMA, SANI | ŞÜPHE | VAR DEĞİL, VARLIĞI OLMAYAN

- ZARÎF: GÜZEL, ŞIK, ZARÂFETLİ | NÂZİK, İNCE, YAKIŞIKLI | İNCE NÜKTELİ, İNCE NÜKTELERLE KONUŞAN

- ZÂT: KENDİ | ASIL, ÖZ, CEVHER | SAYGIYA DEĞER KİMSE

- ZÂTEN: ASLINDA, ASIL OLARAK, ESASEN

- ZÂVİYE: KÜÇÜK TEKKE

- ZÂVİYE: KÖŞE | AÇI

- ZEHÂB: GİTME | BİR FİKRE, DÜŞÜNCEYE UYMA, SAPMA | ZİHNEN BİR YOLA SAPMA | ZANNETME, ÖYLE SANMA

- ZEBERCED: ZÜMRÜTTEN DAHA AÇIK YEŞİL OLAN VE ZÜMRÜT KADAR DEĞERİ OLMAYAN BİR SÜS TAŞI

- ZEBUR: KAYA

- ZEKÎ[< ZEKÂ), ZEKİYYE: TEMİZ, HÂLİS, HÂLİ TEMİZ OLAN KİMSE | AKLINI SAFLAŞTIRMIŞ, ARI, DURU HALE GETİRMİŞ KİŞİ

- ZELÎL[< ZİLLET]: HOR, HAKİR, ALÇAK, AŞAĞI TUTULAN, AŞAĞILANAN

- ZELLE(T]: SÜRÇÜP KAYMA

- ZEMM: YERME, KINAMA; AYIPLAMA

- ZENB: CEZAYI GEREKTİRECEK GÜNAH

- ZEVÂL: YERİNDEN AYRILIP GİTME | SONA ERME, TÜKENME | GÜNEŞ'İN BAŞUCUNDA BULUNMA ZAMANI, ÖĞLE VAKTİ, SAAT TAM 12.00

- ZEVÂT[< ZÂT]: KİŞİLER | SÂHİP, MÂLİK

- ZİHÂF: İBAREDE UZUN OKUNMASI GEREKEN BİR SESLİ HARFİN VEZİN ZORUNLULUĞUYLA KISA OKUNMASI

- ZİKR: ANMA, ANILMA, ŞEREF Ü ŞAN. ALLAH İSİMLERİNİN TEKRARLANMASI(ZİKRULLAH) (EZKÂR) | BİLDİRME, BİLDİRİLME | DÜŞÜNCE YOLUYLA KENDİNİ DİNLEME

- ZİNDE: DİRİ, YAŞAYAN, CANLI | DİNÇ, SAĞLAM

- Zİ-ŞÂN: SOYLU, ŞEREFLİ | BİR ÇEŞİT LÂLE

- ZİNNÛREYN: HZ. OSMAN | EDEB VE HAYÂ

- ZİYÂDE: ARTMA, ÇOĞALMA | ARTAN, FAZLA KALAN | ÇOK BOL | AŞIRI, FAZLA

- ZİYÂFET: DEĞİŞİK VE KARIŞIK OLMA

- ZİYÂFET: MİSAFİR KABUL ETME | MİSAFİRE YEDİRİP, İÇİRME, ŞÖLEN

- ZİYAN: ZARAR, KAYIP

- ZİYÂRET: GÖRMEYE/GÖRÜŞMEYE GİTME

- ZİYÂRETGÂH: TÜRBE

- ZUHURAT: HESAPTA OLMAYAN

- ZULÜM/ZÂLİM: ADALETTEN UZAKLAŞMAK/UZAKLAŞAN | BİR ŞEYİN YERİNDE OLMAMASI

- ZULMET: KARANLIK

- ZÜBDE: BİR ŞEYİN EN SEÇKİN PARÇASI | ÖZ

- ZÜHD: HER TÜRLÜ ZEVKE KARŞI KOYARAK KENDİNİ İBÂDETE VERME, TERK

- ZÜ-L-AKL: HALKI ZÂHİR VE HAKK'I BÂTIN GÖREN (KİMSE)

- ZÜ-L-AKL VE-L-AYN: HAKK'I HALKTA VE HALKI HAKK'TA GÖREN (KİMSE)

- ZÜ-L-CENÂHEYN: İKİ KANATLI | ZÂHİRÎ VE BÂTINÎ, YÂNİ DÜNYÂ VE ÂHİRETE ÂİT BİLGİSİ GENİŞ OLAN KİMSE | HAL-İ ENBİYÂ VE EVLİYÂ | HZ. CA'FER-İ TAYYÂR

- ZÜ-L-KARNEYN: KUR'ÂN-I KERÎM'DE ADI GEÇEN NEBÎ Mİ, VELÎ Mİ OLDUĞUNDAN TEREDDÜT EDİLEN ZÂT | (RİVÂYETE GÖRE) BÜYÜK İSKENDER

- ZÜLL: ALÇALMA, HORLUK, HAKİRLİK, ZİLLET

- ZÜMRE: CEMÂAT, TOPLULUK, GRUP

- ZÜMRÜT: NEFS-İ KÜLL

- ZÜMRÜD-İ ANKÂ: ADI OLAN, ZÂHİRİ OLMAYAN KUŞ

 


 



- KELÂM ile/ve TASAVVUF
( * Kelâm;
Söz, taayyün, âyan olmak, meydana çıkmak.
* İslâm'ın metafiziğidir. İLE/VE
Tasavvuf;
* Kur'an'da "tezkiye", hadislerde "ihsân".
* Cenab-ı Hakk'ın esmasından zâtına gidilen yolculuktur.
* Hz. Muhammed'in hayatında "zühd" olarak yaşanılan hâlin teknik ve nazarî bilgisi.
* Sulh ile ele geçmek.
* Kendine söz geçirebilmektir.
* Sekiz hâl. - Cömertlik, - Rıza, - Sabır, - İşaret, - Gurbet, - Saf(yün libas), - Seyahat, -Fakr hali.


* Üç ana nokta: - İlâhî emir ve yasaklara teslimiyet, - Allah ve Resûl'ünün ahlâkıyla ahlâklanmak. - Mâsivâdan yani Allah'dan gayrı herşeyden kalbî alâkayı kesmek.
* Tasavvuf yoluna varmak için üç tabaka gerekir: - Tecviğ, - Tefekkür, - Tahayyür.
* Evveli ve ortası ameldir. Sonu ise mevhibedir.
Devamı...

- ANLAYANA ile/ve MERAKLILARINA!

- UZAKDOĞU TERİMLERİ/SÖZLÜĞÜ ile/ve TASAVVUF TERİMLERİ/SÖZLÜĞÜ

- TASAVVUF ile/ve LEDÜN

- TASAVVUF ile/ve HAKİKAT

( Hakikatlerin deneyimlenmiş bilgisi. İLE/VE ... )

- TASAVVUF ile/ve/değil GNOSTİK ÖĞRETİLER

- TASAVVUF ve/<> İNSAN

( Kim ahlâkını temizlerse, o insandır. )
( Akılla her şey bilinir de insan bilinmez. )
@( BATI'DA: İnsan(/ben) sanatın tanrısı. VE/<> ( İnsanın varlığını, mahiyetini tarif edebilecek hiçbir örnek yoktur. )
( ... ve AHSEN-İ TAKVÎM: En güzel nizâm, tertip, şekil ve sûret. )
( SİN: İNSAN = 60 | ÂDEM - HAVVÂ = 60 )
( PHILON )

- TASAVVUF ile/ve/<> TARİKAT
( Şuurla ilgilidir. İLE/VE/<> Temrinlerle, alıştırmalarla ilgilidir. )
( Tantra. İLE/VE/<> Yoga. )

- TASAVVUF ile/ve İŞRAK

- TASAVVUF: DENEYİM ve/<> ZEVK ve/<> İRFAN

- TASAVVUF: GÖLGELER İLMİ

- TASAVVUF: HADÎS ile/ve/değil KADÎM

- İŞRAK ile/ve/<> İRŞÂD

- TASAVVUF ve TEVHÎD/BİREŞİM

( ... VE Simge. )
( ... VE Fark ve Cem'in birliği. )
( Tasavvufun özü, gerçek tevhidi bulmaktır. )
( Ne yersen doyarsın ama, bu manevî âlemin zevkine doyulmaz. )
( Dünyada ahireti, ahirette dünyayı görebilmek. )
( Asıl tevhid, bu kesretten sonraki tevhiddir. )
( Tasavvuf da, ilim olarak parça parçadır. İlimden sonraki Tevhid İlmi, Kemâlâttır. )

- TASAVVUF ve ANADOLU BİLGELİĞİ

- TASAVVUF GELENEĞİ ile/ve HERMETİK GELENEK

- TASAVVUF ve ŞİİRSEL FELSEFE

- TASAVVUF ve/<> AHLÂK

( Tasavvufun ilk basamağı ahlâktır. )
( Tasavvuf, korku halini aşk ahlâkına dönüştürme uğraşıdır. )
( Kim ahlâkını temizlerse, o insandır. )
( İnsan varlığının tüm değeri ahlâkındadır. )

- TASAVVUF ve/<> SAFLAŞMAK
( Saflaşmadıkça, insanda zevk ve safâ tecellî etmez. )

- TASAVVUF ve/<> SAYGI/HÜRMET
( TASAVVUF: Aşk ve muhabbetle çerçevesi çizilen, insanı saygıya sevk eden ilim. )

- TASAVVUF ve/<> HOŞGÖRÜ

- TASAVVUF: HAYATTAN KOPMAK ile/değil HAYATIN ANLAMINI İDRAK ETMEK

- HEPİMİZİ BİR YAPAN ile/ve/<> BAZILARIMIZI "AYRI" YAPAN

- OLMADIĞINDA (EN ÇOK) ARANAN ile/ve/<> OLDUĞUNDA (EN ÇOK) TARTIŞILAN

- TASAVVUF ile/ve/<> SANAT

- TASAVVUR ile/ve/değil TASAVVUF

- NAZARÎ TASAVVUF ile/ve AMELÎ TASAVVUF

- DİNÎ TERBİYE ile/ve TASAVVUFÎ TERBİYE

- TASNİF'UL ULÛM: KELÂM ve FIKIH ve/> TASAVVUF

( "Tasnif'ul Ulûum" kitabında Tasavvuf: "İmanın meyvesi ve İslâm'ın neticesi."/"Hüve semeretül iman ve neticetü'l-İslâm" )

- İLM-İ KELÂM ve İLM-İ FIKIH ve İLM-İ HÂL
( İman ve itikadı anlatan geniş ve derin ilim.[Bu ilmi anlatan kitaplara AKÂİD de denilir.] VE Gövde ile yapılacak ahkâm-ı islâmiye'yi bildiren ilim ve kitapları. VE Halk için, tahsili olmayanlar için yazılmış olan ve herkesin bilmesi, inanması ve yapması gereken kelâm, ahlâk ve fıkıh bilgilerini kısaca ve açıkça anlatan ilim ve kitapları. )

- FIKIH ve/> TASAVVUF

- AKILSAL TASAVVUF ile/ve RUHSAL TASAVVUF

- TASAVVUF TERMİNOLOJİSİ ile/ve TASAVVUF TERBİYESİ

- İSLÂM TASAVVUFU ile/ve KABBALAH(YAHUDİ TASAVVUFU) ile/ve GNOSTİZM(HRİSTİYAN TASAVVUFU)

- KABBALAH: KABIN İLMİ ile/ve/<> KABUL İLMİ

- ARAP TASAVVUFU ile/ve İRAN TASAVVUFU ile/ve ANADOLU TASAVVUFU

( Bilimsel/İlmî. İLE/VE Sanatsal. İLE/VE Eylemsel. )

- ZEN ile/ve TASAVVUF

- UZAKDOĞU KÜLTÜRÜ ile/ve TASAVVUF

- TASAVVUF MANZÛMESİ ve MESNEVÎ-İ ŞERİF ve SU KASÎDESİ

- MESNEVÎ değil MESNEVÎ-İ MANEVÎ


 

Bu sayfanın devamı için üyeliğiniz/katılımınız gerekmektedir!...
( This part needs your membership/participation to continue on this page!... )

Kullanıcı Adı / Username


Şifre / Password




  • Yeni Üyeliğinizi/Katılımınızı başlatmak için burayı tıklayınız...
    ( Click here to start your membership/participation... )



  • TASAVVUF

     

    Tatmayan bilmez.(Men lem yezuk, lem ya'rif)

    Hem o, Hem o'dur.

    Ne o, Ne o'dur.

    Girme!-Girme!(Yola girmeden önce); Çıkma!-Çıkma!(Girdikten sonra) ilkesince yaklaşmak gerekir.

    ZEN'dir.

    Dalgıçlıktır.

    TASAVVUF:
    TASFİYE-İ NEFS
    TEZKİYE-İ KALP
    TAHLİYE-İ RUH

    Gönüle girmektir.

    Kalbin tasfiyesidir.

    Unutma ilmidir. Unutabilmeyi bilmektir.

    Korku halini aşk ahlâkına dönüştürme uğraşıdır.

    Kalbe aslî sâfiyetini temin etmektir.

    Kimsenin gönlünü kırmamak/yıkmamaktır.

    Aşka âşık olmak, temel konusudur.

    Hakikat ilmine yapışmaktır.

    Hakîkate ermektir.

    İlm'i ledünnî bilmektir.

    Mârifete ermektir.

    Nur ile nur olmaktır.

    Davaları terk, mânâları setr etmektir.

    Fenâ ile anı hak eylemektir.

    Hak rızâsını aramaktır.

    Hak rızâsını bulmaktır.

    Hak yolunda ölmektir.

    Hak Cemâl'ini görmektir.

    Hak'tan ayrılmamaktır.

    Hak'tan râzı olmaktır.

    Hak ile dirilmektir.

    Allahü Teâlâ'nın seni senden öldürmesi ve seni kendisiyle diriltmesidir.

    O'nun eseridir. Yeryüzünde kâh gizli olur, kâh âşikâr.

    Kulun nefsini yok edip, Hak ile hak olarak Hakk'ın iradesiyle hareket etmesidir.

    @ Peygamberin hayatını yaşama çabasıdır.

    Nefsi pâk eylemektir.

    Kendi nefsini bilmektir.

    Nefsânî, yersiz iddialardan berî durmaktır.

    Beşerî sıfatları söküp atmaktır.

    Kötü ve düşük huylardan berî olmaktır.

    Ahde vefadır.

    Mahlûkata hizmettir.

    Haram ve nehiy olana bakmamaktır.

    Yapılan amelin özüdür.

    İlm-i şeriatın bir kaynağıdır.

    Tüm ümmete nasihattir.

    Abd-i hâss olmaktır.

    Şeriatte durmaktır.

    Yâr olup, bâr olmamaktır.

    Tarikate girmektir.

    Hatayı setr eylemektir.

    Zikre devam etmektir.

    Esrârı gizlemektir.

    Vecd halini bulmaktır.

    Kutbiyete varmaktır.

    Gavs-ı a'zam olmaktır.

    Kurbiyet ubudiyettir.

    İbadeti sevmektir.

    Birliktir.(ikilik değildir.)

    Gerçek tevhid yoluyla kişinin bireysel kurtuluşa ulaşma çabasıdır.

    Tasavvuf'ta hükme varma çabası olmaz!

    Teori anlatmaz, pratik ipuçları verir.

    Aşkın bilgelik halidir.

    Herhangi bir dünya görüşü yoktur.

    Varoluş için bir açıklaması.

    Hiçbir şeyi açıklamaz, gizleri gösterir.

    Öyküler, mecazlar, deyişler ve şiirler kullanır.

    Öyküleri felsefî değildir, ipuçları ve fısıltı niteliğindedir.

    Öyküler kullanılır fakat öyküleri şok etkisi yaratır, ikna edici ve baştan çıkarıcıdır, şiirselliği ve ritmi vardır. Bu öyküler üzerine düşünülmez, özümsenir. İpuçları verir fakat çok yoğun ve etkilidir. Rahat bir şekilde, samimi ve açık kalple dinlenmelidir.

    Doğal olarak ve içtenlikle dinleyenler ne olduğunu anlayabilirler.

    Ucları reddeder, ortadakini seçer.

    Zihne karşı değildir, zihne tamamen kayıtsızdır.

    Aydınlanma ve gönül uyanıklığıdır.

    Yolu, aşığın, gönül vermişin yoludur.

    Dinin nasıl olması gerektiği hakkında bir ipucudur.

    Teknikler ve yöntemler hakkında; ne'ler hakkında değil, nasıl'lar hakkında konuşulur.

    Özgürlüktür. Çevrenizde bir sistem oluşturmaz. Belli bir sisteme inanmanızı söylemez. İnançtan değil, güvenden bahseder.

     


     

    Terk-i devâîdir.

    Terk-i kıyl ü kaaldir.

    Bezl-i bâb-ı atâdır.
    ( Cömertlik kapısını iyice açıp Allah için harcamaktır. )

    Hidâyet-i Hüdâ'dır.
    ( Allah'ın insanı doğruya eriştirmesidir. )

    Hâli murakabe, istikbâli muhasebedir.

    Cenâb-ı Hakk'a rabt-ı kalbdir.
    ( Gönlü Allah'a bağlamaktır. )

    Hüsn-i hulk ve edebtir.
    ( Güzel ahlâk ve iyi terbiyedir. )

    Yâr olup bâr olmamaktır.
    ( Dost ve yakın olup yük olmamaktır. )

    İrâdedir.

    Bezl-i nefs ve ruhtur.
    ( Nefsi ve ruhu yolunda ve ölçüsünde yeteri kadar kullanmak ve sarfetmektir. )

    Vakti, ganimet bilmektir.

    Kabul-i şer' ve terk-i tekellüftür.
    ( Şeriati kabul etmek, güçlüğe ve gösterişe kapılmayıp terk etmektir. )

    Tearrüftür.
    ( Ma'rifet havasına girip ârifleşmektir. )

    Tevbe ve telkindir.

    Kalbi sâf etmektir.

    Buğz-i dünyadır.
    ( Dünyayı sevmemektir. )

    Ulûm-i enbiyâdır.
    ( Peygamberler ilmidir. )

    Kâffe-i ulûmün zübdesidir.
    ( Tüm ilimlerin özü ve en seçkin bölümüdür. )

    İctihadın esasıdır.

    Kitmân-i maânidir.
    ( Mânâları gizlemektir. )

    Vecd, semâ', hâldir.

    Terk-i tâmmâttır.
    ( Büyük belâları terketmektir. )

    Beyt-i mihr u vefâdır.
    ( Sevgi, dostluk ve vefâ evidir. )

    Terk-i evtan, hicr-i ihvândır.
    ( Nefis yurdunu terketmek kardeşlerden ayrılmaktır. )

    Terk-i tesallüftür.
    ( Kibirden dolayı kendini olduğundan fazla övmeyi terketmektir. )

    Rızâ-yı Hakk'ı celbdir.
    ( Hakk'ın hoşnutluğunu kendine doğru çekmektir. )

    Etvar-ı kalbi bilmektir.
    ( Kalbin tavırlarını bilmektir. )

    Hakk'ın bir şem-i şu'ledârıdır.
    ( Cenâb-ı Hakk'ın gönüllerde füyuzat mumunu alev alev yakandır. )

    İnâbettir.
    ( Günahlardan tevbe edip Hakk'a sıdk ile dönmektir. )

    Kerâmetfürûşluk etmemektir.
    ( Kerâmet satıcılığı yapmamaktır. )

    Geçen ömür için teessftür.

    Tahalluk ve telâttuftur.
    ( Güzel huy edinmek ve şefkatle, kolaylık ve tatlılıkla muamele etmektir. )

    Mâsebaktan sükûn-i kalbdir.
    ( Geçen şeylerden sıyrılıp kalbi sükûnete kavuşturmaktır. )

    Zühd ve takvânın özüdür.

    Tarikata muhkem bağlanmaktır.

    Havf ve heybeti ref' ile üns ve kurbdür.
    ( Korku ve heybeti kaldırıp alışkanlık ve yakınlık sağlamaktır. )

    Mâye-i evliyâdır.

    Fünûn-i kâmilinin umdesidir.
    ( Kâmil insanların ilim ve fenlerinin dayanağıdır. )

    İtikadın kutudür.
    ( İtikadın günlük azığıdır. )

    Rehnümâ-yi râh-i vahdettir.
    ( Vahdet yolunun göstericisidir. )

    Bâtın-i ilm-i şerîattir.
    ( Şerîat ilminin içyüzüdür. )

    Cenâb-ı Hakk'a tevekküldür.

    Tarik-ı ehl-i vahdettir.
    ( Vahdet ehlinin yoludur. )

    Terk-i hubb-i mâsivâdır.
    ( Allah'tan başka herşeye karşı olan sevgiyi terketmektir. )

    Temennâ-yi lika-i Kibriyâ'dır.
    ( Cenâb-ı Kibriyâ'ya kavuşmayı temenni etmektir. )

    Terk-i âdettir.
    ( Beşeri zaaflarla vücud bulan birtakım âdetleri terketmektir. )

    Daima Hakk'a zikir, her şeyde Hakk'ı fikirdir.

    Her halde ehlullah'a tebettüldür.
    ( Dünyadan el-etek çekip Allah dostlarına bağlanmaktır. )

    Tenvir-i kalbdir.
    ( Kalbi aydınlatmaktır. )

    Mâsivâyı görmemektir.
    ( Allah'tan başka şeyleri görmemektir. )

    Nefis ve şeytana esir olmamaktır.

    Varlıktan mürde, Hakk'ın varlığına zinde olmaktır.
    ( Varlıktan kopup ölmek, Hakk'ın varlığında diri olmaktır. )

    Tüm bilgileri, kudretleri, kerametleri unutmaktır.

     





    SÖZLER

     

    MADDEYİ MANA'DA YAŞAMAK,
    MÂNÂ'YI MADDEYE UYGULAMAK...

     

    ÂŞIK İSEN GİR İÇERİ,
    MÜŞRİK İSEN BAK KAPIDAN DÖN GERİ

     

    YA GEL, OL VE GİT!
    YA GİT, OL VE GEL!

     

    ÖNCE: GİRME! GİRME! GİRME!
    SONRA: ÇIKMA! ÇIKMA! ÇIKMA!

     

    ALTYAPI İSTER,
    ÜST YAPIYI DA TAM İSTER

     

    VARKEN SEVİNME,
    YOKKEN DÜŞÜNME!

     

    BUNCA VARLIK VAR İKEN
    BİTMEZ GÖNÜL(-)DARLIĞI

     

    İLME GİDENLERE,
    MELEKLER KANATLARINI SERERLER

     

    EN BÜYÜK RÜTBE İLİMDİR

     

    İLMİN ÖZETİ TEVHİD,
    AMELİN ÖZETİ İSTİKAMETTİR

     

    İLİM ÖĞRETİM-EĞİTİM İLE OLUR
    HİLİM TEHALLÜM İLE OLUR

     

    RÜYÂDA ÖĞRETİRLER
    YİNE ÖĞRETİRLER

     

    BULUNCA BİLİNİR, BİLİNCE BULUNUR

     

    EŞYADA EŞYAYI MI,
    EŞYADA EŞYANIN KUDRETİNİ Mİ GÖRÜYORSUN?

     

    İMÂNINI KÂVÎ KILMADAN,
    İSLÂM'INI SELİM YAPMADAN
    TASAVVUF'A SÜLÛK EDEMEZSİN

     

    TARİKATSIZ/TASAVVUFSUZ ŞERİAT ÂTIL,
    ŞERİATSIZ TASAVVUF BÂTIL

     

    DÜNYAYI BİLECEKSİN,
    ALDANMAMAK İÇİN!
    AHİRETİ/DİNİ BİLECEKSİN,
    ALDATMAMAK İÇİN!

     

    HER KİŞİYİ HIZIR,
    HER GECEYİ KADİR BİLECEKSİN!

     

    BİL Kİ BİR YERDE, BİL Kİ HER YERDE
    BİL Kİ HER YERDE, BİL Kİ HİÇBİR YERDE

     

    CENNET'E TALİP İSEN KIY CANA,
    CEMÂL'E TALİP İSEN ÜRKÜTME CANI

     

    MEKÂNIN ŞEREFİ ORADA BULUNANLADIR

     

    KİTAP OLUP OKUNMAK,
    KİŞİYE SEVGİ DOKUMAK...

     

    DEĞİŞTİR FİİLİN,
    DUYSUN KULAĞIN

     

    EL DUASI OLMADAN DİL DUASI OLMAZ

     

    ZAHMETSİZ RAHMET OLMAZ

     

    BİR DUY, BİR UY

     

    CAN'I, BAŞ'I HAK YOLUNA KOYAN
    GELSİN BERU

     

    İĞNEYLE KUYU KAZACAKSIN
    O NURA ULAŞACAKSIN!

     

    İNSAN TABİATIN ZÂTIDIR

     

    KÂİNATA BAK, İNSANI GÖR!
    İNSANA BAK, KENDİNİ GÖR!
    KENDİNE BAK, KALBİNİ GÖR!
    KALBİNE BAK! HAKK'I GÖR!

     

    SAĞI SOLU GÖZLER İDİM
    BEN HAKK YÜZÜN GÖRSEM DEYU
    BEN TAŞRADA ARAR İKEN
    OL CAN İÇİNDE CANAN İMİŞ

     

    TEVHİDE GEL TEVHİDE
    ZİKRET HAKKI HER YERDE
    KALKSIN ARADAN PERDE
    İNSAN OLAYIM DERSEN

     

    HİLKATTE BERÂBER,
    HAKİKATTA BİRÂDERİZ

     

    HER ZERRE REKSÂN
    HER ZERRE YEKSÂN
    UÇUP GİDERLER KEMÂLE DOĞRU

     

    HEM COŞKU, HEM MAHVİYET

     

    ÂDEM OLMAK İSTERSEN, ÂDEM ARA;
    ÂDEM İLE ÂDEM OL!

     

    ÂDEM'İ BİLİRLER, BİR ÂDEM İLE

     

    BU İNSAN DEDİKLERİ EL, AYAKLA, BAŞ DEĞİL,
    ÂDEM MÂNÂ'YA DERLER, SURAT İLE KAŞ DEĞİL

     

    BİR ADAM ÂBÂD EDER,
    BİR ADAM BERBÂD EDER

     

    BİZ TÜKENMEZ BİR SOYUZ
    KİM NE DERSE BİZ OYUZ

     

    BİZİ SEVENLERİN KULU KURBANIYIZ
    BİZİ SEVMEYENLERİN ULU SULTANIYIZ

     

    İNSANI ANCAK İNSAN TERBİYE EDER

     

    YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN
    YA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL
    (İNSAN OLARAK!) 

     

    İNSANLAR ARASINDA İNSANDAN FARKIN OLMASIN

     

    ÂDEM HAKK'DA
    HAKK ÂDEM'DE

     

    HAKK'I ARIYORSAN VARLIĞA BAK

     

    ALLAH'A EN YAKIN OLDUĞUN AN,
    EN KÜÇÜK GÖRÜNDÜĞÜN ANDIR

     

    CELÂLİNDEN CEMÂLİNE İLTİCA EDERİZ

     

    ALLAH, SANA TEVFÎKİNİ REFÎK EYLESİN!

     

    SEN ÇIKARSAN ARADAN
    KALIR SENİ YARADAN

     

    ZÂHİD BİZE TÂN EYLEME
    HAK İSMİ OKUR DİLİMİZ

     

    ULUHİYET AKILLA ANLAŞILABİLİR
    ABDİYET AKILLA BİLİNMEZ

     

    AKLIN ERMİYORSA AKLI EREN BİRİNE TESLİM OL!

     

    KULA DÜŞEN VAZİFE TESLİMİYETTİR

     

    BU İŞ, BEŞERİN İŞİ DEĞİL!
     

    AĞAÇ OLDU BU ÂLEM
    MAKSUD OLDU BU ÂDEM

     

    İKİDE BİR BİLİNDİ,
    BİRDE İKİ SİLİNDİ.
    BUNU BİLEN SEVİNDİ

     

    GEL GÖNÜL GEL, ÂŞIK OL,
    İKİ ÂLEMLERE DOL,
    HER TARAF NOKTA OLDU,
    BİR NOKTADA OLMAZ YOL

     

    YA
    GEL, OL VE GİT!
    YA DA
    GİT, OL VE GEL!

     

    VUSLAT HALİNDE SÖZ YOKTUR

     

    BU YOL, İMHA YOLU DEĞİL, İHYA YOLUDUR!

     

    HER İLİM İÇİN BEYAN,
    HER BEYAN İÇİN LİSAN,
    HER LİSAN İÇİN TAAT,
    HER TAAT İÇİN BIR EHİL GEREKLİDİR!

     

    EHLİNCE MÂLÛMDUR
    EHLİ OLMAYANA DA NE ANLATSAK BOŞTUR

     

    İLMİNE İRFÂN İSTEYEN,
    DERDİNE DERMÂN ARAYAN GELSİN!

     

    KENAR GEZME
    DOLAN YÂR, GİR İÇERİ!

     

    RIZA'YA TÂLİP OLMAK İÇİN,
    EMRE TÂBİ OLMAK GEREKİR

     

    SEN SEN OLDUĞUN SÜRECE
    O SENDE ZUHUR ETMEZ

     

    BİRİNE KUL OLACAKSIN Kİ,
    BİNİNE KUL OLABİL,
    BİNİNE KUL OLACAKSIN Kİ,
    BİRİNE KUL OLABİL

     

    ATEŞİNDE ERİTİP BİR POTADA
    "ASLININ ASLINI" TAHLİL İLE GEL

     

    PADİŞAH-I ÂLEM OLMAK BİR KURU KAVGA İMİŞ
    BİR VELÎ'YE BENDE OLMAK, HEPSİNDEN ÂLÂ İMİŞ

     

    MECZUB OLMAMAK, CAZİP OLMAK GEREK!

     

    ELLERİ KÂRDA, GÖNLÜ YARDA

     

    TAKVÂ EHLİ,
    KENDİSİNİ SADECE KENDİSİYLE KIYASLAYANDIR

     

    TÂC MÂRİFET TÂCIDIR, SANMA GAYRI TÂC OLA
    TAKLİT İLE TOK OLAN, HAKİKATTE AC OLA

     

    DEVE HACI OLMAZ,
    GİTMEKLE MEKKE'YE,
    EŞEK DERVİŞ OLMAZ,
    TAŞ TAŞIMAKLA TEKKE'YE

     

    DIŞARIDAN BAKTIK YEŞİL TÜRBE
    İÇERİ GİRDİK, DEDİK TÖVBE!

     

    GÖRENEDİR GÖRENE
    KÖRE NEDİR, KÖRE NE?

     

    KIRK DERVİŞ BİR KİLİME SIĞARMIŞ,
    İKİ FİRAVUN DÜNYAYA SIĞMAZMIŞ

     

    DERVİŞ MÜLHİME'YE ERMEDEN MÜRŞİT'LE;
    KUL MUTMAİNNE'YE ERMEDEN ALLAH'LA MUHATTAB OLAMAZ

     

    DERVİŞ, HİÇ OLMAZSA(EN AZ),
    MÜLHİME'DE OLUR

     

    DERVİŞ AMACI NİYETTE GÖRÜR

     

    DERVİŞ'İN BİRİNCİ GÖREVİ,
    SIR SAKLAMAKTIR

     

    DERVİŞLİK UÇMAK İLE BAŞLAR 

     

    DAHA ÖNCE GİTTİĞİ YERİ BİLMEYENE HAYVAN
    BİLDİĞİ YERE GİDENE DERVİŞ DENİR

     

    HÜRSÜN, HESABINI VERİRSİN

     

    ERBÂBINA KONUŞULUR

     

    SOHBETİN HAKKI DİNLEMEKTİR

     

    CEMİYETİNİZDE MUHABBETİ YAYINIZ

     

    DERTLİLERE DEVÂ
    HASTALARA ŞİFÂ
    BORÇLULARA EDÂ

     

    HAKK'I HAKK GÖRÜP TÂBİ OLMAK
    BÂTIL'I BÂTIL GÖRÜP KAÇINMAK

     

    MUHABBET OLMADAN SADÂKÂT OLMAZ

     

    MUHABBET BİR ANAHTARDIR AÇAR BAB-I DİLİ ELBET
    MUHABBET MANEVİ GÜLDÜR, KOKAR, MECLİS OLUR CENNET

     

    ÖYLE BİR MUHABBET ORTAYA KOYARLAR Kİ,
    SENİ SANA UNUTTURURLAR

     

    MUHABBET'TEN MUHAMMED OLDU HASIL,
    MUHAMMED'SİZ MUHABBET'TEN NE HASIL?

     

    HZ. MUHAMMED'İN DUY ADI MUHAMMED
    HUY ADI MUSTAFA
    SOY ADI ALLAH

     

    SIDDIKİYET MAKAMININ/YOLUNUN BAŞLANGICI KİŞİDE,
    MAKAMI ALLAH'A AİTTİR

     

    GÖNÜLDEN KABUL EDECEKSİN Kİ,
    BEREKETİNİ ELBET GÖRÜRSÜN

     

    TAHSİL EDEYİM DERKEN,
    TAHSİL OLUNURSUNUZ

     

    AMELLERİN EN HAYIRLISI,
    AZ DA OLSA SÜREKLİ OLANDIR

     

    GÜL ALIR, GÜL SATARLAR
    GÜLDEN TERAZİ YAPARLAR
    GÜLÜ GÜLLE TARTARLAR
    ÇARŞI PAZARI GÜLDÜR GÜL

     

    HAYAT-I CÂVİDÂNI ŞEYHİMDEN SUAL ETTİM,
    "OĞUL, ÖLMEDEN ÖNCE ÖLMEK GEREK" DEDİ, İNTİKAL ETTİM

     

    PADİŞAH KONMAZ SARAYA, HÂNE MA'MÛR OLMADAN,
    SİL, SÜPÜR AĞYÂRI DİLDEN, TÂ TECELLİ EDE HAKK

     

    ANA RAHMİ'NDEN DOĞDUK,
    GELDİK PAZARA
    BİR KEFENİ ALDIK, DÖNDÜK MEZARA

     

    AŞK'A İTİBARINIZ VAR MI?

     

    YANMAKTIR KÂRIM
    ÂTEŞİ AŞKA

     

    ŞERLERİN EN BÜYÜĞÜ
    HİÇBİR ŞEY YAPMAMAKTIR

     

    TAŞ ATAN BİZDEN,
    TAŞ ATTIRAN BİZDEN DEĞİLDİR

     

    HADDİNİ BİLMEYENE HADDİNİ BİLDİRMEK,
    KIRK YETİME KAFTAN GİYDİRMEK

     

    MÜNÂFIK'IN AMELİ, NİYETİNDEN,
    MÜMİN'İN NİYETİ, AMELİNDEN HAYIRLIDIR

     

    AMELİ ÂDETTEN AYIRAN ŞEY NİYETTİR

     

    ÇALIŞMAMAK EN BÜYÜK ŞANSSIZLIKTIR

     

    NEFSİNİ BİR ŞEYLE MEŞGUL ETMEZSEN,
    O SANA MUHAKKAK MEŞGUL OLUNACAK BİR ŞEY BULUR

     

    NİYET HAYIR, ÂKIBET HAYIR

     

    BİR KAPIDA, HER KAPIDA
    HER KAPIDA, HİÇ KAPIDA

     

    BULAMAMIŞ OLMAK,
    YOK ANLAMINA GELMEZ

     

    KALBİN AKSİ KÂİNAT
    KALP İÇİNDE SIRR-I ZÂT

     





     

    GEL İBRAHİM'DEN İSMAİL'E

    GEL DEHLİZ'DEN HANE'YE

    GEL DIŞ'TAN İÇ'E

    GEL NEFİS'TEN RUH'A

    GEL HALK'TAN HALVET'E

    GEL SEVGİSİZLİK'TEN SEVGİ'YE

    GEL ŞEKİL'DEN MANA'YA

    GEL YOKLUK'TAN VARLIĞA

    GEL GÖZ'DEN KALP GÖZÜ'NE

    GEL AĞAÇLAR'DAN TOHUM'A

    GEL KABUK'TAN ÇEKİRDEĞE

    GEL FİKİRLER'DEN CEBBAR'A

    GEL SOPA'DAN VURAN'A

    GEL DAİRE'DEN NOKTA'YA

    GEL GAFLET'TEN HUZUR'A

    GEL UNUTKANLIK'TAN İRFAN'A

    GEL TELAFFUZ'DAN ZİHNE

    GEL ECNEBİLER'DEN DOST'A

    GEL DAL'DAN KÖK'E

    GEL BAŞKASI'NDAN KENDİN'E

    GEL KALB'DEN KALIB'A

    GEL DEĞİRMEN'DEN SU'YA

    GEL HALK'TAN EMRE

    GEL İTİRAZ'DAN TESLİM'E

    GEL VÜCUT'TAN FENA'YA

    GEL İÇMEK'TEN SUSUZLUĞA

    GEL YATAK'TAN HASIR'A

    GEL BAKIŞLAR'DAN AN'A

    GEL CEHİL'DEN İRFAN'A

    GEL NEFSİN'DEN RABBİN'E GEL AŞIK'TAN GÜZEL'E

    GEL EŞİK'TEN MECLİS'E

    GEL TEDBİR'DEN TAKDİR'E

    GEL HAPİS'TEN FÜTUH'A

    GEL ÇOKLUK'TAN TEKLİĞE

    GEL KORKU'DAN SEVGİ'YE

    GEL İNSANLAR'DAN MEVLÂ'YA

    GEL YALNIZLIK'TAN KAVUŞMAYA

    GEL ŞEKİL'DEN SİYRET'E

    GEL SIFATLAR'DAN ZAT'A

    GEL YAPMACIKLIK'TAN SEVGİ'YE

    GEL SEÇİCİLİK'TEN SEÇİLMİŞLİĞE

    GEL KALEM'DEN KÂTİB'E

    GEL SÜT'TEN TEREYAĞI'NA

    GEL KARANLIK'TAN NUR'A

    GEL CEHENNEM'DEN CENNET'E

    GEL SÖZ'DEN HAL'E

    GEL DÜŞMANLAR'DAN ŞEVKATLİ'YE

    GEL HİCRAN'DAN VASLA

    GEL KUSUR'DAN ZİYNET'E

    GEL NAKIŞLAR'DAN NAKKAŞ'A

    GEL ZİRVE'DEN HAVA'YA

    GEL ÂRAZ'DAN CEVHER'E

    GEL HAREKET'TEN SÜKÛN'A

    GEL FENA'DAN BEKÂ'YA

    GEL GÜÇ'TEN EYLEM'E

    GEL YEMEK'TEN TAZE SÜT'E

    GEL HAYAL'DEN GERÇEĞE

    GEL I BULUŞA

    GEL RABBİN'DEN NEFSİN'E

    GEL KAPI'DAN HALVET'E

    GEL ECNEBİLER'DEN AİLE'YE

    GEL KALIP'TAN KALBE

    GEL HALK'TAN YARATICI'YA

    GEL ŞEHVET'TEN LEZZET'E

    GEL AKIL'DAN AŞK'A

    GEL FÂNİ'DEN BÂKİ'YE

    GEL RAKİP'TEN DOST'A

    GEL DALGALAR'DAN DENİZ'E

    GEL ÂLEM'DEN KALBİN'E

    GEL ŞEKİLLER'DEN ŞU AN'A

    GEL PERDELER'DEN PERDEDAR'A

    GEL HARFLER'DEN NOKTA'YA

    GEL SAYILAR'DAN TEK'E

    GEL CAHİLLİK'TEN İLME

    GEL YANSIMA'DAN AYNA'YA

    GEL ALAKALAR'DAN FERD'E

    GEL AHMAK'TAN AKILLI'YA

    GEL UYKU'DAN UYKUSUZLUĞA

    GEL GÖLGE'DEN ŞAHSA

    GEL TOZ'DAN RÜZGÂR'A

    GEL İSİMLER'DEN ZAT'A

    GEL ENDİŞE'DEN TEVEKKÜL'E

    GEL NAHOŞLUK'TAN RIZA'YA

    GEL TOKLUK'TAN AÇLIĞA

    GEL KONUŞMAK'TAN SÜKÛT'A

    GEL SEFER'DEN HAZAR'A

    GEL BORÇ'TAN NAKİT'E

    GEL DÜŞÜNCE'DEN ZAHİR'E

    GEL BÂTIN'DAN ZAHİR'E

    GEL ARKADAŞLAR'DAN SOHBET'E

    GEL DAĞLAR'DAN DÜZLÜĞE

    GEL SEBEBLER'DEN RABB'E

    GEL RIZIK'DAN RAZIK'A

    GEL ZİLLET'TEN İZZET'E

    GEL FİKİR'DEN ŞEVK'E

    GEL ŞARAP'TAN SÂKİ'YE

    GEL HASTALIKLAR'DAN HEKİM'E

    GEL ÖMÜR'DEN ZAMAN'A

    GEL KALBİN'DEN RABBİN'E

    GEL EVHAM'DAN AŞİKÂRLIĞA

    GEL AT'TAN BİNİCİ'YE

    GEL SÖZ'DEN NÜKTE'YE

    GEL İSİMLER'DEN MAKSUD'A

    GEL GAZAB'DAN HOŞGÖRÜ'YE

    GEL HAYAT'TAN ÖLÜM'E

    GEL DİKEN'DEN GÜL'E

    GEL ZALİM'DEN MERHAMETLİ'YE

    GEL KÖPÜK'TEN NEHİR'E

    GEL AKİS'TEN ÇEHRE'YE

    GEL ŞÜPHELİ'DEN AŞİKÂR'A

    GEL TOZ DUMANDAN

    GEL TEDBİR'DEN TEFVİZ'E

    GEL ÖNLEM'DEN ALLAH'IN KAZASI'NA

    GEL TEMBELLİK'TEN ÇALIŞKANLIĞA

    GEL HALK'TAN EVLER'E

    GEL HABER'DEN NAZAR'A

    GEL TEFRİKA'DAN VECD'E

    GEL GAYİP'TEN HAZIR'A

    GEL İLK'TEN AHİR'E

     

    ŞEYH İSMAİL FAKİRULLAH HAZRETLERİNİN TALEBESİ İBRAHİM HAKKI HAZRETLERİNE VERDİĞİ 120 YANIT.

     





     

    SELÂM SANA EY RUH'UM

    SELÂM SANA EY ASL'IM

    SELÂM SANA EY NUR'UM

    SELÂM SANA EY GÜNEŞ'İM

    SELÂM SANA EY ARKADAŞ'IM

    SELÂM SANA EY DELİL'İM

    SELÂM SANA EY TAC'IM

    SELÂM SANA EY GÖZETİCİ'M

    SELÂM SANA EY ARSLAN'IM

    SELÂM SANA EY SIR'RIM

    SELÂM SANA EY İSTEĞİM

    SELÂM SANA EY İRFAN'IM

    SELÂM SANA EY ŞEVK'İM

    SELÂM SANA EY KIBLE'M

    SELÂM SANA EY DELİL'İM

    SELÂM SANA EY KALB'İM

    SELÂM SANA EY GÖĞSÜM

    SELÂM SANA EY AKL'IM

    SELÂM SANA EY MAKSUD'UM

    SELÂM SANA EY CÖMERTLİĞİM

    SELÂM SANA EY RAHMET'İM

    SELÂM SANA EY ÇEŞME'M

    SELÂM SANA EY İSM'İM

    SELÂM SANA EY MEDH'İM

    SELÂM SANA EY MEDET'İM

    SELÂM SANA EY KULAĞ'IM

    SELÂM SANA EY RUH'UM

    SELÂM SANA EY ŞEVK'İM

    SELÂM SANA EY BABA'M

    SELÂM SANA EY ZAHİR'İM

    SELÂM SANA EY GEMİCİ'M

    SELÂM SANA EY VASL'IM

    SELÂM SANA EY SÜRUR'UM

    SELÂM SANA EY FÜTUH'UM

    SELÂM SANA EY YOL'UM

    SELÂM SANA EY HİDAYET'İM

    SELÂM SANA EY MİRAC'IM

    SELÂM SANA EY YAKIN'IM

    SELÂM SANA EY CİĞER'İM

    SELÂM SANA EY SETR'İM

    SELÂM SANA EY SEVDİĞİM

    SELÂM SANA EY REHBER'İM

    SELÂM SANA EY ZEVK'İM

    SELÂM SANA EY KÂBE'M

    SELÂM SANA EY SULTAN'IM

    SELÂM SANA EY CENNET'İM

    SELÂM SANA EY DOLUNAY'IM

    SELÂM SANA EY KALB'İM

    SELÂM SANA EY SEVGİLİ'M

    SELÂM SANA EY VARLIĞIM

    SELÂM SANA EY İZZET'İM

    SELÂM SANA EY OKYANUS'UM

    SELÂM SANA EY SURET'İM

    SELÂM SANA EY VARLIĞIM

    SELÂM SANA EY İMDAD'IM

    SELÂM SANA EY BÜTÜN'ÜM

    SELÂM SANA EY LİSAN'IM

    SELÂM SANA EY KUVVET'İM

    SELÂM SANA EY ANNE'M

    SELÂM SANA EY BATIN'IM

    SELÂM SANA EY GEMİ'M

    SELÂM SANA EY GÖNLÜM

    SELÂM SANA EY HUZUR'UM

    SELÂM SANA EY DOST'UM

    SELÂM SANA EY EFENDİ'M

    SELÂM SANA EY GÖZ'ÜM

    SELÂM SANA EY SIĞINAĞIM

    SELÂM SANA EY HOCA'M

    SELÂM SANA EY İLM'İM

    SELÂM SANA EY ENİYSİM

    SELÂM SANA EY SEVGİLİ'M

    SELÂM SANA EY DERMAN'IM

    SELÂM SANA EY EMEL'İM

    SELÂM SANA EY SU VEREN'İM

    SELÂM SANA EY SIRT'IM

    SELÂM SANA EY BOSTAN'IM

    SELÂM SANA EY CAN'IM

    SELÂM SANA EY DOST'UM

    SELÂM SANA EY AYNA'M

    SELÂM SANA EY RUHSAT'IM

    SELÂM SANA EY DIŞ ÂLEM'İM

    SELÂM SANA EY İSTEYEN'İM

    SELÂM SANA EY TEVHİD'İM

    SELÂM SANA EY YOKLUĞUM

    SELÂM SANA EY EFENDİ'M

    SELÂM SANA EY AZİZ'İM

    SELÂM SANA EY VAKTİ'M

    SELÂM SANA EY ÂDEM'İM

    SELÂM SANA EY EVVEL'İM

    SELÂM SANA EY YÜCELİĞİM

    SELÂM SANA EY HAZİNE'M

    SELÂM SANA EY MURAD'IM

    SELÂM SANA EY GÜZELLİĞİM

    SELÂM SANA EY ŞEFKATLİ'M

    SELÂM SANA EY DAYANAĞIM

    SELÂM SANA EY ZİYNET'İM

    SELÂM SANA EY İNAYET'İM

    SELÂM SANA EY AVCI'M

    SELÂM SANA EY HİLM'İM

    SELÂM SANA EY CELİS'İM

    SELÂM SANA EY TABİB'İM

    SELÂM SANA EY ŞİFA'M

    SELÂM SANA EY ZENGİNLİĞİM

    SELÂM SANA EY DERMAN'IM

    SELÂM SANA EY YARDIMCI'M

    SELÂM SANA EY REYHAN'IM

    SELÂM SANA EY GÜNEŞ'İM

    SELÂM SANA EY GÜZEL'İM

    SELÂM SANA EY ZAT'IM

    SELÂM SANA EY FIRSAT'IM

    SELÂM SANA EY İÇ ÂLEM'İM

    SELÂM SANA EY CEZBEDEN'İM

    SELÂM SANA EY TA'ZİM'İM

    SELÂM SANA EY İFTİHAR'IM

    SELÂM SANA EY SULTAN'IM

    SELÂM SANA EY LEZZET'İM

    SELÂM SANA EY ŞEREF'İM

    SELÂM SANA EY ÂLEM'İM

    SELÂM SANA EY ÂHİR'İM

    SELÂM SANA EY TILLO'LUM

     

    İBRAHİM HAKKI HAZRETLERİNİN, ÜSTADI İSMAİL FAKİRULLAH HAZRETLERİNİ İLK GÖRDÜĞÜNDE VERDİĞİ 120 SELÂM.

     





     

    EVVEL TEVHİD'İ ZİKR ET
    SONRA CÜRM'ÜNÜ FİKR ET
    VAR YOLUNA, DOĞRU GİT
    DERVİŞ OLAYIM DERSEN

    BİR ŞEYH'İ KÂMİL ARA
    NİÇİN OLDUN AVÂRE
    HEMEN SÖZ TUT BİÇÂRE
    DERVİŞ OLAYIM DERSEN

    RÜYAYA YALAN KATMA
    ELDEN SÖZ ALIP SATMA
    VAKTİ SEHERDE YATMA
    DERVİŞ OLAYIM DERSEN

    HER YERDE AYAK BASMA
    İHSANDAN ELİN KESME
    ÇOK SÖZE KULAK ASMA
    DERVİŞ OLAYIM DERSEN

    GAFLET İLE ÇALIŞMA
    ÇOK GEZMEYE ALIŞMA
    HİÇBİR ŞEYE İLİŞME
    DERVİŞ OLAYIM DERSEN

    HAK SÖZE İNAT ETME
    REFİKSİZ YOLA GİTME
    EYVALLAH'I TERK ETME
    DERVİŞ OLAYIM DERSEN

    ŞEYHLİKTE KUSUR GÖRME
    MECLİSİNDE ÇOK DURMA
    NAFİLE YERE YORMA
    DERVİŞ OLAYIM DERSEN

    HARAM LOKMAYI YUTMA
    HİÇKİMSEYE KİN TUTMA
    ŞEYH VEFÂ'YI UNUTMA
    DERVİŞ OLAYIM DERSEN

     

     

     

    ÂŞIK OLDUR KİM KILÂR
    CANIN FEDÂ CÂNÂNINA

    MEYL-İ CÂNÂN ETMESİN
    HER KİM Kİ KIYMAZ CÂNINÂ

     

    CÂNI KİM CÂNÂNI İÇİN SEVE
    CÂNÂNIN SEVER

    CÂNI İÇİN KİM Kİ CÂNÂNIN SEVER
    CÂNIN SEVER

     

     

     

    ZÂHİD BİZE TÂN EYLEME
    HAK İSMİ OKUR DİLİMİZ
    SAKIN EFSANE SÖYLEME
    HAZRETE VARIR YOLUMUZ

    HER KİM BU TARİK'E GİRDİ
    HASEN'ÜL BASRİ'YE GİRDİ

    ERENLERİN ÇOKTUR YOLU
    CÜMLESİNE DEDİK BELÎ
    KO DESİNLER BİZE DELİ
    USLUDAN YEĞDİR DELİMİZ

    TEVHİD EDEN DELİ OLMAZ
    ALLAH DİYEN MAHRUM KALMAZ
    HER SEHER AÇILIR SOLMAZ
    BAHARA ERER GÜLÜM

    SAYILMAYIZ PARMAK İLE
    TÜKENMEYİZ KIRMAK İLE
    TAŞRAMIZDAN SORMAK İLE
    DIŞARIMIZDAN SORMAK İLE
    HİÇ BİLİNMEZ AHVALİMİZ

    MUHYÎ, SANA OLAN HİMMET
    ÂŞIK İSEN CANA MİNNET
    DERVİŞ İSEN CANAN MİNNET
    ELİF ALLAH
    MİM MUHAMMED
    KİSVEMİZDEDİR DÂLİMİZ

     

     

     

    GÖSTER CEMÂLİN ŞEMİNİ
    YANSIN ODA PERVÂNELER
    DEVLET DEĞİL Mİ ÂŞIKA
    ŞEMİNE KARŞI YÂNELER

    CEVR Ü CEFA ETMEK İLE
    ŞEMSİ SENİ TERK EYLEMEZ
    SEN SANMA Kİ SENİ SEVEN
    HÂŞÂ SENDEN USÂNELER

     

     

     

    CİHANDA CENNET'ÜL ME'VÂ MUVAFIK-I YÂR-I HEM DEMDİR
    MUHALİF ŞAHSA REFÎK OLMAK KİŞİ İÇÜN CEHENNEMDİR

     

     

     

    SEN BİR KORUK SERVİSİN
    HEMEN ŞÖYLE DURURSUN
    SEN BİR PALAZ YAVRUSU
    KUŞ KANATSIZ UÇAR MI?

    HAKK'A ÂŞIK OLANLAR
    ZİKRULLAHTAN KAÇAR MI?
    ÂRİF OLAN GEVHERİ
    YOK YERLERE SAÇAR MI?

    GELSİN MARİFET ALAN
    YOKTUR SÖZÜMDE YALAN
    EMMÂRE'YE KUL OLAN
    HAYR'I, ŞER'İ SEÇER Mİ?

    GERÇEK, SÖZDÜR! YÂRENLER
    GÖRDÜM DEMEZ GÖRENLER
    KERÂMETE ERENLER
    GİZLİ SIRRI AÇAR MI?

    ÜFTÂDE YANIP TÜTER
    BÜLBÜLLER GİBİ ÖTER
    DERVİŞLERE TAŞ ATAN
    İMAN İLE GÖÇER Mİ?

     

     

     

    KENDİ HÜSNÜN HÛBLAR ŞEKLİNDE PEYDÂ EYLEDİN
    ÇEŞM-İ ÂŞIKDAN DÖNÜP SONRA TEMÂŞÂ EYLEDİN

     

     

     

    ŞEKİLDE KALMIŞ NİCESİ
    DAVA-İ HAKK EĞLENCESİ
    DÜNYAYI TUTMUŞ PENÇESİ
    KALBİNDE YOK AŞKTAN NİŞAN

     

     

     

    DİNLEYEN DİNLENİR
    ( DİNLEYENİ DİNLERLER )

    DİNLEYEN DİNLENİR
    ( DİNLEYEN RAHAT EDER )

    DİNLEYEN DİNLENİR
    ( DİNLEYEN DİN SAHİBİ OLUR )

     

     

     

    AHMAK LAKLAK EDER
    CÂHİL İNAT EDER
    ÂLİM KELÂM EDER
    KÂMİL SÜKÛT EDER
    ÂRİF SEYREDER

     

     

     

    EDEB YA HÛ
    ( Edeb'i bilen içindir. Edebsizliğe uyarı için değildir. Edebsize gösterilmez! (Hatta, yeri geldiğinde uyarmak/göstermek edebsizliktir. ) )

     

     

     

    SUİZAN'DAN(KÖTÜ DÜŞÜNCEDEN) ÖNCE 70 NEDEN ARA,
    BİR NEDEN BULAMADIĞINDA, "BİLMEDİĞİM 71. NEDEN VARDIR" DE!

     

     

     

    DAMLAMIZ DERYAYA SALDIK BİZ BUGÜN
    DAMLA NİCE ANLAR
    DERYA OLAN ANLAR

    HAYVAN NİCE ANLAR
    HAYRAN OLAN ANLAR

     

     

     

    VAHDET-İ HAKK'I DUYANIN DİLİ LÂLDİR, AKLI MAT

     

     

     

    HER NE SÖZ Kİ SÖYLENİR ÂLEMDE TÜRKÎ, YA ARAP,
    TUT KULAĞIN Kİ, SANADIR CÜMLE DİLLERDEN HİTAP

     

     

     

    HER ZERRE YEKSÂN
    HER ZERRE RAKSÂN
    UÇUP GİDERLER KEMÂLE DOĞRU

     

     

     

    VUCUDUMU EYLEDİM MESCİD
    RUHUMU İMAN
    FİİL VE AMELİMİ CEMAAT
    HUZUR-U MAHŞER, BÖYLE KABUL EYLE YA RÂBBİ

     

     

     

    GÖVDE BİR GEMİ, DÜNYA BİR DENİZ
    AKIL YELKENİ, İRÂDE DÜMENİ
    KEŞFET KENDİNİ, KULLAN KENDİNİ
    GÖREYİM SENİ!

     

     

     

    DERMAN ARARDIM DERDİME, DERDİM BANA DERMAN İMİŞ,
    SAVM-I SALÂT-I HAC İLE SANMA ZÂHİD BİTER İŞİN,
    İNSAN-I KÂMİL OLMAĞA, LÂZIM OLAN, İRFÂN İMİŞ

     

     

     

    HATAYI HAL ÇAĞINDA
    HAKK, GÖNÜL ALÇAĞINDA
    KÂBE YAPMAKTAN YEĞDİR
    BİR GÖNÜL ALÇAĞINDA

     

     

     

    SÖVENE DİLSİZ GEREK
    VURANA ELSİZ GEREK
    DERVİŞ GÖNÜLSÜZ GEREK
    SEN DERVİŞ OLAMAZSIN

     

     

     

    TAŞ YEŞERMEZ GEÇMİŞ OLSA DA NEVBAHAR
    TOPRAK OL DA BAK NASIL GÜLLER AÇAR
    TAŞ GİBİ İDİN ÇOK GÖNÜL KIRDIN YETER
    TOPRAK OL ÜSTÜNDE HOŞ GÜLLER BİTER

     

     

     

    GÖNÜL! SANA DEMEDİM Mİ SEVME DOKUZ YÂR!
    SEKİZDE VEFÂ OLMAZ ASLÂ, YEDİDE ZİNHÂR,
    ALTIYLA BEŞ, DÖRT İLE ÜÇ BAŞA ÇIKILMAZ,
    SEVER İSEN, İKİ DE OLMAZ, SEVMELİ BİR YÂR

     

     

     

    BEN, O YUSUF'U YARATTIM
    KENAN KUYUSUNA ATTIM
    ÇIKARDIM, KERVANA SATTIM
    GÖRMEK İÇİN O GÜZELİ
    SEVMEK İÇİN O GÜZELİ

    KUYU BENDEKİ BU BEDEN
    YUSUF, GÖZÜMDEN SEYREDEN
    SENİ GÖREN CAN TERK EDER
    MUTLAK CANINDAN BEZMELİ

     

     

     

    ZÜHD-Ü CÜNEYD(-İ BAĞDÂDÎ)
    TERK-İ İBRAHİM (EDHEM)
    İRFAN-I BEYAZIT(-I BESTÂMÎ)
    AŞK-I MEVLÂNÂ

     

     

     

    ALLAH, BİR KULU SEVERSE, ONU DENER
    KUL SABREDERSE, ONU SEÇER
    RÂZI OLURSA, ONU TEMİZLER

     

     

     

    BİR SEMÂVÎ NAĞME İCÂD EYLE Kİ
    CİBRİL-İ AŞK/IŞK, ŞEHBER-İ KUTSÎSİNİ MIZRÂB-I SÂZ ETSİN SANA

     

     

     

     

    KOMA BENLİĞİMİ BENDE
    VARLIĞIMI YOK EYLE SENDE

     

     

     

    GAYRE BAKMA!
    SENDE ARA, SENDE BUL!

     

     

     

    ELE GELENİ YERSİN DİLE GELENİ DERSİN BÖYLE DERVİŞLİK DURSUN SEN DERVİŞ OLAMAZSIN

     

     

     

    İKSİR-İ ÂZÂMDIR NUTK-U EHLULLAH
    YEK NAZARDA HÂK'İ, KİMYA EDERLER
    HAKK'IN ESRÂRINDAN ANLARDIR ÂGÂH
    VELÂKİN SÛRETTE İHFÂ' EDERLER

     

     

    BÂKÎ'den...

     

    MÜHEYYÂ OLDU MECLİS SÂKİYÂ PEYMÂNELER DÖNSÜN
    BU BEZM-İ RÛH BAHŞUN ŞEVKINA MESTÂNELER DÖNSÜN

    DİLÂ CÂM-I ŞARÂB-I AŞK-I YÂRI ŞÖYLE NÛŞ İT KİM
    FELEKLER GÜM GÜM ÖTSÜN BAŞINA HUMHÂNELER DÖNSÜN

    HAYAL-İ ŞEM'-İ RUHSARIN KO YANSIN HANE-İ DİLDE
    PERİN OL ŞEM'A YAKIP ŞEVK İLE PERVÂNELER DÖNSÜN

    SEN AĞYÂR İLE DEVR ETDİR ŞEHÂ PEYMÂNEYİ DÂİM
    SER-İ KÛYUN DOLAŞIP ÂŞIK-I BÎÇÂRELER DÖNSÜN

    BU BEZM-İ DİLKÜŞÂYA MAHREM OLMAZ BÂKİYÂ HERKES
    Dİ GELSİN EHL-İ DİLLER GELMESİN BİGÂNELER DÖNSÜN

     

     

     

     

    GAZEL-İ NOKTA

    KALEM-İ SUN'-I EZEL HER NE Kİ TAHRÎR ETDİ
    KAYD EDİP SAHF-I EBEDDE ANI TAKRÎR ETDİ

    EVVEL Ü ÂHİRİ BİR NOKTADA CEM' ETMİŞ İDİ
    FASL İÇÜN BAST-I HURÛF EYLEDİ TEKSÎR ETDİ

    SÜR'AT-İ DEVR İLE BİR DÂ'İRE ÇEKMİŞ NOKTA
    BAKSAN OL DÂ'İREDE NOKTAYI TASVÎR ETDİ

    KOYDU OL NOKTANIN AYNINI GÖNÜL DÎDESİNE
    MERDÜM-İ DÎDEYİ AKSİ İLE TENVÎR ETDİ

    NÜKTEYİ DUYDU SEZÂYÎ DEHEN-İ YÂRİ SORUP
    NOKTANIN SIRRINI ÂRİFLERE TAKRÎR ETDİ

    HASAN SEZÂYÎ

     

     

     

    NOKTA

    Gel gönül gel, âşık ol,
    İki âlemlere dol,
    Her taraf nokta oldu,
    Bir noktada olmaz yol.

     

     

     

    KASÎDE

    SANMA EY HÂCE Kİ, SENDEN ZER-Ü SİM İSTERLER;
    YEVME LÂ YENFA'U'DA, KALB-İ SELİM İSTERLER...

    BERZÂH-I HAVF-Ü RECÂDAN GEÇEGÖR, NÂ-KÂM OL;
    DEM-İ ÂHİRDE NE ÜMMİD-Ü NE BİM İSTERLER...

    ÂLEM-İ Bİ-MEH-İ HÜRŞİD-Ü FELEKTE HER GİZ,
    NE MÜHENDİS, NE MÜNECCİM, NE HEKİM İSTERLER...

    ÂLEM-İ KEŞF-İ MÂ'ANİDE ÇOK ESRAR AÇILIR;
    GİREMEZ NEFS-İ GAZUB, ANDA HALİM İSTERLER...

    SÂKİN-İ DERGEH-İ TESLİM-İ RİZA OL DAİM,
    BER-MURAD ETMEĞE HİZMETTE MUKİM İSTERLER...

    CÜRMÜNE MÛTERİF OL, TÂ'ATE MAĞRUR OLMA;
    Kİ, ŞİFÂHANE-İ HİKMETTE SAKİM İSTERLER...

    KIBLE-İ MÂ'NİYİ FEHMEYLEMEYEN KECREVLER,
    SEHVİNE SECDE EDİP, ECR-İ ÂZİM İSTERLER...

    EZBER ET NÜKTE-İ ESRAR-I DİLİ EY RUHİ,
    HÂZIR OL, BEZM-İ İLÂHİDE NEDİM İSTERLER...

    RUH-İ-BAĞDADİ

     

     

     

    DEVRİYYE-İ EMREM YUNUS

    İY YÂRÂNLAR İY KARDAŞLAR SORUN BANA KANDAYIDUM
    DİNLERSENÜZ EYDİVEREM EZELÎ VATANDAYIDUM

    EZELÎDEN DİLÜMDE UŞ TANRI BİRDÜR HAK'DUR RESÛL
    BUNI BÖYLE BİLMEZİKEN BİR ACEB MAKÂMDAYIDUM

    KÂLÛ BELÂ SÖYLENMEDEN TERTÎB DÜZEN EYLENMEDEN
    HAK'DAN AYRU DEĞİLİDÜM OL ULU DÎVÂNDAYIDUM

    YİRE BÜNYÂD URULMADAN ÂDEM DÜNYÂYA GELMEDEN
    ÖKÜZ BALIK EYLENMEDEN BEN EZELÎ ANDAYIDUM

    EYYÛB İLE DERDE ESÎR İNİLEDÜM ÇEKDÜM CEZÂ
    BELKÎS İLE TAHT ÜZERE MÜHR-İ SÜLEYMÂN'DAYIDUM

    YÛNUS İLE BALIK BENİ ÇEKDİ DEME YUTDI BİLE
    ZEKERİYYÂ İLE KAÇDUM NÛH İLE TÛFÂN'DAYIDUM

    ASÂ İLE MÛSÂ İLE KAÇDUM ÇIKDUM TÛR DAĞI'NA
    İBRAHİM İLE MEKKE'YE BÜNYÂD BIRAĞANDAYIDUM

    İSMÂİL'E ÇALDIM BIÇAK, BIÇAK BANA KÂR İTMEDİ
    HAK BENİ ÂZÂD EYLEDİ KOÇ İLE KURBÂNDAYIDUM

    YÛSUF İLE BEN KUYIDA YATDUM BİLE ÇEKDÜM CEZÂ
    YA'KÛB İLE ÇOK AĞLADUM BULINCA FİGÂNDAYIDUM

    Mİ'RÂC GİCESİ AHMED'ÜN DÖNDÜRDÜM ARŞ'DA NA'LİNİN
    ÜVEYS İLE URDUM TÂCI MANSÛR İLE URGANDAYIDUM

    ALÎ İLE URDUM KILIÇ ÖMER İLE ADL EYLEDÜM
    ONSEKİZ YIL KÂF DAĞI'NDA HAMZA'YLA MEYDÂNDAYIDUM

    YÛNUS SENÜN ÂŞIK CÂNUN EZELÎ AŞIKLAR İLE
    OL ALLAH'UN DERGÂHINDA SEYRÂN U CEVLÂNDAYIDUM

     

     

     

    ÇALABIM BİR ŞAR YARATMIŞ
    İKİ CİHAN ARASINDA
    BAKICAK DİDAR GÖRÜNÜR
    OL ŞARIN KENARESİNDE

    NÂGEHAN OL ŞARA VARDIM
    OL ŞARI YAPILIR GÖRDÜM
    BEN DAHİ BİLE YAPILDIM
    TAŞ VE TOPRAK ARASINDA

    OL ŞARDAN OKLAR ATILIR
    GELİR CİĞERE BATILIR
    ÂRİFLER SÖZÜ SATILIR
    OL ŞARIN PAZARESİNDE

    ŞAGİRDLERİ TAŞ YONARLAR
    YONUP ÜSTÂDA SUNARLAR
    ÇALABIN İSMİN ANARLAR
    OL TAŞIN HER PÂRESİNDE

    BU SÖZÜ ÂRİFLER ANLAR
    CAHİLLER BİLMEYİP TANLAR
    HACE BAYRAM KENDİ BANLAR
    OL ŞARIN MİNÂRESİNDE

    HACE BAYRAM-I VELİ

     

     

     

    GÜNEŞ GİBİ OL
    ŞEFKATTE, MERHAMETTE

    GECE GİBİ OL
    AYIPLARI ÖRTMEKTE

    AKARSU GİBİ OL
    KEREMDE, CÖMERTLİKTE

    ÖLÜ GİBİ OL
    ÖFKEDE, ASABİYETTE

    TOPRAK GİBİ OL
    TEVÂZÛDA, MAHVİYETTE

    YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN
    YA DA
    GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL!


     

     

     

    TEKKELER

    AZİZ MAHMUD HÜDAİ TEKKESİ


    Üsküdar'da Doğancılar semti, Ahmet Çelebi Mahallesi'nde bulunmaktadır. Celveti tarikatı kurucusu Şeyh Aziz Mahmud Hüdai tarafından 1594-95 yıllan arasında yaptınlmıştır.Tekke külliye şeklinde olup mutfak, mezarlık, türbe, cami, tevhidhane, kütüphane, kadınlar bölümü ve evler bulunmaktadır.

    Celveti tarikatı kişinin kendi benliğinden sıyrılarak topluma geri dönmesi gerektiğini, hem halk hem de Hak'la bir olduklarını kabul ederler. Celveti ayinlerine fatiha ve kelime-i tevhid ile başlanır. İlahiler, diğer tarikat ayinlerinden farklı olarak solo okunur, zikr esnasında zikredenler bedenlerini sağa eğerek, başlarını da sağa sola çevirerek hareket ettirirler. Ayin şeyhin duasıyla sona erer.

     

    HÜSAMEDDİN UŞŞÂKÎ TEKKESİ

    Kasımpaşa'da, Hacı Ahmet Efendi Mahallesi, Pir Hüsamettin Sokağı'ndadır. Şeyh Hasan Hüsameddin Uşşaki tarafından 16. yüzyılın son çeyreğinde kurulmuştur. Bazı kaynaklar ise tekkenin şeyhe III. Murad tarafından ihsan edildiğini belirtmektedir. Tekke'de tevhidhane, türbe, hazire, erkekler bölümü, kadınlar bölümü, mutfak ve şadırvan vardır. Ancak Cumhuriyet'le birlikte kapatılan tekke harap olmuş, 1982 yılında onarılmış ancak özgün yapısını kaybetmiştir.

    Uşşaki Tarikatı Halvetiliğe bağlıdır ve 1592 veya 1594 yılları arasında Şeyh Hasan Hüsameddin Uşşaki tarafından kuıulmuştur. Uşşaki ayinlerinde cumhur ilahi, usul ilahisi, devran ilahisi gibi beste biçimleri icra edilir, zikir yapılır, ilahiler ve özel olarak düzenlenmiş dua demek olan gülbank okunur.

     

    KADİRHANE

    Tophane'de Firuz Ağa Mahallesi'nde Kâdiriler Yokuşu'nda yer almaktadır. 1166 yılında Abdülkadir Geylani tarafından Bağdat'ta kurulan Kadiri tarikatının İstanbul'daki merkezi olan tekke, 1630 yılında Hacı Piri tarafından inşa ettirilmiştir. Kadınlar Bölümü, Şeyh İsmail Rûmi Türbesi, mezarlık, erkekler bölümü, tevhidhane, cami, mutfak, kiler, bahçeler ve misafirhane bölümleri vardır.

    Bu tekke İstanbul'daki tasavvuf kültürünün en parlak temsilcilerinden biridir. Tarikat ayinleri mensupları tarafından halen icra edilmektedir. Bu ayinlerde ayakta halka oluşturulup, bel hizasına kadar eğilip doğrularak veya beden ve baş sağa sola döndürülerek müzik eşliğinde dualar okunmakta, Allah'a ve Peygamber'e duyulan hürmet dile getirilmektedir.

     

    KAŞGÂRÎ TEKKESİ

    Eyüp'te Karyağdı Sokağı üzerindedir. Şeyh Yekçeşm el-Hac Mürteza Efendi tarafından 1745- 46 yıllarında yaptırılmıştır. Tekke'de cami, tevhidhane, kadınlar bölümü, erkekler bölümü, mutfak ve hamam bulunmaktadır. Kaşgâri Tekkesi Nakşibendi tarikatına bağlıdır. Tekke'nin son şeyhlerinden olan Seyyid Abdülhakim Arvasi etkileyici fikirleri ve şahsiyeti ile ünlü yazar Necip Fazıl Kısakürek'in eserlerine sık sık konu ve kaynak teşkil etmiştir. Nakşibendi ayini zikr-i hafi denilen sessiz zikir ve müzik eşliğinde yapılan zikr-i cehri denilen sesli zikr olmak üzere iki farklı biçimde yapılmaktadır.

     

    CERRÂHÎ TEKKESİ

    Karagümıük'de Canfeda Camii Sokağı'ndadır. Sultan III. Ahmed tarafından 1703 yılında Nureddin Cerrahi için yaptırılmıştır.Tekkede, tevhidhane, türbe, erkekler bölümü, kadınlar bölümü bulunmaktadır. Özgün unsurlarını yitirmeden varlığını devam ettirebilen nadir tekkelerdendir.

    Halvetilik'ten kol alan Cerrahi ayinleri bütün Halvetilerde olduğu gibi halka oluşturarak ve dönerek icra edilir. Ayinlerde Kur'an-ı Kerim, ilahiler ve tarikatın özel bir duası olan gülbank okunur, Cerrahi müziklerinin Türk Tasavvuf Musikisi'ne de önemli katkıları olmuştur.

     

    ÖZBEKLER TEKKESİ

    Üsküdar'da Hacı Hesna Hatun Mahallesi, Servili Köşk Sokağı üzerinde bulunmaktadır. 1752-53 yıllarında Abdullah Paşa tarafından kurulmuştur. Tekkenin ilk şeyhi Seyyid Hacı Hace Abdullah Efendi'dir. İlk kuruluşunda küçük ve sade bir yapı olan tekke, daha sonra yapılan eklemelerle tam teşekküllü bir tarikat tesisi haline gelmiştir. Tekke, derviş hücreleri, kadınlar kısmı, erkekler kısmı, mutfak, mescid-tevhidhane, bahçe ve mezarlıktan oluşmaktadır.

    Özbekler Tekkesi Nakşibendi tarikatine bağlı ve sesli zikri benimseyen bir tekke olmuş, son döneminde aynı. tarikatın Halidi kolunu temsil etmiştir. Yüzlerce yıl Orta Asya'dan İstanbul'a gelen seyyah dervişlere barınak görevi gören tekke Kurtuluş Savaşı'nda da önemli bir rol oynamıştır. Tekkenin son şeyhi hukukçu Ata Efendi Kuva- yı Milliye hareketine destek vermiş, Karakol Cemiyeti'ne üye olarak İstanbul'dan Anadolu'ya silah kaçırılmasında, gönüllülerin Anadoluya kaçmasında tekke bir merkez rolü üstlenmiştir. 1994 yılında restore edilen tekke faal değildir.

    MEVLEVİHANELER

    Konya'da Mevlana Celaleddin Rumi adına oğlu Sultan Veled tarafından 13. yüzyıl sonlarında kurulan Mevlevi Tarikatı mensuplarının bulunduğu tekkelere Mevlevihane denmektedir. Mevlevihaneler genellikle külliye biçiminde planlanmıştır. Merkezinde semahane, çevresinde türbe, mezarlık, Meydan-ı Şerif ve mescid yeralır.

    Sema ayini adıyla tanınan Mevlevi ayininde önce namaz kılınır, Mesnevi beyitleri açıklanır, Naat'ı Mevlana okunur ve ney, rebab, kemençe, kudüm ve zil çalgılarıyla icra edilen müzik eşliğinde sema yapılır Detaylı bir yapıya sahip olan sema esnasında, semazenler sağ elleri yukarıya, sol elleri aşağıya bakar bir biçimde dönerler. Mevlevihaneler günümüzde de varlıklarını sürdürmektedir. En büyük tekkeler Galata, Yenikapı, Kasımpaşa, Beşiktaş ve Üsküdar Mevlevihaneleridir.

     

    SÜMBÜL EFENDİ TEKKESİ

    Kocamustafapaşa semtinde, Ali Fakih Mahallesi'nde Kocamustafapaşa Külliyesi içindedir. 1490 yılında Sadrazam Koca Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır.Tekke, bünyesinde yer aldığı külliyenin merkezini oluşturmaktadır. Bizans döneminde manastır olarak inşa edilip, sonradan camiye dönüştürülmüş olması nedeniyle iki ayrı mimari tarzın sentezi halindedir. Derviş hücreleri, cami-tevhidhane, kadınlar bölümü ve türbe gibi kısımlan vardır.Halvetiliğin Cemalilik kolundan ayrılan Sünbüli'lik, merkez tekkesi. İstanbul'da bulunan ilk tarikattır.Sünbüli ayinlerinde müzik eşliğinde ilahiler okunur, zikr yapılır. Sünbüli tekkelerinden ünlü musiki sanatçıları da yetişmiştir.

     

    ŞAHKULU SULTAN TEKKESİ

    Kadıköy'de, Merdivenköy Mahallesi'nde yer alır. İstanbul çevresindeki en eski Türk yapılanndandır. Bazı kaynaklara göre 1329 yılında Bizans- Osmanlı Pelekanon Savaşını Osmanlıların kazanmasından sonra Orhan Gazi tarafından bir Ahi zaviyesi olarak kurulmuştur. Burası uzun yıllar savaşcı kolonizatör dervişlerin Bizans'ı gözetleme faaliyetini üstlendiklerini ileri karakol niteliğini taşımıştır. Tekkenin ilk şeyhi olarak kabul edilen Şah Kulu'nun yaşamı kesin olarak bilinmemekle birlikte Bizanslılarca katledildiğine inanılmaktadır. Ayrıca farklı rivayetler de anlatılmaktadır. 15. yüzyıl sonlarında tekke Ahilerden Bektaşilere intikal etmiştir. Tarikat bundan sonra da Osmanlı topraklarındaki en önemli tekkelerinden biri olmuştur. Tekkenin dervişlere ikâmetgâh, ahırlar, kadınlar bölümü, aşevi, ayinlerin icra edildiği meydan evi, hamam, Şahkulu Sultan'ın türbesi çamaşırhane kısımlan vardır. Tekke'de Bektaşiliğe özgü semboller ile Osmanlı ampir üslubu bir arada yer almaktadır.

    Hacı Bektaş Veli tarafından kurulan Bektaşilik tarikatında cem ayinleri kadın-erkek karışık yapılır. Ayin özel dua ve zikirlerin okunmasıyla başlar ve gülbank olarak isimlendirilen bir duanın okunmasıyla sona erer. Ayrıca saz eşliğinde semah ayini denen bir dini raks icra edilir.

     

    YAHYÂ EFENDİ TEKKESİ

    Beşiktaş'ta, Yıldız mahallesi, Yahya Efendi Çıkmazı'nda yeralmaktadır. Şeyh Yahya Efendi tarafından 1538'de kurulmuştur. Tekke mescid, tevhidhane, medrese, hamam, mezarlık ve çeşitli evlerden oluşan bir külliye niteliğindedir. Tekkeye zaman içinde farklı mekanlar eklenmiştir. Bu durum yapıyı girift ve aynı zamanda organik bir hale getirmiştir. Tekkenin bir diğer özelliği ise mimari yapıların doğal çevre ile kurduğu yakın ilişkidir. Yahya Efendi Tekkesi, postnişin olan Yahya Efendi zamanında Üveysilik olarak adlandırılan tasavvuf ekolüne bağlanmıştır. Daha sorıra tekke Kadiriliğe ve Nakşibendiliğe intisap etmiş ancak Üveysiliğin etkisi de devam etmiştir.

     

    Kaynak: İstanbul Büyükşehir Belediyesi

     

     

    TIKANDI BABA

    Sultan Mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış. Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler istiyor.

    "Tıkandı baba, çay getir! Tıkandı baba, oralet getir!" vb.

    Bu durum Sultan Mahmut'un dikkatini çekmiş.

    Baba hele anlat bakalım, nedir bu "Tıkandı Baba" meselesi?

    "Uzun mesele evlât" demiş, Tıkandı Baba.

    "Anlat baba anlat, merak ettim" deyip çekmiş sandalyeyi. Tıkandı Baba da peki deyip başlamış anlatmaya...

    "Bir gece rüyamda birçok insan gördüm ve her birinin bir çeşmesi vardı ve hepsi de akıyordu. Benimki de akıyordu ama az akıyordu. 'Benimki de onlarınki kadar aksın' diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğu açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya başladı.
    Bu sefer içimden 'Onlarınki kadar akmasa da olur, yeter ki eskisi kadar aksın' dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı. Ben yine açmak için uğraşırken Cebrail göründü ve 'Tıkandı Baba, tıkandı. Uğraşma artık' dedi.

    O gün bu gün adım "Tıkandı Baba"ya çıktı ve hangi işe elimi attıysam olmadı. Şimdi de burada çaycılık yapıp geçinmeye çalışıyoruz."

    Tıkandı Baba'nın anlattıkları Sultan Mahmut'un dikkatini çekmiş. Çayını içtikten sonra dışarı çıkmış ve adamlarına...

    "Hergün bu adama bir tepsi baklava getireceksiniz. Her dilimin altına bir altın koyacaksınız ve bir ay boyunca buna devam edeceksiniz."

    Sultan Mahmut'un adamları peki demişler ve ertesi akşam bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı Baba'ya baklavaları vermişler.

    Tıkandı Baba baklavayı almış, bakmış baklava nefis.

    "Uzun zamandır tatlı da yiyememiştik. Şöyle ağız tadıyla bir güzel yiyelim" diye içinden geçirmiş. Baklava tepsisini almış evin yolunu tutmuş.

    Yolda giderken "Ben en iyisi bu baklavayı satayım evin gereksinimlerini gidereyim" demiş ve işlek bir yol kenarına geçip başlamış bağırmaya...

    "Taze baklava, güzel baklava!"

    Bu esnada oradan geçen bir Yahudi, baklavaları beğenmiş. Üç aşağı beş yukarı antlaşmışlar ve Tıkandı Baba baklavayı satıp elde ettiği para ile evin gereksinimlerinin bir kısmını karşılamış.

    Yahudi baklavayı alıp evine gitmiş. Bir dilim baklava almış, yerken ağzına bir şey gelmiş. Bir bakmış ki altın. Şaşırmış, öteki dilim öteki dilim derken bir bakmış her dilimin altında altın...

    Ertesi akşam, Yahudi, acaba yine gelir mi diye aynı yere geçip başlamış beklemeye.

    Sultan'ın adamları ertesi akşam yine bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı Baba yine baklavayı satıp evin öbür gereksinimlerini karşılamak için aynı yere gitmiş.

    Yahudi, hiçbir şey olmamış gibi,

    "Baba baklavan güzeldi. Biraz indirim yaparsan her akşam senden alırım", demiş.

    Tıkandı Baba da, "Peki" demiş ve antlaşmışlar. Tıkandı Baba'ya her akşam baklavalar gelmiş ve Yahudi de her akşam Tıkandı Baba'dan baklavaları satın almış.

    Aradan bir ay geçince Sultan Mahmut;

    "Bizim Tıkandı Baba'ya bir bakalım" deyip Tıkandı Baba'nın yanına gitmiş. Bu sefer padişah kıyafetleri ile içeri girmiş. Girmiş girmesine ama bir de ne görsün, Tıkandı Baba eskisi gibi darmadağın.

    Sultan;

    "Tıkandı Baba sana baklavalar gelmedi mi?" demiş.

    "Geldi sultanım."

    "Peki ne yaptın sen o kadar baklavayı?"

    "Satıp evin gereksinimlerini giderdim, sağolasınız, duacınızım."

    Sultan şöyle bir tebessüm etmiş.

    "Anlaşıldı Tıkandı Baba anlaşıldı, hadi benimle gel", deyip almış ve devletin hazine odasına götürmüş.

    "Baba şuradan küreği al ve hazinenin içine daldır, küreğine ne kadar gelirse hepsi senindir" demiş.

    Tıkandı Baba o heyecanla küreği tersten hazinenin içine bir daldırıp çıkarmış ama bir tane altın küreğin ucunda düştü düşecek.

    Sultan;

    "Baba senin buradan da nasibin yok. Sen bizim şu askerlerle beraber git onlar sana ne yapacağını anlatırlar" demiş ve askerlerden birini çağırmış.

    "Alın bu adamı Üsküdar'ın en güzel yerine götürün ve bir tane taş beğensin. O taşı ne kadar uzağa atarsa o mesafe arasını ona verin" demiş.

    Padişahın adamları peki deyip adamı alıp Üsküdar'a götürmüşler.

    "Baba hele şuradan bir taş beğen bakalım", demişler. Baba,

    "Niçin?" demiş. Askerler,

    "Hele sen bir beğen bakalım" demişler.

    Tıkandı Baba şu yamuk, bu küçük, derken kocaman bir kayayı beğenip almış eline.

    "Ne olacak şimdi?" demiş.

    "Baba sen bu taşı atacaksın ne kadar uzağa giderse o mesafe arasını padişahımız sana bağışladı" demiş.

    Tıkandı Baba taşı kaldırmış tam atacakken taş elinden kayıp başına düşmüş. Adamcağız oracıkta ölmüş.

    Askerler bu durumu Padişah'a haber vermişler. İşte o zaman, Sultan Mahmut o meşhur sözünü söylemiş;

    "VERMEYİNCE MABÛD, NEYLESİN SULTAN MAHMUT"

     

    Çeşmenizin suyu bol olsun.

     

     

     

    CAHİL

    Hırsızlıkta mâhir, hayvancasına,
    Girer hücûm eder, gül goncasına,
    Bilmez de takılır şer kancasına,
    Cahil, zalim! denmiş, yerli yerince.

    Zamanı gelmeden, ayağa kalkar,
    Girer bir bahçeye, her yanı yıkar,
    Sohbet etse onun kelâmı kokar,
    Cahil, zalim! denmiş, yerli yerince.

    Ok gibi batıyor, söylerse sözü,
    Cahilin güler mi, ateşten yüzü,
    Harama seyreder her vakit gözü,
    Cahil, zalim! denmiş, yerli yerince.

    Konuşurken sanki, ediyor savaş,
    Her daim sert söyler, hiç bilmez yavaş,
    Güleç yüzü olmaz, daim çatar kaş,
    Cahil, zalim! denmiş, yerli yerince.

    Yüreği katıdır, bir dem gülmez,
    İyiyi kötüyü, bakıp bilemez,
    Suçunun affını Hakk'tan dilemez,
    Cahil, zalim! denmiş, yerli yerince.

    Sefânın yerine, çekerler azap,
    Bir zaman kâr etmez, onlara hitap,
    Neylesin onlara inen dört kitap,
    Cahil, zalim! denmiş, yerli yerince.

    Muhammed neyledi Ebûcehil'e...
    Her daim isterdi imana gele,
    Nûru bırakıp da, bakardı küle,
    Cahil, zalim! denmiş, yerli yerince.

    Gelip geçenlerden Emre! al ibret!
    Etsen, inkâr eder, onlara hizmet,
    Sen şefkat edersin, ederler hiddet,
    Cahil, zalim! denmiş, yerli yerince.

     

     

     

    ÇAKAL DEĞİL, ASLAN OL!

    Kâmilin biri zenginmiş ve bir oğlu varmış. Şeyhin müritlerinden biri de tüccarmış. Ona diyor ki:
    "Benim çocuk ticarettn anlamıyor. Onu yanına vereyim, sermaye de vereyim, ortak olun!" Teklif müridin hoşuna gider. Başlarlar, Bağdat'tan Şam'a gidip gelmeye. Birkaç seferden sonra çok para kazanınca, müritte hırs başlar, çocuğu başından savmaya çalışır.

    Çocuğa:
    "Baban çok zengin fakat o kadar da tamahkâr. Senin böyle güneşler altında yanmana râzı oluyor. Halbuki, babanın parası o kadar çok ki, kaşıkla yesen bitmez. Sonra biliyorsun ki, Allah Rezzâk-ı Âlem'dir, hiçbir kulunu rızıksız bırakmaz."

    Böyle konuşurken, yüksek bir ağacın altındaki bir çeşme başındalarmış. O sırada bir arslan, katmış önüne bir tosunu kovalıyor. Hayvancağız çeşmeye doğru koşuyor ki, belki onlar beni kurtarır, diye. Tüccarla çocuk hemen ağaca çıkarlar. Arslan tosunu parçalar, kalbini yer. Daha sonra da çakallar gelip arslanın artıklarını yerler. Adam fırsatı kaçırmaz ve çocuğa:
    "Görüyor musun? Allah tosunu parçalattı, şu çakalcağızların rızkını çıkarttı. İşte, Allah böyle bir Rezzâk-ı Âlem'dir."

    Çocuk babasının yanına gidince, ticaretten vazgeçer.
    Babası:
    "Niçin kervanla gitmiyorsun?" diye sorunca, çocuk:
    "Baba, sen bu kadar zenginsin, Allah da Rezzâk-ı Âlem. Ben burada otursam bile rızkımı verir benim" der ve yukarıdaki öyküyü anlatır.

    Babası:
    "Oğlum, ben senin çakal değil arslan olmanı ve avı parçalayıp artıklarını çakallara vermeni istemiştim." der.

     

     

     

    BOŞ TESTİ

    Bağdat ya da Yemen taraflarında, hükümdarın biri: "Herkes bana bir hediye getirsin!" diye ilân etmiş.

    Herkes kendi aklına göre bir hediye götürmüş. Kimi at, kimi deve, kimi kumaş vs.

    Fakir bir bedevî de karısıyla ne götürelim diye düşünür. Kadın:
    "Çölde en değerli olan şey su. Biz de ona bir testi su götürelim!" der.

    Adamın aklına yatar. Karı-koca kırk günde biriktirdikleri suyu bir testiye koyup kocası Bağdat'a gider. Padişahın sarayına varır ki, akıl almadık bir saray. Fakat kapılar kapalı. Kapıların önü mahşeri kalabalık. At, deve, halı, mücevher getirenler:
    "Ey padişahımız! Al bu getirdiklerimizi de ne vereceksen ver de gidelim!" diye bağırıyorlar. Fakat kapılar hiçbirine açılmaz.

    Bedevî:
    "Benimki su. Su insana hayat verir. Onun için kapılar onlara açılmaz ama bana açılır! diye bekler.

    Sonunda, kalabalığın sesi kesilsin diye sarayın etrafını gezmeye başlar. Bir de bakar ki berrak bir nehir. "Vay canına!"

    Yaşamında sızıntı halindeki bir kaynaktan başka su görmeyen bedevî, nehrin suyundan bir avuç alıp içer ki, sanki Âb-ı Hayat.
    "Aman Yâ Rabbî, ben ne hata etmişim... Sarayın kenarında gürül gürül tatlı su akan Padişah'a, bir testi acı su getirmişim!" diyerek omuzundaki testiyi "Comp!" diye nehre atar.

    Padişah, nehrin kenarındaki gül fidanlarının arkasında, sevdikleriyle sohet ediyormuş. Testinin suda çıkardığı sesi duyunca soruyor:
    "Nedir bu ses?"

    Adamı bulup Padişah'ın huzuruna getirirler. Padişah sorar:
    "Nereden geliyorsun?"
    - "Yemen çöllerinden geldim. Sarayın kapısındakiler ne için gelmişlerse, ben de onun için gelmiştim. Çölden sana, en kıymetli şeyimi, kırk günde biriktirdiğim bir testi suyumu getirmiştim. Fakat baktım ki, sarayda gürül gürül su akıyor. Üzüldüm, testiyi fırlatıp suya attım."

    Padişah:
    "Benim ihsânıma işte sen lâyık oldun. Onların ellerinde birer varlık var. Onları verip yerine daha büyük bir şey, bir ihsan almak istiyorlar. Biz, ihsânımızı boş ellere teslim ederiz, dolu ellere değil. Sen testiyi atarak elin boş geldin. İş, bu kapıya eli boş gelmede..."

     

     

     

    ÇAY FİNCANI

    Bir üstad, tasavvuf incelemeleri yapmaya gelen bir üniversite profesörünü karşılar.

    Konuğuna çay sunar. Profesörün fincanını doldurur ama durmaz.

    Konuk profesör, taşan çaylara bakmaktadır. Bir süre sonra, kendini tutamayıp, patlar:
    "Taştı! Artık almaz ki!"

    Üstad: "Bu fincan gibi, sen de kendi düşüncelerin, kurgularınla dolusun. Önce fincanını boşaltmazsan, sana Tasavvuf'u nasıl anlatabilirim ki?"

     

     

     

    TANISAN, GEREK KALMAZ

    Zamanında Sultan Mahmud, tebdil gezermiş, her gün başka bir giysiyle...

    Bir gün dilenci olmuş. "Allah rızası için!" diyerek dilenmeye başlamış.

    Her zaman oralarda dilenen kör bir dilenci, bakıyor ki yabancı bir ses var, sormuş:
    "Sen kimsin?" diye.
    Sultan: "Dilenciyim" demiş.
    Dilenci: "Başka yerde dilen, burası benim mıntıkam" demiş.
    Sultan: "Ben sakatım, başka yere gidemem, beraber dilenelim. Ben değneğin ucundan tutayım, sen paraları topla, sonra bölüşürüz" demiş.

    Antlaşmışlar ve müşterisi bol olan bir berber dükkânına girmişler.

    Yeniçeriler oturmuşlar, Sultan'ın aleyhinde konuşuyorlarmış.

    Kör: "Allah rızası için" deyince, herkes sadaka vermiş. Bol parayı gören kör, ortalıktan ayrılmak istemiş ama Sultan onu bırakmamış.

    Berber yaman biriymiş. Sultan'ı gözünden tanımış.

    Köre: "Ulan, değneğin ucundan tutanı tanısan, dilenmene gerek kalmaz" demiş.

     

     

     

     

    ATTAR'IN OLUŞU

    Attar'ı bir dilenci uyandırmış gaflet uykusundan. Bir gün bir dilenci gelmiş Attar'ın dükkanına. Attar, çerçi demektir. Dilenci Attar'a:
    "Allah rızası için bir ekmek parası ver!" demiş. Attar aldırmamış.

    Dilenci:
    "Allah rızası için ekmek istedim vermedin. Halbuki sen benden Allah rızası için canımı isteseydin verirdim!" demiş.

    Attar da şaka olsun diye:
    "Haydi öl de görelim Allah rızası için!" deyince, dilenci torbasını bir yana, kendini bir yana atmış.

    Attar önce inanmamış. Gidip adamı yoklamış ki buz gibi olmuş.

    Bu olaydan çok etkilenen Attar, tüm malını mülkünü fakirlere dağıtmış, ondan sonra Attar olmuştur.

     

     

     

     

    KARGAYLA GELEN...

    Zamanında, büyük bir adam, sahip olduğukudreti herkese göstermezmiş. Ancak birkaç kişiyi yetiştirmeye çalışırmış. Bir gün talebelerinden biri:
    "Bizim de çok arkadaşımız olsun!" diye rica eder. Adam bunun gereksiz olduğunu söylese de talebesi ısrar edince Hoca:
    "Yarın filan caminin önünde ölü bir karga bulacaksın. Herkes başına toplandığı sırada o ölü karganın burnuna üfür. Karga canlanıp uçar, o adamlar da senin başına toplanırlar. Bu suretle arkadaşların çoğalmış olur." der.

    Dediği gibi de olmuş. Millet, o kerâmet gösteren adamın başına toplanır ve talebe hocasının yanına gidecek zaman bulamaz. Bir gün usanır ve hocasına:
    "Nasıl kurtulacağım bunların elinden?" der.

    Hocası sorar: "Usandın mı?"
    "Usandım!"
    "Peki, yarın koltuğunun altına bağırsak al, yine o camiye git, bağırsaktan yellenmeye benzer ses çıkart!"

    Talebe camide secdeye varırken , hocasının dediği gibi ses çıkarır. Bu sesi duyanlar:
    "Ne yaptın yahu? Namazda böyle şey olur mu?" derler.
    Talebe: "Oldu bir kere!" der.

    Adamlar etrafından uzaklaşırlar, sadece iki-üç kişi kalır.

    Hocasına gidip olanları anlatınca hocası:
    "Böyledir işte. Kargayla gelen, kavarayla gider!"

     

     

     

     

    KAMÇI

    İbrahim Edhem'in yatağını her sabah bir başka câriye düzeltirmiş.

    Bir gün câriyenin biri, yatağı düzeltirken imreniyor ve şu yatakta ben de yatayım biraz diyerek, yatağa uzanır, uyuyakalır.

    O sırada Edhem gelir, câriyeyi kendi yatağında uyur görünce kızar, kırbaçlamaya başlar.

    Câriye neye uğradığını bilmez, birden fırlar yataktan.

    Edhem durmadan vururken, câriye gülermiş. Edhem buna hayret etmiş. Câriyeye sormuş:
    "Seni dövdüğüm halde neden gülüyorsun?"

    Câriye: "Ben şu yatakta ancak yarım saat yattım, bu kadar kamçı yedim. Burada yıllardır yatan sen, acaba ne kadar kamçı yiyeceksin?" deyince,

    Edhem'i derin bir düşünce alır.

     

     

     

    MOLLA KASIM

    "Yunus, sen bu sözleri, eğri büğrü söyleme,
    Seni sıygaya çeken, bir Molla Kasım gelir"

    diye biten şiirimi göğsüme koyup, beni öyle defnedin! der.

    Yunus öldükten çok sonra, Molla Kasım adında bir müftü gelir. Yunus'un şiirlerini görünce, onu zındıklıkla itham eder. Ona, toprakta bile yatmayı çok gördüğü için, kabrini açtırır.

    Yunus'un göğsündeki o şiiri görünce tövbe eder, imana gelir.

     

     

     

    HİZMET

    Bâyezîd-i Bestâmî bir davete katılmış.

    Yemek verilmiş. Yatsı namazı için orada bulunanlar abdest vs. işlerini görmekle meşgulmüş.

    Bu sırada bir yaşlı bir adamın kendi başına bir köşede elindeki ibrikle abdest almaya çalıştığını görmüş.

    Etrafta bu kadar, o yaşlı adama hizmet edecek kişi varken hiç kimsenin kalkıp da yardım etmemesi dikkatini çekmiş.

    Fevkalâde ferâset sahibi olan Bâyezîd-i Bestâmî, yaşlı adamın yanına gitmiş.

    Usulcacık ibriği tutarak, ibriği almak için izin istemiş. O zât da, pek memnun olmuş.

    Ayaklarına da suyu döküp yaşlı adamın potinlerini giydirdiği sırada, yavaşça kulağına eğilen Bestâmî:

    "Amcacığım sen gençliğinde hiç hizmet etmedin mi ki, şu insanların hiçbiri sana hizmet etmiyor? Bu nasıl bir iş merak ettim."

    Yaşlı adam uzun uzun tebessüm etmiş, o da Bestâmî'nin kulağına eğilerek:
    "Ah güzel evlâdım, elbette hizmet ettim. Hizmet ettim, hem de senelerce mürşidime, ihvânıma hizmet ettim. Elimden geldiği kadar mahlûkata hizmet ettim.

    Hiç etmeseydim, senin gibi bir kutb-ı âlem benim ayaklarıma su döker miydi?"

     

     

     

    "EZİYET" VE İBÂDET

    Zembilli Ali Efendi'nin hanımı da kocasının yolunda değilmiş. Hem de kocasına karşı çok zalimmiş. Zembilli Ali Efendi Şeyhülislâm olduğu halde, karısını memnun etmek için, ocağı yakar, karısının kahvesini pişirir, bulaşıkları yıkarmış. Padişahın yanına, bu işleri yaptıktan sonra gidermiş. Bir gün beraber çamaşır yıkarken, hanımı:
    "Haydi bir taş getir de şu çamaşırları tokaçlayalım" demiş.

    Zembilli taş bulamayınca, hanımı çamaşırı Ali Efendi'nin sırtında tokaçlamış. Nihayet kocasının hasta olabileceğini düşünen hanımı: "Haydi taş bul!" demiş.

    Adamcağız çıplak olduğu için, soğuktan korunmaya çalışarak çalılar arasında taş ararken, iki kişinin:
    "Yarabbi, muradımızı Zembilli Ali Efendi'nin yüzü suyu hürmetine ver!" diye dua ettiklerini duymuş.

    Meğer mürşitleri kendilerine, böyle dua etmelerini tavsiye etmiş. Zembilli onlara görünmeden, taşı bulup götürmüş. Fakat soğuktan yüzü mosmor olunca kadının vicdanı uyanmış ve bir daha kocasına böyle bir şey yaptırmamaya Allah'a söz vermiş. O günden sonra, son derece itaatli bir hanım olmuş.

     

     

     

     

    SEN BENSEN, YA BEN KİMİM?

    Nasreddin Hoca, bir devre riyâzât yapıyormuş. Uzun zaman dışarı çıkmamış. Evde hiçbir şey kalmamış.

    Karısı:
    "Haydi bakkala da tuz al!" diyor.

    Hoca: Avrat, ben kendimi kaybettim, alacağım şeyi unuturum" demiş.

    Karısı: "Ben senin beline bir kabak bağlarım, eline de bir taş veririm. Kendini kaybedince taşla kabağa vur, kendine gelirsin" demiş.

    "Eh, ne yapalım." demiş hoca da.

    Kabağa vurarak bakkalı bulmuş. Hoca'ya çoktandır hasret olan mahalle çocukları, bakıyorlar ki Hoca'da bir acayiplik var, ikide bir belindeki kabağa vuruyor. Çocuklardan biri, kabağı Hoca'nın belinden çözüp kendi beline bağlamış. Karşıdaki duvara yaslanıp başlamış onun gibi zaman zaman kabağa vurmaya. Hoca, kendi kabağına vurup ses çıkmayınca, bakıyor ki kabak çocuğun belinde. Elindeki taşı çocuğun belindeki kabağa vuruyor. O tanıdığı sesi alınca, çocuğa:

    "Sen bensen, ya ben kimim?"

     

     

     

     

    UZAKTAN MERHABA

    Nasrettin Hoca, herşeyi tevhid gözüyle gördüğü devirde, taş, toprak, hayvan, nebat, insan, ne görürse selâm verirmiş. Herkes hocaya gülermiş.

    Bir gün, bir değirmenin dönen taşına:
    "Merhaba güzelim!" derken, değirmen taşı hocanın eteğini kapmış.

    Hoca da yere yuvarlanmış fakat her nasılsa kurtulmuş ama aklı da başına gelmiş ve o günden sonra değirmen taşına:
    "Sana da merhaba ama uzaktan merhaba!" demiş.

     

     

     

     

    ALLAH'TAN BAŞKA HİÇBİR ŞEY YOK!

    Muhiddin Arabî'nin bir talebesi varmış. Muhiddin ona:
    "Allah'tan başka hiçbir şey yok!" der dururmuş fakat duyuramazmış.

    Çünkü her şeyin bir zamanı var, birden bire olmaz. Tohum toprağa ekilir ekilmez meyve verir mi?

    Sonunda bir gün pazarda dolaşırmış talebe. Kabakçı, tablasındaki son kabağı satabilmek için yüksek sesle:
    "Bir taneden başka kalmadı" anlamında, Arapça "Mâ bakaa illâ vahid!" deyince, talebe düşüp bayılır.

    Talebe, o Kudret bizzat kendisine hitap ediyor zannederek cezbeye gelip bayılmış meğer. Ayıltıyorlar adamı. Fakat kabakçı, o sözden bayıldığını bilmediğinden yine bağırır:
    "Mâ bakaa illâ vahid!" diye.

    Adamcağız bir daha bayılıp düşer. O sırada Muhiddin de pazardan geçiyormuş. Talebesine:
    "Ben sana o kadar söyledim, anlatamadım da hakikati bir kabakçıdan duyabildin ha!" der.

    Kanunu böyle! Zamanı gelmeyince olmaz!

     

     

     

    KARIŞMAM!

    Bektâşî'nin biri, yolda bir karpuz bostanına rastlar. Adamakıllı doyurur karnını, bir ağacın gölgesine yatar. Gölgelendiği ağaç da cevizmiş. Bakar ki, kocaman ağaçta küçük küçük cevizler.

    Allah'a:
    "Senin için her işi doğru derler. Halbuki o büyük karpuzlar bu ağaçta, cevizler de karpuz teveğinde olmalıydı" der.

    Tam o sırada ağaçtan bir ceviz düşer, gözünü çıkarır. O zaman aklı başına gelir Bektâşî'nin.

    Bir süre sonra, Bektâşî bir gemide yolculuk yapıyormuş. Fırtınaya tutulmuşlar. Yolculardan kimi ezan okuyormuş, kimi Kelime-i Şehâdet getiriyormuş. Kimi de haç çıkarıyormuş. Bektâşî ise yan gelip yatıyormuş.

    Birisi:
    "Sen niye dua etmiyorsun?" diye sorunca:
    "Bir kez işine karıştım da gözümü çıkardı, bir daha karışırsam kimbilir ne yapar" der.

     

     

     

    DÎVÂNE'DEN

    Bâyezîd-i Bistâmî, bir tımarhanenin önünden talebeleriyle birlikte geçiyormuş.

    Onlara ders vermek üzere hekime sorar:
    "Sen akıl hastalıklarına çare buluyorsun, günah derdine de bir çâre var mı?"

    Hekim, başını kaşıya dursun,
    bir deli yanıt verir:
    "İstiğfar kökünü tövbe yaprağıyla karıştırmalı,
    gönül havanına koyup tevhid tokmağıyla dövmeli,
    insaf eleğinden eleyip gözyaşıyla hamur etmeli,
    aşk ateşinde pişirip muhabbet balıyla karıştırmalı
    ve kanaat kaşığıyla da gece gündüz yemeli!"

    Delinin bu sözü bittikten sonra, Bâyezid-i Bistâmi şöyle der:

    Ârifim ben! diye hiçbir kimseye ta'n etme sen,
    Defter-ü-divâna sığmaz söz gelir, dîvâneden!

     

     





     

     

     


     

    Sayın Lütfi FİLİZ'e, Fatih ÇITLAK'a, Metin BOBAROĞLU'na, İhsan FAZLIOĞLU'na, Cengiz ERENGİL'e...
    Reşat ÖNGÖREN'e, Mustafa KARA'ya, İsmail KARA'ya, Faruk BEŞER'e, İlhan KUTLUER'e, Dücâne CÜNDİOĞLU'na, Sami ERDEM'e, Ömür CEYLAN'a, Emin IŞIK'a, Yaşar KANDEMİR'e, Ahmet Yüksel ÖZEMRE'ye, Kabir HELMINSKI'ye...
    İsmail EMRE'ye, Cavit SUNAR'a...
    Yunus EMRE'ye, Hace Bektaşi Veli'ye, MEVLÂNÂ'ya, Nasreddin HOCA'ya...
    kitaplarından, sohbetlerinden ve sözlüklerinden yararlandığımız yazarlara,
    tanınmış/tanınmamış tüm İz Bırakanlar'a ve hizmetleri bulunanlara,
    paylaşımları için çok teşekkür ederiz.


       
       

    Bugün[ 17 Ocak 2021 ]
    itibariyle 8144 başlık/FaRk ile birlikte,
    10258 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.

    (1/10)


    - - "..., HAYIRLI OLSUN" ile/ve/değil/||/<>/>/< "..., (... İÇİN) (DE) HAYIRLI OLSUN, HAYIRLARA VESİLE OLSUN"

    ( Kutlama. İLE/VE/DEĞİL/||/<>/>/< Tesellî. )


    - !CESÂRET ile !İNTİKAM

    ( İntikama yönelik çaba, cesâretten değil acziyettendir. )


    - !DALGA GEÇMEK ile/ve/değil/||/<>/< BİLMEMEK


    - !İFTİRA ile/ve !KARALAMA/KARAMA

    ( !TAKVÎL[çoğ. TAKVÎLÂT], İSNÂD[çoğ. İSNÂDÂT] ile/ve ... )


    - !KİN:
    "TUTMAK" ile/değil/yerine/>< TUTMAMAK

    ( Güçsüz olanlar, kin tutar. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Güçlü olanlar, kin tutmaz. )


    - !MAKTUL ile/ve/değil/||/<> MÂDUM


    - !ŞİRK ile/ve/||/<> !KİBİR

    ( Tanrı'ya, başka bir şeyi/birini ortak koşmak. İLE/VE/||/<> Tanrı'ya, kendini ortak koşmak. )


    - !ZAMAN ve ZAMANE'DEN ŞİKÂYET


    - ... "ŞANSI" YOK değil ... OLASILIĞI/OLANAĞI YOK


    - ... DİYE BİLDİĞİ/M/İZ ile ... DİYEBİLDİĞİ/M/İZ


    - ... KERE ile/ve/||/<>/> "AŞK KERE"


    - ... KORKUSU ile/ve/değil/yerine/||/<>/< ... COŞKUSU


    - ... PEŞİNDE ile/ve/değil/<> ... DERDİNDE


    - ..., ...'NIN:
    "GÖSTERİSİ" değil GÖSTERGESİ


    - ...:
    "OLMALI!" ile/değil OLABİLDİĞİ KADAR(IYLA) OLMALI(/OLABİLİR ANCAK)


    - ...:
    KAYNAK/LI/LIK ile/ve/||/<> ODAK/LI/LIK ile/ve/||/<> AMAÇ/LI/LIK ile/ve/||/<> HEDEF/Lİ/LİK ile/ve/||/<> TEMEL/Lİ/LİK


    - ...'NIN:
    "ONURU" ile/ve/değil/yerine/||/<>/< OLURU


    - ...'NIN(BEKLEMENİN/DÜŞÜNMENİN VB.):
    "ÂLEMİ" YOK! değil GEREĞİ YOK!


    - ...'YA RÂZI OLMA ile/ve/değil/||/<>/< ...'YI SAVUNMA HAKKI


    - ...'YI DUYMUŞ OLMAK ile ...'YI DUYMAMIŞ OLMAK


    - ...'YI GÖRMÜŞ OLMAK ile ...'YI GÖRMEMİŞ OLMAK


    - ...'YI OKUMUŞ OLMAK ile ...'YI OKUMAMIŞ OLMAK


    - ...'YI SORMAMAK ile/ve/||/<>/> ...'YA BAKMAMAK


    - ...'YI:
    BAŞLATAN ile/ve/değil/||/<>/> BAŞLATICILARDAN BİRİ


    - ...SIZ ile YOK

    ( ...LESS vs. THERE IS/ARE NOT )


    - "... NIN ÂLEMİ YOK" ile "...NIN GEREĞİ YOK"


    - "... OLMALI" ile/değil/yerine "... OLMASA DAHA İYİ"


    - "...'DA ... VARDIR" ile/değil "...'DA ... GİZLİDİR"


    - "...'NIN TANRI'SINDA" değil ...'NIN TANRI ANLAYIŞINDA


    - "...'YA SIĞMAYACAK" ile/değil ... İLE SINIRLANDIRIL(A)MAYACAK


    - "...DIR" ile/ve/değil/yerine OLMAKTA OLAN


    - "(ZIR)DELİ" ile/değil DÂHİ

    ( Kişilerin/toplumun anlayamadıkları ve/ya da kabul edemedikleri. İLE/DEĞİL Deliliğini, topluma kabul ettire(bile)n. )

    (
    Özellikle sözlük çalışması, dilin önemi, bireyin farkı ve değeri, yaşam hakkı, aşk, dostluk, psikoloji, ümit, hizmet, hukuksal süreç bağlamında ve daha çoğu bireysel (||/<>) toplumsal düşünce, duygu ve değerler açısından izlenilmesi gerekli olan, gerçek bir yaşam öyküsünün işlenilmiş olduğu etkileyici, ilginç ve harika bir film. )

    ( "Oxford İngilizce Sözlüğü’nü Mümkün Kılan Şizofren Cerrah: William Chester Minor" ve James Augustus Henry Murray hakkındaki ve sözlük yazma sürecindeki ilişkiyi okumak için burayı tıklayınız... )


    - "3 KULLUVALLAH 1 ELHAM" değil 3 İHLÂS (SÛRESİ) 1 FÂTİHÂ (SÛRESİ)


    - "ACIMASIZLIK" ile/ve/değil/||/<>/< GÜÇ EŞİĞİNİN YÜKSELMİŞLİĞİ


    - "AÇIĞA VURMA" ile/ve/||/<> ORTAYA ÇIKARMA


    - "ADÂLET YOK" ile/ve/değil/yerine/<> ADÂLET'İ, KENDİN/SEN (YAKIN ÇEVRENDE, OLANAKLARINDA) GERÇEKLEŞTİR (YAŞAT/İHYÂ ET)!


    - "ADAM ADAMDIR, OLMASA DA PULU; EŞEK EŞEKTİR, OLMASA DA (ATLASTAN OLSA) ÇULU"
    ile/ve
    "DEVE HACI OLMAZ, GİTMEKLE MEKKE'YE, EŞEK DERVİŞ OLMAZ, TAŞ TAŞIMAKLA TEKKE'YE"


    - "ADAMI OLMAK" değil "ADAM OLMAK"


    - "ADAMINA GÖRE" ile/değil/yerine ADÂBINA GÖRE


    - "AĞLAMA DUVARI" ile/değil/yerine BATI DUVARI


    - "AĞLAMAMAK" değil/yerine AĞLATMAMAK


    - "AHLÂK/AHLÂKSIZLIK" ile/değil/< ANATOMİ

    ( Eşeysel örgenlerin adlarında, "ahlâk" ya da "ahlâksızlık" aranamaz! Küfür olarak geçen sözcüklerin ve küfür edenlerin yersiz/kötü "kullanımındaki" yanlışlık, dilin ya da sözcüklerin hatası, yükü değildir! Kişilerin yanlışları da sadece o kişilerin, o ve ilgili yersiz/bağlamsız, yanlış/kötü davranış ve tutumlarıyla sınırlı tutulmak zorundadır.

    Üç yaşından itibaren öğrenilmiş, fark bile olmayan "farkların", gerçekte, doğada ve bütünlükte hiçbir biçimde herhangi ciddi bir fark oluşturmadığı, herkesin her "şey"i tam olarak bildiği, gördüğü ve yaşadığı bir durumun, deneyimin de doğal ve sınırlandırılmış, kapalı koşullarda, herhangi bir ayıbı yoktur[bulunamaz ve aranamaz]! Eşeysel örgen adlarının, tıpta, anatomi ya da fizyoloji bilgisi olarak, Latince ya da başka bir dilde kullanılması da bir şeyleri "çözmekte/aşmakta" yeterli değildir.

    Doğru/uygun zaman, zemin ve koşulların, duyacaklarına râzı olan/olacak kişinin, muhabbetin ve hukukun bulunmadığı ilişki ve ortamlarda, dikkatsiz, özensiz bir biçimde tüketiliyor olmasıdır tüm sorun. Söylenilen sözcüklerin değil beklenilmeyen ve istenilmeyen koşullarda, bir dayatma olmasından dolayıdır kişilerin tüm haklı tepkisi. Kişilerin, hangi konu/alan olursa olsun, seslerini yükseltmelerindeki yanlış ya da sorun kadar, kullandıkları ve seçemedikleri sözcüklerin yanlışlığındandır rahatsız olunan. Sorun, esas ya da içerik sorunu değil, yöntem(usûl) sorunudur. Kalabalığın içinde, zaman, zemin ve koşulları, kişileri dikkate almama kabalığıdır.

    "Cinsiyetçi küfür" diye bir "tanım/sözcük" de olmaz! Sorun, örgen adlarında ya da "kadın"lara saygısızlık olmasında değil cahil/yetersiz/özensiz/kaba kişilerin, sonuç odaklı ve düşünmeden, özenmeden, çevresine kayıtsız ve saygısızca davranmasından dolayıdır. Eğer eşeysellikteki son aşama, "kulağa üflemek" olsaydı, her ("olumlu/olumsuz") zaman ve zeminde, her durumda, ağzından düşürmediği "söz" ve kısaltma, "AMK" değil "Hay kulağına üfleyeyim!"[KULK] olurdu. Bu durumda, bu sorun, ne kulak kepçesinin ve/ya da deliğinin, ne de bu sözcüğün, "ayıbı", "ahlâklılığı ya da ahlâksızlığı" olurdu.

    Buradaki "sorun" ya da yanılsama, kapalı, sınırlı ya da bazı/çoğu ayrıntının iki kişi arasında ya da sır olarak tutulması istenilen özelin, dışarıda ve genelleştiriliyor olmasından dolayıdır.

    Tıpta ve tüzede[hukukta], "ayıp", "çirkinlik" vs. ol(a)madığı gibi, zihinde ve zihin dilinde de "ayıp", "pis", "kötü" diye bir sınır(landırma) ya da sonuç(landırma) yoktur. Zihinden, "olumlu/olumsuz", "iyi/kötü" her düşünce ve ayrıntı geçebilir fakat sorumlu olunan/olunması gereken, ağızdan çıkmayabilecek olan söz(cük)ler(imiz)dir. )

    ( )


    - "AKILLANMAK" ve/||/<>/< "AKIL ALMAK"


    - "AKILSIZ" İLERLEMEK değil AKLI AŞARAK İLERLEMEK


    - "AKL(IN)A" GÖRE "AKIL" ile/değil/yerine AKIL


    - "AKLINI, BAŞINA TOPLAMAK" ile/ve "AYAĞINI, DENK ALMAK"


    - "ALKIŞLAMAK" ile/değil/yerine KABUL ETMEK


    - "ALLAH ALLAH" ile "ALLAH ALLAH ALLAH" ile "YA ALLAH" ile "ALİMALLAH" ile "İNŞAALLAH" ile "BİSMİLLAH" ile "EVVELALLAH" ile "MAAŞALLAH" ile "EYVALLAH" ile "FESUBHANALLAH" ile "HAY ALLAH"

    ( Şaşırırsak. İLE İşe coşku ve heyecanla sarılınca. İLE İşin sonuna kadar gitmek istersek. İLE Azmedersek. İLE İşe başlamadan önce. İLE İşe başlarken. İLE Kendimize güvenirsek. İLE İşi başarıyla bitirince. İLE İşten vazgeçersek. İLE Canımızı sıkarlarsa. İLE Eğer işi başaramazsak. )


    - "ALLAH NAMERD'E MUHTAÇ ETMESİN" değil "ALLAH MERD'E MUHTAÇ ETMESİN"


    - "ALLAH'I BİLMEZ" ile/ve/değil "KENDİNİ BİLMEZ"


    - "ALLAH'TAN BAŞKA İLÂH YOKTUR" değil İLÂH ANCAK ALLAH'TIR!


    - "ALTINDA KALMAK" ile/değil/yerine/< "ALTINDAN KALKMAK"


    - "ÂN'I YAŞAMAK" değil ÂN'IN FARKINDALIĞIYLA YAŞAMAK

    ( "Ân'ı, yaşamak" sözü, "anlık düşünmek, hareket etmek, günlük öteki işleri/durumları gözardı etmek, kenara koymak, askıya almak" ya da "keyfî, ben merkezci hareket etmek" olarak DEĞİL yaşamın, olay/olguların, çevrenin, kendinin/zihnin her durum ve sürecinde, farkındalıklı ve nitelikli yaşama çabası -iddiasında değil!- içinde olunması gerektiği, gerekenin, gerektiği koşullarda ve zamanda yerine getirilmesi gerektiği anlamına gelir. Ancak, bu biçimde, farkındalıklı düşünülür, eylemsel yaşanırsa, yaşamın içinde olunacağı, sorumluluk alarak, felsefî anlayış, bilimsel tutum ve sanatsal duyarlılık ile sağlanabilir. )

    ( "An'ı yaşamak" ya da "An'da yaşamak" deyimleri, eksik ya da yanlış kullanılmakta, algılanmaktadır ne yazık ki.

    "An'ı yaşamak", gün boyunca yaptığın/yaşadığın biçimde, An'ı(nı) da farkındalıklı, verimli yaşamaya işaret etmek, dikkat çekmek üzere kullanılır/kullanılmalıdır. Bu algı ve yorumla, hem gün içinde yapılan/yaşanılan işlerdeki zorunlulukları/gereksinimleri yerine getirir gibi, An'ı da aynı zorunluluklar oranında yaşamayı, hem de An'ın yoğunluğundaki bilinci/ni, gün içindeki işlerde de devrede tutarak, verimli bir tam gün geçirmeyi anımsa(t)maya yöneliktir.

    "An'da yaşamak" da aynı biçimde, günlük işlerdeki çokluk ve verimlilik gibi An'da da zamanı verimli kılacak, farkındalıklı bir tutum içinde yaşamayı anımsa(t)maya yöneliktir.

    Yani...
    "AN'I YAŞAMAK" değil AN'I, FARKINDALIKLI YAŞAMAK; "AN'DA YAŞAMAK" değil AN'DA, VERİMLİ/ÜRETKEN YAŞAMAK'tır! )


    - "ANLAMIYORUM" ile/ve/değil/||/<>/>/< "AKLIMDA(/ZİHNİMDE) TUTAMIYORUM"


    - "ANLAYACAĞINIZ BİÇİMDE" ile/ve/değil/yerine/||/<>/< ANLATABİLECEĞİM BİÇİMDE


    - "ANORMAL" ile/değil/yerine AÇIK/ŞEFFAF//DÜRÜST


    - "APTALA MALUM OLUR" değil ABDALA MALUM OLUR


    - "APTALLIK" değil/yerine/>< "DAHİLİK/DEHÂ"

    ( [sınırları] Yoktur. DEĞİL/YERİNE/>< Vardır. )

    ( Kişinin, "dahi" olanı da olmaz, "aptal" olanı da!
    Çünkü bazen/hem (bazı/ender) kişi(ler)de, dehâ açığa çıkabildiği gibi, bazen/hem de "aptallık"lar görülebilir. İkisi de aykırı ve aşırı değil sadece sıradışı durum ve koşullarda gerçekleşebilir. )


    - "ARANMAK" ile/ve/değil/yerine ARINMAK


    - "ARANMAK" ile/ve/değil ARINMAK


    - "ARSLAN" ve "KARTAL" ve "BOĞA" ve İNSAN

    ( Adâlet. VE Hikmet. VE Kudret. VE Muhabbet. )


    - "ASALAK" ile/değil KALENDER/RİNT[Fars.]/DERVİŞ

    ( Başkalarının sırtından geçinen kişi. İLE/DEĞİL Parayı, malı, mülkü öncelikli saymayan, gösterişsiz, sade yaşamaktan yana olan, alçakgönüllü kişi. | Yalnız biri hareketli, üst üste konulmuş belirli sayıda silindirden oluşan ve düzgün yüzeyli kâğıt üretmek için kullanılan bir makine. | Özensiz, kılıksız bir biçimde. )


    - "ASLINDA ..." ile/değil/yerine ÖNCELİKLE ,,,


    - "AŞIRI ALÇAKGÖNÜLLÜ/LÜK" ile/ve/<>/>/< YAĞCI/LIK


    - "AŞKIM" ile/ve "İMANIM"


    - "AT BUNLARI DIŞARI":
    BAŞKALARINI değil KENDİNİ

    ( Kendinde bulunan farklı/çeşitli "zihinleri/kişileri", kendi kulağını tutarak dışarı atmak. )


    - "ATILMIŞ/LIK" "FIRLATILMIŞ/LIK" "DÜŞÜRÜLMÜŞ/LÜK" "İNDİRİLMİŞ/LİK"


    - "AYAKTA DURMAK/DURABİLMEK" ile/ve/<>/< KİŞİSEL YÖNETİM VE GELİŞİM


    - "AYNAN YOKSA KOMŞUNA BAK" ile/ve "BANA ARKADAŞINI SÖYLE, SANA KİM OLDUĞUNU SÖYLEYEYİM"

    

    (1/10)

    FaRkLaR'ın devamı için burayı tıklayınız...
    ( Click here to see further differences!... )




    Bu sayfa 01 Ocak 2021 itibariyle 131 kez incelenmiş/okunmuştur.