Söz(cük)leri/ni ve tutumu/nu değiştir... Dünya/n değişsin!

Bu nedir? | Nasıl kullanılır? | Nasıl okumalı/anlamalı? | Sıkça Sorulan Sorular | Yenilikler | İletişim

DAVRANIŞ ve TUTUMLAR'da

KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!

(SÜREKLİ AYIRDINDA OLUNMASI GEREKENLER!!!)



EN SON YAPILMIŞ OLAN EKLEMELER
[ 06 Ocak - 26 Şubat 2021 arasında... ]

[26 Şubat 2021]
Bugün itibariyle yapılmış olan eklemeler aşağıdaki gibidir.
[ 06 Ocak - 26 Şubat 2021 arasında... ]
( 19 yeni ekleme, 6 katkı(bilgi/açıklama) )

- KENDİNİ:
KANDIRMAK
ile/ve/||/<>/> KAPTIRMAK
[Eklenme Tarih ve Saati: 21 Şubat | 03:33 ]
[www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/57691(Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]

- HIZLI GİTMEK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< UZAĞA GİDEBİLMEK
[Eklenme Tarih ve Saati: 16 Şubat | 20:32 ]
[www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/57687(Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]

( [... için/istiyorsak ...]
Yalnız gidilmeli. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Birlikte gidilmeli. )

- TUTKAL["TUT KAL"] ile/değil/yerine/||/<>/< TUTKU
[Eklenme Tarih ve Saati: 11 Şubat | 21:46 ]
[www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/57684(Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]

- MEMNUN (OLMAK) ile/ve/değil/yerine/||/<>/< RÂZI (OLMAK)
[Eklenme Tarih ve Saati: 11 Şubat | 10:02 ]
[www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/57681(Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]

- DÜN/LER ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< GÜN/LER
[Eklenme Tarih ve Saati: 02 Şubat | 11:22 ]
[www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/57673(Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]

( Unutulabilirler. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>/< Yaşanılması gerekenler, yaşanılacaklar. )

- SEVGİ:
EDÂ
ile/ve/||/<>/> SEDÂ
[Eklenme Tarih ve Saati: 26 Ocak | 10:54 ]
[www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/57662(Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]

- SORU (SORMAK):
ÖĞRENMEK İÇİN
ile/ve/değil/bazen/||/<> ANLAMAK İÇİN ile/ve/değil/bazen/||/<> GERİBİLDİRİM/ONAY İÇİN
[Eklenme Tarih ve Saati: 26 Ocak | 10:20 ]
[www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/57661(Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]

- TESLİMİYET:
"KİŞİ"YE
ile/ve/değil/||/<>/< YOL'A
[Eklenme Tarih ve Saati: 25 Ocak | 21:16 ]
[www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/57658(Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]

- SIKIŞTIRMAK ile KISTIRMAK
[Eklenme Tarih ve Saati: 23 Ocak | 20:36 ]
[www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/57656(Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]

- İLETKEN ile/değil/yerine/||/></< YALITKAN
[Eklenme Tarih ve Saati: 19 Ocak | 16:37 ]
[www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/57654(Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]

- EDEB-İ HAKİKAT ile/ve/||/<>/> EDEB-İ CEMÂL
[Eklenme Tarih ve Saati: 14 Ocak | 19:22 ]
[www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/57639(Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]

- ELİNİ ETEĞİNİ (ÇEKMEK)
[Eklenme Tarih ve Saati: 13 Ocak | 12:19 ]
[www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/57637(Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]

- SORUNLARLA:
"BAŞ BAŞA OLMAK"
değil YÜZ YÜZE OLMAK
[Eklenme Tarih ve Saati: 10 Ocak | 10:31 ]
[www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/57635(Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]


Bugün[ 26 Şubat 2021 ]
itibariyle 8096 başlık/FaRk ile birlikte,
9196 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.

(1/10)


- !"IRKÇI/LIK" ile/ve/değil/<> OYMAKÇI/LIK / KABİLECİ/LİK


- !"LÂNETLEME" ile !"KARALAMA"

( Dinlerde. İLE İdeolojilerde. )


- !"SANIKTAN, KANITA GİTMEK" değil KANITTAN, SANIĞA GİTMEK


- !AŞAĞILAYICI/LIK ile/ve/<> !DIŞLAYICI/LIK


- !BAŞLIK PARASI ile/ve !DRAHOMA

( Erkek tarafı, gelin için verirdi. İLE/VE Kız tarafı, erkek için verirdi. [Musevilik'te.] )


- !BÖLÜCÜLÜK ile/ve/||/<> !ÖTEKİLEŞTİRME


- !CEHÂLET ve/<> !BAĞNAZLIK ve/<> !ÖFKE ve/<> !YEGİNLİK/ŞİDDET


- !CESÂRET ile !İNTİKAM

( İntikama yönelik çaba, cesâretten değil acziyettendir. )


- !DALGA GEÇMEK ile/ve/değil/||/<>/< BİLMEMEK


- !DEDİKODU/GIYBET ile/değil/yerine ELEŞTİRİ/TENKİD

( )


- !DESPOT[Fr.] değil/yerine/= !BUYURGAN


- !DÜŞMAN/LIK ve !KİN


- !GENELLEME(!) ile/ve/<> !İNDİRGEME(!) ile/ve/<> !SİLME(!) ile/ve/<> !ÇARPITMA(!)


- !HARBİYE ile Harbiye ile Harbiye

( Savaş işleri. İLE Subay yetiştiren yüksekokul, Harp Okulu. İLE Elmadağ - Taksim ile Pangaltı - Nişantaşı arasındaki bölgenin adı. )


- !HEMPA[Fars.] ile/değil/yerine/>< KANKA/ARKADAŞ

( Kötü işlerde aynı amaçla ve birlikte hareket eden kişi, ayaktaş. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Kan kardeşliği kadar yakınlıkla birlikte hareket eden/ler. )


- !HINÇ/GAYZ ile !İNTİKAM

( Zayıf olan, nefret etme ve intikam alma eğilimindedir. Tembel olduğundan da, yatışır ve bu düşüncelerden vazgeçer. )

( GAYZ ile ZAHL[çoğ. ZÜHÛL] )


- !HINÇ ile/ve/||/<> !ÖÇ

( Zayıf olan, "alınır". "Alınan", kızar. Kızan, öfkelenir. İLE/VE/||/<> Daha zayıf olan, incinir. İncinen, gücenir. Gücenen, kinlenir. )


- !HIRSIZLIK ile !YAĞMA


- !İFTİRA ile/ve !KARALAMA/KARAMA

( !TAKVÎL[çoğ. TAKVÎLÂT], İSNÂD[çoğ. İSNÂDÂT] ile/ve ... )


- !İHTİKÂR ile !İHTİLAS

( Vurgunculuk, vurgun. İLE Aşırma, para aşırma, aşırtı. )


- !İŞKENCE ile/değil/yerine CEZA


- !KARAÇALI = ÇALIDİKENİ

( Hünnapgillerden, kurak yerlerde yetişen, çiçekleri altın sarısı renginde, dikenli bir bitki. | İki kişinin arasına girerek ilişkileri bozan kişi. )

( PALIURUS SPINOSA )


- !KAVGA ile !SAVAŞ


- !KAVGA ile/yerine TARTIŞMA

( Her kavganın temelinde, taraflardan birinin cahilliği yatar. )

( ARBEDE ile/yerine MÜNÂZARA )

( !FIGHT vs. ARGUE
ARGUE instead of !FIGHT )


- !KISKANÇLIK ile/ve/<> !KİN


- !KİN:
"TUTMAK" ile/değil/yerine/>< TUTMAMAK

( Güçsüz olanlar, kin tutar. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Güçlü olanlar, kin tutmaz. )


- !KİN ile/ve/||/<> !İNTİKAM


- !KÖLE/LİK ile/ve ŞAŞKIN/LIK


- !KÖLE ile/değil/<>/< İŞÇİ

( [not] SLAVE vs./but/<>/< WORKER )


- !KUNDAK ile !KUNDAK[Yun.]

( Yeni doğmuş çocuğu ilk aylarda sıkıca sarıp sarmalamaya yarayan geniş bez. | Bu bezle sarılmış bebek. | Saçları yemeninin içine alıp bağlama. | Korunmak için sıkı sıkıya sarılmış şey. İLE Yangın çıkarmak için bir yere konulan tutuşmuş yağlı bez parçası vb.| Tüfek gibi bazı ateşli silahlarda bunları çeşitli yönlere çevirmeye yarayan, namlunun altında bulunan ağaç ya DA metal bölüm. | Arabalarda dingil yatağı. | Ara bozma, fitne, fesat. )


- !MAFYA ile/ve/<> (")HÜKÜMET(")

( FaRkLaR'ı değil önemli bir ortak yanları vardır. İkisinde de haktan, hukuktan eser yoktur ve/ya da olmayabilir (ne yazık ki[hükümet için]). )


- !MENFÛR[Ar. < NEFRET] değil/yerine/= İĞRENÇ


- !MİSİLLEME ile/ve/ne yazık ki/> !SAVAŞ


- !MUŞTALAMAK değil MUŞTULAMAK

( Muşta ile vurma. DEĞİL Sevinilecek bir işin, olayın vb. olduğunu, birine haber vermek, müjdelemek. )


- !ÖFKE ile/ve/ne yazık ki/> !SALDIRI


- !RANT ve/ne yazık ki/> !"RAHAT"/LIK


- !SAVAŞ değil/yerine/>< SANAT


- !SAVAŞ ile/ve/değil/yerine SAVAŞIM


- !SİGARA İÇEN ile/ve/değil/<> İÇİREN/İÇTİREN/İÇTİRTEN

( ... İLE/VE/DEĞİL/<> Etkin/Edilgin/Ettirgen. )

( [ne yazık ki] İçmeyenler. İLE/VE/DEĞİL/<> İçenler ve içmeyenler. )


- !ŞAKA ile/ve/||/<>/> !İNTİKAM


- !ŞİRK ile/ve/||/<> !KİBİR

( Tanrı'ya, başka bir şeyi/birini ortak koşmak. İLE/VE/||/<> Tanrı'ya, kendini ortak koşmak. )


- !TAHKİR ile/ve/||/<> !TEZYÎF[< ZEYF]

( Aşağılama, onur kırma, onuruna dokunma. İLE/VE/||/> Değersiz gösterme. | Alay etme. )


- !TAHKİR ile/değil/yerine TENKİT/TENKİD

( Bir kaçıştır.[kendinden, utancından, küçüklüğünden] İLE/DEĞİL/YERİNE Bilmeyi zorunlu kılar. )


- !TALAN[Fars.]/İHTİKÂR[Ar.]/ÇAPUL/PLAÇKA[< Arnavutça] değil/yerine/= !YAĞMA/VURGUN


- !TELİN[Ar.] değil/yerine/= !KARGIMA, KARGIŞ

( !Kargıma, lânet okuma, lânetleme. )


- !TEPİK = !TEKME


- !TOKAT ile !FİSKE[Yun.]


- !TOKAT = !ŞAMAR

( Açık elle yüze vurulan tokat. )


- !TOKAT ile !ŞAPLAK

( ... İLE "Şap" diye ses çıkaran tokat. )


- !TOKAT ile !YUMRUK


- !VANDALLIK ile !BARATARYA

( Miladın, başlangıç yıllarında yaşayan ve Roma İmparatorluğu ile yaptığı savaşlarda, acımasızlığı ile ün salan bir Doğu Germen halkı. | Eski kültür ve sanat anıtlarını yakıp yıkan; bunların değerini bilmeyen kişi ya da halk. İLE Kaptanın, tayfaların, gemi sahibine, armatöre ya da sigorta ortaklığına, bilerek verdikleri zarar. )


- !ZULM ile/ve/değil/yerine/<>/< CEBR


- !ZULÜM/GADİR[Ar.] ile !KIYGI/KIYIN


- !ZULÜM ile/ve/değil/||/<> İHMALKÂRLIK


- ... HAKKI ("VERMEK") ile/ve/değil/||/<>/< ... FIRSATI (TANIMAK)


- ... İLE SINIRLI OLDUĞUNU:
DİLE GETİRMEK ile/ve/||/<> ANIMSATMAK


- ... OLANAĞI ..:
SUNMAK ile/ve/||/<> TANIMAK


- ... PEŞİNDE ile/ve/değil/<> ... DERDİNDE


- ..., ...'NIN:
"GÖSTERİSİ" değil GÖSTERGESİ


- ...'DA/N:
"NE ANLADIĞIN" ile/ve/değil "NE BEKLEDİĞİN"


- ...'NIN:
"ONURU" ile/ve/değil/yerine/||/<>/< OLURU


- ...'NIN:
"SUÇLUSU" ile/ve/değil/yerine/<>/< SORUMLUSU


- ...'NIN(BEKLEMENİN/DÜŞÜNMENİN VB.):
"ÂLEMİ" YOK! değil GEREĞİ YOK!


- ...'YA RÂZI OLMA ile/ve/değil/||/<>/< ...'YI SAVUNMA HAKKI


- ...'YI SORMAMAK ile/ve/||/<>/> ...'YA BAKMAMAK


- ...('YI/YA) YAPMAMA/UYGULAMAMA/UYMAMA:
"ÖZGÜRLÜĞÜ" ile/ve/değil/yerine OLANAĞI/OLANAKLILIĞI/İHTİYÂRI


- ...MIŞ GİBİ ile/ve/değil BİLE DEĞİL


- ...MIŞ GİBİ ile/ve GİZLİ


- ...MIŞ GİBİ ile/değil VARSAYMAK



(1/10)

FaRkLaR'ın devamı için burayı tıklayınız...
( Click here to see further differences!... )



KÜPELER...

BİR ŞEY Kİ...
YAPMASAN DA OLUR! YAPMA!!!

BİR ŞEY Kİ...
SÖYLEMESEN DE OLUR! SÖYLEME!!!


BİR ŞEY Kİ...
YEMESEN DE OLUR! YEME!!!

BİR ŞEY Kİ...
İÇMESEN DE OLUR! İÇME!!!

[tüm abur-cuburlar, et ve tüm hayvansal "ürünler",
kahve ve de özellikle sigara!]

(Yaptığımız, "kâr"; yapmadığımız, yarar!)
(Aldığımız, "kâr"; verdiğimiz, yarar!)
(Yediğimiz, "kâr"; yemediğimiz, yarar!)
(Söylediğimiz, "kâr"; söylemediğimiz, yarar!)



ÇARESİZSENİZ, ÇARE SİZSİNİZ!!!

Kolları, elleri ve ayakları olmayan adam bir takım komiklikler yapıp, yere düştükten sonra şunları söylüyor:

"Her kişi yaşamda zaman zaman bu derece umutsuz olduğu zannedilen durumlara düşebilir; Hatta tekrar ayağa kalkabilmek için her türlü olanak ve araçtan yoksun da kalabilir...

Şimdi size soruyorum diyor:
"Ben 100 kere tekrar ayağa kalkmayı denesem ve 100'ünde de başarısızlığa uğrasam, tekrar ayağa kalkabilme konusunda tüm umutlarımı yitirmeye hakkım ya da olanağım var mı?"

"Yani artık sizce 101. seferi hiç denemeyi dahi düşünmemeli miyim?

Ne yazık ki benim öyle bir olanağım yok; yaşamımı devam ettirebilmek için ne yapıp edip tekrar ayağa dikilmek zorundayım! Ne yapıp edip kendime ayağa kalkmak için bir destek noktası hayal etmek bunu YARATMAK zorundayım...

İşte şimdi yapacağım gibi!!!..." diyor.

Aşağıdaki bağlantıyı tıklayın ve bu muhteşem gösteriyi sonuna kadar izleyin!

ÇARE SİZSİNİZ!!!


Bir haksızlık, zulüm görürseniz

Gücünüz yetiyorsa elinizle,

ona gücünüz yetmiyorsa dilinizle,

ona da gücünüz yetmiyorsa kalbinizle karşı çıkın.






GÜLÜMSEMENİN SIRLARI

Bir gülümseme insana hiçbir şeye mal olmaz. Fakat çok şey kazandırır.

Vereni fakirleştirmeden alanı zengin eder.

Gülümseme sadece bir an sürer, fakat anısı bazen sonsuza dek yaşar.

Hiç kimse onsuz yaşayacak kadar zengin veya güçlü değildir.

Gülümseme evde mutluluk, işte başarı yaratır.

Dostluğun ve içtenliğin parolasıdır.

O, yorguna dinlenme, üzgüne neşe verir.

Böyle olmakla birlikte, satın alınamaz, rica ve minnetle elde edilemez.

Ödünç alınamaz ya da çalınmaz, zorla sahip olunamaz.

Çünkü kendiliğinden verilmedikçe hiç kimsenin işine yaramaz.

Bazı kimseler size gülümsemeyecek kadar yorgundurlar, onlara siz gülümseyiniz.

Gülümsemeyenlerin güleryüz görmeye gereksinimleri herkesten çoktur.

"Her zaman gülümse, dudaklarından tebessüm eksik olmasın, hatta bu acıtsa bile."

:) :) :) :) :) :) :) :) :) :)




NE YAPMAYABİLECEĞİNİ! BİLMEK!!!

Kendini gerçekleştirmiş, saygın ve önemli birine sormuşlar:
Nasıl bu noktaya geldiniz?
Yakınlarında bulunan bir kişiyi göstererek, herşeyi ondan öğrendiğini söylemiş.

Çevresindekiler hayret içinde ve inanamayarak demişler ki:
Nasıl olur? O işaret ettiğiniz kişi, her türlü, düzenbazlığı, yalanı, rezilliği yapan biridir.

Yanıt: Heh işte!
O ne yaptıysa ben yapmadım!


DİKKAT EDİN!

Söylediklerinize dikkat edin,
düşüncelere dönüşür...

Düşüncelerinize dikkat edin,
duygularınıza dönüşür...

Duygularınıza dikkat edin,
davranışlarınıza dönüşür...

Davranışlarınıza dikkat edin,
alışkanlıklarınıza dönüşür...

Alışkanlıklarınıza dikkat edin,
değerlerinize dönüşür...

Değerlerinize dikkat edin,
karakterinize dönüşür...

Karakterinize dikkat edin,
kaderinize dönüşür...




DENİZ YILDIZI

Bir gün sahilde dans eder gibi hareketler yapan bir adam dikkat çekti. Bunu gören adam merak edip hızlı hızlı ona doğru yürüdü. Yaklaşınca bir gencin yerden bir şey alıp denize attığını, sonra birkaç adım koşup aynı hareketi sürekli tekrarladığını gördü.

Biraz daha yaklaşıp genci selamladı ve aralarında şu konuşma geçti:
- Ne yapıyorsun böyle?
- Okyanusa denizyıldızı atıyorum.
- Denizyıldızı mı?
- Evet... Güneş yükseldi ve sular çekiliyor. Eğer onları hemen suya atmazsam az sonra ölecekler.
- Ama görmüyor musun ki, kilometrelerce sahil var ve baştan aşağıya denizyıldızı ile dolu, ne farkedecek?

Genç adam eğilerek yerden bir denizyıldızı daha aldı, denize fırlatırken:
- Bakın! Bunun için fark etti!




ADÂLET DAİRESİ

Adâlet, dünya barışının temelidir.
Dünya bağının sınırlarını devlet belirler.
İşte bu devlet duvarını inşâ edecek, devlete düzen sağlayacak olan hukuktur.
Siyasi güç olmaksızın hukuk, yaptırımlarını yerine getiremez.
Siyasi gücü, askeriye korur.
Askeri gücün yaşamasını ekonomi sağlar.
Ekonomik gücü halk sunar.
Halkın birliğini sağlayacak olan ise adâlettir.

 

Adl'dir mucib-i salâh-ı cihan
Cihan bir bağdır, divan devlet
Devletin nâzımı şeriattır
Şeriata olamaz hiç hâris illâ mülk
Mülk zabteylemez illâ leşker
Leşkeri cem edemez illâ mal
Malı cem eyleyen raiyettir
Raiyeti kul eder padişah-ı âleme adl.








YAZIT

Gürültü patırtının ortasında sükûnetle dolaş; sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma. Başka türlü davranmak açıkça gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalış. Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık unutmak olsun. Bağışla ve unut. Ama kimseye teslim olma. İçten ol; telaşsız, kısa ve açık seçik konuş. Başkalarına da kulak ver. Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları; çünkü, dünyada herkesin bir öyküsü vardır.

Yalnız plânlarının değil, başarılarının da tadını çıkarmaya çalış. İşinle ne kadar küçük olursa olsun ilgilen; hayattaki dayanağın odur. Seveceğin bir iş seçersen yaşamında bir an bile çalışmış ve yorulmuş olmazsın. İşini öyle seveceksin ki, başarıların gövdeni ve yüreğini güçlendirirken verdiklerinle de yepyeni hayatlar başlatmış olacaksın.

Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol. Sevmediğin zaman sever gibi yapma. Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme. İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz. Ve unutma ki, insanlığın yüzyıllardır öğrendikleri, sonsuz uzunlukta bir kumsaldaki tek bir kum taneciğinden daha fazla değildir.

Aşka burun kıvırma sakın; o çöl ortasındaki yemyeşil bir bahçedir. O bahçeye layık bir bahçıvan olmak için her bitkinin sürekli bakıma gereksinimi olduğunu unutma.

Kaybetmeyi ahlâksız kazanca tercih et. İlkinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer. Bazı idealler o kadar değerlidir ki, o yolda yenilmen bile zafer sayılır. Bu dünyada bırakacağın en büyük miras dürüstlüktür.

Yılların geçmesine öfkelenme; gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe. Yapamayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme.

Rüzgârın yönünü değiştiremediğin zaman, yelkenlerini rüzgâra göre ayarla. Çünkü dünya, karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir. Arasıra isyana yönelecek olsan da hatırla ki, evreni yargılamak olanaksızdır. Onun için kavgalarını sürdürürken bile kendi kendinle barış içinde ol.

Anımsar mısın doğduğun zamanları: Sen ağlarken herkes sevinçle gülüşüyordu. Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde, sen mutlulukla gülümse. Sabırlı, sevecen, erdemli ol. Önünde sonunda tüm servetin sensin. Görmeye çalış ki, tüm pisliğine ve kalleşliğine karşın dünya yine de insanın biricik güzel mekânıdır.

Eski Bir Tapınak Yazıtı (Xsenius İ.Ö. IX. yy.)




DİLEK

Tanrım,
Beni yavaşlat!

Aklımı sakinleştirerek kalbimi dinlendir...

Zamanın sonsuzluğunu göstererek bu telâşlı hızımı dengele...

Günün karmaşası içinde, bana, sonsuza kadar yaşayacak tepelerin sükûnetini ver.

Sinirlerim ve kaslarımdaki gerginliği, belleğimde yaşayan akarsuların melodisiyle yıka, götür.

Öykünün o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymama yardımcı ol...

Anlık zevkleri yaşayabilme sanatını öğret; bir çiçeğe bakmak için yavaşlamayı, güzel bir köpek ya da kediyi okşamak için durmayı, güzel bir kitaptan birkaç satır okumayı, hülyalara dalabilmeyi öğret...

Her gün bana kaplumbağa ve tavşanın masalını anımsat!
Anımsat ki, yarışı, her zaman hızlı koşanın bitirmediğini, yaşamda hızı artırmaktan çok daha önemli şeyler olduğunu bileyim...

Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmamı sağla!
Göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olması, yavaş ve iyi büyümesine bağlıdır...

Beni yavaşlat Tanrım!
Ve, köklerimi, yaşam toprağının kalıcı değerlerine doğru göndermeme yardım et.
Yardım et ki, kaderimin yıldızlarına doğru daha olgun ve daha sağlıklı olarak yükseleyim.

Ve en önemlisi,

Bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için CESARET,
Değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için SABIR,
İkisi arasındaki farkı bilmek için AKIL,
Ve
Beni aşkın körlüğünden ve yalanlarından koruyacak DOSTLAR ver...




ÖĞÜTLER I

Belirli bir saatte yat! Belirli aralıklarla ye! Tıka basa yeme, tam doymadan kalk!

Yalnızken davranışın neyse, bir konuk varken de öyle olsun! Konuk ağarlarken nasıl davranıyorsan, yalnızken de öyle ol!

Söylediklerine dikkat et; söylediklerini uygula!

Koşullar elverişliyse, bu durumdan yararlan; ama eyleme geçmeden önce iki kez düşün hep.

Geçmişe yakınma! Geleceğe bak!

Yiğit gibi korkusuz ol; yüreğini bir çocuğunki gibi sevgi dolu tut!

Yatınca, son uykuna yatmışçasına uyu! Uyanınca, iğneli fıçıdan kaçar gibi, yatağından fırla!




ÖĞÜTLER II

Birinin iyi bir hareketine tanık olduğunda, onu örnek almak için kendini yüreklendir. Bir başkasının yanlış hareketini duyarsan, ona benzememeye çalış.

Karanlık bir odada yalnız başına olsan da karşında soylu bir konuk varmış gibi davran. Duygularını açığa vur ama gerçek yaradılışındakinden fazlasını ifade etmek için çabalama.

Yoksulluğunu hazine say. Kolay yaşamla değiş-tokuş etme onu.

Bir kimse alık görünebilir ama belki de öyle değildir. Bilgeliğini korumak olabilir salt amacı.

Erdemler, özdüzencenin(self-discipline) ürünüdür; yağmur ya da kar gibi kendiliğinden düşmez gökten yere.

Alçakgönüllülük tüm erdemlerin temelidir. Bırak komşuların keşfetsin seni, sen çabalama göstermeye kendini.

Soylu yürek öne sürmez kendini. Sözcükleri nadir inciler gibi seyrek görülür; değerleri çok yüksektir.

İçtenlikli bir öğrencinin her günü kutlu gündür. Zaman yürür ama, o geri kalmaz. Ne utku ne de utanç, öylesini sarsamaz.

Kendini suçla, başkalarını değil! Doğruyu yanlışı tartışma!

Kimi şeyler, doğru da olsa, kuşaklar boyunca yanlış sayılmışlardır. Doğruluğun değeri ortaya yüzyıllar sonra çıkabileceği için, birdenbire anlaşılma özlemine gerek kalmaz.

Yaşamında erek olsun! Ama sonuçları evrenin ulu yasasına bırak. Her gününü dingin düşünceyle geçir!




ŞEYH EDEBÂLİ'den OSMAN GAZİ'ye

Ey Oğul!
Bey'sin...
Bundan sonra öfke bize, uysallık sana...
Gücengenlik bize, gönül almak sana...
Suçlamak bize, katlanmak sana...
Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar,
anlaşmazlıklar bize, adâlet sana...
Kötü söz, şom ağız, haksız yorum bize,
bağışlamak sana...

Ey Oğul!
Bundan sonra bölmek bize, bütünlemek sana...
Üşengeçlik bize, uyarmak, gayretlendirmek,
şekillendirmek sana...

Ey Oğul!
Sabretmesini bil! Vaktinden önce çiçek açmaz.
Şunu da unutma! İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın.

Ey Oğul!
Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı.

Allah yardımcın olsun.

1299




SU OLDUĞUNU DÜŞÜN...

Su denli özel, su denli yararlı ve su denli çok, tükenmez... İnanıyorum ki, gerçekten de öylesin. Ama ister çeşmelerden dökül, ister göklerden yağ, ister nehirler dolusu ak; dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın. Yani seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın. Unutma! Daha çok bağırdığında, daha çok dinlenmezsin, gürültünün parçası olursun yalnızca!... Suyun yanında olanlar, suyu en az içenlerdir. Çünkü "Su nasılsa burada. Gerek yok ki, suyu kana kana içmeye" diye düşünürler... Tıpkı, sesini sürekli duyanların seni dinlemedikleri gibi! Ormandaki hiçbir hayvan, ırmağın gürültüler koparan yerinden su içmeye çalışmadı şimdiye dek. Hepsi, hep sabahın en sakin ÂN'ını bekledi; suyun durgun yerlerini bulabilmek için... Gittiler ve sakin sakin gereksinimlerini giderdiler. Onlar için en uygun olan, kendi istedikleri zamandı. Sen, hep bir su olduğunu düşün. Su gibi güzel, su gibi vazgeçilmez... Ve su gibi yaşam kaynağı olduğunu düşün. Ama su gibi yaşatıcı ol. Su gibi yıkıcı, sürükleyici ve öldürücü değil!... Suysan tarlalarını basma insanların, yuvalarını yıkma, ocaklarını söndürme; sana "felaket" denmesin! Suysan bir bardağa sığabil ki, damarlara girebilesin!...

Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi yararlı, su gibi gerekli ve su gibi bitmez tükenmez olduğunu da unutma! Ayrıca, su gibi sakin olabileceğin gibi, su gibi de "kıyametler koparıcı" olabileceğini unutma!... Vadiler varken önünde ve ovalar varken, yayılabileceğin küçük ırmaklara ayırabiliyorsan kendini ve bardaklara bölebiliyorsan, yaşam verirsin çevrene. Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen, korkulan ve kaçılan olursun seller, afetler gibi. Tercih elindeydi hep ve hep "senin" ellerinde olacak... Ya tutmayı öğreneceksin dilini ya da hiç durmadan konuştuğun için, yalnızca bomboş ve anlamsız sesler çıkartan biri olduğunu zannettireceksin çevrendeki insanlara! Ama yapman gereken su değil mi? Düşüneceksin, ne zaman, ne söyleyeceğini. Düşüneceksin, kimin dinleyip dinlemediğini, kimin anlayıp anlamadığını...

Düşüneceksin, anlatmak istediklerinin ne kadarını anlatabildiğini... Hatta anlayanların anladıklarının da, senin anlattıklarının ne kadarı olduğunu düşüneceksin... Konuşmak için en uygun zamanı bekleyecek, en az ama en uygun sözcükleri seçmeye çalışacaksın... Yolcuların, önceden aldıkları biletleri ceplerinde olduğu halde, saatlerini kontrol ederek, zaman yaklaştığında, vapurun kalkacağı iskelede hazır olmaları gibi, sen de fikrini bildireceğin kişinin "kıyıya yanaşmasını" bekleyeceksin!... Demeyeceksin, "Ben canım isteyince giderim iskeleye, vapur da o saniyede gelmek zorunda!" Demeyeceksin, "Ben aklıma geleni geldiği biçimde söylerim. Karşımdaki de değil duymak, değil dinlemek, anlattığımdan bile fazlasını anlamak zorunda!" Keşke öyle olsaydı. Keşke haklı olsaydın, ama maalesef değil! Ağzını açıp "Şelâleden dökülen suyu" içmeye çalışan bir tavşan gördün mü hiç? Ya da önüne çıkan ağaçları bile sürükleyen bir selden susuzluk gidermeye uğraşan bir ceylan gördün mü? Kaplanlar bile içebilmek için suyun durulmasını bekler; beyni olan her canlı gibi!

Haydi... Sen şimdi "su olduğunu" düşün ve kendini "su gibi" hisset... Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi berrak, su gibi yararlı... Su gibi yaşam kaynağı ve su gibi bitmez tükenmez olduğunu anımsa... Ama yine su gibi "küçük bir bardağın içine" sığdır ki kendini, girebilmeyi öğren insanların damarlarına.

Yaşam ver, yardımcı ol, vazgeçilmez ol...




YA, ÖYLE Mİ?

Komşuları, Zen ustası Hakuin'i sade bir yaşam sürdüğü için severler, överlermiş.

Ustanın yakınlarında, anası ve babası bakkal dükkânı işleten güzel bir Japon kızı oturmaktadır. Bir gün, ana ve babası, kızın gebe kaldığını öğrenirler.

Öfkelenirler. Kız bir türlü erkeğin kimliğini açığa vurmaz. Ama epey sıkıştırmalardan sonra, Hakuin olduğunu söyler.

Küplere binen ana ve baba, ustaya koşarlar. Hakuin, onları dinledikten sonra, "Ya, öyle mi?" der, başka bir şey demez.

Çocuk doğunca, onu Hakuin'e götürürler. Saygın Zen Ustası, bu ettiğinden sonra, artık ününü yitirmiştir. Ama aldırış ettiği yoktur. Çocuğu çok iyi yetiştirir. Komşularından süt ile çocuğun gereksindiği herşeyi sağlar.

Ertesi yıl genç ana dayanamaz. Ana ve babasına gerçeği, çocuğun babasının balık pazarında çalışan bir delikanlı olduğunu anlatır. Kızın ana ve babası Hakuin'e koşarlar, uzun uzadıya özür dilerler; bağışlanmalarını ve çocuğu geri vermesini isterler.

Hakuin ses çıkarmaz. Çocuğu uzatırken, "Ya, öyle mi?" der, başka hiçbir şey söylemez.




IŞIĞI YANAN EVLER...



"Tıp fakültesini yeni bitirmiş, pratisyen hekim olarak ilk görev yaptığım yere, Konya'ya bağlı bir beldenin sağlık ocağına gitmiştim. Gençtim, bekârdım. Küçük bir beldeydi gittiğim yer. İlk gece bir eve misafir olmuştum. Tren istasyonunun hemen yanında bir evdi. Akşam yemeğinden sonra çaylarımız gelmiş, sohbetler edilmişti. Üzerimde yol yorgunluğu, geldiğim yeni yerin yabancılığı vardı. Saatler ilerliyor, ağır bir uyku beni içine çekiyordu. Ev sahibine bir şey de diyemiyordum. Bir süre daha geçti; yine bir hareket yoktu. Evin büyüğü olan Hacıanne'ye sıkılarak:
"Anneciğim, sizin buralarda kaçta yatılıyor?" dedim.

Hacıanne:
"Evlâdım treni bekliyoruz. Az sonra tren gelecek, onu bekliyoruz" dedi.

Merak ettim, tekrar sordum:
"Trenden sizin bir yakınınız mı inecek?"

Hacıanne:
"Hayır evlâdım, beklediğimiz trende bir tanıdığımız yok. Ancak burası uzak bir yer. Trenden buraların yabancısı birileri inebilir. Bu saatte, yakınlarda, ışığı yanan bir ev bulamazsa, sokakta kalır. Buraların yabancısı biri geldiğinde, "ışığı yanan bir ev" bulsun diye bekliyoruz."

Konya Ovası'nda, ya da bir başka yerinde Türkiye'nin, trenden inen yabancılar için "ışığı yanan evler" yerinde hâlâ duruyor mudur? Yabancılar, yorgun gövdelerini yün yataklarda dinlendirmeye devam ediyorlar mı? Aç bir köpeğin önüne bir kap yemek bırakan kadınlar yaşıyorlar mı? Kuşlara yuva yapan mimarlar sahi şimdi neredeler? Bu güzel insanlar, atlarına binip gitmişler. Bizler, atlarına binip giden güzel insanlara sahip bir medeniyetin yetimleriyiz. Çekip gidenlerin doldurulmamış boşluklarında savrulup duran yoksullarız.

Şâir öyle diyordu:
"Güzel insanlar, güzel atlara binip gittiler." Şimdi bu güzel insanlar, neden ve nasıl atlarına binip gittiler? Onları ne yıldırdı da bir daha dönmemek üzere, sessiz sedasız gittiler?

Ey güzel yurdumun güzel insanları! Neredesiniz?




AFFEDELİM!!!

Lise öğretmeni bir gün derste öğrencilerine bir teklifte bulunur:

"Bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz?"

Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu teklifini tereddütsüz kabul ederler. "O zaman" der öğretmen. "Bundan sonra ne dersem yapacağınıza da söz verin"

Öğrenciler bunu da yaparlar. "Şimdi yarınki ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz!"

Öğrenciler, bu işten pek birşey anlamamışlardır. Ama ertesi sabah hepsinin sıralarını üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen:

"Şimdi, bugüne dek affetmeyi reddettiğiniz her kişi için bir patates alın,o kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun."

Bazı öğrenciler torbalarına üçer-beşer tane patates koyarken, bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolmuştur. Öğretmen, kendisine "Peki şimdi ne olacak?" der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar:

"Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde? Hep yanınızda olacaklar."

Aradan bir hafta geçmiştir. Hocaları sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikâyete başlarlar:
"Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor."
"Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf bakıyorlar bana artık. Hem sıkıldık, Hem yorulduk!"

Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şu dersi verir:

"Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkum ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyoruz,

halbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir.




ÖRNEK

Konfüçyus, bazı insanlara bir şey öğretmenin en iyi yolunun bunu örneklerle göstermek olduğunu biliyordu. Bu yüzden sınıfın tam karşısına geçti.

Eline bir vazo aldı, tüm öğrencilerin görebileceği şekilde vazoyu havada tuttu. Diğer elinde bir elma vardı. Öğrencilerin meraklı bakışları arasında, elmayı vazonun içinde bıraktıktan sonra, vazoyu yere koydu ve şöyle dedi:

"Elmayı vazodan çıkarmayı başaran öğrenci, elmayı yiyebilir."

Çocuklardan biri acıkmıştı, ilk o davrandı ve elini vazonun dar ağzından içeri soktu. Elmayı yakaladı, çıkarmaya çalışıyor, ama başaramıyordu.

"Elimi çıkaramıyorum!"

Konfüçyus, "Elmayı sıkı sıkı tutmaktan vazgeçmediğin sürece, elini çıkarman mümkün olmayacaktır," dedi.

Çocuk elmayı elinden bırakmak istemiyordu; ama sonunda zorunlu olarak bıraktı. Elini vazodan çıkardığında, yüzünde şaşkınlık okunuyordu.

Elmanın vazodan nasıl çıkarılabileceği konusunda sizin bir fikriniz var mı?

Konfüçyus, vazoyu yerden alıp ters çevirdi. Elma vazonun içinden yuvarlanıp avucunun içine düştü. Çocukların hepsi gülmeye başladı. Aslında o kadar basit bir şeydi ki bu!

Konfüçyus, "Fakat bu, göründüğü kadar basit değil," dedi.

Elmayı havada tutuyordu konuşurken.

"Bazen bir şeyi gerektiğinde bırakabilmek, zor bir iştir. Onu bırakabilmek de bir beceridir. Eğer bir şeyi zorla tuttuğunuzda, ulaşmak istediğiniz şeyi engellediğini görüyorsanız, o zaman onu özgür bırakmalısınız. Eğer yanlış bir şey yapıyorsanız, o zaman buna son vermelisiniz. Eğer kendinize ve başkalarına karşı dürüst davranmıyorsanız, bu hilekarlığı hemen durdurmalısınız. İşte, ancak o zaman hedefinize ulaşabilirsiniz."




BİR FİL DAHA

Timur'un, köy halkına, bakmaları için bıraktığı fil, köyün tüm erzağını tüketiyormuş.

Sonunda, dostu olduğunu bildikleri Nasreddin Hoca'dan, Timur'a bu durumu anlatmasını rica etmişler.

Hoca da, "Haydi, hep beraber gidelim!" demiş.

Yola koyulmuşlar.

Timur'un korkusundan, hocanın arkasındaki kalabalık yavaş yavaş azalmış.

Hoca, Timur'un karşısına çıktığında, arkasına bir bakmış ki, kimse yok!

Timur: "Ne var hoca? Ne istiyorsun?" diye, merakla sormuş.

Nasreddin Hoca: "Bizim köy ahalisi, fili çok sevmiş. Sizden, bir tane daha istiyorlar." demiş.


DAHA FAZLASINI YAPACAĞIM

Ait olmaktan daha fazlasını yapacağım,
Katılacağım.

İlgilenmekten daha fazlasını yapacağım,
Yardımcı olacağım.

İnanmaktan daha fazlasını yapacağım,
Anlayışlı olacağım.

Hayal kurmaktan daha fazlasını yapacağım,
Çalışacağım.

Ögretmekten daha fazlasını yapacağım,
İlham vereceğim.

Kazanmaktan daha fazlasını yapacağım,
Kazandıracağım.

Vermekten daha fazlasını yapacağım,
Hizmet edeceğim.

Yaşamaktan daha fazlasını yapacağım,
Büyüyeceğim.

Arkadaşlıktan daha fazlasını yapacağım,
Dost olacağım.

Denemekten daha fazlasını yapacağım,
BAŞARACAĞIM!




... ÖĞRENDİM

Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.

Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi...
Ağladım.

Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.

Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacağını,
zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...

İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanın içinde
iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.

Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.

İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu...
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.

Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için
önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.

Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin,
bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.

Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...

Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime karşın gitmeyi...

Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yaşta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine vardım.

Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak
düşünmek olduğunu öğrendim.

Namusun önemini öğrendim evde...
Sonra yoksuldan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
gerçek namusun, günah elinin altındayken,
günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.

Gerçeği öğrendim bir gün...
Ve gerçeğin acı olduğunu...
Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar
hayata da "lezzet" kattığını öğrendim.

Her canlının ölümü tadacağını ama sadece
bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.

Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim.
Olur ya ...
Kalp durur...
Akıl unutur...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur...


ZENGİNLİKLE İLGİLİ ONBİR YANLIŞ İNANIŞ

1. Zenginliğin şansa bağlı olduğunu düşünmek yanlıştır.
2. Zenginliğin yalnızca "para kazanma" yeteneğine bağlı olduğunu düşünmek yanlıştır.
3. Paranın kötü bir şey olduğunu düşünmek yanlıştır.
4. Zengin olmanın günahkarlık olduğunu düşünmek yanlıştır.
5. Cimriliğin erdem olduğunu düşünmek yanlıştır.
6. Ekonomik sistemin hatalı olduğunu ve bu yüzden zengin olmanın olanaksız olduğunu düşünmek yanlıştır.
7. Zengin bir hayat sürmenin gelecek için para ve mal depolamak olduğuna inanmak yanlıştır.
8. Zengin olmaya layık olmadığınızı düşünmek yanlıştır.
9. Sefalette erdem olduğunu düşünmek yanlıştır.
10. Hayatın bize karşı olduğunu kanıtlamak yolunda kendimizi feda etmek yanlıştır.
11. Zengin olmak için kötü olmanın şart olduğunu düşünmek yanlıştır.



BİZ BİLİNCİ

Öğrenci ermişe gidip ondan Cennet ve Cehennem arasındaki farkı göstermesini istemiş.

Ermiş, öğrenciyi evrenin derinliklerine, Cehennem ülkesine götürmüş.

Öğrenci orada, insanların üzerinde büyük bir yemek tenceresinin bulunduğu kocaman bir masanın etrafında, ellerinde tencereye ancak uzanabilen altı kulaçlık kaşıklarla oturduğunu görmüş. Bu yemek dünyanın en muhteşem yemeğiymiş ve kokusu, duyanın iştahını kabartıyormuş.

Ama Cehenneme mahkum insanlar kaşıkları ağızlarına götüremiyorlarmış çünkü kaşıklar çok uzunmuş. Cehennem insanları acıdan kıvranıyorlarmış. Kendilerini besleyemiyor, açlık çekiyorlarmış.

Öğrenci saygıyla karışık bir korkuya kapılmış ama daha Cenneti görmemiş.

Ermiş öğrenciyi engin kozmosdan geçirmiş, Cennet ülkesine varmışlar.

Burada öğrenci aynı kocaman masanın etrafında insanların oturduğunu, aynı muhteşem yemeği ve herkesin ellerinde aynı altı kulaçlık kaşıkları görmüş.

Ama Cennette herkes mutluymuş ve gülüyorlarmış çünkü orada insanlar birbirlerini besliyorlarmış.




AMPULLERDEKİ TEHLİKE

Ampul Patladığında...
1) Derhal odadaki herkesin, kırıklara basmadan terk etmesini sağlayınız. En az 15 dakika boyunca odaya girmeyiniz ve bir cam açarak odayı havalandırınız.

2) Kırıkları ve yerlere saçılan cıva parçacıklarını temizlemek için elektrik süpürgesi kullanmayınız. Saçılan cıva parçacıkları elektrik süpürgesinin yapısından dolayı ortama yayılarak evde zehirli bir durum yaratabilir.

3) Plastik eldiven takınız ve yerdeki cam kırıklarını bir faraşın içine süpürünüz ve cıva parçacıklarını ise paspaslayınız.

4) Faraşta topladığınız parçaları bir plastik torbanın içine atınız ve ağzını iyice kapatınız.

5) Plastik torbayı evdeki normal çöp kovasına atmayınız.

6) Onun yerine pil atık kutusuna ya da belediyelerce atıkların güvenle imha edildiği yere götürünüz.

7) Kırık ampulden çıkan tozu solumamaya çalışınız.

8) Eğer ampul kırılırken, giysi ya da yatakla temas ettiyse ve cıva bulaştıysa, sakın yıkamayınız - makinaya da cıva bulaşır. Bu giysi ve yatak malzemelerini atınız.




DÜNDEN HIZLI MISINIZ?

Her sabah bir ceylan uyanır Afrika'da. Kafasında tek
bir düşünce vardır: En hızlı koşan aslandan daha hızlı
koşabilmek... Yoksa aslana yem olacaktır.

Her sabah bir aslan uyanır Afrika'da. Kafasında tek
bir düşünce vardır: En yavaş kosan ceylandan daha
hızlı koşabilmek... Yoksa açlıktan ölecektir.

İster aslan, ister ceylan olun hiç önemi yok. Yeter ki,
güneş doğduğunda koşuyor olmanız gerektiğini, hem de
bir önceki günden daha hızlı koşuyor olmanız
gerektiğini bilin...

Yaşam adlı koşuyu ne kadar güzel anlatmış Afrika atasözü.
Bir önceki günden daha hızlı koşmak gerekmektedir.

Çünkü eğer aslansanız ve en yavaş kosan ceylanı bir
önceki gün yakalamışsanız ve bugün bir ceylan
yakalamak niyetindeyseniz... Artık bilmelisiniz ki, en
yavaş ceylan dünkünden daha hızlıdır. O halde düne
göre hızınızı artırmanız gerekmektedir...

Yok eğer ceylansanız,
Ve henüz aslana yem olmamışsanız,
Hızınızı düne göre mutlaka artırmalısınız,
Çünkü sıra size gelmiş demektir...

Yani, hayat koşusunda, devam edebilmenin tek koşulu var:
Dünden daha hızlı olabilmek...

Bakın bakalım şimdi kendinize:
Ondan, şundan, bundan değil "DÜNDEN" hızlı mısınız?




KAÇ SAAT ÇALIŞIYORSUN?

Seksen yaşını aşmış bir akademisyenin, odasındaki duvarda fotoğrafı asılı duran hocası ile arasında geçen bir konuşma, belki de başarısının sırrını, başka bir deyişle ilmin görkeminin sırrını veriyordu:

"Günde kaç saat çalışıyorsun?"

Vereceği rakamın etkisinden emin olan akademisyen, ikirciksiz şöyle der:
"Onyedi saat Hocam!"

Yüzünü ekşiten hocası,
"Günde onyedi saat çalışarak âlim olamazsın!"
diye karşılık verince şaşıran akademisyen:

"Peki Hocam! Âlim olmam için günde kaç saat çalışmam gerekiyor?" diye sorar.

Hocası'nın yanıtı ilginç, bir o kadar da çarpıcıdır:

"Benim hocam günde 26 saat çalışırdı;
ben ancak 25 saat çalışabiliyorum;

senin de âlim olmak için günde en az 24 saat çalışman gerek!"





Bu sayfa 01 Ocak 2021 itibariyle 641 kez incelenmiş/okunmuştur.




ya da