Yerine bağlaçlı FaRkLaR
KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!
(SÜREKLİ AYIRDINDA OLUNMASI GEREKENLER!!!)
itibarı ile 30.885 başlık/FaRk ile birlikte,
30.885 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.
Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...
(67/125)
- KONSERVATUVAR değil/yerine/= KORUNTAY
- KONSERVE KAPAĞININ AÇILMASINDA KAPAĞI:
KENDİNE DOĞRU ÇEKMEK değil/yerine İLERİ DOĞRU İTMEK
( Çok dikkat etmek gerek. Hiç farkında olmadan elinizi kesebilirsiniz! )
- HEYET[Ar.]/COUNCIL[İng.]/KONSEY[Fr. < CONSEIL] değil/yerine/= KURUL
- KONSOL[Fr. < CONSOLE] değil/yerine/= DOLAP
( Duvar kenarına yerleştirilen, üstüne ayna ve başka süs eşyası konulan, çekmeceli, dolaplı mobilya. | Yalnız bir yanındaki dayanak tarafından taşınan, öteki bölümleri boşlukta olan yatay yapı ögesi. )
- KONSOLIDASYON/CONSOLIDATION[İng.] değil/yerine/= PEKİŞME | KATILAŞMA | BÜTÜNLEŞTİRME
- KONSOLİDASYON[İng. < CONSOLIDATION] değil/yerine/= SAĞLAMLAŞTIRMA | BÜTÜNLEŞME
( Borçlanmaların uzun süreli(vadeli) borç durumuna getirilmesi. )
- KONSOLİDE[Fr. < CONSOLIDE] değil/yerine/= VADESİ UZATILAN BORÇ
- KONSOLİDE değil/yerine/= DESTEKLİ
- KONSORSİYUM[Fr. < CONSORTIUM] değil/yerine/= KURULUŞLAR/ŞİRKETLER BİRLİĞİ
- KONSTANT/CONSTANT[İng.] değil/yerine/= SABİTE
- CONSTANTAN[İng.] ile/değil/yerine/= KONSTANTAN
- KONSTANTRE[Fr. < CONSANTRÉ] değil/yerine/= YOĞUN, DERİŞİK
- KONSTİTÜSYONEL/CONSTİTUTIONAL[İng.] değil/yerine/= YAPISAL, BÜNYESEL
- KONSTRİKSİYON/CONSTRICTION[İng.] değil/yerine/= BÜZÜLME
- KONSTRİKTİF/CONSTRICTIVE[İng.] değil/yerine/= KISITLAYICI, DARALTICI
- KONSTRİKTÖR/CONSTRICTOR[İng.] değil/yerine/= DARALTAN
- KONSTRÜKTİVİZM[Fr. < CONSTRUCTIVISME] değil/yerine/= KURMACILIK
( Resim ve heykelde, yapıtı, geometrik öğeleri ile kurmayı temel alan anlayış. )
- KONSÜLTAN/CONSULTANT[İng.] değil/yerine/= DANIŞMAN
- KONSÜLTASYON/CONSULTATION[İng.] değil/yerine/= DANIŞIM
- KONSÜLTASYON[Fr./İng. < CONSULTATION]/KONSULTO[İt. < CONSULTO] değil/yerine/= DANIŞIM/DANIŞMA
- KONSÜLTASYON değil/yerine/= TANI GÖRÜŞÜMÜ
- KONTAMINASYON/CONTAMINATION[İng.] değil/yerine/= BULAŞMA
- KONTAMINE/CONTAMINATED[İng.] değil/yerine/= BULAŞMIŞ
- KONTEKS/T değil/yerine/= BAĞLAM
- KONTENJAN[Fr. < CONTINGENT] değil/yerine/= AYRILAN YER
( Bir yükümlülük ya da yararlanma işinde, o işin kapsamına girenlerin oluşturduğu belirli sayıdaki topluluk. | Bir kuruluşun ya da bir kimsenin seçip almakta yararlanabileceği sayı miktarı. | Bir malın, alım satım ya da dağıtım işinde, ilgililerin her birine düşen pay oranı. )
- KONTEYNER değil/yerine/= TAŞIMALIK
- KONTİNÜ/CONTINUOUS[İng.] değil/yerine/= SÜREKLİ | KESİNTISİZ
- KONTÖR yerine SAYAÇ
- KONTRAKSİYON/CONTRACTION[İng.] değil/yerine/= KASILMA
- KONTRAKTIL/CONTRACTILE[İng.] değil/yerine/= KASILABİLİR
- KONTRAKTILITE/CONTRACTILITY[İng.] değil/yerine/= KASILABİLİRLİK
- KONTRAKTÜR/CONTRACTURE[İng.] değil/yerine/= BÜZÜLÜ KALIM
- KONTRALATERAL/CONTRALATERAL[İng.] değil/yerine/= KARŞI YAN
- KONTRAST/CONTRAST[İng.] değil/yerine/= KARŞIT
- KONTRAST MADDE/CONTRAST MEDIA[İng.] değil/yerine/= GÖRÜNTÜVERİR NESNE
- KONTRAST/ZIDDİYET değil/yerine/= KARŞITLIK
- KONTRAT[Fr. < CONTRAT] değil/yerine/= SÖZLEŞME
- KONTRENDİKASYON/CONTRAINDICATION[İng.] değil/yerine/= KULLANIM SAKINCASI
- KONTRENDİKE/CONTRAINDICATED[İng.] değil/yerine/= KULLANIM SAKINCALI
- KONTROL ETMEK/TEFTİŞ ETMEK değil/yerine/= DENETİM/DENETLEMEK
- KONTROL LİSTESİ/CHECKLIST CHECKLIST değil/yerine/= DENETLEME DİZİNİ
- KONTROLÖR/MURÂKIP değil/yerine/= DENETÇİ
- KONTROLÖR[Fr. < CONTROLEUR] değil/yerine/= DENETÇİ
- KONTROLÜ SONDA YAPMAK ile/yerine KONTROLÜ BAŞTA VE SÜREKLİ YAPMAK
( TO CONTROL AT THE END vs. TO CONTROL AT THE BEGINNING AND CONTINUOUSLY
TO CONTROL AT THE BEGINNING AND CONTINUOUSLY instead of TO CONTROL AT THE END )
- KONTRPULSASYON/COUNTERPULSATION[İng.] değil/yerine/= KARŞI VURUM
- KONTRTRANSFERANS/COUNTERTRANSFERENCE[İng.] değil/yerine/= KARS¸I AKTARIM
- KONTUR/CONTOUR[İng.] değil/yerine/= SINIR (ORGAN, TÜMÖR, VB.)
- KONTÜZYON/CONTUSION[İng.] değil/yerine/= FİZİKSEL ÖRSELENME
- KONU/KAVRAM/DURUM:
TARTIŞILABİLİR ile/ve/değil/yerine/< TARTIŞILMAYA DEĞER
- KONULMUŞ ile/ve/değil/yerine ÇIKARIMSAL
- PLACE ISOMERISM[İng.] ile/değil/yerine/= KONUM İZOMERİ
- KONUŞABİLECEĞİN BİRİ ile/ve/>/değil/yerine SUSUŞABİLECEĞİN BİRİ
- KONUŞMADA/ANLATIMDA:
(KİŞİYİ) "KESMEK"/"DÜZELTMEK" değil/yerine (KİŞİNİN) SÖZÜNÜ "KESMEK"/"DÜZELTMEK"
- KONUŞMA/DA:
"YORGUNLUK" ile/değil/yerine GELİŞİM/DÖNÜŞÜM
- KONUŞMAK İÇİN SIRA BEKLEMEK değil/yerine DİNLEMEK
- KONUŞMAK İÇİN SIRA/ZAMAN BEKLEMEK değil/yerine/>< ÖTEKİNİ DİNLEMEK
- KONUŞMAK/YAZMAK ile/ve/yerine/değil/hem de YAPMAK/UYGULAMAK
( Bir kişinin bir şey yapıyor ya da yapmıyor gibi görünmesi çoğu zaman yanıltıcıdır. )
( [not] TO TALK/WRITE vs./and/but/also TO DO(/MAKE)/TO APPLY
TO DO(/MAKE)/TO APPLY instead of TO TALK/WRITE
What a man appears to do, or not to do, is often deceptive. )
- KONUŞMAK ile/ve/değil/yerine AKTARMAK
( [not] TO TALK vs./and TO TRANSMIT
TO TRANSMIT instead of TO TALK )
- KONUŞMAK ile/ve/<>/değil/yerine BİR ŞEYİ KONUŞMAK
- KONUŞMAK ile/ve/yerine DEMLEN(DİR)MEK
- KONUŞMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/></< DİNLEMEK
( Konuşmak iki kişi/yi gerektirir.
1. Doğru/yu konuşan.
2. Doğru/yu dinleyen. )
( Konuşanı konuşturan, dinleyenin ihlâsıdır. )
( "Vermek". İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>< "Almak". )
( "Almak". İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>< "Vermek". )
- KONUŞMAK ile/değil/yerine GEREKTİĞİ KADAR KONUŞMAK
( Düşünmeden konuşmanın cezası, sonradan düşünmeye mahkûm olmaktır. )
( Lisanen konuşmak, halen anlaşmak! )
( Konuşmama gereksinimi/n kadar, konuşma gereksinimini anımsayarak KONUŞ!!!
Konuşma gereksinimi/n kadar, konuşmama gereksinimini anımsayarak KONUŞ!!!
Konuşmama gereği kadar, konuşma gereğini anımsayarak KONUŞ!!!
Konuşma gereği kadar, konuşmama gereğini anımsayarak KONUŞ!!! )
( [not] TO TALK vs./but TO TALK IN NECESSITY
TO TALK IN NECESSITY instead of TO TALK )
- KONUŞMAK ile/yerine GEREKTİĞİ KADAR KONUŞMAK
( İTNAP: Sözü boş yere uzatmak. )
( TO TALK vs. TO TALK IN NECESSITY
TO TALK IN NECESSITY instead of TO TALK )
- KONUŞMAK ile/ve/değil/yerine KANITLAMAK
( [not] TO TALK vs./and TO PROVE
TO PROVE instead of TO TALK )
- KONUŞMAK ile/ve/değil/yerine/<> SUSMAK
( Sessizlikle Bilgelik, Davranışlarla Krallık. )
( Konuşmak gereksinim olabilir fakat susmak sanattır. )
( Kişiye/insana, konuşmayı öğrenebilmesi için iki yıl, dilini tutmasını öğrenebilmesi için altmış yıl gereklidir. )
( Yarışılamaz. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/<> Yarışılabilir. )
( Yaşam, konuşanların birbiriyle dalaşı, susanların ise barışıyladır. )
( Dışarıdakileri(nesneleri/kişileri/olayları/olguları/durumları) değiştirmek/geliştirmek istiyorsan... İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/<> İçeriyi/içerdekileri/yaşamını(zihnindekileri) yani kendini değiştirmek/geliştirmek istiyorsan... )
( Konuşan, susabilenin hizmetkârıdır. )
( Wisdom by silence, royalty by behaviours. )
( [not] TO TALK vs./and/but/<> TO BE SILENT
TO BE SILENT instead of TO TALK )
( ... ile/ve/değil/yerine/<> HÖSMEK )
- KONUŞMALARDA/OTURUMLARDA:
GİRİZGÂH (YAPMAK) ile/değil/yerine/||/<> GİRİŞ (YAPMAK)
- Konuşmamak yerine KONUŞ!!!
- KONUŞMAMAK ile/değil/yerine YERİNDE/KARARINCA/UYGUN KONUŞMAK
( [not] NO TALKING vs./but TO TALK IN RIGHT PLACE/APPROPRIATE/REASONABLE
TO TALK IN RIGHT PLACE/APPROPRIATE/REASONABLE instead of NO TALKING )
- KONUŞMAMAK değil/yerine YERİNDE/KARARINCA/UYGUN KONUŞMAK
- KONUŞMAMAK ile/değil/yerine YERİNDE/KARARINCA/UYGUN KONUŞMAK
( Bir insan ne kadar çok gürültü yaparsa, sözleri de o kadar çok sessizdir. )
( [not] NO TALKING vs. TO TALK IN RIGHT PLACE/APPROPRIATE/REASONABLE
TO TALK IN RIGHT PLACE/APPROPRIATE/REASONABLE instead of NO TALKING )
- KONUŞMA(MA)NIN:
"ANLAMSIZLIĞI" ile/ve/değil/yerine/<> "GEREKSİZLİĞİ"
( Konuşmak, kişinin, her koşul ve zamanda, en öncelikli yeti ve eylememidir. Dolayısıyla, kendi isteksiz ya da kopuk olduğumuz durumlar için "konuşmanın gereği yok" biçiminde düşünülmemeli ve konuşulmamalıdır. Anlamsızlığı, isabetsizliği, yersizliği/zamansızlığı olabilir fakat "gereksizliği" diye bir durum söz konusu olmadığı gibi bu ["niyetteki/kasıttaki"] söz de söylenemez/söylenmemelidir. )
- KONUŞMAMAYI, KONUŞMAYA YEĞLEYEN (OLMAK) ile/ve/değil/yerine KONUŞMAYI, KONUŞMAMAYA YEĞLEYEN (OLMAK)
( Konuşmak (bile) (belki) birçok/bazı konuları/sorunları halletmeye yetmeyebilir fakat konuşmayarak hiçbir çözüm bulunmaz! )
( [not] PREFER NOT TO TALK INSTEAD OF TO TALK vs./and/but PREFER TO TALK INSTEAD OF NOT TO TALK
PREFER TO TALK INSTEAD OF NOT TO TALK instead of PREFER NOT TO TALK INSTEAD OF TO TALK )
- KONUŞMAYAN/KONUŞAMAYAN ile/değil/yerine SUSAN/SUSABİLEN
( Bilgisiz/cahil, bazı/birçok şey(ler)i bilmeyen/algılayamayan/anlayamayan/kavrayamayan. İLE/DEĞİL/YERİNE Bilen, farkındalıklı. )
- KONUŞMAYAN/KONUŞAMAYAN ile/değil/yerine SUSAN/SUSABİLEN
( Bilgisiz/cahil, bazı/birçok şey(ler)i bilmeyen/algılayamayan/anlayamayan/kavrayamayan. İLE/DEĞİL/YERİNE Bilen, farkındalıklı. )
- KONUŞTUĞUMUZU:
SAN(M)IYORUM ile/değil/yerine ANIMS(AM)IYORUM
- KONUŞTURAN/KONUŞULAN REKLÂM ile/ve/<>/değil/yerine SATTIRAN REKLÂM
- KONUŞUNCA/KONUŞTUKÇA ile/ve/değil/yerine/||/<>/</>< SUSUNCA/SUSTUKÇA/SUSABİLDİKÇE
( Köle/yiz. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>< Sultan/ız. )
- KONUYU/VERİLERİ/AYRINTILARI:
TEKRAR ETMEK ile/ve/değil/yerine/||/<>/> "AÇMAK"
- KONVALESANS/CONVALESCENCE[İng.] değil/yerine/= TOPARLANMA
- KONVANSİYON[Fr./İng. < CONVENTION] değil/yerine/= ANTLAŞMA
( Antlaşma. | Bir anayasa yapmak ya da bir anayasayı değiştirmek için toplanan olağanüstü geçici meclis. )
- KONVANSİYONEL[İng. < CONVENTIONAL | Fr. < CONVENTIONNEL] değil/yerine/= GELENEKSEL | ALIŞILMIŞ
- CONVECTION CURRENT[İng.] / COURANT DE CONVECTION[Fr.] ile/değil/yerine/= KONVEKSİYON AKIMI
- KONVEKSİYON/CONVECTION[İng.] değil/yerine/= ISI YAYIMI/ISIYAYIM
( Devinen nesnelerle belirli nicelikte ısının taşınması olayı, iletim. )
- KONVEKTÖR değil/yerine/= ISIYAYAR
( Bir akışkanda, ısıyı her tarafa eşit olarak yaymaya yarayan aygıt. )
- KONVERJANS/CONVERGENCE[İng.] değil/yerine/= TOPLANMA, | YAKINSAMA
- RÖLE[Fr. < RELAIS]/KONVERTİSÖR[Fr. < CONVERTISSEUR] değil/yerine/= DEĞİŞTİRGEÇ
( Bir cismin ya da bir gücün biçimini değiştirmeye yarayan aygıt. )
- KONVOY[Fr. < CONVOI] ile/ve/değil/yerine/= KAFİLE[Ar. çoğ. KAVÂFİL]["ka" uzun okunur]
( Aynı yere giden taşıt ya da yolcu topluluğu. | Savaş gemilerince korunan yük gemileri taşıt dizisi. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/= Birlikte yolculuk eden topluluk, zümre, fırka. | Takım takım, sıra sıra gönderilen şeylerin her parçası. | Sıra ile gönderilen şeylerin her bir bölüğü. )
- KONVÜLZİYON/CONVULSION[İng.] değil/yerine/= HAVALE
- KOOPERASYON/COOPERATION[İng.] değil/yerine/= İŞBİRLİĞİ
- KOOPERATİFÇİLİK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SOSYAL KOOPERATİFÇİLİK
( )
- KOOPERE/COOPERATED[İng.] değil/yerine/= İLETİŞİM KURULABİLEN, İŞBİRLİĞİ YAPABİLEN
- COORDINATION COMPOUND[İng.] / COMPOSE DÉ COORDINATION[Fr.] / KOORDINATIONS VERBINDUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= KOORDİNASYON BİLEŞİĞİ
- KOORDİNASYON/COORDİNATION[İng.] değil/yerine/= EŞGÜDÜM
- COORDINATION NUMBER[İng.] / INDICE DE COORDINATION[Fr.] / KOORDINATIONSZAHL[Alm.] ile/değil/yerine/= KOORDİNASYON SAYISI
- KOORDİNASYON[İng./Fr. COORDINATION] değil/yerine/= DÜZENLEME/EŞGÜDÜM
- COORDONNÉES[Fr.] ile/değil/yerine/= KOORDİNATLAR
- KOORDİNATÖR/COORDİNATOR[İng.] değil/yerine/= EŞGÜDER, EŞGÜDÜMCÜ
- KOORDİNE ETMEK değil/yerine/= EŞGÜDÜMLEMEK
- KOORDİNE değil/yerine/= EŞGÜDÜMLÜ
- KOORDİNE[Fr. < COORDINNE] değil/yerine/= EŞGÜDÜMLÜ
- KOPARILMIŞI YEMEK ile/ve/değil/yerine AĞAÇTAN KOPARARAK YEMEK
- KOPİ PEYST[İng. < COPY PASTE] değil/yerine/= KOPYALA YAPIŞTIR
- KOPMA ile/ve/değil/yerine/||/<>/< KIRILMA
- KOPMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< UZAKLAŞMAK
- COPOLYMER[İng.] / COPOLYMÉRE[Fr.] / COPOLIMER, MISCHPOLIMERISAT[Alm.] ile/değil/yerine/= KOPOLİMER
- FOAM, LATHER[İng.] / MOUSSE[Fr.] / SCHALE, KRUSTE[Alm.] ile/değil/yerine/= KÖPÜK, SABUN KÖPÜĞÜ
- KOPUK ile/ve/değil/yerine/||/<> İLGİSİZ
- KOPUŞ ile/ve/değil/yerine/||/<>/> GİT-GEL
- KOPYA[İng. < COPY]/NÜSHA[Ar.] değil/yerine/= EŞLEM
- KOPYA değil/yerine EŞLEM
- KOPYA değil/yerine/= EŞLEME
- KORELASYON[Fr. < CORRELATION]["KOLERASYON" değil!] değil/yerine/= BAĞINTI
( Bir nesneyi başka bir nesne ile uyarlı kılan bağ. | Organizmanın değişik yapı, özellik ve olaylarında görülen karşılıklı ilgi, bağlılık. | İki ayrı veri grubu arasında bulunan ilişki derecesinin ölçümü, deneştirme. | İki ya da daha fazla değişken arasındaki bağıntı. | Görelilik. | İki ya da daha çok nitelik arasında matematik işlemleri yardımı ile kurulan bağlılık ya da eşitlik. )
- KORELE/CORRELATED[İng.] değil/yerine/= BAĞINTILI
- KORESIN[İng.] ile/değil/yerine/= KORESİN
- KORİDOR[İng./Fr. < CORRIDOR] değil/yerine/= ARALIK/GEÇENEK
- KORİDOR değil/yerine GEÇENEK
- KORİST değil/yerine/= KÜMEKÇİ
- KORKAĞIN "KILICI" ile/değil/yerine/>< CESURUN BAKIŞI
- KORKAK/LAR ile/ve/değil/yerine KAÇAN/LAR
- KORKAK/LIK ile/ve/değil/yerine AKIL/LI/LIK
( Bir şeyin, haklı olduğunu bildiğin halde, o şeyden yana çıkmazsan, korkaksın demektir. )
- KORKAN ile/değil/yerine/>< GÜVENEN
( "Sahiplenir". İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Sahip çıkar. )
- KORKARAK SÖYLEMEK değil/yerine İDDİALI SÖYLEMİŞ OLMAYAYIM
- KORKMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< ÇEKİNMEK
( [not] FEAR vs./and/but/||/<>/>/< AVOID
AVOID instead of FEAR )
- KORKMAK ile/değil/yerine ONUN SEVİYESİNE İNMEMEK/DÜŞMEMEK
- KORKMAK değil/yerine/>< YÜRÜMEK
( Yürümeyi gerektiren nedenler, korkmaya neden olanlardan daha fazladır. )
- KORKTEKS[Fr. < CORTEX] değil/yerine/= KABUK, DIŞ KATMAN
- KORKU/KORKMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SAYGI/SAYMAK
( Korkuyu yenmek, bilgeliğin başlangıcıdır. )
( Tanrı'yı düşünmeden önce, kendinizi kabul etmek zorundasınız. )
( Before you think God, you must accept yourself. )
( FEAR vs./and RESPECT
RESPECT instead of FEAR )
- KORKU ve ÜZÜNTÜ değil/yerine/>< BİREŞİM(TEVHİD)
( Gelecekle ilgili. VE Geçmişle ilgili. DEĞİL/YERİNE/>< Şimdide. )
- KORKU ||/ve/yerine/|| CEHALET ||/ve/yerine/|| BİLGİ ||/ve/yerine/|| CESÂRET
( Korku, bilgisizlikten de, çok bilgiden de olur. )
( CESARET: Köprüyü geçmeyi göze alabilmek. )
- KORKU ile/yerine CİDDİYE ALMAK
- KORKU ile/ve/değil/yerine DİKKAT
- KORKU ile/ve/değil/yerine KORUMA
( [not] FEAR vs./and/but PROTECTION
PROTECTION instead of FEAR )
- KORKU ile/ve/değil/yerine OLGU
( [not] FEAR vs./and/but FACT
FACT instead of FEAR )
- KORKU ile/değil/yerine SEVGİ
( Bir kez, her şeyin içten geldiğini, içinde yaşadığınız dünyanın size değil sizin tarafınızdan projekte edildiğini idrak ettiğinizde, korkularınız sona erer. )
( Bazen, bazı korkular da sevgiye dönüşebilmektedir. [STOCKHOLM SENDROMU] )
( Korkutamazsın beni, seviyorum seni! )
( Once you realise that all comes from within, that the world in which you live has not been projected onto you but by you, your fear comes to an end. )
( [not] FEAR vs./but LOVE
LOVE instead of FEAR )
- KORKU değil/yerine/>< ŞÜKRAN
- KORKU ile/ve/değil/yerine TARİH BİLİNCİ
( Ulusların uygarlık seviyesini, tarih incelemelerindeki çaba ve becerilerine göre belirlemek olanaklıdır. )
- KORKU ile/ve/değil/yerine TEDBİR
( [not] FEAR vs./and/but PRECAUTION
PRECAUTION instead of FEAR )
- KORKU ile/ve/değil/yerine/||/<>/>< ÜMİT
( Mahkum eder. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>< Özgür bırakır. )
- KORKULACAK OLAN:
BİZİMLE AYNI DÜŞÜNCEDE OLMAYANLAR ile/değil/yerine AYNI DÜŞÜNCEDE OLMAYIP BUNU SÖYLEME CESÂRETİNDE OLMAYANLAR
- KORKUNÇ/MÜHEVVİL[Ar. < HEVL] ile/ve/değil/yerine/||/<>/< İLGİNÇ
- ... KORKUSU ile/ve/değil/yerine/||/<>/< ... COŞKUSU
- KORKUSUZ/LUK ile/değil/yerine CESÂRET
( Cesaret, korkusuz olmak demek değildir. Cesaret, korkuyla dolu olmana karşın, kontrolü, korkunun eline vermemektir. )
- KORKUTMA ile/ve/değil/yerine UYARMA
- KORKUTUCU ile/ve/değil/yerine CAYDIRICI
- KORKUYA DAYALI "SAYGI" ile/değil/yerine SAYGI
- KORNA/ZİL değil/yerine FREN / BEKLEMEK!
( Motorlu araç sürücülerinin, özellikle sokak aralarında ve tüm yollarda, yayalara/bisikletlilere/motosikletlilere korna çalmasının; bisikletlilerin de yayalara, özellikle de yayaların arasındayken zil çalmasının bir anlamı/farkı olmadığını/olmayacağını sürekli anımsaması gerekmektedir.
Herhangi bir araç kullananların, yayalara ve büyük araçların, kendinden daha küçük araca öncelik verme zorunluluğunu anlaması/anımsaması gerekmektedir. )
- KORNA değil/yerine IŞIK/SELEKTÖR/SİNYAL
( Yayalara korna çalınmaz! [araç sahipleri, rahat/sıcak arabalarının içinde, fren ve gaz ayaklarının altında, her türlü olanağa sahip olarak beklemeyi bilmeli/uygulamalılardır!] )
( İster bisiklet/motosiklet olsun, ister herhangi bir araç olsun, sokak aralarında ve kişilere hiçbir zaman ve koşulda korna çalınmaz!!! [özellikle görme engellilere ve yaşlılara!] )
( Kırmızı ışıkta ya da en ufak bir duraksamada çalınan kornaların gereksizliğini anlamış ve sürekli anımsıyor olmamız gerekir! [Çalınan kornanın da hiçbir şeyi değiştirmeyeceği, hızlandırmayacağını da!] )
( Kornalar otoyollarda, hızın ve gürültünün yüksek olduğu yerlerde, araçlar arasında kullanılmak üzere bir olanaktır. Ki otoyolda dahi, ışık/sinyal/selektör varken korna çalmak gereksiz/işlevsiz/anlamsızdır! )
- KORNEA[Lat.] değil/yerine/= SAYDAM TABAKA
- KORNER[İng. < CORNER] değil/yerine/= KÖŞE | KÖŞE ATIŞI
- KORNERUPINE[İng.] ile/değil/yerine/= KORNERUPİN
- KORO değil/yerine/= KÜMEK
- CORONA CURRENT[İng.] / COURANT DE COURONNE[Fr.] / KORONASTROM[Alm.] ile/değil/yerine/= KORONA AKIMI
- CORONA DISCHARGE[İng.] / DÉCHARGE EN COURONNE[Fr.] / KORONAENTLADUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= KORONA BOŞALMASI
- CORONA[İng.] ile/değil/yerine/= KORONA
- KORONAL/CORONAL[İng.] değil/yerine/= YANAY-DİKEY
- KORONAL DÜZLEM/CORONAL PLANE[İng.] değil/yerine/= YANAY DÜZLEM
- CORROSIVE[İng.] / CORRODANT[Fr.] / KORRODIEREND, KORROSIV[Alm.] ile/değil/yerine/= KOROZİF
- KOROZİV/CORROSIVE[İng.] değil/yerine/= KİMYASAL AŞINDIRICI
- KOROZYON/CORROSION[İng.] değil/yerine/= KİMYASAL AŞINMA
- CORROSION[İng.] / CORROSION[Fr.] / KORROSION[Alm.] ile/değil/yerine/= KOROZYON
- KORPOREL/CORPOREAL[İng.] değil/yerine/= GÖVDESEL
- KORPUS/BODY, CORPUS[İng.] değil/yerine/= GÖVDE | CİSİM
- KORPÜSKÜL/CORPUSCLE[İng.] değil/yerine/= CİSİMCİK
- KORSAN ile/yerine ORJİNAL
- KORSE değil/yerine/= SARGAÇ
- KORT[İng. < COURT]/SAHA[Ar.] değil/yerine/= ALAN
( Tenis oynanılan alan. | Adliye Sarayı. )
- KORTE[İt. < CORTE]/FLÖRT[Fr./İng. < FLIRT] değil/yerine/= ÂŞIKTAŞLIK
( Kadınla erkek arasındaki duygusal ilişki. | Birbirine duygusal ilgi duyan kadın ve erkek. | Siyasal bir parti, yabancı bir ülke vb.ne tam olarak bağlanmadan yaklaşma. )
- KORTEJ[Fr. < CORTEGE]/MAİYET[Ar.] değil/yerine/= TÖREN ALAYI
( Bir devlet büyüğünün yanında bulunan kişiler. | Alay. )
- KORTEKS/CORTEX[İng.] değil/yerine/= DIŞ KATMAN
- CORTISONE[İng.] / CORTISONE[Fr.] / KORTISON[Alm.] ile/değil/yerine/= KORTİZON
- KÖRÜ KÖRÜNE TAKLİT ile/yerine MUHABBETLE TAKLİT
- KORUMA/SAKLAMA(MUHAFAZA) ile/değil/yerine HAYAL
- CORUNDUM[İng.] ile/değil/yerine/= KORUNDUM
- KEHRBILD[Alm.] ile/değil/yerine/= KÖRÜNTÜ
- CONSERVATION PROPERTY[İng.] / PROPRIÉTÉ DE CONSERVATION[Fr.] / ERHALTUNGSGRÖSSE, ERHALTUNG EIGENSCHAFT[Alm.] ile/değil/yerine/= KORUNUM ÖZELLİĞİ
- TEHÂFFUZ KANÛNU[Osm.] / CONSERVATION LAW[İng.] / LOI DE CONSERVATION[Fr.] / ERHALTUNGSSATZ, ERHALTUNGSESETZ[Alm.] ile/değil/yerine/= KORUNUM YASASI/KANUNU
- CONSERVATION[İng.] ile/değil/yerine/= KORUNUM
- KUVVE-İ MÂSİKE[Osm.] / CONSERVATIVE FORCE[İng.] / FORCE CONSERVATIVE[Fr.] / KONSERVATIVE KRAFT[Alm.] ile/değil/yerine/= KORUNUMLU KUVVET
- GOGGLES[İng.] / SCHUTZBRILLE[Alm.] ile/değil/yerine/= KORUYUCU GÖZLÜK
- PROTECTING GROUP[İng.] / SCHUTZ GRUPPE[Alm.] ile/değil/yerine/= KORUYUCU GRUP
- SCHUTZGITTER[Alm.] ile/değil/yerine/= KORUYUCU IZGARA
- SHIELD[İng.] ile/değil/yerine/= KORUYUCU
- KÖRV[İng. < CURVE] değil/yerine/= EĞRİ
- KOŞA KOŞA ile/değil/yerine/||/<>/< ADIM ADIM
- KOŞA KOŞA ile/değil/yerine KONUŞA KONUŞA
- KÖŞE ile/ve/değil/yerine/>< GEZİ
- COCHINEAL[İng.] ile/değil/yerine/= KOŞİNEAL
- KOSCHINELLE FARBSTOFF[Alm.] ile/değil/yerine/= KOŞİNEL BOYASI
- COCHINELLE[Fr.] ile/değil/yerine/= KOŞİNEL
- COCHINILIN[İng.] ile/değil/yerine/= KOŞİNİLİN
- KOŞMAK ile/ve/<>/değil/yerine SEĞİRTMEK
( ... İLE/VE/<>/DEĞİL/YERİNE Hızlı adımlarla ya da sıçrayarak yakın bir yere doğru yürümek. )
- KOSSEL-SOMMERFELD LAW[İng.] / LOI DE KOSSEL-SOMMERFELD[Fr.] / KOSSEL-SOMMERFELDSCHES GESETZ[Alm.] ile/değil/yerine/= KOSSEL-SOMMERFELD YASASI
- KÖSTEK değil/yerine/>< DESTEK
- CAUSTIC CRACKING, CAUSTIC EMBRITTLEMENT[İng.] / CAUSTIQUE CRAQUELAGE, FRAGILITÉ CAUSTIQUE[Fr.] / KAUSTISCHE SPRÖDIGKEIT[Alm.] ile/değil/yerine/= KOSTİK ÇATLAMA, KOSTİK KIRILGANLIK
- LYE[İng.] / LESSIVE[Fr.] / LAUGE[Alm.] ile/değil/yerine/= KOSTİK ÇÖZELTİ
- CAUSTIC POTASH[İng.] / POTASSE CAUSTIQUE, HYDROXYDE DE POTASSIUM[Fr.] / ÅTZKALI, KALIUM HYROXYD[Alm.] ile/değil/yerine/= KOSTİK POTAŞ (POTASYUM HİDROKSİT)
- SODIUM HYDROXIDE, CAUSTIC SODA[İng.] / SOUDE CAUSTIQUE, HYDROXYDE DE SODIUM, HYDRATE DE SODIUM, VOIR SOUDE CAUSTIQUE[Fr.] / KAUSTISCHE SODA, ATZNATRON, NATRIUMHYDROXYD[Alm.] ile/değil/yerine/= KOSTİK SODA, SODYUM HİDROKSİT
- CAUSTIC[İng.] / CAUSTIQUE[Fr.] ile/değil/yerine/= KOSTİK
- KOSTİK[Fr. < CAUSTIQUE] değil/yerine/= DOKU YAKAN
( Hayvan ve bitki dokularını yakan, aşındıran. )
- KOŞUL ile/ve/değil/yerine/||/<>/> ÖNCELİK
- KOŞULLU ile/ve/yerine/değil İSTEKLİ
( [not] CONDITIONAL vs./and/but WILLING
WILLING instead of CONDITIONAL )
- KOŞULLULUK ile/değil/yerine KARŞILIKLILIK
( Yaparsa(n)/verirse(n) değil (o/sen) yaptıkça/verdikçe vermek/almak. )
- KOŞULSUZ/LUK ile/ve/değil/yerine/> HER KOŞULDA
- KOT değil/yerine KUMAŞ PANTOLON
- KOTER/CAUTER[İng.] değil/yerine/= DAĞLAÇ
- KOTERİZASYON/CAUTERIZATION[İng.] değil/yerine/= DAĞLAMA
- PAMBIK[Fars. < PANBUK]/KOTON[Fr./İng. < COTON] değil/yerine/= PAMUK/LU
- KOTRA[Fr. < COTRE] değil/yerine/= YELKENLİ
( Çoğunlukla bir direkli, randası olan, ince gövdeli yelkenli. | Irmak ve göl ağızlarında kurulan ve ince kazıklarla kamışlardan yapılma dalyan. )
- KÖTÜ BAKIŞ(NAZAR) ile/değil/yerine GÖZLEMLEYİCİ BAKIŞ
( Yiğidi mezara, deveyi kazana götürür. İLE/DEĞİL/YERİNE ... )
- KÖTÜ GÜN/DURUM/HAL DOSTU (OLMAK) ile/ve/yerine İYİ GÜN/DURUM/HAL DOSTU (OLMAK)
( Arkadaşlıkta ve evlilikte geçerli olabilir, olmalıdır. İLE/VE/YERİNE Sevgililikte geçerli olmalıdır. )
- KÖTÜ HABER ile/ve/değil/yerine/||/<>/> İYİ HABER
( Hiçbir şey, sonsuza kadar sürmez. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/> Hiçbir şey, sonsuza kadar sürmez. )
- KÖTÜ "HABER" ile/ve/değil/yerine/||/<> "İYİ HABER"
( (")Hâlâ yaşıyoruz("). İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<> Henüz ölmedik. )
- KÖTÜ NESNE - KÖTÜ KENDİLİK ile/ve/değil/yerine/>< İYİ NESNE - İYİ KENDİLİK
- KÖTÜ NİYET ("VAR") ile/değil/yerine/>< İYİ NİYET (YOK)
- KÖTÜ NİYETLE PLAN YAPIP "KAZANMAK" ile/değil/yerine/>< İYİ NİYETLE ÜMİT EDİP KAYBETMEK
- KÖTÜ ile/ve/değil/yerine/||/<> FARKLI
( [not] "BAD" but DIFFERENT )
- KÖTÜ ile/değil/yerine KULLANIŞSIZ
- KÖTÜ ile/ve/değil/yerine OLUMSUZ
- KÖTÜ ile/ve/değil/yerine/||/<> ZOR
- KÖTÜLEME ile/ve/değil/yerine TESPİT ETME
- KÖTÜLEMEK ile/değil/yerine NE OLDUĞUNU BELİRTMEK
( [not] "TO RUN DOWN" vs./but TO STATE
TO STATE instead of "TO RUN DOWN" )
- KAYGILAN/MAK / KORK/MAK:
KÖTÜLÜK EDENDEN VE ETTİĞİNDEN
ile/ve/değil/yerine/daha çok/||/<>/<
İYİLİK EDENDEN VE ETTİĞİNDEN
- KÖTÜLÜK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< İYİ OLANIN YOKLUĞU
- [ne yazık ki]
"KÖTÜLÜK" değil/yerine/>< İYİLERİN ÇABASI
( Kötülüğün baskın gelmemesi için tek koşul, iyilerin, çaba göstermeleridir. )
- KÖTÜLÜKLERLE "YÜKSELMEK" değil/yerine/><
İYİLİKLERLE "KAYBETMEK"
- KÖTÜ/LÜK(TE) ile/ve/değil/yerine/>< İYİ/LİK(TE)
( Hesaplı/planlı. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/>< Hesapsız/plansız. )
( İyi, yapmak ve yaratmakla; kötü, tembellik ve işsizlikle görülür. )
( Mükemmel olmayanı mükemmel olan uğruna seve seve feda edin, o zaman iyi ve kötü tartışmaları artık hiç olmayacak. )
( Ortak iyiliği (bütünün hayrını) arzu ettiğinizde, tüm dünya sizinle birlikte arzu eder. )
( Yapmış olduğu kötülüğü daha sonra yaptığı iyilikle yenen kişi, ayın, ışığını örten bulutlardan kurtulduğu zamanki gibi, dünyaya ışık yayar. )
( Olgun kişi, iyiyi gözlemleyerek onun peşinden gider, kötüyü gözlemleyerek düzeltmeye çalışır. )
( En yüksek katta şereflendirilmenin anlamı, kişinin iyiliğe olan içten aşkının doğurduğu başarıdır. )
( Olayları iyi ve kötü diye ayırdığınız sürece, haklı olabilirsiniz. Gerçekte ise, yerine getirildiklerinde, iyi kötüye, kötü de iyiye dönüşür. )
( Kötüyü kötü görebilmeliyiz ki, iyiyi arayabilelim. )
( Her şeyi iyi görürsek, tuzağa düşeriz. )
( ARETE[Hellence]: İyilik. | Erdem, yetenek, yetkinlik, yararlılık. )
( İyi şeylerin olduğu/olabildiği/olabileceği kadar, kötü; kötü şeylerin olduğu kadar da, iyi şeylerin olduğu/olabildiği/olabileceği ve bu bağlamda da, iyi/kötü tanımının olmadığı/olamayacağı, ancak ve sadece bizim alt seviye yükleme(leri)mizle ya da indirgeme(leri)mizle söz konusu olduğunu anımsamakta yarar vardır. )
( İyi birini gördüğünüzde, onu taklit etmeye çalışın. Kötü birini gördüğünüzde, onun kusurlarını, kendinizde de arayın. )
( İyinin karşıtı, "kötü" değil ne yazık ki "düşünce/düşünme yok(sun)luğu"dur. )
( Azaltamıyorsak. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/>< Artırabiliriz/artıralım! )
( Seçme. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/>< Yeğleme. )
( Kazınır. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/>< Kazanır. )
( [not] BAD/NESS vs./and/but/>< GOOD/NESS
GOOD/NESS instead of BAD/NESS )
( MAUVAIS avec/et/>< BON )
( SCHLECHT mit/und/>< GUT )
( MALUM cum/et/>< BONUM )
( MALO con/y/>< BUENO )
( CATTIVO con/e/>< BUONO )
( SEYYİ', RADİ' ile/ve/>< CEYYİD, HASEN )
- KÖTÜMSER/LİK >< İYİMSER/LİK ile/değil/yerine/>< GERÇEKÇİ/LİK
( [sadece] Tüneli "görür". >< Tünelin sonundaki ışığı "görür". İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Tünelle birlikte, ışığı ve gelebilecek treni görür. )
( [sadece] Her fırsattaki "zorluğu" "görür". >< Her zorluktaki "fırsatı" "görür". İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Her fırsatla birlikte kolay olmayabilecekleri birlikte değerlendirir. )
- KÖTÜMSERLİK değil/yerine/>< KONUŞABİLMEK
( Konuşabilirsek, "kötümserlik" oluşmaz. )
- KÖTÜYÜ, DOĞRUDAN GÖSTERMEK/ANLATMAK ile/ve/değil/yerine KÖTÜYÜ, DAHA KÖTÜSÜNÜ GÖSTEREREK GÖSTERMEK/ANLATMAK
- KOUMPOUNOPHOBIA[İng.] değil/yerine/= KOUMPOUNOFOBİ
( Kıyafet düğmesi korkusu olarak bilinen terim.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- KOUNIDINE[İng.] ile/değil/yerine/= KOUNİDİN
- KOVALAN/COVALENT[İng.] değil/yerine/= ORTAK DEĞERLİ
- COVALENT BOND[İng.] / LIAISON COVALENTE[Fr.] / ATOMBINDUNG, KOVALENTE BINDUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= KOVALENT BAĞ
- COVALENT CRYSTAL[İng.] / CRISTAL COVALENT[Fr.] / KOVALENTER KRISTALL[Alm.] ile/değil/yerine/= KOVALENT KRİSTAL
- KOVAR[İng.] ile/değil/yerine/= KOVAR
- KOVARYANS/COVARIANCE[İng.] değil/yerine/= ORTAK DEĞİŞKENLİK
- KOV(UL)MA ile/değil/yerine SÜR(ÜL)ME
( Eskiden bazı meclisten uzaklaştırılan/sürülen kişiler 7 yıl aynı meclise dönemezlermiş. )
(1996'dan beri)