YEDİ YAZAÇLILAR

- TESÂLUH[Ar.] ile TESÂLUH[Ar.]

( MÜSÂLAHA[< SULH]: Barışma, uzlaşma. | Barış, güvenlik. İLE Sağır gibi görünme. )

- TESALÜP[Ar.] ile/değil/yerine/= ÇAPRAZ GELME

( İki şeyin birbiri üzerine çapraz biçimde gelmesi. | Sinir ve damarların birbirinin üzerinden çapraz olarak geçmesi. )

- TESÂMU'[< SEM] ile TESÂMUH[< SEMÂHAT | çoğ. TESÂMUHÂT]

( Duyma/işitme, kulaktan duyma. İLE Hoş görme, müsamaha gösterme. | Dikkatsiz, kayıtsız davranma. )

- TESÂNÜT/TESÂNÜD[Ar. < SENED] ile/değil/yerine/= DAYANIŞMA | OMUZDAŞLIK

- TESANÜT[Ar. < TESĀNUD] ile/değil/yerine/=/||/<> OMUZDAŞLIK | DAYANIŞMA

( omuzdaşlık dayanışma )

- TESÂRİF[< TASRÎF] ile ...

( Allah'ın, istediği gibi hükmetmesi, irâde ve ihtiyârı. | [dilb.] Tasrifler, çekimler. )

- TESAVÎ-İ NAKİZEYN | ÇATIŞKI ile/||/<> ÇATIŞKI ile/||/<> MANTIKSAL ÇATIŞKI

( mantıksal çatışkı Yasaların ya da önermelerin kendi aralarında çelişikliği Kantta Usun kendi içinde zorunlulukla düştüğü çelişmeler Kant dört türlü çatışkı ayırır 1 Sav Evren uzay ve zaman bakımından sonludur karşı sav sonsuzdur 2 Sav Herşeyin kendilerinden kurulduğu son yalın parçalar vardır karşı sav yoktur 3 Sav Evrende özgürlükle olan bir nedensellik vardır karşı sav evrende özgürlük yoktur her şey doğa yasalarına göre olup biter 4 Sav Evrenin nedeni olan zorunlu bir varlık vardır karşı sav böyle bir varlık yoktur Kanta göre bu sorunların savları da karşı savları da aynı kesinlikle tanıtlanabilir Oysa birbirine karşıt olan iki önermenin ikisini de doğru saymakla çelişmeye düşülmüş olunur çatışkı )

- TESAVÎ-İ NAKİZEYN | ÇATIŞKI ile/||/<> ÇELİŞME | MANTIKSAL ÇATIŞKI

( bk. mantıksal çatışkı. @@ Yasaların ya da önermelerin kendi aralarında çelişikliği. (Kant'ta) Usun kendi içinde zorunlulukla düştüğü çelişmeler. // Kant dört türlü çatışkı ayırır: 1. Sav: Evren, uzay ve zaman bakımından sonludur; karşı sav: sonsuzdur. 2. Sav: Herşeyin kendilerinden kurulduğu son, yalın parçalar vardır; karşı sav: yoktur. 3. Sav: Evrende özgürlükle olan bir nedensellik vardır; karşı sav: evrende özgürlük yoktur, her şey doğa yasalarına göre olup biter. 4. Sav: Evrenin nedeni olan zorunlu bir varlık vardır; karşı sav: böyle bir varlık yoktur. Kant'a göre bu sorunların savları da karşı savları da aynı kesinlikle tanıtlanabilir. Oysa birbirine karşıt olan iki önermenin ikisini de doğru saymakla çelişmeye düşülmüş olunur.@@bk. çatışkı )

- TESÂVİ-İ TERKİBE MÜTEALLİK | İZOMERİ ile/||/<> İZOMERİ[Fr. < ISOMÉRIE]

( izomerisel kimya kimya )

- TEŞBÎH[< ŞİBH](/BENZETME) ile/ve/< İSTİÂRE ile/ve/< MECÂZ[< CEVÂZ] ile/ve/< MECÂZ-I MÜRSEL(/DÜZ DEĞİŞMECE) ile/ve/< TÂ'RÎZ[< ARZ] ile/ve/< TEŞHÎS[< ŞAHS] VE İNTÂK[< NUTK]

( Ortak nitelikleri bulunan nesne ya da kavramlar arasında benzerlik kurma sanatı. İLE/VE
Bir sözcüğü kendi anlamı dışında kullanarak, bir şeyi benzediği başka şeylerin adıyla anma sanatı. İLE/VE
Sözcükleri gerçek anlamları dışında kullanma sanatı. İLE/VE
Bir sözcüğü, benzetme amacı gütmeden, başka bir sözcük yerine kullanma sanatı. [iki nesne/kavram arasında çok çeşitli ilişkiler kurulmasıyla] İLE/VE
Bir sözü, hem gerçek, hem de mecâzî anlamıyla kullanma sanatı. [Söylenilen sözün gerçek anlamından bir sonuç çıksa da geçerli olan mecâzî anlamıdır][alay, sitem, şaka gibi kullanımlarda] İLE/VE
Birini eleştirme, küçük düşürme ya da alay etmek amacıyla söylenilmek istenileni tam tersi bir anlamda bir sözle, incelikle ve lâtîfeyle[espriyle] anlatma sanatı. İLE/VE
Teşhis, cansız varolanları ya da hayvanları kişileştirme sanatı. [FABL] | İntak, nesneleri konuşturma sanatı. )

- TEŞBİH/İ YOKTUR ile/değil TARİH/İ YOKTUR

- TEŞBİHTE HATA ARANMAZ değil TEŞBİHTE, HATA OLMAZ/OLMAMALI

- TEŞBİHTE HATA OLMAZ değil TEŞBİHTE, HATA OLMAZ/OLMASIN/OLMAMALI!
(TEŞBİH, HATA/EKSİK/YÜK/SORUN KALDIRMAZ/TAŞIMAZ/TAŞIMAMALI!)

( Teşbih yapmakta "hata/sakınca/yanlışlık olmaması". DEĞİL Yapılan teşbihte/benzetmede, hatanın/yanlışın/ilişkisizliğin olmaması gerekliliği. [Olabildiğince özen gösterilmesi gerektiği.]
Hangi benzetmeyi yaparsak yapalım, önemli değildir anlamına gelmez. Benzetme(teşbih) yapacağımız zaman hata yapmama ve keyfiyet olmaması gerekliliğini anlatır! [Teşbih sözcüğünden sonra virgül/duraklama çok önemli!] )
( Halk arasında daha çok, "yapılan benzetmeden alınılmamasını dilemek için" "söylenilir" fakat bu, yanlış kullanımdır. )
( Her şey, herşeyle dolaylı olarak bağlantılandırılabileceğinden,
hiçbir şeyi, hiçbir şeyle doğrudan bağlantılandırmamakla başlar her şey. )

- TESCÎ'[< SEC | çoğ. TESCÎÂT] ile ...

( Düz yazıda, uyak kullanma, tümceleri uyaklama. )

- TEŞCİ[Ar. < TEŞCİʿ] ile/||/<> SEÇİLİ YAZMA. KARŞITI: TERSİI

( Seçili yazma Karşıtı tersiI )

- TEŞCÎ'[Ar. < ŞECÂAT | çoğ. TEŞCÎÂT] ile TEŞCÎR[Ar. < ŞECER]

( Cesaret verme/verilme, gayrete getirme/getirilme. İLE Ağaçlandırma, ağaç dikme. )

- TEŞDİT | PEKİTME ile/||/<> GEREKLEYİŞ

( gerekleyiş )

- TEŞEBBÜH[Ar. < ŞİBH] ile/değil/yerine/= BENZEME

( Benzeme, andırma, kendini benzetmeye özenme, zorlayarak benzemeye çalışma. )

- TEŞEBBÜS[Ar.] ile/değil/yerine/= GİRİŞİM

- TEŞEBBÜS[Ar.] ile/değil/yerine/= GİRİŞİM | GİRİŞME


- TEŞEBBÜS ile/ve/||/<>/> TESADÜF

( Teşebbüs etmezsen, tesadüf etmez. )

- TEŞECCÜ'[Ar. < ŞECÂAT | çoğ. TEŞCÎÂT] ile TEŞECCÜR[Ar.]

( Sahte cesâret gösterme, şecî görünme. İLE Ağaçlaşma, ağaçlanma. | [kimya] Billur nesnelerin ağaç biçiminde birleşmesi. )

- TEŞEHHÜD MİKDÂRI ile ...

( Ettehiyâtü okuyacak kadar zaman; gayet kısa bir zmaan, az zaman. )

- TEŞEHHÜD[< ŞAHÂDET] ile ...

( Namazda, oturarak, "ettehiyyâtü" duasını okuma. )

- TEŞEHHÜT ile TEŞEHHÜT MİKTARI

- TEŞEKKÜL ETMEK/MEYDANA GELMEK[Ar.] ile/değil/yerine/= OLUŞMAK

- TEŞEKKÜL[< ŞEKL] ile/değil/yerine/= OLUŞUM/KURULUŞ

( ŞEKİLLENME | KURULMA, KURULUŞ, MEYDANA GELİŞ | OLUŞUM )

- TEŞEKKÜR ETMEK ve/||/<> ÖZÜR DİLEMEK

( Bunları bilmeyenlere, kapıları/nı kapatmak gerekir. )

- TESELLİ EDİLEBİLİR ile TESELLİ ile TESELLİ EDİCİ ile KONSOL ile PEKİŞTİRMEK ile KONSOLİDE ile KONSOLİDASYON

- TESELLÎ[Ar.] ile/değil/yerine/= AVUNÇ


- TESELLİ[Ar. < TESELLĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> AVUNTU | AVUNMA

( teselli mükâfatı züğürt tesellisi avuntu avunma Piyangoda büyük ikramiyeyi kaybeden en yakın numaralara yapılan ödeme )

- TESELLİ ile KENDİNİ KANDIRMAK

- TESELLÎ ile/ve/değil/yerine/||/<>/< TECELLİ

( Hakikati keşf edebilmek için teselli değil tecelli gerekir. )

- TESELLİ ile TESELLİSİZ/LİK ile TESELLİ MÜKAFATI

- TESELLİDE:
DÜNYA
ile İSLÂM ile İMAN ile İHSAN

- TESELLÜM[Ar.] ile/değil/yerine/= VERİLEN BİR ŞEYİ ALMA

- TEŞEMMÜ'[Ar. < ŞEM] ile TEŞEMMÜM[Ar. < ŞEMM]

( Mumlaşma, mum bağlama, muşamba gibi olma. | Üzerine bal mumu sürülme. [TEŞEMMÜ-İ KEBED: Karaciğerin muşambalaşması, siroz.] İLE Koklama. )

- TEŞENNÜC[Ar. < ŞENC]/İSPAZMOS/SPASM[İng.]/SPASME[Fr.] ile/değil/yerine/= KASILMA

( Kasların kasılması, gerilip/çekilip büzülmesi. )

- TESETTÜR[Ar. < SETR] ile/değil/yerine/= ÖRTÜNME, KAPANMA

- TEŞE'ÜM[< ŞEÂMET] ile/değil/yerine/= "UĞURSUZ SAYMA"


- TEŞEVVÜŞ[< ŞEVEŞE] ile/değil/yerine/= KARIŞMA, KARMAKARIŞIK OLMA, KARIŞIKLIK

- TEŞEVVÜŞ[Ar.] ile/değil/yerine/= KARIŞIKLIK

- TEŞEVVÜŞ ile/||/<> OBNUBILATION[İng.] ile/||/<> BULANMA

( Bilincin sislenmesi ve uyuşma durumuna girmesi )

- TEŞHİS | İKRAR | TANIMA ile/||/<> TANIMA ile/||/<> TANIMAK

( Bulgu Aristotelesin Poetiko adlı kitabındaki bölümleme Bir yabancıyı bir işaretten taşıdığı eşyadan yaptığı hareketlerden tanıma Aristoteles bunu şöyle bölümlemiştir 1 Dış işaretlerden benler yaralar 2 Bir kimsenin kendini ele vermesiyle 3 Anıların canlanması ile 4 Benzer yanlar bularak mantık yoluyla 5 Oyunun gelişim süresi içinde tanıma Aristotelese göre dram sanatı için en ustacası sonuncusudur Daha önce görülmüş ya da öğrenilmiş bir kişi ya da nesneyle karşılaşınca anımsayarak o olduğunun ayırdına varma 1 Daha önce bilinen bir şeyi bir kimseyi anımsama 2 Bir şey ya da bir kimse ile ilgili doğru ve tam bilgisi bulunma 3 Var olan bir şeyi algılama Bir nesne ya da özelliği tanımlama ve çözümlemelere elverecek biçimde başkalarından ayırabilme durumu Herhangi bir olayda işlemin kişisel olarak yapıldığının karşılıklı olarak tanımı ve açıklanması daha önce görülen bilinen bir kimse veya şeyle karşılaşıldığında bunun kim veya ne olduğunu anımsamak daha önce görmüş olmak bilmek bilip ayırmak seçmek ayırt etmek )

- TESİR | ETKİME ile/||/<> ETKİMEK

( kimya kimya )

- TE'SÎR[Ar. < İSR | çoğ. TE'SÎRÂT] ile/ve TES'ÎR[Ar. < SA'R] ile/ve TESHÎR[Ar. < SİHRİYY] ile/ve TESHÎR[Ar. < SİHR/SEHHAR | çoğ. TESHÎRÂT]

( Alâmet, nişan bırakma. | İşleme, dokunma, içe işleme. | Kederlendirme. İLE/VE Değer/kıymet/narh koyma. | Ateşi yakıp alevlendirme. İLE/VE Zapt ve istila etme, ele geçirme, elde etme. İLE/VE Büyü yapma, büyüleme, aldatma/aldatılma, kendini bağlama. )

- CROSS-SECTION[İng.] / SECTION EFFICACE[Fr.] / QUERSCHNITT, WIRKUNGSQUERSCHNITT[Alm.] ile/değil/yerine/= TESİR KESİTİ

- TESİRSİZ/NÖTR ile/değil/yerine/= ETKİSİZ

- TESİS[Ar.] (ETMEK) ile/değil/yerine/= KURMAK/OLUŞTURMAK

- TESİS ile/değil/yerine/= KURULUŞ/KURULMA


- TESİSAT | TESİSATÇI | TESİSATÇILIK ile/||/<> DÖŞEM | DÖŞEMCİ | DÖŞEMCİLİK ile/||/<> DÖŞEYİCİ | DÖŞEYİCİLİK

( lağım döşemi )

- TESİSAT[Ar.] ile/değil/yerine/= DONANIM/DÖŞEM

- TESİSAT[Ar.] ile/değil/yerine/= DÖŞEM

( Belirli bir işin sağlanmasına yardım eden araçların uygun yerlere döşenmesi ya da döşenen bu araçların tümü. )

- TESİSAT ile/||/<> INSTALLATION[İng.] ile/||/<> INSTALLATION[Fr.] ile/||/<> DÖŞEM

( 1 genel uygulayım Bir işin sağlanması için kullanılması gereken araç gerecin uygun yerlere yerleştirilmesiyle oluşan düzen 2 mekanik Bir düzen içinde kullanılan araç gereç ya da aygıtların tümü 3 döşem Bir akışkanın dağıtımını kullanımını sağlayan boru donanımı )

- TESİSAT ile/değil TECHİZAT

- TESİSAT[Ar. < TEʾSĪSĀT] ile/değil/yerine/=/||/<> TESİSAT

( sıhhi tesisat pis su tesisatı Belli bir işin sağlanmasına yardım eden araçların uygun yerlere döşenmesi veya döşenen bu araçların tümü döşem donanım )

- TESİSAT ile TESİSATÇI/LIK

- TESİT[Ar. < TESʿĪD] ile/değil/yerine/=/||/<> KUTLAMA

- TESİT[Ar.] ile/değil/yerine/= KUTLAMA

- TESKERE[Fars. < DESKERE] ile/değil TEZKERE[Ar.] ile/değil TEZKİRE[Ar.]

( Sedye. | Eskimiş yapılarda malzeme taşımak için kullanılan, dört kollu ve iki kişinin taşıdığı tahta araç. @@ Pusula. | Bir iş için izin verildiğini bildiren resmî kâğıt. | Askerlik görevinin bittiğini bildiren belge. @@ Divan şairlerinin yaşamlarını ve şiirlerini genellikle öznel bir bakış açısıyla değerlendiren yapıt. )

- TEŞKİL LÂHİKASI, İŞTİKAK LÂHİKASI | YAPIM EKİ ile/||/<> YAPIM EKİ

( Derleme şekil eki morfem yapı eki tekil eki Sözcük kök veya gövdesine getirilerek sözcüğün yeni bir kavram kazanmasını sağlayan ek lik gözlük ci evci li evli ine sevinç gi sevgi daş vatandaş dır sevdir in sevin leyin geceleyin vb Kelime kök ve gövdelerine getirilerek yeni kavramların yansıtılmasını kavramlara karşılık yeni kelimeler yapılmasını sağlayan ek lIk lUk odunluk dizlik yakınlık ÇI ÇU yarışçı izci lI lU tuzlu AcAk yiyecek yakacak IcI UcU sızıcı itici görücü A boşa yaşa dAş addaş adaş yoldaş ülküdeş l yarıl kırıl lA başla izle tuzla I n U n sevin soyun I ş U ş koşuş üşüş vb Türkçede yapım ekleri addan ad addan fiil fiilden ad ve fiilden fiil türeten ekler olmak üzere dört tür oluşturur Karşıtı çekim eki dir Azerbaycan Türkçesi sözdüzäldici şakilçi Türkmen Türkçesi söz yasaycı affiks goşulma laf kurucu afiks Özbek Türkçesi yasóvçi qóşimça Uygur Türkçesi söz yasiğuçi qoşumçä Tatar Türkçesi süz yasağıç yasağıç quşimça süz yasawçi quşimça Başkurt Türkçesi hüz yahawsı affiks yalgäw söz yaratıwçu koşumça söz etegen koşumça söz yaratagan koşumca Krç Malk söz kurawçu affiks calgaw Nogay Türkçesi söz yasawış kosımşa Kazak Türkçesi söz turdıruwşı jurnak sözjasamdık jurnak Kırgız Türkçesi söz casoo afiksi müçösü Alt sös büdüreeçi kojulta Hakas Türkçesi sös püdîrceňhozım Tuva Türkçesi çogaadılga kojumaa Rusça slovoobrazuyuşçiy affiks )

- TESKİN[Ar.] ile/ve/||/<> TESELLİ[Ar.]

( Acı, öfke, heyecan vb. duyguları yatıştırma, dindirmeye çalışma. İLE/ve/||/<> Avunma, avuntu, avunç. )

- TESLİM ETMEK ile MESAJ İLETMEK ile BİR KONUŞMA YAPMAK ile KURTULUŞ ile TESLİM EDİLMİŞ ile TESLİMATÇI ile TESLİMAT

- TESLİMİYET:
BOYUN EĞMEK
değil ANLAMAK

- TESLİMİYET ile/ve/||/<> ÇARESİZLİK

- TESLİMİYET ve/<>/|| DAYANMA GÜCÜ

- TESLİS[Ar.]/TRIAL/TRINITY[İng.]/TRIVIUM[Lat.]/TRIMURTI[Hintçe] ile/değil/yerine/= ÜÇÜL

- TESMİYE[Ar. < İSM] ile ADLANDIRMA, AD VERME/KOYMA

( AD KOYMA, ADLANDIRMA, İSİM VERME | BESMELE ÇEKME )

- TESMİYE[Ar. < TESMİYE] ile/değil/yerine/=/||/<> TESMİYE

( Adlandırma ad koyma ad verme )

- TEŞNE[Fars.] ile/ve/değil/yerine/||/<>/< GÖNÜLLÜ

( Susamış. | Çok istekli. @@ ... )

- TESNİYE | İKİCİLİK ile/||/<> İKİCİLİK

( Olayları karşıt ve etkileşen iki öğeye dayanarak açıklayan yaklaşım Birbirinden ayrı birbirinden bağımsız birbirine geri götürülemeyen birbirinin yanında ya da karşısında bulunan iki ilkenin varlığını kabul eden görüş Şu türleri vardır 1 Dinsel görüşte İki Tanrının biri iyi biri kötü var olduğunu öne süren anlayış Mani dini 2 Tanrıbilimde İnanç ve bilgi yaratan ve yaratılan karşıtlığını savunan görüş 3 Fizikötesinde Varlık ve oluşun idea ve görüngünün beden ve ruhun ben ve benolmayanın bilinç ve cisimler dünyasının birbirine karşıt ilkeler olarak varolduğuna inanan görüş 4 Ahlak felsefesinde Usu ve duyarlığı ödev ve eğilimi birbirine karşıt ilkeler olarak benimseyen görüş Karşıtı tekçilik Aynı toplumda iki ayrı iktisadi yapının veya piyasanın birarada bulunması )

- TESNİYE | İKİLİK ile/||/<> İKİLİK

( Sinema TV İki kilovat gücünde toplayıcı ışıldak Osmanlı ülkelerinde bir ara kullanılan gümüş ve bakır karışımı paranın adı 1 Osmanlı ülkelerinde bir ara kullanılan gümüş ve bakır karışımı paranın adı 2 dichotomy Değişim oranının iç piyasada emek değer yasasınca uluslararası piyasada karşılıklı istem yasasınca belirlenmesine dayanan ve J S Mill tarafından ileri sürülen görüş 3 klasik ikilik Bazı dillerde adların zamirlerin teklikçokluk açısından iki varlığı iki nesneyi belirtmesi çekimli fiilerde iki kişiyi göstermesi İkilik şekli Arap Yunan ve Sanskrit gibi dillerde var olan bir şekildir Dilimizde ikilik yoktur Yalnız Türkçeye Arapçadan girmiş olan bazı eski kelimelerde veya Osmanlıca metinlerde göze çarpar An ve Ayn ekleri ile kurulur tarafeyn iki taraf ebeveyn anababa haremeyn Mekke ve Medine kamereyn ay ve güneş devleteyni fahîmeteyn iki büyük devlet vb Arapçada ikilik çekimli fiilerde de kurallı olarak kullanılmaktadır ketebâ iki erkek yazdı ketebetâ iki kadın yazdı ketebtümâ iki erkek veya iki kadın yazdınız tektübâni iki erkek veya iki kadın yazarsınız gibi )

- TESPİH AĞACI ile/||/<> AYI FINDIĞI

( ayı fındığı )

- FIXATIVE[İng.] / FIXATEUR[Fr.] / FISCHHEIM[Alm.] ile/değil/yerine/= TESPİT NESNESİ

- TESPİT | SAPTAMA ile/||/<> SAPTAMA

( Sinema Açındırma sonunda ışıklanmamış gümüş bromürün ortadan kaldırılarak resmin ışıktan etkilenmemesini sağlama görüntü saptama Bir nesne ya da durumun ayırıcı özellikleriyle tanınması ya da bir konunun gözleme ya da ölçüye vurularak ayrıtlarıyla belirlenmesi 1 sinema Yıkanmış bir duyarkatın gümüş bromür kalıntılarını eritmek amacıyla kimyasal bir eriyikten geçirilmesi 2 fotoğrafçılık Resmin ışıkta bozulmaz duruma getirilmesi )

- TESPİT[Ar. < TES̱BĪT] ile/değil/yerine/=/||/<> BELİRLEME | SAPTAMA

( Bir şeyi sağlam bir biçimde yerleştirme yerinden oynamaz duruma getirme Bir durumu kuşkuya düşürmeyecek biçimde gösterme belirleme Bir değerlendirme sonunda ortaya çıkan karar saptama )

- TESPİT ile ÇIKARIM

- TESPİT ile/değil/yerine/= SAPTAMA

- TESPİT ile/değil/yerine/= SAPTAMA

- TESPİT ile/ve/değil/||/<>/>/< (HAKKI/NI) TESLİM


- İCTİHÂD:
TEŞRÎ
ile/ve/||/<> ADLÎ

- TEŞRİ ile TEŞRİF ile TEŞRİH ile TEŞRİİ ile TEŞRİK ile TEŞRİN ile TEŞRİ KUVVETİ ile TEŞRİH MASASI ile TEŞRİİ KUVVET ile TEŞRİİ MASUNİYET

- TEŞRİ[Ar. < TEŞRĪʿ] ile/değil/yerine/=/||/<> YASAMA (TEŞRİ KUVVETİ)

- TEŞRİH | ANATOMİ[Fr. < ANATOMİE] ile/||/<> EMBRİYOLOJİ ile/||/<> FİTOPATOLOJİ

( (zooloji) @@ (Yun. ana: yukarı; tome: kesmek) Biyolojinin canlıların iç yapıları ile uğraşan dalı, yapı bilimi. @@ 1. İnsan, hayvan ve bitkilerin yapısını ve organlarının birbirleriyle olan ilgilerini inceleyen bilim dalı, yapı bilimi. 2. Herhangi bir organizmanın yapısı. @@ anat. Vücudun normal biçimini ve yapısını inceleyen bilim dalı. Organlı varlıkların yapısıyla biçimini ve bu yapıyı oluşturan organları, bu organların işlevleri arasındaki ilişkileri ve normal komşuluk ilişkilerini inceleyen bilim, yapı bilim. Anatemnien: açmak, Ana: Boylu boyunca, Tome: kesme. @@ @@ )

- TEŞRİH | ANATOMİ ile/||/<> ANATOMİ ile/||/<> ANATOMİ[Fr. < ANATOMIE]

( zooloji ana yukarı tome kesmek Biyolojinin canlıların iç yapıları ile uğraşan dalı yapı bilimi 1 İnsan hayvan ve bitkilerin yapısını ve organlarının birbirleriyle olan ilgilerini inceleyen bilim dalı yapı bilimi 2 Herhangi bir organizmanın yapısı anat Vücudun normal biçimini ve yapısını inceleyen bilim dalı Organlı varlıkların yapısıyla biçimini ve bu yapıyı oluşturan organları bu organların işlevleri arasındaki ilişkileri ve normal komşuluk ilişkilerini inceleyen bilim yapı bilim Anatemnien açmak Ana Boylu boyunca Tome kesme )

- TEŞRİH[Ar. < TEŞRĪḤ] ile/değil/yerine/=/||/<> ANATOMİ | İSKELET

( teşrihhane teşrih masası Bir sorunu veya konuyu ele alıp en ince noktalarına kadar gözden geçirerek anlatma açımlama anatomi iskelet )

- TEŞRİHHANE[Ar. + Fars.] ile DERSLİK

( Otopsi yapılan yer. | Tıp fakültelerinde anatomi dersi yapılan yer. )

- TEŞRIHÎ | PHYSIOLOGIQUE[Fr. < PHYSIOLOGIQUE] ile/||/<> FİZYOLOJİK ile/||/<> FİZYOLOJİK[Fr. < PHYSIOLOGIQUE]

( biyoloji Organizmanın normal işlevlerine ait olan )

- TEŞRÎN-İ EVVEL[Ar.] ile TEŞRÎN-İ SÂNÎ[Ar.]

( Ekim ayı. İLE Kasım ayı.
[aslı, TİŞRÎN (Süryanice): Eskiden, yılın onuncu ve onbirinci aylarına verilen ortak ad.] )

- TEST ETMEK değil/yerine DENEMEK


- TEŞT[Fars. < ṬAŞT] ile/||/<> ÇAMAŞIR LEĞENİ / ÇAMAŞIR LEĞENİ

( çamaşır leğeni çamaşır leğeni taşt a bason a salver a ewerstand ṭaşt a large basin ewer cup bowl taşt Kürtçede teşt olarak kullanılır Ermenice tašt mug vat Pehleviceden alınmıştır Suriye Arapçasında ṭǝst cuvette écuelle de cuivre utilisée pour la toilette olarak geçer taşt a bason a salver a ewerstand ṭaşt a large basin ewer cup bowl taşt Kürtçede teşt olarak kullanılır Ermenice tašt mug vat Pehleviceden alınmıştır Suriye Arapçasında ṭǝst cuvette écuelle de cuivre utilisée pour la toilette olarak geçer )

- TEST :/yerine TEST, SINAMAK

- TESTERE BALIĞI ile/||/<> MARANGOZ BALIĞI

- TESTERE BALIĞI ile/||/<> TESTERE BALIĞI

( Pristis pristis Köpekbalıkları Selachii takımının testerebalığıgiller Pristidae familyasından bir balık türü Tek cinsin tek türüdür Uzunluğu 7 testeresi 2 m Balinalara saldırarak testeresiyle parçalar Atlantik Okyanusu ve Akdenizde yaşar Köpek balıklan Selachii takımının testere balığıgiller Pristidae familyasından 7 cm kadar uzunlukta 2 m kadar testeresi olan Atlantik Okyanusu ve Akdenizde yaşayan bir tür Vatoz balıkları Rajiformes takımının testere balığıgiller Pristidae familyasından 2 m kadar testeresi 4 5 m kadar uzunluğu olabilen Atlantik Okyanusu ve Akdeniz de yaşayan bir tür marangoz balığı Testere balığı )

- TESTERE BALIĞIGİLLER ile/||/<> TESTERE BALIĞIGİLLER

( Balıklar Pisces sınıfının köpek balıkları Selachii takımının örtülü omurlular Tectospondyli alt takımından vücutları basık ve uzun göğüs yüzgeçleri büyük başı öne doğru uzamış ve kenarları testere gibi tırtıklı üzerleri plâkoyit pullarla örtülü doğurarak çoğalan türleri olan bir familya Kıkırdaklı balıklardan vatoz balıkları Rajiformes takımına ait burunları kılıç biçiminde uzamış ve yan taraflarında dişler bulunan üzerleri plakoyit pullarla örtülü doğurarak çoğalan türleri olan bir familya testere balıkları testere dişliler )

- SAWTOOTH WAVEFORM[İng.] ile/değil/yerine/= TESTERE DİŞİ DALGA BİÇİMİ

- ONDE EN DENTS DE SCIE[Fr.] / SÄGEZAHNWELLE[Alm.] ile/değil/yerine/= TESTERE DİŞİ DALGA

- SAWTOOTH PULSE[İng.] / IMPULSION EN DENTS DE SCIE[Fr.] / SÄGEZAHNIMPULS[Alm.] ile/değil/yerine/= TESTERE DİŞİ DARBE

- SAWTOOTH GENERATOR[İng.] / GÉNÉRATEUR EN DENTS DE SCIE[Fr.] / SÄGEZAHNGENERATOR[Alm.] ile/değil/yerine/= TESTERE DİŞİ ÜRETECİ

- TESTERE ile ALÇI TESTERESİ

( )

- TESTERE[Fars.] ile BIÇKI

( Ağaç, demir vb. şeyleri kesmeye yarayan, genellikle üçgen biçiminde dişleri olan, dar ve uzunca çelik araç. İLE Tahta ya da ağaç biçmekte kullanılan, karşılıklı iki sapı olan ve iki kişi tarafından kullanılan büyük testere. | Motorla çalışan bir çeşit güçlü testere. | Saraç bıçağı. | Bağ budamaya yarayan dişli bıçak. )

- TESTERE ile KATRAK

( ... İLE Marangozlukta tomrukları biçmeye yarayan ve birden çok testeresi olan biçme makinesi. )

- TESTERE[Fars.] ile MÛŞER[Ar.]

( ... İLE Bir çeşit, eğri testere. )

- TESTERE ile/||/<> SCIE[Fr.] ile/||/<> SÄGE[Alm.] ile/||/<> TESTERE[Fars. < DEST + ERRE]

( Üzerinde yapacağı işe göre ya da kesilen gerece göre değişik biçimde dişler bulunan özel çelikten lama dastarra a handsaw dast hand arra saw Farsça dastarrada arra Türkçede ereye dönüşmüştür Buna karşılık Türkçede bıçkı olarak kullanılan erre biçiminde Farsça gémination kalmıştır Türkçeden Balkan dillerine de geçmiştir )

- TESTERELEMEK ile TESTERE ile TESTERELİ ile TESTERE BALIĞI ile TESTERE ÇAPRAZI ile TESTERE BALIĞIGİLLER

- TESTİ ile/ve KUMKUMA[Ar. < KUMKUME]

( ... İLE/VE Küçük testi. | Kötü, olumsuz bir özelliği kendinde fazlasıyla toplayan kişi, olay, olgu ya da yer. )

- TESTIFY :/yerine TANIKLIK ETMEK

- TESTING/CONTROLLER[İng.] ile/değil/yerine/= ÉPREUVE/CONTRÔLEUR[Fr.] ile/değil/yerine/= PRÜFUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= DENET

( Sinema İşlemelikteki çalışmaları tamamlanmış bir filmin herhangi bir sakatı olup olmadığını anlamak üzere, dağıtımcıya verilmeden önce incelenmesi. @@ Dışarıya gidip gelen taşıtları gümrükçe denetleme işi. )

- TESTING[İng.] ile/||/<> ÉPREUVE[Fr.] ile/||/<> PRÜFUNG[Alm.] ile/||/<> DENETLEME

( Verilen herhangi bir tutarsız önerme kümesinin gerçekten tutarsız olduğunu söz konusu deyimlerin yorumundan bağımsız salt dizimsel yapılarına dayanarak sonlu sayıda adımla gösterilmesi İşiemi Geçerli bir çıkarımın geçerli olduğunu göstermek için çıkarımın geçersiz kılıcı kümesinin tutarsızlığını saptamak yeter Anl sınama )

- TESTING :/yerine TEST ETME, DENEME


- TESTİS ile/||/<> ERKEK EŞEYLİK ORGANI

( erkek eşeylik organı erkek eşey organı Er bezi anat Er bezi )

- TESTİS ile/||/<> TESTOSTERON | ERKEK EŞEYLİK ORGANI

( bk. erkek eşeylik organı @@ bk. erkek eşey organı @@ Er bezi. @@ anat. Er bezi. )

- TESTİS-İ ile/değil TESTİ-Sİ

( Şu sayrının erbezi/testisi. İLE/DEĞİL Şu su/şerbet testisi. )

- TESTLERDE:
POZİTİF
ile/ve NEGATİF

( Bulunmuşsa/varsa. İLE/VE Bulun(a)mamışsa/yoksa. )
( Anlamlandırması/yorumlaması, beklenilen/aranılan şeyin karşılığına göre değişir. [ur/bakteri vb. için bakılmışsa pozitif çıkması olumsuzdur/kötüdür fakat gebelik, aşının tutması vb. için bakılıyorsa pozitif çıkması olumludur/iyidir.] )

- TESTOSTERON[Fr. < TESTOSTÉRONE] ile/değil/yerine/= ERKEK EŞEYSELLİK HORMONU

- TEŞVİK-İ MESAİ değil TEŞRİK-İ MESAİ/İŞBİRLİĞİ

- TESVİYE ÂLETİ ile/değil/yerine/= DÜZEÇ

- TESVİYE | DÜZEÇLEME ile/||/<> DÜZEÇLEME

( 1 yerbilim Bir yerin değişik noktalardaki yükseltisini belli bir yatay düzleme göre deniz yüzeyi belirlemek için yapılan işlemlerin tümü 2 mimari Toprak üzerinde yatay bir çizgi oluşturmak için yapılan işlem )

- TESVİYE ETMEK ile/değil/yerine/= DÜZLEMEK

- TESVİYE | RENDELEME ile/||/<> RENDELEMEK

( Buzulların aşındırma etkisiyle kayaç yüzlerini düzleştirmesi Rende ile ağaçtan talaş kaldırma eylemi )

- TESVİYE RUHU | DÜZEÇ ile/||/<> DÜZEÇ

( Bir aygıtın ya da cismin yatay olup olmadığını gösteren araç fizik 1 Bir düzlemin yataylığını anlamak yüksekliğini denetlemek için kullanılan aygıt 2 Buğu kazanlarında su düzeyini gösteren cam tüp )

- TESVİYE RUHU, SU TESVİYESİ | KABARCIKLI DÜZEÇ ile/||/<> KABARCIKLI DÜZEÇ

( fizik İçinde hava kabarcığı bırakılmış su dolu cam yuvgu ve bir tahta yataktan oluşan düzlem ya da doğruların yataylığını saptayan aygıt hava kabarcıklı düzeç )

- TESVİYE[< SEVÎ]:
TEK ŞEY ÜZERİNDE
ile İKİ ŞEY ARASINDA ile ÇOK ŞEY ÜZERİNDE

( Doğrultma, kusursuz yapma, düzleme. İLE Hilâfa çözüm, iki ortağın rızâlaşması, dengeleme. İLE Düzenleme, dengeleme. )

- TESVİYE ile/değil/yerine/= DENKBELGE

- TESVİYE ile/||/<> DÜZLEME

- TESVİYE[< SEVÎ] ile İSTİVÂ'[< SEVÂ]

( Doğrultma, kusursuz yapma, düzleme. İLE Birden çok şeyin birbirine eşit ve denk olması. | Düz olma, düzlük. | Kaplama, örtme. | Ortada ve tam bir derecede bulunma. | Mevlevî sikkesinin tam ortasına gelmek üzere önden arkaya doğru çekilen iki parmak eninde yeşil çuha. )

- TESVİYE[< SEVÎ] ile/ve/<> TASFİYE[< SAFV]

( Beraber etme, düz etme, düzleme, düzeltme, düz duruma getirme. | Ödeme, verme. | Hükûmetçe bir yere gönderilen erlere verilen ve bilet yerine geçen kâğıt. İLE/VE/<> Saf kılma, saflaştırma, arıtma, ayıklama, temizleme. | Özleştirme. | Bir ticaret kuruluşunun batması, kapanması vb. nedenler üzerine hesapların kesilmesi, alacaklılara, ortada kalan mal ve paradan paylarına düşen miktarın verilmesi, likidasyon. | Türlü nedenlerle çok sayıda çalışanın görevine son verme. )

- TESVİYE[Ar. < TESVİYE] ile/değil/yerine/=/||/<> TESVİYE

( tesviye aleti tesviyeruhu Düz duruma getirme düzleme Ödeme verme Hükûmetçe bir yere gönderilen erlere verilen ve bilet yerine geçen kâğıt )

- TESVİYE ile TESVİYECİ/LİK ile TESVİYE ALETİ

- TESVİYE/Cİ/LİK ile/değil/yerine/= DÜZLEME/Cİ/LİK


- TETABBU'[Ar. < TETABBUÂT] ile TETÂBU'[Ar. < TEBA | çoğ. TETÂBUÂT] ile TETEBBU'[< TEBA | çoğ. TETEBBUÂT]

( Tabiatlanma. İLE Aralıksız, birbiri ardından gelme. İLE Bir şeyi etraflıca tetkik etme, mahiyetini anlamaya çalışma, kapsamlı inceleme, bir şey hakkında geniş bilgi edinme. )

- TETABU-İ İZAFET, ZİNCİRLEME İZAFET | ZİNCİRLEME AD TAMLAMASI ile/||/<> ZİNCİRLEME AD TAMLAMASI

( Derleme zincirleme isim tamlaması zincirleme tamlama zincirleme isim takımı Bir ad tamlamasının ikinci bir ad tamlaması kurması Evin kapısının kilidi pencerenin camının kırılmasının sebebi evin duvarının yıkıntılarının kaldırılmasının gecikmesi Ziraat Bankası kambiyo müdürlüğü memurlarının durumunun görüşülmesi vb Tamlayanı tamlananı veya her ikisi de ad tamlaması biçiminde olan iç içe girmiş tamlama türü bir ad tamlamasının ikinci bir ad tamlaması kurması Ragıp efendinin çiçek bahçesi Kenan beyin de kitapları T Buğra Yağmur Beklerken s 45 Tarih sanat eserleri gelenekler hepsi cemiyetin süreklilik şuurudur A H Tanpınar Yaşadığım Gibi İnsan ve Cemiyet s 15 Yarın sabah ev eşyalarının taşınma ücretlerinin yarı bedelini ödeyebilirsin Kâmil beyin işe başladığının üçüncü günü akşam üzeri gidecekleri sırada kapı açılmış Nedime hanım Niyazi ağabey diye hafif bir çığlık koyuvererek geleni karşılamak üzere ayağa kalkmıştı K Tahir Esir Şehrin İnsanları s 214 Hediye ettiğiniz kitapların listesinin yazılması tamamlandı mı vb )

- TETABUK | ÖRTÜŞME ile/||/<> ÖRTÜŞME ile/||/<> ÖRTÜŞMEK

( Bir gözlem aracında belli soru ya da soru seçeneklerinin anlam ya da kapsamca birbiri üzerine düşmesi ya da kesişmesi İki şeyin birbiriyle tam olarak uyuşması iki olayın aynı zamana rastlaması Karşıtlıkların örtüşmesi conincidentia oppositorum İlk olarak Nicolaus Cusanusun kullandığı bu kavram düşünce olarak eskidir Karşıtlıkların örtüşmesi şu anlamlarda kullanılır 1 Fizikötesi ve dinsel anlamda bütün karşıtların kökçe bir birliğe geri gitmesi 2 Önermedeki çelişmeyi eytişimsel bir biçimde kaldıran düşünce ve varlık ilkesi 3 Nicolaus Cusanusta Tanrı karşıtlıkların örtüşmesidir Cusanusa göre sonluda çelişen sonsuzda birdir daire ve doğru çizgi dünyanın kendisi de Tanrıda örtüşen karşıtlıkların dışlaşması olarak belirir )

- TETÂBUK[Ar. < TIBK] ile/değil/yerine/= UYMA, UYGUN GELME, UYGUN DÜŞME, KARŞILIK GELMESİ

- TETABUK[Ar. < TEṬĀBUḲ] ile/değil/yerine/=/||/<> TETABUK

( Uyma uygun gelme )

- TETAHHUL[Ar.] ile TETAHHUR[< TEHÂRET, TUHR/TUHUR | çoğ. TETAHHURÂT]

( Dalak şişmesi. İLE Temizlenme. )

- TETANİ/TETANY[İng.] ile/değil/yerine/= KASINIM

- TETANOS ile/||/<> KAZIKLI HUMMA

- TETANOS[Fr. < TÉTANOS] ile/değil/yerine/=/||/<> TETANOS

( İnsan ve hayvan vücuduna açık yaralardan giren genellikle toprakta gübrede yaşayan bir basilin yol açtığı kasların sürekli ağrılı kasılmasıyla kendini gösteren ateşli ve tehlikeli bir hastalık kazıklı humma )

- TETANOZ ile/||/<> BOTULİZM

( Clostridium tetani bakterisinin neden olduğu, kas spazmları ile ilişkili bir bulaş. İLE/||/<> Clostridium botulinum bakterisinin neden olduğu, kas zayıflığı ve kötürümlük ile ilişkili bir bulaş. )

- TETANOZ ile/||/<> DİFTERİ

( Clostridium tetani bakterisinin neden olduğu, kas spazmları ile ilişkili bir bulaş. İLE/||/<> Corynebacterium diphtheriae bakterisinin neden olduğu, boğazda kalın bir zar oluşumu ile ilişkili bir bulaş. )

- TETANOZ/TETANOS[Fr.] ile/değil/yerine/= KAZIKLI HUMMA

( İnsan ve hayvan gövdesine açık yaralardan giren, genellikle toprakta, gübrede yaşayan bir basilin yol açtığı, kasların sürekli ağrılı kasılmasıyla kendini gösteren ateşli ve tehlikeli bir hastalık. )

- TETAVVU' ile ...

( FARZ OLMAYAN İBÂDETTE BULUNMA )

- TETÂYÜR[< TAYERÂN] ile ...

( UÇMA, UÇUŞMA, UÇUŞUP DAĞILMA | MÂYİLERİN GAZ HÂLİNE GEÇMESİ )

- TETEBBU | MÜTALAA | TETEBBU ETMEK | MÜNÂKAŞA | İRDELEME ile/||/<> İRDELEME ile/||/<> İRDELEMEK

( Baş hakemin görevli hakemleri toplayarak karşılaşmadan önce yumrukoyunu kurallarını hatırlatması karşılaşmadan sonra da kuralların uygulanmasındaki iyi ve kötü yönleri belirtmesi Belirli bir konuyu anlamak ya da derinleştirmek için yapılan çalışma bu çalışmanın sonunda oluşturulan yapıt Bir konu kavram ya da işlemi tartışarak gözden geçirme Benimsenen bir konu üzerine hazırlanan eser Bir şeyin derinliğine varıp onu iyice öğrenip tanımak için zihin ve emek harcamak matematik )

- TETEBBU[Ar. < TETEBBUʿ] ile/değil/yerine/=/||/<> TETEBBU

( Bir şeyi iyice inceleme onunla ilgili bilgi edinme araştırma )

- TETİK ile GÖZALTI ile GÖZALTI MERKEZİ

- TETİKLEMEK ile TETİKLEŞMEK ile TETİKLEYEBİLMEK ile TETİK/LİK ile TETİKLİ ile TETİKÇİ/LİK

- TETİKLE(N)MEK" ile/||/<> "YÜKSEL(T)MEK"

- TETİKLE(N)ME ile/ve DÖNÜŞÜM


- TETİKTE" OLMAK/KALMAK ile/ve/||/<> TEYAKKUZ

- TETKİK, TETEBBU | ARAŞTIRMA ile/||/<> ARAŞTIRMA

( Bir gerçeği ortaya çıkarmak bir sorunu çözümlemek ve eldeki verileri arttırmak için bilimsel yöntem ve tekniklerden yararlanılarak yapılan düzenli çalışma Belli yöntem ve yordamlara başvurarak bir tasarı uyarınca bilimsel bilgi üretme işlemi bilgi coğrafya )

- TETKİK, TETEBBU | ARAŞTIRMA ile/||/<> İNCELEME

( Bir gerçeği ortaya çıkarmak, bir sorunu çözümlemek ve eldeki verileri arttırmak için bilimsel yöntem ve tekniklerden yararlanılarak yapılan düzenli çalışma. @@ Belli yöntem ve yordamlara başvurarak, bir tasarı uyarınca bilimsel bilgi üretme işlemi, bk. bilgi. @@ (coğrafya) @@ )

- TETRAGONALES KRISTALLSYSTEM[Alm.] ile/değil/yerine/= TETRAGONAL KRİSTAL SİSTEMİ

- TETRAHEDRAL SYMMETRY[İng.] / TETRAEDERSYMMETRIE[Alm.] ile/değil/yerine/= TETRAHEDRAL SİMETRİ

- TETRALOJİ/TETRALOGY[İng.] ile/değil/yerine/= DÖRTLÜK | DÖRTLEME

- TETRAMER[İng.] / TÉTRAMÈRE[Fr.] / TETRAMER[Alm.] ile/değil/yerine/= TETRAMER

- TETRODE TUBE[İng.] / TUBE TÉTRODE[Fr.] / TETRODE-RÖHRE[Alm.] ile/değil/yerine/= TETROT LAMBA

- TETRODE THYRATRON[İng.] / THYRATRON TÉTRODE[Fr.] / TETRODENTHYRATRON[Alm.] ile/değil/yerine/= TETROT TİRATRON

- TETRODE TRANSISTOR[İng.] / TRANSISTOR TÉTRODE[Fr.] / TETRODENTRANSISTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= TETROT TRANSİSTOR


- TETRODE[İng.] / TÉTRODE[Fr.] / TETRODE[Alm.] ile/değil/yerine/= TETROT

- TEVÂBİL[< TÂBEL/TÂBİL] ile ...

( Yemeklere konulan, nane, biber, tarçın, karanfil gibi baharatlar. )

- TEVÂCÜD[< VECD] ile ...

( KENDİNE VECİD DÂVET ETME, VECD İÇİNDE OLABİLMEK İÇİN GAYRET SARFETME, VECDİ TALEP ETMEK )

- TEVÂCÜD ile/ve/sonra/||/<>/> TEVECCÜD[< VECD]

( | Kendine vecid dâvet etme, vecd içinde olabilmek için gayret sarfetme, vecdi talep etmek. İLE/VE/SONRA/||/<>/> Vecde gelme, hallenme, coşma. | Kendinden geçerek ilâhi aşka dalma. | Aşırı heyecan. | Kederlenme. )

- TEVAFFUK[Ar. < VEFK] ile TEVÂFUK[Ar. < VEFK | çoğ. TEVÂFUKÂT]

( Başarma, muvaffak olma. İLE Uyma, uygun gelme. )

- TEVAFUK[Ar. < TEVĀFUḲ] ile/değil/yerine/=/||/<> TEVAFUK

( Birbirine uyma uygun gelme )

- TEVÂFUK ile TEVÂRÜS

- TEVAHHUŞ[Ar.] ile/değil/yerine/= ÜRKME, ÜRKÜNTÜ

- TEVAHHUŞ ile/değil/yerine/= ÜRKÜNTÜ

- TEVAKKİ[Ar. < TEVAḲḲĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> SAKINMA


- TEVAKKİ[Ar.] ile/değil/yerine/= SAKINMA, KORUNMA, ÇEKİNME

- TEVAKKUFLU HAREKET ile/||/<> DÉPART ARRÊTÉ[Fr.] ile/||/<> DURMALI ÇIKIŞ

( Bir yardımcının kol itişiyle yapılan çıkış )

- TEVÂLÜD[Ar. < VELED] ile TEVÂRÜD[Ar. < VÜRÛD]

( Doğma, doğurma. İLE Arka arkaya gelme, her yandan gelip birikme. | İki şairin, birbirinden habersiz olarak aynı dize[mısrâ] ya da iki dize[beyit] söylemesi/yazması. )

- TEVAR/TORASİK ENDOVASKÜLER AORT ANEVRİZMA TAMİRİ THORACİC ENDOVASCULAR ANEURYSM REPAIR[İng.] ile/değil/yerine/= DAMARİÇİ GÖĞÜS ANA ATARDAMAR BALONCUK ONARIMI

- TEVÂRÎ[Ar. < VERÂ] ile TEVÂRÎH[Ar. < TÂRİH]

( Bir şeyin arkasına saklanıp görünmez olma, gizlenme. İLE Tarihler. )

- TEVÂRÜS[Ar. < VERÂSET] ile/ve/> TEMELLÜK[Ar. < MELK/MÜLK] ile/ve/> TEMESSÜL[Ar. < MİSL] ile/ve/> TERCÜME[Ar. < TERCEME] ile/ve/> TELİF[Ar. < ÜLFET] ile/ve/> TEKELLÜM[Ar. < KELÂM]

( Birinden miras kalması, mirasa konma. | Kalıtım yoluyla birinden ötekine geçme. İLE/VE/> Kendine mâl etme. İLE/VE/> Benzeşme. | Özümleme. İLE/VE/> Çeviri. İLE/VE/> Birleştirmek. İLE/VE/> Dile getirmek, anlatmak, söylemek. )

- TEVARUS[Ar. < TEVĀRUS̱] ile/değil/yerine/=/||/<> TEVARÜS

( Bir kimseden miras kalma mirasa konma Kalıtım yoluyla birinden diğerine geçme )

- TEVARÜT | DÜŞÜNDEŞLİK ile/||/<> ESİVERİŞ

( Ozanların yazarların birbirinden habersiz olarak aynı dizeyi koşayı özdeyişi söylemeleri benzer konuları işlemeleri esiveriş )

- TEVÂTÜR:
UYDURMA SÖZ
değil GÜVENİLİR KİŞİLERDEN GELEN BİLGİ/HABER

- TEVÂTÜR ile RİVÂYET


- TEVÂTÜR ile ŞÂYİA

( ... İLE Yayılmış haber, yaygın olan, söylenti. )

- TEVÂTÜR ve/< TEBLİĞ

( Herşeyin senedi olması gerekmez. Tebliğ ve tevâtür de yeterlidir/geçerlidir. )

- TEVATUR[Ar. < TEVĀTUR] ile/değil/yerine/=/||/<> TEVATÜR

( Yaygın söylenti Bir hadisin yalan söylemelerine ihtimal verilmeyen birçok ravi tarafından aktarılması )

- TEVÂZÛ ("ETME[ME]K") ile/değil TENEZZÜL (ETME[ME]K)

( Küçük gibi görülen tenezzül makamı, saltanat makamından daha yüksektir. )

- TEVÂZÛ ile/değil/< TEFÂHÜR[< FAHR)

- TEVÂZU'[Ar. < VAZ | çoğ. TEVÂZUÂT] ile TEVAZZU'[Ar.] ile TEVAZZUH/TAVAZZUH[Ar. < VUZÛH | çoğ. TETEBBUÂT]

( Alçakgönüllülük (gösterme). İLE Konulma, konuluş. İLE Açıklanma, açıklığa kavuşma, aydınlanma. )

- TEVÂZÜN[< VEZN] ile/değil/yerine/= TARTIDA BİR OLMA, DENK OLMA, DENGEDE BULUNMA

- TEVAZUN[Ar. < TEVĀZUN] ile/değil/yerine/=/||/<> TEVAZÜN

( Birbirine denk olma dengede bulunma )

- TEVBÎH ile TEKDÎR ile MUÂHEZE[< AHZ | çoğ. MUÂHEZÂT]

( Azarlama, paylama. | Memurlara uygulanan bir disiplin cezası. İLE
Bulandırma. | Kederlendirme. | Azarlama. | Öğrenciye verilen ve siciline işlenen bir cezâ. İLE Azarlama, paylama, çıkışma, darılma. | Tenkîd. )
( ... İLE Tevbîhten daha ağırdır. )
( Nush ile uslanmayanı, etmeli tekdîr
Tekdîr ile uslanmayanın hakkı kötektir! )

- TEVCÎH[< VECH] ile/değil/yerine/= ÇEVİRME, YÖNELTME, DÖNDÜRME | SÖZ ATMA, BAKMA | ANLAM VERME, YORUMLAMA | RÜTBE, MEVKİ VERME


- TEVCÎH[Ar. < VECH] ile/ve/||/<> TEVDÎ[Ar. < VED]

( Çevirme, yöneltme, döndürme, söz atma, bakma, anlam verme, yorumlama, rütbe/mevki verme. İLE Bırakma, emânet etme, vedâlaşma. )

- TEVDİ ETME ile/||/<> DEPOSIT[İng.] ile/||/<> DEPOSİT, METTRE EN DÉPÔT[Fr.] ile/||/<> YATIRMA

( Belirli bir süre sonunda ya da istenildiği anda alınmak üzere bankalara para verme )

- TEVDÎ[Ar. < VED] ile/değil/yerine/= BIRAKMA, EMÂNET ETME | VEDÂLAŞMA[Ar.]

- TEVDİAT[Ar. < TEVDĪʿĀT] ile/değil/yerine/=/||/<> MEVDUAT

- TEVECCÜH[< VECH] ile/değil/yerine/= ÇEVRİLME, YÖNELME, DOĞRULMA | BİR YERE DOĞRU HAREKET ETME | GÜLERYÜZ GÖSTERME, YAKINLIK DUYMA | HOŞLANMA, SEVGİ | NASİP VE MÜYESSER OLMA

- TEVECCÜH | YÖNELME ile/||/<> YÖNELME

( Uzay zaman durum ya da kişisel ilişkiler açısından bireyin nerede olduğunu ve ne yöne gittiğini kestirebilmesi yönlenim karşılık oriyantasyon oriens yükselme Yön bulma dış etkilerle ilgili olarak bir göze içindeki protoplazmaya ait cisimlerin göstermiş olduğu durum değişikliği astronomi coğrafya yöneltme Dış etkilerle ilgili olarak organizma veya hücrenin göstermiş olduğu durum değişikliği oryantasyon )

- TEVELLÂ[< VELY] ile/ve TEBERRÂ[< BERÂ]

( Yanaşma, yakınlaşma, bağlılık. İLE/VE Uzaklaşma. )

- TEVELLÂ/TEVELLÎ[< VELY] ile/değil/yerine/= BİRİNE YANAŞMA | BİRİNİ DOST TUTMA | İYİ AHLÂK | EHL-İ BEYT'İ, HZ. ALİ'Yİ SEVME, ONLARDAN MEDET VE ŞEFÂAT İSTEME, KENDİLERİNE OLAN YAKINLIK, BAĞLILIK

- TEVELLU'[Ar.] ile TEVELLÜH[Ar. < VELEH | çoğ. TEVELLÜHÂT]

( Sevme, aşk ve ilginin oluşması. İLE Şaşakalma. )

- TEVELLÜT[Ar. < VİLÂDET] ile/değil/yerine/= DOĞMA | DOĞUM (ZAMANI)


- TEVESSÜ[Ar. < TEVESSUʿ] ile/değil/yerine/=/||/<> GENİŞLEME | YAYILMA

( genişleme yayılma )

- TEVESSÜ ile TEVESSÜL

- TEVESSÜ[Ar. < VÜSET] ile TEVESSÜL[Ar. < VESÎLE]

( Genişleme, yayılma. İLE Sarılma. | İnanma. | Neden gösterme. | Başvurma, girişme. )

- TEVEŞÜ ile TEVEŞÜL

- TEVETTÜR | KAN TAZYİKİ | GERİLİM | BASINÇ | TANSİYON ile/||/<> TANSİYON ile/||/<> KAN BASINCI

( kan basıncı kan baskısı Yüreğin vurumu sırasında kanın kan damarlarının duvarına yapmış olduğu yaşa ve fizyolojik duruma göre değişebilen basınç Kan basıncı 1 Kan basıncı 2 Gerilme olayı gerginlik karşıtlık tansiyon tendere germek Vurum sırasında kanın kan damarlarının duvarlarına yapmış olduğu yaşa ve fizyolojik duruma göre değişebilen basınç tansiyon zooloji tansiyon Kanın içinde bulunduğu damar çeperlerine yapmış olduğu basınç atardamar kan basıncı tansiyon Erişkin normal sistolik diyastolik değerler mmHg insan 120 70 at 13 95 sığır 140 95 koyun 140 90 köpek 120 70 kedi 120 80 )

- TEVETTÜR[Ar. < TEVETTUR] ile/değil/yerine/=/||/<> GERİLME | GERİLİM

( gerilme gerilim )

- TEVETTÜR[Ar. < VETR/VİTRET] ile/değil/yerine/= GERİLME, GERGİN DURUMA GERME | GERİLİM

- TEVEZZÜ TARZI | DAĞILIŞ ile/||/<> DAĞILIŞ

( Coğrafyanın doğal ya da insana değgin olayların yeryüzüne dağılış ve yayılışlarını göz önüne alan temel ilkelerinden biri coğrafya )

- TEVFİK FİKRET ile/ve/||/<>/> ATATÜRK

( Kimseden ümmîd-i feyz etmem, dilenmem perr-ü-bâl
Kendi cevvim, kendi eflâkimde kendim tâirim,
İnhinâ tavk-ı esâretten girandır boynuma;
Fikri hür, irfanı hür, vicdânı hür bir şâirim.

(Kimseden bir yarar ummam ben, dilenmem kol kanat.
Kendi boşluk, kendi gökkubbemde kendim gezginim.
Bir eğik baş, bir boyunduruktan ağırdır boynuma;
Fikri hür, irfânı hür, vicdanı hür bir şairim.)

Tevfik Fikret )
( )

- TEVFİKAT:
TAM
ile/ve/değil/yerine/<> KISMÎ


- TEVHİD:
EYLEMDE
ve ÖLÜMDE

- TEVHÎD[< VAHDET] ile/ve/<> MÜNÂCÂT[< NECV]

( Klasik Türk dînî şiir müziğinde bir biçim. Güftesinin konusu Allah'ın birliğidir. Allah'ın tevhîd ve azameti hakkındadır. İLE/VE/<> Allah'a dua etme, yalvarma. | Allah'a dua konulu manzûme. Divan Edebiyatı'nda, Tanrı'yı öven koşuk türü ya da koşuğun bir bölümü. )

- TEVHÎD ile/değil/yerine/= BİREŞİM

( Ayrımları/nı gösteren birlik. )
( BİR KILMA, BİR ETME, BİRLEŞTİRME | BİR SAYMA, BİR OLARAK BAKMA, BİRLİĞİNE İNANMA | ALLAH'IN BİRLİĞİNE İNANMA | "LÂİLÂHE-İLL-ALLAH"(KELİME-İ TEVHİD) SÖZÜNÜ TEKRARLAMA )

- TEVHİD ve/<> İLİM ve/<> TERBİYE ve/<> EDEB

- TEVHÎD ile/ve/<> İTTİHÂD

- TEVHİD ve SÜKÛNET

( Tevhîd, sükûnettir. )

- TEVHîD ve/||/<> TAKVÂ ve/||/<> TEZKİYE

- TEVHİD-İ EF'AL ve TEVHİD-İ SIFAT ve TEVHİD-İ ZÂT

( FİİLLERİN BİRLİĞİ ve NİTELİKLERİN, BİLGİNİN BİRLİĞİ ve KENDİNİ DIŞLAŞTIRABİLME OLANAKLILIKLARI )
( İLKELERİ: HAYR ve DOĞRULUK/SIDDIKİYET ve GÜZELLİK/CEMÂL )
( A ve S ve K )
( AYN ve SİN ve KAF )
( KİŞİ )
( 3 NOKTA, ŞIN )
( HARF-İ MUKEDDÂ )

- TEVHİD-İ TEDRİSAT ile/değil/yerine/= ÖĞRETİM BİRLİĞİ

- TEV'ÎD[Ar. çoğ. TEV'ÎDÂT] ile TEHDÎD[HÜDÛD | çoğ. TEHDÎDÂT]

( Sözle korkutma. İLE Birinin gözünü korkutma, göz dağı verme. )

- TE'VÎLEN[Ar. < MEÂL] ile TE'VÎLÎ[Ar. < MEÂL]

( Te'vîl ederek, sözü çevirerek. İLE Te'vîl ile ilgili. )

- TEVKİ ile TEVKİF ile TEVKİL ile TEVKİCİ

- TEVKİCİ[Ar.] ile/değil/yerine/= NİŞANCI

- TEVKİ-İ HÜMAYUN, NİŞAN-I HÜMAYUN, MİSAL-İ HÜMAYUN, NİŞAN-I ŞERÎF, ALÂMET-İ ŞERİF, TUĞRA-YI GARRA | TUĞRA ile/||/<> TUĞRA ÇEKMEK ile/||/<> TURA

( Türk devletlerinde hükümdarın imzası olarak kullanılan im ya da damga. @@ ~ Az tuğra 1. 'devlet arması'; 2. 'şah fermanı'. OT tugrāg 'hükümdarın mührü ve imzası' olarak geçer. Kâşgarlı Mahmud'a göre Oğuzca olan bu söz, diğer Türklerce bilinmemektedir. Kendisinin de bu sözün kökenini bilmediğini belirten Kâşgarlı Mahmud'a borçlu olduğumuz bir başka veri de savaşta veya törende binilmesi için hükümdarın verdiği atın da tugrāg veya togrāg olarak adlandırılmasıdır. Bugünkü tuğra sözünün Oğuzca tugrāg sözüne dayandığı açıktır. Räsänen'in Farsçadan geldiği yolundaki açıklaması yanlıştır. Arapça ve Farsçaya da geçmiştir. Rusçada da tavro olarak kullanılır. )

- TEVKİ-İ HÜMAYUN, NİŞAN-I HÜMAYUN, MİSAL-İ HÜMAYUN, NİŞAN-I ŞERÎF, ALÂMET-İ ŞERİF, TUĞRA-YI GARRA ile/||/<> TUĞRA

( Türk devletlerinde hükümdarın imzası olarak kullanılan im ya da damga Az tuğra 1 devlet arması 2 şah fermanı OT tugrāg hükümdarın mührü ve imzası olarak geçer Kâşgarlı Mahmuda göre Oğuzca olan bu söz diğer Türklerce bilinmemektedir Kendisinin de bu sözün kökenini bilmediğini belirten Kâşgarlı Mahmuda borçlu olduğumuz bir başka veri de savaşta veya törende binilmesi için hükümdarın verdiği atın da tugrāg veya togrāg olarak adlandırılmasıdır Bugünkü tuğra sözünün Oğuzca tugrāg sözüne dayandığı açıktır Räsänenin Farsçadan geldiği yolundaki açıklaması yanlıştır Arapça ve Farsçaya da geçmiştir Rusçada da tavro olarak kullanılır )

- TEVKİÎ ile/||/<> SÜLÜS ile/||/<> RİK\'A ile/||/<> KÛFÎ ile/||/<> NESİH ile/||/<> MURAKKA ile/||/<> MÜSELSEL ile/||/<> DİVANÎ

( Sözcüklerin arası birleştirilerek yazılan bir yazı biçimi.[Resmî yazışmalarda kullanılan bir yazı çeşidiydi.][Sülüse benzeyen daha yumuşak hatlı ve hareketli büyük boy yazılar.] İLE/||/<> Yuvarlak karakterli, daha çok kitabelerde kullanılan, kitaplarda ise başlıklara mahsus büyük boy bir yazı üslûbu. İLE/||/<> Türklerin ortaya çıkardığı bir yazı çeşidi. "Mim"lerin gözü kapanmış, "Sin" ve benzeri harflerin dişleri kalkmış, noktalar çizgilere dönüşmüştür. Daha çok el yazısında kullanılır. İLE/||/<> Arap harflerinin düz ve köşeli olarak kullanılmasıyla oluşmuş erken dönem İslâm yazı türü ve bundan geliştirilmiş bir yazı türü. İLE/||/<> Metinlerin kopya edilerek çoğaltılmasında kullanılan yuvarlak karakterli bir yazı üslûbu. İLE/||/<> İstenilen kalınlığı sağlayacak kadar kâğıdın birinin suyunu ötekinin aksi yöne gelecek biçimde kola ile yapıştırılmasıyla elde edilen mukavvadan yapılan albüm. Üzerine hatların ayrı ayrı kâğıtlara yazılarak hatlar, minyatürler, varaklar v.s. yapıştırılır. İLE/||/<> Tüm yazaçları/harfleri ve sözcükleri birbirine bitişik olarak yazılan bir yazı biçimi. İLE/||/<> Türklere özgü hareketli ve girişik bir yazı üslûbudur. Harfler ve sözcükler, birbirine kaynaşmıştır. )

- TEVRİYE[Ar. < TEVRİYE] ile/değil/yerine/=/||/<> TEVRİYE

( Birden çok anlamı olan bir sözün yakın anlamının değil de uzak anlamının kullanılması sanatı )

- TEVRİYE/TEVRİYE[Ar. < TEVRİYE] ile/||/<> TEZAT/TEZADD[Ar. < TEŻĀDD]

( Birden çok anlamı olan bir sözün yakın anlamının değil de uzak anlamının kullanılması sanatı )

- TEVRİYE'DE:
YALIN[MÜCERRET]
ile/<> TERBİYE EDİLMİŞ[MÜREŞŞAH] ile/<> AÇIKLANMIŞ[MÜBEYYEN] ile/<> HAZIRLANMIŞ[MÜHEYYÎ] ile/<> ÎHÂM-I KABÎH

( [beyitte] Sözcüğün, uzak anlamıyla kullanıldığını gösterir bir ipucu bulunmayan. İLE/<> Sözcüğün, yakın anlamıyla ilgili bir ipucu bulunan. İLE/<> Sözcüğün, uzak anlamıyla ilgili bir ipucu bulunan. İLE/<> Tevriyeye konu olan sözcüğün, başka sözler yardımıyla anlaşılması. İLE Sözcük, müstehcen bir anlam içeriyorsa. )

- TEVZİ, DİSTRİBÜSYON | DAĞITIM ile/||/<> DAĞITIM

( Sinema 1 Yapımcılar ile oynatımcılar arasında aracılık yapan oynatımcılara kiralamak üzere bir filmin dağıtım hakkını belirli bir süre için yapımcıdan satın alarak çalışan sinema işleyimi kolu 2 Filmin yapımcıdan alınarak oynatımcıya kiralanması işi mekanik 1 Pistonları devindiren akışkanın yuvgu içinde dağılma ve etki etme biçimi 2 Devindirici akışkanın giriş çıkışını düzenleyen öğelerin tümü )

- TEVZİ, DİSTRİBÜSYON | DAĞITIM ile/||/<> DAĞITIMCI

( Sinema 1. Yapımcılar ile oynatımcılar arasında aracılık yapan, oynatımcılara kiralamak üzere bir filmin dağıtım hakkını belirli bir süre için yapımcıdan satın alarak çalışan sinema işleyimi kolu. 2. Filmin yapımcıdan alınarak oynatımcıya kiralanması işi. @@ mekanik: 1. Pistonları devindiren akışkanın yuvgu içinde dağılma ve etki etme biçimi. 2. Devindirici akışkanın giriş çıkışını düzenleyen öğelerin tümü. )

- TEVZİ, DİSTRİBÜSYON | TEŞEBBÜS | İŞLETME ile/||/<> İŞLETME ile/||/<> İŞLETMEK ile/||/<> DAĞITIM

( dağıtım 1 Tecimsel ya da yapımsal bir kuruluşa ilişkin yeri ya da çiftliği bir maden ocağı ve benzerlerini verimli bir duruma getirip kazanç sağlama 2 Tecimsel ve yapımsal çalışmaları amaca uygun bir düzeyde verimli bir niteliğe ulaştıran kuruluş 3 Çalışma yeri firma Sinema 1 Yapımcılar ile oynatımcılar arasında aracılık yapan oynatımcılara kiralamak üzere bir filmin dağıtım hakkını belirli bir süre için yapımcıdan satın alarak çalışan sinema işleyimi kolu 2 Filmin yapımcıdan alınarak oynatımcıya kiralanması işi mekanik 1 Pistonları devindiren akışkanın yuvgu içinde dağılma ve etki etme biçimi 2 Devindirici akışkanın giriş çıkışını düzenleyen öğelerin tümü )

- TEVZİ, DİSTRİBÜSYON | TEŞEBBÜS | İŞLETME ile/||/<> İŞLETMECİ | DAĞITIM

( bk. dağıtım @@ 1. Tecimsel ya da yapımsal bir kuruluşa ilişkin yeri ya da çiftliği, bir maden ocağı ve benzerlerini verimli bir duruma getirip kazanç sağlama. 2. Tecimsel ve yapımsal çalışmaları amaca uygun bir düzeyde verimli bir niteliğe ulaştıran kuruluş. 3. Çalışma yeri. @@ bk. firma @@ @@Sinema 1. Yapımcılar ile oynatımcılar arasında aracılık yapan, oynatımcılara kiralamak üzere bir filmin dağıtım hakkını belirli bir süre için yapımcıdan satın alarak çalışan sinema işleyimi kolu. 2. Filmin yapımcıdan alınarak oynatımcıya kiralanması işi. @@ mekanik: 1. Pistonları devindiren akışkanın yuvgu içinde dağılma ve etki etme biçimi. 2. Devindirici akışkanın giriş çıkışını düzenleyen öğelerin tümü. )

- TEVZİ ETME | DAĞITMA ile/||/<> DAĞITMA ile/||/<> DAĞITMAK

( Nüfusun belli özeklerde aşırı ölçüde yığılmasından doğan sakıncaları gidermek amacıyla kentbilim yöntemlerinden yararlanarak bu özeklerde yaşayan ve çalışan insanlardan bir bölümünü yeni yerleşim yerlerine kaydırmak Kimi uygulama örnekleriyle ya da bu yöndeki buluşlarla ortak giderler gibi tümdeğer öğelerini bir çalışma dalına bir eyleme bir yapıma yükleme ya da dağıtma )

- TEVZÎ'[< VEZ |çoğ. TEVZÎÂT] ile TEVZÎÎ[Ar.]

( Dağıtma/dağıtılma. | Herkese payını dağıtma, üleştirme. İLE Dağıtma, üleştirme ile ilgili. )

- TEVZİ[Ar. < TEVZĪʿ] ile/değil/yerine/=/||/<> DAĞITMA | PAYLAŞTIRMA

( tevzi bürosu dağıtma paylaştırma )

- TEVZİAT[Ar. < TEVZĪʿĀT] ile/değil/yerine/=/||/<> TEVZİAT

( Dağıtmalar )