Kişiler'deki FaRkLaR
KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!
(SÜREKLİ AYIRDINDA OLUNMASI GEREKENLER!!!)
itibarı ile 13.348 başlık/FaRk ile birlikte,
13.348 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.
Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...
(15/55)
- DURUŞ ile/ve/||/<>/< İLKE
- DOĞRU/DÜRÜST[Fars.] OLMAK =/||/<> "MANZARA KAPATAN AĞAÇ OLMAK"
( Ne yazık ki, bazı "kişiler" için dürüst kişilerin (istenilmeme) durumu. )
- DÜRÜŞT[Fars.] ile/değil/yerine/>< DÜRÜST[Fars.]
( Sert; gücendirici, kırıcı. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Sözünde ve davranışlarında, doğruluktan ayrılmayan, doğru, onurlu. | Doğru, yanlışsız. )
- DÜRÜSTLÜK:
"ÇOK ARKADAŞ" değil/yerine İYİ DOST (KAZANDIRIR)
- DOĞRU/LUK/DÜRÜST/LÜK[Fars.] ile/ve AÇIK/LIK
( TO BE HONEST vs./and OPEN/NESS, CLARITY )
- DÜRÜST/LÜK >< BİLGİSİZ/LİK(CEHÂLET)
- DOĞRULUK/DÜRÜSTLÜK[Fars.] ile/ve/<> SAYGI
( Dürüst olmayan cezalandırılır. İLE/VE Saygı göstermeyene toplumda yer verilmez. )
( Teşekkür ve özür dilemeyi bilmek/uygulamak ile. )
( TO BE HONEST vs./and RESPECT )
- DÜRZÜ değil/>< DÜRZİ
( Ağır bir hakaret ve küfür sözü olarak kullanılır. DEĞİL/>< Suriye'nin, Havran bölgesinde yaşayan ve kendilerine özgü mezhepleri olan bir müslüman topluluğu. )
- DÜŞES ile DÜŞEŞ[Fars. DÜ: İki. + ŞEŞ: Altı.]
( Büyük ve önemli bir toprak parçasını yöneten yüksek rütbeli soylu. | Bazı devletlerde prensten sonra gelen en yüksek soyluluk gösteren san. İLE Zarla oynanan oyunlarda, atılan zarlardan her ikisinin de altı benekli olan yüzlerinin üste gelmesi. | Umulmayan iyi bir rastlama. )
- DÜŞMAN ve DELİ ile/değil/yerine/||/>< DOST ve ÂŞIK
( İşine geleni söyler. VE Ağzına geleni söyler. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Gerçekleri söyler. VE Gönlünden geçeni söyler. )
- DÜŞMAN OLMAK değil/yerine/>< BİRBİRİNE HAYRAN OLMAK
- DÜŞMAN(") ile/ve/değil KARŞI GÜÇ
- DÜŞMAN(") ile/değil/yerine/||/<> RAKİP
- DÜŞMAN/LIK ile/değil/yerine/>< DOST/LUK
( Dostluğunun bedelini ödemekten kaçınanın, "düşmanlığı"nı önemsemeyebilirsin. Fakat düşmanlığının bedelini ödemeye hazır olanın, "dostluğu"nu ciddiye al! )
( Düşmanın en büyük hilesi, "dostluğudur". )
( Dedikodu/nu eder. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Uyarır/ikaz eder. )
(
)
( [ölümü] Unutturan. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Anımsatan. )
( "Ne yapmamız gerektiğini" gösterir. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Ne yapabileceğimizi gösterir. )
( Her canımızı sıkanla. VE Her elimizi sıkanla. [Olmayalım!] )
( Her başımızı ağrıtanı düşman bilmeyelim/saymayalım. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Her başımızı okşayanı dost bilmeyelim/saymayalım. )
( Düşmana sus. İLE/VE/>< Dost ile konuş. )
( ADÂVET ile/değil/yerine/>< SÂDIK[< SIDK] )
- DÜŞMAN/LIK ile/değil/yerine FARKLI/LIK
- DÜŞMAN/LIK ve KİN
- DÜŞMAN/LIK ve/||/<> YAKIN/LIK
( "Hiçbir şey, çetin düşmanlar kadar birbirine yakın değildir." )
- DÜŞMEK/YERE DÜŞMEK ile/>< GÖZDEN/GÖNÜLDEN DÜŞMEK
( Çözümü/dermanı var. İLE/>< Çözümü/dermanı yok. )
- DÜŞMEMEK değil/yerine KALKABİLMEK
( Hiç. DEĞİL/YERİNE Her düştüğünde. )
- ÖZSAYGI:
DÜŞÜK ile/değil/yerine YÜKSEK
( Süreğen kararsızlık ve mükemmelliyetçilik aranır/yaşanır. İLE/DEĞİL/YERİNE Eylemlerinin sorumluluğu kabul edilir. )
( Savunucu olma ve başkalarının düşüncelerine karşı duyarlılık görülür. İLE/DEĞİL/YERİNE Karar verirken, mantığı ile temellendirme görülür. )
( Hata yapmaktan korkma görülür. İLE/DEĞİL/YERİNE Başarı için kararlılığa sahip olma görülür. )
( Başkaları ile kıyaslama yapılır. İLE/DEĞİL/YERİNE Değişime açık olunur. )
( Kişinin, kendi hakkında aşırı eleştirellik görülür. İLE/DEĞİL/YERİNE Fizyolojik, zihinsel ve duygusal durumuna göre yaklaşılır. )
( Başkaları tarafından onaylanmaya aşırı istek görülür. İLE/DEĞİL/YERİNE Sağlıklı ilişki kurmaya özen gösterilir. )
- DÜŞÜNCE/DÜŞÜNME ve/<> İMGELEM YETİSİ
( IDEA/TO THINK and/<> THE FACULTY OF IMAGINATION )
- DÜŞÜNCE, DÜŞÜNMEK yerine ZAMANINDA DÜŞÜNMEK
( Düşünce, düşünce başlar. [yere/aşağı düşünce!][düşen, düşünce/düştükten sonra anlar/bilir!] )
( "Melek Şehri" filmini de izlemenizi salık veririz. )
- DÜŞÜNCE/İNANÇ/İDEAL ile/ve/<> KİŞİ
( Bazen ancak bir düşünce/inanç/ideal için herkesten vazgeçebilirsin, bazen de ancak bir kişi için tüm düşünce/inanç/ideallerinden! )
- DÜŞÜNCE/FİKİR ile/ve/<>/< BİLGİ/VERİ
( Amaca yönelik. İLE/VE/||/<>/< Nedene yönelik. )
( Entellektüel akıl. Amaçlı, evrensel düşünme. İLE/VE/||/<>/< Rasyonel akıl. )
( Gelecekte tutar, geleceğe yöneliktir. İLE/VE/||/<>/< Geçmişte tutar. )
( Bilgi/veri sahibi olmadan, düşünce/fikir sahibi olunmaz/olunmamalı! )
( Gelecek. İLE/VE/||/<>/< Şimdi. )
( IDEA/THOUGHT vs./and/||/<>/< KNOWLEDGE/DATA )
- DÜŞÜNCE ve/||/<> IŞIK ve/||/<> KİŞİ ve/||/<> İLİŞKİ
( Her zaman, zemin ve koşulda, her yöne ilerleyebilirler. )
- DÜŞÜNCE ile/ve/||/<>/> İZLENİM
( David Hume )
- DÜŞÜNCE ile/ve/||/<> VARLIK
( ... İLE/VE/||/<> En temel düşünce. )
- DÜŞÜNCEDEN DAHA ZARARLI OLAN:
"USTA SALDIRICI" ile/ve/değil/||/<> ACEMİ SAVUNUCU
- DÜŞÜNCELERİ ÖĞRENMEK ile/ve/değil/yerine DÜŞÜNMEYİ ÖĞRENMEK/BECERMEK
( [not] TO LEARN IDEAS vs./and/but TO LEARN/MANAGE TO THINK
TO LEARN/MANAGE TO THINK instead of TO LEARN IDEAS )
- ... DÜŞÜNCELİ DÜŞÜNÜRLER değil ... KABULLÜ DÜŞÜNÜRLER
- DÜŞÜNCEME" değil DÜŞÜNMEK
- DÜŞÜNDÜREN(/"ÜZEN/KIRAN"):
DÜŞMANIN ...
SALDIRILARI ile/ve/değil/||/<>/< AKIL VE ZEKÂ DIŞI "SÖZ VE DAVRANIŞLARI"
- DÜŞÜNEBİLDİĞİN KADAR (BİLE)BİLMEK ve/||/<>/> BİLEBİLDİĞİN KADAR DÜŞÜN(EBİL)MEK
- DÜŞÜNEN ile/ve/<> DÜŞÜNCELİ
- DÜŞÜNME (TAFAKKUR)
- DÜŞÜNME (")YOĞUNLUĞU(") ile/değil/>< VERİ PAYLAŞIMI
- DÜŞÜNME ile/ve AYIK DÜŞÜNME
( TO THINK vs./and SOBER THINKING )
- DÜŞÜNME ile/ve BÖLÜMLEME
( TO THINK vs./and CLASSIFICATION )
- DÜŞÜNME ile/ve/<> DENETLEME
- DÜŞÜNME ile/ve/<> DİL
( Düşünme, sözcüklerle gerçekleşmez. İLE/VE/<> Düşünme, sözcükleri kullanır! )
( Beyin-el ilişkisi ve zihin-dil ilişkisi sürekli akılda tutulmalı! )
( Bir şey ki, söylemesen de olur! SÖYLEME! )
( Düşünme/düşünce, dil kullanımıdır. )
( Kişi, dilinin ardında gizlidir. )
( İNTÂK[< NUTK]: Dile getirme, söyletme. | Akledilen şeyleri idrak etmek. )
( Türk dilinin kökenlerini araştırmanın birinci koşulu, sağlıklı bir dil felsefesi bilgisi
edinmek, bu felsefenin ışığında yürümeyi bilmek, araştırılan sorunlara, bu felsefenin
yöntemiyle yaklaşmaktır.
Bir topluluğun dilinde, o topluluğun yaşama anlayışını, yaşama biçimini, olaylara, doğaya
bakışını yansıtmayan sözcüklerin hepsi yabancı kökenlidir.
Kavramlarını üretirken somuttan soyuta yönelmeyi başaramayan bir toplumun dilinde
soyut var olanları içeren sözcüklerin bulunması bir olasılıktan öteye geçemez.
Bir toplumun düşünce ortamında bulunmayan şeyin, kavramı da yoktur.
Kavramlar, düşünsel içeriklerin taşıyıcısıdır.
Dilcinin, bilge olması kaçınılmazdır.
Dilin gerçeğini, ancak bilge dilci kavrayabilir.
Bir aydın, başka dillerden aldığı sözcüklerle düşünemez, üretemez, ancak aktarır,
bellekten belleğe gönderir.
Doğal yapısı ağacın yetişmesine elverişli olmayan bir ülkede, orman ürünleriyle ilgili
kavramlar üretilebilir mi? Kişi, bilmediği bir nesneye, bildiği bir adı verebilir mi?
Düşünsel alanda yeri olmayan bir kavram içeriğinin sözcüğe girmesi söz konusu değildir.
Soyut var olanlar üretemeyen bir topluluğun dilinde, soyutu yansıtan kavramın yeri yoktur.
Anlamsal içerik, o sözcüğü konuşan topluluğun düşünsel çevresiyle bağlantılıdır.
Bir dille konuşup yazmak, o dili bilmek değildir, önemli[öncelikli] olan, o dille düşünmek, üretmek,
düşünsel bir alan oluşturmaktır.
Dilin yüzeysel özelliklerine bakarak kökenine inmeye çalışmak, yanıltıcıdır, saptırıcıdır.
Kökte bulunmayan anlamı sözcükte aramak da dil bilincinden yoksunluk demektir.
Dilin ayakta durmasını, yaşamasını, yayılmasını sağlayan, yazıdır.
Dil, insan/kişi ile insan/kişi, dille vardır.
Dili yaşatan, geçmişten geleceğe taşıyan yazıdır. )
( TO THINK vs./and/<> LANGUAGE )
- DÜŞÜNME ile/ve/değil DOĞRU DÜŞÜNME
( Aklın bilinmeyenden bilinene doğru yaptığı hareket. İLE/VE/DEĞİL Aklın bilinenden bilinmeyene doğru yaptığı hareket. )
( Aklın bilinenle bilinmeyen arasındaki hareketi. İLE/VE/DEĞİL ... )
( Düşündüğün şeye bürünürsün/bulaşırsın. )
- DÜŞÜNME ile/ve/||/<>/> DÜŞÜNCE
( Yaşam. İLE/VE/||/<>/> Yaşam(/a/k). )
( Düşünce damlacıklarıyla doldurulan havuzda yüzmek. İLE/VE/||/<>/> Kişinin[düşünenin/düşünmesi gerekenin], suyun üstünde (yaşamda) kalmasını sağlayan kaldırma gücünü sağlayan yasa/zorunluluk/gereklilik. )
( Bilinenleri, bilinmeyenlere götürebilecek biçimde düzenlemek. )
( Sonsuz olanaklılıklar. )
( Her şey düşünce ile başlar. )
( Düşün-ce: Yukarıdan düşünce/inince sende ortaya çıkan. )
( Bir yerini/dizini incitmeyen düşünmeye başlamaz kolay kolay. )
( Düşünme ifade edilerek düşünce haline getirilmiş olur. )
( Aklın bilinen ile bilinmeyen arasındaki hareketidir. )
( Düşünme süreci tamamlandığında, yani anlamlı bir bütünlük oluşturulduğunda, soruya yanıt verilir. )
( Düşünmeyi kesmek zorunda değilsiniz, sadece ilgilenmeyi kesin. )
( Düşüncelerinizi gözleyin, düşüncelerinizi gözlemekte olan kendinizi gözleyin. )
( Düşüncelerinizi sokak trafiğini seyreder gibi seyredin. )
( Rüyanızda bir çölde susuzluktan ölmekte olduğunuzu görürken, başucunuzda duran bir bardak suyun size yararı olmadığı gibi. )
( Düşüncelere sarılmayın yeter. )
( Zihin fukara olunca, fikir ukala olur! )
( Tefekkür, müşâhede ile olur. )
( Kendi düşünce berraklığınıza, amaçtaki safiyetinize ve eylemdeki dürüstlüğünüze güvenin. )
( Düşünmenin hakkını verirsen, düşünme de senin hakkını sana teslim eder. )
( Düşünmek için sükûnete gereksinim vardır. )
( el-NAZAR: Düşünmek, aklın, bilinmeyenden bilinmeyene doğru yaptığı harekettir. )
( Düşüncenin nesnesi, düşüncenin içindedir. )
( Watch your thoughts and watch yourself watching the thoughts.
You need not stop thinking. Just cease being interested.
Watch your thoughts as you watch the street traffic.
Just like the glass of water near your bed if of no use to you, when you dream that you are dying of thirst in a desert.
Don't hold on, that is all.
Rely entirely on your clarity of thought, purity of motive and integrity of action. )
( DÜŞÜNCE ÜZERİNE BAZI SÖZLER
Her şey düşünce ile başlar.
O, gelecek kuşakların faydalanabilmesi için ağaç diker.
Düşünce, okumuş bireylerin çalışmasıdır. Hayal görmek ise onların zevki.
Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu.
Düşünce yel, bilgi yelken, insanlık da kayığın kendisidir.
Düşünce ve pratik, yavaş yavaş her sanatı ilerletir.
Düşüncelerine hakim olamayanlar kısa zaman sonra davranışlarına da hakim olamazlar.
Düşüncelerini iyi kolla, onlar ağaçtaki kuşlar gibi sen farkında olmadan gelir ve sen her gün işinle meşgul olmaya devam ederken, geldikleri gibi sana haber vermeden gene kaybolurlar.
Düşüncelerinizi, kendi tercih ve kararınızla, hareket haline sokunuz.
Düşüncelerinizi yalnız siz seçiyorsunuz ve bu düşünceler hayatınızı biçimlendiriyor.
Düşüncenin kuvveti, zekanın sırrıdır.
Düşüncenin ortaya konulması, bireyi kölelikten kurtarıp özgürlüğe ulaştırır.
Düşünceye dalmış olan birini tembel biri sayma, çünkü bireylerin yaptığı bir görünen iş vardır, bir de görünmeyen.
Düşündüğünüz, inandığınız ve güvenle beklediğiniz her şey mutlaka gerçekleşir.
Düşünmeden konuşmanın cezası, sonradan düşünmeye mahkum olmaktır.
Düşünmeden okumak körletir, okumadan düşünmek yanıltır.
Düşünür, yeniden düşünen ve şimdiye kadar üzerinde düşünülmüş şeylerin asla yeterince düşünülmemiş olduğu kanısına varan kimsedir.
Ebedi olan şey yalnızca düşüncedir.
Işık gökgürültüsünden, düşünce de eylemden önce gelir.
Kendi düşünce biçiminden başka hiçbir şey sınırlayamaz seni !
Alçak gönüllü yüreklerde yaşayan düşünceler, en yüksek düşüncelerdir.
Çoğu kişi, belleği çok güçlü olduğundan, orijinal bir düşünücü olamaz.
Yaptığımız hataların çoğu, düşünmek gereken yerden duygularımızla, duyumsamamız gerektiği yerde düşüncelerimizle karar verdiğimizden ileri gelmiştir.
İyimser, yaranın üstünde kabuk; kötümser, kabuğun altında yara görür.
Her bakış bir gözlem, her gözlem bir düşünce, her düşünce bir bağlantı ve ilişki doğurur.
Düşünmekten utanmıyorsan, söylemekten de utanma.
Mantık eleştiri aracı, matematik ise buluş aracıdır.
Her problemin bir çözümü var ve bu çözüm her zaman içimde yatmakta.
Dünya ve içerdiği her şey düşüncenin ürünüdür.
Bağnazlıktan barbarlığa yalnız bir adım vardır.
Camdan evde oturanlar, başkalarına taş atmamalıdırlar.
Bir kere centilmen, her zaman centilmen.
Felsefe koşulsuz sorgulamadır.
Kişi, hangi konuda meyl ederse felsefeye girmiş olur.
Akıllı kişi, hem kitaplardan, hem de doğadan yararlanır.
Tüm bilimler, hergünkü düşüncenin mükemmel biçimde ıslah edilmesinden başka bir şey değildir.
Dişlerinin tümünü fırçalamana gerek yok. Sadece, ağzında kalmasını istediğin dişleri fırçala.
Bir düşünce eken bir eylem biçer
Bir eylem eken bir alışkanlık biçer
Bir alışkanlık eken bir karakter biçer
Bir karakter eken kaderini biçer.
Üzerinde yoğunlaşılması gereken düşünce, ŞU ANDA ve BURADA'dır.
İki tip birey var.
1. Etkin/pasif (a. Düşünmeyen, b. Düşünmüş)
2. Edilgen/aktif (Düşünen)
Düşüncenin Doğası
Düşünce, bilinçlilik alanındaki sakinliğin gerisinde akan şeydir. Düşünce bizim duygu ya da his diye adlandırdığımız şekle bürünebilir, fikir veya kavram formunu alabilir, yazı biçiminde veya sembolik olabilir. Düşüncenin geçmiş ve gelecek yaratma yeteneği vardır.
Düşünce nesne ve özne olmadan biçimlenemez. Düşünce zaman olmadan biçimlenemez. Düşünce hiçbir şeyi doğrudan deneyimleyemez. Düşünce kendisinin farkında olamaz.
Düşünce gerçekliktir. Düşünce olmadan gerçeklik yoktur. Bu düşün-gerçeklik, gerçek değildir ve doğasında şeylik veya madde yoktur.
Bölünmemiş olan yalnız düşünce ile bölünmüş görünür. Düşünce, şuna ya da buna ayırır.
Düşünce birlik taşıyamaz çünkü her zaman düşüncenin dışında olan vardır. Birlik düşünceyi kapsar çünkü birlik her şeyi kapsar.
Düşünce, bir düşüneni imler. Bir düşünenin düşüncesi olur. Düşünceler gözlemlenebilir. Düşünen ancak düşünce olarak gözlemlenebilir.
Düşünce, daraltır ve sınırlar. Bilinçlilik sınırsızdır. Düşüncenin bilinçliliğe gereksinimi vardır. Bilinçlilik düşünceye ihtiyaç duymaz.
Bu sözleri söyleyenlerin önemsiz olduğunu düşünmüyoruz. Esas olanın ve yoğunlaşılması gerekenin, sözü kimin söylediği değil söylenen sözün kendisi olduğuna inandığımızdan dolayı kimin söylediğine yer vermedik. Farklı kitap ve kaynaklardan kimin söylediğini bulabilirsiniz. (Yukarıdaki sözlerin tümü, tanınmış kişilerin söylemiş oldukları değildir.)
"Gerçek ve mantık tüm bireylere açıktır ve onları ilk söyleyen kişiye, onları yineleyene ait olduğundan daha fazla ait değildir."
"Sizi güldüren ya da ağlatan bir mektup alırsınız, bunun nedeni olan postacı değildir." )
( TO THINK vs./and/||/<>/> IDEA )
( COGITO cum/et/||/<>/> COGITATIO )
- DÜŞÜNME ile DÜŞÜNMEYİ DÜŞÜNMEK
- DÜŞÜNME ile/ve/||/<>/>/< DUYUMSAMA
- DÜŞÜNME ile/ve/||/<>/> EYLEM
- DÜŞÜNME ile/ve/<> HESAPLAMA
( Düşünmeyi, yeteri kadar ve ancak gerektiği/gerektirdiği kadar sürdürmek gerek. )
( Ya hesap bilmiyorsun, ya da dayak yememişsin! )
( TO THINK vs./and/<> TO COMPUTE )
- DÜŞÜNME =/<> İÇ KONUŞMA
( İKİ BEN: İç konuşma, düşünme.
KONUŞMA: RUBÛBİYET )
- DÜŞÜNME ile/ve/değil İÇGÜDÜ
( Dolayımlı. İLE/VE/DEĞİL Dolayımsız, doğrudan. )
( Düşünmekten daha fazla olan neye sahibiz/sahip olabiliriz? )
- DÜŞÜNME ile/ve/<> SİMGESEL DÜŞÜNME
( ... İLE/VE/<> Sayın Metin Bobaroğlu'nun, Simgesel Düşünme adlı kitabını okumanızı salık veririz. )
- DÜŞÜNME = TEFEKKÜR = THINK[İng.] = PENSÉE[Fr.] = DENKEN[Alm.] = COGITARE, COGITATIO[Lat.] = NOEIN, DIANOIA[Yun.] = PENSAR[İsp.]
- DÜŞÜNME ile/ve/<> YANSIMALI DÜŞÜNME
( TO THINK vs./and/<> REFLECTIVE THINKING )
- DÜŞÜNME ile YOĞUNLAŞMA/KONSANTRASYON
- DÜŞÜNMEDEN ÖĞRENMEK ile/ve/<> ÖĞRENMEDEN DÜŞÜNMEK
( Yararsız. İLE/VE/<> Tehlikeli. )
- DÜŞÜNMEDEN ile/ve/değil/yerine KENDİLİĞİNDEN
( ... ile/ve/değil/yerine TAV'Î[< TAV] )
- Düşünmek için DİNLE!!!
- DÜŞÜNMEK => VAR OLMAK
ve/||/<>/>
VAR OLMAK =< ALGILANMIŞ OLMAK
( René Descartes VE/||/<>/> George Berkeley )
( COGITO ERGO SUM and/||/<>/> ESSE EST PERCIPI )
- DÜŞÜNMEK ile/ve/değil/yerine BİLDİĞİN ŞEY ÜZERİNE DÜŞÜNMEK
( ... İLE/VE/DEĞİL/YERİNE Tefekkür. )
( [not] TO THINK vs./and/but TO THINK ON WHICH YOU KNOW
TO THINK ON WHICH YOU KNOW instead of TO THINK )
- DÜŞÜNMEK ve/<>/>/< BOŞ KONUŞMAMAYI BECERMEK
( Düşünmeden konuşmanın cezası, sonradan düşünmeye mahkûm olmaktır. )
( Bir şey ki, yapmasan da olur. YAPMA! Bir şey ki, söylemesen de olur. SÖYLEME! )
( Konuşulacak bir kişi olduğunda, onunla konuşamamak, onu yitirmek demektir. Konuşulamayacak bir kişiyle konuşmaksa sözlerin boşuna harcanması demektir. )
( Bazı şeyleri konuşmuyoruz diye aklımız/sözümüz yok zannedilmesin! )
( TO THINK and/<> MANAGE TO NOT VAIN/WASTE TALKING )
- DÜŞÜNMEK ile DEĞERLENDİRMEK
( TO THINK vs. EVALUATE )
- DÜŞÜNMEK ile DEĞERLENDİRMEK
( TO THINK vs. TO APPRECIATE/EVALUATE )
- DÜŞÜNMEK ve/<> DÖNÜŞMEK
( TO THINK vs./<> TO TRANSFORM )
- DÜŞÜNMEK ile/ve/değil/<> DÜŞÜNDÜĞÜNÜ DÜŞÜNMEK
- DÜŞÜNMEK ile/ve/değil/yerine DÜŞÜNMEYİ DEĞERLENDİREREK DÜŞÜNMEK
( [not] TO THINK vs./and/but TO THINK IN EVALUATION OF THE THINKING
TO THINK IN EVALUATION OF THE THINKING instead of TO THINK )
- DÜŞÜNMEK ile/ve/değil/yerine DÜŞÜNMEYİ "DERT" EDİNMEK
- DÜŞÜNMEK ile/değil GELİŞTİRMEK
- DÜŞÜNMEK ve/||/=/<> GÖRMEK
( DÜŞÜNMEK: Görmeyi, yeniden ve tekrar tekrar öğrenmek. )
- DÜŞÜNMEK ile/ve/<> HAYAL ETMEK
( Kişinin en yüce yetisi düşünme yetisidir. Akılda bulunduğu için de en önemli varlıktır/değerdir. )
( TO THINK vs./and/<> TO IMAGINE )
- DÜŞÜNMEK ile HESAPLAMAK
( TO THINK vs. TO CALCULATE )
- DÜŞÜNMEK ve KENDİNİN BİLİNCİNDE OLMAK
( TO THINK and TO BE AWARE OF THE SELF )
- DÜŞÜNMEK/TEFEKKÜR ile/ve ÖLÇÜNMEK/TEEMMÜLL[< EMEL]
( ... İLE/VE Gerek bir olayın sebeplerini daha çok çözümleme ve daha doğru anlamak gerekse bir hareket tarzının sonuçlarını, özellikle de yarar ile sakıncalarını irdelemek amacıyla, oluşmuş/oluşturulmuş 'yargı'nın, eleştirilmek üzere, 'askı'ya alınmasıdır. Aklın benzer addettiği duyuları, dolayısıyla da 'olaylar'ı belirli bir 'kavram şemsiyesi' altında 'düşünmek'tir. O belirli 'kavram' altında düşünülen duyulardan, böylelikle de 'olaylar'dan biriyle karşılaşıldığında 'olay'a denk düşen 'kavram'ı 'akıl'da 'uyandırmak'tır. )
( Fikir yürütme, düşünme. İLE/VE Katlanmalı, iyice, etraflıca düşünme, idrak. )
( Kişi, herşeyin tohumudur. Neyi tefekkür ederse onun tohumudur. )
( Kişiyi kurtaracak ilâçlar, aşk ve düşünmektir. )
- DÜŞÜNMEK ile/ve/<>/değil/yerine ÖNGÖRMEK
( Bazı ileri/yüksek düşünceler, örnek kullanılmadan, hoşnut edici bir biçimde anlatılamazlar. )
( [not] TO THINK vs./and/<>/but TO FORESEE/ANTICIPATE
TO FORESEE/ANTICIPATE instead of TO THINK )
- DÜŞÜNMEK ile/ve/<> TEKRARLAMAK
( TO THINK vs./and/<> TO REPEAT )
- DÜŞÜNMEK ile/ve VAR OLMAYANI DÜŞÜN(EBİL)MEK
( TO THINK vs./and TO THINK ABOUT NONEXIST )
- DÜŞÜNMEK:
ya KAÇARKEN ile/ve/ya da SIÇARKEN
( TO THINK: WHILE RUN AWAY vs./and/or WHILE SHIT )
- DÜŞÜNME/KONUŞMA:
"OLANAK(LI/SIZ)" ile/ve/değil/yerine VAROLAN
- DÜŞÜNMEK/TAHAYYÜL ile/ve DÜŞÜNEMEMEK/TAHAYYÜL (BİLE) EDEMEMEK
( Bazı şeyler hayal edilebilir fakat bazı şeyleri ne düşünmek, ne hayal edebilmek bile söz konusu değildir. )
( TO THINK vs./and (EVEN) NOT ABLE TO THINK )
- DÜŞÜNMELİ!
- DÜŞÜNMEMEK ile DÜŞÜNMEMİŞ OLMAK
( TO NOT THINK vs. HAVEN'T THOUGHT ABOUT )
- DÜŞÜNMEMENİN BEDELİ(/YÜKÜ/AĞIRLIĞI) ile/değil/yerine DÜŞÜNMENİN "BEDELİ"
( Çoktur! İLE/DEĞİL/YERİNE Yoktur! )
- DÜŞÜNMEMİŞ OLMAK ile/değil YETERSİZLİK/ZAYIFLIK/GERİLİK
( ... ile/değil REKÂKET )
( [not] HAVEN'T THOUGHT ABOUT vs./but INSUFFICIENCY/WEAKNESS/BACKWARD )
- DÜŞÜNMENİN/KONUŞMANIN (OLASI) SONUÇLARINI:
"ÖNGÖRMEK" ile/ve/değil/yerine/<> "GÖZE ALMAK"
- [ne yazık ki]
DÜŞÜNMEYEN ile DÜŞÜNEMEYEN ile DÜŞÜNEMİYOR OLMASINA ALDIRMAYAN
( Tutucu. İLE Aptal. İLE Köle. )
- DÜŞÜNMEYİ BECEREMEMEK ve/||/<>/>/< DÜŞÜNMEYİ SEV(E)MEMEK
- DÜŞÜNMEYİ BİLMEMEK ile/ve/<>/= KONUŞMAYI BİLMEMEK
( Düşünmeyi bilmeyen, [sürdürmeyen ve geliştirmeyen] konuşmayı da bilemez! )
- DÜŞÜNÜR ile/ve/ne yazık ki/> DÜŞÜNÜLENLERİ "DÜŞÜNÜR"
( Her uzun dönemde, ancak birkaç kişi. İLE/VE/NE YAZIK Kİ/> Geri kalanlar. )
- DÜŞÜP BAYILMAK değil BAYILIP DÜŞMEK
- DUVAR ile/||/<> PERDE
- DUYARLIK ile/değil DUYARLILIK
( Duyma/işitme aracının/durumunun/sürecinin ve olanağının var olması ya da sürmesi. İLE/DEĞİL Çevresinde ve odağında olanı saygı, ölçü ve özenle anlamaya[düşünmeye ve sorgulamaya] öncelik verme çabası. )
- DUYARLILIK = HASSASİYET = SENSIBILITY[İng.] = SENSIBILITÉ[Fr.] = SENSIBILITÄT, SINNLICHKEIT[Alm.] = SENSIBILIDAD[İsp.]
- DUYARLILIK/HASSASİYET ile/ve/değil/yerine KAYGI/ENDİŞE [>< BİLGİ/BİLİNÇ]
- DUYARLILIK ile/ve ZEKÂ
- DUYARLI/LIK/HASSASİYET ile TİTİZ/LİK
( Durumunuzun ne denli nazik olduğunu fark ettiğiniz anda uyanık ve tetiksizsinizdir. )
( SENSITIVENESS vs. FASTIDIOUSNESS/FUSSINESS
The moment you have seen how fragile is your condition, you are already alert. )
- DUYARSIZ/LIK ile/ve/değil/yerine/||/<> KAYITSIZ/LIK
- DUYGU TAŞIMAMAK/TAŞIMAZ ile/değil DUYGULARIN ETKİSİNDE (FAZLA) KALMAMAK
- DUYGU ile/ve/||/<> "BİR DUYGUNUN, BAŞKA BİR DUYGUYLA KARŞILANMASI/KAPATILMAYA ÇALIŞILMASI"
( Ancak, bilgi ve bilinç ile doğal işleyişin dışına çıkılabilir. )
- DUYGU = HİS = FEELING, SENTIMENT, (EMOTION)[İng.] = SENTIMENT[Fr.] = GEFÜHL[Alm.] = SENTIMIENTO[İsp.]
- DUYGU ile/ve/değil/yerine/||/<>/< NİYET
- DUYGUDAŞLIK = TECAZÜP = SYMPATHY[İng.] = SYMPATHIE[Fr., Alm.] = SYMPATHEIA[Yun.] = SIMPETIA[İsp.]
- DUYGULANIM = TEESSÜR = AFFECTION[İng., Fr.] = AFFEKT, AFFEKTION[Alm.] = CARIÑO[İsp.]
- DÜŞÜNSEL İZLENİMLER:
DİNGİN ile/ve/||/<> ŞİDDETLİ
( Eylemlerde, sanat yapıtlarında ve doğa nesnelerinde, güzellik, biçimsizlik. İLE/VE/||/<> Sevgi, nefret, sevinç, keder. )
( David Hume )
- DUYGUNUN:
NESNESİ ile/ve/değil/<>/< NEDENİ
- İÇGÖRÜ:
"DUYGUSAL" ile/ve/değil/yerine/||/<> DÜŞÜNSEL/ZİHİNSEL
- DUYGUSAL YALNIZLIK ile "ENTELEKTÜEL YALNIZLIK"
- DUYGUSAL = HİSSÎ = SENTIMENTAL[İng., Fr.] = SENTIMENTAL, EMPFINDSAM[Alm.]
- DUYGUSAL/LIK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< DUYARLI/LIK
- DUYGUSAL/LIK ile/ve/||/<> TEPKİSEL/LİK
( Bilgisizlikle. İLE/VE/||/<> Bilinçsizlikle. )
- DUYMUŞ ile/ve/||/<>/> DOYMUŞ
- DUYU ve/||/<>/> ALGI ve/||/<>/> BETİMLEME/TASVİR ve/||/<>/> TASARIM ve/||/<>/> TANIM ve/||/<>/> AD/SÖZCÜK ve/||/<>/> KAVRAM/SOYUTLAMA
- DUYULAR ile/ve/<>/değil FARKINDALIK
( [not] SENSES vs./and/<>/but AWARENESS )
- DUYUMSAMA ile/ve/||/<> DUYARLILIK
( Dışarıdakilerde/n. İLE/VE//||/<> İçte/n. )
- DUYUMSATABİLMEK/DUYUMSAYABİLEN ile/ve/||/<>/> DUYUMSAYABİLDİĞİNİ, DUYUMSATABİLMEK/DUYUMSATABİLEN
- DUYUSAL["SENSÜEL" değil!] = HİSSÎ = SENSITIVE[İng.] = SENSITIF[Fr.] = SENSITIV, EMPFINDLICH[Alm.] = SENSITIVO[İsp.]
- | DÜZ/"DONUK" BAKIŞ ile/ve DİK BAKIŞ | ile/değil/yerine/>< YANSIZ/NÖTR BAKIŞ
- DÜZ YAZI ile DANS
( Yürümeye benzetilebilir.[Kendi dışında bir amacı vardır.] İLE Şiire benzetilebilir.[Amacı, kendidir.] )
- DÜZELTME ile/ve/değil/yerine/||/<>/< CESÂRET VERME
- DÜZELTME ile/ve/değil/<>/> GELİŞTİRME
- DÜZEN KURUCU ile "DÜZEN KORUYUCU" ile "DÜZENİN PARÇASI"
- DÜZEN ile/ve DİSİPLİN
( Disiplin için "Sevgiyle Disiplin-Fitzhugh Dodson-Kuraldışı Yay." kitabından yararlanmanızı salık veririz. )
( REGULARITY vs./and DISCIPLINE )
- DÜZEN ve/<> GÜZELLİK ve/<> UYUM
( ORDER and/<> BEAUTY and/<> HARMONY )
- DÜZEN = NİZAM = ORDER[İng.] = ORDRE[Fr.] = ORDNUNG[Alm.] = ORDEN[İsp.] = ORDO[Lat.]
- DÜZEN ve/||/<>/>/< SÜKÛNET
- DÜZENLEYİCİ(KOMPOZİTÖR) ile YARATICI
- DÜZENLİ ile/ve DİSİPLİNLİ
( SYSTEMATIC vs./and DISCIPLINED )
- DÜZENLİ/LİK ile/ve/<> BÜTÜNLÜK/LÜ/LÜK
- DÜZGÜN ADAM değil FATİHÂ'SI DÜZGÜN
- DÜZGÜNEŞ, ORHAN PROF. DR. (SARIYER/RUMELİKAVAĞI, (1917 - 1996) :
( Bilim adamı. İlkokulu Gerede'de (1928), Liseyi Kastamonu'da (1934), üniversiteyi de Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesinde okudu (1938). Askerlik hizmetini yedek subay olarak yaptıktan sonra A.Ü. Ziraat Fakültesine asistan oldu (1940). İkinci kez askere alındı ve 1942'de yeniden fakülteye döndü. Okuduğu bütün okulları birincilikle bitirdi. 1946'da ABD. Kaliforniya Üniversitesine gönderildi. 1950 yılına kadar burada kaldı ve genetik, biyometri ve hayvan ıslahı konularında ihtisas yaptı. 1951'de doçent, 1957'de profesör oldu. Ziraat Fakültesi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Harp Okulu ve Gülhane Askeri Tıp Akademisinde genetik ve istatistik dersleri okuttu. Ayrıca Ankara, İzmir ve Erzurum Ziraat Fakültelerinde genetik ve biyometri dersleri verdi. TÜBİTAK'ta 7 yıl süre ile Veteriner ve Hayvancılık Grubu üyeliği yaptı. 1986'da TÜBİTAK Hizmet Ödülünü aldı. 1968'de yılında Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanlığı, 1965 yılında Türk Mühendisleri Oda Başkanlığı, Ülkücü Öğretmen ve Öğretim Üyeleri Derneği Genel başkanlığı, Türk Ziraat Yüksek Mühendisleri Birliği ve Vakıf Genel Başkanlığı, Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürlüğü, Ankara Türk Ocağı Şube Başkanlığı ve 20 yıl süre ile Türk Ocakları Genel Başkanlığı yaptı. Hayvancılık dalında verdiği hizmetler nedeni ile 50. Yıl Ödülüne layık görüldü. Mesleki çalışmalarının arasında ders kitaplarından başka dış ülkelerde yayınlanan makale ve raporları bulunuyor. )
- DÜZÜŞGEN" ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SEVİŞKEN
- DÜZÜŞME ile GİDİP GELME
( SCREW vs. OSCILLATION )
- DÜZYAZININ GELİŞMESİ ile/ve/||/<> ARAÇLARIN, TEKNİKLEŞTİRİLMESİ
- DWARF ile DWARFİSM / KRETEN/İZM
( Cüce. İLE Cücelik. )
- DYOGEN ile/ve KIBRIS'LI DYOGEN ile/ve ROMEN DYOGEN
( )
- EARNSHAW KURAMI
( Bir elektrik alanı içindeki yüklü bir nesne, sadece elektrik güçlerinin etkisiyle dengede kalamaz. )
- EB ile/||/<> EBEVEYN ile/||/<> EBEN AN CEDD ile/||/<> RABBE ile/||/<> ASABE-İ NESEBİYE/NESEBİYYE ile/||/<> MÜLTEKÂ-YI NESÂB ile/||/<> NESLEN BADE NESLİN ile/||/<> İRS
( Baba, ata. İLE/||/<> Ana, baba. İLE/||/<> Babadan oğula.[ebâ an cedd] İLE/||/<> Üvey ana. İLE/||/<> Kan ve soy yoluyla yakın/akraba. İLE/||/<> İki ya da daha çok kişinin kuşaklarının birleştiği kişi. İLE/||/<> Kuşaktan kuşağa. İLE/||/<> Soya çekim, verâset. )
- EBE ile/ve/||/<> DOULA
- EBE[Oğuz] ile/= EPE[QARLUK]
[< Divân-ü Lugât-it-Türk]
( Ana. )
- EBEVEYN ile/ve/değil/yerine/||/<>/< BAKIM VEREN
- EBEVEYN["EBEBEYN/EVEBEYN" değil!] ile VELİ
- EBHAL[Ar. < BUHL] ile EBHÂR[Ar. < BAHR] ile EBHAR[Ar.]
( Daha/en/pek cimri/pinti/hasîs. İLE Denizler. İLE Ağzı/soluğu kötü kokan. )
- EBNÂ ile/||/<> EBNÂ-YI EBNÂ ile/||/<> HAFÎD ile/||/<> MAHDÛM ile/||/<> ZÂDE ile/||/<> BENÛN ile/||/<> BİN ile/||/<> BİNT ile/||/<> ASLAH/ESLAH ile/||/<> EKBER ile/||/<> KEBÎR ile/||/<> KEBÎRE
( Oğullar. İLE/||/<> Kız ve erkek çocukları/torunları tanımlar. İLE/||/<> Torun. İLE/||/<> Oğul, çocuk. İLE/||/<> Oğul, çocuk. İLE/||/<> Üç ya da daha çok çocuk. İLE/||/<> Oğul. İLE/||/<> Kız. İLE/||/<> En uygun [vakfiyelerde en uygun oğul]. İLE/||/<> Daha/en/pek büyük. [vakfiyelerde geçer]. İLE/||/<> Yaşça büyük. İLE/||/<> Büyük kız çocuk [vakfiyelerde geçer]. )
- EBUBEKİR CAMİİ :
( Çamlıtepe (Derbent) mahalle meydanındaki cami yeni yapılan camilerden olup, Osmanlı mimarı tarzındadır ve tarihi özelliği yoktur. )
- EBU'L BEŞER ile/değil/yerine EBU'L ERVÂH
- EB-ÜL-BEŞER -ile
( HZ. ÂDEM )
- EBÜLFETİH CAMİİ :
( Rumelihisarı Kalesi içinde Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan Ebülfetih Camii zamanla yıkıldı. )
- ECE -ile
( Kraliçe, melike. | Güzel kadın. )
- EÇE/EKE/EZE ile EÇİ ile EKEÇ
[< Divân-ü Lugât-it-Türk]
( Yaşça büyük kız kardeş. İLE Yaşça büyük olan erkek kardeş. İLE Halkın kız kardeşi(uht-ul-kavm).[Bilgece davranan küçük kız çocuğu.] )
- ECİR[Ar. < ECR] ile/ve/||/<> LÜTUF
- ECİRGAT ile AMELE
- ECZACI değil/yerine/= EMCİ
- ECZACIBAŞI DİSPANSERİ :
( Tarabya çarşısı içinde bulunan Eczacıbaşı Dispanseri, Eczacıbaşı ailesi tarafından yaptırıldığı için bu isimle anılmakta olup, hizmet vermeye devam etmektedir. )
- ECZACIBAŞI SAHİLHANESİ :
( Yeniköy Tarabya Yolu üzerindedir. 19. yy. ın sonlarında da inşâ edilen yalının ilk sahibi Mobil Şirketi Balkanlar Umum Müdürü A.V. Walter'di. Bu nedenle Walter Yalısı olarak da bilinir. Yalıyı bilahare Eczacıbaşı ailesi satın aldı ve onların adı ile tanındı. )
- EDEB ile/ve/||/<> AHLÂK ile/ve/||/<> MATEMATİK
( İnsanlığın gelişimindeki/tarihindeki üç önemli eşik. )
- EDEB ile/ve/<> SAMİMİYET
( Ne kadar samimi olunsa da edebten uzaklaşmamak gerekir! )
- EDEB ile/ve/<> ZARÂFET
- EDEBÎ (OLAN/LAR, ALAN/LAR, KONU/LAR) ile/ve/<> MANEVÎ (OLAN/LAR, ALAN/LAR, KONU/LAR)
- EDEPLİ:
FELSEFECİ ve/||/<> MATEMATİKÇİ ve/||/<> HUKUKÇU
( Ancak, felsefeci, matematikçi ve hukukçular edeplidir.[Ancak, dile hâkim olabildikleri ve sorgulayabildikleri oranda.] [Ne hareketi/sporu temel/öncelikli alan, ne bilimsel tutarlılığı olan, ne de sanatsal duyarlılığı ile sınırları/nı aşan.] )
- [ne yazık ki]
EDEPSİZ ile/değil/yerine/>< EDEPLİ
( Bildiği sözcükler kadar. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Bilmediği sözcükler kadar. )
- EDEPSİZLERE SUSMAK değil EDEBEN SUSABİLMEK
- EDEPSİZ/LİK ile/ve/||/<> AHLÂKSIZ/LIK
- EDEPSİZ/LİK ile/ve/değil/||/<> MÜSTEHCEN/LİK
- EDGİŞ = EGDİŞ
[< Divân-ü Lugât-it-Türk]
( Özçend'de yerleşik olan bir Türk kavmi. )
- EDİB ile MUHARRİR
- EDİB ve/||/<> NAZİK ve/||/<> HAZİK
( Sözümüzde. VE/||/<> Davranışımızda. VE/||/<> İşimizde[ustalığımızda]. )
- EDİLGEN ALICI ile/ve/değil/yerine/<>/< ETKİN KURUCU
- EDİLGEN ile/ve/değil/||/<>/< ETKİN OL(A)MAYAN
- EDİLGEN ile GAİB
- EDİLGEN/LİK(PASİF/LİK) ile/ve/değil TAM YERİNDE OLMAK
- EDİMSEL/LİK = BİLFİİL = ACTUAL/ITY[İng.] = ACTUEL/ITÉ[Fr.] = AKTUELL, WIRKLICHKEIT[Alm.] = ACTUALITAS[Lat.] = EFECTIVO[İsp.]
- ED'İYE[< DUÂ] ile/ve/<>/> HEDİYE
( Yalvarmalar, yakarmalar. İLE/VE/<>/> Armağan. )
- EDMUND HALLEY ile/ve/||/<> ROBERT HOOKE ile/ve/||/<> CRISTOPHER WREN
- EFE, PROF. DR. ASUMAN (ARDAHAN, 1955 - 2010) :
( İ.Ü. Orman Fakültesi Öğretim Üyesi. İlkokul, Ortaokul ve Lise öğrenimini Ereğli'de (Zonguldak) tamamladı. 1972'de girdiği İ.Ü. Fen Fakültesi Botanik Bölümünden 1976 yılında mezun oldu. 1978'de İ.Ü. Orman Fakültesi Orman Botaniği Kürsüsünde Araştırma Görevlisi olarak çalışmaya başladı. Bilahare açılan sınavları kazanarak aynı kürsüde asistan oldu. 1981'de "Liquidambar orientalis Mill. (Sığla Ağacı) ın Morfolojik ve Palinolojik Özellikleri Üzerine Araştırmalar" konulu doktora çalışması ile 1986 da "Orman Botariği dalında "Doktor" unvanını aldı. 1990'da Doçent ve 1996 yılında da Profesör oldu. 08.06.2010 tarihinde meydana gelen kazada hayatını kaybetti. Otsu Bitkiler Sistematiği Ders Kitabı 1989, F. Yaltırık ile birlikte, "İstanbul Adalarının Doğal ve Egzotik Bitkileri, 1993. F. Yaltırık ile birlikte", "Dendroloji Ders Kitabı, 1994, F. Yaltırık ile birlikte" isimli kitapları var. )
- EFEMİNE ile METROSEKSÜEL
- EFENDİSİ ve/||/<>/< KÖLESİ
( Bilginin. VE/||/<>/< Çalışmanın. )
- EFİ[Ar.] değil/yerine/= ÖNALIMCI
- EFSANE[Ar.] değil/yerine/= GÜZELLEME
- EGET ile GELİN
[< Divân-ü Lugât-it-Türk]
( Gerdek gecesi geline hizmet için yollanan genç kız. İLE ... )
- EĞİLİMLİ ile/değil EĞİMLİ
- EĞİLME:
BARDAK ile/ve/değil/||/<>/>/< SÜRAHİ
( Çırak. İLE/VE/DEĞİL/||/<>/>/< Usta. )
( Derin olan, dolu olan, usta olan, boyun büker/bükmelidir! Çırak değil! )
- EĞİLMEDE:
"ÇIKAR" / "ÜSTÜNLÜK" ile/değil/yerine SAYGI
( Nokta kadar "çıkar/ın" için, virgül kadar eğilme! / Kimse, kimseden "üstün" ya da yukarıda değildir/olamaz. İLE/DEĞİL/YERİNE Bir kişinin, hizmetine, emeğine, çabasına saygı duyuyorsak... )
- EĞİLMEK ve/||/<> BAŞAK
( Kişiler, başağa benzer. İçi boşken havadadır, doldukça eğrilir. )
- EĞİM ile EĞİN
( Eğilmiş olma durumu. | Bir yüzeyin, yatay düzleme doğru eğilmesi, eğiklik. İLE Arka, sırt. | Gövde. | Boy bos, endam. )
- EĞİTİLMİŞ/LİK ile/ve/||/<>/< ADANMIŞ/LIK
- EĞİTİM > ÖZGÜVEN ve/||/<>/> ÖZGÜVEN > ÜMİT ve/||/<>/> ÜMİT > BARIŞ
- EĞİTİM ve/||/<> ÇOK SESLİLİK
- EĞİTİM:
GERÇEKLERİN ÖĞRETİLMESİ ile/ve/değil/||/<>/< DÜŞÜNMEK İÇİN AKLIN EĞİTİLMESİ
- EĞLENEBİLDİKLERİN ile/ve/||/<> ANLATABİLDİKLERİN ile/ve/||/<> AĞLAYABİLDİKLERİN
( Arkadaş. İLE/VE/||/<> Dost. İLE/VE/||/<> "Kardeş". )
- EĞLENMEYİ SEVMEK
ile/ve/değil/yerine/||/<>/<
ÖĞRENMEYİ SEVMEK
( Sıradan kişilerin peşinde koştuğu. İLE/DEĞİL/YERİNE Sıradışı kişilerin aradığı. )
- EGO ile/<>/> LEGO
( "Adamın egosunu lego yaparız." )
- EGOISM ile EGOTISM ile EGOTHEISM
- EGOİST/HODKÂM/HODBİN[Fars.] değil/yerine/= BENCİL/LİK
- EĞRİ KEMER :
( Belgrad Ormanları içindeki kemerlerden biri olup Kemerburgaz girişindedir. Bu kemere Kovuk Kemer'de denilmektedir. Kemer Bizans İmparatoru Andronikos tarafından yaptırılan kemer 1563 yılındaki büyük selden zarar görünce Mimar Sinan tarafından yıkılan kemerin temelleri üzerine 1563/1564) yıllarında yeniden inşâ edildi. )
- EĞRİ ile/ve/değil/yerine/||/<>/></>/< DOĞRU
( Doğrulabilir. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>>/< Eğrilebilir. )
( Ne "eğriler", doğrula; ne "doğrular", eğrile. )
( Oturalım. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>>/< Konuşalım. )
- EHL-İ CENNET ile EHL-İ NÂR
- EHL-İ DİL ile/ve/>/değil/yerine GÖNÜL EHLİ
- EHL-İ NAZAR ile EHL-İ KEŞF
- EHL-İ SALİP = HAÇLILAR
- EHL-İ SÜNNET ile/değil/yerine EHL-İ SÜNNET VEL CEMAAT
( ... İLE/DEĞİL/YERİNE İmâmetin dışarıda bırakılmasıyla. )
- EHLİHİBRE/EHLİVUKÛF/EKSPER değil/yerine/= BİLİRKİŞİ/UZMAN
- EHLULLÂH ile EVLİYAÛLLÂH
( Ehlullahın simgesi göçmen kuşlarıdır. )
- EIDOKSOS ve ARİSTO
( Akademi'nin kurulmasında! )
- EINSTEIN VISCOSITY EQUATION[İng.] / EINSTEIN/SCHE VISKOSITÄTSGLEICHUNG, EINSTEIN-VISKOSITÄTSGLEICHUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= EİNSTEİN AĞDALILIK DENKLEMİ
- EINSTEIN'S FIELD EQUATIONS[İng.] / ÉQUATION DU CHAMP D'EINSTEIN[Fr.] / EINSTEIN-FELDGLEICHUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= EİNSTEİN ALAN DENKLEMLERİ
- EINSTEIN RELATION[İng.] / RELATION D'EINSTEIN[Fr.] / EINSTEIN-BEZIEHUNG, EINSTEIN-RELATION[Alm.] ile/değil/yerine/= EİNSTEİN BAĞINTISI
- EINSTEIN-BOHR EQUATION[İng.] / ÉQUATION D'EINSTEIN-BOHR[Fr.] / EINSTEIN-BOHR/SCHE-GLEICHUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= EİNSTEİN-BOHR DENKLEMİ
- EINSTEIN-DE HAAS EFFECT[İng.] / EFFET EINSTEIN-DE HAAS[Fr.] / EINSTEIN-DE-HAAS-EFFEKT[Alm.] ile/değil/yerine/= EİNSTEİN-DE HAAS ETKİSİ
- EINSTEIN-DE HAAS METHOD[İng.] / MÉTHODE D'EINSTEIN-DE HAAS[Fr.] / EINSTEIN-DE-HAAS-METHODE[Alm.] ile/değil/yerine/= EİNSTEİN-DE HAAS YÖNTEMİ
- EINSTEIN-DE SITTER MODEL[İng.] / MODÈLE D'EINSTEIN-DE SITTER[Fr.] / EINSTEIN-DE-SITTER-MODELL[Alm.] ile/değil/yerine/= EİNSTEİN-DE SİTTER ÖRNEKÇESİ/MODELİ
- EINSTEIN DIFFUSION EQUATION[İng.] / ÉQUATION DE LA DIFFUSION D'EINSTEIN[Fr.] / EINSTEIN-DIFFUSIONSGLEICHUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= EİNSTEİN DİFÜZYON DENKLEMİ
- EİNSTEİN MÜADELET KÂİDESİ[Osm.] / EINSTEIN'S EQUIVALENCE PRINCIPLE[İng.] / PRINCIPE D'ÉQUIVALENCE D'EINSTEIN[Fr.] / EINSTEIN/SCHE ÄQUIVALENZGLEICHUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= EİNSTEİN EŞDEĞERLİK İLKESİ
- EINSTEIN'S PHOTOELECTRIC EQUATION[İng.] / ÉQUATION PHOTOÉLECTRIQUE D'EINSTEIN[Fr.] / EINSTEIN-PHOTOELEKTRISCHE GLEICHUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= EİNSTEİN FOTOELEKTRİK DENKLEMİ
- CONDITION DE LA FRÉQUENCE D'EINSTEIN[Fr.] / EINSTEIN-FREQUENZBEDINGUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= EİNSTEİN FREKANS KOŞULU
- FRÉQUENCE D'EINSTEIN[Fr.] / EINSTEIN/SCHE FREQUENZ/ZUSTAND[Alm.] ile/değil/yerine/= EİNSTEİN FREKANSI
- EİNSTEİN UMÛMÎ İZÂFİYET NAZARİYESİ[Osm.] / EINSTEIN'S GENERAL THEORY OF RELATIVITY[İng.] / THÉORIE DE LA RELATIVITÉ GÉNÉRALE D'EINSTEIN[Fr.] / EINSTEIN/SCHE ALLGEMEINE RELATIVITÄTSTHEORIE[Alm.] ile/değil/yerine/= EİNSTEİN GENEL GÖRELİLİK KURAMI
- EINSTEIN COEFFICIENTS[İng.] / COEFFICIENTS D'EINSTEIN[Fr.] / EINSTEIN-KOEFFIZIENT[Alm.] ile/değil/yerine/= EİNSTEİN KATSAYILARI
- EINSTEIN-VERSCHIEBUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= EİNSTEİN KAYMASI
- EINSTEIN'S SPECIAL THEORY OF RELATIVITY[İng.] / THÉORIE DE LA RELATIVITÉ RESTREINTE D'EINSTEIN[Fr.] / EINSTEIN/SCHE SPEZIELLE RELATIVITÄTSTHEORIE[Alm.] ile/değil/yerine/= EİNSTEİN ÖZEL GÖRELİLİK KURAMI
- EINSTEIN'S THEORY OF SPECIFIC HEAT CAPACITIES[İng.] / THÉORIE DE LA CAPACITÉ THERMIQUE SPÉCIFIQUE D'EINSTEIN[Fr.] / EINSTEIN/SCHE THEORIE DER SPEZIFISCHEN WÄRMEKAPAZITÄT[Alm.] ile/değil/yerine/= EİNSTEİN ÖZGÜL ISI SIĞASI KURAMI
- EINSTEIN-PLANCK LAW[İng.] / LOI D'EINSTEIN-PLANCK[Fr.] / EINSTEIN-PLANCK/SCHES-GESETZ[Alm.] ile/değil/yerine/= EİNSTEİN-PLANCK YASASI
- EINSTEIN-ROSEN WAVES[İng.] / ONDES D'EINSTEIN-ROSEN[Fr.] / EINSTEIN-ROSEN-WELLEN[Alm.] ile/değil/yerine/= EİNSTEİN-ROSEN DALGALARI
- EINSTEIN'S NUMBER[İng.] / NOMBRE D'EINSTEIN[Fr.] / EINSTEIN-ZAHL[Alm.] ile/değil/yerine/= EİNSTEİN SAYISI
- EINSTEIN'S FREQUENCY[İng.] ile/değil/yerine/= EİNSTEİN SIKLIĞI
- EINSTEIN'S FREQUENCY CONDITION[İng.] ile/değil/yerine/= EİNSTEİN SIKLIK KOŞULU
- ÉQUATION DE LA VISCOSITÉ D'EINSTEIN[Fr.] ile/değil/yerine/= EİNSTEİN VİSKOZİTE DENKLEMİ
- EINSTEIN'S LAW[İng.] / LOI D'EINSTEIN[Fr.] / EINSTEIN/SCHES GESETZ[Alm.] ile/değil/yerine/= EİNSTEİN YASASI
- EINSTEIN ve/||/<> ROSEN (KÖPRÜSÜ)/SOLUCAN DELİĞİ
( Nathan Rosen ve Albert Einstein tarafından ileri sürülmüştür. Genel olarak beyaz delikler ve kara delikler arasındaki bağlantıya, "solucan deliği" denilmektedir. Bu bağlantı sayesinde, zamanda kısayol bir yol oluşturmaktadır. Kara deliğin en dip noktasında hacim sıfırdır ve yoğunluk sonsuzdur. Yani, kara deliğin dibinde çok güçlü bir çekim etkisi vardır. Bu yüzden buradaki zaman ve mekân bilinenin dışındadır. Bu kuram ile iki kara deliğin farklı boyutlarda bağlanması ile çekim etkisinden yararlanılarak bir kara deliğin içine girip öteki kara deliğin içinden kısa bir zamanda çıkılabilir. )
- EINSTEIN ile/ve/||/<> SÜRÜCÜSÜ
- ZUSATZENERGIE[Alm.] ile/değil/yerine/= EK ENERJİ
- EK OLMAK değil/yerine HAK OLMAK
- EKARTE[Fr. < ÉCARTÉ] (ETMEK) ile/ve/||/<> EKARTÖR
( Dışlamak, ayırmak, konu dışında tutmak. İLE/VE/||/<> Ayırgaç. )
- EKBER[< KEBÎR (çoğ. EKÂBİR)]:
EN BÜYÜK -<
- EKBER[Ar.] ile/ve/||/<>/> EKBER[Ar.]
( Büyük. @@ Daha büyük. )
- EKBİÇ SOKAK :
( Çayırbaşı Mahallesi sokaklarından biridir. Çayırbaşı büyük çayırlığı ile bilinen bir yerdi. Bu büyük ve verimli alan hem ekim alanı hem de mesire olarak kullanılıyordu. Bu nedenle burada meydana gelen sokaklardan birine "Ekbiç Sokak" adı verildi. )
- EKİNCİ KÖŞKÜ :
( Yenimahalle'nin üst kısmında olup Özengi Ağası sokağındadır. Köşkün 19. yy sonlarında yapıldığı sanılıyor. Köşk el değiştirmiş olup bakıma muhtaçtır. )
- EKİNCİ YALISI :
( Tarabya'da Kireçburnu Caddesi üzerindedir. Yalı sahibi olan Ali Rıza Ekinci'nin adı ile anılmaktadır. )
- EKİNCİ, MUSTAFA (SEYHAN, 1943) :
( Üniversite öğreniminden sonra iş hayatına başladı. Şirketlerini Ekinciler Holding bünyesinde topladı. Sarıyer Spor Kulübü'nde 1 dönem yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı. )
- EKİNCİ, YUSUF ZİYA (ERZURUM, 1887 - 1949) :
( Sarıyer/Yenimahallelidir. Askeri okulları bitirdikten sonra Kurmay subay olarak orduya katıldı. Ulusal Kurtuluş Savaşı'nda Kurmay Binbaşı rütbesi ile 4. Kolordu Kurmay Başkanı olarak görev yaptı. Tümgeneral rütbesi ile emekli oldu. )
- EKİP ile/ve/değil KONVOY
- EKİZDE(FOTOĞRAFTA):
70'LER ile/ve/||/<>/> 80'LER ile/ve/||/<>/> 90'LAR ile/ve/||/<>/> 2000'LER ile/ve/||/<>/> 2010'LAR
( Sayın Özcan Yurdalan'ın sunumunu, burayı tıklayarak dinleyebilirsiniz... )
- EKİZDE(FOTOĞRAFTA):
ANALOG ile/ve/||/<>/> DİJİTAL
- EKİZOĞLU, PROF. DR. ABDİ (MARMARİS, 1947) :
( İ.Ü. Orman Fakültesi Öğretim Üyesi. İlk ve orta öğrenimini Marmaris'te yaptı. 1965'te Edremit Lisesinden mezun oldu ve girdiği İ.Ü. Orman Fakültesinden 1969'da Orman Yüksek Mühendisi olarak mezun oldu. Değişik yerlerde görev yaptıktan ve askerliğini bitirdikten sonra 1975'te İ.Ü. Orman Fakültesi Ormancılık Politikası Kürsüsüne asistan olarak atandı. 1976'da girdiği İ.Ü. İktisat Fakültesi Maliye ve Sosyal Siyaset Bölümünden lisans öğrenimini tamamlayarak 1981'de mezun oldu. 1985'te "Türkiye'de Yonga Levha Endüstrisi, Sorunları ve Çözüm Yolları" adlı tezi ile "Orman Ekonomisi Bilim Dalında Doktor" unvanını aldı. 1989'da Doçent ve 1995'te de Profesör oldu. 1998'de Orman Mühendisliği Bölüm Başkanlığı görevine atandı ve bu görevini üst üste iki kez 2004 tarihine kadar yürüttü. 2004 - 2007 yılları arasında İ.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü Yönetim Kurulu Üyeliği görevini üstlendi. Bilahare üç yıl için aynı göreve bir kez daha seçildi. 2008'de İ.Ü. Senato üyeliğine seçildi ve bu görevini 2009'a kadar devam ettirdi. Ekizoğlu'nun 7 kitabı ve pek çok bilimsel makalesi var. Kitapları: Türkiye'de Yonga Levha Endüstrisi Sorunları ve Çözüm Yolları, 1985", "Türkiye'de Parke Endüstrisinin Bugünkü Yapısı ve Sorunları (R. Kantay ile birlikte) 1989", "Ormancılık Politikası (M. Özdönmez, T. İstanbullu, A. Akesen ile birlikte), 1996", "Yönetim ve Organizasyon (M. Özdönmez, A. Akesen ile birlikte) 1998", "Ormancılık Yönetim Bilgisi (M. Özdönmez, A. Akesen ile birlikte) 1998", "Halkla İlişkiler (M. Özdönmez, A. Akesen ile birlikte) 1999" ve "Ormancılık Politikası (C. Erdönmez, S. Özden, E. Atmış, A. Akesen ve Y. Kuvan ile birlikte) 2010" ve ayrıca pek çok bilimsel makalesi var. )
- EKKİ ile EKKİZ
[< Divân-ü Lugât-it-Türk]
( İki sayısı. İLE İkiz. )
- EKMEK BULAMAYANLAR PASTA YESİN:
PASTA değil ÇÖREK
( Sözde geçen, pasta değil "brioche" adı verilen ve ekmeğe çok benzeyen bir çörekti. Bu sözü söyleyen de Marie Antoinette değildi. Bu söz, 1760'tan beri "Aristokratik" çürümenin betimlemesi olarak yazılı bir biçimde kullanılıyordu. Jean-Jacques Rousseau, bu sözü 1740'ta duyduğunu ileri sürüyordu. )
- EKMEL[< KÂMİL] -ile
( DAHA (EN) KÂMİL, MÜKEMMEL VE KUSURSUZ, EKSİKSİZ OLAN )
- EKOLOJİ/EKOLOG değil/yerine/= ÇEVREBİLİMCİ
- EKREM REŞİT REY ve/||/<> CEMAL REŞİT REY
( ["Lüküs Hayat" oyununun]
Yazarı. VE/||/<> Müzik yapımcısı. )
- EKREM[Ar.]/CÖMERT[Fars. CEVÂN+MERD] ile (EN) ELİAÇIK
( EN KERÎM, EN CÖMERT )
- EKSERCİ SOKAK :
( Büyükdere Mahallesi sokaklarından biridir. Bu sokakta çivi yapan dükkân ve ustalar bulunuyordu. Bu nedenle sokağa "Çivi Sokak" ismi verilmişse de bilahare sokağın ismi "Ekserci Sokak" olarak değiştirildi. Ekser'in karşılığı da "Büyük Çivi" olduğu için her iki isim birbirine uyum gösterir. )
- EKŞİ, OKTAY (MESUDİYE, 1932) :
( Yeniköylüdür. Çok genç yaşta bir özel ajansta gazeteciliğe başladı (1952). Bir süre sonra Dünya Gazetesine geçerek muhabirliğe başladı. 22 yaşında Dünya Gazetesinin Ankara temsilcisi oldu ve bu görevini 1960 yılına kadar sürdürdü. 27.05.1960 ihtilalini takiben Dünya Gazetesinden ayrılarak Öncü Gazetesinde istihbarat şefi olarak göreve başladı. 1961 Anayasasını hazırlamak için kurulmuş olan Kurucu Meclis'e Basın Temsilcisi olarak görev aldı. Kurucu Meclis üyeliğinden sonra Ulus Gazetesinde bir yıl süre ile istihbarat şefi olarak çalıştı. İngiltere'ye lisan öğrenmek için gitti ve üç yıl süre ile Londra'daki Türkiye Başkonsolosluğunda yerel kâtiplik yaptı. 1966'da yurda döndü ve Yeni Gazete'nin Ankara temsilcisi oldu. Bu görevini sürdürürken, yoğun işleri nedeniyle yarım kalan üniversite öğrenimini tamamlamaya çalıştı ve 1967'de A.Ü. Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Çok uzun bir dönemden beri Hürriyet Gazetesi Başyazarı olarak çalışmaktadır. )
- EKSİ ile/ve/değil/<> ARTI
( Bazen, bazı (")eksikler/eksiklikler("), artı(ya) olabilir(/dönüşebilir.) )
(1996'dan beri)