İngilizce karşılıkları olan FaRkLaR
KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!
(SÜREKLİ AYIRDINDA OLUNMASI GEREKENLER!!!)
itibarı ile 23.950 başlık/FaRk ile birlikte,
23.950 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.
Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...
(25/97)
- DOĞAL ile ALIŞILMIŞ
( Doğanıza yabancı olan her şeyin terk edilmesi ve reddedilmesi yeterlidir. )
( Alışılmış olana tutunduğunuz sürece keşif gerçekleşemez. )
- DOĞAL ile ALIŞILMIŞ
( Doğanıza yabancı olan her şeyin terk edilmesi ve reddedilmesi yeterlidir. )
( Alışılmış olana tutunduğunuz sürece keşif gerçekleşemez. )
- DOĞAL ile/ve/değil DOĞADAN
( Doğal olanda, kişinin tedbirinin ve iradesinin etkisi olamaz. )
- DOĞAL ile MEŞRÛ
- DOĞAL ile/ve/değil OLAĞAN
- DOĞAL ile/ve/<>/değil ZORUNLU
- DOĞALLIK ile/ve/<> KENDİLİK
- DOĞAN/ATMACA ile BOZ DOĞAN
( ... İLE Eril atmacadan sivri kanatları ve kısa kuyruklarıyla ayrılırlar. )
( ... İLE Kışın açık arazilerde ve sulak alanların çevresinde yaşarlar. )
- DOĞAN ile ADA DOĞANI
( ... İLE Kayalık adalarda, sürüler halinde yuva yaparlar. [Yazın sonuna doğru kuluçkaya yatarlar.] )
( ... İLE Yavrularını göçmen ötücüleri avlayarak beslerler. )
- DOĞAN ile ALACADOĞAN
( ... İLE Korulu ve ağaçlı açık arazilerde, eski ekin kargası yuvalarında, sürüler halinde yuva yaparlar. )
( ... İLE Gagaları, göz derileri ve bacakları erilinde kırmızı, dişilinde ise turuncudur. )
( ... İLE En hızlı uçan kuş ya da kuşlardandır. )
- DOĞAN ile BIYIKLI DOĞAN
( ... İLE Çöller ve açık arazilerde yaşarlar. [Genellikle yarlarda ve kayalıklarda, nadiren de harabelerde yuva yaparlar.] )
- DOĞAN ile DELİCE DOĞAN
( ... İLE Ağaçlı açık arazilerde yaşarlar. )
- DOĞAN ile GÖKDOĞAN
( ... İLE Geniş omuzları vardır. Kuyruk sokumu geniş ve açık renk, kanatları uçlara doğru sivri ve çapa biçimindedir. )
( ... İLE Her türlü kayalık alanlarda yaşarlar. [Genellikle kaya çıkıntılarında, nadiren de ağaçlarda ve yapılarda yuva yaparlar.] )
( ... İLE Dünyanın en hızlı uçan kuşudur. [Gökyüzünde, dalış sırasında 360 km./saat hıza ulaşabilir.] )
- DOĞAN ile GRİ DOĞAN
( ... İLE Çöllerdeki kayalık tepelerde yuva yaparlar. )
( ... İLE Göçmen Ada Doğan'larını avlayarak beslenirler. )
- DOĞAN ile KERKENEZ/SABRİS[Ar.]/KESTREL[İng.]
( ... İLE 35 cm. uzunluğunda, kızılımsı tüyleri olan, leşobur bir doğan. )
( ... İLE Ağaçlı açık arazilerde, dağlarda ve şehirlerde yaşarlar. )
( Ülkemizin en yaygın yırtıcı kuşlarından biridir. Her türlü arazide bulunabilir. Rüzgârda, kafası görünmeyen bir el ile tutuluyormuşçasına, tamamen hareketsiz kalır. Gövdesi, rüzgâra göre yalpalanmasına karşın, kafası sabittir. Erili, mavi-gri; dişili, kızıl-kahverengi renktedir. Beslenmesinde ise keskin gözleriyle yeri gözler, tedbirsiz avını hemen yakalar, pençeleriyle avın gövdesini parçalayıp yer. )
- DOĞAN ile KIZIL ENSELİ DOĞAN
( ... İLE Kıyıdan uzak, kurak ve kayalık arazilerde yaşarlar. [Kuzey Afrika'da] [Kayalık yarlarda yuva yaparlar.] )
- DOĞAN ile SUNGUR/AKDOĞAN
( ... İLE En büyük doğan. )
( ... İLE Kayalık kıyılar, dağlar ve ibreli ormanların kenarlarında yaşarlar. [Yarlarda yuva yaparlar.] )
- DOĞAN ile ULU DOĞAN
( ... İLE Açık ve seyrek ağaçlı arazilerde, yüksek plato, bozkır, ova ve yarı çöllerde yaşarlar. )
- DOĞAÜSTÜ ile DOĞAÇLAMALIK
- DOĞAÜSTÜ = FEVK-AT-TABİA = SUPERNATURAL[İng.] = SURNATUREL[Fr.] = ÜBERNATÜRLICH[Alm.]
- DOĞAYA DOĞAN ile/ve/değil/||/<>/> YAŞAMA DOĞAN
( Behaim["hayvan"]. İLE/VE/DEĞİL/||/<>/> Beşer/İnsan. )
( Yaşam, yaşamla beslenir. [Doğada bu süreç zorunluludur, toplumda ise gönüllü olmalıdır.] )
( Yaşamın tamir edemediğine ölüm son verir. )
- DOGMA ile VARGI
- DOGMA ile YARGI
- DOGMATİK ile DOGMATİZM ile DOGMATİK
- DOĞRU DÜŞÜNME ile/ve/<> DOĞRU İSTEME
( Kazandığın zaman pişman olacağın, kaybettiğin zaman üzüleceğin şeyleri isterken dikkatli olmak gerek. )
( Bir şey iyi olduğu için istenmez, istendiği için iyidir. )
- DOĞRU DUYU/HİS ile/ve NASIL ÖĞRENİLECEĞİNİ BİLMEK
( Doğru hisse sahip olan, nasıl öğreneceğini bilir. )
- DOĞRU OLAN ile/ve OLMASI GEREKEN
- DOĞRU OLMAYAN ile YALAN
- DOĞRU SÖZ ile/ve YEMİN
( Doğru söz, yeminden ileri! )
- DOĞRU YOL ile/ve/= KOLAY YOL
- DOĞRU-LAMAK ile YANLIŞ-LAMAK
- DOĞRU-YANLIŞ ile DOĞRU-YALAN
- DOĞRU/LUK/DÜRÜST/LÜK[Fars.] ile/ve AÇIK/LIK
- DOĞRU/LUK ile/ve/değil GEÇERLİ/LİK
- DOĞRU/LUK ile/ve KESİN/LİK
- DOĞRU/LUK ile/ve UYGUN/LUK
- DOĞRU/LUK ile YANLIŞ/LIK
( Yanlış, "gücünün artmasıyla" hiçbir zaman doğru duruma geçmez/geçir(t)ilemez. )
- DOĞRU/SÂDIK ile/ve/değil/yerine OLDUĞU GİBİ
( Doğru, gün gibi âşikârdır. )
- DOĞRU/YANLIŞ ile/ve/değil GEÇERLİ/GEÇERSİZ
- DOĞRU/YANLIŞ ile/ve/değil İDEOLOJİK TUTUM
- DOĞRU/YANLIŞ ile İYİ/KÖTÜ ile GÜZEL/ÇİRKİN/YÜCE
( Genelde kötü ve iyi, bir âdet ve gelenek meselesidir ve sözcüklerin nasıl kullanıldığına göre, ya sakınılır ya da hoş karşılanır. )
( Mükemmel olmayanı, mükemmel olan uğruna seve seve fedâ edersek, iyi ve kötü "tartışmaları" artık olmayacaktır. )
( Kötülük, hiçbir zaman hem iyiliği, hem de kendini tanıyamaz; iyilikse eğitildikçe zamanla hem kendine, hem de kötülüğe ilişkin bilgilerle donanır. )
( YÜCE: Fizik ya da metafizik güçlerden koruyan. )
( Usually the bad and the good are a matter of convention and custom and are shunned or welcomed, according to how the words are used. )
- DOĞRU ile/ve/||/<>/> ÇAP
- DOĞRU ile DÜZELTME ile DÜZELTME TESİSİ ile DÜZELTİCİ ile DÜZELTİCİ BAKIM ile DOĞRU ŞEKİLDE ile DOĞRULUK ile DÜZELTİCİ
- DOĞRU ile/ve GELECEK
( Doğru, gelecekte yerini alır. )
- DOĞRU ile GERÇEK
- DOĞRU ile/ve/yerine/değil GEREKTİĞİ GİBİ
( Eğer doğru ise başka türlü olamaz. )
( Doğru kendini öne sürmez, o sahtenin sahte olarak görülmesi ve reddedilmesinde yatar. Zihin sahte olan tarafından kör edilmişken doğruyu aramak yararsızdır. Doğru olanın sezilebilmesi için önce sahtenin tamamen temizlenip yok edilmesi gerekir. )
- DOĞRU ile/ve/yerine/değil GEREKTİĞİ GİBİ
( Eğer doğru ise başka türlü olamaz. )
( Doğru kendini öne sürmez, o sahtenin sahte olarak görülmesi ve reddedilmesinde yatar. Zihin sahte olan tarafından kör edilmişken doğruyu aramak yararsızdır. Doğru olanın sezilebilmesi için önce sahtenin tamamen temizlenip yok edilmesi gerekir. )
- DOĞRU ile/ve ÖZGÜN
( Her zaman geçerli. İLE/VE Modern çağda geçerli. )
- DOĞRU ile/değil SABİT(E)
- DOĞRU = TRUE[İng.] = VRAI[Fr.] = WAHR, RICHTIG[Alm.] = VERUS[Lat.] = VERDADERO[İsp.]
- DOĞRU ile/değil UYGUN
( [Ar..] SÂDIK ile MÜNÂSİB[< NİSBET] )
- DOĞRU ile/ve YANLIŞ
( Amacına yakınlaş(tır)mak. İLE/VE Amacından uzaklaş(tır)mak. )
- DOĞRU ile/ve/değil YAYGIN
- DOĞRUCA (ÜZERİNE) BAKIŞ ile/yerine SÜREGİDEN BAKIŞ
- DOĞRUDAN KAYIP ile DOLAYLI KAYIP
( Herşeyi kaybetmekle, gerçekten herşeyi kazanmış olursunuz. )
( Asla kaybedilmemiş olan asla bulunamaz. )
- DOĞRUDAN SÖYLEMEK ile AÇIK AÇIK SÖYLEMEK/KONUŞMAK
- DOĞRUDAN ile DOĞRU AKIM ile DOĞRUDAN NESNE ile DOĞRUDAN ROTA ile DOĞRUDAN VERGİ ile YÖN ile YÖNLÜ ile YÖNSÜZ ile YOL TARİFİ ile DİREKTİF ile DOĞRUDAN ile DOĞRUDANLIK ile MÜDÜR ile MÜDÜRLÜK ile YÖNETMENLİK ile YÖNETMENLER ile MÜDÜRLÜK ile DİREKTRİX
- DOĞRUDAN ile DOLAYLI
- DOĞRULAMA, OLUMLAMA = TAHKİK = VERIFICATION[İng.] = VÉRIFICATION[Fr.] = VERIFIKATION[Alm.] = VERIFICACION[İsp.]
- DOĞRULAMAK ile/değil DESTEKLEMEK
- DOĞRULAMAK ile/ve/değil KANITLAMAK
- DOĞRULAMAK = VERIFY[İng.] = VÉRIFIER[Fr.] = VERIFIZIEREN[Alm.]
- DOĞRULUK[İng. TRUTH] ile/||/<> EĞİM[İng. SLOPE] ile/||/<> EPİSTEMİK GEREKÇELENDİRME[İng. EPISTEMIC JUSTIFICATION] ile/||/<> EPİSTEMİK SORUMLULUK[İng. EPISTEMIC RESPONSIBILITY] ile/||/<> EPİSTEMOLOJİK BAŞARI[İng. EPISTEMOLOGICAL SUCCESS] ile/||/<> NORMATİF EPİSTEMOLOJİ[İng. NORMATIVE EPISTEMOLOGY]
( Doğruluk, gerekçelendirme ve inanç/kabul ile beraber bilginin doğasında yer aldığı düşünülen bir unsurdur. Doğru olmayan bir şey bilinebilir mi? Çoğu epistemolog bu soruya vereceğimiz hayır cevabının, doğruluk unsurunun epistemik önemine işaret edeceğini düşünmektedir. Doğruluk unsuru metafizik ve mantık ile ilişkili olup bilme sürecinin nesnel içeriğine denk düşmektedir. Aristoteles’in Metafizik (1011b25) kitabında şöyle söyler; “Var olanın ve meydana gelenin var olması ile var olmayanın ve meydana gelmeyen şeyin olmaması.” Bu haliyle doğruluk insan zihni dışındaki gerçekliğe işaret eder. @@ Matematikte bir doğru için dikey yönde değişimin yatay yönde değişime oranıdır. @@ Epistemik gerekçelendirme, doğru inancın bilgi haline gelme sürecinde, doğruluk ve inanç koşulları arasında rasyonel bir bağlantı kurmayı ifade etmektedir. Bu durumda gerekçelendirme ile epistemik gerekçelendirme kavramları arasındaki belirleyici unsur rasyonellik olmaktadır. Başka bir ifade ile gerekçelendirme, bir inancı biliyor olduğumuzu gösteren dayanakları ortaya koymak anlamına gelirken epistemik gerekçelendirme, söz konusu dayanakları ortaya koyarken öznenin, bilinçli bir biçimde hareket ettiğini ifade etmektedir. Bunun yanında gerekçelendirme kavramı, yalnızca epistemoloji içinde değil, ahlak felsefesi gibi alanlarda da kullanılan bir kavram olduğu için epistemik gerekçelendirme ile epistemik olmayan gerekçelendirme arasında ayrım yapılmaktadır. Epistemik gerekçelendirmedeki rasyonellik, bilginin şans eseri bir biçimde oluşmadığını, aksine belirli bilişsel koşullar, yani bilişsel başarı nedeniyle meydana geldiğini göstermektedir. Bilişsel başarı faktörü, bilen öznenin, biliyor olduğunu bilmesini, bunu farkında olmasını ve açıklamasını ifade etmektedir. Böylelikle inançla doğruluk arasındaki ilişki şans eseri değil, rasyonel ve bilinçli biçimde kurulmuş olmaktadır. Daha açık bir ifadeyle bir inancın bilen özne tarafından bilindiğinin iddia edilmesi için, bilen öznenin, söz konusu inancı nasıl bildiğini açıklaması gerekmektedir ki bu da epistemik gerekçelendirme koşulundaki bilişsel başarı faktörüne dayanarak yapılmaktadır. Dolayısıyla epistemik gerekçelendirme, bilişsel başarıyı gözeten ve şans faktörünü dışarıda tutan temel unsur konumundadır. @@ Epistemik sorumluluk, daha çok epistemik deontoloji gibi yaklaşımların savunduğu içselci düşünürler tarafından öne çıkarılmıştır. Bu yaklaşımlara göre gerekçelendirme, inancımızın doğruluğuna yönelik sağlam kanıtlar ortaya koyarak bu kanıtlara göre davranmayı gerektirmektedir. Bu bakımdan doğruluk kavramı ön plana çıkmaktadır. Bilen özne, doğruluğuna inandığı kanıtları kabul eder ve bu kanıtların gerektirdiği biçimde hareket ederek epistemik sorumluluğunu gerçekleştirmiş olur. Örneğin içselci bir düşünür olarak BonJour, sağlam kanıtlara dayanmaksızın inanılan bir inancın, epistemik açıdan sorumsuz bir tutum olduğunu belirtir. Epistemik sorumluluk düşüncesi, yalnızca inancın kanıtlarının doğruluğuna inanmayı değil, aynı zamanda doğru inançlara erişirken yapılması gerekenleri de ifade etmektedir. Dolayısıyla epistemik gerekçelendirmenin getirisi olarak epistemik sorumluluk, normatif bir yapıya sahiptir. Bu bağlamda epistemik sorumluluğa yönelik yapılması gerekenler, inançların doğruluğuna dair her kanıtın es geçilmeden değerlendirilmesi, güvenilir kanıtların kabul edilmesi ve buna göre davranılmasıdır. Bu düşünceyi savunanlara göre bilen öznenin bir inancı gerekçelendirmesi demek, o öznenin kendi inançlarından sorumlu olması anlamına gelmektedir. O halde epistemik sorumluluk, öznenin içsel süreçlerine ulaşabilmesini gerektirmektedir. Böylelikle özne, bilgi oluşturma sürecinde etkin bir rol oynamış olmaktadır. @@ Bilişsel başarı kavramı, Gettier problemi ile birlikte çağdaş epistemolojiye kazandırılmış olan yeni kavramlardan biridir. Bu kavram, bilen öznenin, bilgiyi meydana getiren unsurları farkında olmasını ve bilginin oluşma sürecindeki bilinçli rolünü ifade etmektedir. Başka bir deyişle bilişsel başarı, bilme araçları aracılığıyla meydana gelen doğru inançların, bilgiye dönüşmesinde zihnin aldığı rolü ortaya koymaktadır. Bu bağlamda bilişsel başarı, epistemik gerekçelendirme kavramıyla doğrudan ilişkilidir. Epistemik gerekçelendirme, bir inancın şans eseri doğru olmasını engelleyen koşuldur. Yani bilginin meydana gelmesi için, şans faktörünün dışarıda bırakılması gerekmektedir. Bu da inanç ile doğruluk arasında kurulan rasyonel bir bağlantıya işaret etmektedir. İnanç ile doğruluk arasındaki rasyonel bağlantının temeli ise bilişsel başarıdır. Bilen özne, sahip olduğu inancının doğruluğuna yönelik kanıtları ortaya koymuşsa, bilme araçlarından hareketle elde ettiği inancının meşruluğunu yeterli nedenlerle açıklamışsa, inancını güvenilir süreçlere dayanarak oluşturmuşsa ve doğru inancının bilgi haline gelebilmesi için geçerli gerekçeler sunmuşsa söz konusu doğru inanç, bilişsel başarı ile elde edilmiş demektir. Bu durumda özne, doğru inançlara sahip olması bakımından bilişsel başarıya sahip olmaktadır. O halde epistemik gerekçelendirme ile bilişsel başarının birlikte çalıştığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu bağlamda biliyor olduğumuzu iddia ettiğimiz doğru inanç, bilişsel başarı olmaksızın şans eseri oluşmuş olacaktır. @@ Normatif epistemoloji, bilginin doğasının ve sınırlarının nasıl olması gerektiğini araştıran alandır. Genellikle geleneksel epistemolojinin bir özelliği olarak kabul edilen normatiflik, bilginin a priori temellere dayanarak nasıl kurulacağını göstermektedir. Epistemolojik olarak doğru olanın ne olduğunu araştırmak ve yanlış olanı dışarıda bırakmaya çalışmak, normatif bir tavrın göstergesidir. Ancak epistemolojinin normatif tavrı, yalnızca geleneksel epistemolojide değil, çağdaş epistemolojide de karşımıza çıkmaktadır. Çağdaş epistemolojideki normatiflik, dışsalcılar tarafından eleştiriye tabi tutulurken içselciler tarafından benimsenen bir unsurdur. Söz konusu normatiflik, epistemik özneye sorumluluk yükler ve etkin olmasını gerektirir. Örneğin epistemik sorumluluk, epistemik suç ve gerekçelendirmenin kendisi başta olmak üzere bazı gerekçelendirme türleri normatiflik unsurunu içinde barındıran kavramlar olarak görülmüştür. Aynı biçimde içselcilerin geleneksel epistemolojiyi takip ederek kullandıkları gerekçelendirme kavramının, dışsalcılar tarafından normatif bir kavram olarak kabul edilip bunun yerine teminat kavramını kullanmalarının nedeni budur. Bu bağlamda Quine’ın doğallaştırılmış epistemolojiden hareketle normatif epistemoloji hakkındaki görüşlerine bakmak yararlı olacaktır. Quine, epistemolojinin normatif niteliğe sahip olması bakımından empirik ve betimsel olmadığını ileri sürmekte ve epistemolojinin gerekçelendirmeyi temel alarak daha fazla normatiflik barındırmaması gerektiğini savunmaktadır. Quine’ın bu görüşüne yönelik temel eleştirilerden biri ‘gerekçelendirme’, ‘doğruluk’ ve ‘rasyonellik’ gibi kavramların normatif olması açısından epistemolojinin en temelde normatif bir etkinlik olduğudur. Dolayısıyla gerekçelendirmeyi epistemolojinin inceleme alanından çıkarmak demek, epistemolojinin normatifliğini dışarıda bırakmak anlamına gelmektedir. Ancak Quine, epistemolojideki normatif unsurları tamamen dışarıda bırakmayıp epistemolojideki teorilerin yeniden gözden geçirilmesi ve yeni teoriler oluşturulması doğrultusunda normatif unsurları yönlendirici bir mekanizma olarak ele almıştır.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- DOĞRULUK/DÜRÜSTLÜK[Fars.] ile/ve/<> SAYGI
( Dürüst olmayan cezalandırılır. İLE/VE Saygı göstermeyene toplumda yer verilmez. )
( Teşekkür ve özür dilemeyi bilmek/uygulamak ile. )
- DOĞRULUK = HAKİKAT = TRUTH[İng.] = VÉRITÉ[Fr.] = WAHRHEIT, RICHIGKEIT[Alm.] = VERITAS[Lat.] = ALÉTHEIA[Yun.] = VERDAD[İsp.]
- DOĞRULUM/YÖNELİM ile KEMOTROPİZM ile YEREDOĞRULUM ile SUYA DOĞRULUM ile IŞIĞA DOĞRU EĞİLİM ile ISI KAYNAĞINA YAKLAŞMA
( DOĞRULUM/YÖNELİM: Bitki ve hayvanların, besin, ısı gibi uyarıcıların etkisi ile bu uyarıcılara ya da tersine yer değiştirmeleri. İLE KEMOTROPİZM: Kimyasal maddelerin etkisiyle bitkilerde görülen, maddeye doğru ya da ters yöne yönelme durumu. İLE YEREDOĞRULUM: Bitkilerde kök ve sapların, yerçekimi etkisi ile belirli bir doğrultu alma özellikleri. İLE SUYA DOĞRULUM: Bitkilerin suya doğru eğilimi. İLE IŞIĞA DOĞRU EĞİLİM (Fototaksi, ışık göçüm): a) Bir hücrelilerde birdenbire aydınlanma sonucu görülen tepkime. | b) Bitki gövdelerinin ışığa doğru dönmeleri. İLE ISI KAYNAĞINA YAKLAŞMA: Bir ısı kaynağına yaklaşma ya da uzaklaşma. )
- DOĞRUSAL ZAMAN ANLAYIŞI ile/ve/<> DÖNGÜSEL ZAMAN ANLAYIŞI
- DOĞRUYA EN YAKIN ile/ve YANLIŞTAN EN UZAK
- DOĞU EJDERHASI ile BATI EJDERHASI
- DOĞU ile DOĞU BURNU ile DOĞU CORNİN ile DOĞU TİMOR ile DOĞU AVRUPA ile DOĞUYA DOĞRU ile EN DOĞUDAKİ ile DOĞU ile DOĞU BÖLGESİ ile EN DOĞUDAKİ ile DOĞUYA DOĞRU
- DOĞUM ORANI ile DOĞUŞTAN GELEN HAK
- DOĞUM ORANI ile NÜFUS/DEMOGRAFİ
- DOĞUM ile DOĞUM BELGESİ ile DOĞUM KONTROLÜ ile DOĞUM YERİ ile DOĞUM LEKESİ ile DOĞUMLAR
- DOĞURTMA = İSTİLÂT, SANAT-I TEVLİT = MAIEUTICS[İng.] = MAIEUTIQUE[Fr.] = MAIEUTIK[Alm.] = MAIEUTIKE[Yun.]
- DOĞUŞ ile/ve/<> BİÇİMLENİŞ
- DOĞUŞTAN = VEHBİ, FITRİ = INNATE[İng.] = INNÉ[Fr.] = ANGEBOREN[Alm.]
- DÖKMEK ile/değil AKITMAK
( Katılarda. İLE/DEĞİL Sıvılarda. )
- DOKTOR <> HASTA
- DOKTOR ile DOKTOR ÜCRETİ ile TIP DOKTORU ile DOKTORA ile DOKTORA TEZİ ile DOKTORA
- DOKTOR ile/ve ÖĞRENCİ
( Öğrencilik, doktoradan sonra başlar. )
- DOKTRİNSEL ile DOKTRİN
- DOKU[İng. TISSUE] ile/||/<> ADİPOZ DOKU[İng. ADIPOSE TISSUE] ile/||/<> ADVENTİSYA[İng. ADVENTITIA] ile/||/<> AKSONEM[İng. AXONEME] ile/||/<> AMFİZEM[İng. EMPHYSEMA] ile/||/<> BEYAZ ADİPOZ DOKU[İng. WHITE ADIPOSE TISSUE] ile/||/<> KAHVERENGİ ADİPOZ DOKU[İng. BROWN ADIPOSE TISSUE]
( Bitki ve hayvan organlarını meydana getiren, aynı görevi yapmak üzere bir arada bulunan, benzer göze topluluklarının gözeler arası maddeyle beraber oluşturdukları yapı. Dört temel doku: Epitel, bağ, kas, sinir dokusu. Yağ, kemik, kıkırdak, kan doku ise özelleşmiş bağ dokuları. @@ Yağı depolayan dokudur. İki tip adipoz doku bulunmaktadır: beyaz adipoz doku (uniloküler) ve kahverengi adipoz doku (multiloküler). @@ Bir iç organı ya da damarı dıştan çevreleyen katman. Sinirleri, bağ dokusunu, damar duvarına oksijen ve besin sağlamakla görevli daha küçük damarları içeren katman olarak bilinir. @@ Sil ve kamçının temel yapısıdır. Ortada bir mikrotübül çifti ve bunu çevreleyen dokuz mikrotübül çiftinden oluşur. Çevredeki mikrotübül çiftleri birbirlerine "nexin" adı verilen yapılar ile bağlanmaktadır. Mikrotübül çiftlerinde bulunan dynein kolları, yapının hareketini sağlar. @@ Dokularda normal durumların dışında hava bulunmasına bağlı genişleme. Genellikle akciğerde görülür. Özellikle KOAH hastalarında rastlanma sıklığı yüksektir. @@ Memelilerde bulunan iki tip adipoz dokudan birisidir. Yetişkinlerde bulunan ana adipoz dokudur. Enerji deposu olarak kullanılır. Kasa kıyasla termal geçirgenliği daha az olduğu için ısı kaybını büyük oranda engellemektedir. Vücut sıcaklığının korunmasına yardım eder. @@ Memelilerde bulunan iki tip adipoz dokudan birisidir. Neredeyse bütün memeli gözelerinde bulunmaktadır. Sinir bakımından, beyaz adipoz dokusuna göre daha zengindir. Yenidoğanlarda ve kış uykusuna yatan türlerde, ısı yalıtımı sağlamak için daha sık görüldüğü bilinmektedir. Beyaz adipoz doku, vücutta yaygın olarak bulunmaktadır fakat kahverengi adipoz bölge, vücutta daha spesifik bölgelerde bulunmaktadır.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- DOKU ile/ve YARALARI ONARAN DOKU ile/ve NASIR
- DÖKÜM ile BİR BAKIŞ AT ile ÇOK ROL YAPMAK ile NAZAR ETMEK ile ISSIZ ADADA MAHSUR KALMAK ile DÖKME DEMİR ile KURA ÇEKMEK ile HİNTYAĞI ile KASTORYUM
- DOKÜMAN[Fr., İng. < DOCUMENT]["DÖKÜMAN" da değil!] değil/yerine/= BELGE
- DÖKÜMLÜ ile DÖKÜMHANE
- DOKUNMA ile/ve EŞEYSELLİK/SEKS
- DOKUNMAK ile/ve/||/<> ANLAMAK
- DOKUNMAK ile/ve DUYUMSAMAK/HİSSETMEK
- DOKUNULMAZLIK ile DOKUNULMAZ ile DOKUNULMAZ
- DÖL GÖZE/ZİGOT[Fr. < Yun. ZYGOTE] ile/ve/> ÖNDÖLÜT/EMBRİYON[İng. < EMBRYO] ile/ve/> DÖLÜT/CENİN/FETÜS
( MELFÛHA[çoğ. MELÂFÎH]: Anne karnındaki eril çocuk.
TAKLİYE: Anne karnındaki çocuğun yedinci aya doğru hareket etmesi, dönmesi. )
( MELFÛHA[çoğ. MELÂFÎH]: Anne karnındaki eril çocuk.
TAKLİYE: Anne karnındaki çocuğun yedinci aya doğru hareket etmesi, dönmesi. )
( MELFÛHA[çoğ. MELÂFÎH]: Anne karnındaki eril çocuk.
TAKLİYE: Anne karnındaki çocuğun yedinci aya doğru hareket etmesi, dönmesi. )
( MELFÛHA[çoğ. MELÂFÎH]: Anne karnındaki eril çocuk.
TAKLİYE: Anne karnındaki çocuğun yedinci aya doğru hareket etmesi, dönmesi. )
( MELFÛHA[çoğ. MELÂFÎH]: Anne karnındaki eril çocuk.
TAKLİYE: Anne karnındaki çocuğun yedinci aya doğru hareket etmesi, dönmesi. )
( MELFÛHA[çoğ. MELÂFÎH]: Anne karnındaki eril çocuk.
TAKLİYE: Anne karnındaki çocuğun yedinci aya doğru hareket etmesi, dönmesi. )
( MELFÛHA[çoğ. MELÂFÎH]: Anne karnındaki eril çocuk.
TAKLİYE: Anne karnındaki çocuğun yedinci aya doğru hareket etmesi, dönmesi. )
( MELFÛHA[çoğ. MELÂFÎH]: Anne karnındaki eril çocuk.
TAKLİYE: Anne karnındaki çocuğun yedinci aya doğru hareket etmesi, dönmesi. )
( MELFÛHA[çoğ. MELÂFÎH]: Anne karnındaki eril çocuk.
TAKLİYE: Anne karnındaki çocuğun yedinci aya doğru hareket etmesi, dönmesi. )
( MELFÛHA[çoğ. MELÂFÎH]: Anne karnındaki eril çocuk.
TAKLİYE: Anne karnındaki çocuğun yedinci aya doğru hareket etmesi, dönmesi. )
( MELFÛHA[çoğ. MELÂFÎH]: Anne karnındaki eril çocuk.
TAKLİYE: Anne karnındaki çocuğun yedinci aya doğru hareket etmesi, dönmesi. )
( MELFÛHA[çoğ. MELÂFÎH]: Anne karnındaki eril çocuk.
TAKLİYE: Anne karnındaki çocuğun yedinci aya doğru hareket etmesi, dönmesi. )
( MELFÛHA[çoğ. MELÂFÎH]: Anne karnındaki eril çocuk.
TAKLİYE: Anne karnındaki çocuğun yedinci aya doğru hareket etmesi, dönmesi. )
- DOL(DUR)MAK ile/ve BOŞAL(T)MAK
- DOLANDIRICI ile ÇARPIK ile EĞRİLİK
- DOLANDIRMAK ile DOLANDIRICILIK
- DOLAŞIM(SİRKÜLÂSYON) ile DEVİNİM
( Hiçbir şey kendi başına devinmez ve durmaz. )
( By itself nothing moves, nothing rests. )
- DOLAŞMAK ile DOLAŞMIŞ ile DOLAŞMA
- DOLAYLI ile DOLAYLI NESNE ile DOLAYLI ile DOLAYLI OLARAK
- DOLAYLILIKTA:
ALGISALLIK ile/ve/||/<> ÇIKARIMSALLIK ile/ve/||/<> AKTARIMSALLIK
- DOLDURMAK ile REÇETE DOLDUR ile BİR BAŞVURU FORMUNU DOLDURUN ile DOLDURMAK ile DOLU ile DOLGU MADDESİ ile DOLDURMA ile DOLDURUCU
- DOLGUNLUK ile/yerine OLGUNLUK
- DÖLLEMEK ile TOHUMLAYICI
- DÖLLENME ile ÇİÇEKLERDE DÖLLENME
- DÖLLENME ile MAYALANMA
- DOLOMITE, BITTER SPAR[İng.] / DOLOMILE, DOLOMITE, MAGNÉSITE (F)[Fr.] / BITTERSPAT, BITTERKALKSPAT, MAGNESIT[Alm.] ile/değil/yerine/= DOLOMİT, MANYEZİT
- DOLOR, PAIN[İng.] değil/yerine/= AĞRI
- DOLU TANESİ ile DOLU FIRTINASI
- DOLU ile KAR
- DOLU ile TAM
- DOLU ile YOĞUN
- DOM/DOCUMENT OBJECT MODEL[İng.] değil/yerine/= BELGE NESNESİ MODELİ
- DOM/DOME[İng.] değil/yerine/= KUBBE
- DOM ile/ve SPQR
( Mezartaşlarında ve kiliselerde görülen bu harfler "Herşeyin en iyisi ve en fazlası Tanrı'ya" anlamına kullanılmıştır. İLE/VE Roma'da pekçok binada ve kamu alanında görülen bu harfler/simge "Aziz Roma ve Halkı için!" anlamına kullanılmıştır. )
( Allah'a. İLE/VE İnsan'a. )
- DOMAIN GROWTH[İng.] ile/değil/yerine/= BÖLÜT BÜYÜMESİ
- DOMAIN ROTATION[İng.] ile/değil/yerine/= BÖLÜT DÖNMESİ
- DOMAIN THEORY[İng.] ile/değil/yerine/= BÖLÜT KURAMI
- DOMAIN[İng.] / DOMAINE[Fr.] / ZONE[Alm.] ile/değil/yerine/= BÖLGE, ALAN
- DOMAIN[İng.] ile/değil/yerine/= BÖLÜT
- DOMATIA[İng.] değil/yerine/= DOMATİA
( Avcıları çevre koşullarından ya da diğer avcılardan koruyan bitki yapıları (Latincede domus- “yuva” anlamına gelmektedir.).
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- DOMESTİK[İng./Fr. < DOMESTIC/DOMESTIQUE] değil/yerine/= YEREL/İÇ, ÜLKE İÇİ
- DOMİNANS/DOMINANCE[İng.] değil/yerine/= BASKINLIK
- DOMINANT WAVE[İng.] / ONDE DOMINANTE[Fr.] / DOMINIERENDE WELLE[Alm.] ile/değil/yerine/= BASKIN DALGA
- DOMINANT WAVELENGTH[İng.] / LONGUEUR D'ONDE DOMINANTE[Fr.] / FARBTONGLEICHE WELLENLÄNGE[Alm.] ile/değil/yerine/= BASKIN DALGA BOYU
- DOMING[İng.] değil/yerine/= KUBBELEŞME
- DOMUZ YAĞI ile KİLER
- DOMUZ ile FESEK
( ... İLE Yabani domuz. )
( Gebelik süreleri 119-130 gündür. İLE ... )
( Çin, yaban domuzlarının ilk olarak evcilleştirildiği yerdir. [9000 yıl önce] )
( Dünyada bir milyardan fazla domuz vardır. )
( Domuzlar, ter bezleri olmadığından dolayı terlemezler. [Güneş yanığına karşı zayıflardır, buna karşın yalıtıcı kalın bir yağ tabakasına sahiplerdir.] [Serin kalmak ve korunmak için gövdelerini saran çamurdan bir tabakaya gereksinim duyarlar.] )
( DOKS[Tuna Bulgarları'na ait kitâbelerde] ile ... )
(
ile
)
( BOCUK ile ... )
- DON ile/ve/||/<>/> BUZLANMA
- DONANIM ile/ve/<> DENEYİM
- DONANIMLI OLMAK ile/ve HAZIRLIKLI OLMAK
( İlerleme, ancak hazırlık [sadhana] aşamasında olur. )
- DONASYON/DONATION[İng.] değil/yerine/= BAĞIŞ | BAĞIŞLAMA
- DONATMAK ile/ve BEZEMEK
- DONATMAK ile KOLLA DONATMAK ile TEÇHİZAT ile DONANIMLI ile İLE DONATILMIŞ
- DONDURMA/BİSKÜVİ[Fr./İng. BISCUIT] ile KEDİDİLİ
( Un, şeker ya da tuzla yapılan ince, gevrek bir tür kuru pasta. İLE Genellikle dondurmanın yanında yenilen bir tür tatlı bisküvi. )
- DONDURMAK ile DONDURUCU
- DONDURMAK ile SABİTLEMEK
- DÖNEM ile/ve SÜREÇ
- DÖNEMLER ile SİLİNEBİLİR ile SİLGİ ile SİLME
- DÖNGÜ ile ALIŞKANLIK
- DÖNGÜ ile/ve ANKH
- DÖNGÜ ile BİSİKLET ÇALMAK ile DÖNGÜ SÜRESİ
- DÖNGÜ ile/ve BOKBÖCEĞİ/KHEBER[Mısır'da]
( )
- DÖNGÜ ile DÜZEN/DİZGE
- DÖNGÜ ile/ve/değil SÜREKLİLİK
- DONMA NOKTASI ile DONUKLUK
( Bir maddenin, katı ve sıvı eşiklerinin, belirli bir basınçta [normal olarak 1 At basınçta] birlikte dengede bulundukları sıcaklık. İLE Bir madde üzerine gelen ışık akısının, geçen akıya oranı. )
- DONMA ile DONMUŞ
- DONMAK ile DONABİLİR ile DONMUŞ
- DONNAN EQUILIBRIUM[İng.] / ÉQUILIBRE DE DONNAN[Fr.] / DONNAN-GLEICHGEWICHT[Alm.] ile/değil/yerine/= DONNAN DENGESİ
- DONOR LEVEL[İng.] / NIVEAU DONNEUR[Fr.] / DONATORNIVEAU, DONORNIVEAU[Alm.] ile/değil/yerine/= VERİCİ DÜZEYİ
- DONOR[İng.] / DONNEUR[Fr.] / DONATOR, DONOR[Alm.] ile/değil/yerine/= VERİCİ
- DONÖR/DONOR[İng.] değil/yerine/= VERICİ, BAĞIŞLAYICI, BAĞIŞLAYAN
- DÖNÜŞLÜ -ile
- DÖNÜŞÜM ile/ve/<> DEĞİŞİM
( Değişimi kavrayan kişi, işaretleri farkeder ve bu belirtilerin ardındaki zamansal beklentileri karşılar. )
( Değişim, ancak şimdi olabilir. Gelecekte değil! )
( Bilinç, tümüyle değişimin bilincidir. )
( Emek ve çaba harcayarak değişebileceğimizi düşlemeyelim! )
( Olgun kişi, bir panter gibi farkettirmeden değişir. )
( Kişisel arzularınızı terk edin ve böylece tasarruf edilen gücü dünyanın değişmesi yolunda kullanın! )
( Sessizlik bir kez idrak edildiğinde, o, değişebilir olanı derin biçimde etkiler, kendi etkilenmeden kalarak. )
( Değişmez olan, işimize yaramaz. )
( Ancak değiştirebileceklerinizden sorumlusunuz. Tüm değiştirebileceğiniz ise kendi tavrınızdır. Sorumluluğunuz oradadır. )
( Sadece değişebilir olan üzerine düşünülüp konuşulabilir. )
( Çevremizi o kadar değiştirdik ki, şimdi bu yeni çevreye uyabilmek için kendimizi değiştirmemiz gerekiyor. )
( İSTİDÂRE[Ar. < DEVR]: Daire biçimine girme, değirmi olma, değirmilenme. )
( All consciousness is consciousness of change.
Do not imagine that you can change through effort.
Abandon every personal desire and use the power thus saved for changing the world!
Once realised of silence, it will deeply affect the changeable, itself remaining unaffected.
The unchangeable is of no use to you.
You are responsible only for what you can change. All you can change is only your attitude. There lies your responsibility.
Only the changeable can be thought of and talked about. )
- DÖNÜŞÜM ile/ve/değil/||/<>/< DÖNGÜ
- DÖNÜŞÜM ile/ve/<> ETKİNLİK
- DOPAMİNERJİK[İng. DOPAMINERGIC] ile/||/<> SUBSTANTİA NİGRA
( Hücre ve canlılar için oldukça önemli nöromodülatör bir molekül olarak bilinen dopamin ile ilgili olan, dopamin üzerinde çalışan. Dopaminerjik maddeler ya da eylemlerin beyindeki dopamine bağlı aktiviteyi arttırdığı bilinmektedir. @@ Motor hareketi ve ödül fonksiyonlarını modüle etmede kritik rolü olan bir orta beyin dopaminerjik çekirdeği olan substantia nigra, bazal ganglion devresinin bir parçasıdır. Parkinson hastalığında gözlenen motor kusurlarda kritik bir rol oynar. Yüksek miktardaki nöromelanin içeriği nedeniyle koyu renkli görünen substantia nigra, adını Latinceden alır ve "kara madde" anlamına gelir.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- DOPING AGENT[İng.] / DOTIERUNGSSUBSTANZ, ZUSCHLAG[Alm.] ile/değil/yerine/= KATKI NESNESİ
- DOPING COMPENSATION[İng.] ile/değil/yerine/= KATKI DENGELEMESİ
- DOPING LEVEL[İng.] ile/değil/yerine/= KATKI DÜZEYİ
- DOPING[İng.] / DOPAGE[Fr.] / [Alm.] ile/değil/yerine/= KATKILAMA/DOPLAMA
- DOPPLER BROADENING[İng.] / DILATATION DOPPLER[Fr.] / DOPPLER-VERBREITERUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= DOPPLER GENİŞLEMESİ
- DOPPLER CURRENTMETER[İng.] / COURANTOMÈTRE DOPPLER[Fr.] ile/değil/yerine/= DOPPLER AKIMÖLÇERİ
- DOPPLER EFFECT[İng.] / EFFET DOPPLER[Fr.] / DOPPLERFLEKT[Alm.] ile/değil/yerine/= DOPPLER ETKİSİ
- DOPPLER ETKİSİ/OLAYI ile/ve/<> DOPPLER GENİŞLEMESİ ile/ve/<> DOPPLER GENİŞLİĞİ ile/ve/<> DOPPLER KAYMASI/FREKANSI ile/ve/<> DOPPLER ORTALAMA ETKİ KESİTİ
( Bir akustik dalga ışık ya da öteki elektromanyetik dalgaların görünen frekansında, kaynağın ve gözlemcinin bağıl hareketinin neden olduğu değişim. Bu, ışık ve öteki elektromanyetik dalgalar için Optik Doppler Etkisi olarak da bilinir.
İLE/VE/<>
Uyarılmış atomlar, moleküller ya da çekirdeklerin hepsi de aynı hıza sahip olmadıkları ve her biri farklı bir Doppler kaymasına neden olduklarında, tek frekanslı bir ışında ortaya çıkan frekans yayılması. | Molekül, atom ya da çekirdeklerin ısıl hareketlerinden dolayı spektrum çizgilerinde gözlenilen genişleme. | Özel bir spektral çizgi oluşturan uyarılmış çekirdekler, atomlar ve moleküller, ısıl hareketlerinin neden olduğu Doppler etkisinden dolayı bir frekans dağılımına sahip oldukları zaman çizgi ve soğurma spektrumlarında ve çekirdek tepkimelerinde gözlenilen bir etki.
İLE/VE/<>
Bir tek gaz atomundan yayınlanan ışığın görünen frekansı, atomun gözlemciye göre olan hızına bağlıdır ve gaz atomları, bir Maxwell hız dağılımına sahip olduğundan, bir gözlemcinin algıladığı ışın frekanslarının da benzer bir dağılıma sahip olmasıyla verdiği bir tek spektral çizginin genişliği.
İLE/VE/<>
Bir dalganın kaynaklanan ve Hertz olarak ifade edilen değişim miktarı.
İLE/VE/<>
Hedef taneciklerin ısıl hareketlerini hesaba katmak için uygun ağırlık katsayılarını kullanarak, enerjiye göre ortalanmış etki kesiti. )
- DOPPLER MEAN CROSS-SECTION[İng.] / SECTION EFFICACE MOYENNE DE DOPPLER[Fr.] ile/değil/yerine/= DOPPLER ORTALAMA TESİR KESİTİ
- DOPPLER RADAR[İng.] / RADAR DOPPLER[Fr.] / DOPPLERRADAR[Alm.] ile/değil/yerine/= DOPPLER RADARI
- DOPPLER SHIFT[İng.] / DÉPLACEMENT DOPPLER[Fr.] / DOPPLER-VERSCHIEBUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= DOPPLER KAYMASI
- DOPPLER SONAR[İng.] / SONAR DOPPLER[Fr.] / DOPPLERSONAR[Alm.] ile/değil/yerine/= DOPPLER SONARI
- DOPPLER TESÎR-İ SAVTİYESİ[Osm.] / ACOUSTICAL DOPPLER EFFECT[İng.] / EFFET DOPPLER ACOUSTIQUE[Fr.] / AKUSTISCHER DOPPLER EFFEKT[Alm.] ile/değil/yerine/= AKUSTİK DOPPLER ETKİSİ
- DOPPLER ULTRASONIC FLOWMETER[İng.] ile/değil/yerine/= DOPPLER ULTRASONİK AKIŞÖLÇERİ
- DOPPLER WIDTH[İng.] / LARGEUR DOPPLER[Fr.] / DOPPLERBREITE[Alm.] ile/değil/yerine/= DOPPLER GENİŞLİĞİ
- DÖRDÜNCÜ ile DÖRDÜNCÜ MÜLK ile DÖRDÜNCÜ VİTES
- DORSAL[İng.] değil/yerine/= SIRT/ARKA (İLİŞKİLİ)
- DORSAL ile/||/<> TEGMENTUM[İng. TEGMENTUM OF THE MIDBRAIN] ile/||/<> TRİKÜSPİT KAPAKÇIK[İng. TRICUSPID VALVE]
( Bir hayvanın ya da hayvanın bir parçasının üst yüzeyi; yerde yatay duran bir canlının üst yüzeyi. @@ Orta beyin, ventral kısım yani tegmentum ve dorsal kısım yani tektum olarak ayrılabilir. Tegmentum tüm beyin sapı boyunca uzanır, üst kısmıysa orta beynin bir parçasını oluşturur. Hareketlerin koordinasyonunda ve ağrı işlemlerinde yer alan çekirdekleri içerir. Orta beyindeki tegmentumsa uyanıklıkta anahtar rol oynayan retiküler oluşum için bağlantılara sahiptir. @@ Triküspit kapak (veya sağ atriyoventriküler kapak) memeli kalbinin sağ dorsal tarafında, sağ ventrikülün üst kısmında bulunur. Valfin işlevi, sağ ventrikül kasılması sırasında kanın sağ ventrikülden sağ atriyuma geri akışını (yetersizliğini) önlemektir.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- DORSUM[İng.] değil/yerine/= SIRT
- DÖRT AYAKLI[İng. QUADRUPEDAL] ile/||/<> DÖRT BACAKLILAR (TETRAPOD)[İng. TETRAPOD]
( Dört ayak üzerinde hareket eden canlılar için kullanılan bir terimdir. Kuadrupedalizm olarak da bilinmektedir. Köpek, kedi, at gibi dört ayak üzerinde hareket eden canlılar kuadrupedal canlılara örnek verilebilir. @@ Balıklar haricindeki omurgalılar. Amfibiler, sürüngenler, kuşlar ve memeliler dahil.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- DÖRT ile DÖRT YÜZ ile DÖRT TARAFLI ile DÖRT KEZ ile DÖRTLÜ
- DÖRTNALA KOŞMAK ile DÖRTNALA KOŞAN ile DÖRTNALA KOŞMAK
- DORUĞA ULAŞAN ile DORUK NOKTASI
- DORUK/ZİRVE[Ar.] ile TEPE
( Dorukta, tüm yollar, aşağı doğru götürür. )
( From the summit all roads lead downwards. )
- DORUK ile UC
- DORUK ile/ve/değil UC
- DOS/DENIAL OF SERVICE[İng.] değil/yerine/= İŞGÖRÜ(HİZMET/SERVİS) REDDİ
- DOS/DISK OPERATING SYSTEM[İng.] değil/yerine/= DİSK İŞLETIM DÜZENİ
- DOSE EQUIVALENT[İng.] / ÉQUIVALENT DE DOSE[Fr.] / ÄQUIVALENTDOSIS[Alm.] ile/değil/yerine/= DOZ EŞDEĞERİ
- DOSE RATE[İng.] / VITESSE DE DOSE[Fr.] / DOSISGESCHWINDIGKEIT, DOSISLEISTUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= DOZ HIZI
- DOSE[İng.] / DOSE[Fr.] / DOSIS[Alm.] ile/değil/yerine/= DOZ
- DÖŞEMEK ile MOBİLYALI
- DOSEMETER[İng.] / DOSIMÈTRE[Fr.] / DOSISMESSGERÄT[Alm.] ile/değil/yerine/= DOZÖLÇER, DOZ ÖLÇÜM AYGITI
- DOSYA ile/ve KLASÖR
- DOSYA ile ŞİKAYETTE BULUNMAK ile DOSYALAR
- DOUBLE BASE JUNCTION TRANSISTOR[İng.] ile/değil/yerine/= ÇİFT TABANLI EKLEM TRANSİSTÖR
- DOUBLE BETA DECAY[İng.] / DÉSINTÉGRATION BÊTA DOUBLE[Fr.] / DOPPEL-BETAABKLINGEN, DOPPEL-BETA-ZERFALL[Alm.] ile/değil/yerine/= ÇİFT BETA BOZUNUMU
- DOUBLE BOND ISOMERISM[İng.] / ISOMÉRIE DE LIAISON DOUBLE[Fr.] / DOPPELBINDUNGSISOMERIE[Alm.] ile/değil/yerine/= ÇİFT BAĞ İZOMERLİĞİ/İZOMERİSİ
- DOUBLE BOND[İng.] / LIAISON DOUBLE[Fr.] / DOPPELBINDUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= ÇİFT BAĞ
- DOUBLE CORTEX[İng.] değil/yerine/= ÇİFT BEYİN KABUĞU
- DOUBLE CROSSOVER[İng.] değil/yerine/= ÇİFTE KROSOVER
( Aynı tetrat üzerinde birbirinden bağımsız iki kromozom kırılması ve materyali değişimi.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- DOUBLE DOPED TRANSISTOR[İng.] / TRANSISTOR À DOUBLE DOPAGE[Fr.] ile/değil/yerine/= ÇİFT KATKILI TRANSİSTÖR
- DOUBLE DOUBLET ANTENNA[İng.] ile/değil/yerine/= ÇİFT İKİLİ ANTEN
- DOUBLE GROUP[İng.] ile/değil/yerine/= ÇİFT ÖBEK
- DOUBLE LAYER[İng.] / DOPPELSCHICHT[Alm.] ile/değil/yerine/= ÇİFT KATMAN
- DOUBLE SALT[İng.] / SEL DOUBLE[Fr.] / DOPPELSALZ[Alm.] ile/değil/yerine/= ÇİFT TUZ
- DOUBLE-BEAM CATHODE-RAY TUBE[İng.] ile/değil/yerine/= ÇİFT DEMETLİ KATOT IŞINLI TÜP
- DOUBLE-BEAM SPECTROMETER[İng.] / SPECTROMÈTRE À DOUBLE FAISCEAU[Fr.] / DOPPELBÜNDELSPEKTROMETER[Alm.] ile/değil/yerine/= ÇİFT DEMETLİ TAYFÖLÇER/SPEKTROMETRE
- DOUBLE-BLIND[İng.] değil/yerine/= ÇİFT-KÖR
- DOUBLE-DIODE LIMITER[İng.] / DOUBLE-DIODE LIMITEUSE[Fr.] / DOPPELDIODENBEGRENZER[Alm.] ile/değil/yerine/= ÇİFT DİYOTLU SINIRLAYICI
- DOUBLET[İng./Fr.] / DUBLETT[Alm.] ile/değil/yerine/= İKİLİ, DUBLET/DUPLET
- DÖVMEK ile DÖVME ile SAHTE İMZA ile SAHTEKÂR ile DÖVME ile AFFETMEK ile BAĞIŞLAMA
- DÖVÜŞ ile SAVAŞÇI ile KAVGACI ile MÜCADELECİLİK
- DOW PROCESS[İng.] / DOW VERLAUF, DOW PROZESS, DOW VERFAHREN[Alm.] ile/değil/yerine/= DOW İŞLEMİ
- DOWN QUARK[İng.] / QUARK DOWN[Fr.] / DOWN-QUARK[Alm.] ile/değil/yerine/= AŞAĞI KUARK
- DOWNREGULATION[İng.] değil/yerine/= AZALARAK DÜZENLENİM
- DOWNS PROCESS[İng.] / DOWNS VERLAUF[Alm.] ile/değil/yerine/= DOWNS İŞLEMİ
- DOWNSTREAM[İng.] değil/yerine/= AŞAĞI AKIŞ
- DOYUM ile/ve/> TEKRAR
- DOYUMSUZLUK ile DOYUMSUZ ile DOYUMSUZ
- DOZ[İng. DOSE] ile DÜZE/SEVİYE
- DOZAJ/DOSAGE[İng.] değil/yerine DOZLAMA/DÜZEM
( Bir bileşiğe ya da bir karışıma girecek madde miktarlarının belirtilmesi. )
- DOZİMETRE/DOSİMETER[İng.] değil/yerine/= IŞINÖLÇER, IŞINÖLÇÜMÜ
- DOZUNU KAÇIRMAK ile ABARTMAK
- DRAG[İng.] ile/değil/yerine/= SÜRÜKLEME
- DRAMATİK ile DRAMATİK ile OYUN YAZARI ile DRAMATURJİ
- DRAYVIR [İng. < DRİVER] değil/yerine/= SÜRÜCÜ
- DREN/DRAIN[İng.] değil/yerine/= AKITAÇ
- DREW NUMBER[İng.] / NOMBRE DE DREW[Fr.] / DREW/SCHES ZAHL[Alm.] ile/değil/yerine/= DREW SAYISI
- DRG/DIAGNOSTIC-RELATED GROUPS[İng.] değil/yerine/= TANI İLİŞKİLİ ÖBEKLER
- DRIER, SICCATIVE; DRIER[İng.] / SICCATIF, DESSÉCHANT[Fr.] / SIKKATIV, TROCKENMITTEL, KURUTUCU:[Alm.] ile/değil/yerine/= KURUTUCU
- DRIFT CURRENT[İng.] / COURANT DE DÉRIVE[Fr.] / DRIFTSTROM[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRÜKLENME AKIMI
- DRIFT MOBILITY[İng.] ile/değil/yerine/= SÜRÜKLENME DEVİNİRLİĞİ
- DRIFT RESISTANCE[İng.] / RÉSISTANCE DE DÉRIVE[Fr.] / DRIFTWIDERSTAND[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRÜKLENME DİRENCİ
- DRIFT SPACE[İng.] / DRIFTRAUM[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRÜKLENME UZAYI
- DRIFT SPEED, DRIFT VELOCITY[İng.] / VITESSE DE DÉRIVE[Fr.] / DRIFTGESCHWINDIGKEIT[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRÜKLENME HIZI
- DRIFT TRANSISTOR[İng.] / TRANSISTOR À DÉRIVE[Fr.] / DRIFTTRANSISTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRÜKLENMELİ TRANSİSTÖR
- DRIFT TUBE[İng.] / TUBE À DÉRIVE[Fr.] / DRIFTROHR, DRIFTRÖHRE[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRÜKLENME TÜPÜ
- DRIFT WAVE[İng.] / ONDE DE DÉRIVE[Fr.] / DRIFTWELLE[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRÜKLENME DALGASI
- DRIFT, TRACE[İng.] / DÉRIVE, TRAÎNÉE[Fr.] / DRIFT, GESCHREIBUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRÜKLENME
- DRIVER[İng.] / TREIBER[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRÜCÜ
- DRIVING FORCE[İng.] ile/değil/yerine/= İTİCİ GÜÇ
- DROPPING MERCURY ELECTRODE[İng.] / DAMLAYAN CIVA ELEKTRODU[Alm.] ile/değil/yerine/= DAMLAYAN CIVA ELEKTRODU
- DROSOPHILA MELANOGASTER[İng.] değil/yerine/= DROSOPHİLA MELANOGASTER
( Meyve sineği. Kolaylığı ve yetiştirme hızı nedeniyle genetik çalışmalara büyük katkıda bulundu. Sadece dört çift kromozom içerir.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- DRY ASHING[İng.] ile/değil/yerine/= KURU KÜL ETME
- DRY CELL[İng.] ile/değil/yerine/= KURU GÖZE/HÜCRE
- DS-DA/DOCUMENT LEVEL SENTIMENT ANALYSIS[İng.] değil/yerine/= BELGE DÜZEYİ DUYGU ÇÖZÜMLEMESİ
- DSA/DİJİTAL SUBTRAKSİYON ANJİYOGRAFİ/DONOR SPECIFIC ANTIGEN | DIGITAL SUBTRACTION ANGIOGRAPHY[İng.] değil/yerine/= VERİCİ ÖZGÜL ANTİJEN | SAYISAL ÇIKARIMLI DAMAR GÖRÜNTÜLEMESİ
- DSP/DATA SCIENCE PYRAMİD[İng.] değil/yerine/= VERİ BİLİMİ PIRAMİDİ
- DSS/DECİSION SUPPORT SYSTEM[İng.] değil/yerine/= KARAR DESTEK DÜZENİ
- DUAL[İng.] değil/yerine/= İKİLİ
- DÜALİZM[İng. DUALISM] ile/||/<> İKİCİLİK[İng. DUALISM]
( İkicilik. Herhangi bir alanda birbirlerine indirgenemeyen iki başlangıç olduğunu savunan öğretilerin genel adıdır. @@ Düalizm. Herhangi bir alanda birbirlerine indirgenemeyen iki başlangıç olduğunu savunan öğretilerin genel adıdır.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
(1996'dan beri)