İngilizce karşılıkları olan FaRkLaR
KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!
(SÜREKLİ AYIRDINDA OLUNMASI GEREKENLER!!!)
itibarı ile 23.950 başlık/FaRk ile birlikte,
23.950 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.
Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...
(12/97)
- BİLEREK ile BİLE BİLE
- BİLEŞEN ile BİLEŞENLER
- BİLEŞEN ile BİLEŞİK ile BİLEŞİM ile BİLEŞKE
( Fizikte ve dilde. İLE Kimyada, doğada, dilde, felsefede. İLE Kimyada. İLE Fizikte. )
( Bir bileşke oluşturan güçlerin her biri. | Bir bileşiğin molekülündeki ögeler ya da alt öbeklerden her biri. | Bir karışımın ögeleri. | Bileşim yoluyla bir sözcüğün yapısına giren sözcük. [örn. sivrisinek] İLE Bileşerek oluşmuş, basit olmayan, mürekkep. | Kİmyasal tepkimeler sonucunda, iki ya da daha çok öğeden oluşan ve bunlardan bağımsız, fiziksel, kimyasal nitelikler gösteren özdek/madde. [örn. su] | Ses ve görüntünün birlikte yer aldığı film parçası. İLE İki ya da daha çok ögenin biraraya gelerek yeni bir öğe oluşturması, terkip. | İki ya da daha fazla nesnenin belirli oranlarda tepkimeye girerek oluşturduğu ve özellikleri kendini oluşturan nesnelerden farklı ve bileşenlerinin fiziksel yollarla birbirinden ayrılamadığı nesne. | Bir nesnenin, hangi kimyasal türlerden oluştuğun belirleyen verilerin tümü. | Bileşme sonucu oluşan nesne. İLE Bir nesneye uygulanan birkaç gücün toplam etkisine eşit olan tek güç. | Bir nesneyi oluşturan ögeler ya da bileşikler. )
- BİLEŞEN ile İÇİNDEKİLER
- BİLEŞİK ile DIŞMERKEZLİ BİLEŞİK
- BİLEŞİK ile KARIŞIM
( Aynı cins moleküllerden oluşur. İLE Farklı cins atom ya da moleküllerden oluşur. )
( Kimyasal yollarla ayrıştırılırlar. İLE Fiziksel yollarla ayrıştırılırlar. )
( Saftır. İLE Saf değildir. )
( Yapısındaki öğeler, belirli kütle oranlarında birleşir. İLE Belirli bir oran yoktur. )
( Yoğunlukları karakteristiktir. İLE Yoğunlukları karışımdaki maddelerin karışma miktarına bağlı olarak değişir. )
- BİLET ile DAVETİYE
- BİLGE/LİK / İRFAN ile/ve BİLGİLİ/LİK
( Devirsel kalıpları anlamak. İLE/VE Bilgi sahibi olmak. )
( Gerçek olmayanın, gerçek olmadığını görmek bilgeliktir. )
( Mutlu olmak için kendimizi (özümüzü) bilmek dışında hiçbir şeye gereksinimimiz olmadığını bilmek, bilgeliktir. )
( Bilgeliğin önemli koşulu, düzen kurmaktır. )
( O, asla vazgeçmez. )
( Bilgelik, kişinin doğuştan gelen yetilerinin üstüne kurulur ve bunların kazanılmış yetilerle beslenerek geliştirilmesi amaçlanır. )
( Bilgelik/Aydınlanma yolunda Arınma'da amaç: 1. İçgüdüler'i de içine alan duygular'ın uyumlandırılması, coşku ile yaşam sevinci'ne kavuşmak. 2. Duyarlılık Yetisi'nin eğitilmesiyle, algı yolları'nın yetkinleştirilmesi. 3. Sezgi ve buluş yollarının açılması. )
( Bilgelik, "altın orta yol"u izlemek. Aşırılığı, tutumsuzluğu ve tutkunluğu yok edebilmektir. [TAO] )
( Tüm ezoterik okullarda Arınma, Aydınlanma ve Sevgi, Bilgeliğin Yöntemi, ortak bir tutum olarak benimsenmiştir. )
( Kişi, ağzından çıkan sözlerini ve zihnini kontrol etmeli ve kendi gövdesine hiçbir zarar vermemelidir. Ancak bu davranışları saf olursa bilgelik yolunda ilerleyebilir. )
( To see the unreal is wisdom.
To know that you need nothing to be happy, except self-knowledge, is wisdom.
Will never give up. )
- BİLGE/LİK / İRFAN ile BİLGİLİ/LİK
- BİLGE/LİK ile/ve/<> ÖZGÜR/LÜK
( Bilge, köle de olsa özgürdür. )
- BİLGE ve/||/<> ALÇAKGÖNÜLLÜ
( Herkesten farklı olduğumuzu kavrayabilecek kadar. VE/||/<> Kimseden daha iyi olmadığımızı sürekli anımsayabilecek kadar. )
- BİLGELİK = HİKMET = WISDOM[İng.] = PRAJNA/MOKSHA[Sansk.]
- BİLGELİK ile/ve/||/<>/>/< KALITIMSAL BİLGELİK
- BİLGİ
- BİLGİ AHLÂKI ile/ve/<> TEFEKKÜR AHLÂKI
- BİLGİ VERMEK ile RESMİ OLMAYAN ile GAYRİ RESMİ OLARAK ile MUHBİR ile BİLİŞİM ile BİLGİ ile BİLGİ MASASI ile BİLGİLENDİRİCİ ile BİLGİLENDİRİLMİŞ ile MUHBİR
- BİLGİ'NİN:
KAYNAĞI ve/ YÖNTEMİ ve/ ÖLÇÜTÜ ve/ DEĞERİ
- BİLGİ ve/= "DİL"
- BİLGİ ile/ve/<> ANIMSAMA
( Anımsamayı bilgi sanıyorsunuz. Gerçek bilgi her zaman taze, yeni ve beklenmediktir. )
- BİLGİ ile/ve BAĞLANTI
- BİLGİ ile/ve/değil/yerine/||/<>/> BİLGELİK/HİKMET
( Geçmiş/mazi. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/> Gelecek/istikbal. )
( [not] Past. VS./AND/but/||/<>/> Future.
Future. INSTEAD OF Past. )
( Ekleyerek. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/> Uzaklaşarak. )
( [not] By adding. VS./AND/but/||/<>/> By retreating.
By retreating. INSTEAD OF By adding. )
(
)
( "Bürünerek/giyinerek". İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/> Soyunarak. )
( Knowledge is knowing what to say. AND/||/<>/> Wisdom is knowing whether or not to say it. )
- BİLGİ ile/ve/<> BİLGİ
- BİLGİ ile BİLGİLİ
- BİLGİ ile/ve/<> BİLİM
( İşlenen/kullanılan/uygulanan veri/deneyim. İLE/VE/<> Yöntemli bilgi. )
- BİLGİ ile/ve/||/<> BİLİMLER
- BİLGİ ile/ve/<> BİLME
( Dışarıdan. İLE/VE/<> İçeriden. )
( Hem desteklenebilen hem çürütülebilen iki yaklaşım vardır. [İkisinden birini tercih etmek değil ikisinin de aynı anda ve ayrı ayrı etkin olabileceği ve değerlendirilmesi gerektiği üzerinden yaklaşılmalıdır.] 1. Bilginin dışarıdan alınarak edinildiği. [TABULARASA] 2. Dışarıdan almaya gerek olmadan tüm bilgilerin kişide/özde [çekirdek/tohum gibi] bulunduğu. )
- BİLGİ ile/ve BİRİKİM
( Kişiler, başağa benzer. İçi boşken havadadır, doldukça eğrilir. )
( Bilgi tohumdur. Bire yüz verir. Verdigi yüzün her biri bir tohumdur ki, sana bilgelik, torunlarına da ilham verir. )
( Deneyimi olmayan kavram yetersiz, kavramı olmayan deneyim boştur. )
( Zihinsel bilgi sürecinde 5 aşama:
1. Genel deneyim.
2. Özel deneyim.
3. Olgusal Bilim.
a. Deney ve Gözlem,
b. Kuram oluşturma,
4. Günlük Bilim.
5. Aşkın Bilimler. )
- BİLGİ ve DEĞİŞİM
- BİLGİ ve/<>/= DENEYİM
( Birine, gökyüzünde 300 trilyon yıldız olduğunu söylerseniz inanır/kabul eder ama "Şu masa, boyalı!" derseniz gidip önce bir eller. )
( ... VE/<>/= Farklı durumları görmek. )
- BİLGİ ile/ve/||/<>/> DENEYİM ile/ve/||/<>/> YARATICILIK
(
)
- BİLGİ ile/ve/<> DUYURU
- BİLGİ ile/ve/= ERDEM
- BİLGİ ile/ve/<> GEREKÇELENDİRİLMİŞ BİLGİ(EPİSTEMOLOJİ)
( Bilgi, erdem; erdem de mutluluk üretir. )
( Türkçe Çağdaş Epistemoloji Sözlüğü yazısı için burayı tıklayınız... )
- BİLGİ ve/||/<>/> İLGİ ve/||/<>/> EYLEM/TEPKİ
( Bildiklerinizi eyleme geçirin, bilmedikleriniz size gelir. )
- BİLGİ ile/ve/<>/= İLİŞKİ
- BİLGİ ile/ve ISTIRAP
( Bilgi, kişinin korkusunun fethidir. )
- BİLGİ = KNOWLEDGE, COGNITION[İng.] = CONNAISSANCE[Fr.] = die ERKENNTNIS, die KENNTNIS[Alm.] = COGNITIO[Lat.] = HË GNÕSIS[Yun.] = CONOCIMIENTO[İsp.]
- BİLGİ ve/||/<>/>/< NEDEN
- BİLGİ ile/ve/<> OLGU
- BİLGİ ile/ve SEÇENEK
- BİLGİ ile/ve/> SEÇİM
- BİLGİ ve/> SEVGİ ve/> VERGİ
( Bilmeyen sevemez. )
- BİLGİ ve/<> TAMLIK
- BİLGİ ile/ve/=/||/<>/< VARLIK
- BİLGİ ile/ve/yerine YÖNTEM
- BİLGİBİLİM/GNOSEOLOJİ = GNOSEOLOGY[İng.] = GNOSÉOLOGIE[Fr.] = GNOSEOLOGIE[Alm.] = GNOSIS-LOGOS[Yun.]
- BİLGİÇ ile/ve/değil/yerine/||/<>/> BİLGİN ile/ve/değil/yerine/||/<>/> BİLGE
( Bildiğini zannetme, gereksiz/yararsız/yersiz bilgi sahibi olma, zamansız/bağlantısız paylaşma çabası. Bilgi obezi.[Malûmat-füruş/luk] İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/> Âlim. Derin ve geniş bilgilere sahip olan. )
( [Söz(cük)lerin...] Gerçek anlamlarını kullanarak anlaşırlar. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/> Mecaz anlamlarıyla anlaşırlar. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/> Kinâye yoluyla anlaşırlar. )
( Bilge olmaya cesaret et![Sapere aude!] / Aklını kullanma cesaretini göster! )
- BİLGİLEN(DİR)ME ile/ve/<> EĞİTİM
( Kanuni Sultan Süleyman döneminde eğitim bütçesi toplam bütçenin dörtte biri kadardı. )
- BİLGİLEN(DİR)ME ile/ve/<> ÖĞREN(/T)İM
( Düşünmeden öğrenmek, yitirilmiş bir emektir. )
( Öğrenensiniz, yapansınız, öğretensiniz. )
- BİLGİLENME ve ÖZGÜRLÜK
- BİLGİLİ ile BİLGELİK
- BİLGİLİK = KAMUS = ENCYCLOPEDIA[İng.] = ENCYLOPÉDIE[Fr.] = ENZYKLOPÄDIE[Alm.] = ENCICLOPEDIA[İsp.]
- BİLGİN ile/ve/değil/<>/> BİLGE
( Âlim. İLE/VE/DEĞİL/<>/> Ârif. )
( Bilge, kendi bilincinde, insan doğasının sezgisel bilgi ve uygulayımsal bilgisini birleştirmiş kişidir. )
( Bilge kişi yaşamını, bir çiçeğin özünü alıp onun kokusuna ve güzelliğine zarar vermeksizin uçup giden bir arı gibi sürdürür. )
( Bilge kişi tedbirli, içine kapanık ve ölçülüdür. )
( Su yolları yapan kişiler, o suları kontrolleri altına alır; marangozlar, ağaçlardan nasıl yararlanacaklarını bilir; bilge kişiler de aynı biçimde kendi zihnini kontrol eder. )
( Karşılaştığı konuları bir acelecilik içinde değerlendirmeye ve çözümlemeye çalışan kişi, doğruluk yolunda değildir. Bilge kişi, herşeyi acele etmeden huzur içinde düşünür ve değerlendirir. Bu kişi, Gerçek'i korur, Gerçek de onu. )
( Çok konuşan kişiye değil huzur içinde korkusuzca konuşan kişiye "Bilge" adı verilir. )
( BİLGE: Seni, sana bildiren. )
( Bilgin ol ki, kişileri, "büyük" görme. İLE/VE/DEĞİL/<>/> Bilge ol ki, kişileri, "küçük" görme. )
- BİLGİNİN DOĞRULUĞU ile/ve BİLGİNİN GÜZELLİĞİ
( İdrakte. İLE/VE Estetikte. )
- BİLGİNİN ELDE EDİLİŞİ ile/ve/<> BİLGİNİN PAYLAŞIMI/AKTARIMI
( Sahip olduğunuz herşeyi, her kimin gereksinimi varsa, onunla severek paylaşın. )
( Share willingly and gladly all you have with whoever needs. )
- BİLGİSAYAR
- BİLGİSAYAR = COMPUTER[İng., İt.] = ORDINATEUR[Fr.] = COMPUTER/KOMPUTER[Alm.] = COMPUTADOR[İsp.]
- BİLGİSEVER/LİK(/AKILSEVERLİK/DİLSEVERLİK/ÖLÇÜSEVERLİK) ile/ve/||/<>/> BİLGELİKSEVER/LİK
- BİLGİSİZLİK/CEHÂLET ile/ve/<>/> DALGI/GAFLET
( Kişinin, eşyanın hakikatine ilişkin bilgisizliği. İLE/VE/<>/> Kişinin, kendi hakikatine ilişkin bilgisizliği. )
( Eden kendine eder; yapan bulur ve çeker. Sürekli anımsa! Kazanmak, koca bir yaşam ister. Kaybetmeye ise anlık gaflet yeter. )
( [giderilebilir!] Tâlimle. İLE/VE/<>/> Tenbihle. )
- BİLGİSİZLİK ile/değil CAHİLLİK/CEHÂLET
( Cehâlet ve zulmü kaldır, hidayet oradadır. )
( Hayatı amaçsız yaşamak. )
( Zekâ, doğruluk Hürmüz'ün; cehalet, yalan ise Ehrimen'in sıfatlarıdır. )
- BİLGİYİ:
KULLANMAK ile/ve/<> DÜZENLEMEK
- BİLİM DERGİSİ ile DERGİ ile GAZETECİLİK ile GAZETECİ
- BİLİM TARİHİ ile/ve DÜŞÜNCE TARİHİ
- BİLİM TARİHİ ile/ve DÜŞÜNCE TARİHİ
- BİLİM[İng. SCIENCE] ile/||/<> ADEN- ile/||/<> AERODİNAMİK[İng. AERODYNAMICS] ile/||/<> ALOMETRİ[İng. ALLOMETRY] ile/||/<> ALOPATRİK MODEL[İng. ALLOPATRIC MODEL] ile/||/<> ANATOMİ[İng. ANATOMY] ile/||/<> ETOLOJİ[İng. ETHOLOGY] ile/||/<> FİZYOLOJİ[İng. PHYSIOLOGY]
( Evrendeki doğal olguları deney ve gözlemlerden elde edilen verilerle sistematik bir biçimde inceleyerek açıklamaya çalışan entelektüel ve pratik disiplin. Natüralist bir metodoloji ile doğru bilgiye ulaşmayı amaçlar. Bu alandaki araştırmacılara "bilim insanı" denir. Fizik, kimya, biyoloji ve jeoloji gibi çeşitli dalları bulunur. Bu alanda elde edilen bilgiler zaman içinde güncel veriler ışığında değişebilir, genişletilebilir ya da çürütülebilir. @@ "Bez" anlamına gelen bir ön ektir. Örneğin, "adenoloji" sözcüğü "bez bilimi" anlamına gelmektedir. @@ Hareket halinde olan bir cisim üzerinde havanın yarattığı etkileri inceleyen bilim dalıdır. Genellikle akışkanların ve spesifik olarak gazların hareketini inceler. @@ Vücut büyüklüğünün vücudun şekline, anatomiye, fizyolojiye ve davranışa bağlı olan ilişkisini inceleyen bilim dalıdır. Çoğu zaman, bir canlının gelişimi sırasında farklı parçalarının ya da boyutlarının farklı büyüme miktarı göstermesi için kullanılsa da sadece asimetrik büyüme analizini içermez. Bir organizmanın vücut biçimi, gelişim süresince farklı parçalarının oransal büyüme hızına bağlıdır. Vücudun kendine özgü şeklini almasını sağlayan bu orantılı büyümeye alometrik büyüme denir. Örneğin baş; insanın gelişimi sırasında vücuda oranla daha yavaş, bacaklar ise daha hızlı gelişmektedir. @@ Bir popülasyonun izole olduğunda seçilimin ve sürüklenmenin izolasyonun iki yanındaki popülasyonlara bağımsız olarak etki etmesi yoluyla türleşmenin gerçekleştiğini ileri süren hipotezdir. Günümüzde bilimsel gerçek olarak görülmektedir. @@ Canlıların vücut yapısını ve düzenlerini tanımlayan ve inceleyen bilim dalıdır. @@ Hayvan davranışlarını inceleyen zooloji alt dalıdır. Davranışçılık akımından farklı olarak, hayvanların doğal ortamlarında gözlenmesi gerektiği ekolüne sahiptirler; ancak artık ikisini de kapsayıcı bir çatı olarak görülmektedir. Etoloji, özellikle evrim, nöroanatomi ve ekoloji gibi bazı bilim dallarıyla sıkı işbirliği içinde yürütülen, laboratuvar ve alan çalışmalarını kapsar. Etolojinin amacı belirli bir hayvan grubunu değil, onların davranışlarını incelemektir ve çoğu kez tek bir davranış kalıbının, örneğin saldırganlığın değişik hayvanlarda nasıl ortaya çıktığını araştırır. Nöroetoloji olarak ayrılmış, sinirbilimin daha aktif dahil olduğu bir dalı bulunur. Özellikle etoloji üzerinde çalışan zoologlara etolog adı verilir.Modern etolojinin 1930 senesinde Hollandalı Nikolaas Tinbergen ile Avusturyalı etologlar Konrad Lorenz ve Karl von Frisch'in çalışmalarıyla başladığı kabul edilmektedir. Üçlü, yaptıkları çalışmalardan ötürü 1973 Nobel Fizyoloji Ödülü'nü paylaşmışlardır. @@ Canlı organizmaları ve sistemlerinin parçalarının işlevlerini inceleyen bilim dalıdır. Organizmaların, organ sistemlerinin, organların, gözelerin ve biyomoleküllerin canlı sistemi içinde işlevlerini nasıl yerine getirdiklerini ve birbirleriyle olan ilişkilerini kapsar.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- BİLİM ile/ve/<> DOĞA
- BİLİM ile/ve AÇIKLAMA
- BİLİM ile/ve/<> BİLİMSEL
( Bilimsel çalışma sözlüksüz, haritasız ve tarihsiz yapılmaz! )
( Bilim/ilim hayretle başlar. )
( Bilim, yalnızca cehaletimizin sınırlarını geriye iter. )
( Bilim/ilim olasılıklara dayanmaz. )
( Bilim hakikatlerle uğraşmaz, tümel ilişkilerle uğraşır. )
( Bilimi destekleyen de, engelleyen de bilim olabilir/olur. )
( Amelsiz ilim, kitap yüklü eşeğe benzer. )
( Edep olmadan ilim olmaz. )
( İlim, bir ağacın meyvesini yetiştirmek gibidir. O meyveyi yemedikten sonra, ha yetiştirmişsin, ha yetiştirmemişsin. )
( İlmî birikimde katkısı olanlar, sevinmek ve övünmek hakkına sahiptir. )
( İlmin en yükseği, aczini ve özrünü bilmektir. )
( İlmin kral yolu yoktur. )
( İlim hâle inkılâp edince ses çıkmaz. )
( İlimler, konularının birbirinden ayrılmasıyla sağlanır. )
( Takdir edilmeyen ilim, göç eder. )
( Dış[zahir] ve iç[bâtın] tüm ilimler, ahlâkın arkasındadır. )
( BİLİM/BİLİMDE/BİLİMSELLİKTE:
(ÖNCELİKLE) VAR OLANIN[MEVCUD/ONTOS] ve/||/<>/> DOĞANIN ve/||/<>/> DOĞAL)
NESNE ve/||/<>/> OLAY ve/||/<>/> OLGU ve/||/<>/> DURUM ve/||/<>/> İLİŞKİLERİN
(VE ANCAK DAHA SONRA) ÜRETİLMİŞ NESNELERİN
(VE EN SON OLARAK) KİŞİLERİN ve/||/<>/> TOPLULUKLARIN ve/||/<>/> TOPLUMUN/TOPLUMLARDA YAŞANMIŞ/YAŞANAN/YAŞANABİLEN
OLAY ve/||/<>/> OLGU ve/||/<>/> DURUM ve/||/<>/> İLİŞKİLERİN
(ÖNCEDEN TANIMLANMIŞ ve/||/<>/> BELİRLENMİŞ BİR YÖNTEM ve/||/<>/> ARACA BAĞLI OLARAK)
(İSTİDLÂLÎ/RASYONEL [AKIL İLE])
ÖLÇÜLÜ ve/||/<>/> ÖLÇÜLEBİLİR/ÖLÇÜMLENEBİLİR
NEDENSEL ve/||/<>/> KAVRAMSAL ve/||/<>/> ELEŞTİREL (OLANAK ve/||/<>/> SINIRLARI İÇİNDE)
KANITLI ve/||/<>/> DÜZENLİ ve/||/<>/> TUTARLI (BİR BİÇİMDE)
KAMUSAL/LIK ve/||/<>/> TEKRARLANABİLİR/LİK ve/||/<>/> DENETLENEBİLİR/LİK ve/||/<>/> PAYLAŞILABİLİR/LİK (KOŞULLARINDA)
TANIM ve/||/<>/> İŞLEV ve/||/<>/> YARARA (KONU OLABİLEN/OLABİLECEK)
VERİ ve/||/<>/> BİLİ ve/||/<>/> BİLGİ/Sİ )
( Science merely pushes back the frontiers of our ignorance. )
- BİLİM ile/ve/<> FELSEFE
( Şey üzerine düşünme. İLE/VE/<> Düşünme üzerine düşünme. )
( Şeylerin/eşyanın zihinde/akılda oluşan sûreti/bilinci. İLE/VE/<> Bilincin bilinci. )
( Dış/zahir. İLE/VE/<> İç/bâtın. )
( Açık-seçik kavramların bilinci[< bilgisi]. )
( Nesne, olay/olgu ya da durumlara, nesnelerle bakar. İLE/VE/<> Kavramlara, kavramlarla bakar. )
( FELSEFE: Varolanı açıklama bilimi. )
( Uygulayıcı. İLE/VE/<> Sorgulayıcı. )
( Süreci araştırmak. İLE/VE/<> Başı, süreci ve sonu araştırmak. )
( [başlangıç] Vardır. İLE/VE/||/<>/>< Yoktur. )
- BİLİM ile/ve GEÇERLİLİK
- BİLİM ile/ve İLİM
( + DÜZEN(KOZMOS) + NEDENSELLİK + ÖLÇME * MATEMATİK * DİLSEL + HESAP ETMEK * GEOMETRİ * ARİTMETİK * ŞİİR * MÜZİK + KEŞİF * GÖZLEM * KAYIT (İLK KAYIT: MISIR RASATHANELERİ M.Ö. 2500) + TAKLİT )
( İLİM: Yaşamın ahireti. )
- BİLİM = İLİM = SCIENCE[İng., Fr.] = WISSENSCHAFT[Alm.] = SCIENZA[İt.] = CIENCIA[İsp.]
- BİLİM ve/=/> ÖNGÖRÜ
- BİLİM ile/ve/||/<> SANAT ile/ve/||/<> FELSEFE
( İnsan olmayan her şeyden söz eder. İLE/VE/||/<> İnsanı anlatır. İLE/VE/||/<> Kişinin varoluşunu anlatır. )
( Varolan. İLE/VE/||/<> Var olması gereken. İLE/VE/||/<> Hayal ettiğini/n gerçekleştir(il)me(si). )
( Herhangi bir işi: Bilimsellikle başlat, sanatsallıkla destekle, felsefeyle tamamla! )
( Sanatın özü, içsel bir deneyimi iletebilmek için dış formları kullanmaktır. )
( Sanatı olmayan millet, her zaman dilencidir. )
( Sanat: Mekânı/zamanı iyi kullanmak. | Görüp göstermek. )
( Birleştirmek/birlikte tutmak gerekiyor. )
( MİFTÂHÜ'S-SAÂDE ve MİSBÂHÜ'S-SİYÂDE )
( FELSEFE: Aklı kullanma sanatı. )
( The essence of art is to use the outer form to convey an inner experience. )
( Sanat, dekoltedir. )
( Sanatın yolu, sanattır. )
( SANAT: Ben'in, yaratıcı gücünü keşfetmek. )
( Sanat, bir şeyi, başka bir şey olarak görme çabasıdır. | Başka bir şey olma olanağı tanımaktır. )
( Felsefe, kimsenin, itibar edip etmemesine, itibar etmeyendir/etmemektir. )
( Felsefe, olan ile olması gereken arasındaki kavramsal düzendir. )
( Felsefe, düşüncenin merdiveni ve mirâcıdır. )
( Felsefe, ekinin/kültürün bilincine varmaktır. )
( ya, ya da[0 / I] İLE/VE/||/<> hem, hem de İLE/VE/||/<> hem, hem de | ne, ne de )
( "Öğrenilmiş sanat" olmaz! )
( Felsefenin en büyük özelliği, hakikat dışındaki herşeyden uzak tutabilmesidir. )
( Felsefe, üçlülük üzerinedir/üzerindendir. )
( Felsefe, mantık bilimidir. )
( FELSEFE = MUHABBET'ÜL/İSÂR'ÜL HİKMET )
( PHILO SOPHOS:
BİLGELİĞİ SEVMEK değil TANRI'YI SEVMEK )
( Her şeyi kaybetmiş sayılmayız. Her şeyi gösteren müziğimizi/sanatımızı kaybetmediğimiz sürece... )
( Verinin/bilinin/bilginin iyileşmesi/iyileştirilmesi/geliştirilmesi. İLE/VE/||/<> Zekânın iyileşmesi/iyileştirilmesi/geliştirilmesi. İLE/VE/||/<> Aklın iyileşmesi/iyileştirilmesi/geliştirilmesi. )
- BİLİM ile/ve SEVGİ
- BİLİM ile/ve/||/<> TEKNİK
( ... İLE/VE/||/<> Bir sanat, bir bilim, bir meslek dalında kullanılan yöntemlerin hepsi. | Fizik, kimya, matematik vb. bilimlerden elde edilen verileri iş ve yapım alanında uygulama. | Bu uygulamaya dayanan, bu uygulamaya ilişkin. | Yol, beceri, yöntem. )
- BİLİM ile TEKNOLOJİ
- BİLİM ve/||/<>/< TÜMEVARIM
- BİLİM ve YAŞAM
( Cinslerle. VE Bireylerle. )
- BİLİM ile/ve/||/<> YÖNTEM
- BİLİMSEL TERİM ile BİR BİLİM DALINA AİT TERİMLER
- BİLİMSEL ile/ve/<> GELENEKSEL
- BİLİMTEY = MEDRESE = UNIVERSITY[İng.] = UNIVERSITÉ[Fr.] = UNIVERSITÄT[Alm.] = UNIVERSITÀ[İt.] = UNIVERSIDAD[İsp.]
- BİLİNÇ TİPİ ile/ve ALGI DÜZENEĞİ
- BİLİNÇ'TE:
SÖZCÜK ve/<> İMGE
( Bilinç, sözcüklerle imgenin buluşmasıdır. )
- BİLİNÇ/Lİ ile KASIT/LI
- BİLİNÇ ile/ve/<> AMAÇ/LILIK
( Kişi, amacı kadardır. )
- BİLİNÇ ve/<> AMAÇ ve/<> EYLEM/ETKİNLİK
- BİLİNÇ ile/ve ANLAYIŞ
- BİLİNÇ ve BİLİNÇLER
- BİLİNÇ ile/ve/<> DENEYİM/TECRÜBE
- BİLİNÇ ile/ve/<> FARKINDALIK
( Bilincin düzeyleri vardır fakat farkındalığın yoktur. )
( Bilinç, ikilik hakkındadır. Farkındalık halinde ise ikilik yoktur. )
( Bilinç, gelir ve gider, farkındalık ise değişmeksizin parlar. )
( Bilinçten farkındalığa bir geçiş olamaz, çünkü farkındalık bir bilinç biçimi değildir. )
( Devinim durumundaki bilinç, mutluluktur. )
( Bilinç, tümüyle değişimin bilincidir. )
( Bilinç, hareketsiz iken varlıktır. )
( Bilinç, varlığın tümü değildir. )
( Bilinç görelidir, içeriğine göredir; bilinç her zaman bir şeyle ilgili, bir şeye aittir. )
( Yaşayan her şey bilinci korumak, sürdürmek ve genişletmek için çalışır. )
( Bilinci, bilinç parlatır. )
( Bilincinde olduğunuz şey siz değildir. )
( Bilincinde olduklarınızın hiçbiri değilsiniz. )
( Bilincin ötesinde tezahür etmemiş olan yatar. )
( Bilincin ötesinde zaman ve uzay yoktur. )
( Bilincim var fakat bilincimin bilincine gereksinimim var. )
( Bilincin, bencilliğinin dürüstlüğünün ölçüsüdür. )
( Bilince ve onun içeriğine tutunmayın. )
( Bilincinizin içeriği ile büyülenmeyi bırakın. )
( Bilinçli bir varolan olarak, doğanın bir parçasısınız. Farkındalık olarak ise onun ötesindesiniz. )
( Bir kâğıttaki bir deliğin hem kâğıtta oluşu hem de kâğıttan olmayışı gibi, en yüce hal de bilincin tam merkezinde ama yine de bilinçten ötedir. )
( Gerçekten sahip olduğunuz şeyin bilincinde olmazsınız. )
( Sahip olduğunuzda artık onun bilincinde olmazsınız. )
( Farkındalık, bir nesnesi ve hedefi olduğunda bilinç olur. )
( Farkındalık, kendi başına, devinimsiz ve zamansız, burada ve şimdidir. )
( Farkındalık, zihnin kendi ötesinde gerçeğe uzandığı noktadır. )
( Farkındalık durumu içindeyken aradığımız, bizi hoşnut eden değil doğru olandır. )
( Farkındalık halinde olgularla yüzleşirsiniz, gerçek olguları sever. )
( Farkındalık, zamana ilişkin değildir. )
( Farkındalık, her zaman sizinledir. )
( Farkındalık, bütün, değişmez, sakin ve sessizdir. Ve o tüm deneyimlerin ortak matrisi(ana kalıbı)dir. )
( Farkındalık, tüm zamanı ve uzayı içerir. )
( Şefkatli farkındalık iyileştirir ve yanlıştan kurtarır. )
( Doğayı sadece bilinç olarak görmek, farkındalıktır. )
( Önce farkındalığın güneşi doğmalı - ardından hepsi gelecektir. )
( Bir kalemin minicik ucu nasıl sayısız resim çizebilirse, öylece, farkındalığın boyutsuz noktası da koskoca evrenin içeriğini çizer. Siz işte o noktayı bulun ve özgür olun. )
( Olay hoş ya da nahoş olabilir, küçük ya da önemli olabilir, farkındalık hep aynıdır, değişmez. )
( Kökenlere inin, çok geçmeden, farkındalığın sizin gerçek doğanız olduğunu ve farkında olduğunuz hiçbir şeyin kendinize ait olduğunu söyleyemeyeceğinizi fark edeceksiniz. )
( Öz-Farkındalık içinde kendinizi öğrenirsiniz. )
( Öz-Farkındalık, size her adımda ne yapılması gerektiğini bildirir. )
( Öz-farkındalık, tüm hayırların size akmasını sağlar. )
( Yolculuğun başlangıcında arınmaya ve yıkanmaya, berraklaşmaya gereksinim vardır, bunu da farkındalık hali sağlayabilir. )
( Bilincin ötesindeki Saf Farkındalık en yüce Mürşit'tir. )
( Kişi tanığa katılır, tanık farkındalığa, farkındalık ise saf varoluş katılır; bununla birlikte, kimlik kaybolmaz, yalnızca onun sınırlılığı kaybolur. )
( Gövdeyi beyin gözetir, beyni bilinç aydınlatır; bilinç farkındalığın gözetimindedir. )
( Gövdemiz ve zihnimiz, ikisi de zamana tabilerdir; sadece farkındalık, zaman-ötesidir. )
( Farkındalığın ötesine geçtiğinizde birlik hali vardır. )
( Farkındalığınızla işe koyulun, zihninizle değil. )
( Farkındayım, çünkü hiçbir şey imgelemiyorum. )
( Ehl-i butlânın sözün tercih eden, âdem midir?
Âdem ol! İsterse hasm olsun bütün âlem sana
[ Bâtıl ehlinin sözünü yeğleyen, insan mıdır?
İnsan ol da isterse bütün dünya düşman olsun sana ] )
( There are levels in consciousness, but not in awareness.
Consciousness is of duality. There is no duality in awareness.
Consciousness comes and goes, awareness shines immutably.
There can be no transition from consciousness to awareness, for awareness is not a form of consciousness.
Consciousness is relative to it's content; consciousness is always of something.
Awareness is total, changeless, calm and silent. And it is the common matrix of every experience.
Awareness is not of time.
Consciousness is not the whole of being.
Awareness is always with you.
All that lives, works for protecting, perpetuating and expanding consciousness.
Beyond consciousness altogether lies the unmanifested.
Beyond consciousness where are time and space?
Like a hole in the paper is both in the paper and yet not of paper, so is the supreme state in the very centre of consciousness, and yet beyond consciousness.
Consciousness in movement is happiness.
Consciousness motionless is being.
You are nothing that you are conscious of.
The body is looked after by the brain, the brain is illumined by consciousness; awareness watches over consciousness.
Cease being fascinated by the content of your consciousness.
As a conscious self you are a part of nature. As awareness, you are beyond.
Do not hold on to consciousness and its contents.
What is really your own, you are not conscious of.
When you have it, you are no longer conscious of it.
What you are conscious of is not you.
Awareness is the point at which the mind reaches out beyond itself into reality.
In awareness you seek not what pleases, but what is true.
Awareness becomes consciousness when it has an object.
Awareness by itself is motionless and timeless, here and now.
In awareness you are facing facts and reality is fond of facts.
Awareness contains all space and time.
Compassionate awareness heals and redeems.
The sun of awareness must rise first - all else will follow.
Self-awareness tells you at every step what needs be done.
The event may be pleasant or unpleasant, minor or important, awareness is the same.
Go to the root of pure awareness and you will soon realise that awareness is your true nature and nothing you may be aware of, you can call your own.
Into self-awareness all blessings flow.
The clarification and purification needed at the very start of the journey, only awareness can give.
Pure awareness beyond consciousness is the supreme Guru.
The person merges into the witness, the witness into awareness, awareness into pure being, yet identity is not lost, only its limitations are lost.
Your body and your mind are both subject to time; only awareness is timeless.
When you go beyond awareness, there is a state of non-duality.
Put your awareness to work, not your mind.
I am aware, for I imagine nothing. )
( İçerikle ilgilidir. İLE/VE/<> Bütünlükle ilgilidir. )
(
)
- BİLİNÇ ile/ve KOLLEKTİF BİLİNÇ
( Bilinç: Kendini, kendi olmayanlardan ayırd etme. )
( Bilinçte, devinim vardır. )
( CARL GUSTAV JUNG )
- BİLİNÇ ve KOŞUL/LAR
- BİLİNÇ ile/ve/> NÜFÛZ
- BİLİNÇ ile/ve/<> SEZGİ
( Bilinç-ötesi bir hal vardır fakat bu bilinçsizlik hali değildir. )
( Bilinç ötesinde deneyim olamaz. )
( Kendinizi içinde her şeyin olduğu ve oluştuğu bilinç okyanusu olarak idrak edin. )
( Kişi durumun doğasını sezmeli ve kendini ona göre ayarlamalıdır. )
( SEZGİ: Aklın çalışma hızının artması. )
- BİLİNÇ = ŞUUR = CONSCIOUSNESS[İng.] = CONSCIENCE[Fr.] = BEWUSSTSEIN[Alm.] = CONSCIENTIA[Lat.] = SYNEIDESIS[Yun.] = CONCIENCIA[İsp.]
- BİLİNÇALTI" ile/değil/||/<>/< BİLİNÇDIŞI
( Biraz dikkatli olmakla ve kendinizi yakından gözlemlemekle göreceksiniz ki hiçbir olay sizin bilinciniz dışında değildir. )
( )
( A little of attentiveness, of close observation of oneself, and you will see that no event is outside your consciousness. )
- BİLİNCE YANSIYAN FARKINDALIK
ile/ve
BİLİNÇ ÖTESİ SAF FARKINDALIK
( Saf farkındalık sanatında ustalaştığınız zaman onu kolayca geçebilirsiniz. )
- BİLİNCİN BİLİNCİ ile/ve YÖNTEMİN YÖNTEMİ
- BİLİNÇLENME ile/ve KORUNUM/KORUMA
- BİLİNÇLENME ve VAROLUŞ
- BİLİNÇLİ MAKİNE ile VİCDAN ile VİCDANLI ile MAKUL BİR ŞEKİLDE ile BİLİNÇLİ ile BİLİNÇ
- BİLİNÇLİ ile/ve/değil PLANLI
- BİLİNÇSİZLİK ile/ve/değil BİLGİYE KAPALILIK
( BİLİNÇSİZLİK: Örtük/açık nesnellik. )
- BİLİNÇSİZLİK ile BİLİNÇSİZ ile ARDIŞIK OLMAYAN ile ÖNEMSİZ ile ÖNEMSİZ ile DÜŞÜNCESİZ ile DÜŞÜNCESİZLİK ile TUTARSIZ ile TUTARSIZLIK ile TUTARSIZLIK ile TESELLİ EDİLEMEZ ile AHENKSİZLİK ile GÖZE ÇARPMAYAN ile TUTARSIZLIK ile TUTARSIZ
- BİLİNEBİLİR ile BİLEN
- BİLİNEMEYEN ile/ve/değil SÖYLENİLEMEYEN
- BİLİNEMEZ ile/değil/yerine BELİRSİZ
- BİLİNEMEZ ile ÖNGÖRÜLEMEZ
- BİLİNEN ile/ve/||/<>/> BİLİNMEYEN
( Sonsuzdur. İLE/VE/||/<>/> Sonsuzlukların sonsuzluğudur. )
( Bilinenlerin hepsi, bilinmeyenleri işaret eder. )
( Bilinen üzerine bir kez daha bilgi aramak anlamsızdır. )
( Bilinmeyen, tüm "olmuştu ya da olmuş olabilirdi" ve "olacak ya da olacaktı"ları içerir. )
( Bilinenin, tam ve doğru bilgisidir bizi bilinmeyene götürecek olan. )
( Bilinenin içinde yaşamak bağımlılıktır, bilinmeyenin içinde yaşamak özgürleşmedir. )
( Bilinmez olan hakkında ancak sessizlik konuşur. )
( Zihin ancak bildiği hakkında konuşabilir. )
( Eğer bilinebilir olanı gayretle incelerseniz, o eriyip gider, geriye bilinmez olan kalır. )
( "Bilinmeyeni" bilmek için önce, bilineni bilmek gerek. )
( I do not claim to know what you do not.
It is the full and correct knowledge of the known that takes you to the unknown.
To live in the known is bondage, to live in the unknown is liberation.
Of the unknowable only silence talks.
The mind can talk only of what it knows.
If you diligently investigate the knowable, it dissolves and only the unknowable remains. )
( Bilinmeyenler, bilinenlerden her zaman çok daha fazladır. Her bilinen, yine bilinmeyenleri daha çok artırarak gelişir, ilerler. )
( Bilmediğiniz şeyi bildiğimi iddia etmiyorum. )
- BİLİNEN ile OLARAK BİLİNİR
- BİLİNEN ile/ve ORADA/BURADA BULUNMAYAN
- BİLİNEN ile/ve/<> ZAMAN
- BİLİNENİN BİLGİSİ ile/ve/<> BİLENİN BİLGİSİ
- BİLİNMEMESİ ile/ve/değil BURADA YER ALMAMASI
- BİLİNMEYENLE İLGİLENMEK ile/ve/<>/değil/yerine BİLİNENLE İLGİLENMEK
- BİLİNSE DE, BİLİNMESE DE OLACAK BİLGİ ile/ve BİLİNMESİ GEREKEN BİLGİ
( Bilinen, sonsuzdur fakat Bilinmeyen, sonsuzlukların sonsuzluğudur. )
( Bilmemek ve bilmediğini bilmemek, sonu gelmeyen ıstırabın nedenidir. )
( Ancak, şimdiki halinizi bilirsiniz. )
( Sizi, bilinenin dar çerçevesi içinde tutanın ne olduğunu bilmek, yararlıdır. )
- BILIRUBIN[İng.] / BILIRUBINE[Fr.] / BILIRUBIN[Alm.] ile/değil/yerine/= BİLİRUBİN
- BİLİŞ ile/ve/||/<>/>/< ÜST BİLİŞ
- BILIVERDIN[İng.] / BILIVERDIN[Alm.] ile/değil/yerine/= BİLİVERDİN
- BİLL CLİNTON ile FATURA ile FATURA ÇİZİMİ ile BOŞANMA BELGESİ ile MAL FATURASI ile SAĞLIK FATURASI ile İDDİANAME ile KONŞİMENTO ile FATURALANDIRMA ile MİLYAR ile FATURALAR ile KAMBİYO SENETLERİ
- BILLET SPLIT LENS[İng.] / LENTILLE À FENTE DE BILLET[Fr.] / BILLET-SPALTLINSE[Alm.] ile/değil/yerine/= BİLLET YARIK MERCEĞİ
- BİLLUR-İ SEYYALE[Osm.] / LIQUID CRYSTAL[İng.] / CRISTAL LIQUIDE[Fr.] / FLÜSSIGKRISTALL[Alm.] ile/değil/yerine/= SIVI KRİSTAL
- BİLLUR-U SAKÎM[Osm.] / MIXED CRYSTAL[İng.] / CRISTAL MIXTE[Fr.] / MISCHKRISTALL[Alm.] ile/değil/yerine/= KARIŞIK KRİSTAL
- BİLLUR[Osm.] / CRYSTAL[İng.] / CRISTAL[Fr.] / KRISTALL[Alm.] ile/değil/yerine/= KRİSTAL
- BİLLÛRÎ[Osm.] / CRYSTAL STRUCTURE[İng.] / STRUCTURE CRISTALLINE[Fr.] / KRISTALLSTRUKTUR[Alm.] ile/değil/yerine/= KRİSTAL YAPI
- BİLLY ile TEKE
- BİLME YETİSİ ile/ve ARZULAMA YETİSİ ile/ve HOŞLANMA/MA YETİSİ
- BİLME ZEVKİ ile/ve/<> ÖĞRENME ZEVKİ/SEVGİSİ
( Eğer uyanık ve zeki isek, her şeyden öğreniriz. )
( ZAİKA/ZEVK: Dil. )
( Öğrenmeye yönelik bir sevgi beslemeden, iyilik yapmaktan hoşlanmak, kişiyi, basitliğe götürür.
Öğrenme sevgisi olmadan, bir şeyi anlamaya çalışmak, kişiyi, karışıklığa götürür.
Öğrenme sevgisi olmadan, içtenliği istemek, kişiyi, zararlı sonuca götürür.
Öğrenme sevgisi olmadan, doğruluğu istemek, kişiyi, başkaldırıya götürür.
Öğrenme sevgisi olmadan, dayanıklı olmayı istemek, kişiyi, gereksiz davranışlarda bulunmaya götürür. )
( We learn from everything, if we are alert and intelligent. )
- BİLME(ME)K ile/ve ALÇAKGÖNÜLLÜ/LÜK(/TEVÂZÛ)
( Alçakgönüllülükten başarı doğar, üstün kişi sonuna dek yılmadan devam eder. )
( Alçakgönüllülüğü elden bırakmayın. )
( Alçakgönüllü yüreklerde yaşayan düşünceler, en yüksek düşüncelerdir. )
( Alçakgönüllü yaşama biçimleri olanlar, başarıya ulaşır. )
( Ancak olgun kişinin alçakgönüllülüğü alçakgönüllülüktür. )
( Çalışkan ve alçakgönüllü kişiler, şansı yakalayacaktır. )
( Kaynak ve meziyetlerin açığa vurulması yerine sadelikle alçakgönüllülük salık verilir. )
( Dağ, alçakgönüllülüğü simgeler. )
( Fazla alçakgönüllülük gösterme, gerçek sanarlar. )
( Kişinin, bilgiden yana nasibi yoksa, zihni/gönlü, alçakgönüllülüğe râzı olmaz. )
( Fazla alçakgönüllüğün sonu, ortalama/vasat kişilerden öğüt/nasihat dinlemektir. )
- BİLMEDİĞİMİZ SÖZCÜKLER İÇİN SÖZLÜĞE BAKMAK ile/ve/<>/yerine [ÖZELLİKLE] BİLDİĞİMİZ SÖZCÜKLER İÇİN SÖZLÜĞE BAKMAK
- BİLMEDİĞİNDE SUSMAK ile/ve/değil BİLGELİKLE SUSMAK/SUSABİLMEK
( Bilgeliğin dudakları, duymayanlara kapalıdır. )
- BİLMEDİĞİNDEN DOLAYI SORMAK ile BİLDİĞİNİ DUYMAK İÇİN SORMAK
( Soruyu sorarken yanıtını da biliyorsunuz! )
( Yanıt her zaman sorunun içinde, orada da değilse sizin içinizdedir. )
- BİLMEDİKLERİMİZ ile/ve YANLIŞ BİLDİKLERİMİZ
- BİLMEK VE SUSABİLMEK ile BİLMEMEK VE "SUSMAK"
- BİLMEK:
FİZİK'TE ile/ve MANTIK'TA
( Nedenleri bilmek. İLE/VE Orta terimi bilmek. )
- BİLMEK/ANLAMAK ile/ve/||/<>/> İBÂDET
- BİLMEK/TANIMAK ve/<> SEVMEK
- BİLMEK ile/ve/<> ANIMSAMAK
( Bilmek, anımsamaktır. )
- BİLMEK ile/ve/<> ANLAM
( Gözyaşı kaynağının ne olduğu sorusu ve yanıtı. İLE/VE/<> Gözyaşının düşünce ve duygulalarla bağlantılarının ne olduğu sorusu ve yanıtı. )
- BİLMEK ile/ve/değil/yerine ANLAŞILIR KILABİLMEYİ BİLMEK
- BİLMEK ile/ve/<>/= AYIRMAK/AYIRABİLMEK
- BİLMEK ile BAHSETME(ME)K
- BİLMEK ile/ve/<> BEĞENMEK
- BİLMEK ile/ve BİLDİĞİNİN TARİHİNİ BİLMEK
- BİLMEK ile/ve BİLİNEBİLİRLİĞİ/Nİ BİLMEK
- BİLMEK ile/ve/<> BİLMEDİĞİNİ BİLMEYİ BİLMEK
( "Bilmediğimizi bilmek", gerçek bilgidir. )
( "Daha iyisini bilemiyorum." [Hiç olmazsa bu kadarını biliyorsunuz.] )
( Bilmiyoruz, bunu bilmediğinizi de bilmiyoruz. )
( Bilmediğimizi ve anlamadığımızı bilmek gerçek bilgidir, alçakgönüllü birinin bilgisidir. )
( Bilmediğini bilen, bellekten ve beklentiden kurtulmuş olan, ebedidir. )
( Yaşamımızın her bir anında bilmeye gereksinimimiz olanı biliriz. )
( Ancak bilmediğimiz zaman, araştırmak için rahat oluruz. )
( Biliyorum diyene hiçbir şey koklatılmaz. )
( Ne kadar bilirsek, yanılmamız da o kadar. )
( Bildiğimiz, yanıldığımıza yetmez. )
( Felsefe, neleri bilmediğini bilmektir. )
( O ki, bilmiyor ama biliyor bilmediğini;
çocuktur, onu eğitin/yetiştirin.
O ki, bilmiyor ama bilmiyor bilmediğini;
cahildir, ondan uzakça durun.
O ki, biliyor ama bilmiyor bildiğini;
(belki) uykudadır, onu uyandırın.
O ki, biliyor ama biliyor bildiğini;
bilge kişidir, onu izleyin. )
( ŞİO ME NİHİL ŞİRE: EN İYİ BİLDİĞİM, HİÇBİR ŞEY BİLMEDİĞİM )
( To know that you do not know, is true knowledge.
"I don't know any better." [At least that much you know.]
You do not know, nor do you know that you do not know.
To know that you do not know and do not understand is true knowledge, the knowledge of an humble heart.
Which knows that it does not know, which is free of memory and anticipation, is timeless.
At every moment of your life you know what you need to know.
It is when you do not know, that you are free to investigate. )
( Hiçbir şey bilmediğini bilen, hiçbir şey bilmediğini bilmeyenden daha çok şey bilir...
Wer weiβ, dass er nichts weiβ, weiβ mehr als der, der nicht weiβ, dass er nichts weiβ... )
- BİLMEK ile/ve/<> BİLMEYİ BİLMEK
( Sormaz ki bilsin, sorsa bilir; bilmez ki sorsun, bilse sorar. )
( Bilmekten korkanlar, belirsizliğe sığınır; tarihten korkanlar da mite. )
( Var olduğumuzu biliyoruz. Ne olduğumuzu ise bilmiyoruz. )
( Bir şeyi bilmek için onu tamamen kabul etmek gerekir. )
( SÂİL: Soran, sual eden. )
- BİLMEK ile/ve/<> BİR ŞEYİ BİLMEK
- BİLMEK ile/ve/> BULMAK ile/ve/> OLMAK
( Bilmek ile olmak arasında bir mesafe, bir boşluk yoktur. )
( Between knowing and being, there is no gap. )
- BİLMEK ve/<>/= DEĞİŞTİREBİLMEK
- BİLMEK ve/=/> DEĞİŞTİRMEK
- BİLMEK ile/ve/||/<>/>/< DENEYİMLEMEK
- BİLMEK ile/ve/değil DİKKAT ETMEK
- BİLMEK ile/ve/<> DOĞAYI BİLMEK
( Bilmek, olmak demektir. )
( Bilmek, dış dünyayı, insancaya çevirmektir. )
( Doğaya tam itaatte, çaba(zorlanma) yoktur. )
( Bilinçli deneyimlerin bütünlüğü doğadır. )
( Doğayı sadece bilinç olarak görmek, farkındalıktır. )
( Gerçek doğamızı aramak için kendi içimize, derinlere daldığımızda, fark edeceğiz ki, sadece gövdemiz ufaktır ve sadece belleğimiz sınırlıdır; ama yaşamın ucsuz bucaksız okyanusu bizimdir. )
( Kişi, bildiği şeyi bildiğini bilmeli. Bilmediği şeyi bilmediğini bilmelidir. Gerçek bilgi işte budur. )
( Konuşanlar bilmiyor, bilenler konuşmuyor. )
( Bilin, ki güçlü olun, güçlü kalın! )
- BİLMEK ile/ve/<> DÖNÜŞTÜRMEK
- BİLMEK ile/ve/||/<> DÜŞÜNMEK
( BİLMEK:
GÖRÜ ile/ve/||/<> KAVRAM )
- BİLMEK ile EZBERE BİLMEK ile BİLGİ BİRİKİMİ
- BİLMEK ile/ve/<> FARKINDALIK
( Su. İLE/VE/<> Elektrik. [Herhangi birini tercih edemezsiniz. İkisi de aynı anda olmak durumundadır.] )
( Her gün, bir şey öğrenmek. İLE/VE/<> Her gün, "zihnimizdeki" bir bilginin/kaydın (daha) gitmesine, unutulmasına fırsat vermek. )
( Bilme; olma ve sevme'nin de yanısıra gerçek doğamızın bir yansımasıdır. )
( Yalnızca, eyleyenler bilir, bilenler de eyler. )
( İdrak edeceğiz ki, bilmek, sevmektir; sevmek de bilmektir. )
( Farkındalık, tüm zamanı ve uzayı içerir. )
( Kişi, bilmediğini ayağının altına alsa, başı, göğe erer. )
( Bilmek, belirlemektir. )
( Knowing is a reflection of your true nature along vs. being and loving.
Awareness contains all space and time. )
- BİLMEK ile FARKINDALIK
- BİLMEK ile/ve/> GÖRMEK/"GÖRMEK"
( Bilen/anlayan görür. )
- BİLMEK ile/ve İDRAK
( ... ile/ve EDREKE: Tutmak, kavramak. )
- BİLMEK ile/ve/> KAVRAMAK
- BİLMEK ile/ve/<> KENDİNİ BİLMEK
- BİLMEK ile/ve/||/<> KENDİNİ BİLMEK ile/ve/||/<> BAŞKASINI BİLMEK
( Başkalarının hatalarını, yaptıklarını ya da yapmadıklarını değil kendi hatalarımızı, kendi yaptıklarımızı ve yapmadıklarımızı düşünelim. )
( Bir süre için başkalarını kendi hallerine bırakalım ve kendimizi inceleyelim. )
( Leave others alone for some time and examine ourselves. )
- BİLMEK ile/ve/<> KENDİNİ TANIMAK ile/ve/<> BAŞKASINI TANIMAK
- BİLMEK ile/ve/<> KULLANMAYI/UYGULAMAYI BİLMEK
( Bildiklerinizi yaşa(r)sanız, bilmedikleriniz de öğretilir. )
- BİLMEK ve/||/<>/>< MESAFE
- BİLMEK ile/ve/<>/değil/yerine NEREDE BULACAĞINI/BULABİLECEĞİNİ BİLMEK
( Bulunduğumuz bu dönemin/çağın olanakları içinde bilgileri bellemek değil nerede ve nasıl [kısa sürede ve kolay] doğrudan bulabileceğini bilmektir. )
- BİLMEK ve/<> OLMAK
- BİLMEK ile/ve/<> OLMAK
( Ne olduğunuzu bilmenize gerek olmayabilir. Ne olmadığınızı bilmek yeterlidir. )
- BİLMEK ile/ve/||/<>/> ÖNGÖRMEK
- BİLMEK ile/ve/<> ÖZÜ BİLMEK
( Bilmek, özü bilmektir. )
( Lezzet meyvenin suyunda yani anlamındadır, tortusunda yani biçiminde değildir. )
- BİLMEK ile/ve/<> SEZMEK
- BİLMEK ile/ve/<> TANIMAK
- BİLMEK ve/<> TANIMLAMAK ve/<> ANLAMAK
- BİLMEMEK ile/ve/> BELİRSİZLİK
- BİLMEMEK ile/ve/değil EDEB
( TECÂHÜL-İ ÂRİFÂNE: Çok iyi bildiği halde bilmiyormuş/cahilmiş gibi görünmek. | [edediyat] Bilinen bir şeyi, edebî bir nükte ile bilinmiyormuş ya da başka türlü biliniyormuş gibi gösterme sanatı. )
- BİLMEMEK ile KÖTÜ (OLARAK) BİLMEK
- BİLMEMEK ile/ve/değil YENİ ÖĞRENMİŞ OLMAK
- BİLMEYE ÇALIŞMAK ile/ve/yerine/değil ANLAMAYA ÇALIŞMAK
- BİLMİYOR OLMAK ile/ve/=/<> İLGİLENMEMİŞ/İLGİLENMİYOR OLMAK
- BİMESTER ile İKİ PARÇALI
- BINARY COMPOUND[İng.] / COMPOSÈ BINAIRE[Fr.] / BINÄRE VERBINDUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= İKİLİ BİLEŞİK
- BINARY FISSION[İng.] ile/değil/yerine/= İKİLİ BÖLÜNME
- BINARY MIXTURE[İng.] / BINARY MELANGE[Fr.] / BINÄRES GEMISCH[Alm.] ile/değil/yerine/= İKİLİ KARIŞIM
- BINARY NOTATION[İng.] / NOTATION BINAIRE[Fr.] ile/değil/yerine/= İKİLİ GÖSTERİM
- BINARY SYSTEM[İng.] / SYSTEME BINAIRE[Fr.] / ZWEISTOFFSYSTEM, BINÄRES SYSTEM, BINÄRSYSTEM[Alm.] ile/değil/yerine/= İKİLİ SAYI DİZGESİ/SİSTEMİ
- BINDER[İng.] / AGGLOMERANT, LIANT, AGGLOMÉRANT[Fr.] / BINDEMITTEL[Alm.] ile/değil/yerine/= TUTKAL, YAPIŞTIRICI
- BINDING ENERGY[İng.] / BAND D'ÉNERGIE, ÉNERGIE DE LIAISON[Fr.] / BINDUNGSENERGIE, ZUSAMMENHANGSENERGIE[Alm.] ile/değil/yerine/= ÇEKİRDEK BAĞLAMA/BAĞLANMA ENERJİSİ, BAĞLAMA ENERJİSİ
- BINISTOR[İng.] / BINISTEUR[Fr.] / BINISTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= BİNİSTOR
- BINOCULAR[İng.] / BINOCULARICE[Fr.] / BEIDÄUGIG[Alm.] ile/değil/yerine/= BİNOKÜLER
- BINOMIAL DISTRIBUTION[İng.] / DISTRIBUTION BINOMIALE[Fr.] / BINOMIALE-VERTEILUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= BİNOM DAĞILIMI
- BIOASSAY[İng.] ile/değil/yerine/= BİYOLOJİK DENEYLER
- BIOCHEMICAL OXYGEN DEMAND[İng.] / DEMANDE BIOCHIMIQUE D'OXYGÈNE[Fr.] / BIOCHEMISCHER SAUERSTOFFVERBRAUCH[Alm.] ile/değil/yerine/= BİYOKİMYASAL OKSİJEN GEREKSİNİMİ/İHTİYACI
- BIOCHEMIST[İng.] / BIOCHIMISTE[Fr.] / BIOCHEMIKER[Alm.] ile/değil/yerine/= BİYOKİMYACI
- BIOCONVERSION[İng.] / BIOCONVERSION[Fr.] / BIOKONVERSION[Alm.] ile/değil/yerine/= BİYODÖNÜŞÜM
- BIODEGRADABLE SUBSTANCE[İng.] / SUBSTANCE BIODÉGRADABLE[Fr.] / BIOLOGISCHER ABBAUBARER STOFF[Alm.] ile/değil/yerine/= BİYOLOJİK PARÇALANABİLİR NESNE
- BIOENERGETICS[İng.] / BIOÉNERGÉTIQUE[Fr.] / BIOENERGETIK[Alm.] ile/değil/yerine/= BİYOENERJİ BİLİMİ
- BIOFUEL[İng.] / BIOCARBURANT OU BIOCOMBUSTIBLE[Fr.] / BIO-TREIBSTOFF[Alm.] ile/değil/yerine/= BİYOYAKIT
- BIOGENESIS[İng.] ile/değil/yerine/= BİYOGENEZ
- BIOGEOCHEMICAL CYCLE[İng.] / CYCLE BIOGEOCHIMIQUE[Fr.] ile/değil/yerine/= BİYOJEOKİMYASAL ÇEVRİM
- BIOLOGICAL CLASSIFICATION[İng.] / CLASSIFICATION BIOLOGIQUE[Fr.] / BIOLOGISCHES KLASSIFIKATION[Alm.] ile/değil/yerine/= BİYOLOJİK SINIFLANDIRMA
- BIOLOGICAL HALF LIFE[İng.] / DEMI-VIE BIOLOGIQUE[Fr.] / BIOLOGISCHE HALBWERTSZEIT[Alm.] ile/değil/yerine/= BİYOLOJİK YARI ÖMÜR/YARILANMA SÜRESİ
- BIOLOGICAL SHIELD[İng.] / CUIRASSE BIOLOGIQUE[Fr.] / BIOLOGISCHER ABSCHIRMUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= BİYOLOJİK ZIRH
- BIOLOGY[İng.] / BIOLOGIE[Fr.] / BIOLOGIE[Alm.] ile/değil/yerine/= BİYOLOJİ
- BIOLUMINESCENCE[İng.] ile/değil/yerine/= BİYOLÜMİNESANS
- BIOMASS[İng.] / BIOMASSE[Fr.] / BIOMASSE[Alm.] ile/değil/yerine/= BİYOKÜTLE
- BIOMETRIC[İng.] ile/değil/yerine/= BİYOMETRİK
- BIOMETRY[İng.] / BIOMÉTRIE[Fr.] / BIOMETRIE[Alm.] ile/değil/yerine/= BİYOMETRİ, BİYOMETRE
- BIOMINERALIZATION[İng.] ile/değil/yerine/= BİYOMİNERALİZASYON
- BIOPHYSICS[İng.] / BIOPHYSIQUE[Fr.] / BIOPHYSIK[Alm.] ile/değil/yerine/= BİYOFİZİK
- BIOPLASM[İng.] / BIOPLASME[Fr.] / BIOPLASMA[Alm.] ile/değil/yerine/= BİYOPLAZMA
- BIOPOLYMER[İng.] / BIOPOLYMÉRE[Fr.] / BIOPOLYMER[Alm.] ile/değil/yerine/= BİYOPOLİMER
- BIOPSY[İng.] / BIOPSIE[Fr.] / BIOPSIE[Alm.] ile/değil/yerine/= BİYOPSİ
- BIOSPHERE[İng.] değil/yerine/= CANLIKÜRE
( Dünya üzerindeki bütün ekosistemlerin toplamıdır. Kendi kendini idare eden, Dünya üzerindeki canlılığın olduğu her bölgenin toplamı olarak da düşünülebilir.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- BIOSYNTHESIS[İng.] / BIYOSYNTHÉSE[Fr.] / BIOSENTHESE[Alm.] ile/değil/yerine/= BİYOSENTEZ
- BIOT NUMBER[İng.] / NOMBRE DE BIOT[Fr.] / BIOT-ZAHL[Alm.] ile/değil/yerine/= BİOT SAYISI
- BIOT-FOURIER EQUATION[İng.] / BIOT-FOURIERE-GLEICHUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= BİOT-FOURİER DENKLEMİ
- BIOT-SAVART LAW[İng.] / LOI DE BIOT-SAVART[Fr.] / BIOT-SAVARTCHES GESETZ[Alm.] ile/değil/yerine/= BİOT-SAVART YASASI
- BIOT'S LAW[İng.] / LOI DE BIOT[Fr.] / BIOT-GESETZ[Alm.] ile/değil/yerine/= BİOT YASASI
- BIOTECHNOLOGY[İng.] / BIOTECHNOLOGIE[Fr.] / BIOTECHNOLOGIE[Alm.] ile/değil/yerine/= BİYOTEKNOLOJİ
- BIOTIC POTENTIAL[İng.] / POTENTIAL BIOTIQUE[Fr.] / BIOTISCHES POTENTIAL[Alm.] ile/değil/yerine/= BİYOTİK POTANSİYEL
- BIOTIC[İng.] / BIOTIQUE[Fr.] / BIOTICH[Alm.] ile/değil/yerine/= BİYOTİK
- BIOTOPE[İng.] / MIOTOPE[Fr.] / BIOTOP[Alm.] ile/değil/yerine/= BİYOTOP
- BIPEDAL[İng.] değil/yerine/= İKİ AYAKLI
( İnsan gibi, ayakları üzerinde dik duran ve yürüyen, iki ayaklı postür.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- BİPOLAR BOZUKLUK[İng. BIPOLAR DISORDER] ile/||/<> BİPOLAR ile/||/<> PSİKOZ[İng. PSYCHOSIS]
( Hastanın duygudurumunun sürekli olarak değişmesine sebep olan ruhsal bozukluk. Bipolar bozukluk hastaları birbirlerinin zıttı olan manik ve depresif dönemlere girerler. @@ İki uçlu - iki kutuplu olma durumudur. @@ Gerçeklikten kopma hali. Kişinin gerçek olmayan inanışlara sahip olması, gerçek dışı şeyler görmesi ya da duyması durumudur. Psikoz olan kişiler gerçeklerle, gerçek olmayanları ayırt etmekte zorlanırlar. Bir hastalık değil, hastalığın sonucudur. Bipolar bozukluk ya da şizofreniye sahip insanlar psikoz sanrıları yaşayabilirler.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- BIPOLAR TRANSISTOR[İng.] / TRANSISTOR BIPOLAIRE[Fr.] ile/değil/yerine/= ÇİFT KUTUPLU TRANSİSTÖR
- BIPOLAR[İng.] / BIPOLAIRE, DIPÔLE[Fr.] ile/değil/yerine/= ÇİFT KUTUP/LU
- BIPRISM[İng.] / DOUBLE PRISME[Fr.] / DOPPELPRISMA, DOPPELTES PRISMA[Alm.] ile/değil/yerine/= ÇİFT PRİZMA
- BİR ARADA VAR OLMAK ile BİR ARADA YAŞAMA ile BİR ARADA VAR OLAN
- BİR BEN VAR BENDE, BENDEN İÇERU" OLAN) "BEN" ile/ve/<> "ben"
( Bir gövdede odaklanmış, sonsuz olanız. )
( We are the infinite, focussed in a body. )
( - Seni gördüm, daha iyi oldum.
- Beni görürsen, bana da göster. )
- BİR DİĞER ile BAŞKA BİR TAHMİN ile BİR TANE DAHA ile BAŞKA ZAMAN
- BİR DURUMA GEREKÇE BULMAK ile/ve GEREKÇE BULDUKTAN SONRA BİR DURUMA DÜŞMEK
- BİR GÜN(DE) ile AYNI GÜN(DE)
- BİR KENARA ile DIŞINDA ile BUNUN DIŞINDA ile BUNUN DIŞINDA
- BİR ŞEY OLUŞ ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< OLUŞ
- BİR ŞEY/BAZI ŞEYLER) BİLİYOR OLMAK ile/ve/değil/yerine (DERİNLEMESİNE) BİLİYOR OLMAK
- BİR ŞEYİN BÜTÜNÜ ile KENDİNDE BÜTÜN
- BİR-LİK ile BİRLİK
- BİR-LİK ile BİRLİK
- BİR/BÜTÜN ile/ve AYNI
( Çok sayıda deneyimci, bölünmemiş ve bölünemez olan farkındalığın içinde ortaya çıkar. Her biri, bellekte ayrı ama özde bir ve aynıdır. )
- BİR/LİK ve/+ ÇOK/LUK | ve/||/<>/> TÜMEL/LİK
- BİR/LİK ile ÖZDEŞ/LİK
- BİR ile/ve/||/<> BİRLİK ile/ve/||/<> BÜTÜNLÜK
( Allah. İLE/VE/||/<> Evren. İLE/VE/||/<> İnsan. )
( The god. VS./AND/||/<> The universe. VS./AND/||/<> The human. )
(1996'dan beri)