Eşit'liği bulunan FaRkLaR
KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!
(SÜREKLİ AYIRDINDA OLUNMASI GEREKENLER!!!)
itibarı ile 24.891 başlık/FaRk ile birlikte,
24.891 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.
Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...
(80/101)
- CONSTANT BOILING HCL[İng.] ile/değil/yerine/= SABİT KAYNAYAN HCL
- CONSTANT MASS[İng.] ile/değil/yerine/= SABİT KÜTLE
- BASE LOAD CONSUMPTION[İng.] / CONSOMMATION EN RUBAN[Fr.] / BANDVERBRAUCH[Alm.] ile/değil/yerine/= SABİT YÜK TÜKETİMİ
- SABİT[Ar.] değil/yerine/= TANITLI
- SABOTAJ[Fr. < SABOTAGE] değil/yerine/= BALTALAMA
- STEATITE, SOAPSTONE[İng.] ile/değil/yerine/= SABUNLAĞI
- SAPONIFICATION[İng.] / SAPONIFICATION[Fr.] / VERSEIFUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= SABUNLAŞMA
- STÉATITE[Fr.] ile/değil/yerine/= SABUNTAŞI
- FRINGE DISTANCE[İng.] / INTERVALLE DE FRANGE[Fr.] / FRANSENABSTAND[Alm.] ile/değil/yerine/= SAÇAK ARALIĞI
- FRINGE WIDTH[İng.] / LARGEUR DE FRANGE[Fr.] / FRANSENBREITE[Alm.] ile/değil/yerine/= SAÇAK GENİŞLİĞİ
- FRINGE[İng.] / FRANGE[Fr.] ile/değil/yerine/= SAÇAK
- FRANSEN[Alm.] ile/değil/yerine/= SAÇAKLAR
- SCATTERING ANGLE[İng.] / ANGLE DE LA DIFFUSION[Fr.] / STREUUNGSWINKEL[Alm.] ile/değil/yerine/= SAÇILMA AÇISI
- SCATTERING AMPLITUDE[İng.] / STREUUNGSAMPLITUDE[Alm.] ile/değil/yerine/= SAÇILMA GENLİĞİ
- SCATTERING COEFFICIENT[İng.] / STREUUNGSKOEFFIZIENT[Alm.] ile/değil/yerine/= SAÇILMA KATSAYISI
- SCATTERING MATRIX[İng.] / MATRICE DE DIFFUSION[Fr.] / STREUUNGSMATRIX[Alm.] ile/değil/yerine/= SAÇILMA MATRİSİ
- SCATTERING CROSS SECTION[İng.] / COUPE EFFICACE DE DIFFUSION[Fr.] / STREUQUERSCHNITT[Alm.] ile/değil/yerine/= SAÇILMA TESİR KESİTİ
- TENÂSÜR[Osm.] / SCATTERING[İng.] / STREUUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= SAÇILMA
- SCATTERED RADIATION[İng.] / RAYONNEMENT DIFFUSÉ[Fr.] / STREUSTRAHLUNG, GESTREUENDE STRAHLUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= SAÇILMIŞ IŞINIM/IŞIN
- SAÇMA = ABES = ABSURD[İng., Alm.] = ABSURDE[Fr.] = ABSURDO/DA[İsp.]
- ŞÂD[Fars.] değil/yerine/= NEŞELİ, SEVİNÇLİ
- SADAKA değil/yerine/= ELÇIKI
- SÂDE[Fars.]/SÂF[Ar.] değil/yerine/= ARI/YALIN
- SADECE ..., SADECE ..., SADECE ... (DEĞİL) değil/yerine/= TEK BİR ŞEY (DEĞİL)
- SADED[Ar.] değil/yerine/= ASIL
( Asıl konu. | Yakınlık, civar. | Düşünce, niyet, kasıt; girişim/teşebbüs. )
- SADEDE GELMEK değil/yerine/= KONUYA DÖNMEK
- PURE VISCOSITY[İng.] / VISCOSITÉ PURE[Fr.] ile/değil/yerine/= SAF AĞDALILIK
- PURE GERMANIUM DETECTOR[İng.] / DÉTECTEUR AU GERMANIUM PUR[Fr.] / REINSTGERMANIUMDETEKTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= SAF GERMANYUM DEDEKTÖRÜ
- SAF[Osm.] ile/değil/yerine/= SAF
- ŞAFAK[Ar. < ŞEFAK] değil/yerine/= TAN
( Güneş doğmadan az önce beliren aydınlık. )
- SAFDİL[Fars.] ile/= SAFDERUN[Fars.]
( Kolayca aldatılan. )
- SAFHA[Ar.]/MERHALE[Ar. < RİHLET]/FAZ[Fr. < Yun.] değil/yerine/= EVRE/AŞAMA
( Bir olayda, birbiri ardınca görülen ve/ya da beliren, gelişen değişik durumların her biri. | Menzil, konak, aşama. | İki menzil, konak arası. | Bir günlük yol. )
- SAFİR değil/yerine/= GÖKÇETAŞ
- SAPPHIRE[İng.] / SAPHIR[Alm.] ile/değil/yerine/= SAFİR
- SAF/LAŞTIRILMIŞ AKIL ile/ve/= NİYET ile/ve/= KALP
( PURIFIED REASON vs./and INTENTION = HEART )
- GRADE[İng.] ile/değil/yerine/= SAFLIK DERECESİ
- PURITY[İng.] / REINHEIT[Alm.] ile/değil/yerine/= SAFLIK
- SAFFLORITE[İng.] ile/değil/yerine/= SAFLORİT
- BILE ACIDS[İng.] / ACIDE BILIAIRE[Fr.] / GALLENSÄUREN[Alm.] ile/değil/yerine/= SAFRA ASİTLERİ
- BILE PIGMENT[İng.] / PIGMENT BILIAIRE[Fr.] / GALL FARBSTOFF[Alm.] ile/değil/yerine/= SAFRA BOYARNESNESİ
- BILE SALTS[İng.] / SEL BILIAIRE[Fr.] / GALLEN SALZ[Alm.] ile/değil/yerine/= SAFRA TUZLARI
- RIGHT-HAND RULE[İng.] / RÈGLE DE LA MAIN DROITE[Fr.] / DREIFINGERREGEL (RECHTE HAND), RECHTGÄNGIGE REGEL[Alm.] ile/değil/yerine/= SAĞ EL KURALI
- RIGHT-HAND POLARIZATION[İng.] / POLARISATION DROITE[Fr.] ile/değil/yerine/= SAĞ EL KUTUPLANMASI
- RIGHT-HAND HELICITY[İng.] / HÉLICITÉ DROITE[Fr.] / RECHTER HELICITY[Alm.] ile/değil/yerine/= SAĞ EL SARMALLIĞI
- RECHTGÄNGIGE POLARISATION[Alm.] ile/değil/yerine/= SAĞ ELLİ KUTUPLANMA
- RECHTGÄNGIGE SPIRALE[Alm.] ile/değil/yerine/= SAĞ ELLİ SARMAL
- SAĞ SALİM değil/yerine/= SAĞ SAĞLAM/SAĞ ESEN/ESENLİKLE
- SAĞANAQ[Azr.] = KASNAK, ÇEMBER[Tr.]
- SAĞDUYU = HASSE-İ SELİME = GOOD SENSE[İng.] = BON SENS[Fr.] = GESUNDER VERSTAND[Alm.]
- SAĞIN = SAHİH = EXACT[İng., Fr.] = EXAKT[Alm.] = EXIGERE[Lat.] = EXACTO/TA[İsp.]
( Doğruluk kuralına uygun olan. | Sözün, anlatılmak istenilene tam karşılık olması, tam uygun düşmesi niteliği. )
- SAGİTAL EKSEN/SAGITTAL AXIS[İng.] değil/yerine/= ÖN-ARKA EKSEN
- SAĞLIK ENFORMASYON SİSTEMLERİ/HEALTHCARE INFORMATION SYSTEMS[İng.] değil/yerine/= SAĞLIK BİLİŞİM DÜZENİ (BİLİM DALI)
- HEALTH PHYSICS[İng.] / PHYSIQUE SANITAIRE[Fr.] / GESUNDHEITSPYSIK, STRAHLENSCHUTZPHYSIK[Alm.] ile/değil/yerine/= SAĞLIK FİZİĞİ
- SAĞLIK = HEALTH[İng.] = SANTÉ[Fr.] = GESUNDHEIT[Alm.] = SALUTE[İt.] = SALUD[İsp.]
- SAGU = AĞIT = MERSİYE
( İslâm'dan önce. = Halk yazınında. = Divan yazınında. )
- ŞAH MAT değil/yerine/= HAN DÜŞER
- SAH/SAK SUBARAKNOİT HEMORAJİ/SUBARACHNOID HEMORRHAGE[İng.] değil/yerine/= SUBARAKNOİT KANAMA
- SAHA IONIZATION[İng.] / IONISATION DE SAHA[Fr.] / SAHA-IONISATION[Alm.] ile/değil/yerine/= SAHA İYONLAŞMASI
- ŞAHAB/ŞİHÂB[Ar.]/METEOR(İT) değil/yerine/= GÖKTAŞI
( Havayuvarı içinde oluşan sıcaklık değişmeleri, yel, yıldırım, yağmur, dolu gibi olaylara verilen ad. | Akanyıldız. )
- SAHAN[Ar.] değil/yerine/= TENCERE
- ŞAHANE değil/yerine/= ÇOK GÜZEL, EŞSİZ, GÖRKEMLİ
- SAHANLIK değil/yerine/= DÜZLÜK/DÜZALAN
- ŞAHAP[Ar. < ŞİHÂB] değil/yerine/= AĞMA/AKAN YILDIZ
- SAHÂVET[Ar.] değil/yerine/= EL AÇIKLIĞI
( CÖMERTLİK, EL AÇIKLIĞI )
- ŞAHESER[Ar.] değil/yerine/= BAŞYAPIT
- SAHİFE[Ar.] değil/yerine/= YAPRAK
- SAHİH[Ar.]["SAİH" değil!] değil/yerine/= DOĞRU
- SAHİL[Ar.] değil/yerine/= KIYI/YAKA/YALI
- SAHIN/SAHN[Ar.] değil/yerine/= NAMAZ KILMA YERİ
- SAHİP/MÂLİK[Ar.] değil/yerine/= İYE
- SAHİP değil/yerine/= İYE
- ŞAHIS[Ar.] değil/yerine/= KİŞİ/BİREY
- ŞÂHİT/ŞÂHİD[Ar.]["ŞAİT" değil!] değil/yerine/= TANIK
- SAHNE[Ar. < Yun.] değil/yerine/= KÖRÜNÇ/GÖRÜNÇ, SEKİ
- SAHRA[Ar.] değil/yerine/= ÇÖL
- SAHRA değil/yerine/= KIR
- SAHRA[Ar.] değil/yerine/= KIR | ÇÖL
- ŞAHS/ŞAHIS/FERT/FERD/INDIVIDU değil/yerine/= BİREY
- ŞAHSEN[Ar.] değil/yerine/= KİŞİSEL OLARAK
- ŞAHSİ (HAKLAR) değil/yerine/= KİŞİSEL (ÜLEVLER)
- ŞAHSÎ[Ar.] değil/yerine/= KİŞİSEL
- ŞAHSINA MÜNHASIR değil/yerine/= KENDİNE ÖZGÜ
- ŞAHSİYET (HAKLARI) değil/yerine/= KİŞİLİK (ÜLEVLERİ)
- ŞAHSİYET(Lİ/SİZ) değil/yerine/= KİŞİLİK(Lİ/SİZ)
- SAHTE değil/yerine/= DÜZME/DÜZMECE
- [ne yazık ki]
SAHTE[Fars.] değil/yerine/= YAPAY/YAPMA, DÜZMECE
( Sahte olan, zaman ve uzay ile sınırlıdır ve koşulların ürettiğidir. )
( Bir an gerçek gibi görünmek, sahte olanın doğasıdır. )
( Sahte olanı yıkamazsınız, çünkü onu durmadan yaratıyorsunuz. )
( Sahtenin sahteliği anlaşıldığında, o, kendi kendine erir gider. )
( Sahte olanı sahte olarak görmek ve sahte olanı terk etmek, gerçeği getirecektir. )
( Sahte olduğunu gördüğünüz her ne ise o eriyip kaybolur. )
( Sahte olandan vazgeçin, doğru olan kendi yerini bulacaktır. )
( Sahte olanın zamana gereksinimi olduğunu ve zamana gereksinimi olanın sahte olduğunu bir kez anlarsanız, zaman ötesi ve hep şimdi'de olan Gerçek'e yakınlaşmış olursunuz. )
( Gerçeğin görülmesini o kadar zorlaştıran, sahte olana tutunup ondan kopamamaktır. )
( Gerçek, sahtenin reddi ve inkârı ile ifade edilebilir -eylemle. )
( Gerçek, herkes için birdir, ancak sahte olan kişiseldir. )
( Sahte olanı fark edip onu reddetmek, gerçeğe giden yolu açar. )
( Sahte olanlar gittiğinde, geride kalan, gerçek olandır. )
( Doğru kendini öne sürmez, o sahtenin sahte olarak görülmesi ve reddedilmesinde yatar. Zihin, sahte olan tarafından kör edilmişken, doğruyu aramak yararsızdır. Doğru olanın sezilebilmesi için önce sahtenin tamamen temizlenip yok edilmesi gerekir. )
( Sahte olanın keşfedilip terk edilmesi, gerçek olanın zihne girişini sağlar. )
( Sahte olanın yıkımı, şiddet değildir. )
( Sahte olanın reddi, özgürleştirici ve enerji vericidir. )
( Sahte olan "Ben-im" duygusu değil fakat kendinizi ne sandığınızdır. )
( The false is limited in time and space and is produced by circumstances.
It is the nature of the false that it appears real for a moment.
You cannot destroy the false, for you are creating it all the time.
To see the false as false and abandon the false brings reality into being.
It is the discarding the false that opens the way to the true.
What you see as false, dissolves.
Once you understand that the false needs time and what needs time is false, you are nearer the Reality, which is timeless, ever in the now.
It is the clinging to the false that makes the true so difficult to see.
Reality is common to all. Only the false is personal.
The false dissolves when it is discovered.
The discovery and abandonment of the false remove what prevents the real entering the mind.
The destruction of the false is not violence.
Renunciation of the false is liberating and energizing.
It is not the "I am" that is false, but what you take yourself to be. )
( KALP )
( ARTIFICIAL vs. FAKE )
- SAHTEKÂR değil/yerine/= DÜZMECİ
- SAİKA[Ar.] değil/yerine/= YILDIRIM | NEDEN
- FEU DE SAINT-ELME[Fr.] ile/değil/yerine/= SAİNT ELMO KIVILCIMI
- ÉQUATION DE SAINT-VENANT[Fr.] ile/değil/yerine/= SAİNT-VENANT DENKLEMİ
- ŞAİR[Ar.]/POET[İng.] değil/yerine/= OZAN
- SAİR[Ar.] değil/yerine/= BAŞKA, ÖTEKİ
- ŞAİR[Ar.] değil/yerine/= OZAN
( Şiir söyleyen ya da yazan kişi. | Hayal gücü geniş olan, duyarlı, duygulu kişi. )
( )
- ŞAİRÂNE[Ar.]/POETIC[İng.] değil/yerine/= OZANCA
- SAİT FAİK ABASIYANIK MÜZESİ =/< SPANUDİS KÖŞKÜ
( Burgazada'dadır. [Lütfen müzelerimizi ziyaret edelim!] )
- SAK/SAC[İng.] değil/yerine/= KESE
- ŞAKA GİBİ ile/ve/=/||/<>/< GİBİ GİBİ
- ŞAKAİK değil/yerine/= GELİNCİK ÇİÇEĞİ
( GELİNCİK ÇİÇEĞİ )
- SAKARİMETRE[Fr.] değil/yerine/= ŞEKERÖLÇER
( Bir sıvıda, çözelti durumunda bulunan şeker miktarını belirlemeye yarayan aygıt. )
- SAKAT[Ar.] değil/yerine/= ÇOLAK/SÖKEL
- SAKATLANMAK[Ar.] değil/yerine/= ÇOLMAK
- SAKİL[Ar.]["SAKİR" değil!] değil/yerine/= AĞIR | KABA
( Ağır. | Sıkıntı veren, sıkıntılı. | Çirkin, kaba. | Türk müziğinde bir usûl. )
- SAKÎM[Ar. < SAKAMET] değil/yerine/= BOZUK/YANLIŞ/EKSİK
( Hasta, hastalıklı. | Yanlış. | Rivâyeti doğru, sağlam olmayan hadîs. )
- MAHFUZİYET[Osm.] / ERGUSS[Alm.] ile/değil/yerine/= SAKIM
- SAKİN değil/yerine/= DİNGİN
- SAKİN değil/yerine/= DİNGİN/DURGUN
- SAKİNLEŞMEK[Ar.] değil/yerine/= DİNGİNLEŞMEK/DURGUNLAŞMAK/DURULMAK/YATIŞMAK
- SAKİN/MUKİM/MÜTEMEKKİN[Ar.] değil/yerine/= OTURAN/OTURGAN/YERLEŞİK
- SAKIZ AĞACI CAMİSİ = SAHAF MUSLİHİDDİN CAMİSİ
( Kasımpaşa'da, Sakız Ağacı semtindedir. )
( XVII. yüzyılda Sahaf Müslihiddin tarafından yaptırılmıştır. )
- SACCHARIDE[İng.] / SACCHARATE[Fr.] / SACCHARAT[Alm.] ile/değil/yerine/= SAKKARAT, SAKKARİT
- SACCHARIFICATION[Fr.] / VERZUCKERUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= SAKKARİFİKASYON
- SACCHARIC ACID[İng.] / ACID SACCHARIQUE[Fr.] / SACCHARINSÄURE[Alm.] ile/değil/yerine/= SAKKARİK ASİT
- SACHARIMETRY[İng.] / SACCHARIMÉTRIE[Fr.] / ZUCKERMESSUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= SAKKARİMETRİ
- SACCHARIN, SACCHARINE[İng.] / SACCHARINE[Fr.] / SACCHARIN, O-BENZOESÄURESULFIMID[Alm.] ile/değil/yerine/= SAKKARİN
- SACCHARIFICATION, SACCHARIFY[İng.] / SACCHARIFIER[Fr.] / VERZUCKERN[Alm.] ile/değil/yerine/= SAKKARİTLEŞTİRME
- SACCHAROBIOSE[İng.] ile/değil/yerine/= SAKKAROBİYOZ
- SACCHAROMETER, SACHARIMETRY[İng.] / SACCHARIMÉTRIE[Fr.] / SACCHAROMETER, ZUCKERMESSUNG, ZUCKERMESSER[Alm.] ile/değil/yerine/= SAKKAROMETRE, SAKKARİMETRİ
- SACCHARONIC ACID[İng.] / ACIDE SACCHARONIC[Fr.] ile/değil/yerine/= SAKKARONİK ASİT
- SUCROSE, SACCHAROSE[İng.] / SACCHAROSE[Fr.] / SACCHAROSE, SUCROSE, ROHRZUCKER, RÜBENZUCKER[Alm.] ile/değil/yerine/= SAKKAROZ
- SAKMARIAN EPOCH[İng.] değil/yerine/= SAKMARYAN EPOKU
( Günümüzden yaklaşık olarak 295.500.000 ile 290.100.000 yıl öncesi arasını kapsayan jeolojik zaman dilimidir. Bu zaman aralığı, çok önemli değişimler göstermemekle birlikte, farklı kaynaklarda biraz daha farklı olarak verilebilir. Kaynaklarda bir örneği görülebilir.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- SAKO[İt. < Yun.] değil/yerine/= ÜSTLÜK
( Paltoya benzer bir tür üstlük. )
- ŞÂKÜL[Ar.] değil/yerine/= ÇEKÜL
( Ucuna, küçük bir ağırlık bağlanmış iple oluşturulan, yer çekiminin doğrultusunu belirtmek için sarkıtılarak kullanılan bir araç. )
- SAKÜLER/SACCULAR[İng.] değil/yerine/= KESELEŞMİŞ
- ŞÂKULÎ değil/yerine/= DÜŞEY
- SALÂBET[Ar. < SULB] değil/yerine/= KATILIK/SAĞLAMLIK
( Peklik, katılık, sağlamlık. | Manevi kuvvet, dayanma. )
- SALÂHİYET[Ar.] değil/yerine/= YETKİ
( YETKİ, BİR İŞE KARIŞMAYA YA DA GÖREV GEREĞİ BİR İŞ YAPMAYA, BİR HAREKETTE BULUNMAYA HAKLI OLMA | BİR DÂVÂYA BAKABİLME )
- SALÂHİYETNÂME değil/yerine/= YETKİBELGE
- SALAM[Azr.] = SELAM[Tr.]
- SALAMANJE[Fr. < SALLE À MANGER] değil/yerine/= YEMEK ODASI
- SALAMANJE[Fr.] değil/yerine/= YEMEK ODASI
- SALAMURA[İt.] değil/yerine/= TUZLU SUDA TUTULMUŞ
- SALATALIK -=
( Salatanın parçası olan, salataya konulan. SALATA-LIK )
- SALATALIK ile/||/=/<> DİN KABAK
( ... İLE Kütahya'daki adı. )
- SALICINÉES = SAFSÂFÎYE
- EMISSION SPECTRUM[İng.] / SPECTRE D'ÉMISSION[Fr.] ile/değil/yerine/= SALIM TAYFI/SPEKTRUMU, EMİSYON SPEKTRUMU
- SÂLİM[Ar.] değil/yerine/= ESEN, SAĞLAM
- SÂLİM değil/yerine/= ESEN/SAĞLAM
- SALIN/PHYSIOLOGICAL SALINE[İng.] değil/yerine/= SERUM FİZYOLOJİK
- OSCILLATION MODE[İng.] / MODE D'OSCILLATION[Fr.] ile/değil/yerine/= SALINIM KİPİ
- OSCILLATION CENTER[İng.] / CENTRE DE L'OSCILLATION[Fr.] ile/değil/yerine/= SALINIM MERKEZİ
- İHTİZAZ[Osm.] / OSCILLATION[İng.] / OSCILLATION[Fr.] / OSZILLATION, SCHWINGUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= SALINIM, TİTREŞİM
- SALICYLALDEHYDE[İng.] / SALICYLALDÉHYDE[Fr.] / SALIZYLALDEHYD[Alm.] ile/değil/yerine/= SALİSİLALDEHİT
- SALICYLAMIDE[İng.] / SALICYLAMIDE[Fr.] / SALIZYLAMID[Alm.] ile/değil/yerine/= SALİSİLAMİT
- SALICYLATE[İng.] / SALIZYLAT[Alm.] ile/değil/yerine/= SALİSİLAT
- SALICYLIDENE[İng.] ile/değil/yerine/= SALİSİLDEN
- SALICYLIC ACID[İng.] / ACIDE HYDROXY-2-BENZOCOUPAGE, ACIDE SALICYLIQUE[Fr.] / SALIZYLSÄURE, SPIRSÄURE, O-OXYBENZOESÄURE[Alm.] ile/değil/yerine/= SALİSİLİK ASİT
- SALICYLOL[İng.] ile/değil/yerine/= SALİSİLOL
- SALKIM AĞACI = AKASYA[Lat.]
- SALKIM, RASEMUS, RASEM = ANKÛD = GRAPPE
- SALKOWSKI'S SOLUTION[İng.] ile/değil/yerine/= SALKOWSKİ ÇÖZELTİSİ
- SALON[Alm.] değil/yerine/= TÜNLÜK
- ABSOLUTE ZERO[İng.] / ZERO ABSOLU[Fr.] / ABSOLUTER PUNKT[Alm.] ile/değil/yerine/= SALT/MUTLAK SIFIR NOKTASI
- TEMPÉRATURE ABSOLUE[Fr.] ile/değil/yerine/= SALT SICAKLIK
- SALT = SIRF, SAF, MAHZ = PURE[İng.] = PUR[Fr.] = REIN[Alm.] = PURUS[Lat.] = PURO[İsp.]
- SALTANAT değil/yerine/= YETKELİK
( Osmanlı Saltanatı ya da Padişahlık, Osmanlı döneminde kullanılan yönetim biçimine verilen addır. Yönetim biçimi Osmanlı Hanedanı üyesi sultanın görünüşte mutlak egemen olmasına dayalıdır. Saltanat sözcüğü, gösteriş ve zenginlik anlamında da kullanılır. Saltanat'ın bazı dönemlerinde, sultanın yetkin olmamasından dolayı, Haseki Sultan'lar ya da Valide Sultan'lar [hatta Mihrimah Sultan örneğinde görüldüğü gibi, sultan kızı] devlet yönetimine katılmış, hatta zaman zaman devleti yönetmiştir. Bu dönem, "Kadınlar Saltanatı" olarak bilinir. Dönem, büyük ölçüde Osmanlı'nın duraklama dönemine denk gelir. Kanuni Sultan Süleyman'ın yaşlılık döneminde [1550 civarı] başlamış, 1656 yılında Köprülü Mehmet Paşa'nın sadrazam oluşuna kadar devam etmiştir. Saltanat, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 01 Kasım 1922'de kabul ettiği "Osmanlı'nın münkariz olduğuna dair" 308 numaralı kararname ile kaldırılmıştır. Kararname, ilga yargısını geriye yürüterek "İstanbul'daki biçimi hükümetin 1920'de[16 Mart 1336] tarihe intikal ettiğini" bildirmiştir. Saltanatın kaldırılmasıyla Türk Tarihi'nin en uzun ömürlü devleti Osmanlı Devleti'nin 623 yıllık süreci resmen sona ermiştir. )
- SALTIK = MUTLAK = ABSOLUTE[İng.] = ABSOLU[Fr.] = ABSOLUT[Alm.] = ABSOLUTUS[Lat.] = ABSOLUTO/TA[İsp.]
- ŞALVAR[Azr.] = PANTOLON[Tr. < Fr.]
- ŞALVAR değil/yerine/= TUMAN
- ŞÂM U SEHER[Fars.] değil/yerine/= AKŞAM-SABAH
- SAMADHİ[Sansk.] = CH'AN TİNG, SANWEİ SAMOTİ[Çince]
- ŞAMANDIRA[Yun.] değil/yerine/= YÜZENEK/YÜZERTOP
( Halkalarına tekne bağlamak için limanda demirlenmiş olan, içi boş, her yanı kapalı, çoğunlukla metalden yapılan fıçı vb., yüzer top. | Denizde yol göstermeye, bir tehlikeyi ya da geçiş yolunu haber vermeye yarayan yüzer nesne. | Kapama düzenini sağlayan, metal ya DA plastikten yapılmış, suda yüzen top. | Kandilde, fitili tutmak için yağda yüzen, telli mantar düzeneği. )
- SAMİMÎ(YET) değil/yerine/= İÇTEN/LİK
- ŞAMPİYON[Fr., İng. < CHAMPION] değil/yerine/= BÖKE
- SAMPLE[İng.] değil/yerine/= ÖRNEK
- SAMPLING ERROR[İng.] değil/yerine/= ÖRNEKLEME HATASI
( Bir bireyin taşıdığı özelliklerin, popülasyonun genelindeki özelliklerden rastlantısal olarak farklı olması durumudur. Örnekleme hatası, küçük örnek grupları için fazla, büyük örnek grupları için düşüktür. Yani, bir öbekten ne kadar çok örnek alınırsa, o kadar gerçekçi sonuçlar elde edilir.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- SAMPLING[İng.] değil/yerine/= ÖRNEKLEME
- IMAGINARY POTENTIAL[İng.] ile/değil/yerine/= SANAL POTANSİYEL
- MUHAYYEL RAKAM[Osm.] / IMAGINARY NUMBER[İng.] / NOMBRE IMAGINAIRE[Fr.] / IMAGINÄRE ZAHL[Alm.] ile/değil/yerine/= SANAL SAYI
- IMAGINARY CHARGE[İng.] ile/değil/yerine/= SANAL YÜK
- SANAT ESERİ[Ar.] değil/yerine/= ESİNÇ YAPITI
- SANAT/HÜNER değil/yerine/= ESİNÇ
- SANAT = ART[İng., Fr.] = KUNST[Alm.] = ARS[Lat.] = TEKHNE[Yun.] = ARTE[İsp.]
- SANATÇI değil/yerine/= ÜNERMEN
- SANATKÂR[Ar.]/ARTİST[İng.] değil/yerine/= ESİNÇÇİ
- SANATSAL değil/yerine/= ESİNCİL
- SANAT/SAL ve/||/<>/= TİN/SEL
( SANAT: Saltık tin alanı. )
- SANAYİ/ENDÜSTRİ[< INDUSTRY]/URAN değil/yerine/= İŞLEYİM
- SANCAQ[Azr.] = ÇENGELLİ İĞNE[Tr.]
- CHAIR FORM[İng.] ile/değil/yerine/= SANDALYE ŞEKLİ
- SANDALYE[Ar.] değil/yerine/= OTURAK
- SANDALYE[Ar. < SANDALİYE] değil/yerine/= OTURGA
- SANDOVİÇ değil/yerine/= KISTIRMA
- SANI = OPINION[İng., Fr.] = MEINUNG[Alm.] = OPINIO[Lat.]
- SANİHA[Ar.] değil/yerine/= DOĞAÇLIK/DOĞUNÇLUK
- SANİYE değil/yerine/= İKİNÖY
- SANİYE[Osm.] / SECOND[İng.] / SECONDE[Fr.] / SEKUNDE[Alm.] ile/değil/yerine/= SANİYE
- ONE-SECOND PENDULUM[İng.] / PENDULE BATTANT LA SECONDE[Fr.] ile/değil/yerine/= SANİYELİ SARKAÇ
- EIN ZWEITES RINGSPENDUL[Alm.] ile/değil/yerine/= SANİYEYİ VURAN SARKAÇ
- ŞANJAN/JANJAN[Fr.] değil/yerine/= YANARDÖNER
( Kıpırdadıkça, türlü renklerde parlayan [kumaş vb.]. )
- ATOME QUASI[Fr.] ile/değil/yerine/= SANKİ ATOM
- ŞİBH-İ TEK ZERRE[Osm.] ile/değil/yerine/= SANKİ TEK ATOM
- SANKİ değil/yerine/= SÖZÜMONA
- ŞANO[İt. SCENA] değil/yerine/= TİYATRO SAHNESİ
- ŞANS değil/yerine/= UĞUR/YOM
- SANSASYONEL değil/yerine/= ÇARPICI/SES GETİREN
- ŞANSON[Fr. < CHANSON] değil/yerine/= MISRA DİZİSİ, MELODİ
- SANSÜALİZM[İng. < SENSUALISM] değil/yerine/= DUYUMCULUK
- SANSUALİZM[Fr.]/SENSÜALİZM[İng.] değil/yerine/= DUYUMCULUK
- SANSÜR[Fr.] değil/yerine/= DENETLEME/DENETKİ/SIKIDENETİM
( Her türlü yayının, sinema ve tiyatro yapıtlarının, hükümetçe, önceden denetlenmesi. Yayın ve gösterilmesinin, izne bağlı olması, sıkıdenetim. | Denetleme işini yapan kurul. )
- ZENTIGRAD[Alm.] ile/değil/yerine/= SANTİGRAD
- CENTIGRAM[İng.] / ZENTIGRAMM[Alm.] ile/değil/yerine/= SANTİGRAM
- GRAD CELSIUS[Alm.] ile/değil/yerine/= SANTİGRAT DERECE
- CENTIGRADE[İng.] / CENTIGRADE[Fr.] ile/değil/yerine/= SANTİGRAT
- ZENTIGRAY[Alm.] ile/değil/yerine/= SANTİGRAY
- CENTIGRAY[İng.] / CENTIGRAY[Fr.] ile/değil/yerine/= SANTİGREY
- SANTİMANTAL[Fr. < SENTIMENTAL] değil/yerine/= DUYGULU, İÇLİ, HASSAS
- CENTIMETER[İng.] / CENTIMÈTRE[Fr.] / ZENTIMETER[Alm.] ile/değil/yerine/= SANTİMETRE
- ŞANTİYE[Fr. CHANTIER] değil/yerine/= ...
( Yapı gereçlerinin yığılıp saklandığı ya da işlendiği yer. | İnşa durumundaki ev, fabrika, baraj vb. her türlü yapı. | Büyük yapıların inşasında yapıcıların yaşadıkları geçici bina. | Ev, fabrika, baraj vb.nin yapımının sürdüğü yer, yapı yeri. | Gemi tezgâhı. )
- SANTONIAN EPOCH[İng.] değil/yerine/= SANTONYAN EPOKU
( Günümüzden 86.300.000 ile 83.600.000 yıl öncesi arasını kapsayan jeolojik zaman dilimidir.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- ŞANTÖR[Fr. < CHANTEUR] değil/yerine/= ERKEK ŞARKICI
- ŞANTÖZ[Fr. < CHANTEUSE] değil/yerine/= KADIN ŞARKICI
- SANTRA[İng. < Lat.] değil/yerine/= ORTA, MERKEZ
- SANTRAL/CENTRAL[İng.] değil/yerine/= MERKEZÎ
- SANTRİFÜGAL/CENTRİFUGAL[İng.] değil/yerine/= MERKEZKAÇ
- SANTRİFÜJ/CENTRİFUGE[İng.] değil/yerine/= DÖNDÜR AYIR AYGIT
- MERKEZKAÇ/SANTRİFÜJ[Fr. < Yun. KENTRON: Merkez. | SOOMA: Gövde.] değil/yerine/= ÖZEKKAÇ
( Merkezden uzaklaşan. )
- CENTRIFUGE[İng.] / CENRIFUGER[Fr.] / TRENNSCHLEUDER, ZENTRIFUGE, SCHLEUDER[Alm.] ile/değil/yerine/= SANTRİFÜJ
- CENTRIFUGATION[İng.] / CENTRIFUGATION[Fr.] / SCHLEUDERUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= SANTRİFÜJLEME
- SANTRIPEDAL/CENTRIPETAL[İng.] değil/yerine/= MERKEZCİL
- SANZEN[Jap.] = SAN-CH'AN[Çince]
- ŞANZIMAN değil/yerine/= GÜÇAKTAR
- OUTLINER[İng.] ile/değil/yerine/= SAPAN DEĞER
- ABERRATION[İng.] ile/değil/yerine/= SAPINÇ
- SAPLAMAK, BATIRMAK = SANÇMAK
- SAPLANTI = FİKR-İ SABİT = FIXED IDEA[İng.] = IDÉE FIXE[Fr.] = FIXE IDEE[Alm.] = FIXUS[Lat.]
- ALUM[İng.] / ALUN[Fr.] / ALUN, ALUMEN[Alm.] ile/değil/yerine/= ŞAPLAR
- ANGLE OF DEVIATION[İng.] / ABLENKWINKEL, ABWEICHUNGSWINKEL[Alm.] ile/değil/yerine/= SAPMA AÇISI
- İNHİRAF[Osm.] / DEVIATION, VARIATION[İng.] / DÉVIATION[Fr.] / ABWEICHUNG, DEVIATION[Alm.] ile/değil/yerine/= SAPMA
- İNHİRAFSİZ[Osm.] / APLANATIC[İng.] / APLANATIQUE[Fr.] / APLANATIK[Alm.] ile/değil/yerine/= SAPMASIZ
- STRAY RAY[İng.] / RAYONNEMENT DÉVIÉ[Fr.] ile/değil/yerine/= SAPMIŞ IŞIN/IŞINIM
- SAPROFİT[Fr. < Yun. SAPROS: Çürük. | PHYTON: Bitki.]/SAPROTROF değil/yerine/= ÇÜRÜKÇÜL
( Doğal olarak hayvan ve bitki kalıntılarının üzerinde yaşayan ve onların çürümesine yol açan bitki ve organizmalar. )
- DEFLECTOR COIL[İng.] / BOBINE DÉFECTEUR[Fr.] / ABLENKSPULE, DEFLEKTORSPULE[Alm.] ile/değil/yerine/= SAPTIRICI BOBİN
- DEFLECTOR PLATE[İng.] / PLAQUE DÉFLECTRICE[Fr.] / ABLENKPLATTE, DEFLEKTORPLATTE[Alm.] ile/değil/yerine/= SAPTIRICI LEVHA
- DEFLECTING YOKE[İng.] / JOUG DE DÉFLEXION[Fr.] / ABLENKJOCH[Alm.] ile/değil/yerine/= SAPTIRMA BOYUNDURUĞU
- DEFLECTING VOLTAGE[İng.] / TENSION DE DÉVIATION[Fr.] / ABLENKSPANNUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= SAPTIRMA GERİLİMİ
- SAR/SPECİFIC ABSORPTION RATE[İng.] değil/yerine/= ÖZGÜL SOĞURMA DEĞERİ
- SARAÇHANE = VEZNECİLER
- SPIRITS OF WINE[İng.] / ESPRIR DE VIN[Fr.] / WEINGEIST[Alm.] ile/değil/yerine/= ŞARAP RUHU
- ŞARAP[Ar.]/MEY[Fars.] değil/yerine/= ÇAKIR/SÜÇİK
- ŞARBON[Fr. < CHARBON] değil/yerine/= KARAKABARCIK
- ŞARBON[Fr.] değil/yerine/= YANIKARA/KARAKABARCIK/KARAYANIK
( Çeşitli hayvanlarda, özellikle koyun ve sığırlarda görülen, deri ya da mukoza yoluyla insana bulaşan, bulaştığı yerde kara bir çıban yapan, tehlikeli sayrılık. )
(1996'dan beri)