Tarih'teki FaRkLaR
KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!
(SÜREKLİ AYIRDINDA OLUNMASI GEREKENLER!!!)
itibarı ile 8.936 başlık/FaRk ile birlikte,
8.936 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.
Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...
(8/37)
- ÇARPTIRILMIŞ ile/değil ÇARPITILMIŞ
- ÇARPTIRMAK ile/değil ÇARPITMAK
- CASUS[Ar.]/AJAN[Fr./İng. < AGENT] ile/değil/yerine/= ÇAŞIT
- CASUSLUK YAPMAK ile/değil/yerine/= ÇAŞITLAMAK
- ÇATAL ile/ve/||/<> MAKAS
- ÇATALHÖYÜK ile/ve/||/<>/> HACILARHÖYÜK
- ÇATI" ile/ve/||/<> "ŞEMSİYE"
- ÇATIŞKI ile/ve/||/<> UYUŞMAZLIK
- ÇATIŞMA ile ÇAKIŞMA
- ÇATIŞMA değil/yerine/>< ÇALIŞMA
- ÇATIŞMA ile/değil/yerine FARK
- ÇATIŞMA ile İNDİRGENEMEZ ÇATIŞMA
- ÇATIŞMA ile/ve/değil/yerine/||/<>/< KESİŞME
- ÇATIŞMA ile "TAKIŞMA"
- ÇATIŞMA ile/ve/değil/yerine/||/<>/> UZLAŞMA BECERİSİ
- ÇATIŞMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/>< ÇALIŞMAK
- ÇATIŞMA ile/ve/||/<>/> ÇEKİŞME
- ÇATLAMIŞ OLAN, ...:
AORT DAMARI ile/değil/ne yazık ki/>< AR DAMARI
- ÇATMAK | EHRAM, PİRAMİT | KURGAN ile/||/<> KURGAN ile/||/<> ÇATMA
( çatma 1 Türkistanda sintepe 2 Kale Vuruşma duruşunda savutların uçlarını karşılıklı olarak uygun görülen çelgi doğrultusunda çaprazlama Mobilyayı meydana getiren elemanları birleştirme işlemi Tabanı bir çokgen yanal yüzleri birer üçgen olan ve ortak bir köşe noktasında birleşen çok yüzlü Anlamdaş kurgan Resim Heykel 1 Heykel çamurunu ayakta tutacak demir çubuk ve tel iskelet 2 Kurşun çubuklardan yapılan camresim iskeleti I Yağ çıkarma sırasında tuluğun asıldığı üçayak Akdağ Yeşilköy Gelendost Isparta Kemalpaşa İzmir II 1 Dolgu ile kapatılmış ağaç duvar Fındıkoluk Bilecik Güney İkizdere Rize 2 Ağaç ve tahta yapılarda ana direklere çapraz olarak çakılan çıtalar Güney İkizdere Rize Çeşitli kenar biçimi göze sayısı ve göze büyüklüğündeki ağ parçalarının kenarlarının birbirine birleştirilmesi işlemi )
- CAYDIRICILIK ile/ve/||/<> ISLÂH EDİCİLİK
- CAYDIRMA ile/ve/||/<>/> ZORLAŞTIRMA ile/ve/||/<>/> YASAKLAMA
- CAZİB ile/ve/<> MUZİB
- CEBE[MOĞOLCA] ile/değil/yerine/=/||/<> ZIRH | SİLAH
( zırh I silah )
- CEBE ile/||/<> CEBE[MOĞ.]
( Bedeni düşman silahlarının etkisinden korumak için savaşta giyilen çok parçalı zırh kalın meşinden giysi Dalyanlarda kullanılan sisaldan yapılan ve dalyan haznesi büyüklüğünde olan ağ Eski kaynaklarda da cebe zırh olarak geçer Anadolu ağızlarında altın ve gümüşten yapılmış bileziğe de cebe ya da cepe adı verilir Farsça caba a coat of mail Steingassın verdiği cuba biçimi yanlıştır da Moğolcadan geçmiştir cebe 1 silah 2 zırh Moğol diyalektlerinde ok olarak da kullanılır O bakımdan Arapça cubbadan geldiği yolundaki açıklama yanlıştır Çağdaş diyalektlerde cebe ok olarak da kullanılır jebe ok YUyg cebe ok Yerel ağızlarda cebenin bilezik olarak kullanıldığı göze çarpıyor Kadınların süs olarak kulaklarına taktıkları halkaya verilen küpe adının eski ve yeni diyalektlerde daha çok zırh olarak geçtiğini biliyoruz O bakımdan zırh olarak kullanılan cebenin Anadolu ağızlarında bileğe süs olarak takılan halka bilezik anlamını alması doğaldır küpe Bulgarca džebè ve Sırpça džebe džeba biçimleri Türkçeden alınmıştır BER 1 358 Škaljić Turc 234 Skok EtRj 1 470471 Škaljić Arapçadan Skok ise Farsçadan alındığını yazmıştır BER de Škaljiće dayanarak Arapça cubbadan geldiğini dile getirmiştir Eskiden yaygın olarak kullanılan Türkçe cebe biçimi bugün eskimiştir Ancak cephane biçiminde cebenin saklandığını biliyoruz )
( LIVING, COST OF LIVING | ARMOUR, CUIRASS )
( CUIRASSE )
( PANZER )
( LORICA )
( ARMATURA )
( ΠΑΝΟΠΛΊΑ / πανοπλία )
- CEBE ile/ve/||/<> CEVŞEN
( Tek parça olmayan, kalın meşin savaş giysisi. İLE/VE/||/<> Göğüs ve sırt tarafları ile kolların dirseğe kadar olan ve kolçak denilen bölümleri tek parça çelik levhalardan ve öteki bölümleri örme kafesli çelik telden yapılmış savaş giysisi. | Demir tabakalardan/halkalardan yapılan yensiz savaş giysisi.[Ar. AL-KARKAL] )
- CEBE[MOĞ.] ile/||/<> GEÇİM ile/||/<> ZIRH
( Bedeni düşman silahlarının etkisinden korumak için savaşta giyilen çok parçalı zırh, kalın meşinden giysi. @@ Dalyanlarda kullanılan, sisaldan yapılan ve dalyan haznesi büyüklüğünde olan ağ. @@ Eski kaynaklarda da cebe 'zırh' olarak geçer. Anadolu ağızlarında altın ve gümüşten yapılmış bileziğe de cebe (veya cepe) adı verilir. Farsça caba 'a coat of mail' (Steingass'ın verdiği cuba biçimi yanlıştır) da Moğolcadan geçmiştir (Moğ cebe 1. 'silah'; 2. 'zırh'. Moğol diyalektlerinde 'ok' olarak da kullanılır). O bakımdan Arapça cubba'dan geldiği yolundaki açıklama yanlıştır. Çağdaş diyalektlerde cebe 'ok' olarak da kullanılır: Kklp. jebe 'ok'. -YUyg cebe 'ok'. Yerel ağızlarda cebe'nin 'bilezik' olarak kullanıldığı göze çarpıyor. Kadınların süs olarak kulaklarına taktıkları halkaya verilen küpe adının eski ve yeni diyalektlerde daha çok 'zırh' olarak geçtiğini biliyoruz. O bakımdan 'zırh' olarak kullanılan cebe'nin Anadolu ağızlarında 'bileğe süs olarak takılan halka, bilezik' anlamını alması doğaldır. bk. küpe. Bulgarca džebè ve Sırpça džebe, džeba biçimleri Türkçeden alınmıştır (BER 1: 358. Škaljić: Turc 234; Skok: EtRj 1: 470-471). Škaljić Arapçadan, Skok ise Farsçadan alındığını yazmıştır. BER de Škaljić'e dayanarak Arapça cubba'dan geldiğini dile getirmiştir. Eskiden yaygın olarak kullanılan Türkçe cebe biçimi bugün eskimiştir. Ancak cephane biçiminde cebe'nin saklandığını biliyoruz. )
( LIVING, COST OF LIVING | ARMOUR, CUIRASS~LIVING, COST OF LIVING~ARMOUR, CUIRASS )
( CUIRASSE~SUBSISTANCE~CUIRASSE )
( LORICA~...~LORICA )
( PANZER~LEBENSUNTERHALT~PANZER )
( ARMATURA~SOSTENTAMENTO~ARMATURA )
( ΠΑΝΟΠΛΊΑ / πανοπλία~ΒΙΟΠΟΡΙΣΜΌΣ / βιοπορισμός~ΠΑΝΟΠΛΊΑ / πανοπλία )
- CEBİR = CEBR[Fars., Ar.] = ALGEBRA[İng., İt., İsp., Dan., Rus.] = ALGÈBRE[Fr.] = ARS RATIOCINANDI PER LITTERAS, ARS PER LITTERAS[Orta Lat.] = ALGEBRA, BUCHSTABENRECHNUNG[Alm.] = ALGEBRA, STELKUNDE[Fel.]
- [ne yazık ki]
CEBR ve/||/<> HİLE
- CEBR/İCBAR/MECBUR ile HÜKÜM[/HÜKM]/MAHKUM
- CED ile/||/<> ECDÂD ile/||/<> CEDİD
( Dede, ata. İLE/||/<> Büyük babadan başlayarak geriye doğru atalardan her biri. İLE/||/<> Yeni. )
- CEDDE[Ar. < CEDDÂT] ile/ve/> CEDD[Ar. < ECDÂD]
( Babaanne. İLE/VE Dede, büyük baba. )
- CEDEL-İ MAHBÛBE ve CEDEL-İ MAZMÛNE ile/ve/||/<>/> CEDEL-İ MAHMÛD ve CEDEL-İ MAZMÛNE
(
Cedel Türleri: Mahmûd – Mezmûm / Mahbûbe – Mazmûne
1. Mahmûd ve Mezmûm Cedel
Mahmûd ve Mezmûm ayrımı, tartışmanın ya da söylemin amacına ilişkindir. Bu ayrımda ölçüt, tanımın biçimi değil tartışmaya girilme niyetidir.
Mahmûd cedel, hakikati ortaya çıkarmayı hedefler. Kişi, kendi görüşünün yanlış olabileceğini baştan kabul eder. Amaç, galip gelmek değil doğruya yaklaşmaktır. Delil istemek, karşı delili dikkate almak ve gerekirse geri adım atmak, bu türün temel özellikleridir.
Örnekler:
- “Yanılıyor olabilirim. Verileri birlikte inceleyelim.”
- “Eğer söylediğin doğruysa düşüncemi değiştiririm.”
- “Önemli olan, kimin kazandığı değil neyin doğru olduğu.”
Mezmûm cedel, hakikati değil galibiyeti amaçlar. Konu ikincildir; asıl hedef, öteki kişiyi/kişileri susturmak, itibarsızlaştırmak ya da üstünlük kurmaktır. Bu türde otoriteye dayanma, çoğunluğu referans verme, niyet okuma ve kişisel saldırı yaygındır.
Örnekler:
- “Ben, senden büyüğüm. Tartışma bitmiştir.”
- “Bu konuda konuşacak yetkinliğin yok.”
- “Bizi eleştirenlerin niyeti belirli.”
2. Mahbûbe ve Mazmûne Cedel
Mahbûbe ve Mazmûne ayrımı, tanımın nasıl kurulduğuyla ilgilidir. Burada, niyet değil dilsel sunum biçimi belirleyicidir.
Cedel-i Mahbûbe, açık öncüllere dayanır. Konuşan kişi, hangi varsayımlardan hareket ettiğini gizlemez. Dinleyici, iddianın dayandığı kabulleri açıkça görür.
Örnekler:
- “Adâlet, herkes için önemlidir.”
- “Güvenlik önemlidir; bu yasa gerçekten buna hizmet ediyor mu?”
- “Emeğe saygı değerlidir. Bu davranış, buna uyuyor mu?”
Cedel-i Mazmûne, örtük öncüllerle kurulur. Asıl iddia, doğrudan söylenmez; imâ edilir. Dinleyici, boşlukları kendi doldurmaya yönlendirilir. Bu nedenle, yanlış çıkarıma açık bir yapı taşır.
Örnekler:
- “Bazı kararların kimlere yaradığı açık.”
- “Bu işin sonunun nereye varacağını biliyorsun.”
- “Bazı kişiler, böyle davranır, sonra şaşırır.”
3. Türlerin Birlikte Görünümü
Bu iki ayrım, birbirinden bağımsızdır. Mahbûbe olmak, zorunlu olarak Mahmûd olmak anlamına gelmez; Mazmûne olmak da doğrudan Mezmûm sayılmaz.
-
Mahbûbe + Mahmûd:
Açık öncüllerle, hakikati arayan ideal tartışma biçimi.
Örnek: “Güvenlik önemli; bu yasa, gerçekten buna hizmet ediyor mu?” -
Mahbûbe + Mezmûm:
Tanım açık olsa bile amaç, baskı kurmaktır.
Örnek: “Herkes bunu kabul eder. İtiraz eden, bilgisizdir.” -
Mazmûne + Mahmûd:
Kırıcı olmamak için dolaylı anlatım kullanılır; niyet samimidir.
Örnek: “Bu yaklaşımın uzun vâdeli etkilerini düşünmek gerekir.” -
Mazmûne + Mezmûm:
İmâ yoluyla suçlama ve itibarsızlaştırma yapılır.
Örnek: “Bu yasaya karşı çıkanların niyeti mâlum.”
Sonuç itibarı ile ...
Mahmûd ve Mezmûm ayrımı, tartışmanın niyetini;
Mahbûbe ve Mazmûne ayrımı ise tanımın biçimini açıklar.
Bir söylemin sağlıklı ya da sorunlu oluşu,
ne söylendiğinden çok,
nasıl söylendiğiyle ilgilidir.
- CEDÎD ile BİD'AT
( Yeni. İLE Sonradan ortaya çıkan. )
- CEDİT | YENİ >< ESKİ
- ÇEHOV değil ÇEHOF
- ÇEHRE[Fars. ÇİHRE] ile/ve/||/<> ÇEVRE
- ÇEKİ-DÜZEN (VERMEK)
- ÇEKİLGİ/İNZİVA ile/ve/değil/yerine/||/<> OYALANMA
- ÇEKİM ile/ve YANILSAMA
- ÇEKİNCE ile/ve/||/<>/< BELİRSİZLİK
- ÇEKİNİLMESİ GEREKEN:
SALDIRGAN/LIK ile/ve/||/<>/> ŞIMARIK/LIK
( [Çekinilmesi gereken ...]
İyi birinin aç kaldığındaki saldırganlığı. İLE/VE/||/<>/>Kötü birinin doyduğundaki şımarıklığından. )
- ÇEKİNMEK ile ÇEKİLMEK
( TO AVOID vs. TO RETREAT )
- ÇEKİŞME değil/yerine/>< UYUM
- CELALİ[Ar. < CELĀLĪ] ile/değil/yerine/=/||/<> CELÂLİ
( İlk olarak Yavuz Sultan Selim döneminde ortaya çıkıp devlete isyan eden Bozoklu Derviş Celâl in adamlarına ve ondan yana olanlara sonraları da ortaya çıkan eşkıyaya verilen ad )
- CELÂLİ/CELALİ[Ar. < CELĀLĪ] ile/||/<> İNTİFADA/İNTİFADA[Ar. < İNTİFĀDA]
( İlk olarak Yavuz Sultan Selim döneminde ortaya çıkıp devlete isyan eden Bozoklu Derviş Celâl in adamlarına ve ondan yana olanlara sonraları da ortaya çıkan eşkıyaya verilen ad )
- CELB (ETMEK) ile/ve/||/<> CEZB (ETMEK)
( Kendi üzerine çekmek. | Getirtmek, davet etmek, çağırtmak. İLE/VE/||/<> Kendine çekmek. | Etkileyerek kendine bağlamak. )
- ÇELİŞİK OLAN ile/ve/değil/||/<>/< ÇELİŞİK GÖRÜNEN
- ÇELİŞKİ ile/||/<> AÇMAZ
- ÇELİŞKİ ile/ve/değil/||/<>/< ANA ÇELİŞKİ
- ÇELİŞKİ ve/||/<> BÜTÜNÜN PARÇASI
- ÇELİŞKİ ile/ve ÇATIŞKI
( Düşündürür. İLE/VE Güldürür ya da ağlatır.[öfkeden] )
( Goes to think. WITH/AND Goes to laugh or cry.[by the anger] )
( CONTRADICTION vs./and CONFLICT )
- ÇELİŞKİ ile/ve/değil/yerine EYTİŞİM
( CONTRADICTION vs. DIALECTIC )
- ÇELİŞKİ ile/ve/değil/yerine/||/<>/< İLİŞKİ
( [not] CONTRADICTION vs./and/but/||/<>/< RELATION
RELATION instead of CONTRADICTION )
- ÇELİŞKİ ile/değil/yerine/>< İLİŞKİ
- ÇELİŞKİ ile/ve/||/<> TUTARSIZLIK
- ÇELİŞKİ ile/ve/değil/yerine/||/<>/< UYUMSUZLUK
- CELLAT[Ar. < CELLAD] ile/değil/yerine/= ÖLDÜRMEN
- DİKKATİNİ:
"ÇELMEK" değil ÇEKMEK
- CEMAAT ile TARİKAT
( Sufi ile Zahit Öyküsü - İsmail Güleç )
- CEMİ ile/ve/||/<> KESİR ile/ve/||/<> MEBZUL[Ar. < BEZL] ile/ve/||/<> CÜMLE
( Toplam. İLE/VE/||/<> Çok. İLE/VE/||/<> Bol, çok, ucuz. | Tıka basa. İLE/VE/||/<> Ne var, ne yok ise hepsi. | O andaki hepsi. )
- CEMİL TOPUZLU ve/||/<> CEMALETTİN EFENDİ
( )
- CEMİYETÇİ BAKIŞ/ANLAYIŞ ile/ve/<> STRATEJİK BAKIŞ/ANLAYIŞ ile/ve/<> FARKLI BAKIŞ/ANLAYIŞ
- ÇENE:
ALTI ile/ve/<> ÜSTÜ
( Ya dişil, ya eril. İLE/VE/<> Hem dişil, hem eril; ne dişil, ne eril. )
( Gövde[beden/vücut]. İLE/VE/<> Baş. )
- CENKLEŞMEK ile/değil/yerine/=/||/<> SAVAŞMAK | TARTIŞMAK
( savaşmak tartışmak )
- CEPHE[Ar. CEBHE] ile ÇEHRE/ÇİHRE[Fars.]
- ÇERÇEVE ile/ve/||/<> ZARF
- CERES ile/ve/||/<> BAKHÜS
- ÇERİ -ile
( Asker. )
- CERİDE[Ar. < CERĪDE] ile/değil/yerine/=/||/<> GAZETE | KAYIT DEFTERİ
( gazete kayıt defteri Süvari kolu Osmanlı Devleti döneminde vergi memurlarının arazilerin yüz ölçümlerini yazdıkları defter )
- CERİDE ile/ve/||/<>/> ZÂBİT CERİDESİ
- ÇERİG ile ÇERİG[Oğuz]
[< Divân-ü Lugât-it-Türk]
( Savaştaki karşılıklı saflar. İLE Herhangi bir şeyin karşı tarafı. | Herhangi bir şeyin zamanı. )
- CERMEN/GERMAİN[Fr. < GERMAIN] ile/||/<> ANGLOSAKSON/ANGLOSAXON[Fr. < ANGLO-SAXON] ile/||/<> GOTİK/GOTHİQUE[Fr. < GOTHIQUE] ile/||/<> VANDAL/VANDALE[Fr. < VANDALE]
( Cermen dilleri Bugünkü Almanya yı Bohemya yı ve Polonya nın batı bölümünü kapsayan Cermanya da milattan önce III yüzyıldan IX yüzyıla kadar yaşayan halk ya da bu halkın soyundan olan kimse )
- CESÂRET/CESUR ve/<> AZİM/Lİ
- CESÂRET:
KORKUNUN YOKLUĞU ile/ve/değil/+/||/<>/< BENCİLLİĞİN BULUNMAMASI
- CESARET ile/ve/||/<> KALB(İN ATMASI)
( Var mı aşka? İLE/VE/||/<> Çarpıyor bir başka. )
( Var mı aşka? İLE/VE/||/<> Çarpıyor bir başka. )
- CESARET ile/ve/||/<>/< KAYGI
- CESÂRET ile/değil/ne yazık ki SAYGISIZLIK
- CESÂRET = ŞECÂ'AT, CESÂRET[Fars., Ar.] = COURAGE[İng., Fr.] = FORTITUDO[Lat.] = MUT[Alm.] = HË ANDREIA[Yun.] = CORRAGIO[İt.] = VALOR[İsp.] = MOED[Fel.] = MOD[Dan.] = MUJYESTVO[Rus.]
- CESÂRET ve/||/<>/>/< YARATICILIK
( Önderden gelir. VE/||/<>/>/< Takımdan gelir. )
- CESÂRET ile/ve/değil/||/<>/< ZORUNLULUK
- CESARETLEN(DİR)MEK ile/değil/yerine/= YÜREKLEN(DİR)MEK
- CESEDİ:
SIRIKLAR ÜSTÜNE BIRAKMAK ile YAKMAK ile TOPRAĞA GÖMMEK
( Yakutistan'lılar, cenazelerini bu 3 biçimde kaldırırlar. [Ölüleri için yas tutmazlar.] )
- CESET[Ar.] ile MUMYA[Fars.]
( ... İLE Bazı özel ilaçlar kullanılarak bozulmayacak duruma gelmiş olan ve bugün kazılarla ortaya çıkarılan ceset. | [mecaz] Çok zayıf kişi. )
- ÇEŞME ile MUSLUK/BURMA
( )
( FOUNTAIN vs. TAP )
- ÇEŞNİCİ ile/||/<> ...
( Osmanlılarda basılacak altın ve gümüş paraların ayarını denetleyen görevli )
- ÇEŞNİCİ ile/||/<> ÇEŞNİCİBAŞI
( Osmanlılarda basılacak altın ve gümüş paraların ayarını denetleyen görevli. )
- ÇEŞNİCİBAŞI ile/||/<> SOFRACI
( 1 Çeşnicilerin başı 2 sofracı )
- ÇETE[Bulg.] ile/değil/yerine/||/<>/< ÖRGÜT
( Yasa dışı işler yapmak ya da etrafındakileri korkutmak amacıyla bir araya gelmiş topluluk. | Ordu birliklerinden olmayan silahlı küçük birlik. İLE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Ortak bir amacı ya da işi gerçekleştirmek için bir araya gelmiş kurumların ya da kişilerin oluşturduğu birlik. | Bir kuruluşa bağlı alt bölümlerin bütünü. )
- ÇETE ile/||/<> ÇETE[BULG.]
( Ortak bir amaca ulaşmak için kendi kararlarıyle aralarında sıkı bir birlik kuran küme Toplumsal gelişimde on yaşlarında başlayarak yeni yetmelik ötesine değin sürer 1 Düzenli ordu dışı silahlı küçük birlik 2 Osmanlı İmparatorluğunda çoğunlukla sayısı yüzden az olan yağma ya da keşif amacıyla düşman topraklarına gönderilen akıncı birliği Çocukların kuş vurmak için kullandıkları sapan Çaltı Gelendost Isparta četa Mak četa Srp četa Türk Osmanlı hâkimiyeti döneminde askerî terim olarak Macarcaya da geçmiştir TESz l 484485 s v csata Doerfer TMEN 1071 )
( GANG | GUERILLA )
( GUERILLA )
( GUERILLA )
( ČETA )
- ÇETELE[Yun.] ile/||/<>/> DİZİN/FİHRİST[Fars.] / LİSTE/İNDEKS/ENDEKS[İng.]
( Çizilerek ya da oyularak açılan kertik. | Esnafın, uzunlamasına ikiye bölüp üzerine kertikler çenterek hesap tuttuğu ağaç dalı. İLE Bir betiğin ya da derginin, kişi, konu, yer adı vb. bakımından içindekileri yer numarasıyla belirten ve yapıtın arkasında yer alan abecesel sıralama. | Belirli bir konuda çıkan betik ve dergideki yazılarla ilişkiyi sağlayan ve ayrı bir betik ya da süreli yayın biçiminde çıkan yapıt. | Kütüphane, belge vb. için düzenlenen belirli bir bilginin ya da belgenin bulunduğu yeri gösteren düzenli sıralama. )
- ÇETREFİLLİ ile NETAMELİ ile TUMTURAKLI[Fars.]
( Karışıklığı dolayısıyla anlaşılması ya da sonuca bağlanması güç. | Yapı ve ses kurallarına aykırı kullanılan dil. | Sarp, engelli ve engebeli yer. İLE Gizli bir tehlikesi olduğu sanılan, tekin olmayan. | Başına sık sık kaza gelen. İLE Gösterişli. | Anlama bir şey katmayan, bir anlam bildirmeyen ancak kulağa hoş gelen. )
- ÇETREFİLLİ/LİK ile/ve/||/<> ÇATALLI/LIK
- CEVAZ BAHŞ ile/değil/yerine/= OLUR VEREN
- CEVDET-İ RAVİYE ve/||/<> KUVVET-İ AZİME
( Düşünme gücü/yetisi. VE/||/<> Yapma gücü/yetisi. )
- CEVHER ve ARAZ ile/ve/değil/||/<>/> ZÂT ve SIFAT
( Nesnede/cisimde. İLE/VE/DEĞİL/||/<>/> İnsanda. )
- ÇEVİRİ ile/ve YALINLAŞTIRMA
( TRANSLATION vs./and TO SIMPLIFY )
- ÇEVİRMEK ile/ve/değil/||/<>/< DÖNÜŞTÜRMEK
- ÇEVİRMEK ile/değil GEÇİRMEK
- ÇEVİRMEN/DRAGOMAN[Fr. < DRAGOMAN] ile/||/<> ÇEVİRMEN/MÜTERCİM[Ar. < MUTERCİM] ile/||/<> ÇEVİRMEN/TERCÜMAN[Ar. < TERCEMĀN]
- ÇEVRE ile/ve/||/<> BAĞLAM
- CEZÂ ile/ve/=/||/<>/>/< RAHMET
( Hem suçlu, hem de mağdur için. )
- CEZÂDA AŞIRIYA DÜŞMEK değil/yerine/>< HATAYLA BERAAT
- CEZAYİR'Lİ HASAN PAŞA ile "CEZAYİR'Lİ HASAN PAŞA"LAR
( Sadrazam ve Kaptan-ı Derya. İLE ... )
- CHALCOLİTİQUE[Fr. < CHALCOLITIQUE] ile/değil/yerine/=/||/<> KALKOLİTİK
( Bakırın kullanılmaya başlamasıyla nitelenen tarih öncesi dönem )
- CHANGE ve/||/<>/> CHANCE
( Değişim. VE/||/<>/> Kazanma olanakları/olasılıkları. )
- CHARLES TRIPP ve/||/<> ELI BOWEN
( Çift kişilik[tandem] bisikleti, elleri olmayan Charles Tripp ile ayakları olmayan Eli Bowen, 1891'de icat etmiştir. )
(
)
- CHEVALİER[Fr. < CHEVALIER] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞÖVALYE
( şövalye ruhlu şövalye yüzüğü Eski Roma da üç sınıftan ikincisinin üyesi olan yurttaş Orta Çağ Avrupası nda özel eğitimle yetişmiş belli ülküler taşıyan soylu atlı savaşçı Derebeylik düzeninde soyluluk ünvanlarında en altın bir üst basamağı Günümüzde bazı Avrupa ülkelerinin verdiği şeref belgesi ve nişanı Asil kibar cesur ve mert kimse )
- ...'CI ile/ve/değil/yerine ...'NIN DÜZENİ/DÜZENEĞİ
- ÇIBAN BAŞI ile/ve/||/<> GÜNAH KEÇİSİ
- ÇİÇEK AŞISI ve/||/<>/< EDWARD JENNER
- CICERO ve/||/<>/> SENECA
( Cicero ve Seneca'nın felsefî yapıtlarında, Yunan ve Roma'lı şairlerden yapılan alıntılar... [Daniela Dueck]
| Şair | Cicero | Seneca | Toplam |
|---|---|---|---|
| Accius | 28 | 3 | 31 |
| Aeschylus | 3 | – | 3 |
| Afranius | 1 | – | 1 |
| Alcaeus | 2 | – | 2 |
| Anacreon | – | 1 | 1 |
| Aratus | 41 | – | 41 |
| Archilochus | 1 | 1 | 2 |
| Aristophanes | 2 | 1 | 3 |
| Atilius | 1 | 1 | 2 |
| Caecilius | 11 | 1 | 12 |
| Callimachus | 2 | – | 2 |
| Q. Catulus | 1 | – | 1 |
| Cicero | 9 | – | 9 |
| Crantor | 1 | – | 1 |
| Empedokles | 1 | – | 1 |
| Ennius | 92 | 2 | 94 |
| Euripides | 9 | 2 | 11 |
| Hesiod | 1 | 3 | 4 |
| Hipponax | 1 | – | 1 |
| Homer | 23 | 10 | 33 |
| Horace | – | 4 | 4 |
| Ibycus | 1 | – | 1 |
| Labeo | – | – | – |
| Lucilius | 13 | 3 | 16 |
| Lucretius | 1 | 4 | 5 |
| Maecenas | – | 3 | 3 |
| Montanus | – | 2 | 2 |
| Naevius | 4 | 1 | 5 |
| Ovid | – | 14 | 14 |
| Pacuvius | 27 | – | 27 |
| Plautus | 3 | – | 3 |
| Publius | – | 7 | 7 |
| Rabirius | 1 | – | 1 |
| Simonides | 1 | – | 1 |
| Solon | 4 | – | 4 |
| Sophocles | 3 | – | 3 |
| Terence | 15 | 1 | 16 |
| Trabea | 3 | – | 3 |
| Turpilius | 5 | – | 5 |
| Valgius | – | 1 | 1 |
| Varro | 1 | – | 1 |
| Virgil | – | 84 | 84 |
| Bilinmeyen | 15 | 7 | 22 |
| Toplam | 327 | 156 | 483 |
- ÇİFT[Fars. < CUFT] ile/||/<> ÇİFTLİK
( Osmanlılarda en az bir çiftlik genişliğindeki toprağı ekip biçen köylüden yılda bir kez alınan bir toprak vergisi. @@ (I) 1. Küçük saat parçalarını çıkarıp yerine koymakta kullanılan uçları sivri saatçi maşası. (-Bursa; *Aksaray -Niğde) 2. Matbaacılıkta, kalıba yanlış olarak konmuş harfleri alarak, yerlerine doğrularını koymağa yarayan cımbız. (-İzmir.; *Aksaray -Niğde) 3. Küçük kuyumcu maşası. (-Maraş) @@ (II) bk. çüt @@ @@ )
( DOUBLE | EVEN | FARM~FARM )
( FERME~FERME )
( PAR~FUNDUS )
( BAUERN" HOF~"BAUERN" HOF )
( COPPIA~FATTORIA )
( ΖΕΎΓΟΣ / ζεύγος~ΑΓΡΌΚΤΗΜΑ / αγρόκτημα )
- ÇİFT ile/||/<> ÇİFT[Fars. < CUFT]
( Osmanlılarda en az bir çiftlik genişliğindeki toprağı ekip biçen köylüden yılda bir kez alınan bir toprak vergisi I 1 Küçük saat parçalarını çıkarıp yerine koymakta kullanılan uçları sivri saatçi maşası Bursa Aksaray Niğde 2 Matbaacılıkta kalıba yanlış olarak konmuş harfleri alarak yerlerine doğrularını koymağa yarayan cımbız İzmir Aksaray Niğde 3 Küçük kuyumcu maşası Maraş II çüt )
( DOUBLE | EVEN | FARM )
( FERME )
( BAUERN" HOF )
( PAR )
( COPPIA )
( ΖΕΎΓΟΣ / ζεύγος )
- ÇİFT ile/<> ÇİFTLEŞME
- ÇİFTE "STANDART" ile ÇELİŞKİ
- ÇİFTE "STANDART" ile/değil/yerine/= STANDART
- ÇİFTLİK ile/||/<> ÇİFTLİK
( Osmanlı İmparatorluğunda toprağının verimi derecesine göre 70150 dönüm genişliğinde ekilip biçilebilen toprak birimi Tarım ve hayvancılıkla uğraşılan kimi tarım ve hayvan ürünlerinin işlendiği tek evle köy arası bir kırsal yerleşme türü 1 Çocukların ektikleri iki ya da üç metre kare alanındaki tarla parçası Derekuşçulu Görele Giresun 2 Hayvanla bir günde sürülebilen bir dönüm kadarlık tarla Ağın Elâzığ Tarımsal üretimin yapıldığı üzerinde ev ahır depo gibi yapılarla sulama araçları gibi çeşitli donanımların bulunduğu alan )
( FARM )
( FERME )
( "BAUERN" HOF )
- ÇIĞLIĞA:
"SAĞIR OLMAK" ile/değil/yerine/>< ÇIĞLIK OLMAK
- ÇIĞLIK ÇIĞLIĞA
- ÇIĞLIK ile/ve/değil/=/||/<>/< ÇAĞRI
- CİHANGÎRLER:
CENGİZ HAN ve (BÜYÜK) İSKENDER ve YAVUZ SULTAN SELİM ve NAPOLYON
- ÇIKAR(MENFAAT) ÇATIŞMASI ile/değil/yerine ÇIKAR İLİŞKİSİ
- HİZMET:
"ÇIKAR İÇİN" ile/değil/yerine/>< HAK İÇİN
- ÇIKAR ile/değil/yerine/>< ADÂLET
( Düşüncesiz ya da alçak düşünceleri olanlar için. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Yüksek düşünceleri olanlar için. )
- [ne yazık ki]
"ÇIKAR" ile/değil/yerine/>< AKIL
- ÇIKAR ile ÇIKAR
( Kazanç. @@ O, tırmanır/kurtulur. )
- ÇIKAR ile/değil/yerine/>< ÇIKARIM
- ÇIKAR" ile/ve/değil/yerine/||/<>/< FIRSAT
( davranis-tutum ypma ypa psikolojip bdvn )
- ÇIKAR" ile/ve/değil/yerine/ne yazık ki/||/<>/>/>< İYİLİK
- ÇIKAR ile/ve/||/<> KÂR
- ÇIKARCI/LIK ile/ve YALAKA/LIK
- ÇIKARDAŞ ile/değil/yerine/>< ANLAMDAŞ
- ÇIKARIM" ile/ve/değil/ne yazık ki/||/<>/< ÇAĞRIŞIM
- ÇIKARIM ile/ve/değil/ne yazık ki "ÇAĞRIŞIM"
- ÇIKARIM ile/ve/değil/yerine/||/<>/< DOLAYIM
- ÇIKARIMIZI GÖZETMEK ile/ve/değil/yerine/<> ZARAR GÖRMEMEK
- ÇIKARLAR.
GENEL ile/ve/||/<>/< ÖZEL
- ÇIKARLAR/IMIZ GEREĞİNCE değil/yerine İLİŞKİLER GEREĞİNCE
- ÇIKARLARIMIZI, BİRİLERİNDEN/ÖTEKİLERDEN ...:
!ÖNDE/ÜSTTE TUTMA(MA)K ile/değil/yerine AYRI TUTMA(MA)K
- ÇIKARTMA ile/değil ÇIKARMA
( KIBRIS "ÇIKARTMASI" değil KIBRIS ÇIKARMASI )
- CİLALI TAŞ DEVRİ ile/||/<> YONTMA TAŞ DEVRİ
( İnsanın ortaya çıkışı ve taştan araçlar yapmasından başlayarak kalkolitiğin sonuna kadar geçen tarih öncesi dönem Taş Çağı )
- ÇİLECİ/LİK ile ADANMIŞ/LIK
- ÇİLEDEN ÇIKMAK ile/ve/||/<> ÇIĞIRDAN ÇIKMAK
- ÇILGIN/LIK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< APTAL/LIK
- CİLLE ile CİLLE ile CİLLE ile CİLLE ile CİLLE ile CİLLE ile CİLLE ile CİLLE ile ÇİLE
( Madeni kalem ucu. İLE Sedir. İLE Üstü toprak ile örtülmüş küçük ve alçak ev. İLE İşin içine iyice girmek. İLE Hile. | İşkence. İLE Yalnız kişi. İLE Gerdek gecesi, gelin ile güveyi el ele dolaştırma geleneği. İLE Büyük testi. )
- CIMBIZ ile/değil/yerine BÜYÜTEÇ
( [not] TWEEZERS vs./but MAGNIFYING/BURNING GLASS
MAGNIFYING/BURNING GLASS instead of TWEEZERS )
- ÇİN('Lİ) ile JAPONYA('LI)
( Çin-Tibet dil ailesindedir. İLE Ural-Altay dil ailesindedir.
[İkisinde de Kanji abece kullanılır.] )
( [saçları ve kaşları] Daha seyrek. İLE Daha yoğun. )
( [boy] Daha uzun. İLE Daha kısa. )
( [ten] Daha koyu, buğday. İLE Daha beyaz. )
- ÇIN ile ÇIN
[< Divân-ü Lugât-it-Türk]
( Doğru söz. İLE Doğruluk, doğruculuk. İLE + Dil )
- CİN/LİK ile HİN/LİK
- ÇIPLAK ile/||/<> ÇIPLAK
( 1 Yeniçerilerde günlük hizmete başlamak üzere nöbetle soyunan erler 2 Tersanede kaptanpaşa hizmetinde baldırları kol ve omuzlan çıplak bir biçimde giyinmiş bir çift tabanca ve uzun bir bıçakla silahlanmış olan erlere verilen ad Küçük Hüseyin Paşa çıplakları Resim Çıplak vücut resmi Ağızlarda daha çok çılbak cılbak olarak geçer Eski kaynaklarda da çılbak biçimi kullanılır Dilimizde çırçıplak çırılçıplak gibi pekiştirmeler de yaygındır Yerel olarak cıvlak tüyleri dökülmüş soyulmuş anlamına gelir Cıscıvlak da tüyü dökülmüş çıplak olarak kullanılır Az çılpag çıplak Türkçe çılba soymak kökünden k ekiyle yapılmıştır çılba k eki Buna göre çıplak biçiminin göçüşme métathèse yoluyla ortaya çıktığı açıktır )
( NAKED, NAKED WALL )
( NU )
( NACKT, AKTSTUDIE )
- ÇIPLAK/LIK ile/ve/değil/||/<> GÜÇSÜZ/LÜK
- ÇIPLAK/LIK(") ile/ve/değil/||/<>/< (")ŞEFFAF/LIK(")
( BÜREHNEGÎ/BEREHNEGÎ ile/ve ... )
- ÇIPLAK/LIK ile/ve/değil/||/<>/> ZAMAN ÜSTÜ/LÜK
- CIRILMAK ile/değil/yerine/>< (AZ/KARARINDA/ORANTILI) YEMEK
( Çatlayıncaya kadar yemek. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Az, ölçülü ve sağlıklı yemeği yeğleyelim! )
- CİRİT ile/||/<> CİRİT[Ar. < CERİD]
( Madensel sivri uçlu gövdesi tahta ya da madenden yapılmış tutağı ip sargılı kargı biçiminde atma aracı Ağırlığı erkeklerde en az 800 gr bayanlarda 600 gr dır Uzunluğu erkeklerde 260 cm 270 cm bayanlarda ise 230 cm olur Eskiden atlı askerin kullandığı sert ağaçtan yapılmış ucu demirli kısa mızrak )
( JAVELIN )
( JAVELOT )
( SPEER )
- ÇİRKİN/LİK ARAMAK/BULMAK ile/değil/yerine MAZERET ARAMAK/BULMAK
- ÇİRKİN/LİK ile/ve/değil/||/<> ÇİRKEF/LİK
- ÇIT ÇIKARMAMAK ile/ve/||/<> GIKININ ÇIKMAMASI
- ÇITA" ile/değil/||/<> EŞİK
- CIVIK ile/= MIÇÇIK
- CIVIL/OWNERSHIP[İng.] ile/değil/yerine/= CIVIL[Fr.] ile/değil/yerine/= ZIVIL[Alm.] ile/değil/yerine/= MÜLKIYE[Ar. < MULKIYYE]
( Osmanlılarda, seyfiye ve ilmiye sınıflarından olmayan devlet görevlileri sınıfı. )
- CIVILITAS <> HUMANITAS <> VERITAS
- ÇİZGİ ile/ve/||/<> OMURGA
- ÇİZGİSEL ile/değil/yerine DOĞRUSAL
- CİZYE ile/||/<> CİZYE[Ar. < CİZYE] | KAFA VERGİSİ
( kafa vergisi Osmanlı İmparatorluğunda müslüman olmayanlardan askeri hizmet karşılığı olarak alınan bir tür baş vergisi haraç )
- CİZYE ile HUMUS ile FEY
- CİZYE ile/||/<> KAFA VERGİSİ
- CİZYE[Ar.] ile MAKTÛ' CİZYE[Ar.]
( Müslüman olmayan teb'adan alınan vergi. İLE Fetih sırasında, ahâlîsi Müslüman olmayan yerlerin halkından sulh yoluyla tâyin olunan maktû bedel, vergi. )
- Çıfıt ile çıfıt
( Yahudi. İLE Hileci, düzenbaz. )
- ÇOCUĞA, "GELECEK HAZIRLAMAK" değil ÇOCUĞU, GELECEĞE HAZIRLAMAK
- ÇOCUĞUMUZ, BÜYÜR VE GELİŞİRKEN:
"BEKLEDİĞİMİZ" ile/değil/yerine/>< GERÇEKTE OLAN
(
)
- ÇOCUK DÜŞÜNCESİ ile/değil/yerine ŞİZOİD DÜŞÜNCE ile/değil/yerine BİRLİK DÜŞÜNCESİ
- ÇOCUK GELİŞİMİ KURAMLARINDA:
ABRAHAM MASLOW ve/||/<> ERIK ERIKSON ve/||/<> JEAN PIAGET ve/||/<> LAWRENCE KOHLBERG ve/||/<> JOHN BOWLBY
( Gereksinimler sıradüzenine işaret etmiştir. VE/||/<> Bireylerin, sorunlarını çözme olanaklarının bulunduğuna işaret etmiştir. Gelişimin, sekiz aşaması olduğunu öne sürmüştür. Benlik güçlerinin, gelişimsel sorunların başarılı biçimde çözülmesiyle kazanıldığına işaret etmiştir. VE/||/<> Bilişsel gelişimin aşamalarını ortaya koymuş ve çocukların, belirli gelişimsel aşamalara özgü, beceri ve davranışlarının olduğunu, kavramlarla açıklamıştır. VE/||/<> Piaget'in önerdiği, bilişsel gelişim kavramları ile ahlâkî kavramların kazanımı arasındaki ilişkiyi araştırmıştır. VE/||/<> Çocuğun, duygusal ve davranışsal gelişimi ile ilgisi olduğu düşünülen, anneye bağlanmaya vurgu yapmış ve bağlanma kuramını ortaya atmıştır. )
- ÇOCUKLAR:
"İSTEDİĞİMİZ GİBİ" değil/yerine/< YETİŞTİRDİĞİMİZ GİBİ
- ÇOCUKLARA, DAHA İYİ BİR DÜNYA BIRAKMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< DÜNYAYA, DAHA İYİ ÇOCUKLAR BIRAKMAK
- ÇOCUKLARIN, KARANLIKTAN KORKMASI
ile/değil/ne yazık ki/>
"YETİŞKİNLERİN", AYDINLIKTAN KORKMASI
- ÇOĞAL(T)MAK ile/ve/||/<> YAYGINLAŞ(TIR)MAK
- ANKLAV:
COĞRAFİ ile/ve/||/<> SİYASİ ile/ve/||/<> ETNİK
( Coğrafi Anklavlar:
Bir ülkenin topraklarının başka bir ülke tarafından çevrelenmiş olması.[Lesotho, Güney Afrika tarafından çevrelenen bir anklavdır.]
İLE/VE/||/<>
Siyasi Anklavlar:
Ülke içinde ülke olan, farklı devlet toprağıyla kuşatılmış siyasi yapılar.[Vatikan, İtalya sınırları içinde yer alan bir anklavdır.]
İLE/VE/||/<>
Etnik Anklavlar:
Farklı bir kültürün yaşandığı ve öteki kültürlerle sınırlandırılmış bölgeler.[Gettolar, küçük İtalyan bölgeleri ve Çin mahalleleri vb.] )
(
| Anklav Türü | Tanım | Örnek |
|---|---|---|
| Coğrafi Anklav | Coğrafi olarak bir ülkenin içinde tamamen çevrili olan bölge. | San Marino (İtalya içinde) |
| Siyasi Anklav | Politik nedenlerle başka bir ülke tarafından tamamen çevrelenmiş bölge. | Kaliningrad (Rusya'ya ait ancak diğer ülkelerle çevrili) |
| Etnik Anklav | Farklı etnik bir grubun çoğunlukta olduğu ve çevre ülkenin kültürel yapısından farklılık gösteren bölge. | Nagorno-Karabağ (Azerbaycan içinde Ermeni nüfus ağırlıklı) |
- ÇOĞU AYRINTI/DURUM İÇİN:
DOĞRU/YANLIŞ SORGULAMA
( Yok. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Var. )
- ÇOĞU ÖLÜM ve/=/||/<> ERKEN ÖLÜM
- ÇOĞUL / ÇOK/LU ile/ve/=/||/<> KAVRAM
( Nesne(ler)de. İLE/VE/=/||/<> Düşüncede/anlıkta. )
- ÇOĞUL/LUK / ÇOK/LU ile/ve/değil/||/<> ÇEŞİT/Lİ/LİK
- ÇOĞULLUK ile/ve/||/<> SOYUTLAMA
- ÇOĞUNLUK/AZINLIK değil/yerine HEP BİRLİKTE
- ÇOĞUNLUK ile/ve/değil/ne yazık ki/||/<>/> SÜRÜ
- ÇOĞUNLUK ile/değil/yerine/<> YETERSAYI
( ... ile/değil/yerine/<> NİSAP )
- ÇOĞUNLUKÇULUK ile/değil/yerine ÇOĞULCULUK
- ÇOK BİLMEK/BİLEN ile/ve/değil/yerine/||/<>/>
ÇOK BİLMEK/BİLEN / ÇOK BİLGİSİ OLMAK/OLAN
( Hiç yanıltmaz. [Her bilinen, her zaman, zemin ve koşul için "yeterince" hatta tamamen bilinir, emin olunan/olunur "kabul edilir."] İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<> Çok yanıltır. [Veriyle/bilgiyle uğraşmak, varolanlar ve varolabileceklerin tüm (olası) çeşitlilikleriyle uğraşmak demek olduğundan dolayı her ilerleyişte, çok sayıda, yeni bilinmez(lik)ler/veriler açığa çıkar. Dolayısıyla da bilinemeyecek sayıda (sonsuzlukta), bilmenin/verinin ve yeninin sınırı olmadığı kadar yanılmanın da sınırı olmaz/yoktur. Bu durum ve süreçten dolayı da yeni olanların karşısında, yanılma da kaçınılmazdır. Tabii bu süreç/yol da bir o kadar tetikleyicidir. Bilme isteğinin pek sonu olmadığından ve olmayacağından dolayı da yanılmaktan da kurtulma olanağı yoktur. Süreç ve sonuç itibariyle de iyi bir durum ve süreçtir.] )
- ÇOK GİDERSEN/GİDEN ile/değil/yerine/||/>< AZ GİDERSEN/GİDEN
( Kürek yer/sin. İLE/DEĞİL/YERİNE/||/>< Börek yer/sin. )
- ÇOK KULLANIM ile/ve/değil/||/<> KÖTÜ KULLANIM
- ÇOK SATANLAR ile/ve/||/<> ÇOK İLGİ GÖRENLER
- ÇOK VERİ/BAŞLIK/AYRINTI:
OLMAYANLAR ile OLANLAR
- ÇOK YORULMAK ile/ve/değil/||/<>/< ÇABUK YORULMAK
- ÇOK" ile/ve/ne yazık ki/<>/> "HEP"
( Birden, "çok"; ikiden, "hep" çıkmaz/çıkarılmaz!["genellemeden, indirgemeden ve özdeşleştirmeden" || "köktenci, toptancı ve sonuç odaklı" olmadan düşünmeyi/konuşmayı yeğleyerek!] )
- [ne yazık ki]
"ÇOK BİLMİŞLİK" ile/ve/||/<> "GARANTİCİLİK"
( [ne yazık ki] Bir kişi, ne kadar bilmiyorsa, o kadar "bilir". İLE/VE/||/<> Ne kadar "korkuyor" ve "öfkeliyse", o kadar "garanticidir". )
- ÇOK/ÇOQ = ÇOTUR
[< Divân-ü Lugât-it-Türk]
( Alçak, aşağılık kişi. İLE Huysuz, öfkeli kişi. )
- ... ÇOK GELİŞİYOR ile ... HIZLI GELİŞİYOR
- ÇOK/LUK ve/||/<>/> ÇÖP/LÜK
- ÇÖKME ile/ve/||/<> BÜKÜLME
- ÇÖKMEK ile/ve/||/<> ÇÖREKLENMEK
- ÇÖKMEK ile/ve/değil/||/<>/< ÇULLANMAK
- ÇÖKÜŞ ile/değil/yerine/>< ÇIKIŞ
- ÇÖL ile/ve/||/<> OKYANUS
( DESERT vs./and/||/<> OCEAN )
- CONQUEROR[İng.] ile/||/<> CONQUEREUR[Fr.] ile/||/<> EROBERER[Alm.] ile/||/<> FATİH[Ar. < FÂTİH]
( İslam devletlerinde bir ülkeyi ya da bir kenti düşmandan alan komutan ve hükümdara verilen yüceltme sanı Mısır fatihi Revan fatihi gibi 2 İstanbulu Türklere kazandıran Osmanlı padişahı II Sultan Mehmetin sanı )
( CONQUEROR | CONQUEST )
( CONQUEREUR | CONQUÊTE )
( EROBERER | EROBERUNG )
( VICTOR )
( CONQUISTATORE )
( ΚΑΤΑΚΤΗΤΉΣ / κατακτητής )
- CONQUEST[İng.] ile/||/<> CONQUÊTE[Fr.] ile/||/<> EROBERUNG[Alm.] ile/||/<> FETİH[Ar. < FETH]
( Bir kent ya da ülkeyi düşman elinden savaşla alma )
( CONQUEST )
( CONQUÊTE )
( EROBERUNG )
- CONSERVATION ile/değil/yerine CONVERSATION
( Korumacılık. İLE/DEĞİL/YERİNE Konuşmak. )
- CONSUL[Fr. < CONSUL] ile/değil/yerine/=/||/<> KONSÜL
( Roma da her yıl seçilen iki devlet başkanından her biri dan e kadar Fransa da birlikte görev alan üç devlet başkanından her biri )
- CONTEST vs. CONTEST
( Yarışma. İLE Tartışma, iddia/laşma, çekişme. )
- ÇÖP ile ÇÖP ile ÇÖP ile ÇÖPİK/ŞÖPİK
[< Divân-ü Lugât-it-Türk]
( Herhangi bir şeyin dibindeki çökelti. | Değersiz kişi. İLE Tutmaç parçası. İLE Herhangi bir şeyin tortusu ya da sıkıldıktan sonra geriye kalan bölümü. İLE Meyve yendikten sonra geriye kalan ve atılan bölüm. )
- ÇORAP:
SICAK TUTAR ile/ve/||/<>/< SOĞUKTAN KORUR
- ÇORBA ile/değil/yerine TORBA
- ÇORUM'LU BİLE YAPMAZ" değil ÇORUM'LULARIN YAPTIĞINI HERKES YAPMAZ
- COŞKU ile/ve/değil/||/<>/< DÜŞ
- ÇÖZMEK ile/ve/değil/yerine SÜZMEK
- ÇÖZÜM:
ÇÖZMEK" değil/yerine/||/<>/< ÇÖZÜMLEMEK
- ÇÖZÜM ile/ve/değil/yerine/||/<>/< ÇÖZÜMLEME
( Çözümleme/sorgulama(analiz), her durum/konu/ayrıntı için söz konusuyken; ("kökten/toptan") "çözüm", her durum için olanaklı değildir.
Sorumluluğumuz ve önceliğimiz de
çözmek değil çözümlemektir.
Çözümleme varsa çözüm ya da ara çözüm de yakınında bir yerde bulunacaktır. )
( [not] SOLUTION vs./and/but/||/<>/< ANALYSIS
ANALYSIS instead of SOLUTION )
- ÇÖZÜM:
"BİZDE" ile/ve/değil/yerine/||/<>/< BİREYDE
- ÇÖZÜMLEME ile/ve/||/<> AÇIKLAMA
- ÇÖZÜMSEL ile/ve/değil/||/<> ÇÖZÜMLEYİCİ
- CSASZAR[MACARCA CSÁSZÁR] ile/değil/yerine/=/||/<> ÇASAR
( Viyana da oturan Alman imparatoruna verilen ünvan )
- CÜBBE[Ar.] ile/değil/||/<>/> HİLAT[Ar.]/KAFTAN
- ÇUHADAR[Fars. < ÇŪḪADĀR] ile/değil/yerine/=/||/<> ÇUHADAR
( kapı çuhadarı Osmanlı Devleti nde padişahın hizmetinde bulunan sarayın büyük memurlarından her biri )
- ÇUHADAR/ÇUHADAR[Fars. < ÇŪḪADĀR] ile/||/<> İMRAHOR/EMİRAHUR[Ar. < EMĪR + Fars. ĀḪŪR] ile/||/<> SİLAHTAR/SİLAHDAR[Ar. < SİLĀḤ + Fars. -DĀR]
( kapı çuhadarı Osmanlı Devleti nde padişahın hizmetinde bulunan sarayın büyük memurlarından her biri )
- CUİŞ"[< JEWISH] ile/değil ÇAVUŞ
- ÇULIK/ÇULIQ ile ÇULK/ÇULQ
[< Divân-ü Lugât-it-Türk]
( Üveyik büyüklüğünde alacalı bir su kuşu. İLE Saldırgan kişi. )
- ÇULSUZ ile/ve/||/<> PAÇOZ ile/ve/||/<> ÇAPULCU/PLAÇKACI
( Giysisiz. İLE/VE/||/<> Kefal türünden bir balık. | [argo] Fahişe. İLE/VE/||/<> Düzene aykırı davranışlarda bulunan, düzeni bozan. | Yağmacı. )
- CULUS[Ar. < CULŪS] ile/değil/yerine/=/||/<> CÜLUS
( Hükümdarlık tahtına çıkma tahta oturma )
- CÜMBÜR-CEMAAT değil CUMHUR-CEMAAT (GİTMEK)
- CUMHUR[Ar.] ile/ve/||/<> EŞRÂFÜL NÂS[Ar.]
- CUMHURBAŞKANI/REİSİCUMHUR[Ar. < REʾĪS + CUMHŪR] ile/||/<> BAŞKANLIK/RİYASET[Ar. < RİYĀSET] ile/||/<> CUMHURBAŞKANLIĞI/RİYASETİCUMHUR[Ar. < RİYASET + CUMHUR]
- CUMHURİYET ANITINDA:
PIETRO CANONICA ve/||/<> SABİHA ZİYA
( )
- CUMHURİYET BAYRAMI ile/||/<> ULUSAL BAYRAM ile/||/<> MİLLÎ BAYRAM
- CUMHURİYET[Ar.] ile/ve ELERKİ/KAMUERK
- ÇÜN ile PES
- CUNDA[< İt.] ile CUNTA[< İsp.]
( Yatay serenlerin, iki başı. İLE Bir ülkede, yönetime el koyan kişilerden oluşan kurul. )
- CÜRET ile/ve/değil/||/<> BİLGİSİZLİK
- CÜRÜMDAŞ[Ar.] ile/değil/yerine/= SUÇ ORTAĞI
- ÇÜRÜTÜLEBİLİR ile/değil AŞILABİLİR
- ...DA HİÇ" ... (BULUNMAMALI) ile/değil/yerine/>< ...DA OLABİLDİĞİNCE ... BULUNMAMALI
( Matematik yoktur. @@ Vardır. )
( Yaşamsal değil. @@ Yaşamsal. )
( Dirimsiz. @@ Dirimli. )
- ...DA KALMA ile/ve/değil/||/<>/< SINIRLAMA
- DAG[Argu] ile/ve/||/<>/> TEGUL[Oğuz]
[< Divân-ü Lugât-it-Türk]
- DAĞ ve/||/<>/> KAR
( Dağına göre kar... )
( MOUNTAIN and/||/<>/> SNOW )
- [ne] DAĞ ne de KASABA
- DAĞ ile TEPE
( ŞİMRÂH: Dağ tepesi. )
( BÎSÜTÛN: Âşık Ferhad'ın, sevgilisi Şîrîn'in emriyle Kermanşah civarında deldiği dağ. | Gökyüzü. )
( Sevgili Ersin Alok'un çektiği dağ fotoğraflarını görmek için burayı tıklayınız... )
(
)
( En yüksek dağlar:
Mauna Kea (Hawaii) 10.200 m.
Everest (Nepal) 8848 m.
K2 (Kaşmir) 8611 m.
Kangchenjunga (Nepal) 8600 m.
Makalu (Nepal) 8481 m.
Dhaulagiri (Nepal) 8172 m.
Nanga Parbat (Kaşmir) 8126 m.
Annapurna (Nepal) 8078 m.
Gasherbrum (Kaşmir) 8068 m.
Gosainthan (Tibet) 8013 m. )
( CEBEL[çoğul > CİBÂL] ile ... )
( KÛH ile ... )
( MOUNTAIN vs. HILL )
- DAĞILIM/DAĞILMAK ile/ve/değil/||/<>/< YAYILIM/YAYILMAK
- DAĞILMIŞLIK ile/ve/değil/yerine BOĞULMUŞLUK
- [ne yazık ki]
DAĞITMAK/DAĞILMAK ile/ve/||/<> SAVURMAK/SAVRULMAK
- DAĞLAR ile/ve/değil/yerine/||/<>/< FARKLAR
- DAHA "AKILLI" OLMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< DAHA DİSİPLİNLİ OLMAK
- DAHA ÇOK SEVEN ile/ve/||/<>/< DAHA AZ SEVEN
( Sevdiğine ve hemen hemen her söylediğine/istediğine/kararına, onu kaybetmemek için "Olur." der. İLE/VE/||/<>/< Bu nedenle de ilişkiyi yönetir. )
(1996'dan beri)