Tarih'teki FaRkLaR
KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!
(SÜREKLİ AYIRDINDA OLUNMASI GEREKENLER!!!)
itibarı ile 8.936 başlık/FaRk ile birlikte,
8.936 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.
Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...
(23/37)
- KUŞKUCULUK ile/değil/yerine GÖRELİLİK
- KUŞKULANMA ile İŞKİLLENME[Fars.]
- KÜSTAHLIK:
EMEK YOKSA ile/ve/||/<>/< BİLGİ YOKSA
- KUSURLARI/NI ÖRTMEK ve/||/<> EKSİKLERİ/Nİ TAMAMLAMAK
( 54097, 54098 )
- KUT ve/||/<> KUTSAL/KUTSÎ[Ar.]
( Yaşamak için yenilen şey. | Yiyecek. | Devlet idaresinde güç, yaratıcılık ve yetki bakımından sahip olunan üstün güç. | Mutluluk. | İlâhî bir kaynaktan gelen rahmet, bereket. )
- KUTLAMA ile/ve/değil/yerine/||/<> ANMA
- KUTLAMA ile/ve BAYRAM
( [Tatarlar'da] "Beyremi bar balık, bay balık"[Bayramı olan halk, zengin halktır.] )
- KUTLAMA ile/ve KUTSAMA
- KUTSAL NESNELERİ TUTMADA:
ELLE ile/ve/değil/yerine KUMAŞLA
- KUTSAL ile/ve/<>/değil DEĞERLİ
- KUTSAL ile KUTSAL OLMAYAN
( Ölümsüz. İLE Ölümlü. )
- KUTSAL = KUTSİ, MUKADDES = SAINT, HOLY[İng.] = SAINT[Fr.] = HEILIG[Alm.] = SANCTUS[Lat.] = SANTO/TA[İsp.]
- KUTSAL ile/ve/<> MUKADDES
( Kişi, inanırsa. İLE/VE/<> Kişiler/toplum, kişiye inanırsa. )
- KUTSAL ile/ve/değil/||/<>/< UZLAŞIMSAL
- KUTSALLAŞTIRMA ile KUTSAMA
( SANCTIFICATION vs. BLESSING )
- KUTSALLAŞTIRMA ile/ve/<> VAAZ (ETME)
- KUTSALLIĞIN AŞKINLIĞI ile/ve KUTSALLIĞIN İÇKİNLİĞİ
( KUTSALLIK: İnsan emeğinin katıldığı (her) şey. )
( TRANSCENDENCE OF THE HOLINESS vs./and IMMANENCE OF THE HOLINESS )
- KUTSALLIK ile ...
( İnsan emeğinin katıldığı (her) şey. )
- KUTSALLIK ile/ve/değil DUYGU YÜKLÜLÜK
- KUTSAMA ile/değil/yerine ANMA/ANLAMA
- KUTSAMA ile TANRISALLAŞTIRMA
- KUTSAMAK ile/ve/||/<> BERAHA[İbr. BEREKET)]
( ... İLE/VE/||/<> Bereket, kutsama, dua. [ברך (B-R-K): Bereket vermek, kutsamak, eğilmek/diz çökmek.] | Tanrı’ya şükran ya da övgü bildirisi. | Günlük dindar yaşamda yiyecekten içeceğe, özel durumlara kadar söylenen kutsama duaları. )
- KUTSAMAK ve/<> TEMİZLEMEK
- KUTUP | UÇ ile/||/<> UÇ
( Sinema TV 1 Bir elektrik bağlantısının yapıldığı nokta 2 Akımın bir aygıta giriş ve çıkış noktası Sinema TV 1 Önde bir cismin ya da bir kişinin yalnız bir parçasının göründüğü çekim 2 Açı karşı açı yapılırken kişilerden birinin ya da her birinin omzundan sırayla öbürünün görünmesi Bir veri iletişim ortamında veri girişçıkışını sağlayan donanım birimi ya da donanım birimleri topluluğu Türk devletlerinde genel olarak sınır ya da sınır boylarındaki eyalet ve sancaklara verilen ad Budaklarından temizlenmiş kesik ağaç Yenikent Aksaray Isparta son matematik )
( TERMINAL | REVERSE SHOT, OVER-THE-SHOULDER | MARCH )
( BORNE | AMORCE, PLAN SUR L'ÉPAULE PROFIL PERDU | MARCHE | EXTRÉMITÉ )
( POL, KLEMME, ANSCHLUSSKLEMME | ÜBER-DIE-SCHUFTER-EINSTEL-LUNG | MARK )
( MARGO )
- KUTUPLAŞMA ile/ve/||/<>/> ÇOKLU BÖLÜNME
- KUTUPLAŞMAK ile/değil/yerine/< HESAPLAŞMAK
- KUTUPLAŞMAK ile/değil/yerine/>< ORTAKLAŞMAK
- KUVAMİLLİYYE[Ar. < ḲUVĀ + MİLLİYYE] ile/değil/yerine/=/||/<> KUVAYIMİLLİYE
( Birinci Dünya Savaşı ndan sonra Yunanların İzmir i işgal etmeleri ve Anadolu da ilerlemeleri üzerine kurulan ve onlara karşı savaşan millî teşkilat )
- KÜVEZ/KÜWEZ ile KUVÖZ/KÜVÖZ[Fr. < COUVEUSE]["KÜVEZ" değil!]
[< Divân-ü Lugât-it-Türk]
( Mağrur, kibirli kişi. İLE Erken doğan ya da zayıf doğmuş bebeklerin belirli bir döneme kadar içine yerleştirildiği araç. )
- KUVVETLER AYRILIĞI değil/yerine KUVVETLER AYRILIĞI VE BİRLİĞİ
- KUYRUĞU DİK TUTMAK" ile/değil "OMURGALI" DURMAK/DAVRANMAK
- LÂ EDRÎ ile ANONİM/YAZARI BİLİNMEYEN
- LA RUHBAN-I FİD-DİN ile/ve/||/<> LA İKRAH-I FİD-DİN
- LÂF ATMAK ile DİL ATMAK
- LAF ETMEK ile DİL UZATMAK
- LÂF ile/ve/değil/yerine/||/<>/></>/< İŞ
- LÂF ile/ve/||/<> TORBA
( Olsun. @@ Dolsun. )
- [ne yazık ki]
LÂFTA ÖLÇÜSÜZLÜK ile/ve/||/<>/> EDEPSİZLİKTE SINIRSIZLIK
( Lâfta ölçü bilmeyen, edepsizlikte sınır tanımaz. )
- LAF-Ü GÜZAF değil LÂF Ü GÜZÂF[: Boş söz.]
- LÂFZÎ TEFSİR ile/değil/yerine/= SÖZEL YORUM
- LAĞAŞ ile ...
( Mezopotamya'da bir şehir devlet. )
- LAHİD KABARTMALARINDA:
ERKEK ile KADIN
( Kadın da yanında yer alır. İLE Tek başına yer alır. )
- LAİKLER:
!"SOYLU" ile/ve ASKER ile/ve RENÇBER ile/ve YAHUDİ
- LÂLE ile/||/<> LÂLE
( Eskiden ağır tutukluların boyunlarına geçirilen demir halka botanik )
( TULIPE )
( TULIPA )
- LÂLE ile LÂLEAĞACI
( Zambakgillerden, yaprakları uzun ve mızraksı, çiçekleri kadeh biçiminde, türlü renkte, bir süs bitkisi. | Meyve koparmak için ucuna üçlü ya da dörtlü bir çatal geçirilmiş sırık. | [tarih] Ağır hapis mahkûmlarının boynuna geçirilen demir halka. İLE Manolyagillerden, anayurdu Güney Amerika olan, çiçekleri laleye benzeyen bir süs ağacı. )
( TULIPA GESNERIANA cum LIRIODENDRON TULIPIFERA )
- LÂLE ile/ve TERS LÂLE/DERVİŞ LÂLESİ/AĞLAYAN GELİN
( ... İLE/VE Dünyada yalnızca Hakkari Cilo Dağı'nda yetişen bu nadide çiceğe, Asur'lular, her sabah göbeğinden su damlattığı için "Ağlayan Lâle" adını verdiler ve kutsal saydılar. )
( ... İLE/VE Her dalında altı adet lâlenin ters büyüdüğü, Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu tarafından koruma altına alınan Ters Lâle'nin; sarı, turuncu ve kırmızı renkleri bulunmaktadır. )
( ... İLE/VE Selimiye Camii'ndeki. )
( LÂLEZAR: Lâle bahçesi. )
( BAHÂ-PÎRÂ-Yİ İSMÂİL: Ünlü bir çeşit lâle. )
( Lâlezar Sergisi )
( Lâle, İstanbul'dan, Hollanda'ya, 1554'te gönderilmiştir. )
- LAR ile/ve/değil/||/<>/> ...-LIK
- LARVA["LAVRA" değil!] ile/ve/||/<>/> PUPA ile/ve/||/<>/> IMAGO
( [İnsanda] EMBRİYON ile/ve/||/<>/> FETÜS ile/ve/||/<>/> HOMO SAPIENS SAPIENS )
(
)
( CATERPILLAR vs./and/||/<>/> CHRYSALIS vs./and/||/<>/> BUTTERFLY )
- LATA ile/||/<> LATA[İt. < COCOLETTA SÖZÜNDEN | İT. < LATTA]
( Osmanlılarda ilmiyenin giydiği bir tür üstlük giysi I Ceket Senirkent Isparta II Kalın tahta Aksaray Niğde İtal latta Venedik lata ledge German kökünden gelen bu söz birçok Akdeniz dilinde de kullanılır lata latte KAfrika latta Cezayir lâṭa lâṭṭa Mısır lāṭa )
( LATA )
( COCOLETTA SÖZÜNDEN | LATTA )
- LÂTİFE ile/ve/||/<> İDİL ile/ve/||/<> İDİL[Fr. < IDYLLE] ile/ve/||/<> İDİL
( İncelik. | Güldürecek güzel söz ve öykü. İLE/VE/||/<> Hoş bir ırmak. | Nâzik ve sevgi dolu. İLE/VE/||/<> Kır yaşamı içinde aşk konusunu işleyen kısa şiir. İLE Şırnak iline bağlı ilçelerden biri. )
- LATİN ABECESİ ile/ve/değil/||/<>/> LATİN KÖKENLİ TÜRK ABECESİ
- LAVTA[Alm. < Ar.] ile LAVTA[İt.]
( Mızrapla çalınan, gövdesi uddan küçük bir çalgı. İLE Ebe. | Doğacak çocuğu, ana rahminden çekmeye yarayan araç. | [eskiden] Erkek doğum uzmanı. )
- LAVUK[Kürtçe(Kurmanci) < LAWİK: Oğlan çocuğu. < LAW: Oğul/oğlan.][argo] ile/değil/yerine/= GEREKSİZ KONUŞAN
( Gereksiz konuşan kişi. | Önemsiz konular üzerinde fazlaca duran, hareketleri ve sözlerinde meymenet olmayan kişi. )
- LÂ-YETEZELZEL[Ar.] ile/değil/yerine/= SARSILMAZ | GÜVENİLİR
- LÂ-YÜS'EL ile/değil/yerine/= SORUMLU/MESUL OLMAZ, SORULMAZ
( )
- LEBLEBİ ile/ve/||/<> TOP
( Leblebi kadar anlatmak/anlatabilmek için (büyük bir) top kadar bilmek gerek. )
- LEGİON[Fr. < LÉGION] ile/değil/yerine/=/||/<> LEJYON
( Eski Romalılarda piyade ve süvarinin oluşturduğu askerî birlik Fransa da genellikle yabancılardan kurulu birkaç takımdan oluşan piyade birliği )
- Leh ile/değil LEH[Ar.]
( Polonya halkından olan kişi. İLE Onun için, onun tarafına, ondan yana. | Bir şeyden ya da birinden yana olma. | Yarar. )
- LEJİTİMİST[Fr. < LÉGITIMISTE] ile/değil/yerine/=/||/<> MEŞRUİYETÇİ
- LEJYON ile ...
( Altıbin kişilik asker topluluğu. [Eski Roma'da] )
- LEJYON[Fr. < Lat.] ile/değil/yerine KARA KUVVETLERİ
( Eski Romalılar'da, piyade ve süvarinin oluşturduğu askeri birlik. | Birkaç takımdan oluşan asker birliği. İLE/DEĞİL/YERİNE ... )
- LEŞ[Fars. < LÂŞE] ile/değil/||/<> CESET
- LEŞKER[Fars. < LEŞKER] ile/değil/yerine/=/||/<> ASKER | ORDU
( asker ordu )
- LEVENT ile/||/<> LEVENT[Fars. < LEVEND | İT. < LEVANTE]
( Osmanlı donanmasında ve kıyılarında görev yapan askerî sınıf Dokuma tezgahlarında çözgünün sarıldığı ağaç ya da demir makara Uşak İtal levante lifter )
( LEVANTE | *LEVANTE )
- LEVHA[Ar.]/TABELA[İt. < TABELLA] ile ARMADURA[İt. < ARMATURA]
( Bir yere asılmak için yazılmış yazı, safiha. Üzerinde tanıtıcı, belirtici bir yazı, açıklama, işaret ya da resim bulunan, tahta ya da sac parçası. | Hastahane, yatılı okul, askerî birlik gibi toplu yemek verilen yerlerde, günlük yemek için çıkarılan erzakın türünü, miktarını gösteren çizelge. | Hastahanelerde her hastanın gündelik yemek ve ilacının yazıldığı kâğıt. İLE Gemide direklere takılı halatları bağlamak için küpeştenin iç tarafında bulunan delikli ve çubuklu levha. )
- LİBERAL AKILCILIK ve/||/<> ARAÇSAL LİBERALİZM
- LİBERALİZM ile/ve/||/<>/> NEOLİBERALİZM
( LİBERALİZM'DE
- Bireycilik
- Özgürlük
- Akılcılık
- Eşitlik
- Hoşgörü
- Sınırlı Devlet
İLE/VE/||/<>/>
NEOLİBERALİZM'DE
- Özelleştirme
- Muhafazakârlık
- Otoriter Devlet
- Deregülasyon
- Strateji ve Yönetişim
- Yeniden Dağıtım ve Rekabet
- Kriz ve Şiddet
- Demokrasinin Çöküşü ve Neo-Feodalizm
- Neoliberal Özne
- Esneklik ve Girişimcilik )
- LİBERALİZM ile/ve/||/<> TOPLUMSAL REFAH LİBERALİZMİ
- LİKYA'LILAR ile/ve LİDYA'LILAR
( M.Ö. 1450 - 350 ile/ve M.Ö. 685 - 547 )
- LİNÇ ile/ve/||/<> İDAM
- LİNEER/LINEAR[İng.] ile/değil/yerine/= DOĞRUSAL
- LİSAN | HALK DİLİ ile/||/<> HALK DİLİ ile/||/<> DİL
( Halkın en büyük yaratılarından biri olan ilgili toplumun değişik yerlerinde değişik biçimleri bulunan simgesel seslerden oluşan konuşma aracı dil bölgesel dil Dil Bir dilin ses şekil ve anlam bakımından ağızlardan da etkilenerek yazı diline oranla bazı değişiklikler gösteren ve halk tarafından konuşulan biçimi Söz gelişi mağara kelimesinin māra zâhir kelimesinin zār kılıç ın kılınç geleceğiz in gelcez şeklinde söylenmesi mangır bakır ın para anlamıyla kullanılması gibi Ayrıca konuşma dili ve sözlü dil Azerbaycan Türkçesi danışıg dili xalg dili Türkmen Türkçesi halk dili gepleşik dili halk dili konuşmak dili Özbek Türkçesi halq tili Uygur Türkçesi B canliq til D xälq tili Tatar Türkçesi söyläü tele söyläm tele Başkurt Türkçesi xalıq höyläw tele xalk til Krç Malk halk til söleşiw til Nogay Türkçesi halk tîlî Kazak Türkçesi haliktili Kırgız Türkçesi calpı eldik til Alt albatı ermekkuuçını Hakas Türkçesi olaňay çooh çontîlî Tuva Türkçesi aas çugaa tılı Türkçesi çon tili Rusça narodnıy yazık razgovornıyyazık Simgeler ve sözcükler oluşturmak için tanımlanmış bir damga takımı ve bunların anlamlı bir iletişim aracı olarak deyimler ve tümceler ya da bir örü oluşturmak üzere kullanımım yöneten sözdizim kuralları takımı örn Türkçe İngilizce COBOL FORTRAN izlenceleme dili Bir toplum üyelerinin birbirlerine düşünce ve dileklerini anlatmak amacıyla kullandıkları ilgili toplumca benimsenen ses simgelerinden oluşan ve belirli bir düzene göre işleyen kültürel dizge yaşayan dil tümbireşimli dil törensel dil temel dil ölü dil Kurma kuralları gereği oluşturulan anlam kuralları gereği de yorumlanıp anlam kazanan deyimler dizgesi Krş sözedilen dil sözeden dil biçimsel dil biçimsel dizge tek çeşitli dil çok çeşitli dil altdil Durumunu öğrenmek için düşmandan ele geçirilen tutsak Ağız boşluğunun alt bölgesinde bulunan ve özgür olarak hareket edebilen etli bir uzantı olup ard ucundan dil kemiğine bağlıdır I Anahtar Gaziantep Deliilyas Şarkışla Sivas II Hayvanların boynuna asılan çanın içinde sallanan boynuz ya da madensel parça Uluğbey Senirkent Isparta Bor Niğde ok kıyı coğrafya biyoloji zooloji İnsanların duygu ve düşüncelerini bildirmek üzere sözcüklerle ya da gereçlerle yaptıkları anlaşma Türkçe Fransızca İngilizce Almanca ya da işaret dili vb Ağız boşluğunun alt bölgesinde bulunan çok tabakalı yassı epitelle sarılmış çizgili kastan yapılmış olduğu için serbestçe hareket edebilen arka tarafta dil kemiğine bağlı olan bir organ Bir insan topluluğu içinde kullanılan sözlü dillik yollarının bütünü Dillik Diller türlü bakımlardan sınıflanır Yaygınlık ve nitelik bakımından KAMU DİLLERİ L Communes ÖZEL DİLLER L Spéciales GİZLİ DİL L secrète RESMİ DİL L officielle UYGARLIK DİLLERİ L de civilisation GENEL DİL L générale DÜNYA DİLİ L mondiale aynı dilin türlü halleri bakımından KONUŞULAN DİL L courante ou parlée HALK ya da KONUŞMA DİLİ L vulgarie ou populaire TEKLİFSİZ DİL L familière AŞAĞILIK DİL L triviale BİLİM DİLİ L savante MESLEK DİLİ L de profession SINIF DİLİ Standespraehe EDEBİYAT DİLİ L Littéraire DİPLOMATLIK DİLİ L diplomatique ŞİİR DİLİ L poétique TEKNİK DİLİ L technique Kullanış bakımından YAŞIYAN DİL L vivante AŞNI DİL L archaïque ÖLÜ DİL L morte anlık bakımından ARI DİL L pure KARMA DiL L mixte doğuş bakımından DOĞAL DİL L naturelle YAPMA DİL L artificielle EVRENSEL ya da ULUSLARARASI DİL L universelle ou internationale FİLOZOF İŞİ DİL Langue philosophique konuşana olan yakınlığı bakımından ANA DİLİ L Maternelle ULUSAL DİL L nationale BENİMSEK DİL L adoptée YABANCI DİL L étrangère gibi sınıfları vardır Diller bir ée aralarındaki kuruluş farkları bakımından sınıflara ayrılırlar Fikrin türlü öğelerini Fran de la maison gibi ayrı ayrı kelimelerle ya da evin gibi tek kelime ile anlattıklarına göre ÇÖZÜMLÜ DİLLER L analytiques ve BİREŞİMLİ DİLLER L synthétique cümle öğelerinin sırası değişip değişemediğine göre DEĞİŞİR SIRALI DİLLER L transpositives ou inverses ve DEĞİŞMEZ SIRALI DİLLER L analogues öğelerini düzenledikleri tarza göre AYRILI DİLLER L isolantes YANDAŞLAYICI DİLLER L juxtaposantes GÖVDELEYiCi TOPARLAMALI KAPSAMALI TOPTAN ANLATIMLI ya da ÇOK BİREŞİMLİ DİLLER Incorporantes Agglomérantes Encapsulantes Holophrastiques ou Polysynthétiques BİTİŞİMLİ DİLLER L agglutinantes TANELİ DİLLER L atomiques MALGAMALI DİLLER L amalgamantes KAYNAŞMALI DİLLER L fusionnelles bükünlü olup olmadıklarına göre BÜKÜNLÜ ya da ŞEKİLLEMELİ DİLLER L flexionnelles forniatives ou à mots proprement dits ve ŞEKİLLEMESİZ DİLLER L nonformatives ou à mots apparents à motsphrases aralarındaki hısımlığa göre ANA DİLLER Languesmères KARDEŞ DİLLER Languessoeurs KAYNAK DİLLER L communes İLKEL DİLLER L primitives TÜREME DİLLER L dérivées Döküm ya da boşaltma sırasında erimiş metalin kalıp duvarlarına sıçrayıp erken katılaşması sonucunda oluşan yüzey kusuru İnsanlar arasında karşılıklı haberleşme aracı olarak kullanılan duygu düşünce ve isteklerin ses şekil ve anlam bakımından her toplumun kendi değer yargılarına göre biçimlenmiş ortak kurallarının yardımı ile başkalarına aktarılmasını sağlayan seslerden örülü çok yönlü ve gelişmiş bir sistem Türkçe Almanca Çince İngilizce Japonca gibi Dünya üzerinde konuşulan diller a Köken b Yapı bakımından sınıflandırılmaktadır Köken bakımından yapılan sınıflandırmada bilinmeyen devirlerde aynı ana dile bağlanan bir köken akrabalığı söz konusudur Avrupa HamiSami Ugur Ural ve Altay dil aileleri bu temeldeki bir sınıflandırmaya dayanan dil aileleridir Dünya dilleri yapı bakımından da tek heceli diller İsolierende Sprachen isolating kanguages monosyllabic languages eklemeli diller agglutinierende Sprachen agglutinative languages ve çekimli diller flektierende Sprachen inflected languages olmak üzere üçe ayrılır Her dil taşıdığı söz hazinesine kullandığı alanlara yaşayıp yaşamadığına ve toplumun içinde onu kullanan kesimler açısından taşıdığı farklı özelliklere göre konuşma dili yazı dili halk dili aydın dili bilim dili edebî dil kültür dili millî dil ortak dil resmî dil yaşayan dil ölü dil olarak da sınıflandırılabilir Bunlara Azerbaycan Türkçesi dil Türkmen Türkçesi dil Gagauz Türkçesi dil Özbek Türkçesi til Uygur Türkçesi tii tel Başkurt Türkçesi tel til Krç Malk til Nogay Türkçesi til Kazak Türkçesi til Kırgız Türkçesi til Alt til Hakas Türkçesi tîl Tuva Türkçesi tıl til Rusça yazık Ağız boşluğunda bulunan çizgili kaslardan oluşmuş lokmanın biçimlenmesinde yutma tat alma ve konuşmanın biçimlenmesinde görev alan çok hareketli bir organ glossa lingua Dil Az dil dil tel til tel til til til til Alt Tel Kuğ Koy Kaça Küer til dıl tıl çĕlxe dil Eski Türkçeden başlayarak kullanılır tıl Orta Türkçede tıl olarak geçer Eski Kıpçakçada til biçimi kullanılır Brockelmanna göre OGM 72 ti demek kökünden geldiği anlaşılıyor ti l eki Brockelmann ince sıradan bir kökten gelen bu türevin kalın sıraya geçmesini art damaksıl lye bağlamıştır Onun bu açıklamasını Ligeti TörK 230 de benimsemiştir Türkçe dilin sorguya çekilmek için yakalanan tutsak anlamı çarpıcı ve düşündürücüdür Türkçe kaynaklarda geçen dil almak dil getirmek gibi sözlerde dil tutsak olarak kullanılır Bu sözler Macarcaya nyelvet fogni diye çevrilmiştir nyelv dil fogni tutmak Rumencede de limbă dil sözü gefangener feindlicher Soldat von dem man Kundschaft einziecht Tiktin 2 910 anlamında kullanılır Bu anlamın Türkçe dilden çevrildiği anlaşılıyor Komşu dillerde sık sık bu tür söz çevirileri calque linguistique ya da çeviri alıntıları emprunt de traduction geçer Moğolca kelen dil de espion avantcoureur dune armée soldat quon envoie à la découverte olarak kullanılır Rusçada da jazyk dil buna benzer bir anlam kazanmıştır Vasmer REW 3 485 Türkçede dil dıl tıl dılak dilmaç gibi birtakım türevler bırakmıştır )
( FOLK SPEECH, FOLK LANGUAGE )
( LANGAGE DU PEUPLE | LANGUE VULGARIE, COLLOQUALISM )
( VOLKSSPRACHE | VOLKSPRACHE )
( DIL[Az.]~DIL[Tkm.]~TEL[Tatk.]~TIL[Nog.]~TEL[Bşk.]~TIL[Özb.]~TIL[Krg.]~TIL[Kzk.]~TIL[Kklp.]~DIL[Tuv.]~TIL[Yak.]~ÇĔLXE[Çuv.] )
- LİVA ile/||/<> SANCAK
( 1 Belirti olarak kullanılan özellikle yazı işlemeli ve kenarları saçaklı bayrak 2 Osmanlı yönetim örgütünde il ile ilçe arasında yer alan yönetim bölgesi Üzerine bir armanın çizili olduğu maden ya da kumaş I Çocuk salıncağı Yeniköy İnönü Eskişehir II Çengelliiğne Köllük Iğdır Kars Geminin sağ yanı sanç batırmak saplamak kak eki Türkçeden Arapça ve Farsçaya da geçmiştir KahaneTietze LFL 7 s Tietze ZBalk 18 190 223 Németh AOH 3 16 Sikirićin Farsça sancūqtan alındığı yolundaki savı yanlıştır POF 89 239 )
( SCUTCHEON | STARBOARD SIDE )
( PANONCEAU )
( WAPPENSCHILD )
- LİVA[Ar. < LİVĀ] ile/değil/yerine/=/||/<> SANCAK | TUGAY | TUĞGENERAL
( mirliva açıklar livası sancak tugay tuğgeneral )
- LİYÂKAT ile HAK
( Lâyık oluş. İLE ... )
( İktidar, beceri, erdem. İLE ... )
- LİYÂKÂT ve/||/<> İSTİHKAK
- LOBİ ile/değil/yerine/= DALAN
( Bir yapının kapısından içeri girildiğinde görülen ilk boşluk. | Otel, tiyatro gibi yerlerde, girişe yakın, geniş yer. | Bazı çıkar gruplarının temsilcilerinden oluşan topluluk. )
- LOJİ >< MİSOLOJİ
- LOJİSTİK[Fr. < LOGISTIQUE] ile/değil/yerine/=/||/<> GERİ HİZMET | MODERN MANTIK
( lojistik dairesi lojistik hizmet geri hizmet Geri hizmetle ilgili Kişilerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere her türlü ürünün hizmetin ve bilgi akışının çıkış noktasından varış noktasına kadar taşınmasının etkili ve verimli bir biçimde planlanması ve uygulanması modern mantık )
- LONCA ile/||/<> LONCA[İt. < LOGGIA]
( Uğraşları bir olan kimselerin bir pirin yönetimi altında oluşturdukları özel dernek lanca Herhangi bir iş kolunda usta kalfa ve çırakları içine alan dernek ahilik Anadoluda XIII yüzyılda görülmeye başlayan Selçuklu devletinin yıkılma dönemine girmesinden sonra sosyal düzeni sağlamada ve Osmanlı Devletinin kurulmasında büyük rolü olan bir tür meslek ve dayanışma örgütü Batıdaki lonca tipi örgütlenmenin benzeridir lonca lonca )
( GUILD, CORPORATION | GUILD )
( CORPORATION )
( GILDE, KORPORATION )
( LOGGIA )
- LOOK/GLANCE vs./and ANGLE
- LOZAN ANTLAŞMASI ile/değil UŞİ ANTLAŞMASI
( ... İLE/DEĞİL Osmanlı'nın Afrika'daki son toprak parçasını kaybettiği antlaşma.[1912] )
( RUMİNE SARAYI: Lozan Antlaşması'nın yapıldığı saray. )
- LUKIANOS ile/ve/||/<> JULES VERNE
( )
- LÜTÛF ile/ve/||/<> SIR
- M.Ö. ile/ve/değil/||/<>/< G.Ö.
( Milattan önce. İLE/VE/DEĞİL/||/<>/< Günümüzden önce. )
- MAL/MÜLK/MADDİ ZENGİNLİK ile/değil/yerine/= OD, OCAK
- MAAN ile/||/<> MARÛF
( Beraber, birlikte. İLE/||/<> Herkesçe bilinen. )
- TAPINAK/MÂBED[Ar.] ile/ve/değil/||/<>/>/< BETİKLİK/KÜTÜPHANE
- MABET | TAPINAK ile/||/<> TAPINAK
( Tanrıya tapınılan yapı Mimarlık Tanrıya topluca tapınmak için kurulmuş yapı )
( TEMPLE )
( TEMPLE )
( TEMPEL )
( TEMPLUM )
- MÂBEYN-İ HÜMAYUN | MABEYİN[Ar. < MÂBEYN] ile/||/<> ...
( 1 Padişahın sarayı 2 Padişah sarayının harem dairesi ile dış daireler arasında bulunan II Mahmut zamanından beri sarayın dışarı ile ilişkilerinin sağlandığı bölümü 3 Padişahın sarayında mabeyincilerin bulundukları yer 4 Eski konaklarda harem ile selâmlık arasındaki bölüm )
- MÂBEYN-İ HÜMAYUN | MABEYİN[Ar. < MÂBEYN] ile/||/<> MABEYİNCİ
( 1. Padişahın sarayı. 2. Padişah sarayının harem dairesi ile dış daireler arasında bulunan, II. Mahmut zamanından beri sarayın dışarı ile ilişkilerinin sağlandığı bölümü. 3. Padişahın sarayında mabeyincilerin bulundukları yer. 4. Eski konaklarda harem ile selâmlık arasındaki bölüm. )
( ...~CHAMBERLAIN )
( ...~CHAMBELLAN )
( ...~CUBICULARIUS )
( ...~KAMMERHERR )
( ...~CIAMBELLANO )
( ...~ΘΑΛΑΜΗΠΌΛΟΣ / θαλαμηπόλος )
- MACAR FORİNTİ ile/||/<>/< PENGÖ
( ... @@ İkinci Dünya Savaşı sonuna değin kullanılan, Macar para birimi. )
- MADARA (OLMAK/ETMEK) ile REZİL (OLMAK/ETMEK)
( Kötü duruma düşmek, yalanı, yanlışı ortaya çıkmak. İLE ... )
- MADEM EĞER ÖYLEYSE" değil ÖYLEYSE (ya da MADEM ÖYLE)
- MADEN ile/ve/||/<> MADEN-İ ENVÂR[< NUR]
- MADEN ile/||/<> OCAK ile/||/<> OCAK | YENİÇERİ OCAĞI
( yeniçeri ocağı Çeşitli mineral kömür ya da cevherlerin yerkabuğundan çıkartıldığı üretim yeri Eski ve yeni diyalektlerde yaygın olarak geçer oçak oçuk oçık OT oçak Çağdaş diyalektlerde ateş yakma yeri aile sığınma yeri soy olarak geçer Az ocag ōcak oçak oşak uçak usak oçaq Karaçayca da ocak baca olarak kullanılır Bunlardan başka Oyrotçada ve Teleütçede oçok Sagaycada oçık Balkarcada ozak Kızılcada oçuk Şorcada ocuk Hakasçada oçıx Soyotçada ojuk Çuvaşçada vucax Yakutçada ohox olarak geçer Sevortyanın belirttiği gibi ÊSTJa 1974 424 oçakta ateş yakılan yer çukur ve ateş kavramlarından yola çıkmak gerekir Buna dayanarak diğer anlamlar biçimlenmiştir sürekli olarak bir ocaktan yararlanan insanların birliği doğum yeri ocak vb açılmış çukur ocak yapımında olduğu gibi maden ocağı ve ağaç dikmek için açılan çukur )
( MINE | PIT )
( MINE | MINE, PUITS DE MINE )
( BERGLERK | BERGWERK, GRUBE, SCHACHT )
- MAFYA ile/ve/||/<> CUNTA
- MAFYA ile/ve/<> (")HÜKÜMET(")
( FaRkLaR'ı değil önemli bir ortak yanları vardır. İkisinde de haktan, hukuktan eser yoktur ve/ya da olmayabilir (ne yazık ki[hükümet için]). )
- MAĞARA ile/ve/||/<>/> BARAKA
- MAĞARA ve/> MAĞAZA
- [ne yazık ki]
MAĞDUR ETMEK ile/ve/değil/||/<>/> MAĞDUR GÖSTERMEK
- MAĞDUR[Ar. < GADİR < GADR] ile/ve/||/<>/< ŞAŞKIN/ŞAŞIRMA
- MAĞDUR ile/ve/değil/ne yazık ki/||/<>/>< ZÂLİM
- MAHATMA GANDHI
( Gandhi'nin yaşamla ilgili sorulara verdiği yanıtlar...
- En hoş gün?
Bugün...
- En kolay olan?
Yanılmak...
- En büyük engel?
Korku...
- En büyük yanlış?
Vazgeçmek...
- Tüm kötülüklerin temeli?
Bencillik...
- En iyi oyalanma biçimi?
Çalışmak...
- En büyük çöküş?
Ümitsizlik...
- En iyi eğitmenler?
Çocuklar...
- En temel olan?
İletişim...
- En çok mutlu eden?
Başkalarına yararlı olmak, iyilik yapmak...
- En büyük gizem?
Ölüm...
- En büyük kusur?
Huysuzluk...
- En tehlikeli kişi?
Yalancı...
- En zararlı düşünce?
Kıskançlık...
- En hoş armağan?
Bağışlama...
- En kısa yol?
Düz, doğru yol...
- En güçlü duygu?
İç huzur...
- En iyi koruyucu?
Iyimserlik, keşfetmek...
- En gerekli kişiler?
Sevgili ve dostlar...
- Yaşamdaki en harika olan?
Sevmek...<3
)
- MAHCUR[Ar.] ile/değil/yerine/= KISITLI
- MAHDUM[Ar. < MAḪDŪM] ile/değil/yerine/=/||/<> OĞUL
- MAHDUT[Ar. < HADD] ile/ve/||/<>/>/< MAZBUT[Ar. < ZABT]
- MAHFAZA[Ar.] ile/değil/yerine/= KORUNCAK
- MAHFUZ[Ar.] ile/değil/yerine/= KORUNAN/KORUNMUŞ/SAKLANMIŞ/SAKLI
- MAHFUZ[Ar.]["MAFUZ" değil!] ile/değil/yerine/= SAKLANMIŞ/KORUNMUŞ
( MAHFUZEN: Gözaltında olarak. )
- MAHİYET[Ar.] ile/değil/yerine/= ÖZLÜK/İÇYÜZ
( Bir şeyin durumu. | Kişi. )
- MAHKEME ile/||/<> AREOPAJ[Fr.]
( ... İLE/||/<> Eski Atina'da mahkeme. )
- MAHKEME ile/ve/<> İSTİNAF (MAHKEMESİ)
( ... İLE/VE/<> Mahkemenin verdiği kararı kabul etmeyerek, bir kararı, istinaf mahkemesine götürme. | [eskiden] [MAHKEMESİ]: İlk derecedeki mahkemelerle Yargıtay arasında yer alan mahkeme. )
- MAHKÛM (OLMAK) ile/ve MECBUR (OLMAK)
- MAHKÛM[Ar.] ile/ve/değil/ne yazık ki/||/<>/< MUHTAÇ[Ar.]
- MAHMUDİYE ile/||/<> MAHMUDİYE[Ar. < MAHMŪDİYYE]
( II Mahmut zamanında basılmış bir altın para Duvar çanı Akçakese Güdül Ankara )
- MAHPUS[Ar.] ile/değil/yerine/= KAPATILMIŞ
( Kapatılmış, hapsedilmiş. | Bir çeşit tavla oyunu. )
- MAHRÛMİYET ile/ve/||/<>/> MAĞDURİYET
- MAHSUBEN[Ar.] ile/değil BİNAEN[Ar.]
( Sayılca. İLE/DEĞİL Dayanarak. )
- MAHV[Ar.] ile/değil/yerine HAVF[Ar.]
- MAİYET[Ar.] ile MAHİYET[Ar.]
( Birlikte bulunma. İLE Nitelik. )
( Birlikte bulunma. İLE Nitelik. )
- MA'KAD ile/değil MAK'AD[Ar.]
( Akd edilecek, sözleşilecek yer. İLE/DEĞİL Oturulacak yer, minder. | Oturak yeri, geri, kıç. )
- MAKİNE YAPMAK ile/ve/değil/||/<>/>/< MAKİNE YAPAN MAKİNA YAPMAK ile/ve/değil/||/<>/>/< "YAPAY ZEKÂ" ÜRÜNLERİ/ARAÇLARI GELİŞTİRMEK/OLUŞTURMAK
- MAKİNE'DE:
DÖRT AŞAMA ve/||/<>/> DÖRT KİŞİ
( )
- MAKSAT/MAKSAD[Ar.] ile/ve/değil/||/<> MURAT/MURAD[Ar.]
- MAKYAJ ile/ve/değil/yerine/||/<>/< GÜLÜMSE/MEK
( Kişinin en güzel/iyi/büyüleyici/olmazsa olmaz/değerli/etkili/sınırsız/sürekli makyajı, gülümsemesidir. )
- MAL "TAKASI" ile/ve KÜLTÜR "TAKASI"
- MALİKÂNE, MÜLK | YURTLUK ile/||/<> YURTLUK
( Bir yerin gelirinin bir kimseye yalnız ölünceye dek kullanması koşuluyle ayrılması yöntemi Bir özel ya da tüzel kişinin iyeliğindeki taşınmaz )
( ESTATE )
( PROPRIÉTÉ )
- MA'LÛM[Ar. < İLM | çoğ. MA'LÛMAT] < BİLİNEN, BELİRLİ
- MALUMUN ...:
İLÂNI değil İLÂMI
- MALUMUNUZ ... ile/ve/değil/yerine/<> ANIMSARSANIZ ...
- MALUMUNUZ ... ile/ve/değil/yerine/<> BİLDİĞİNİZ GİBİ
- MALZEME ile/ve VERİ
- MANDA ile MANDA[Fr. < MANDATAIRE | İng. MANDATE/R]
( Susığırı. İLE Birinci Dünya SAvaşı'ndan sonra, bazı azgelişmiş ülkeleri, kendilerini yönetebilecek bir düzeye eriştirip, bağımsızlığa kavuşturuncaya kadar Uluslar Birliği adına yönetmek için bazı büyük devletlere verilen vekillik. )
- MANDA ile/ve/||/<> MANDA/T[Fr.]
( Su sığırı, camız/camış, dombay, kömüş. İLE Bir görevi emanet etme, vekâlet verme. )
- MANDAT/MANDATAIRE/MANDARINE[Fr. < MANDAT] ile/değil/yerine/= MANDATARY/MANDARIN, TANGERINE[İng.] ile/değil/yerine/= MANDATARIUS/CITRUS NOBILIS[Lat.] ile/değil/yerine/= MANDATÄR/MANDARINE[Alm.] ile/değil/yerine/= MANDARINE[Port.] ile/değil/yerine/= MANDA
( 1. Dünya Savaşından sonra, kimi az gelişmiş ülkeleri, kendi kendilerini yönetecek bir düzeye eriştirip bağımsızlığa kavuşturuncaya dek Uluslar Birliği (Cemiyet-i Akvam) adına yönetmek üzere kimi büyük devletlere verilen vekillik. @@ bk. Afrika mandası, Hint mandası @@ Boynuzlugiller familyasının sığırlar alt familyasına ait evcil bir tür geviş getiren. )
- MANDATER[Fr. < MANDATAIRE] ile/değil/yerine/=/||/<> MANDACI
- MANGA ile/ve/||/<>/> TAKIM ile/ve/||/<>/> BÖLÜK ile/ve/||/<>/> TABUR ile/ve/||/<>/> ALAY ile/ve/||/<>/> TUGAY/LİVA ile/ve/||/<>/> TÜMEN/FIRKA ile/ve/||/<>/> KOLORDU ile/ve/||/<>/> ORDU ile/ve/||/<>/> KUVVETLER ile/ve/||/<>/> GENEL KURMAY
( Onbaşı/çavuş/asteğmen/teğmen yönetiminde. İLE/VE/||/<>/> Üstteğmen yönetiminde. İLE/VE/||/<>/> Yüzbaşı yönetiminde. İLE/VE/||/<>/> Binbaşı/yarbay yönetiminde. İLE/VE/||/<>/> Albay yönetiminde. İLE/VE/||/<>/> Tuğgeneral yönetiminde. İLE/VE/||/<>/> Tümgeneral yönetiminde. İLE/VE/||/<>/> Korgeneral yönetiminde. İLE/VE/||/<>/> Orgeneral yönetiminde. İLE/VE/||/<>/> Orgeneraller yönetiminde. İLE/VE/||/<>/> Genel Kurmay Başkanı yönetiminde. )
( 10 er. İLE/VE/||/<>/> Birkaç[4/5] manga. İLE/VE/||/<>/> Birkaç takım. İLE/VE/||/<>/> Birkaç[dört] bölük. | Küme, yığın, grup. İLE/VE/||/<>/> Birkaç tabur. İLE/VE/||/<>/> Birkaç alay. İLE/VE/||/<>/> Birkaç tugay. İLE/VE/||/<>/> Birkaç tümen. İLE/VE/||/<>/> Birkaç kolordu. İLE/VE/||/<>/> Birkaç ordu. İLE/VE/||/<>/> Birkaç kuvvet. )
( [OSMANLI'da] Mülâzım-ı Sânî yönetiminde. İLE/VE/||/<>/> Mülâzım-ı Evvel yönetiminde. İLE/VE/||/<>/> Yüzbaşı yönetiminde. İLE/VE/||/<>/> Kolağası yönetiminde. İLE/VE/||/<>/> Binbaşı yönetiminde. İLE/VE/||/<>/> Kaymakam yönetiminde. İLE/VE/||/<>/> Miralay yönetiminde. İLE/VE/||/<>/> Mirliva yönetiminde. İLE/VE/||/<>/> Mirliva/Ferik yönetiminde. İLE/VE/||/<>/> Ferik yönetiminde. İLE/VE/||/<>/> yönetiminde. İLE/VE/||/<>/> Birinci Ferik yönetiminde. İLE/VE/||/<>/> Birinci Ferikler yönetiminde. İLE/VE/||/<>/> Genel Kurmay Başkanı yönetiminde. )
( SECOND LIEUTENANT vs./and/||/<>/> (FIRST) LIEUTENANT vs./and/||/<>/> CAPTAIN vs./and/||/<>/> MAJOR/COMMANDANT vs./and/||/<>/> LIEUTENANT COLONEL vs./and/||/<>/> COLONEL vs./and/||/<>/> BRIGADIER GENERAL vs./and/||/<>/> MAJOR GENERAL vs./and/||/<>/> LIEUTENANT GENERAL vs./and/||/<>/> GENERAL vs./an/||/<>/> GENERALS vs./and/||/<>/> HEAD OFFICER )
( II. Dünya Savaşı "WEHRMACHT", Kara Kuvvetleri (HEER), Deniz Kuvvetleri (KRIEGSMARINE), Hava Kuvvetleri (LUFTWAFFE) ve Özel "SS" Birlikler'inden oluşuyordu. )
( RİYALA[İt.]: Osmanlı donanmasında, Tümgeneral'e eş bir rütbe. )
- MANGIR ile MANGİZ[Romence]
( İki buçuk para değerinde, bakırdan yapılmış sikke. | Para. İLE [argo] Para. )
- MÂNİ'[Ar. < MEN | çoğ. MENEA] ile MA'NÎ/MÂNÂ[Fars.] ile Mânî[Fars.] ile MANİ[Ar.]
( Geri bırakan, alıkoyan, engel olan, men eden. | Engel, özür. İLE Eş, benzer. İLE Ünlü Çin'li nakkaşın adı. Behram Şâpûr zamanında İran'a gelip Zerdüşt ve Îsâ dinlerinin karışımı olan bâtıl mezhebini yaymaya başlamış olmasından dolayı idam edilmiştir. [Erteng/Erjeng adlı yapıtı ünlüdür.] )
- MÂNİ[Ar.]/ENGEL[Fars. :Parazit.] ile/değil/yerine/= ENGEL
- MANİFESTO[İt. < Lat.] ile/değil/yerine/= BİLDİRİ
- MANİK ATAK/MANIC EPISODE[İng.] ile/değil/yerine/= TAŞKINLIK DÖNEMİ
- MANKURTLAŞMA ile/<> KÖZ/KÖS-KAMANLAŞMA ile/<> KANARALAŞMA
( MANKURT EFSANESİ
Efsaneye göre, Kazakistan'ın uçsuz-bucaksız Sarı-Özek bozkırının yerlisi olan Kazaklar, eski tarihlerde, onların su kuyularına ve otlaklarına göz diken Juan-Juanlar'ın zaman zaman baskınlarına maruz kalmaktalardır. Baskınlarda bazen Kazaklar, bazen de Juan-Juanlar gâlip gelmektedir. Juan-Juanlar savaşı kazandıklarında, alıp götürdükleri esirlerin bazılarını başka kabilelere satmaktalardır ki bunlar oldukça şanslı sayılırlar. Çünkü hiç olmazsa, köle olarak da olsa, sağ kalmaktalardır. Güçlü kuvvetli esirleri ise satmamakta, akıl almaz işkencelerle, belleklerini kaybettirerek, adeta delirtmekte ve onları, kendilerinin sadık köleleri olarak en önemli işlerde çalıştırmaktalardır.
Juan-Juanlar'ın işkencesini dinlemek bile acı vericidir: Önce, esirin başını, bir tane bile saç bırakmamacasına tamamen tıraş etmektelerdir. Hemen o anda, bir deve kesmekte, devenin derisinin en kalın yeri olan boynundan parçalar keserek, kanlı kanlı, esirin tıraşlı başına sımsıkı sarmaktalardır. -Aytmatov, bu deri başlığı, bugün yüzme sporunda kafaya takılan kauçuk başlığa benzetmektedir.-
Bu işkenceye maruz kalan esir, bazen acılar içinde kıvranarak ölmektedir (ki onlar da şanslı sayılmalıdır!), ölmeyenlerin boynuna, kafasını yerlere sürtmesin diye bir boyunduruk takılmaktadır. Bu haliyle esiri götürüp, çığlıklarının da duyulmayacağı ıssız bir yere, elleri kolları bağlı, aç ve susuz, kızgın güneşin altında günlerce bırakmaktalardır. Tabiî, güneşte kavrulan deri kurudukça, kafayı bir mengene gibi sıkmakta, işkence, dayanılmaz hale gelmektedir. Fakat işkenceyi asıl dayanılmaz yapan, sadece bu değildir. Kafadaki saçlar, bir taraftan uzamaya çalışmaktadır. Fakat dışarıya doğru büyüyemediği için, kafa derisinin içine doğru büyümeye
çalışmaktadır. Sonunda esir, aklını yitirmekte, belleği iyice sıfırlanmaktadır. Adeta, içine saman doldurulmuş bir post (korkuluk) haline gelmektedir. İşkencenin beşinci günü Juan-Juanlar gelip sağ kalan esirleri almakta, boynundaki engeli çıkarmakta, kendine yiyecek-içecek vermektelerdir. Böylece, köle, beden gücünü yeniden toplayıp kendine gelmektedir. Fakat bundan böyle o normal bir insan değildir, o artık bir mankurttur!
Böyle bir mankurt, köle pazarlarında, güçlü-kuvvetli on esirin fiyatına satılabilmektedir. Eğer aralarındaki bir savaşta bir mankurt öldürülürse, Juan-Juanlar karşılık olarak, hür bir kişinin bedelinin üç katını almaktalardır.
Bir mankurtu, ailesinden birileri gerek kaçırmak, gerekse fidye vermek suretiyle vb. geri almak istemezmiş. Çünkü o artık aileden biri değildir, aksine, zararlı biri olmuştur. Belleği iyice boşaltılan mankurt, babasını, çocukluğunu vs. asla anımsamamakta, hatta insan olduğunu bile bilmemektedir. Yani ağzı var ama dili yoktur. Efendisine mutlak koşulda itaat eden, gayet evcil bir hayvana benzemektedir. Kaçmayı bilmediği için böyle bir riski de yoktur mankurtun... Sadece karnının acıktığını hissetmekte o kadar...
Efendisinin emir ve komutlarına bir köpek sadakatiyle bağlıdır. Mankurtlaşan köleler, en kötü ve en zor işleri gık demeden yapmaktalardır. Sarı-Özek'in ucsuz-bucaksız çöllerinde, kavurucu sıcak altında deve sürüleri otlatmak ancak onların yapabileceği bir iştir. Ölmeyecek kadar yiyecek, donmayacak kadar giysi vermek yeterlidir onlar için.
İşte, Juan-Juanlar, tutsak kişilere, bu en ağır işkenceyi, belleğini yitirme, anılarını elinden alma, kimliğini unutturma işkencesini tatbik etmektelerdir. Nayman Ana öyküsü, oğlu Colaman böyle bir mankurtlaşmaya maruz kalan bir ananın dramıdır.
Nayman Ana, oğlu Kolaman [Colaman: Yol aydınlığı.] kaçırıldıktan sonra yıllarca ondan hiçbir haber alamamıştır. Öldü mü, kaldı mı, mankurt mu yapıldı, bilmemektedir. Derken, bir gün, Naymanlar bölgesine gelen tüccarlar, Juan-Juanlar'ın, su kuyuları yanından geçerken, deve sürüleri güden genç bir çobanla karşılaştıklarından söz eder. Çobanın hiçbir şey anımsamadığını, sorulan sorulara 'evet' ya da 'hayır' gibi kısa yanıtlar verdiğini vs. anlatırlar. Tüccarlar, onunla biraz da alay etmişlerdir. Nayman Ana, anlatılanları sessizce dinlemiş, fakat hiç oralı olmamış, sanki bir şey duymamış gibi davranmıştır. Fakat birden içine bir kor düşmüştür; sanki bu anlatılanın, oğlu Kolaman olduğuna dair birden bir aydınlık belirmiştir içinde. Tabiî aydınlıkla beraber de bir korku...
Nayman Ana, gördüğü böyle bir ışık karşısında daha fazla duramaz, derhal hazırlıklara koyulur, hiçkimseye sezdirmeden, devesine biner ve sabahın erken saatinde, çobanların söz ettiği, Juan-Juanlar'ın su kuyularına doğru yola koyulur. Kilometrelerce gider Sarı-Özek bozkırında ve binbir türlü korkunun sarmalında, sonunda, oğlunu bulur. Evet, Nayman Ana, deve sürüsünün başında, oğlu Kolaman'ı, başındaki deri şapkasıyla yapayalnız bulur. Herşeye karşın oğlunu tanımakta zorlanmaz.
Kolaman, gözlerine kadar indirdiği şapkasının altından durgun gözlerle anasına bakmaktadır. Sanki, o ıssız çölde, yanına bir kişinin gelmiş olması, onu, hiç ama hiç ilgilendirmemektedir. Hiçbir heyecan, depreşme, o geleni bilme, tanıma arzusu görülmemektedir. Kolaman'a, oğluna yaklaşan Nayman Ana, gerçeği artık iyice anlamıştır: Hıçkırıklar arasında varır sarılır oğlunun boynuna. "Oğlum, oğlum Kolaman! Benim, bak ben geldim, ben annen, Nayman Ana! Sen benim oğlumsun!" derse de, bu sözler, Kolaman için hiçbir anlam ifade etmemektedir. Nayman Ana, tekrar tekrar dener, kendini oğluna tanıtabilmeyi, ondan bir söz olsun yanıt alabilmeyi; adının Kolaman olduğunu anımsamasını, kendi memleketini, babasını, anasını anımsasın ister ama heyhât...
Kolaman, boş ve anlamsız gözlerle bakmaktadır. Karşısındaki kadının niçin ağladığını, neden burada, bu ıssız çölde, karşısında bulunduğunu, ondan ne istediğini hiç mi hiç düşünemiyor, hiçbir şey hissetmiyordur. Anası, bir girişim daha yapar ve bu sefer, Kolaman, adının 'Mankurt' olduğunu söyler. Anası çırpınmakta, hüngür hüngür ağlamakta, bir taraftan da bu zulmü yapanların akıllarına nasıl olup da böyle işkence yöntemlerini getirdiği için Tanrı'ya sitem etmektedir...
Nayman Ana, Sarı-Özek'te söylenen bir ağıdı anımsar:
"Ben, öldürülen, derisine saman doldurulan yavru devenin anasıyım. Buraya, saman dolu yavrumun tulumunu koklamaya, yavrumun kokusunu almaya geldim."
Nayman Ana, tekrar tekrar oğluna bir mankurt olmadığını, kendinin bir Nayman, asıl adının, Colaman olduğunu söylerse de sonuç alamaz. O anda, uzaktan gelen bir Juan-Juan'ı fark eder ve kaçar. Juan-Juan da onu fark etmiştir fakat Nayman Ana gizlenir ve Juan-Juan'ın eline geçmekten kurtulur. Nayman Ana geceyi orada geçirir. Sabahleyin etrafı kolaçan ederek yeniden sokulur, "içine saman doldurulan yavrusunun tulumunun" yanına...
Kararı, ne pahasına olursa olsun oğlunu alıp buralardan götürmek, onu kaçırmaktır. Bu sefer yine Juan-Juanlar gelmektelerdir, o yine kaçar. Juan-Juanlar kadının kim olduğunu öğrenmek için Kolaman'ı iyice sorguya çekerler. Tabiî ki konuyu anlamışlardır ve Kolaman'a emir verir, o kadın yine gelirse, onu öldürmesini sıkı sıkıya tembihlerler.
Kolaman'ın efendileri gittikten sonra son bir ümitle yanına gelen annesi bir an oğlunu göremez. Göremez, çünkü o anda, Kolaman, bir devenin arkasına sinmiş, elindeki oku annesine nişan almakla meşguldür. Annesi, oğlunu fark ettiğinde ok yaydan çıkmıştır ve öldürücü darbeyle Nayman Ana, devesinden yere yığılır. Düşerken, son sözleri, "Adını anımsa, adını anımsa!" olmuştur.
Kolaman, yani Mankurt, öz anasını düşman evinde, düşmanın sürüsünün başında ve düşmanın talimatına bağlı kalarak öldürmüştür. Nayman Ana'nın düşüp öldüğü bu yere, "Ana-Beyit Mezarlığı" denilmiştir. Yani "Ana'nın yattığı yer"...
İLE/<>
KÖZKAMANLAŞMAK
Destana göre, Manas, Alma Ata ıramağının gözesinde, Sungur'da oturan, hiç oğlu olmamış Yakup (Cakıp) Han'ın, duasından sonra Tanrı'nın verdiği yiğit oğludur. Manas birçok olağanüstülükler göstermiş, İslâm yolunda mücadele etmiş biri olarak takdim edilmektedir. Manas'ın, küçükken Kalmuklar'a esir düşen ve Moğolistan'a götürülüp orada büyütülen Köz-Kaman adında bir amcası vardır. Köz-Kaman, Moğolistan'da, Kalmuklar arasında büyütülür, bir Kalmuk kızıyla evlendirilir, oğulları olur ve bir gün oğullarıyla birlikte ata yurduna geri döner. Fakat o artık Kalmukça konuşmaktadır. Manas, daha önce amcasını hiç görmemiştir, dolayısıyla onu tanımamaktadır. Üstelik de Kalmukça konuştuğu için, amcasını casus zannetmektedir. Manas amcasını yakalar ve zincire vurur. Bu arada Manas, babasına mektup yazarak, amcası hakkında bilgi sağlar. Babası, amcasına iyi davranmasını söyler. Manas, babasının sözüne uyarak amcasını salıverir. Hatta bir de onun onuruna şölen verir fakat işte Köz-Kaman'lık gerçek yüzünü ortaya koymuştur: Köz-Kaman'ın oğulları şölende arbede çıkarır ve Manas'ı döver. Manas, ileride Kalmuklar'a karşı sefere çıktığında da Köz-Kaman ve oğullarının ihanetinden kurtulamaz.
[Manas Destanı ve Köz-Kaman: Köz-Kaman, Manas Destanı, kahramanlarından birinin adıdır. Adını, bir Kırgız yiğidinden alan, 400 bin dizelik Manas Destanı, bir Kırgız destanı olup, Müslüman Kırgızlar'la, putperest Kalmuklar arasındaki mücadeleyi anlatmaktadır. Manas'ın tarihî bir kişilik olmadığını ileri sürenler varsa da, onun bir Kırgız beyi ya da bir Kırgız yiğidi olma olasılığı yüksektir. Bu destanda, Kırgızlar'ın tüm örf-âdet ve gelenekleri, inanç ve dünya görüşleri işlenmiştir.]
İLE/<>
KANARALAŞMAK
Bir köyde, yaşlı bir adam ve oğulları yaşamaktadır. Bir gün, adamın sürüsünden esrarengiz bir biçimde koyunlar eksilmeye başlar. Oğullar, eksilen koyunların ölüsünü ya da dirisini aramadık yer bırakmazlar ama ne yazık ki bulunamamaktadır. Babaları, bu duruma epeyce kafa yormakta fakat akıl erdirememektedir. Adamın, en sonunda aklına yatan düşünce şudur: Koyunları evin köpekleri, yani bizzat sürüyü korumakla görevli olan "bekçi" köpekler yemektelerdir. Bu demektir ki, köpekler kanaralaşmıştır!
Yaşlı adam, çocuklarına talimat verir, der ki, "Gidin, evdeki tüm köpekleri öldürün. Hiçbir eniği de sağ bırakmayın! Daha sonra başka köylerden yeni enikler bulur getirir ve onları yeni baştan eğitirsiniz."
Oğullar, babalarının dediği gibi yapar ve fakat birkaç yıl sonra yine aynı durum görülmeye başlanır. Bu sefer, adam, çocuklarını başına toplar ve onlara, birkaç yıl önce kendilerine verdiği talimatı aynen yapıp yapmadıklarını sorar. Küçük oğul, o gün küçük bir eniği, acıdığı için öldürmemiş olduğunu itiraf eder. Evet, konu anlaşılmıştır: O küçük enik, anasından-babasından kanaralaşmayı öğrenmiştir, kanaralaşmak bir biçimde ona da bulaşmıştır. Büyüdükçe o da bu "ahlâkı" öteki köpeklere öğretmiştir. )
- MANŞET[Fr.] ile MANŞET[Fr.]
( Bir gömleğin kol ağzına geçirilen, genellikle çift katlı kumaştan bölüm, kolluk. İLE Gazetelerin ilk sayfalarının üst bölümüne, iri harflerle konulan başlık. )
- MANŞET[Fr. < MANCHETTE] ile/değil/yerine/= ÖNBAŞLIK
- MANSIP[Ar. < MANṢİB] ile/değil/yerine/=/||/<> MAKAM
- MANTAR(/LAMAK)" ile/değil/yerine/>< KANTAR/TERAZİ (ÖLÇÜ/T)
- ... MANTIĞI ile/ve/değil/||/<>/< KABULÜ
- MANTIK HATASI ile/ve/değil/||/<>/< YAKLAŞIM/YÖNTEM HATASI
- MANTIK ile/ve/değil/||/<> BAĞLAM
- MANTIK ile/ve/||/<>/>/< CEDEL
- MANTIK ile/ve/değil/||/<>/< DÜŞÜNCE BİÇİMİ
- MANTIK ile/ve/||/<>/> METAFİZİK
- MANTIK(/... MANTIĞI)" ile/değil SIĞINMA
- MANTIK ile/ve/değil/yerine YÖNTEM
- MANTIKÎ/MANTIKSAL ile/değil/yerine/= ESTEMLİ
- MANTIKLI ile/ve/değil/yerine/||/<> YERİNDE/İSABETLİ
- MANTIK/SAL ile/ve/<> KAVRAM/SAL
( LOGIC/AL vs./and/<> CONCEPT/UAL )
- MARCEL CAMUS ile ALBERT CAMUS
( [21 Nisan] 1912 - [13 Ocak] 1982 ile 1913 - 1960 )
- MARCOS:
MARGARITAS ve/||/<> ALTAMIRANO ve/||/<> RANCHONUEVO ve/||/<> COMITAN ve/||/<> OCOSINGO ve/||/<> SAN CRISTOBAL
( Zapatist Ulusal Kurtuluş Örgütü'nün, altı kentin başharflerinden oluşan Meksika yerlilerinin önderi. )
- MAREŞAL/MÜŞİR ile/değil/yerine/= SAVAŞHAN
- MÂRİFET:
İÇTENLİK ile/ve/||/<> NEZÂKET ile/ve/||/<> ZARÂFET
- MARIN MERSENNE ve/||/<> THOMAS HOBBES ve/||/<> PIERRE GASSENDI
( 1588 - 1648 ile 1588 - 1679 ile 1592 - 1655 )
- MARQUESS/MARCHONESS[İng.] ile/değil/yerine/= MARQUIS/MARQUISE[Fr. < MARQUIS] ile/değil/yerine/= MARKGRAF/MARKGRÄFIN[Alm.] ile/değil/yerine/= MARKI[Fr. < MARQUIS]
( İngiliz ve Fransızlarda kont ile dük arasında bir soyluluk sanı. )
- MARŞ[Fr. MARCHE < Cerm.] ile MARŞ
( Askerlikte, yürüyüşe geçmek için verilen komut. | Ritmi, yürüyen birinin ya da topluluğun adımlarını anımsatan müzik parçası. | Bir topluluğu simgelemek için düzenlenmiş müzik parçası. İLE Otomobil, kamyon gibi motorlu araçlarda, motoru işletme düzeneği. )
- MARSIVAN[Fars.] ile MARSIVANOTU
( Sınır beyi. | Eşek. İLE Bileşikgillerden, bir cins ıtırlı bitki. )
( EQUUS ASINUS cum TANACETUM BALSAMITA )
- MARTAVAL (OKUMAK) ile/ve/değil/yerine MASAL (ANLATMAK)
- MARTIN LUTHER ile MARTIN LUTHER KING
( 10 Kasım 1483 - 18 Şubat 1546 İLE 15 Ocak 1929 - 04 Nisan 1968 )
- MARX ve FREUD
( Toplumsallık üzerine. VE Birey üzerine. )
( )
- MAŞA ile/ve/değil/||/<> İLERİ KARAKOL
- MASAL[Ar. < MESEL] ile/ve/değil/ne yazık ki/||/<>/> MAVAL[Ar. < MEVVÂL]
( Genellikle toplumun oluşturduğu, düşe dayanan, sözlü gelenekte yaşayan, çoğunlukla insan, hayvan ile "cadı, cin, dev, peri" vb. başından geçen olağanüstü olayları anlatan edebî tür. | Boşuna söylenmiş söz. İLE/VE/DEĞİL/NE YAZIK Kİ/||/<>/> Yalan, uydurma söz. )
- MASAL ile/ve/<> MESEL ile/ve/<> MİSAL ile/ve/<> HAKİKAT
( Tevrat'ta/Mesnevî'de. İLE/VE/<> İncil'de. İLE/VE/<> Kur'an'da. İLE/VE/<> Hikmet'te. )
- MASKARA[Ar., İt.] (OLMAK/ETMEK) ile/ve/değil/||/<>/< MADARA[Fars.] (OLMAK/ETMEK)
- MASKARALIK ile/değil/yerine/>< REKÂBET
- MASLAHAT[< SULH] >< MEFSEDET[< FESÂD]
( İş, emir, husus, madde, keyfiyet. | Önemli iş. | Barış, dirlik, düzen. >< Bozgunculuk, fesatlık, münâfıklık. )
- MASUMİYET ile/ve/||/<> İLK DURUM
- MATBAADA:
ÇİN ile/ve/||/<>/> UYGURLAR ile/ve/||/<>/> MOĞOLLAR
( ... İLE/VE/||/<>/> ... İLE/VE/||/<>/> Altınorda üzerinden, Batı'ya doğru. )
- MATEMATİK SAATLERİ:
1-9 ile/ve/||/<> İKİ TABANLI ile/ve/||/<> Pİ ile/ve/||/<> EULER ile/ve/||/<> ÇİN ile/ve/||/<> MAYA
( İlgili yazıyı okumak ve görseller için burayı tıklayınız... )
- MATEMATİK/TIP TARİHİ ile/ve/||/<> TARİHTEKİ MATEMATİK/TIP
- MATEMATİK(/ÖLÇÜ) BİLMEMEK ile/ve/değil/ya da/||/<>/< DAYAK YEMEMİŞ OLMAK
- MATEMATİK ve/=/||/<>/: BİLGELİK
( "Matematiğin Aydınlık Dünyası" (- Sinan Sertöz - TÜBİTAK) adlı kitabı özellikle okumanızı salık veririz. )
- MADERŞAHİ[Fars.]/MATRİARKAL[Fr. < Yun.] ile/değil/yerine/= ANAERKİL
- MATRUŞKA[Rusça] ile/ve/||/<> SOĞAN
( Tahtadan yapılmış iç içe bebeklerden oluşan süs eşyası. İLE/VE/||/<> ... )
- MÂVERÂÜNNEHR:
SEYHUN/SİRİDERYA ile/ve/||/<> CEYHUN/AMUDERYA
- MAVNA ile/||/<> MAVNA[Ar. < MAʿŪNE]
( Osmanlı donanmasında çektiri türünden bir gemi 1 Gemilere ve yakın kıyılara yük taşıyan güvertesiz büyük tekne 2 Büyük üç köşe yelkenli yük gemisi maᵓūna Hilfe Beistand Unterstützung Anlam gelişmesine ilişkin bilgi almak için Doerfer TMEN 1736 A Jal Glossaire nautique Paris 1848 993 s Rumca μαούνα Türkçeden alınmıştır Andriotis EL 199 Mısır Arapçasında da Türkçeden kalma bir alıntı olarak kullanılır Türkçeden Avrupa dillerine de geçmiştir Bulgarca maùna da Türkçeden alınmıştır )
( MAŪNA )
( BARGE )
- MAVRA ile/ve/||/<>/> PALAVRA[İsp. < PALABRA]
( Gevezelik. @@ Herhangi bir konuda gerçeğe aykırı, uydurma söz ya da haber. | Uzun ve boş konuşma. | Genellikle posta vapurlarında üst güvertenin altındaki güverte. )
- MAVRİ MİRA ile/||/<> MEGALO İDEA ile/||/<> TAŞNAK SÜTYUN
( Kara Kader. İstanbul'da kurulan bir Rum örgütü. İstanbul'un ve Rumların yaşadığı bazı bölgelerin Yunanistan'a katılmasını öngören topluluk. İLE/||/<> Ege'nin iki yakasını Yunanistan'ın hakimiyetine sokma ideali. İLE/||/<> 1840'da kurulan, D. Anadolu'da bir Ermeni devleti kurmayı amaçlayan, Milli Mücadele'ye zararlı bir dernek. )
- MAYÛBE | ÖZÜRLÜ ile/||/<> ÖZÜRLÜ
( Gelişimin türlü yanlarıyle öğrenme gücü gibi süreçlerin birisi ya da birkaçında yetersiz ya da sakat olan kişi Osmanlılarda organlarında sakatlık bulunan kadın tutsaklar takımı )
( HANDICAPPED )
- MAZERET-İ SAHİHA[Ar.] ile/değil/yerine/= GEÇERLİ NEDENLİK
- MÂZÎ ile/>< ÂTİ
( Geçmiş. İLE/>< Gelecek. )
- [ne yazık ki]
MAZLUM ile/ve/||/<> HORLANANLAR
- MAZLUM[Ar.] ile/değil/yerine/= KIYILGIN
- MEBUS[Ar. < MEBʿŪS̱] ile/değil/yerine/=/||/<> MİLLETVEKİLİ
- MECÂZEN[Ar.] ile/ve/||/<> MEÂLEN[Ar.]
- MECCÂNEN ile MECCÂNÎ
( Ücretsiz, parasız, bedava. İLE Parasız, bedava. | Bedavacı. )
- MEÇHUL, MEÇHULE | BİLİNMEYEN >< BİLİNEN
- MECÛSÎ[Ar.] = ZERDÜŞTÎ[Fars.]
( Zerdüşt dininde olanlar. )
- MECZÛB ve/||/<>/> DİLEKÇESİ...
( 1965 yılında vefât eden,
Elazığ Tımarhanesi'ndeki bir meczubun (ortadaki)
Allah'a yazdığı mektubu...
“Ben, dünya Kürresi, Türkiye karyesi ve Urfa Köyü'nden, (El-Aziz --Elazığ) Tımarhanesi (Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesi) sakinlerinden;
ismi önemsiz, cismi değersiz, çaresiz ve kimsesiz bir abdi acizin, ahir deminde misafiri Azrail’i beklerken, Başhekimlik üzerinden, Hâkimler Hakimi'nin dergâh-ı Ulûhiyetine son arzuhâlimdir:
Ben, gam(dertlilik) deryasında, fakirlik vatanında,
horluk ve rezillik kaftanında, SULTAN yapılmışım.
Meyvelerden, dağdağana; çalgılardan, ney-kemana kapılmışım… Benim yatağım, akasya dikeninden; yorganım, kirpi derisinden farksızdır. Kalbim, Ayizman’ın(Hitlerin işkenceci Nazi Komutanı) fırını ve Sahrâ'nın çöl fırtınasıdır.
Ruhum, âşık-ı Hüdâ Mahbûb peresttir, lâkin aklım,
kaderin cilvesi ve talihin sillesiyle gûresttir(gel-gittir).
Bana gelen, derd ü gamın kilosu beleştir. Nerede bir güzel varsa, bana karşı keleştir(yüz vermez, cesâretlidir),
tüm yiğitler de bana hep ters ve terestir.
Aylar geçti, tek temizliğim, gözyaşıyla ve kara toprakla aldığım teyemmüm abdesttir. Yani, içtiğimiz, kezzap suyu; mezemiz ise ateştir.
Ol Resûl-i zişân ve Sultân-ı dü-cihân: “Cenâb-ı Allah’ın, insanları, dünya; dünyayı ise insan için yarattığını; Ruhları, vucud için, vucudları ise ruhlar için yarattığını; erkekleri, kadınlar; kadınları, erkekler için yarattığını; Cennet'i, mü’min kullar, mü’min kulları da Cennet için yarattığını; cehennemi, inkârcılar ve münâfıklar, inkârcıları ve münâfıkları da cehennem için yarattığını” hadisleriyle haber vermiştir.
Peki, acaba, benim gibi meczub divâneleri ne maksatla halk etmiştir? Bilen babayiğit, meydana çıkıp söylesin...
Allah, sana iman verdi, sen, tuğyan edersin; O in’am etti, sen, küfran(nankörlük) edersin; O, ikram etti, sen, inkâr edersin; O, ihsân etti, sen, isyân edersin; bir de kalkıp bana deli divâne diye bühtân edersin!...
Bu söylediklerimin hepsi, ruhumun içinde cenk etmektedir. Eğer, dilekçemin yanıtı gelirse bu manevralar sona erecektir.
Şimdi, adresimi arz ediyorum: Kur’ân’ı geldiği yere, yine Kur’ân’ı getiren, geri taşısın. Madem ki, ahkâmı ve ahlâkı kalmadı, Kur’ân’ın kâğıdı ve yazısı neye yarasın?! Tâ ki, Hz. Muhammed Mehdi (A.S) gelince, yeniden okunup yaşansın!
Ey, zerrelerden kürrelere, yerlerden göklere, tüm âlemlerin Rabbi!...
Ey, cemâdî, nebâtî, hayvanî, insanî, ruhanî ve nuranî,
her şeyin ve herkesin yegâne sahibi!...
Ey, iman ve şuur ehl-i kalplerin, en yüce habîbi!...
Ey, dertli bedenlerin, kederli gönüllerin ve yaralı yüreklerin tabîbi!...
Ben, bi-çâre kulun ki; garipler garîbi, hüzünlerin esîri, zulümlerin mustarîbi, öksüz, yetim ve sahipsiz bir tımarhane delisi...
Ama kutsî muhabbet ve hasretinin divânesi!...
Herkesi ve her şeyimi elimden aldın ama sana sığındım, aşkına sarıldım, yegâne Sen kaldın!... Yurdumdan, yuvamdan, evimden, barkımdan ayırdın, gurbete ve hasrete saldın. Ama onları ararken, Sana ulaştım, sevdâna daldım! Böylece, fânî ve hayalî görüntülerden kurtarıp hakîkî tecellîne mazhar kıldın.
Yüceler yücesi Rabbim, Efendim!
Hakk'tan saparak ve haddimi aşarak, hâşâ, Sen'den, Burak bineği, Cebrail seyisi, Sidret'ül Münteha menzili, cümle mahlûkâtın en şereflisi, Rahmân'ın en mükemmel tecelli ve temsilcisi… Kâinâtın fahrî ebedîsi, Âhir zaman Nebî'si ve Mehdî'si, Levh-i Mahfûz'un tercümanı ve tebliğcisi, Efendiler efendisi, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem’in) Mahbubiyeti'ni mi istedim?...
Hanif Din'in üstadı ve nice Nebîlerin atası, Hz. İbrahim’in, halîliyetini; Hz. Süleyman’ın, saltanat ve servetini; Hz. Musa’nın, Celâdet ve cesâretini; Hz. İsa’nın ruhanîyetini mi istedim?...
Hz. Ebû Bekir Sıddık’ın, yüksek fazîlet ve kurbiyyetini; Hz. Ömer'ül Faruk’un, dirâyet ve teslimiyetini; Hz. Osman-ı Zinnureyn'in, asâlet ve sehâvetini; Hz. Aliy'ül Murtaza’nın, ilim ve velâyetini mi istedim?...
Senden, mülk-ü-hâkimiyet, şan-ü-şöhret, mal-ü-servet mi talep ettim? Senden, vucuduma sıhhat ve âfiyet; aklıma ziyâ ve selâmet; hayatıma, huzur ve istikâmet dilendiysem, bunlar için de bin kere tevbe ettim!
Çünkü, Şeriât'ın iptal, Tarikât'ın ihmal, Hakîkât'ın ihlâl ve mü’minlerin iğfâl edildiği bir zillet ve rezâlet döneminde, bana, akıl ve mükellefiyet verseydin, bu, sadece benim mesûliyet ve mahzûniyetimi ziyâdeleştirecekti!
Sultan'ım Efendi'm!
Ben, Senden, sadece, seni istedim; pahası, elbet böyle yüksektir ve tüm sevdiklerimi ve sahiplendiklerimi uğruna fedâ etmektir.
Rabbim, elbet vardır hikmeti ki, bu kuluna, böyle zillet ve zahmet çektirirsin. Ben, hâşâ, itiraz değil naz ederim ama umarım,
Sen, niyâz kabul edersin.
Aile efrâdımı, akl-ı izânımı alıp beni hicrâna saldın. Ama yine de şükür; ya akıllı kalıp ama hâin ve hilekâr olaydım...
Ya varlıklı kalıp ama zâlim ve sahtekâr olaydım...
Ya âlim ve saygın kalıp ama gâfil ve riyâkâr olaydım...
Ya arkalı etraflı kalıp ama azgın ve zulümkâr olaydım...
Ya sağlıklı sefâlı kalıp ama sapıtmış, ahlâksız ve vicdansız olaydım!...
Derd-ü-belâ ki, sabredenlerin vesile-i mirâcıdır. Mü'minler, kalbimin tâcı; mücrimler, rahmetin muhtâcı; münkirler, hikmetin icabı; Sâdık ve âşık, ehl-i cehd adâletin ilâcıdır. Velâkin, bu münâfık, hain ve zâlimler ise çıban başıdır, akrep gibi sancıdır; şerefli insana, helâli dışında tüm kadınlar, kızlar, ana-bacıdır.
Ey Rabbim, Efendi'm!
Malûm-u âlîniz ve yüce takdirinizdir ki; ne özenli-bezekli elbiselerle gezdiğim bayramlarım oldu… Ne onurlu ve huzurlu seyahatlerim ve seyranlarım oldu… Ne etrafımda hizmet ve rağbet gösteren dostlarım ve hayranlarım oldu!...
Lezzet ne imiş, izzet ne imiş ve fazilet ne imiş tatmadım; ama şikâyet şekâvettir; tüm bu fânî ve fenâ nimetlerin asıl sahibi olan Padişahlar Padişahı'nı buldum...
Beni, yoktan var ettin, iman ve hidâyet buyurup varlığından haberdar ettin, ama aklımı alıp kulunu, bi-karar ettin.
Sana, sonsuz şükürler olsun!...
Şimdi, son dileğim, beni yanına al ve bir daha huzurundan ve sonsuz nûrundan ayırma, ne olursun!
Umarım, bu dilekçeyi yazdım diye bana darılmazsın; çünkü, Zâtından gayrıya yalvarıp yakarmanın, ŞİRK olduğunu buyurdun!
Selâm ve dua ile... )
- MEDÂR-I İFTİHÂR ile/değil/yerine/= ÖVÜNME NEDENİ/ARACI, ÖVÜNÇLÜK, KIVANÇLIK
- MEDDAH[Ar.] ile MEDDAH[Ar.]
( Taklitler yaparak, hoş öyküler anlatarak halkı eğlendiren sanatçı. İLE Öven, aşırı övgüde bulunan kişi. )
- MEDENİYET[Ar. < MEDENİYYET] ile/değil/yerine/=/||/<> UYGARLIK (MEDENİYET YULARI)
- MEDENİYET | UYGARLIK ile/||/<> UYGARLIK ile/||/<> ESKİL UYGARLIK
( Gelişmiş teknik kaynaklarla bilim ve sanatın yarattığı düşünsel başarılardan oluşan büyük yayılma alanlı kültür düzeni eskil uygarlık kültür halk kültürü İnsanların daha iyi bir yaşayışa kavuşmaları ve doğaya egemen olabilmeleri için gösterdikleri çabalardan çıkan sonuçlar olup teknik bilim ve kültür olarak belirir civis yurttaş kentli 1 Sözcük anlamı Barbarlık durumundan çıkıp törelere bağlı olarak belirli bir yurt içinde birlikte yaşama 2 Sonradan kazandığı anlam Bilim ve tekniğin ilerlemesi ile yaratılan yaşama koşulları ve bunun sonucu ortaya çıkan yaşamada kolaylık sağlama usçullaşma ve yetkinleşme yaşama biçimlerinin daha bir incelmesi durumu 3 Daha geniş olarak kültür durumu anlamına Geniş bir toplumun bütün bölümlerinde ortak olan dinsel ahlaksal estetik teknik ve bilimsel nitelikteki toplumsal olayların bir bütünü Uygarlık düzeyine ulaşmış olan uygarlık uygar toplum ilkel toplum )
( CIVILIZATION | CIVILISATION )
( CIVILISATION )
( ZIVILISATION )
( CIVIS )
- MEDENİYET ve/<> TEMEDDÜN
( Düşünülen ve konuşulanı içerir. VE/<> Aynı zamanda, yaşanılan ve yapılan süreci, sürekliliği içerir. )
( Olmuş, bitmiş örgü. VE/<> Sürekli örülmekte olan bir örüntü. )
- MEDLER ile/ve/<>/> PERSLER
- MEDYAN ile/||/<> ORTANCA ile/||/<> ORTANCA[Yun.]
( Bir çokluk dağılımında denekleri iki eşit bölüme ayırdığı varsayılan nokta ya da puan değeri yüzde ellinci nokta değeri Gözlem değerleri büyüklüklerine göre sıralandığında her iki yanında eşit sayıda denek kalan değer Haremağalığında nöbet kalfası ile hasıllı arasındaki bir aşama haremağası Bir dizi ya da dağılımda gözlemleri iki eşit parçaya bölen ve tam ortaya düşen gözlemin karşılık olduğu değere eşit konumsal ölçüm Saxifragaceae familyasından çalı şeklinde süs bitkisi olarak yetiştirilen gösterişli çiçekleri olan bir bitki türü Varyant değerlerinin küçükten büyüğe doğru sıralandığında ortada kalan değer medyan Merkezî eğilim ölçümlerinden biri olan sıralayıcı aralık ve oransal ölçümlü verilere uygulanan bir yalın dizide veriler küçükten büyüğe doğru dizildiğinde tam ortaya düşen değer medyan hortensia Uluslararası bir ad olarak Fransızca hortensia İngilizce hortensia Almanca Hortensie İtalyanca orténsia gibi dillerde kullanılır Bu ad Fransız bitki bilimcisi Th Commerson 17271773 tarafından araştırma gezilerine katılan Hortense Lepaute adlı kadının adına dayanılarak verilmiştir Türkçeye Fransızcadan geçmiştir Fransızca hortensia adı dilimizde orta ortanca büyüklük irilik bakımından üç nesne arasında baştan ya da sondan ikinci gelen biçimlerinin baskısı altında ortancaya çevrilmiştir halk etimolojisi )
( MEDIAN | HORTENSIA )
( MÉDIANE | MÉDIAN | HORTENSIA )
( MEDIANWERT | MEDIANE, MITTELWERT | HORTENSIE )
( MEDIANUS | HYDRANGEA HORTENSIA )
- MEFHUM:
TASAVVUR ve/< MİSDAK
- MEFISTOFELES ile/ve/||/<> MARGARETTA
(
)
- MEFKÛR ile MEFKÛRE
( Vakfedilen mal. İLE Ülkü, düşünce. )
- MEFTÛH[< FETH] ile/değil/yerine/= AÇILMIŞ, AÇIK, FETHEDİLMİŞ | ELE GEÇİRİLMİŞ
- MEGALİT ile/||/<> KÜLLİYE
( Prehistorik çağlardan itibaren Ege çevresinde uygulanmış, kısa tarafından giriş bulunan ön olan dehliz ve dikdörtgen bir odadan oluşan ev biçimi. Yunan tapınağının ilk örneği. İLE/||/<> Değişik işlevli yapılardan oluşan yapılar topluluğuna verilen ad. )
- MEĞER[Fars. < MEGER] ile MADEM[Ar. < MADAM]
- MEHTER/AN[Fars. < MİHTER/AN]/NEVBET ile/||/<> MEHTERBAŞI ile/||/<> MEHTERHANE
( Mehterhane takımında görevli kişi. | Babıâli çavuşu ya da kavası. | Osmanlılarda çadırlara bakan uşak. | Mehteran bölüğü, mehterler. [MEHTER: Osmanlı döneminde. / NEVBET: Karahanlı ve Selçuklu döneminde.] @@ Mehterhanenin başı mehter takımının yetiştirilmesinden ve çalışmasından sorumlu kişi. | Saray çadırcılarının başı. @@ Osmanlılarda davul nakkare zil zurna ve borulardan kurulan askerî mızıka takımı. | Askerî mızıka yeri. )
- MEHTERHANE[Fars. < MİHTER + ḪĀNE] ile/değil/yerine/=/||/<> MEHTER TAKIMI | CEZAEVİ
( mehter takımı Bu takımın görev yaptığı yer cezaevi )
- MEKÂN ile/ve HAYYİZ(TEHAYYÜZ)(YER KAPLAYAN)
( DİL ile/ve ... )
- MEKÂN ile/ve/||/<>/> MAHFİL
- MEKANİK DİZGE ile/ve/<> ORGANİK DİZGE
( Bütün için. İLE/VE/||/<> Hem kendi, hem de düzen için. )
( MECHANICAL SYSTEM vs./and ORGANICAL SYSTEM )
- MEKANİK/LEŞTİRME ile/ve/||/<>/> MATEMATİK/LEŞTİRME
- MEKKARE[Ar. < MEKKĀRE] ile/değil/yerine/=/||/<> MEKKÂRE
( Osmanlı ordusunda taşıma işlerinde kullanılan at deve katır vb hayvanlar Bu amaçla halktan ücret karşılığında kiralanan yük hayvanı )
- MEKRÛH[Ar. < KERH] ile/ve/değil/||/<>/< METRUK
( İğrenç. İLE/VE/DEĞİL/||/<>/< Terk edilmiş. )
- MEKTUP ile/değil/yerine/= BİTİ/BETİK
- [ne yazık ki]
LÂNET ETMEK, LÂNET OKUMAK ["NALET" değil!]/MELÂNET[Ar. < LA'N] ile/değil/yerine/= BÜYÜK KÖTÜLÜK/İLENÇLİK/KARGIŞLIK, KARGIMAK/UZAKLAŞTIRMA
- MEL-ANKOLİK" değil MELANKOLİK
- MELE[Ar.] ile/ve/||/<> TOPLULUK
- MELİK[Ar. çoğ. MÜLÛK] ile MELÎK[Ar. çoğ. MÜLEKÂ]
( Hükümdar, sultan, padişah, hâkan. | Allah'ın adlarındandır. İLE Allah'ın adlarındandır. | Mal sahibi. | Hükümdar, sultan, padişah, hâkan. )
- MELİKE, MELİE[Ar. < MELİKE, MELÎE] ile/değil/yerine/=/||/<> MELİKE
( çayırmelikesi Kadın hükümdar Padişah karısı )
- ÖYKÜLER:
MEMLEKET ile/ve/||/<> GURBET
- MEMLEKET[Ar. çoğ. MEMÂLİK] ile/değil/yerine/= YURT/ELİ
- MEMLUK | KÖLEMEN ile/||/<> KÖLEMEN
( 1 Eskiden kölelerden oluşturulan bir asker sınıfı 2 Birinin mülkünde bulunan köle ve karavaş 1 Kovayı andıran üstten kulplu sepet Keşköyü Ayancık Sinop 2 Üzüm ya da zeytin küfesi Yalvaç Isparta )
( MAMELUKE )
( MAMELOUK )
( MAMELUK )
- MEMLUK[Ar. < MEMLŪK] ile/değil/yerine/=/||/<> KÖLE
- MEMNUN (OLMAK) ile/ve/değil/yerine/||/<>/< RÂZI (OLMAK)
- MEMNUN OLMAMAK ile/ve/değil/||/<>/< ŞİKÂYETÇİ OLMAK
- MEMORANDUM[Fr. < MÉMORANDUM] ile/değil/yerine/=/||/<> MUHTIRA
- MEMORIES vs. MEMOIRS
- MENÂKIBNÂME ve/||/<> MAKÂMÂT
- MENÂKIBNÂME[Ar.] ile/ve/||/<> TEZKİRE[Ar.]
( Önemli kişilerin övülecek özelliklerini anlatan yazılar. İLE/VE/||/<> Divan şairlerinin yaşamlarını ve şiirlerini genellikle öznel bir bakış açısıyla değerlendiren yapıt. )
- MENFA[Ar. < MENFĀ] ile/değil/yerine/=/||/<> SÜRGÜN
- MENFÂ[Ar. < NEFY] ile/değil/yerine/= SÜRME, SÜRGÜN ETME | SÜRGÜN YERİ
( )
- MENFİLİK | OLUMSUZLUK >< OLUMLULUK
- MENFUR/MÜSTEKREH[Ar.] ile/değil/yerine/= İĞRENÇ/TİKSİNÇ
- MENKİB[Ar. | çoğ. MENÂKİB] ile MENKIBE/MENKABE[çoğ. MENÂKIB]
( Omuz ve kol kemiğinin birleştiği yer. İLE Din büyüklerinin ya da tarihe geçmiş ünlü kişilerin, yaşamları ve olağanüstü davranışlarıyla ilgili öykü. )
- MENSÛB[< NİSBET] ile ...
( BİR TARÎK'E, BİR ŞEYHE İNTİSÂB EDEN )
- MENSUP[Ar.] ile/değil/yerine/= ÜYE
- MERAK ile/ve/değil/< CEHÂLET
( [not] CURIOSITY vs./and/but/< IGNORANCE )
- MERAK"[Ar.] ile/ve/değil/yerine/||/<>/< (NİTELİKLİ) SORU
- MERAK ile/ve/değil/||/<>/< YÖNELİM
- MERAKLI ile KIRKMERAK
( ... İLE Çok meraklı, her şeyi anlamak isteyen. )
- MERAM ANLATMAK ile/değil/yerine/= İSTEĞİ BİLDİRMEK
- MERASİM[Ar.]/SERAMONİ/CEREMONY[İng.] ile/değil/yerine/= TÖREN
- MEREMMETÇİ | ONARICI ile/||/<> ONARICI
( Bostancı ocağına bağlı olup saray ve yapıların onarımı ile görevli kişi )
( REPAIRMAN )
( OUVRIER DE RÉPARATION )
( REPARATURHAUER )
(1996'dan beri)