Sanatsal duyarlılığımızı artırabileceğimiz ayrıntılara bakalım biraz da...
KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!
(SÜREKLİ AYIRDINDA OLUNMASI GEREKENLER!!!)
itibarı ile 8.886 başlık/FaRk ile birlikte,
8.886 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.
Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...
(29/37)
- SANSÜR, FİLM SANSÜRÜ, KONTROL, FİLM KONTROLÜ, MURAKABE, MUAYENE, DENETİM | DENETLEME ile/||/<> DENETLEMEK ile/||/<> DENETLEME
( Sinema Bir filmin yürürlükteki yasalara aykırı yönü ya da sakıncaları olup olmadığını anlamak amacıyla kamuya sunulmadan önce ilgililerce yapılan inceleme Sinema Denetleme işini gerçekleştirmek Bir oyunun yürürlükteki yasa ve geleneklere aykırı olup olmadığını anlamak için yapılan inceleme Sayışımların denetlenmesi işlemlerin yasa tüzük ve yönetmeliklerine sayışım yöntemlerine uygun olup olmadığının incelenmesi Bir oyunun yürürlükteki yasalara ve geleneklere aykırı olup olmadığını anlamak için yapılan inceleme sıkıdenetim )
( CENSORSHIP, SCISSOR (A.) | CENSOR, (ABD) BREEN (A.) | AUDIT | INSPECTION | CONTROL )
( CENSURE, CONTRÔLE (DE FILM) | CENSURER | VÉRIFIER LES COMPTES, INSPECTER | INSPECTION )
( ZENSUR, FILMZENSUR, KONTROLLE, FILMKOTROLLE | ZENSIEREN | KONTROLLE | KONTROLLE' )
- SANSÜR[Fr. < CENSURE] ile/ve/||/<> KAMUFLAJ[Fr. < CAMOUFLAGE]
( Her türlü yayının, sinema ve tiyatro eserinin hükûmetçe önceden denetlenmesi işi, sıkı denetim. | Her türlü yayının, sinema ve tiyatro eserinin yayınının ve gösterilmesinin izne bağlı olması, sıkı denetim. İLE/VE/||/<> Gizleme. )
- SANSÜRLEME ile/değil/yerine DÜZENLEME
- SAPLAMAK ile/değil SAPTAMAK
( Hızla batırmak. İLE/DEĞİL Bir şeyi belirgin kılma, tespit. | Yıkanmış gümüş bromürlü tabakanın, gümüş bromür kalıntılarını eritmek için filmin kimyasal bir eriyikten geçirilmesi. )
- SAPLANTI ile/değil/yerine İSTİKRAR
- SAPLANTI" ile/değil/yerine/>< SORGULAMAK
- SAPMA ile/değil BAŞKALDIRI
- SAPMA ile/ve/||/<> İSTİSNA
- SAPMA ile/değil KAYMA
- SARABAND ile ...
( İspanya'ya özgü bir dans. )
- SARAY DANSLARINDA:
MENUETTO ile/<> GIGUE ile/<> SARABANDE ile/<> ALLAMANDE
- SARDANA ile ...
( Bir tür dans. )
- SARIGÜZEL CADDESİ değil/< SARIGÖREZ CADDESİ
- SARILMAK ile SARINMAK
( Sarma eyleminin yapılması. | Bir şeyin üzerine, bir ya da birkaç kez dolanmak. | Kollarını dolamak, kucaklamak. | Tüm gücü ile ele almak. | Büyük bir istekle kendini vermek, benimsemek. | Hemen yapmaya koyulmak, girişmek. İLE Kendi üstüne sarmak. )
- SARIMSAK ve NAR (GİBİ) ve/+/||/<>/> LAHANA ve MARUL ve SOĞAN (GİBİ)
( [İnsanın/kişinin] Bilinmesi gerekenleri. VE/+/||/<>/> Tanınması gerekenleri. )
- ŞARJ | TAĞDİYE | BESLEME ile/||/<> BESLEME ile/||/<> BESLEMEK
( Sinema TV 1 Bir elektronik aygıtın çalışması için gerekli gerilim ve akımları oluşturan elektrik düzeni 2 Bu düzenin sağladığı elektrik akımı ve gerilimler Bir sürece gönderilen ham özdek )
( SUPPLY | FEED, CHARGE | FEEDING | FEED )
( ALIMENTATION | DOSAGE,ALIMENTATION | NOURRISSEMENT )
( VERSORGUNG, STROMVERSORGUNG, SPEISUNG, ZUFÜHRUNG | EINSATZ, ZUFUHR, SPEISE | SPEISEN )
- ŞARKI ile KANTO[İt. < CANTO]
( ... İLE Tuluat tiyatrolarında oyundan önce genellikle kadın sanatçıların şarkı söyleyip dans ederek yaptığı gösteri. | Bu gösteri sırasında söylenen şarkı. )
- ŞARKI ile VODVİL[Fr.]
( ... İLE Meyhanelerde söylenen, neşeli, alaylı, taşlamalı şarkı. | Hareketli, eğlenceli bir konuya dayanan, şarkılara da yer verilen hafif güldürülü tiyatro gösterisi. )
- ŞARKILARINA EŞLİK ETMEK/EDİLMESİ ile/ve/||/<>/> ŞARKILARININ HEP BİRLİKTE SÖYLENMESİ
- ŞARLATAN değil/yerine/>< FİLOZOF
( Filozofların aydınlatmadığı bir toplumu, şarlatanlar aldatır. )
- SARMAL ile/değil DÖNGÜSEL
- SARMALAMAK ile/ve/||/<> ÇEVRELEMEK
- SARNIÇ ile/||/<> SARNIÇ[Ar. < ṢAHRİC, SİHRİC]
( Süsleme Yağmur sularının toplandığı su deposu biyoloji )
( CISTERN )
( CITERNE )
( CISTERNE )
( IMPLUVIUM )
- ŞART ile FARZ
- ŞART değil KOLAY!
- ŞART ile/değil SÜS
- ŞASİ | İRTİFAK | BİNA | BİNA, FİİL BİNASI | ÇATI ile/||/<> ÇATI
( Taslak durumunda bir yazı ya da yapıtın ana çizgileri Özel otolar için yapılmış dokuz parça borunun birbirine bağlanmasıyla kurulan çifteker gövdesi Çatı yüksekliğini gösteren numaralar binenin boyuna göre değişir 5153 küçük 5557 orta 5961 ise büyük boylardır Mimarlık 1 Bir yapıyı örten ve eğik yüzeyleri olan damın tahtadan iç yapısı a mahya baba mertek altgergi 2 Büyük otellerin çatı katındaki eğlence ve oturma yeri Bir iş eylem ya da uygulamanın kuramsal ve denenceli çerçevesi kuram I İnek sağmada kullanılan bir araç Susuz Kars II Duvarların içine konan ağaç kuşak Yeşilköy Afşar Gelendost Yukarıkaşıkara Yalvaç Isparta III Buzağı başbağı Baykara Selim Kars IV Semerin iç kısmı Yalvaç Isparta Bir aygıt ya da düzeneği taşıyan genellikle metal yapı biyoloji Özne ve nesne bakımından bir fiilin niteliği Öznesiz kullanılan bir fiil için Çatısı öznesiz nesnesiz kullanılmıyan bir fiil için aldığı nesnenin haline göre Çatısı i nesneli e nesneli bir fiil denir Fiil Fiil kök ya da gövdesinin sözlük anlamında herhangi bir değişikliğe uğramadan fiilden fiil yapan belirli bazı eklerle genişletilerek cümledeki özne ve nesne ile olan bağlantısında uğradığı durum değişikliği fiilin anlam değişikliği göstermeyen ancak özne ve nesneye hükmeden şekil değişikliği Çatılar türlerine aldıkları eklere ve işlevlerine göre kendi içlerinde etken çatı yalın çatı edilgen çatı meçhul çatı dönüşlü çatı işteş çatı ettirgen çatı diye sınıflandırılır Bunlara )
( ROOF | FRAMEWORK | CHASSIS | FRAME | VOICE | SKELETON )
( CANEVAS | CADRE | COMBLE | CHÂSSIS | RAPHÉ | VOIX | REPÈRE )
( DACH | AUFBAUPLATTE | BEIN | DIATHESIS )
- ŞAŞIRMAK ile/ve AFALLAMAK
- ŞAŞIRMAK ile/ve/||/<> SARSILMAK
- ŞAŞIRTICI ile/ve/değil/yerine/||/<>/< DÜŞÜNDÜRÜCÜ
- ŞAŞIRTMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< EZBER BOZMAK
- ŞAŞKINLIK(/HAYRET) ile/ve/||/<>/> KUŞKU
( Zihinde. İLE/VE/||/<>/> Felsefede. )
- ŞAŞKIN/LIK ile/değil/yerine AŞKIN/LIK
- ŞAŞKIN/LIK ile/ve/değil HAYRAN/LIK
( BEHT )
- ŞÂT[Ar.] ile ŞAT/ŞATT[Ar. çoğ. ŞUTÛT] ile ŞATH[Ar.] ile ŞAT[Fr. CHATTE]
( Koyun. İLE Büyük ırmak. İLE Ciddi bir hissi ya da düşünceyi mizahî bir edayla anlatan şiir. İLE Sığ sularda, ağır yükleri taşımak için kullanılan, altı düz, bir çeşit tekne. )
- SATHÎ[Ar.] ile/değil/yerine/= YÜZEYSEL/GELİŞİGÜZEL/ÜSTÜNKÖRÜ
- SATIR ARASI ile/ve/değil/yerine/||/<>/< BAĞLAM
- SATİR[Fr. < SATIRE] ile/değil/yerine/=/||/<> YERGİ
- ŞÂTIR[Ar. < ŞETÂRET | çoğ. ŞUTTÂR] ile ŞÂTR[Fars.]
( Neşeli, zevkli, şen, şenlik. | Büyük bir kişinin atı yanında gitmekle görevli ağa. | Tören ve alaylarda, sultanın, vezirin yanında yürüyen görevliler. İLE Yarı, yarım. | Bölüm, parça, kısım. | Dize/mısra. )
- SATİR ile/||/<> SATİR[Fr. < SATIRE]
( satur tok dolu Taşlama yergi İnsanların ve çevrelerin kusurlu yanlarını alaya alma Antik dönemde Diyonizos törenlerinde koronun hayvan maskeli oyuncusu )
( SATYR )
( STAYRE | SATIRE )
( SATIRE | SATYR )
( SATUR )
- SATMAK ile/||/<> SATMAK
( Tul Bir jestin bir mimiğin bir tümcenin bir bölümcüğün altını çizmek vurgulayıp belirtmek Doğaçlama Doğaçlama tiyatrosunda bir hareketi bir mimiği bir tümceyi bir sahneyi vurgulamak anlamında kullanılan söz )
- SAT-SANG:
Doğru ve bilge kişilerle beraberlik. -ve
- SATURATION ile ...
( Rengin tokluğu. )
- SAV ile/||/<> SAVA
( Haber. İLE/||/<> Havadis. )
- SAVAŞ değil/yerine/>< SANAT
- SAVAŞMAMA ile/ve/||/<> MESAFE ALMA
- SAVRULMAK ile/değil/yerine/>< SALINMAK
- SAVT | SES ile/||/<> SES
( Sinema TV Titreşimli bir kaynaktan çıkan belirli bir ortamda uzunlamasına dalgalar biçiminde yayılan basıncın etkisiyle kulağın algıladığı duyu Soluk alıp vererek ses tellerinin kımıldamasıyla çıkarılan tonlar İşitme duyusunu uyaran dalga bu tür dalgaların beynin işitme özeğini etkilemesi fizik Derleme fonem ses unsuru seslik ün Kulağın duyabildiği titreşim Soluk alıp vererek ses tellerinin titreşimi ile çıkarılan tonların tümü Ses kelimesi sırasına göre Fran son karşılığı olarak kullanıldığı gibi phonème anlamına da gelir Bunları kesinlikle ayırmak gerektiği vakit birincisine SELEN ikincisine ise SESLİK demek uygun olur Ciğerlerden gelen havanın ses yolunun herhangi bir noktasındaki boğumlanması ile oluşan ve yayılarak kulakta bir ünlü olarak ya da bir ünlü ile birlikte algılanan titreşim a m n y s )
( SOUND | VOICE | SOUND, PHONEM | TONE | AUDIO )
( SON | VOIX | PHONEME, SON | SON, PHONÈME | SON, VOIX )
( TON, KLANG, LAUT, SCHALL | STIMME | SCHALL | LAUT, SPRECHLAUT | LAUT )
- SAVUNDUĞUNDAN DOLAYI BİLMEK ile/değil/yerine/>< BİLDİĞİNDEN DOLAYI SAVUNMAK
- SAVUNMA MEKANİZMALARINDA:
FİZİKSEL OLARAK KAZANILMIŞ SAVUNMA SİLAHLARI ile/ve DAVRANIŞSAL OLARAK KAZANILMIŞ SAVUNMA HAREKETLERİ
- SAVUNMA MEKANİZMASI ile/ve/||/<> AVUNTU
- SAVUNMA ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SAVUŞTURMA
- SAVUNMA ile/ve/||/<> "... SAYMA"
- SAVUNMA ile/değil/yerine SERİMLEME
- SAVUNMAK ile/değil İLETMEK
- SAVUNMAK ile/değil PAYLAŞMAK
- ŞÂYÂN[Fars.] ile/değil/yerine/= UYGUN, YAKIŞIR, YARAŞIR, DEĞER
- SAYDAMLIK/ŞEFFAFLIK ile/ve/||/<> ÖZDENETİM
- SAYDIRMAK ile/ve/||/<>/> SALDIRMAK
- SAYDIRMAK ile SAYDIRMAK
- SAYGI:
BİLİNÇ ve/||/<> DUYARLILIK
- SAYGI ve/||/<>/< CİDDİYET
- SAYGI ve/||/<>/> ONURLANDIRMAK
- SAYGI/İHTİRAM[Ar.] ile OTORİTE
( Özsaygı ile. İLE Bilgi ile. )
- SAYGI/LI ve/||/=/<>/>/< ÖLÇÜ/LÜ/LÜK
- SAYGINLIĞI VAR ile/değil SAYGISI VAR
- SAYGINLIK/İTİBAR ve/||/<>/>/< KÖPRÜ KURMAK
- SAYGIN/LIK ile/ve TAKİP EDİLEBİLİR/LİK
- SAYGINLIK/İTİBAR ile/ve/değil/ne yazık ki/||/<>/< BEKLENTİ
- SAYGISIZLIK ile/değil/yerine/>< ELEŞTİRİ
- SAYISIZ ile/ve/değil/||/<>/< ÇOK
- SAZ ŞAİRLERİ ile ORTAÇAĞ OZANLARI ile AŞKA DAİR KISA KOŞUKLAR SÖYLEYENLER
( MINSTRELS vs. JONGLEURS vs. MADRIGALISTS )
- SCHILLER ve/||/<> GOTTFRIED KÖRNER ve/||/<> KALLIAS (GÜZELLİK ÜZERİNE)
- SEANS[Fr.] ile MATİNE[Fr.]
( Mesleğini ya da sanatını yapan birinin yanında, o kişinin mesleğiyle ilgili bir iş için harcanan süre. | Sinema, tiyatro, konser gibi sanat dallarında yapılan gösterilerden her biri. | Aralıksız, bir iş için harcanan süre. İLE Tiyatro, sinema, konser salonu vb.'de, gündüz gösterimi. )
- ŞEB | GECE >< GÜNDÜZ
( Sinema Bir çekimin gece çevrildiği ya da gece görünçlüğü olduğunu çevirim senaryosu ve çekim tahtasında belirten terim. @@ Gün kararmasından gün ağarmasına dek geçen zaman aralığı. @@ (coğrafya) @@ ~ Az gecǝ. -Tkm gīce. -Nog keşe. -KKlp keşe. -Blk keçe. -Krg keçe. -Özb keça 'gece; dün'. -TatK kiçe 'dün'. -Bşk kisä 'dün; gece'. -Tel keçe 'dün'. -Tar keçe 'gece'. -Oyr keçe 'dün'. -Şor kece 'dün'. Eski Türkçede kiçe 'akşam, gece' olarak geçer. Orta Türkçede de kiçe (veya kėçe) 'gece' biçimi kullanılır. Türkçe kiç (veya kėç) kökünden çıktığı anlaşılıyor. Türkçe kiç 'uzun (süre)', Orta Türkçede ise kiç (veya kėç) 'geç (vakit)' anlamına gelir. Çağdaş diyalektlerde de bu anlamda kullanılır: Türkçe geç. -Tkm giç 'geç'. -TatK kiç 'akşam; geç'. -Bşk kis 'akşam'. -Tar keş 'gece'. -Blk keç 'geç'. -Nog keş 'akşam; geç'. Nogaylar 'gece' için tün adını kullanırlar. -Kklp keş 'akşam; geç'. -Krg keç 'akşam; geç'. -Özb keç 'akşam; geç'. -Alt, Tel keç 'akşam; geç'. -Yak kiäsä (kiäsän) 'Abend; am Abend'. -Çuv kaś 'akşam'. Bu verilere göre gece biçiminin -e (~ -a) takısıyla yapılmış bir biçim olduğu anlaşıyor: kīç-e >> gece. Eski ve yeni diyalektlerde gece yanında tün adı da kullanılır. Bu ad diyalektlerde bugüne değin olduğu gibi saklanmışsa da Türkçede dün biçimine girerek 'bugünden bir önceki gün' anlamını almıştır. bk. tün. Çuvaşçada 'gece' olarak śĕr sözü kullanılır. Kökenini bilmiyoruz (Ramstedt: Stellung 14; Egorov: ÊS 212). || ~ Az gecǝ. -Tkm gīce. -Nog keşe. -KKlp keşe. -Blk keçe. -Krg keçe. -Özb keça 'gece; dün'. -TatK kiçe 'dün'. -Bşk kisä 'dün; gece'. -Tel keçe 'dün'. -Tar keçe 'gece'. -Oyr keçe 'dün'. -Şor kece 'dün'. Eski Türkçede kiçe 'akşam, gece' olarak geçer. Orta Türkçede de kiçe (veya kėçe) 'gece' biçimi kullanılır. Türkçe kiç (veya kėç) kökünden çıktığı anlaşılıyor. Türkçe kiç 'uzun (süre)', Orta Türkçede ise kiç (veya kėç) 'geç (vakit)' anlamına gelir. Çağdaş diyalektlerde de bu anlamda kullanılır: Türkçe geç. -Tkm giç 'geç'. -TatK kiç 'akşam; geç'. -Bşk kis 'akşam'. -Tar keş 'gece'. -Blk keç 'geç'. -Nog keş 'akşam; geç'. Nogaylar 'gece' için tün adını kullanırlar. -Kklp keş 'akşam; geç'. -Krg keç 'akşam; geç'. -Özb keç 'akşam; geç'. -Alt, Tel keç 'akşam; geç'. -Yak kiäsä (kiäsän) 'Abend; am Abend'. -Çuv kaś 'akşam'. Bu verilere göre gece biçiminin -e (~ -a) takısıyla yapılmış bir biçim olduğu anlaşıyor: kīç-e >> gece. Eski ve yeni diyalektlerde gece yanında tün adı da kullanılır. Bu ad diyalektlerde bugüne değin olduğu gibi saklanmışsa da Türkçede dün biçimine girerek 'bugünden bir önceki gün' anlamını almıştır. bk. tün. Çuvaşçada 'gece' olarak śĕr sözü kullanılır. Kökenini bilmiyoruz (Ramstedt: Stellung 14; Egorov: ÊS 212). )
( NIGHT | DAY~DAY )
( NUIT | JOUR~JOUR )
( NOX~DIES )
( NACHT | TAG~TAG )
( NOTTE~GIORNO )
( ΝΎΧΤΑ / νύχτα~ΜΈΡΑ / μέρα )
( GECƎ[Az.]~GĪCE[Tkm.]~KEŞE[Nog.]~KEÇE[Krg.]~KEÇA[Özb.]~KIÇE[Tatk.]~KISÄ[Bşk.]~KEÇE[Tel.]~KECE[Şor.]~GIÇ[Tkm.]~KIÇ[Tatk.]~KIS[Bşk.]~KEŞ[Nog.]~KEŞ[Kklp.]~KEÇ[Krg.]~KEÇ[Özb.]~KEÇ[Alt.]~KEÇ[Tel.]~KIÄSÄ[Yak.]~KAŚ[Çuv.] )
- ŞEB ile/||/<> GECE
( Sinema Bir çekimin gece çevrildiği ya da gece görünçlüğü olduğunu çevirim senaryosu ve çekim tahtasında belirten terim Gün kararmasından gün ağarmasına dek geçen zaman aralığı coğrafya Az gecǝ gīce keşe KKlp keşe Blk keçe keçe keça gece dün kiçe dün kisä dün gece Tel keçe dün Tar keçe gece Oyr keçe dün kece dün Eski Türkçede kiçe akşam gece olarak geçer Orta Türkçede de kiçe ya da kėçe gece biçimi kullanılır Türkçe kiç ya da kėç kökünden çıktığı anlaşılıyor Türkçe kiç uzun süre Orta Türkçede ise kiç ya da kėç geç vakit anlamına gelir Çağdaş diyalektlerde de bu anlamda kullanılır Türkçe geç giç geç kiç akşam geç kis akşam Tar keş gece Blk keç geç keş akşam geç Nogaylar gece için tün adını kullanırlar keş akşam geç keç akşam geç keç akşam geç Alt Tel keç akşam geç kiäsä kiäsän Abend am Abend kaś akşam Bu verilere göre gece biçiminin e a takısıyla yapılmış bir biçim olduğu anlaşıyor kīçe gece Eski ve yeni diyalektlerde gece yanında tün adı da kullanılır Bu ad diyalektlerde bugüne değin olduğu gibi saklanmışsa da Türkçede dün biçimine girerek bugünden bir önceki gün anlamını almıştır tün Çuvaşçada gece olarak śĕr sözü kullanılır Kökenini bilmiyoruz Ramstedt Stellung 14 Egorov ÊS 212 Az gecǝ gīce keşe KKlp keşe Blk keçe keçe keça gece dün kiçe dün kisä dün gece Tel keçe dün Tar keçe gece Oyr keçe dün kece dün Eski Türkçede kiçe akşam gece olarak geçer Orta Türkçede de kiçe ya da kėçe gece biçimi kullanılır Türkçe kiç ya da kėç kökünden çıktığı anlaşılıyor Türkçe kiç uzun süre Orta Türkçede ise kiç ya da kėç geç vakit anlamına gelir Çağdaş diyalektlerde de bu anlamda kullanılır Türkçe geç giç geç kiç akşam geç kis akşam Tar keş gece Blk keç geç keş akşam geç Nogaylar gece için tün adını kullanırlar keş akşam geç keç akşam geç keç akşam geç Alt Tel keç akşam geç kiäsä kiäsän Abend am Abend kaś akşam Bu verilere göre gece biçiminin e a takısıyla yapılmış bir biçim olduğu anlaşıyor kīçe gece Eski ve yeni diyalektlerde gece yanında tün adı da kullanılır Bu ad diyalektlerde bugüne değin olduğu gibi saklanmışsa da Türkçede dün biçimine girerek bugünden bir önceki gün anlamını almıştır tün Çuvaşçada gece olarak śĕr sözü kullanılır Kökenini bilmiyoruz Ramstedt Stellung 14 Egorov ÊS 212 )
( NIGHT | DAY )
( NUIT | JOUR )
( NACHT | TAG )
( NOX )
( NOTTE )
( ΝΎΧΤΑ / νύχτα )
( GECƎ[Az.]~GĪCE[Tkm.]~KEŞE[Nog.]~KEÇE[Krg.]~KEÇA[Özb.]~KIÇE[Tatk.]~KISÄ[Bşk.]~KEÇE[Tel.]~KECE[Şor.]~GIÇ[Tkm.]~KIÇ[Tatk.]~KIS[Bşk.]~KEŞ[Nog.]~KEŞ[Kklp.]~KEÇ[Krg.]~KEÇ[Özb.]~KEÇ[Alt.]~KEÇ[Tel.]~KIÄSÄ[Yak.]~KAŚ[Çuv.] )
- SEBATKÂR[Ar.] ile/değil/yerine/= DİREŞKEN/LİK
- ŞEBEKE, ZİNCİR, | ŞEBEKE, TELEVİZYON ŞEBEKESİ | AĞ ile/||/<> AĞ
( Sinema 1 Bir kentin bir ülkenin tek elde toplanmış sinema salonlarının oluşturduğu bütün TV 2 Aynı televizyon kurumuna bağlı yaymaçların vericilerin oluşturduğu bütün 3 Bir ülkede birbirine eşeksenli kablolar ya da telsiz bağlantılı ara yayaçlarıyla bağlı olup aynı anda aynı izlenceyi yayınlayan yayaçların tümü 3 Çeşitli ülkelerin gerektiğinde aynı izlenceyi yaymak amacıyla oluşturdukları bütün Birçok nokta ile bunlar arasındaki bağlantılarla gösterilebilen bir dizgeye ilişkin yapı örn karayolu ağı bilişim aği 1 Bir yönlü kümeden başka bir kümeye tanımlı olan işlev 2 Böyle bir işlevin görüntüsü 3 A bir yönlü küme ve X bir dilemsel küme olmak üzere kümesi İplik tel boru vb örülmüş bir yapı türü I 1 genel uygulayım Belli sayıda bağımsız aygıt ve bunları birleştiren çevrimlerin oluşturduğu bütün 2 elektrik Elektrik dağıtımını sağlayan birıbirine bağlı çevrimlerin tümü II bilişim Daha çok sürekli telefon bağlantılarıyla birbirine bağlanmış bilgisayarlar dizgesi Şalvar ve pantalonun apış arasına rastlayan kısmı Senirkent Isparta Elektriksel erkeyi bir bölge içine dağıtan iletken örgüsü Yüksekte çalışan cambazların gösterilerini yaptıkları yerin altına gerilen koruyucu ağ 1 Damarlar sinirler ve bağ dokusu telleri ağı Rete 2 Örümcek ağı Değişik su ürünlerinin takılarak dolanarak ve hareketli bir torbada toplanarak avlanması amaçlarına yönelik olarak tasarlanan ve donatılan göze büyüklüğüne bağlı olarak objenin bir kısmını geçiren bir kısmını sıkıştıran ya da geçmesini engelleyen gözelerden oluşan çeşitli biçim ve büyüklükte olan bir yüzey yapıtı D yönlendirilmiş küme X boş olmayan bir küme olmak üzere herhangi bir g D X fonksiyonu Bu fonksiyona X üzerinde bir ağdır denir D N özel durumunda g ağı bir dizidir )
( 1. CIRCUIT, 2. NETWORK, TELEVISION NETWORK, PROGRAMME (ABD: PROGRAM) NETWORK, NETWORK OF TELEVISION STATIONS, (ABD) SYSTEM (OF TELEVISION STATIONS), TRANSMISSION NETWORK, TELEVISION TRANSMISSION NETWO | NETWORK | NET, NETWORK, RETICLE | GRATING, RETICUL )
( 1. CIRCUIT (DE SALLES), CHAÎNE (DE SALLES), 2. RÉSEAU (D'ÉMETTEURS, DE TÉLÉVISION), CHAÎNE D'ÉMETTEURS DE TÉLÉVISION | RÉSEAU | SUITE GENERALISÉE | BRANCHEMENT | RÉSEAU, RÉTICULE | FILET DE SÉCURITÉ | PLEXUS )
( 1. VERLEIHBEZIRKE, FILMTHEATERKREIS, 2. FERNSEHNETZ, FERNSEHLEITUNGSNETZ, SENDERNETZ, SENDERGRUPPE, SENDERKETTE | NETZ | NETZWERK | SCHUTZNETZ )
( PLEXUS: IÇ IÇE DOKUNMUŞ )
- ŞEBEKE[Ar.] ile/değil/yerine/= ÖRÜKE
- SEÇEMEDİKLERİMİZ ile/ve/||/<>/> YEĞLEYEBİLECEKLERİMİZ
( Doğum yerimiz. | Ten rengimiz. | Anne ve babamız. | Cinsiyetimiz. | "Adımız." | "Kökenimiz."
İLE/VE/||/<>
Adâletli olmak. | Ahlâklı olmak. | İyi kalpli olmak. | Dürüst olmak. | Saygılı olmak. | Öğrenmeye açık olmak. | Kendini geliştiren olmak. | Önyargısız olmak. )
- SEÇİLMİŞ DİKKAT ile/ve/||/<> BÖLÜNMÜŞ DİKKAT ile/ve/||/<> DİKKAT DEĞİŞTİRME
( SELECTIVE ATTENTION vs. DIVIDED ATTENTION vs. ATTENTION SWITCH )
- SEÇİM/SAYLAMA ile/ve/değil/yerine/<>/> YEĞLEME/TERCİH
( Üç ya da üzeri seçenek içinde varılan karar verme eylemi. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/<>/> İki ayrı seçeneğe indirdikten sonra varılan karar verme eylemi. )
( İçten ve hassas kişilerce değeri bilinen alçakgönüllü/mütevazı armağanlar gibi, kişinin seçimleri de içinden gelen sesin çizdiği yol doğrultusunda olacaktır. )
( ŞIKK[Ar.]: İkiye bölünmüş şeyin her parçası. | Bir işin iki yönünden her biri. )
( PRODUCTUM: Yeğlenilen, tercih edilen. )
( Hayvanlarda ve insanda. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/<>/> İnsanda. )
( [not] TO CHOOSE vs./and/but/<>/> TO PREFER
TO PREFER instead of TO CHOOSE )
( ... ile/ve/değil/yerine/<>/> PROTIMO )
- SEÇİM ile/ve/değil/yerine/||/<>/< STRATEJİ
- SEÇKİ/ANTOLOJİ[Fr. < ANTHOLOGIE] ile/||/<> SEÇKİ/GÜLDESTE[Fars. < GUL + DESTE]
- SEÇKİN ile/ve/değil/yerine ÖNCÜ
- SEDÂ/SÂDÂ (ÇIKARMAK):
DİŞLERİN ISLIKLI SESİ YOLUYLA ile/ve DİLİN HAREKET ETTİRİLMESİ YOLUYLA ile/ve DAMAĞIN BÜZÜLMESİ YOLUYLA ile/ve DUDAKLARIN BİRBİRİNE BASTIRILMASI YOLUYLA ile/ve BURUNDAN SOLUMA YOLUYLA
- ŞEDD ile ...
( SIKI BAĞLAMAK | BOYUN ATKISI, KUŞAK | TASVİR )
- SEDEFKÂR[Ar. < ṢADEF + Fars. -KĀR] ile/değil/yerine/=/||/<> SEDEFÇİ
- ŞEFFAFLIK | SAYDAMLIK ile/||/<> SAYDAMLIK
( 1 Tiyatro konuşmasında ünsüz harfleri birbirinden kesin olarak ayırdetmek 2 Arka düzeyin görülmesini sağlayan efekt fizik aydınlatma Işığı geçirebilme özelliği Işığı geçirebilme özelliği 1 Piyasanın durumu ya da herhangi bir iktisadi olay gelişme ya da düzenleme hakkında herkesin tam bilgi sahibi olması bakışımsız bilgi 2 mali saydamlık Arka düzeyin görülmesini sağlayan etmen )
( TRANSPARENCY | TRANSPARENCE )
( EFFET DE TRANSPARENCE | TRANSPARENCE )
( DURCHSICHTIGKEIT )
- ŞEFKÂT ve NEZÂKET :
SAĞIRIN DA DUYABİLDİĞİ ve/||/<> KÖRÜN DE GÖREBİLDİĞİ
- ŞEFKÂT VE NEZÂKET:
GÜÇSÜZLÜK VE ÜMİTSİZLİK değil KUVVET VE METÂNET
- ŞEFKAT[Ar.] ve/||/<>/> ŞEFAAT[Ar.]
- PARÇA/SEGMENT[İng.] ile/ve/değil/||/<> SEKME/TAB[İng.]
( Bölüm. | Kesit. | Parça. İLE/VE/DEĞİL/||/<> Bölüm. )
- SEHPA, AYAK | ÜÇAYAK ile/||/<> ÜÇAYAK
( Sinema TV Alıcı ya da göstericinin çalıştırılması sırasında sallanmamalarını sağlamak amacıyla kullanılan üç ayaklı destek Teodolit fotoğraf makinesi gibi aygıtların üzerine oturduğu üç çubuklu düzen fotoğraf gökbilim Fotoğraf makinesi ırakgörür gibi aygıtları üzerine oturtmaya yarayan üç dayanaklı düzen çatkı 2 sinema Alıcı ya da göstericilerin çalışırken oynamasını önlemek için kullanılan üçlü dayanak ayaklık )
( TRIPOD, STAND, CAMERA STAND, SUPPORT | TRIPOD | TRIANGLE )
( TRÉPIED, PIED | TRÉPIED,TRIPOD | TRÉPIED | TRIANGLE )
( DREIFUSS, STATIV, KINOSTATIV | STATIV | DREIECK )
( TRIANGULUM )
( TREPPIEDE )
( ΤΡΊΠΟΔΟ / τρίποδο )
- SEHPA, AYAK | ÜÇAYAK ile/||/<> ÜÇGEN
( Sinema/TV. Alıcı ya da göstericinin çalıştırılması sırasında sallanmamalarını sağlamak amacıyla kullanılan üç ayaklı destek. @@ Teodolit, fotoğraf makinesi gibi aygıtların üzerine oturduğu üç çubuklu düzen. @@ fotoğraf, gökbilim: Fotoğraf makinesi, ırakgörür gibi aygıtları üzerine oturtmaya yarayan üç dayanaklı düzen, çatkı. 2. sinema: Alıcı ya da göstericilerin çalışırken oynamasını önlemek için kullanılan üçlü dayanak, ayaklık. )
( TRIPOD, STAND, CAMERA STAND, SUPPORT | TRIPOD | TRIANGLE~TRIANGLE | TRIANGLE OF LOVE )
( TRÉPIED, PIED | TRÉPIED,TRIPOD | TRÉPIED | TRIANGLE~TRIANGLE | TRIGONE )
( TRIANGULUM~TRIANGULUM )
( DREIFUSS, STATIV, KINOSTATIV | STATIV | DREIECK~DREIECK | DREIECKSTÜCK )
( TREPPIEDE~TRIANGOLO )
( ΤΡΊΠΟΔΟ / τρίποδο~ΤΡΊΓΩΝΟ / τρίγωνο )
- SEHPA ile/||/<> SEHPA[Fars. < SE + PÂ]
( Resim Ressamın çalışırken tablosunu üzerine koyduğu araç Suyunu süzmek amacıyla üzerine deri asılan dört bucak ve bir kenarlı tahta dabakcı aracı Yalvaç Isparta Bor Niğde )
( EASEL )
( CHEVALET DE PEINTRE )
( STAFFELEI )
- ŞEHVET ile/ve/ne yazık ki/||/<>/> FAHİŞ/FUHUŞ
- SEKBAN ile/||/<> SEKBAN[Fars. < SEGBÂN]
( Kar Yeniçeri ocağından bir tip 1 Osmanlılarda sınır boylarında görev yapan bir sınıf asker 2 Eyalet paşaları ve sancak beylerine bağlı olarak görev yapan bir sınıf asker 3 sekban bölükleri Yeniçeri ocağından bir gölge oyunu tipi sagbān a dogkeeper sag dog bān keeper of seğmen Osmanlı saraylarında av köpeklerine bakan kimselere itçi adı da verilmiştir )
( SAGBĀN )
- ŞEKER ile/ve/||/<>/< ŞÜKÜR
- ŞEKİL | BETİ ile/||/<> BETİ
( Boşlukta noktalarla ya da başka kesintili uyaranlarla belirtilen bir görüntü yerine kesin çizgilerle sınırlandırılıp belirlenen görsel bir alan Resim Heykel Resim ve heykel sanatlarında insan ve hayvan biçimlerine verilen ad Resim Heykel İçinde insan hayvan ve doğa öğelerinin yer aldığı resim ya da heykel a beti betisiz sanat )
( FIGURE )
( FIGURE )
- ŞEKİL | SURET | BİÇİM | FORM ile/||/<> FORM ile/||/<> BİÇİM
( biçim Bağa Verinin önceden düzenlenmiş görünümü Bilgisayar belleğinde ya da izlencede girişçıkış tutanaklarında ya da veri iletişimde bilgilerin gösteriliş düzenini belirleyen yapı Oluştuğu parçalar ve ilişkilerin toplamı ile açıklanamayan ve bunun üstünde bir bütünlüğü olan görünüm ya da yapı 1 Yazın ve sanat yapıtlarında dış görünüş 2 Koşukların kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü Gazel mesnevî rubaî sone gibi Resim Heykel Mimarlık 1 Resim heykel ve mimarlıkta yapıtın yapı bakımından tüm kuruluşu 2 Bir rengin çevresi belirli durumu Özdek ve içeriğin karşıtı Ne olana karşıt olarak nasıl olan Kaos durumunda düzensiz ve belirlenmemiş olana karşılık sınırlanmış düzenlenmiş olan Bir nesnenin biçim almamış özdeğinden içeriğinden ayırmak üzere onun dışını dış çizgilerini aynı zamanda iç yapısını kuruluşunu düzenini belirleyen Biçim almamış özdeğe karşılık belli bir düzene girmiş olan Özellikle bu anlamıyle felsefede mantık bilgi öğretisi varlıkbilim ahlak felsefesi estetik doğa ve tarih felsefesi biçim kavramının önemli bir yeri vardır Platonda biçim idea ile aynı anlamda kullanılır genel olanı değişmez olanı ve kendinden var olanı gösterir bireysel ve değişen görüngülerin üstünde ve arkasında ilkörnek olarak bulunur Aristoteleste her somut nesne özdek ve biçimden kuruludur başka deyişle Biçim kazanmış olan özdektir biçim gerçeklik veren gerçekleştiren etkendir causa formalis aynı zamanda oluş sürecinin ereğini belirler causa finalis Özdek ancak biçim yüzünden gerçeklik kazanmış olan bir olabilirliktir Bu düşünce ortaçağda özellikle skolastik dizgelerce benimsenmiştir Aquinolu Thomasa göre nesnenin özü ve varoluşu biçimden oluşur ruh bedenin biçimidir salt tinsel tözler ayrık biçimlerdir Tanrı salt biçimdir Yeniçağ felsefesi nesnel varlık öğretisinden ayrıldığı ölçüde biçim kavramının anlamı ve durumu da değişir Kantta görü biçimleri uzay ve zaman ve düşünce biçimleri kategoriler artık nesnel varlık bağıntıları olmaktan çıkarlar bilgi ve deneyin insan duyarlığında ye anlığında bulunan zorunlu koşulları olurlar Ethikte Max Scheler Kantın biçimsel ahlak öğretisi formalist ethik ile hesaplaşarak ona karşı görüngübilim açısından temellendirdiği içeriksel değerler öğretisini geliştirmiştir Estetikte 1 Bir estetik nesnenin duyularla algılanan görünüş biçimi 2 İçerik ve özün karşıtı Doğa felsefesinde Organizmada birliği sağlayan ve biçimlendiren güç yeti Mantıkta Usavurma özdek ve biçimden oluşur terimler ve önermeler çıkarımın özdeğidir terimler ve önermeler arasındaki bağlantı da biçimi Biçim bakımından bir önerme olumlu ya da olumsuz tümel ya da tikeldir Bir tasımda önermeler arasındaki bağlantı sonuç zorunlu olarak öncüllerden çıkacak biçimde kurulmuşsa bu tasım biçim bakımından doğrudur Öncül yanlışsa sonuç da yanlış olur ama bu yanlış oluş çıkarımın kendisinin biçim bakımından doğru olmasını ortadan kaldırmaz Biçimsel formel mantık Dış görünüş bir cismin yapısını ortaya koyan çevre çizgilerinin bütünlüğü biyoloji matematik )
( RINGBONE )
( FORME )
- ŞEKİL | SURET | ŞEKİL ile/||/<> ŞEKİL ile/||/<> BİÇİM
( biçim Bir kelimenin ya da bir sözün gramer bakımından dış görünüşü Eksiksiz Eksikli Bulaşma Derli gekil Tüm ve İndirimli şekiller için de İndirim Verinin önceden düzenlenmiş görünümü Bilgisayar belleğinde ya da izlencede girişçıkış tutanaklarında ya da veri iletişimde bilgilerin gösteriliş düzenini belirleyen yapı Oluştuğu parçalar ve ilişkilerin toplamı ile açıklanamayan ve bunun üstünde bir bütünlüğü olan görünüm ya da yapı 1 Yazın ve sanat yapıtlarında dış görünüş 2 Koşukların kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü Gazel mesnevî rubaî sone gibi Resim Heykel Mimarlık 1 Resim heykel ve mimarlıkta yapıtın yapı bakımından tüm kuruluşu 2 Bir rengin çevresi belirli durumu Özdek ve içeriğin karşıtı Ne olana karşıt olarak nasıl olan Kaos durumunda düzensiz ve belirlenmemiş olana karşılık sınırlanmış düzenlenmiş olan Bir nesnenin biçim almamış özdeğinden içeriğinden ayırmak üzere onun dışını dış çizgilerini aynı zamanda iç yapısını kuruluşunu düzenini belirleyen Biçim almamış özdeğe karşılık belli bir düzene girmiş olan Özellikle bu anlamıyle felsefede mantık bilgi öğretisi varlıkbilim ahlak felsefesi estetik doğa ve tarih felsefesi biçim kavramının önemli bir yeri vardır Platonda biçim idea ile aynı anlamda kullanılır genel olanı değişmez olanı ve kendinden var olanı gösterir bireysel ve değişen görüngülerin üstünde ve arkasında ilkörnek olarak bulunur Aristoteleste her somut nesne özdek ve biçimden kuruludur başka deyişle Biçim kazanmış olan özdektir biçim gerçeklik veren gerçekleştiren etkendir causa formalis aynı zamanda oluş sürecinin ereğini belirler causa finalis Özdek ancak biçim yüzünden gerçeklik kazanmış olan bir olabilirliktir Bu düşünce ortaçağda özellikle skolastik dizgelerce benimsenmiştir Aquinolu Thomasa göre nesnenin özü ve varoluşu biçimden oluşur ruh bedenin biçimidir salt tinsel tözler ayrık biçimlerdir Tanrı salt biçimdir Yeniçağ felsefesi nesnel varlık öğretisinden ayrıldığı ölçüde biçim kavramının anlamı ve durumu da değişir Kantta görü biçimleri uzay ve zaman ve düşünce biçimleri kategoriler artık nesnel varlık bağıntıları olmaktan çıkarlar bilgi ve deneyin insan duyarlığında ye anlığında bulunan zorunlu koşulları olurlar Ethikte Max Scheler Kantın biçimsel ahlak öğretisi formalist ethik ile hesaplaşarak ona karşı görüngübilim açısından temellendirdiği içeriksel değerler öğretisini geliştirmiştir Estetikte 1 Bir estetik nesnenin duyularla algılanan görünüş biçimi 2 İçerik ve özün karşıtı Doğa felsefesinde Organizmada birliği sağlayan ve biçimlendiren güç yeti Mantıkta Usavurma özdek ve biçimden oluşur terimler ve önermeler çıkarımın özdeğidir terimler ve önermeler arasındaki bağlantı da biçimi Biçim bakımından bir önerme olumlu ya da olumsuz tümel ya da tikeldir Bir tasımda önermeler arasındaki bağlantı sonuç zorunlu olarak öncüllerden çıkacak biçimde kurulmuşsa bu tasım biçim bakımından doğrudur Öncül yanlışsa sonuç da yanlış olur ama bu yanlış oluş çıkarımın kendisinin biçim bakımından doğru olmasını ortadan kaldırmaz Biçimsel formel mantık Dış görünüş bir cismin yapısını ortaya koyan çevre çizgilerinin bütünlüğü biyoloji matematik )
( FIGURE | SHAPE )
( FORME )
- ŞEKİL VERME ile YARATMA
( TO GIVE FORM vs. TO CREATE )
- ŞEKİLLENDİRMEK ile/ve/||/<>/> "YEŞİLLENDİRMEK"
- ŞEKLEN[Ar.] ile ŞEKLÎ[Ar.]
( Biçim bakımından, biçim yönünden. İLE Biçimle ilgili, biçimsel. )
- SEKSÎ ile/ve/değil/yerine/=/||/<>/< KIŞKIRTICI
- ŞEKVÂ ile/değil/yerine/= ŞİKÂYET, HOŞNUTSUZLUK
( ŞİKÂYET, HOŞNUTSUZLUK )
- SELÂSET | AKICILIK ile/||/<> AKICILIK
( Sinema 1 Bir filmin bir çekiminden öbür çekimine geçişteki ustalık Bu geçişte seyircinin dikkatini uyanık tutma ilgisini sürdürme herhangi bir kesiklik atlama ya da karşıtlık duygusu uyandırmama özelliği TV 2 Bir izlencenin bölümlerini ya da birbirini izleyen değişik izlenceleri birbirine kesiksiz uyuşumlu biçimde bağlama Söz ve yazının akıcı olması niteliği akıcı İbarenin hiç bir ses pürüzü olmadan akar gibi söylenebilir olma hali AKICI Selis )
( CONTINUITY )
( CONTINUITÉ | AISANCE )
( FORTSETZUNG )
- SELECTION/OPTIONAL[İng.] ile/değil/yerine/= SÉLECTION[Fr.] ile/değil/yerine/= SELECTIO[Lat.] ile/değil/yerine/= AUSWAHL[Alm.] ile/değil/yerine/= SEÇIM
( Sinema Çekimler arasından kurguda kullanılacakları ayırma. @@ (biyoloji, zooloji) @@ Bazı organizmaların özellikle yeni oluşan karakterlerle yaşamaya devam etmesi ve bazılarının ise çoğalıp yaşayamamaları ile sonuçlanan doğal ya da yapay bir olay. Seleksiyon. @@ @@ )
- SELEN ile/||/<> SELEN
( Genel anlamı içinde insan sesi olmayan herhangi bir ses Genel anlamı içinde insan sesi olmayan herhangi bir ses Bir nesnenin titreşimlerinin havada dalgalar halinde işitme duyumuza etki yapmasıyla ortaya çıkan ses Gürültü niteliğinde olmıyan ses Acınıklar selenliler akıcılar ve geniz abanıkları birer selendir Gürültü Anadolu ağızlarında seleŋ selenk olarak da geçer Kökünü bilmiyoruz )
( SOUND )
( SON )
( TON | SCHALL, TON )
- SELEN/SADÂ ÇIKIŞLARINDA:
BURUN ile/ve/||/<> DUDAK ile/ve/||/<> DİŞ ile/ve/||/<> BOĞAZ
( A, E, O, Ö, U, Ü[ön, ün, on, en, an, un, nane, Nalan vb.] İLE/VE/||/<> B, M. P[baba, biber, bebek, mama, meme, pek, pes vb.] İLE/VE/||/<> D, T[dadı, dede, tuttu, tırtıl, taktı] İLE/VE/||/<> A, E, I, İ, O, Ö, U, Ü )
( Almanca'da, daha çok, boğaz seleni; Fransızca'da, daha çok, dudak seleni; İngilizce'de, daha çok, diş seleni çıkar. )
- SELÜLOİT[Fr. < CELLULOÏD] ile/||/<> SELÜLOZ
( Sinema 1. İnce, saydam, bükülebilir olan, selüloit sinema filmlerinin tabanını yapmakta kullanılan, selüloz nitrat ve kâfurudan yapılan ısılyoğruk özdek. 2. (Mecaz olarak) Film. @@ (kimya) )
( CELLULOID | CELLULOSE~CELLULOSE )
( CELLULOÏD | CELLULOID | CELLULOSE~CELLULOSE )
( CELLULA~CELLULA )
( ZELLULOID | ZELLULOSE~ZELLULOSE | ZELLSTOFF, CELLULOSE | CELLULOSE )
( CELLULOIDE~CELLULOSA )
( ΣΕΛΙΛΌΙΝΤ / σελιλόιντ~ΚΥΤΤΑΡΊΝΗ / κυτταρίνη )
- SELÜLOİT ile/||/<> SELÜLOİT[Fr. < CELLULOÏD]
( Sinema 1 İnce saydam bükülebilir olan selüloit sinema filmlerinin tabanını yapmakta kullanılan selüloz nitrat ve kâfurudan yapılan ısılyoğruk özdek 2 Mecaz olarak Film kimya )
( CELLULOID | CELLULOSE )
( CELLULOÏD | CELLULOID | CELLULOSE )
( ZELLULOID | ZELLULOSE )
( CELLULA )
( CELLULOIDE )
( ΣΕΛΙΛΌΙΝΤ / σελιλόιντ )
- SEMAİ ile/||/<> SEMAİ[Ar. < SEMÂʿİ]
( Kar Göstermelik perdeden kalktıktan sonra Hacivatın söylediği şarkı 1 Sekizer hece ölçüsüyle söylenen biçimce koşmanın aynı olan halk şiiri 2 Karagöz oyununda göstermelik kalktıktan sonra Hacivatın söylediği şarkı Halk edebiyatı terimi Özel bir ezgi ile okunan aruzun 4 ya da 2 mefâilün tartısiyle ya da 4 4 heceleriyle nazmedilen bir halk koşuğu türü Gölge oyununda narekenin eşliğinde göstermelik gergiden kaldırıldıktan sonra Hacivatın okuduğu şarkı Âşık gösterisinin başlangıç bölümünde dördüncü sırada sekiz heceli türkü )
- ... ŞEMASI ile ... AĞACI
- SEMBOLİST[Fr. < SYMBOLISTE] ile/değil/yerine/=/||/<> SİMGECİ
- SEMBOLİZM[Fr. < SYMBOLISME] ile/değil/yerine/=/||/<> SİMGECİLİK
- SEMİ, ORAL | İŞİTSEL ile/||/<> İŞİTSEL
( Sinema TV 1 İşitmeyle işitme duyusuyla ilgili 2 Genel olarak sesler ve kulakla algılanabilen her şeyin taşıdığı özellik Sinemayla televizyonda çoğunlukla görüntü öğelerine karşılık ses öğelerini ve bölümünü belirtmekte kullanılır İşitme duyusu işitme yetisiyle ilgili biyoloji ses )
( AURAL | AUDITORY, AUDITIVE )
( AUDITIF )
( AUDITIVE )
- SEMİYOLOJİ[Fr.]/SEMIOLOGY[İng.] ile/değil/yerine/= GÖSTERGEBİLİM/BELİRTİ BİLİMİ
( Hastalıkların belirti ve işaretleriyle ilgilenen tıp dalı. | Göstergebilim. )
( )
- SEMPATİ/SYMPATHY[İng.] ile/değil/yerine/= HOŞ DUYUM
- SEMPATİK/SYMPATHETIC[İng.] ile/değil/yerine/= SEMPATİK (SİNİR BİLİMİ) | SEVİMLİ, CANA YAKIN
- SEMPATİK ile/değil/yerine/<> YAKIŞIKLI/GÜZEL
( LIKABLE vs./and/<> HANDSOME/BEAUTIFUL )
- ŞEMSE/ŞEMSE[Ar. < ŞEMSE] ile/||/<> RUMİ/RUMİ[Ar. < RŪMĪ] ile/||/<> ÇİNTEMANİ/ÇEDEN[SANSK.] ile/||/<> İKLİL/İKLİL[Ar. < İḲLĮL]
( Yazma kitapların cildine baş sayfalarının üst bölümüne ya da kumaşlara kapı pencere vb yerlere işlenen ya da çizilen güneş biçiminde süs )
- ŞEMSE ile/||/<> SALBEK ile/||/<> TIĞ
( Süslemede kullanılan oval, dairesel biçimde dilimli ya da düz motifler. İLE/||/<> Şemsenin iki ucunda bulunan, tepelik biçimindeki uzantılar. İLE/||/<> Tezhipte, desenin bitiminde; ciltte, şemse ve köşebent kenarlarında kullanılan yardımcı süsleme motifi. )
- ŞEMSE[Ar. < ŞEMSE] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞEMSE
( Yazma kitapların cildine baş sayfalarının üst bölümüne ya da kumaşlara kapı pencere vb yerlere işlenen ya da çizilen güneş biçiminde süs )
- ŞEMSİYE ile/ve/||/<> YELPAZE
- SEMT-İ KADEM | SEMT-ÜL-KADEM | AYAKUCU ile/||/<> AYAKUCU
( Sinema Duyarlıkölçümü eğrisinin altta sola doğru kıvrılan bölümü burada ışıklama yoğunluğu sis düzeyine düşer dolayısıyla negatif gereçte konunun gölgeli yerleri burada yoğunlaşır Düşey doğrutunun gökküresini deldiği noktalardan gözeriminin altında olanı astronomi )
( TOE | NADIR | SHOULDER )
( PIED (DE LA COURBE SENSITOMÉTRIQUE) | NADIR | ÉPAULE (DE LA COURBE )
( NADIR | SCHULTER )
( PIEDE (DELLA CURVA) )
( ΠΌΔΙ (ΚΑΜΠΎΛΗΣ) / πόδι (καμπύλης) )
- SEMT-İ KADEM | SEMT-ÜL-KADEM | NADİR ile/||/<> NADİR ile/||/<> AYAKUCU
( ayakucu ayakucu astronomi ayakucu Sinema Duyarlıkölçümü eğrisinin altta sola doğru kıvrılan bölümü burada ışıklama yoğunluğu sis düzeyine düşer dolayısıyla negatif gereçte konunun gölgeli yerleri burada yoğunlaşır Düşey doğrutunun gökküresini deldiği noktalardan gözeriminin altında olanı astronomi )
( NADIR )
- SEN BİLİRSİN ile SEN, BİLİRSİN
( Kişide ya da kişiye yönelik. [Bilinenin ya da verilecek kararın, öteki tekil kişi("senin") tarafından sağlanabileceğini belirtmek üzere.] İLE Bilgi ve bilinen üzerine. [Kendimizin ve başkalarının bildiği/bilmediği bir durum ya da ayrıntının (tekil kişi["senin"]) tarafından bilindiği (bilgi/haber/ayrıntı) üzerine.] )
- SEN Mİ ÇOK ZEKİSİN?" ile/ya da/<> "BEN Mİ ÇOK APTALIM?"
- SENARİST[Fr. < SCÉNARISTE] ile/değil/yerine/=/||/<> SENARYOCU
- SENARYO, FİLM SENARYOSU, SENARYO, TELEVİZYON SENARYOSU | OYUNLUK ile/||/<> SENARYO
( Sinema 1. Bir filmin çevrilmesine temel olan metin. (Bîr filmin en kısa yoldan anlatılan konusunu veren metne özet; bunun en geliştirilmiş, en son biçimine de çevirim oyunluğu denir. Özetten çevirim oyunluğuna doğru da geliştirim ve ayrımlama yer alır. Bunların hepsi için de genellikle oyunluk terimi kullanılır). 2. Çevirim oyunluğunun kısaltması. TV. 3. Herhangi bir televizyon izlencesinin gerçekleştirilmesinde kılavuz olmak üzere hazırlanan metin. @@ Bireycil ya da kümecil oyunda birey ya da kümenin günlük yaşam görüntülerini sergilediği, esnek gözlem öğeleriyle donatılmış eylem ye gözlem alanı. )
( 1-2. SCENARIO, SCRIPT, FILM SCRIPT, SCREENPLAY, 3. SCRIPT, TELEVISION SCRIPT | SCENE | SCENARIO~SCENARIO )
( 1-2. SCÉNARIO, "SCRIPT", 3. SCÉNARIO, TEXTE, "SCRIPT" | SCÉNARIO~SCÉNARIO )
( 1-2. DREHBUCH, BUCH, MANUSKRIPT, FILMMANUSKRIPT, SZENARIUM, TEXTBUCH (EINES FILM), FILMTEXT, 3. BUCH, DREHBUCH, TEXT | SZENARIUM~SZENARIUM )
( SCENEGGIATURA~SCENARIO )
( ΣΕΝΆΡΙΟ / σενάριο~ΣΕΝΆΡΙΟ / σενάριο )
- SENARYO, FİLM SENARYOSU | SENARYO, TELEVİZYON SENARYOSU | OYUNLUK ile/||/<> OYUNLUK
( Sinema 1 Bir filmin çevrilmesine temel olan metin Bîr filmin en kısa yoldan anlatılan konusunu veren metne özet bunun en geliştirilmiş en son biçimine de çevirim oyunluğu denir Özetten çevirim oyunluğuna doğru da geliştirim ve ayrımlama yer alır Bunların hepsi için de genellikle oyunluk terimi kullanılır 2 Çevirim oyunluğunun kısaltması TV 3 Herhangi bir televizyon izlencesinin gerçekleştirilmesinde kılavuz olmak üzere hazırlanan metin Bireycil ya da kümecil oyunda birey ya da kümenin günlük yaşam görüntülerini sergilediği esnek gözlem öğeleriyle donatılmış eylem ye gözlem alanı )
( 1-2. SCENARIO, SCRIPT, FILM SCRIPT, SCREENPLAY, 3. SCRIPT, TELEVISION SCRIPT | SCENE | SCENARIO )
( 1-2. SCÉNARIO, "SCRIPT", 3. SCÉNARIO, TEXTE, "SCRIPT" | SCÉNARIO )
( 1-2. DREHBUCH, BUCH, MANUSKRIPT, FILMMANUSKRIPT, SZENARIUM, TEXTBUCH (EINES FILM), FILMTEXT, 3. BUCH, DREHBUCH, TEXT | SZENARIUM )
( SCENEGGIATURA )
( ΣΕΝΆΡΙΟ / σενάριο )
- SENARYO ile/değil BAĞLAM
- SENARYO ile/ve/değil/||/<> FOTOĞRAF
- SENARYO ile/||/<> SENARYO[Fr. < SCÉNARIO]
( Commedia dellArte türünün sahnedeki oyunu için metinsiz ama bir konuya göre hazırlanan taslağa verilen ad Bugün filim sanatında reji kitabı için de kullanılmaktadır Doğaçlamaya dayanan İtalyan halk tiyatrosu commedia dellarte türünün sahnedeki oyun için gerektirdiği özet taslak Ortaoyunu da önceden hazırlanmış bir taslak doğrultusunda oynanırdı )
( SCENARIO )
( SCÉNARIO )
( SZENARIUM )
- SENDELEMEK ile/||/<> SENDELEME
( Ort O Kavuklunun düşer gibi yapıp düşmemesi Bu zor bir gösteridir bunu ancak çok usta oyuncular yapabilir Bir niceliğin ortalama değer yöresinde düzensiz değişimlere uğraması Ortaoyunu Ortaoyununda Kavuklunun düşer gibi yapıp da düşmemesi beceriye dayanan bu hareketi ancak usta oyuncular yapabilirdi )
( FLUCTUATION )
( FLUCTUATION )
( SCHWANKUNG )
- SENİ, SENDEN EDEN ile/değil/yerine SENİ, SEN EDEN
- SENİYY/SENİYYE[Ar.] ile SENİYYE[Ar. çoğ. SENÂYÂ]
( Yüksek, yüce. İLE Öndeki dört diş. )
- SENKRON, SENKRONİZE | EŞLEMELİ ile/||/<> EŞLEMELİ
( Sinema Eşlemesi yapılmış kuşak film sinema Görüntü kuşağı ile ses kuşağı eş duruma getirilmiş film )
( IN SYNC | SYNCHRONOUS )
( SYNCHRONE, EN SYNCHRONSIME, EN SYNC | SYNCHRONE )
( SYNCHRON )
- ŞENLENME ve/||/<>/> BEREKETLENME
- SEPARASYON | TAHSİS | AYIRMA ile/||/<> AYIRMA ile/||/<> AYIRMAK
( Sinema Kurguya başlarken bir film kangalındaki değişik çekimleri birbirinden ayırarak sıralama Ayrı evre ya da yoğunluktaki biribirine karışmayan özdekleri çeşitli yöntemlerle ayrı ayrı elde etme işlemi 1 elektrik Elektrikli bir aracı besleme çevriminden çekme 2 mekanik Kavramaya karşıt bir etkiyi doğuran düzenek 3 nükleer Bir öğecik çekirdeği üzerine gelen dötonun neden olduğu özel tepkime 4 kesme I Giderleri karşılamak amacıyla ayrılan para Katılma yüklenmelerini imzalayanlara verilen pay )
( BREAKDOWN | SEPARATION | ASSIGNER | ALLOCATE | DETACH | DISASSEMBLE | SEPARATE | RESERVE | CROSS-PLOT, CROSS-HATCH | CLASSIFICATION )
( DÉGROUPAGE, DÉDOUBLAGE | SÉPARATION | ALLOTEMENT | SÉPARATION, TRIAGE | REGROUPEMENT | CLASSIFICATION )
( TRENNUNG | SCHEIDUNG, TRENNUNG | KLASSIERUNG NACH DER KORNGRÖSSE | KLASSIFIKATION )
( SEPARATIO )
( SEPARAZIONE )
( ΔΙΑΧΩΡΙΣΜΌΣ / διαχωρισμός )
- SEPARASYON | TAHSİS | AYIRMA ile/||/<> KÜMELEME ile/||/<> SIRALAMA
( Sinema Kurguya başlarken bir film kangalındaki değişik çekimleri birbirinden ayırarak sıralama. @@ Ayrı evre ya da yoğunluktaki biribirine karışmayan özdekleri çeşitli yöntemlerle ayrı ayrı elde etme işlemi. @@ 1. elektrik: Elektrikli bir aracı besleme çevriminden çekme. 2. mekanik: Kavramaya karşıt bir etkiyi doğuran düzenek. 3. nükleer: Bir öğecik çekirdeği üzerine gelen dötonun neden olduğu özel tepkime. 4. bk. kesme I. @@ Giderleri karşılamak amacıyla ayrılan para. Katılma yüklenmelerini imzalayanlara verilen pay. @@ @@ @@ @@ @@ @@ )
( BREAKDOWN | SEPARATION | ASSIGNER | ALLOCATE | DETACH | DISASSEMBLE | SEPARATE | RESERVE | CROSS-PLOT, CROSS-HATCH | CLASSIFICATION~CROSS-PLOT, CROSS-HATCH | GRADING, SIZING~CLASSIFICATION | SEQUENCE | STAND IN LINE | ORDER | SORT | RANK )
( DÉGROUPAGE, DÉDOUBLAGE | SÉPARATION | ALLOTEMENT | SÉPARATION, TRIAGE | REGROUPEMENT | CLASSIFICATION~REGROUPEMENT | ACCUMULATION | CLASSIFICATION~CLASSIFICATION | ORDONNER | PÉRIODE | CLASSEMENT | GRADATION )
( SEPARATIO~...~... )
( TRENNUNG | SCHEIDUNG, TRENNUNG | KLASSIERUNG NACH DER KORNGRÖSSE | KLASSIFIKATION~KLASSIERUNG NACH DER KORNGRÖSSE~KLASSIFIKATION | STUFENFOLGE )
( SEPARAZIONE~RAGGRUPPAMENTO~ORDINAMENTO )
( ΔΙΑΧΩΡΙΣΜΌΣ / διαχωρισμός~ΟΜΑΔΟΠΟΊΗΣΗ / ομαδοποίηση~ΚΑΤΆΤΑΞΗ / κατάταξη )
- SEPET ile/||/<> SEPET[Fars. < SEPED]
( Sinema 1 Özellikle kurgu çalışmaları sırasında gereksiz film parçalarının içine konulduğu kenarları ve içi bez kaplı sepet 2 Bakımlık ya da göstericideki bir filmin alıcı makara kullanılmadığı vakit bir yerde toplanması için kullanılan aynı çeşit kap Sepettopunda sayı yapılacak yer Bu 0 45 metre çapında demir bir çember olup altında bir ağ asılıdır Çember ile ağ bir sepet biçimindedir Sepettopu oyununu bulan Amerikalı Profesör James Naismith oyunu önce öğrencilerine kâğıt sepetleriyle oynattığından oyun bu ad ile anılmıştır I sebet selek 2 sepiteknesi Su değirmenlerinde öğütülerek buğday ya da arpanın içine boşaltıldığı ağaç düzen Yeşilköy Gelendost Körküler Yalvaç Isparta sebet Köprü Şarkikaraağaç Isparta selek 2 Karaköy Bozüyük Bilecik sepiteknesi Çınarlık Çarşamba Samsun II Eşya kutusu Meyvebükü Güdül Ankara III Örülmüş ağaç dallarından yapılan arı kovanı Meyvebükü Güdül Ankara İnce kamış söğüt dalı hayıt tel ve plastikten örme ya da geçirme biçimiyle yapılandırılmış çeşitli biçimde oluşturulan yapıtlar olup genellikle iç sularda kullanılan balığın içerisine girmesini sağlayan bir kapısı ya da huni biçiminde bir giriş yeri bulunan içine çekici yem konan balıkların bir kez girdikten sonra çıkamayacağı biçimde yapılandırılmış tuzaklar Az sǝbǝt sebet sebet sebet sapad sabad a basket Arapçada Suriye da sabat panier olarak kullanılır Balkan dillerine de geçmiştir )
( FILM BIN, BIN, (ABD) FILM BARREL, CUTTING BARREL | BASKET )
( PANIER D FILM )
( SAPAD )
( SƎBƎT[Az.]~SEBET[Tkm.]~SEBET[Krg.]~SEBET[Kklp.] )
- SER[Fars.] ile/ve/||/<> CAN[Fars.]
- SERAMİK ile/||/<> LAKABİ
( ... On ikinci yüzyılda Selçuklular döneminde İran'ın Kaşan kentinde üretilen bir tür seramik. )
- SERAMİKTE:
ONARIM ile/ve/||/<> KINTSUGI
( ... İLE/VE/||/<> Japon seramik sanatında, kırılan ya da çatlayan parçaları daha anlamlı ve değerli duruma getirmek için hasarlarını göstererek toz altın ile onarma sanatı. )
- ŞERBET ile/ve/değil/||/<>/< "ŞERBET"
( Boğazdan akan. İLE/VE/DEĞİL/||/<>/< Dilden dökülen. )
- ŞERH[Ar. < ŞERḤ] ile/değil/yerine/=/||/<> AYIRMA | AÇIMLAMA
( muhalefet şerhi ayırma açımlama Bir şeyi açıklamak amacıyla yazılmış kitap Açık ve ayrıntılı anlatma )
- ŞERH ile/ve/||/<> TEVİL
- SERİ | DİZİ ile/||/<> DİZİ
( Sinema TV 1 Konu tutum deyiş yönünden birbirine bağlı olan aynı oyuncular aynı çevirim takımıyla gerçekleştirilen filmler TV 2 Birbirinin devamı olan aynı takım ve genellikle aynı oyuncular tarafından gerçekleştirilen televizyon izlenceleri 3 Konusu kendi içinde bir izlence dolduracak biçimde parçalara ayrılmış her biri öbürünün devamı olarak belirli aralıklarla yayınlanan televizyon izlencesi Yerbilimin zaman birimlerine ilişkin bir dönem süresince oluşmuş katmanlar Veri öğelerinin bir anahtar ya da dizin aracılığıyla gösterilebilecek herhangi bir biçimde düzenlenişi çizelge Öğeleri sayılabilir bir kümeyle damgalanmış olan küme Bir sıral sayıdan herhangi bir kümeye kurulan izerge Genel olarak aynı kişi ya da kuruluşça yayımlanan ortak bir konuyu değişik açılardan ya da değişik bölümleriyle inceleyen yapıtların oluşturduğu bütün Gözlemleri bir sıra düzeni içinde sunan sıklık dağılımı matematik Oturma yeri dizisi sıra dizi )
( 1. SERIES, 2-3. SERIAL | SERIES | ARRAY | SEQUENCE, PROGRESSION | SEQUENCE | ROW | 1. SOFTWARE, 2-3. PROGRAMME, CINEMA PROGRAMME, 4-6. PROGRAMME, TELEVISION PROGRAMME )
( 1-2. SÉRIE, 3. FEUILLETON (TÉLÉVISÉ) | SÉRIE | RANGÉE, TABLE | SUITE, PROGRESSION | SÉQUENCE | PROGRESSION | RANG | SUITE | 1. PROGRAMME )
( 1. SERIE, FILMSERIE, 2. REIHE, FORTSETZUNGSREIHE, FORTSETZUNGSERIE, 3. SENDEFOLGE, SENDEREIHE, FERNSEHSERIE | SERIE | FOLGE, PROGRESSION | FOLGE | REIHE | 1 )
( SEQUENTIA )
( SERIE )
( ΣΕΙΡΆ / σειρά )
- SERİ | DİZİ ile/||/<> İZLENCE
( Sinema/TV. 1. Konu, tutum, deyiş yönünden birbirine bağlı olan; aynı oyuncular, aynı çevirim takımıyla gerçekleştirilen filmler. TV. 2. Birbirinin devamı olan, aynı takım ve genellikle aynı oyuncular tarafından gerçekleştirilen televizyon izlenceleri. 3. Konusu kendi içinde bir izlence dolduracak biçimde parçalara ayrılmış, her biri öbürünün devamı olarak belirli aralıklarla yayınlanan televizyon izlencesi. @@ Yerbilimin zaman birimlerine ilişkin bir dönem süresince oluşmuş katmanlar. @@ Veri öğelerinin bir anahtar ya da dizin aracılığıyla gösterilebilecek herhangi bir biçimde düzenlenişi, bk. çizelge. @@ Öğeleri sayılabilir bir kümeyle damgalanmış olan küme. @@ Bir sıral sayıdan herhangi bir kümeye kurulan izerge. @@ Genel olarak aynı kişi ya da kuruluşça yayımlanan, ortak bir konuyu değişik açılardan ya da değişik bölümleriyle inceleyen yapıtların oluşturduğu bütün. @@ Gözlemleri bir sıra düzeni içinde sunan sıklık dağılımı. @@ (matematik) @@ Oturma yeri dizisi. @@ ( ) @@ @@ bk. sıra @@bk. dizi )
( 1. SERIES, 2-3. SERIAL | SERIES | ARRAY | SEQUENCE, PROGRESSION | SEQUENCE | ROW | 1. SOFTWARE, 2-3. PROGRAMME, CINEMA PROGRAMME, 4-6. PROGRAMME, TELEVISION PROGRAMME~1. SOFTWARE, 2-3. PROGRAMME (ABD: PROGRAM), CINEMA PROGRAMME, 4-6. PROGRAMME (ABD: PROGRAM), TELEVISION PROGRAMME | PROGRAMME, PROGRAM | PROGRAM | PROGRAMME )
( 1-2. SÉRIE, 3. FEUILLETON (TÉLÉVISÉ) | SÉRIE | RANGÉE, TABLE | SUITE, PROGRESSION | SÉQUENCE | PROGRESSION | RANG | SUITE | 1. PROGRAMME~1. PROGRAMME, "SOFTWARE", 2-3. PROGRAMME (DE CINÉMA), 4-6. PROGRAMME (DE TÉLÉVISION) | PROGRAMME )
( SEQUENTIA~... )
( 1. SERIE, FILMSERIE, 2. REIHE, FORTSETZUNGSREIHE, FORTSETZUNGSERIE, 3. SENDEFOLGE, SENDEREIHE, FERNSEHSERIE | SERIE | FOLGE, PROGRESSION | FOLGE | REIHE | 1~1. "SOFTWARE", 2-3. PROGRAMM, FILMPROGRAMM, KINOPROGRAMM, VERLEIHPROGRAMM, 4-6. PROGRAMM, FERNSEHPROGRAMM | PROGRAMM )
( SERIE~PROGRAMMA )
( ΣΕΙΡΆ / σειρά~ΠΡΌΓΡΑΜΜΑ / πρόγραμμα )
- SERİ[Fr.]/SERIAL[İng.] ile/değil/yerine/= DİZİ
( SERIAL vs. STRING )
- SERİGRAFİ[Fr. < SÉRIGRAPHIE] ile/değil/yerine/=/||/<> İPEK BASKI
- SERİM ile/||/<> SERİM
( Oyunun başlangıç bölümü Seyircilere kişilerin durumlarını oyunun anlaşılması için geçmişteki olayları sahnedeki olay içine kaynaşmış olarak veren önemli bölüm Oyunun öyküsünü anlaşılabilir kılmak için verilen ek bilgi Seyircilere kişiler çevre daha önceki olaylar üzerine verilen bilgiler )
( EXPOSITION )
( EXPOSITION )
( EXPOSITION | AUSLEGUNG, EXPOSITION )
- ŞERİT/KULVAR[Fr. < COULOIR]/KANAL[Fr. < CANAL]" ile/ve/değil/yerine/||/<>/< BAĞLAM
- SERMED ile/ve DEHR ile/ve ZAMAN
( Sabitin, sabite orantılandırılması/nispeti. İLE/VE Sabitin, değişene/mütegayire orantılandırılması/nispeti. İLE/VE Değişenin/ütegayirin, değişene/mütegayire orantılandırılması/nispeti. )
- SÖZ:
SERT ile/ve/||/<> TERS ile/ve/||/<> KİTABIN ORTASINDAN
- SERTLEŞTİRMEK, SU VERMEK | SERTLEŞTİRME ile/||/<> SERTLEŞTİRMEK ile/||/<> SERTLEŞTİRME
( Sinema Açındırma sırasında yumuşamış olan duyarkatı dış etkilerden korumak amacıyla bazı sülfatlar ekleyerek sağlamlaştırma dayanıklılaştırmak Çeliklere sertlik özelliği kazandırma işlemi )
( HARDENING, TANNING | HARDENING )
( TANNAGE | TREMPE )
( HÄRTUNG | HÄRTEARBEIT; HÄRTUNG )
- SERÜVEN ile SERENCÂM
- SERVET ile/ve/değil/yerine/||/<>/< NİMET
- SERVET[Ar.] ile/değil/yerine/= VARLIK
- SES ARŞİVİ, SES BELGELİĞİ | SESLİK ile/||/<> SESLİK
( Sinema TV Çeşitli amaçlarla kullanılmak üzere her türlü sesin sıralanmış olarak saklandığı yer mekanik Her tür sesli belgelerin salklandığı yer Ses dalgalarını titrek düz akıma dönüştüren çevirgi Birkaçı bir araya gederek hece ya da kelime meydana getiren ses öğesi daha doğrusu başlı başına ve ötekilerden ayrı bir birlik meydana getirdiği düşünülen ses Seslikler ses örgenlerinin elverişli bir duruma gelmesiyle beraber ses kanalında havanın akıp geçmesinden meydana gelirler DURUM SESLİĞİ Ph de position denilen bu sesliklere karşı olarak çabuk konuşmada dil bir boğumlama noktasından ötekine kayıp geçerken çıkan ve KAYMA SESLİK Ph de transition adiyle anılan seslikler var Bunlardan başka seslikler türlü bakımlardan sınıflara ayrılarak ona göre ad alırlar açınık abanık selenli yarı açmık ağızdan genzel ötümlü ötümsüz kapantın sürtümlü gergin gevşek soluklu ya da tarazlı orta tarazlı tarazsız dişsel beyinsel damaksıl artdamaksıl boğazdan seslikler )
( SOUND ARCHIVE (LIBRARY), PHONOTHÈQUE | PHONOTHEQUE, RECORD LIBRARY | MICROPHONE )
( ARCHIVE SONORE, SONOTHÈQUE, PHONOTHÈQUE | PHONOTÈQUE, SONOTHÈQUE | MICROPHONE | PHONÈME )
( TONARCHIV, LAUTARCHIV, SCHALLARCHIV | MIKROPHON )
- SES KAYDI, SES ALMA, SES TESPİT VE KAYDI | SESLENDİRME ile/||/<> SESLENDİRMEK
( Sinema 1 Bir ses negatifinin sesli alıcıda kullanılıp işlemelikte işlendikten sonra ses pozitifi elde edilmesi ve bu pozitifin görüntü pozitifi ile birleştirilmesi 2 Filme optik ya da mıknatıslı ses yolu eklenmesi işi TV 3 Sesin doğrudan doğruya yayınlanmaması durumunda bu sesin saptanma yöntemleri Sinema Seslendirme eylemi )
( SOUND RECORDING | MAKE A SOUND RECORDING, ADD SOUND TO A FILM, RECORD | DUBBING, OVERDUBBING )
( ENREGISTREMENT (SONORE, DU SON), PRISE DE SON, SONORISATION | SONORISER, ENREGISTRER | DOUBLAGE )
( TONAUFNAHME, TONAUFZEICHNUNG, SCHALLAUFNAHME, VERTONUNG, SCHALLAUFZEICHNUNG | VERTONEN, EINSPIELEN, AUFNEHMEN | DOUBELN, SYNCHRONISATION, SYNCHRONISIERUNG, SYNCHRONISIEREN )
( REGISTRAZIONE SONORA )
( ΗΧΟΓΡΆΦΗΣΗ / ηχογράφηση )
- SES KAYDI, SES ALMA, SES TESPİT VE KAYDI | SESLENDİRME ile/||/<> SÖZLENDİRME
( Sinema 1. Bir ses negatifinin sesli alıcıda kullanılıp işlemelikte işlendikten sonra ses pozitifi elde edilmesi ve bu pozitifin, görüntü pozitifi ile birleştirilmesi. 2. Filme optik ya da mıknatıslı ses yolu eklenmesi işi. TV. 3. Sesin doğrudan doğruya yayınlanmaması durumunda, bu sesin saptanma yöntemleri. @@ Sinema Seslendirme eylemi. )
( SOUND RECORDING | MAKE A SOUND RECORDING, ADD SOUND TO A FILM, RECORD | DUBBING, OVERDUBBING~DUBBING, OVERDUBBING | DUBBING )
( ENREGISTREMENT (SONORE, DU SON), PRISE DE SON, SONORISATION | SONORISER, ENREGISTRER | DOUBLAGE~DOUBLAGE )
( TONAUFNAHME, TONAUFZEICHNUNG, SCHALLAUFNAHME, VERTONUNG, SCHALLAUFZEICHNUNG | VERTONEN, EINSPIELEN, AUFNEHMEN | DOUBELN, SYNCHRONISATION, SYNCHRONISIERUNG, SYNCHRONISIEREN~DOUBELN, SYNCHRONISATION, SYNCHRONISIERUNG, SYNCHRONISIEREN, "DOUBLAGE", "DUBBING" )
( REGISTRAZIONE SONORA~DOPPIAGGIO )
( ΗΧΟΓΡΆΦΗΣΗ / ηχογράφηση~ΜΕΤΑΓΛΏΤΤΙΣΗ / μεταγλώττιση )
- SES ŞEFİ, SES ALICISI | SES YÖNETMENİ ile/||/<> SES YÖNETMENİ
( Sinema Ses alıcısını çalıştıran sesin film üzerine saptanması işini yöneten kimse Seslendirme ile ilgili çalışmaları yöneten uzman )
( SOUND CAMERAMAN (OPERATOR, MAN, RECORDIST, SUPERVISOR, CAMERA OPERATOR), RECORDMAN, RECORDIST, MONITOR MAN, (ABD) KNOB TWISTER (A.) | SOUND DIRECTOR )
( OPÉRATEUR DU SON, CHEF ASSISTANT DU SON, "RECORDER", "RECORDMAN" | CHEF PRÉPARATEUR DU SON )
( TONASSISTENT, TONTECHNIKER, ERSTER TONASSISTENT | TONMEISTER )
- SES ile/ve/değil/||/<>/>/< "ES"[< S][ARA (VERMEK)]
- SESİ KAYDETMEĞE MAHSUS KISIM, SES KAYDEDİLEN YER, SES PİSTİ, SES BANDI | SES YOLU ile/||/<> SES YOLU
( Sinema 1 Bir ses kuşağında yer alan ve ses imlerini taşıyan bir ya da birkaç daracık yol 2 Sesli filmlerde görüntü kuşağının bir ya da birkaç yerinde bulunan ve ses imlerini taşıyan yollar Ciğerlerden gelen havanın her sesin özelilliğine göre değişik işlemlerle dil seslerine dönüştürülmesi sırasında nefes borusu vasıtasıyle geçtiği yollar Gırtlak boğaz ağız kanalı geniz burun boşluğu Azerbaycan Türkçesi näfäs yolu Türkmen Türkçesi hova yoolı Gagauz Türkçesi soluk yolu sesyolu Özbek Türkçesi nafas havó yoli Uygur Türkçesi B hava eqimi D näpäsyoli hawa yulı Başkurt Türkçesi hawa yulı hawa ötegen yol Krç Malk tawuş hawa çıkgan col Nogay Türkçesi ses yolı Kazak Türkçesi dıbıs jolı Kırgız Türkçesi aba agımı Alt key tolı Hakas Türkçesi kiinîň çolı tapsag çolı Tuva Türkçesi agaar oruu Türkçesi çel çolı Rusça put vozduha )
( SOUND TRACK, TRACK )
( PISTE (SONORE) )
( TONSPUR, SPUR )
- SESİMİZİ YÜKSELTMEK ile/değil/yerine/>< SÖZÜMÜZÜ YÜKSELTMEK
- YÜKSELTMEK:
SESİNİ ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SÖZÜNÜ
- SESLEME ile/||/<> SESLEME
( Konuşma düzenindeki ses değeri Konuşma düzenindeki ses değeri Bir tümcenin ton başlangıcı giriş biçimi ve etkenidir Ses ergenleri yardımıyla sesler çıkarma )
( INTONATION | MODULATION OF THE VOICE )
( INTONATION | INTONATION | PHONATION )
( TONANSATZ, INTONATION | STIMMUNG )
- FİLM:
SESSİZ ile/ve/||/<>/> SESLİ
- SESSİZLEŞME/SUSKUNLAŞMA:
DİNLEYENİMİZ OLMADIĞINDA ile/ve/ne yazık ki/||/<>/> ANLAYANIMIZ OLMADIĞINDA
- SET ile/||/<> BALKON
( Mimarlık Çevresi duvarlı üstü düz yerden yüksek yer a balkon pekent jeoloji set Sinema Sinemalarda salonun dip yanında yer alan yüksekçe ve ileriye doğru çıkıntılı bölüm Mimarlık Giriş katı üstündeki katlarda yapı bedeni içinde ya da dışarı bir çıkıntı olarak yapılan önü açık bölüm Cumbanın önü açık olanı a cumba şahniş hayat sergâh Mimarlık Yapıların yerkatı üstündeki katlarında anaduvarların dışına sokağa doğru çıkıntı yapmış oda Cumbaların üstü örtülü önü açık ya da kafeslidir a balkon şahniş İtal balcone Az balkón kelimesi de İtalyancadan alınmıştır Barbera Elementi 77 )
( SET )
( TERRASE | BARRIÈRE )
( TERRAINSOCKEL )
( BALCONE )
- SETR ile KÜFR
- SEVDİĞİMİZ İŞİ YAPANA KADAR ve/||/<> SEVDİĞİMİZ YERDE OLANA KADAR
( Yaptığımız işi sevelim! VE/||/<> Olduğumuz yeri sevelim. )
- SEVDİKLERİMİZ VE VEFÂT EDENLER İÇİN:
AĞLAMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< ANLAMAK
- SEVGİ:
EDÂ ile/ve/||/<>/> SEDÂ
- SEVGİ > İTİDAL ve/||/<>/< ADÂLET
( Kişide/Kişiye. VE/||/<>/< Toplumda. )
- SEVGİ/İRFAN:
[KUSURLARI/HATALARI ...]
YOK EDEN değil KABUL EDEN
- SEVGİ ve/||/<>/> BİREŞİM(TEVHÎD)
- SEVGİ ile/ve/<> GÜZELLİK
( Sevdiğinden dolayı güzel bulmak, güzel olduğundan dolayı sevmek. )
- SEVGİ ve/||/<> İLETİŞİM
( Kişinin/kişinin, en temel, öncelikli/olmazsa olmaz iki gereksinimi. )
- SEVGİ ile/ve/<> İLİŞKİ
( LOVE vs./and/<> RELATIONSHIP )
- SEVGİ ile/ve/||/<> KAYRA/LÜTÛF/İHSAN
( ... İLE/VE/||/<> Tanrısal. )
- SEVGİ ile/ve/değil/||/<>/< SAYGI
( Zaman. İLE/VE/DEĞİL/||/<>/< Mekân. )
( Sevgi, saygıyla devam eder. )
( Mum. İLE/VE/DEĞİL/||/<>/< Mumun etrafındaki cam/fanus. )
( Hz. Mûsâ. İLE/VE/DEĞİL/||/<>/> Hz. Îsâ. >
[İkisini de birliğe getiren, Hz. Muhammed.] )
( Koşullu[Hak edene, lâyık olan(lar)a]. İLE/VE/<>/< Koşulsuz[Herkese]. )
( Alev. İLE/VE/DEĞİL/||/<>/< Fener. )
( Ferâgat ile. İLE/VE/DEĞİL/||/<>/< Fedâkârlık ile. )
( [Bağlamına/koşullarına göre ...] Yetebilir/yetmeyebilir. | Yetersiz. İLE/VE/DEĞİL/||/<>/< Yeter/yeterli. )
( [en az] %1 olmalı [ve geri kalan her şey] İLE/VE/DEĞİL/||/<>/< %99 olmalı! )
( [not] LOVE vs./and/but/||/<>/< RESPECT, REVERENCE )
( ... cum/et/||/<>/< VENERATIO )
( ... ile/ve/||/<>/< JING )
- SEVGİ ve/||/<> SIĞINMA
- SEVGİ ve/||/<> SÜCÛD
- SEVİNÇ:
İYİ ŞEYLER OLDUĞUNDA ve/||/<> KÖTÜ ŞEYLER OLMADIĞINDA
( Her zaman. VE/||/<> Çoğunlukla ve/ya da bazen. )
- SEVİYE ile/ve/||/<> DERİNLİK
- SEVİYE[Ar.] ile/değil/yerine/= DÜZEY
- SEVK ile/ve/>/değil/yerine İDRAK
- ŞEVKET[Ar.] ile/değil/yerine/= BÜYÜKLÜK, ULULUK, YÜCELİK
- SEVMEK:
"SAHİP OLMAK" ile/değil/yerine/< DEĞER VERMEK
- SEVMEK:
SIRADIŞI ŞEYLER YAPMAK değil SIRADAN ŞEYLERİ, ÖZENLE YAPMAK
- SEVMEK ile/ve/+/||/<>/>/< (DAHA ÇOK) SEVMEYİ İSTEMEK/YEĞLEMEK
- SEVMEK ve/||/<>/>/< SEVİLMEK
( Bir şey. VE/||/<>/>/< Çok şey. )
( Cesaret verir. VE/||/<>/>/< Güç verir. )
( Kimseye, kendinizi sevdirmeye kalkmayın! Yapılması gereken tek şey, kendinizi sevilmeye bırakmaktır. )
( TO LOVE and/||/<>/>/< TO BE LOVED )
- SEVME/SEVGİ ile/ve/değil/ne yazık ki/||/<>/< İŞİNE YARAMA
( Çoğunlukla, kişilerin ne kadar işine yarıyor/yaramıyorsak, bizi o kadar çok/az "severler". )
- ŞEY ile/ve/||/<> NESNE ile/ve/||/<> GÖSTERGE
( )
( THING vs./and/||/<> OBJECT vs./and/||/<> INDICATOR )
- SEYELÂN | FLÜKS FLAKS | FLÜ | IŞIK AKISI ile/||/<> IŞIK AKISI ile/||/<> AKI
( akı Birim yüzeyden birim zamanda geçen ışık erkesi Bir ışınım akısının bağıl ışık etkinliği değerine göre değerlendirilen bir ışıksal duyulanma doğurma yeteneğini anlatan niteleyici büyüklüğü ışık etkinliği bir ışınımın bağıl ışık etkinliği ışınım akısı Sinema TV Birim yüzeyden birim zamanda geçen ışık erkesi niceliği Birim yüzeyden birim zamanda geçen giren ve çıkan madde ya da ışınım niceliği fizik Birim zamanda birim yüzeye dik olarak düşen ısı ya da ışık niceliği Birim zamanda birim yüzeye dik düşen ısı ya da ışık niceliği Bir alan içinde bulunan bir yüzeyin yüzey yönleci ile alan yönlecinin sayıl çarpımı fizik )
( LUMINOUS FLUX )
( FLUX LUMINEUX )
( LICHTSTROM )
- SEYELAN-İ ZİYA, SEYELAN | AKI ile/||/<> AKI
( Sinema TV Birim yüzeyden birim zamanda geçen ışık erkesi niceliği Birim yüzeyden birim zamanda geçen giren ve çıkan madde ya da ışınım niceliği fizik Birim zamanda birim yüzeye dik olarak düşen ısı ya da ışık niceliği Birim zamanda birim yüzeye dik düşen ısı ya da ışık niceliği Bir alan içinde bulunan bir yüzeyin yüzey yönleci ile alan yönlecinin sayıl çarpımı fizik )
( FLUX, LUMINOUS FLUX | FLUX | LUMINOUS FLUX )
( LUX (LUMINEUX) | FLUX | FLUX, FONDANT | FLUX LUMINEUX )
( STROM, LICHTSTROM | STROM | FLUSS, STROMFLUSS, SCHMELZMITTEL | KRAFTFLUSS, FLUSS | LICHTSTROM )
( FLUXUS )
( FLUSSO )
( ΡΟΉ / ροή )
- SEYİR[Ar.] ile/değil/yerine GİDİŞAT
- SEYİRCİ ile/||/<> SEYİRCİ
( Toplu olarak bir yerde aynı oyunu ya da gösteriyi gözle görünen bir durumu kişiyi olayı tiyatro yapıtı içinde seyreden kişi Aynı yerde bir oyunu başkalarıyla birlikte seyreden kişi )
( SPECTATORS | AUDIENCE, SPECTATOR )
( SPECTATEURS | SPECTATEUR )
( ZUSCHAUER )
- ŞEYLERİ:
HAYAL ETTİĞİMİZ GİBİ GÖRMEK yerine (ONLARI) OLDUĞU GİBİ GÖRMEK
( Hayal ettiklerinizin varlığını reddetmeniz daha akıllıca olurdu. )
( Eğer kendinizi her zaman sınamazsanız, gerçek ile hayali ayırt edemezsiniz. )
( Sizi kendinize karşı kör eden, sizin davranışlarınızdır. )
( Düşüncelerinizi ve duygularınızı, sözlerinizi ve eylemlerinizi yakından izlemedikçe ve nedenini ve nasılını bilmeden sizde meydana gelen değişimlere hayretle bakmadıkça, gerçeğe vardığınızı nasıl söyleyebileceksiniz? )
( Düşünülüp hayal edilebilen hiçbir şeyin kendiniz olamayacağını bir kez anladığınızda, imgelemelerinizden kurtulmuş olursunuz. )
( You would be wiser to deny the existence of what you imagine.
If you do not test yourself all the time, you will not be able to distinguish between reality and fancy.
It is your behaviour that blinds you to yourself.
How do you know that you have realised unless you watch your thoughts and feelings, words and actions and wonder at the changes occurring in you without your knowing why and how?
Once you have understood that nothing perceivable, or conceivable can be yourself, you are free of your imaginations. )
( THE THINGS: TO SEE WHAT EVER THEY ARE, AS BEING instead of TO SEE HOW YOU IMAGINE/DREAM )
- SEYRETME, FİLM SEYRETME, | SEYRETME, TELEVİZYON SEYRETME | İZLEME ile/||/<> İZLEMEK ile/||/<> İZLEME
( Sinema 1 Bir filmin göstericiyle görüntülüğe yansıtılan ya da bakımlıkta oynatılan görüntülerini görme TV 2 Bir almacın görüntülüğündeki görüntüleri görme Sinema 1 Film izleme eylemi 2 Televizyon izleme eylemi örnek Örneklem sormacasında bireylerden bilgi elde etmek için başarısız bir girişimden sonra ikinci bir girişimde bulunma Temel fişin alt yanında ya da arka yüzünde bulunan kayıtla ek fişleri bulma izleme kaydı Bir alan uygulamasında soru çizinliklerinin dağıtılmasından başlayarak toplanmasına değin geçen kollama süreci )
( 1. VISION, SEEING, VIEWING (OF A FILM), 2. VIEWING (TELEVISION) | 1. VIEW (A FILM), 2. VIEW (TELEVISION) | FOLLOW-UP | TRACING | FALLOW-UP | TRACKING | MONITOR | TRACE | TRACK | TRAIL )
( VISION | 1. VOIR LE FILM, REGARDER LE FILM,2. VOIR LA TÉLÉVISION, REGARDER LE TÉLÉVISION )
( SICHT, VISION | 1. FILM ANSEHEN, 2. FERNSEH ANSEHEN | NACHFASSENDE BEFRAGUNG )
- SEYRETMEK yerine DİNLEMEK
- SEZGİ/ÖKE(DEHÂ):
ZEKÂ ve/+ İÇGÜDÜ
- SEZGİ/SEZGİSELLİK ile/ve/değil/<> BÜTÜNLÜK/BÜTÜNSELLİK
- SEZGİ ile/ve/değil/||/<>/< ALIŞKANLIK
- SEZGİ ile/ve APAÇIK GÖRMEK
( INTUITION vs./and TO SEE OBVIOUS )
- SEZGİ ile/ve/değil/yerine/||/<>/> KAVRAM
- SEZGİ ile ÖNSEZİ
- SEZGİ ile/ve/değil/yerine/||/<> SAĞDUYU
- SEZGİ ile/ve/değil/||/<>/< USTALIK
- SEZGİSEL ile/değil/yerine/||/<>/< ÇAĞRIŞIMSAL
- SEZGİSEL ile/ve/değil/yerine/||/<>/< DÜŞÜNSEL
( NOESİS ile NOEMA )
- SEZGİSEL ile/ve/<> İMGESEL
- SEZGİYİ HAREKETE GEÇİRMEK ile/ve SEZGİYİ OLGUNLAŞTIRMAK
( ACTING THE INTUITION vs. RIPENING THE INTUITION )
- SƏNƏT[Azr.] = SANAT[Tr.]
- SFENKS ile SFENKS
( Heykel. İLE Tüysüz Kedi. )
- SFENKS[Yun.] ile/değil/yerine/= YONTU
( Yunan mitolojisinde, geçen yolculara, bazı bilmeceler sorarak, bilmeyenleri yuttuğuna inanılan söylence canavarı. | Mısır'da, eski Mısır'lılar çağından kalma kadın başlı, aslan gövdeli yontu. )
- SHADOWING/SHADED[İng.] ile/değil/yerine/= OMBROPHILE/ECLIPSE[Fr.] ile/değil/yerine/= GÖLGE
( TV. Almaç görüntülüğünde resmin temel konusunun hem bulunması gereken yerde hem de onun biraz yanında daha soluk olarak çift görünmesi durumu. @@ Bir gökcisminin güneş ışığını engellemesinden ileri gelen ışıksız uzay parçası. @@ (astronomi, fizik) @@ ~ Az kölgǝ. -Tkm kölege. -Kar kölegä. -TatK külege. -Kklp kölenke. -Nog köletki. -Krg kölökö, kölönkö. -Kzk kölökö. -Sag, Koy, Şor köletki. -Alt kölötkü. -Hak kölek. -Tuv xölege. -Yak külük. ~ OT kölige. Orta Türkçede kölik olarak da geçer. Kıpçakça sözlüklerde kölgey biçimi kullanılır. Türkçe köli- ~ köle- 'karartmak, ışığı engellemek' fiilinden yapıldığı anlaşılıyor: < köli- ~ köle- + -ge/-ke eki. Kıpçakça kölgey biçiminde -ge yerine -gey eki göze çarpıyor. Çağdaş diyalektlerin bir bölümünde geçen köletki (> kölötkü) biçimindeki -t- sonradan türemiştir. Räsänen (V 289a) ve Clauson (ED 716a) köli- kökünü köşi- 'örtmek' kökü ile birleştirmişlerdir. Clauson, köli- (:> kölik, kölige) ile köşi- (:> köşik 'örtü, gölge', köşige 'gölge') dizilerinin standart Türkçede l/ş ilişkisine bir örnek gibi göründüğünü de dile getirmiştir. bk. Ramstedt: SKE 118. Bang (KOsm 2-3: 52) kölek 'gölge' biçimini köyle- < köyele-/küyele- kökünden getirmiştir. Bu açıklamanın Teleütçe kölö- 'verfinstern, beschatten, schwärzen vom Rauche, Russe' köküne dayandığı anlaşılıyor. Ancak Menges (Gl 747) bu kökte kölö- 'verfinstern, beschatten' ve kölö- (< kȫlö- <: kȫ 'kurum') 'schwärzen vom Rauche, Russe' köklerinin karıştığını ortaya koymuştur. )
- SHAPING/FORMAL[İng.] ile/değil/yerine/= FORMEL[Fr.] ile/değil/yerine/= FORMELL, FORMAL[Alm.] ile/değil/yerine/= BIÇIMCILIK
( Biçimlerin estetik ve artistik yönden ön düzeye alındığı anlayış. @@ Bilginin özü ve içeriği yerine biçimine önem veren, bilimlerde, özellikle matematikte, doğruların saymaca ilişkiler üzerine kurulduğunu, birtakım simgelerin tanımlarına dayandığını ve bu doğruların bütünüyle biçimsel olduğunu ileri süren soyutlayıcı bir düşünce yolu. @@ 1. Yazıda her şeyden önce biçime önem verme. 2. 1915-1930 yılları arasında, Rusya'da ortaya çıkan ve edebiyat yapıtlarını kendi başına bir dizge olarak alıp öğeleri arasındaki bağlantılara göre inceleyen, bugünkü yapısalcılık akımının gelişmesinde de etkileri bulunan, bir dilbilim ve eleştiri akımı. @@ (Resim, Heykel, Mimarlık) Resim, heykel ve mimarlıkta biçimi bütün sanat değerlerinin üstünde gören anlayış. Özellikle biçimi belirtme inancı. @@ Bir iş ya da süreci, bir gidiş ya da uygulamayı düzenleyici biçimsel kurallara bağlama. @@ Özü, içeriği yeterince önemsemeden salt biçim üzerinde duran, biçime ağırlık veren görüş. @@ Biçimlerin güzelduyusal ve sanatsal yönden ön plana alındığı anlayış. 1915-1930 yılları arasında Rusya'da ortaya çıkan, yapıtları kendi başına bir dizge kabul ederek öğeleri, aralarındaki başlantılara göre irdeleyen, bugünkü yapısalcılık akımının gelişmesine katkıda bulunmuş bir àkım.@@(Resim, Heykel, Mimarlık) Biçimi anlatımda abartan. a. bk. biçimcilik, biçim.@@bk. biçimcilik )
- ŞİBH ZILL | ŞİBİH ZIL | YARI GÖLGE ile/||/<> YARI GÖLGE
( Sinema TV Hafif gölge karanlık ile aydınlık arası Ay ve Gün tutulmalarında bir parça ışık alan gölge konisinin içi Güneş lekelerinde kara alanı saran daha aydınlık alan parçası astronomi fizik )
( HALF-SHADOW | PENUMBRA )
( PÉNOMBRE | PÉNOMBRE (D'UNE TACHE) )
( HALBSCHATTEN | PENUMBRA (EINES FLECKES) )
- SICAK RENKLER ile/||/<> SOĞUK RENKLER
( Resim Sarı kırmızı ve turuncu renklere verilen genel ad a soğuk renkler Kırmızı turuncu ve sarı renkler duyuları kışkırtıcı olduğundan sıcak renkler öbeğine girer Resim Mavi lacivert ve mor renklere verilen genel ad Suyun ve göğün rengi mavi lacivert ve mor çimenlerin ve ağaçların rengi yeşil soğuk renkler öbeğine girer )
( WARM COLOURS | COOL COLOURS )
( COULEURS CHAUDES | COULEURS FROIDES )
( WARME FARBEN | WARME FARBE | KALTE FARBEN )
( COLORI CALDI )
( ΘΕΡΜΆ ΧΡΏΜΑΤΑ / θερμά χρώματα )
- SICAK RENKLER >< SOĞUK RENKLER | SOĞUK RENKLER
( (Resim) Sarı, kırmızı ve turuncu renklere verilen genel ad. a. bk. soğuk renkler. @@ Kırmızı, turuncu,ve sarı renkler, duyuları kışkırtıcı olduğundan sıcak renkler öbeğine girer.@@(Resim) Mavi, lacivert ve mor renklere verilen genel ad. @@ Suyun ve göğün rengi mavi, lacivert ve mor, çimenlerin ve ağaçların rengi yeşil soğuk renkler öbeğine girer. )
( WARM COLOURS | COOL COLOURS~COOL COLOURS )
( COULEURS CHAUDES | COULEURS FROIDES~COULEURS FROIDES | COULEURS FRAISES )
( WARME FARBEN | WARME FARBE | KALTE FARBEN~KALTE FARBEN | KÜHLE FARBE )
( COLORI CALDI~COLORI FREDDI )
( ΘΕΡΜΆ ΧΡΏΜΑΤΑ / θερμά χρώματα~ΨΥΧΡΆ ΧΡΏΜΑΤΑ / ψυχρά χρώματα )
- ŞİDDET | İNTENSİTE | ŞİDDET ile/||/<> ŞİDDET ile/||/<> YEĞİNLİK
( yeğinlik Bir sesin kulağımızda yaptığı etki yeğinlik Enfekte olmuş her bir konaktaki bir asalak türünün sayısı intensiti Sinema TV Işık mıknatıslı alan akım vb etkileyici niceliklerin birim zamandaki çokluklarını belirten ölçek Işık magnetik alan akım gibi etkileyici niceliklerin birim zamandaki çokluklarını belirten ölçek Birim uzaydaki devinimin erke ya da kuvvetin niceliği 1 genel uygulayım Bir etkinliğin ya da gücün yeğinliği derecesi 2 fizik Birim alandan birim zamanda geçen erke ya da tanecik niceliği 3 sinema televizyon Işık mıknatıslı alan akım vb etkileyici niceliklerin birim zamandaki çokluklarını belirten ölçek Birim alandan birim Zamanda geçen erke ya da tanecik niceliği Kuvvet alan erke gibi niceliklerin seçilen bir birimle ölçülen sayısal tutarı şiddet fizik )
( INTENSITY | INTENSITY )
( INTENSITÉ )
( INTENSITAET )
- ŞİDDET | YEĞİNLİK ile/||/<> YEĞİNLİK
( Sinema TV Işık mıknatıslı alan akım vb etkileyici niceliklerin birim zamandaki çokluklarını belirten ölçek Işık magnetik alan akım gibi etkileyici niceliklerin birim zamandaki çokluklarını belirten ölçek Birim uzaydaki devinimin erke ya da kuvvetin niceliği 1 genel uygulayım Bir etkinliğin ya da gücün yeğinliği derecesi 2 fizik Birim alandan birim zamanda geçen erke ya da tanecik niceliği 3 sinema televizyon Işık mıknatıslı alan akım vb etkileyici niceliklerin birim zamandaki çokluklarını belirten ölçek Birim alandan birim Zamanda geçen erke ya da tanecik niceliği Kuvvet alan erke gibi niceliklerin seçilen bir birimle ölçülen sayısal tutarı şiddet fizik )
( INTENSITY, SETRENGTH | INTENSITY, STRENGTH | INTENSITY | 1- STRENGTH, 2- INTENSITY )
( INTENSITÉ )
( INTENSITÄT | STÄRKE, INTEDSITÄT | İNTENSITÄT )
- ŞİDDET ve/||/<> KÜFÜR
( [ne yazık ki] Kalbinde, muhabbet olmayanın (b)elinde. VE/||/<> Aklında, düşünce olmayanın dilinde. )
- ŞİFÂ ile/ve/||/<>/> SADRA ŞİFÂ
- SIFAT-I NOKSAN ile/değil/yerine/||/<>/>< SIFAT-I KEMÂL
( Bilgisizlik/cehalet. İLE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>< Bilgililik/bilgelik. )
( Cehl. İLE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>< İlim. )
- 0[SIFIR]:
"YUTAN" ile/ve/değil/||/<>/< DURAN/DURDURAN / ARA
- SIFIR[0] ile/ve SONSUZ
( Yutan sayılar. )
- [hem] ŞİFRELEME ile/ve/değil/yerine/hem de/<>/>/< VERİYİ/BİLGİYİ GİZLEME
( [not] CODING vs./and/but/also/<>/>/< STEGANOGRAPHY
STEGANOGRAPHY instead of CODING )
- SIĞ ile/ve/||/<> KOF ile/ve/||/<> GÜDÜK
- SİHİRBAZ | BÜYÜCÜ ile/||/<> BÜYÜCÜ
( Kar Eski çağlardan kalma büyü yapan bir tiptir Çoğunlukla kadındır Büyücülükteki davranış ve uygulamalarla gücünü topluma kabul ettirmiş böylece büyücülüğü kendine uğraş ve geçim yolu edinmiş olan kimse büyü Türk gölge oyununda eski çağlardan kalma bir tip Büyü yapan bir kadındır 1 Büyü yapan kişi 2 El çabukluğu ve gözbağcılık ile numaralar gösteren sanatçı )
( MAGICIAN | WITCH )
( MAGICIEN | SORCIÈRE )
( ZAUBERER MAGIER | ZAUBERER, ZAUBERKÜNSTLER, ZAUBERMEISTER | HEXE )
( MAGUS )
( MAGO )
( ΜΆΓΟΣ / μάγος )
- SİHİRBAZ | BÜYÜCÜ ile/||/<> CADI
( (Kar.): Eski çağlardan kalma, büyü yapan bir tiptir. Çoğunlukla kadındır. @@ Büyücülükteki davranış ve uygulamalarla gücünü topluma kabul ettirmiş, böylece büyücülüğü kendine uğraş ve geçim yolu edinmiş olan kimse. bk. büyü. @@ Türk gölge oyunu'nda eski çağlardan kalma bir tip. Büyü yapan bir kadındır. @@ 1. Büyü yapan kişi. 2. El çabukluğu ve gözbağcılık ile numaralar gösteren sanatçı. )
( MAGICIAN | WITCH~WITCH )
( MAGICIEN | SORCIÈRE~SORCIÈRE )
( MAGUS~STRIGA )
( ZAUBERER MAGIER | ZAUBERER, ZAUBERKÜNSTLER, ZAUBERMEISTER | HEXE~HEXE )
( MAGO~STREGA )
( ΜΆΓΟΣ / μάγος~ΜΆΓΙΣΣΑ / μάγισσα )
- ŞİİR "DİLİ" değil ŞİİR BİÇİMİNDE
- ŞİİR:
"DUYGULANMAK" İÇİN değil DUYUMSAMAK İÇİN
- ŞİİR:
ŞAİRİN ile/ve/değil/||/<>/< HAKİKATİN
- ŞİİR ile/ve/||/<>/> BESTE
( ... İLE/VE/||/<>/> Bir şarkının, makam ile uyumu. | Kapalı, bağlı, bitiştirilmiş, bağlanmış. | Donmuş. )
- ŞİİR ile/ve/<> MÜZİK
( Şiir, ifade edilemez olanı sözlere dökme sanatıdır. )
( Tanrı Toth'un konuşmasının taklidi. )
( Şiir şişmanlatmaz fakat (egoyu) şişirir. )
( el-ARÛZ ile/ve/<> ... )
( POEM vs./and/<> MUSIC
Poetry is the art of putting into words the inexpressible. )
( CI: Lirik şiir. )
- ŞIK[Fr. CHIC] ile ŞIK[Ar. ŞİKK]
( Güzel, zarif, modaya uygun. | Güzel, modaya uygun giyinmiş olan. | Yerinde, uygun. İLE Seçenek. )
- ŞIK[Ar. < ŞİKK] ile ŞIK[Fr. < CHIC]
( Seçenek. İLE Güzel, zarif, modaya uygun. | Güzel, modaya uygun giyinmiş olan. | Yerinde, uygun. )
- ŞIK ile/||/<> ŞIK[Ar. < ŞİKK | FR. < CHİC]
( Kar Ort O Zampara da denir Karagöz ve Orta oyunu tipi Türk gölge oyunu tipi Ortaoyununda buna zampara denir şık chic 1 şık iyi giyimli 2 becerikli mahir chic 1 şık iyi giyimli 2 becerikli mahir chic 1 şık iyi giyimli 2 becerikli mahir zanpāra an adulterer fornicator )
( CHIC )
( ZANPĀRA )
- ŞİKÂYET ETMEK ile/değil/yerine/>< DURUMU(NU)/ZİHNİ(Nİ) DEĞİŞTİRMEK
- [ne yazık ki]
ŞİKÂYET ile İSRAF ile SIRADÜZENSİZLİK[ANARŞİ] ile BASKI/İSTİBDÂD ile İFRÂD-TEFRÎT
değil/yerine/><
KANAAT ile İNFAK ile HUZUR/SELÂMET ile ADÂLET ile İSTİKÂMET
( [ne yazık ki]
Bilgisizlik + Yoksulluk >= Şikâyet İLE
Bilgisizlik + Varsıllık >= İsraf İLE
Bilgisizlik + Özgürlük >= Anarşi İLE
Bilgisizlik + Güç >= Baskı/İstibdâd İLE
Bilgisizlik + Din >= İfrâd - Tefrit İLE
DEĞİL/YERİNE/><
Bilgi/(b)ilim + Yoksulluk >= Kanaat İLE
Bilgi/(b)ilim + Varsıllık >= İnfâk İLE
Bilgi/(b)ilim + Özgürlük >= Huzur, Barış/Selâmet İLE
Bilgi/(b)ilim + Güç >= Adâlet İLE
Bilgi/(b)ilim + Din >= Yön/İstikâmet )
- ŞİKÂYET ile/ve/değil/yerine HAYRET
( COMPLAINT vs./and ASTONISHMENT/AMAZEMENT
ASTONISHMENT/AMAZEMENT instead of COMPLAINT )
(1996'dan beri)