Bugün[14 Temmuz 2026]
itibarı ile 8.886 başlık/FaRk ile birlikte,
8.886 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.


Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...

(22/37)


- KURGU ile "MİMARİ"


- KURGUDA:
KESMEK ile/ve/||/<>/> YONTMAK ile/ve/||/<>/> EKLEMEK


- KURGU/LAMAK ile/ve/<> VURGU/LAMAK


- KURGU/SAL ile/ve/değil/yerine/||/<>/< KURAM/SAL


- KURMACA GERÇEKLİK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< GÜNDELİK GERÇEKLİK


- KURMACA ile/||/<> ÜST KURMACA


- KURMAK ile UYDURMAK


- KURMAK ile/ve YÜRÜ(T)MEK


- KURNAZ ile/ve/||/<> TATLI SU KURNAZI


- KURS[Ar. < KURŞ] ile KURS[Fr.]

( Ağırşak. | Bir gök cisminin teker biçimde görülen yüzü, çörek. İLE Resmî ve özel kuruluşlarca ilgililere belirli bir konuda bilgi, beceri ve davranış kazandırmak amacıyla düzenlenen derslere dayanan ve belirli bir süresi olan eğitim etkinliği. )


- KURS[Fr. < COURS] ile/değil/yerine/= ÖĞRETİ/ÖĞRENEK


- KÜRSÜ ile/||/<> KÜRSÜ[Ar. < KURSİ]

( 1 Öğretim kurumlarında öğretmenlerin ders vermek için üzerine çıktıkları yüksekçe yer 2 Üniversitelerde aynı alanda ya da birbirine çok yakın alanlardaki bilim dallarında oluşan bir çalışma birimi 3 Profesörlük yeri Mimarlık Camilerde vaaz verenin oturduğu yanları mermerden oyma bezemeli yüksekçe yer Basık masa Çanyolu Alanya Antalya )

( PULPIT, DEPARTMENT, PROFESSORIAL CHAIR | DESK )

( PUPITRE, DEPARTMENT, CHAIRE | PUPITRE )

( PULT )

( PULPITUM )


- KURTULMAK" ile/ve/değil/yerine/||/<>/></< SINAMAK


- KURTULUŞ SAVAŞI'MIZDA:
KAĞNI ve/||/<>/> UÇAK

( )


- KURUCU ile/ve/değil/yerine/||/<>/< KOLAYLAŞTIRICI


- KURUCU/LUK ile/ve KALICI/LIK


- KURUCU/LUK ile/ve/||/<>/< KURGUCU/LUK


- KURULMA ile/ve/||/<> KIRILMA


- KURUNTU/YANILSAMA = VEHİM = ILLUSION[İng., Fr.] = ILLUSION, TÄUSCHUNG[Alm.] = ILLUSIO[Lat.] = DOXA[Yun.] = ILUSIÓN[İsp.] = MAYA[Sansk.]


- KURUTMAK | KURUTMA ile/||/<> KURUTMAK ile/||/<> KURUTMA

( Sinema 1 İşlemelikteki çalışmaların sonunda ıslak filmin nemini gidermek için temiz tozsuz havalı ya da ılık havalı yerde yapılan havalandırma 2 Aynı işin kurutma aygıtıyla yapılması Akaçlama işlerinin bir bölümü olarak bataklık bir yereyin sularını bir arkla toplayıp akıtıp boşaltma akaçlama Bataklık kurutma kanalları Tepeköy Denizli Gıda maddesinin içerdiği suyun kontrollü koşullarda buharlaştırılması işlemi Yem ve gıda maddelerinin doğal ya da yapay yollarla su içeriğinin düşürülmesi işlemi )

( DRYING | RECLAMATION DRAINAGE | DRIED | DRIER, FILM DRYING MACHINE OPERATOR )

( SÉCHAGE | ASSÈCHEMENT | SÉCHEUR(-EUSE )

( TROCKNUNG | TROCKENLEGUNG | TROCKENAPPARATOPERATEUR )

( ESSICCAZIONE )

( ΣΤΈΓΝΩΜΑ / στέγνωμα )


- KURUTMAK | KURUTMA ile/||/<> KURUTUCU

( Sinema 1. İşlemelikteki çalışmaların sonunda ıslak filmin nemini gidermek için temiz, tozsuz, havalı ya da ılık havalı yerde yapılan havalandırma. 2. Aynı işin kurutma aygıtıyla yapılması. @@ @@ Akaçlama işlerinin bir bölümü olarak, bataklık bir yereyin sularını bir arkla toplayıp, akıtıp boşaltma. bk. akaçlama. @@ Bataklık kurutma kanalları. (Tepeköy -Denizli) @@ Gıda maddesinin içerdiği suyun, kontrollü koşullarda buharlaştırılması işlemi. @@ Yem ve gıda maddelerinin doğal ya da yapay yollarla su içeriğinin düşürülmesi işlemi. )

( DRYING | RECLAMATION DRAINAGE | DRIED | DRIER, FILM DRYING MACHINE OPERATOR~DRIER, FILM DRYING MACHINE OPERATOR | DRIER, DRYER | DESICCATOR )

( SÉCHAGE | ASSÈCHEMENT | SÉCHEUR(-EUSE~SÉCHEUR(-EUSE) | SÉCHOIR | DESSICANT )

( TROCKNUNG | TROCKENLEGUNG | TROCKENAPPARATOPERATEUR~TROCKENAPPARATOPERATEUR | TROCKNER )

( ESSICCAZIONE~ESSICCATORE )

( ΣΤΈΓΝΩΜΑ / στέγνωμα~ΣΤΕΓΝΩΤΉΡΑΣ / στεγνωτήρας )


- KURUTUCU ile/||/<> KURUTUCU

( Sinema Kurutma işini yöneten kimse 1 Nemi ısı ya da hava akımıyla uzaklaştırıp içine konulan özdekleri kurutan aygıt 2 Boya ve parlatıcıların çabuk kurumalarını sağlamak amacıyla içlerine katılan yükseltgen özdek kimya Kurutma cihazı )

( DRIER, FILM DRYING MACHINE OPERATOR | DRIER, DRYER | DESICCATOR )

( SÉCHEUR(-EUSE) | SÉCHOIR | DESSICANT )

( TROCKENAPPARATOPERATEUR | TROCKNER )


- KURUYOR ile KURUYOR

( Nesnelerde. İLE Kişilerde. [O, kuruyor.] )


- KUŞ ile DOKUMACI KUŞU

( ... İLE Afrika, Avustralya ya da Avustralya çevresinde bulunan adalarda yaşar. Yapmış oldukları yuvaların sanatsal olmasından dolayı, "Dokumacı Kuşu" olarak adlandırılırlar. )

( ... İLE Özellikleri:
Büyüklükleri ve ağırlıkları, bir serçe kadardır.
Erillerin kafasının üzerinde kırmızı renk bulunmaktadır.
Dişilin kafası üzerinde sarı renk bulunmaktadır.
Yuvanın dışını eril kuş yapmaktadır. Dişi kuş, sadece iç kısmını yapmaktadır. )

( image )

( )


- KUSAN ile KUŞAN

( Kusmakta olan kişi. @@ Hazırlanması, donanması, kuşanması istenen kişiye söylenilen söz/buyruk. )


- KUSARE, MAKSURE | HÜNKÂR MAHFİLİ ile/||/<> HÜNKÂR MAHFİLİ

( Sultan camilerinde padişahlar için yapılmış olan özel yer Mimarlık Camilerde padişahların namaz kılmalarına ayrılmış özel kapısı ve merdiveni olan yüksekçe yer Mimarlık Camilerde müezzinlere ve padişahlara ayrılmış yüksekçe bölüm a hünkâr mahfili )

( MAQSURA )

( TRIBUNE IMPÉRIALE, CLAUSTRUM )


- KUŞATILMIŞLIK ile/ve/||/<> ÇARESİZLİK


- KUŞATMAK ile/değil/yerine/||/<> KAPSAMAK

( Kuşatamayabilirsin fakat kapsayabilirsin. )


- KUŞATMAK/KUŞATICI ile KAPSAMAK/KAPSAYICI


- KUŞATMAK" ile/değil/yerine/||/<> KUŞANMAK


- KUŞKU ile/ve/değil/yerine/||/<>/>< EMİN OLMA[İMAN]


- KUŞKU ile/yerine SORGULAMA

( Sorgulamak ve reddetmek gereklidir. )

( Gerçek soruşturma bir şeyin içine doğru yapılır, dışa doğru değil. )

( Sorgulanmamış bir yaşam, yaşamaya değmez. )

( Bilinecek/bilinebilecek şeye yaklaşmanın biricik yolu soru sormaktır. )

( Kuşkuculuğumuz hakkında bile kuşkucu olmalıyız. )

( Temel sorun, aptalların kendilerinden son derece emin, akıllıların ise sürekli kuşku içinde olmalarıdır. )

( SUSPICION vs. INTERROGATE
INTERROGATE instead of SUSPICION
To question and deny is necessary.
True enquiry is always into something, not out of something. )


- KUSMA/İSTİFRA[Ar.] ile/ve/||/<> KUSMAK

( Kusmak durumu. | Üzerine bir boya uygulandığında alttaki rengin üste çıkması. İLE Midenin içindekini basınçla ağızdan dışarı atmak, çıkarmak. | Reddetmek. | Boyanan ve temizlenen şeyler yeniden ortaya çıkmak. | İçinde birikmiş kinini, öfkesini söyleyerek açığa vurmak. )


- KÜSTAHLIK:
EMEK YOKSA ile/ve/||/<>/< BİLGİ YOKSA


- KÜSTAH/LIK ile/ve/=/< HAREKETİN AŞIRISI


- KUSÛR[Ar. < KASÎR < KASR] ile KUSÛR[Ar. < KASR]

( Kısa, boysuz. Kısa kesme, kısaltma, kısma. | Azaltma, kesme, eksiklik. | İbarenin çok kısaltılması. | Aruzda tef'ile'nin son harfinin düşürülmesi. İLE Köşk, kâşâne, saray. )


- KUSURLARI/NI ÖRTMEK ve/||/<> EKSİKLERİ/Nİ TAMAMLAMAK

( 54097, 54098 )


- KUSURSUZLUK ile/değil/yerine BÜTÜNLENME


- KÜTLE ile KÜME


- KUTSALLAŞTIRMA ile KUTSAMA

( SANCTIFICATION vs. BLESSING )


- KUTSAL/LIK ile/ve/değil/=/< BÜTÜNSEL/LİK / BÜTÜNLÜKLÜ


- KUTSALLIK ile/ve/değil DUYGU YÜKLÜLÜK


- KUTSAL/LIK ile/ve/||/<> GİZLİ/LİK


- KUTSAMA ile/değil/yerine ANMA/ANLAMA


- KÜTÜK ile/ve/değil/yerine/||/<>/></< FİDE/FİDAN

( Büyük ve "güçlü". İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>

( Cansızdır. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>


- KUTUP | UÇ ile/||/<> UÇ

( Sinema TV 1 Bir elektrik bağlantısının yapıldığı nokta 2 Akımın bir aygıta giriş ve çıkış noktası Sinema TV 1 Önde bir cismin ya da bir kişinin yalnız bir parçasının göründüğü çekim 2 Açı karşı açı yapılırken kişilerden birinin ya da her birinin omzundan sırayla öbürünün görünmesi Bir veri iletişim ortamında veri girişçıkışını sağlayan donanım birimi ya da donanım birimleri topluluğu Türk devletlerinde genel olarak sınır ya da sınır boylarındaki eyalet ve sancaklara verilen ad Budaklarından temizlenmiş kesik ağaç Yenikent Aksaray Isparta son matematik )

( TERMINAL | REVERSE SHOT, OVER-THE-SHOULDER | MARCH )

( BORNE | AMORCE, PLAN SUR L'ÉPAULE PROFIL PERDU | MARCHE | EXTRÉMITÉ )

( POL, KLEMME, ANSCHLUSSKLEMME | ÜBER-DIE-SCHUFTER-EINSTEL-LUNG | MARK )

( MARGO )


- KUTUPLAŞMA değil/yerine KUCAKLAŞMA


- KUTUPLAŞMAK ile/değil/yerine/< HESAPLAŞMAK


- KUTUPLAŞMAK ile/değil/yerine/>< ORTAKLAŞMAK


- KUTUR | DİYAGONAL | KUTR-I ZU KESÎR-ÜL-ADLÂ | KUTR-I ZU KESÎR-ÜL-ADLÂ | KÖŞEGEN ile/||/<> KÖŞEGEN

( TV Almaçların görüntülük boyunu belirtmekte temel alınan öğe 1 Bir çokgende bitişik olmayan iki köşeyi birleştiren doğru parçası 2 Bir çok yüzlüde aynı yüzde bulunmayan iki köşeyi birleştiren doğru parçası 3 Bir A kümesi için altkümesi Simgesi Bir çokgende ardışık olmayan iki köşeyi birleştiren çizgi matematik matematik )

( DIAGONAL )

( DIAGONALE )

( DIAGONALE, BILDSCHIRMDIAGONALE | DIAGONALE )

( DIAGONALIS )


- KUVANTUM ile "KELEBEK ETKİSİ"


- KUVARS ile/||/<> KUVARS[Alm. < QUARZ]

( Sinema TV Kırılcaları çok yüksek yinelenimlere erişen basınç elektriği üretebilen arı silis Hızlı sıcaklık değişmelerine ve asit etkisine dayanıklı deneylik aygıtların yapımında kullanılan renksiz ya da ak doğal silis örütü jeoloji )

( QUARTZ )

( QUARTZ )

( QUARTZ | QUARZ )


- KÜVET ile/||/<> TEKNE

( Sinema 1 Film açındırmasında kullanılan içine açındırmaç konulup film daldırılan kap 2 Sürekli açındırma aygıtında çeşitli açındırma eriyiklerini taşıyan yan yana dizilmiş bu çeşit kaplardan her biri Yerkabuğunda oluşan basıklık Katmanlı kayaçların tekne biçiminde yukarı doğru konkav bir yapısı Katmanlar teknenin içine doğru eğiktir Bir kıvrımın çukur alçak yeri kemer 1 Ağacı derin oyarak yapılan hamur yoğurma kabı Yenikent Aksaray Isparta Kemalpaşa İzmir Salman Akkuş Ordu Esat Çiftliği Terme Samsun 2 İçinde nohut ıslatılan tahta leblebici sandığı Güdül Ankara 3 Su değirmenlerinde içine öğütülecek buğday ya da bulgur konulan kap Bünyan Kayseri coğrafya zooloji tekne I tekne II Çözelti kullanan işlemlerde içine çözeltileri koymaya yarayan plastik ya da metal kap Az tǝknǝ Blk tegene Krç tegene tegana tegene büyük ağaç kap Kazaklar tegene yanında tegeş sözünü de kullanırlar tigene takana OT tekne Eski Kıpçakçada tegene olarak geçer Kıpçakça tekne to carve cut to cut out to split fiili teknenin kökeni açısından üzerinde durulmaya değer Macarca tekno eski bir Türk dilinden alınmıştır Ligeti TörK 88 Kökenini bilmiyoruz Çağdaş diyalektlerin büyük bir bölümünde tekneye kersen adı verilir kersen Clauson ED 484a eski çağlardan kalma bir alıntı olabileceğini dile getirmiştir HalasiKun AEMAe I 164 tekenek biçimini saymıştır )

( TANK, APRON TANK | BASIN | SYNKLINE | SYNCLINE | TANK )

( CUVE | BASSIN | SYNCLINALE | SYNCLINAL | CARPACE | TANK )

( TANK, GEFASS, TROG, KÜVETTE | BECKEN | SYNKLINAL | BECKEN, BEZIRK | MULDE, SYNKLINALE | BEHÄLTER; BOTTICH )

( TƎKNƎ[Az.]~TEGANA[Özb.]~TEGENE[Kzk.]~TIGENE[Tatk.]~TAKANA[Çuv.] )


- KUVVET ile/||/<> KUVVET[Ar. < KUVVET]

( Sinema TV Bir cismin durma ya da devinim durumunu değiştiren dış etken SI birimi newtondur Bir cismin durgunluk ya da devinim durumunu değiştirebilen yönleçsel nitelikli etki anlamdaş gürelik matematik fizik )

( FORCE )

( FORCE )

( KRAFT )


- KUYUNUN:
DERİN OLMASI ile/ve/değil/||/<>/< DOLU OLMASI


- LÂ EDRÎ ile ANONİM/YAZARI BİLİNMEYEN


- LACİVERT ile/değil/yerine/= KOYUGÖK


- LÂF ATMAK ile DİL ATMAK


- LÂF ile/ve/değil/yerine/||/<>/></>/< İŞ


- LÂF ile/ve/||/<> TORBA

( Olsun. @@ Dolsun. )


- LAĞV ile/değil/yerine/>< MÜFÎD[< FEYD]

( Yararsız/faydasız, beyhûde, boş. | Yanılma, atlama. | Kaldırma, hükümsüz bırakma. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Anlatan, ifâde eden, anlamlı/mânâlı. | Yararlı/faydalı. )

( YEMÎN-İ LAĞV: Alışkanlıkla edilen ve şer'an kefâret gerektirmeyen yemin. )


- LAK ile/||/<> LAK

( Resim Rhus verninicifera denilen ağaçtan çıkarılan rengin madensel tozlarla karıştırılmasından elde edilen saydam bir boya 1 Boya ve parlatıcıların yapımında kullanılan şellakın elde edildiği doğal bir ham özdek 2 Selüloz esterlerinin çözeltilerinin genel adı anat Süt lak )

( LACKER, LACQUER | LAC )

( LAQUE )

( LACK )


- LÂKAP(/B) ile/değil/yerine/= TAKMA AD | SAN/UNVAN["ÜNVAN" değil!]


- LAKONİK[Fr. < LACONIQUE] ile/değil/yerine/=/||/<> VECİZ


- LÂLE ile/ve TERS LÂLE/DERVİŞ LÂLESİ/AĞLAYAN GELİN

( ... İLE/VE Dünyada yalnızca Hakkari Cilo Dağı'nda yetişen bu nadide çiceğe, Asur'lular, her sabah göbeğinden su damlattığı için "Ağlayan Lâle" adını verdiler ve kutsal saydılar. )

( ... İLE/VE Her dalında altı adet lâlenin ters büyüdüğü, Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu tarafından koruma altına alınan Ters Lâle'nin; sarı, turuncu ve kırmızı renkleri bulunmaktadır. )

( ... İLE/VE Selimiye Camii'ndeki. )

( LÂLEZAR: Lâle bahçesi. )

( BAHÂ-PÎRÂ-Yİ İSMÂİL: Ünlü bir çeşit lâle. )

( Lâlezar Sergisi )

( Lâle, İstanbul'dan, Hollanda'ya, 1554'te gönderilmiştir. )


- LAMBA ile/||/<> LAMBA[Yun.]

( Kapı pencere ya da kapak kenarlarına açılan genellikle dikaçılı girinti Aynı kalınlık ve ende iki tahtanın geçme olarak birleştirilmesinde erkek çıkıntının gireceği dişi yuva a yuva Işık üretmek için yapılmış yapay kaynak Doğrama kapılarda çerçeveye geçirilen tahta kısım Yalvaç Aksaray Niğde )

( LAMP )

( JOINTURE | LAMPE )

( FALZ | LAMPE )


- LAMBRİ | AĞAÇ KAPLAMA ile/||/<> AĞAÇ KAPLAMA

( Konut duvarlarını yalıtma ve güzelleştirme amacı ile ağaç ya da ağaç ürünlerinden faydalanarak kaplamak İnce tahta latalar ile yapılan duvar kaplaması Mermer benzetlemesi duvarlar için de bu sözcük kullanılır ağaç kaplama )

( WAINSCOT )

( BOISERIE | LAMBRIS )

( TÄFELUNG | TÄFELWERK )

( LAMINA )


- LAMELLAR[İng.] ile/değil/yerine/= FEUILLETE/LAMELLAIRE/LAMELLE[Fr.] ile/değil/yerine/= BLATTERIG, LAMELLAR/BLÄTTER[Alm.] ile/değil/yerine/= YAPRAK

( Sinema Boş film yapımında, aynı işlemden geçerek bir kezde gerçekleştirilmiş duyarkatlı yüzey. (Aynı yapraktan çıkan boş filmler aynı duyarkat sayısıyla belirlenir). @@ Bir parçasından ötekine kendi dışına çıkılmaksızın gidilebilen yüzey parçası. @@ 1. elektrik: Bir akımtopların etkisiz bir özdekten yapılmış, artı ya da eksi yönlü oluşuma göre işinde değişik etkin özdek bulunan elektrotlardan her biri. 2. yapıcılık: Yapılarda kaplama olarak kullanılan kurşun, çinko vb. @@ (I) Arabalarda tekerleğe giren dingil kısmına konan delikli, yassı demir. (*Mudurnu -Bolu) @@ (II) Semerin iki yan ağacının arasındaki ince ağaçlardan herbiri. (*Senirkent, Yukarıkaşıkara *Yalvaç -Isparta) @@ 1. Bir sığacın iletken, yassı metal üşekleri. 2. Bir eksicik borusunun üst-üşeği. @@ (botanik, tarım) @@ Bitkilerde gövde ve dallar üzerinde meydana gelen, çeşitli şekil ve renklerde, genellikle yeşil renkli, içlerindeki kloroplâstlarla fotosentez ile madde sentezleyen yan uzantı. @@ @@ )


- LAOCOÖN ile/ve/||/<>/> OĞULLARI


- LAR ile/ve/değil/||/<>/> ...-LIK


- ...'LARI:
SAYMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SIRALAMAK


- LARVA["LAVRA" değil!] ile/ve/||/<>/> PUPA ile/ve/||/<>/> IMAGO

( [İnsanda] EMBRİYON ile/ve/||/<>/> FETÜS ile/ve/||/<>/> HOMO SAPIENS SAPIENS )

( )

( CATERPILLAR vs./and/||/<>/> CHRYSALIS vs./and/||/<>/> BUTTERFLY )


- LÂTİF ile KESİF


- LÂTİF ile/ve/||/<> NARİN


- LÂTİF ve/||/<> ZARİF


- LATİFE | TAKILMAK ile/||/<> TAKILMA ile/||/<> TAKILMAK

( 1 Sataşmak söz atmak 2 Rolünü şaşırmak duraksamak unutmak Amacı alçaltma ve aşağılama olmayan şaka alay güldürücü fıkra şaka Argo 1 Rolünü şaşırmak unutmak 2 Sataşmak söz atmak )


- LÂTİF/E ile/ve/||/<> RİKKAT


- LAVOLTA/LEVALTO/LAVATOE ile ...

( İtalyan kökenli bir dans. )


- LAVUK[Kürtçe(Kurmanci) < LAWİK: Oğlan çocuğu. < LAW: Oğul/oğlan.][argo] ile/değil/yerine/= GEREKSİZ KONUŞAN

( Gereksiz konuşan kişi. | Önemsiz konular üzerinde fazlaca duran, hareketleri ve sözlerinde meymenet olmayan kişi. )


- LAZÜLÎ ÜSLÛBU ile/||/<> RÛMÎ

( İspanya ve Kuzey Afrika'nın İslâm sanatı üslûbuna verilen genel ad. Yapıların daha çok iç yüzeylerinde kullanılan ve yüzeysel akıl kahramanlarının işlendiği ile elde edilen bir süsleme tekniği. İLE/||/<> Türk ve İslâm sanatında Batı kökenli süsleme motifi.[Yarım palmetlerden türediği ya da hayvansal kökenli olduğu araştırmacılarca tartışılan rumî, Batı illerinde arabesk olarak adlandırılır.] )


- LEJANDER[Fr. < LÉGENDAIRE] ile/değil/yerine/=/||/<> DESTANSI


- LEMEAN, GAZIŞI | IŞILDAMA ile/||/<> IŞILDAMA

( TV Herhangi bir cismin yüksek sıcaklık akkorluk dışında herhangi bir nedenle ışık yayması özelliği gazışı 2 Bir özdeğin kendi kendine ışık vermesi eylemi Kimi özdeciklerin yüksek sıcaklık yerine ışınımlarla dövülmesinden kaynaklanan ışık akımı Bazı maddelerin ışınımlandıkları sırada ışınlı bir ışınım yaymaları )

( LUMINESCENCE | LUMINESCENCE / LÜMINESANS )

( /UMINESCENCE | ÉMETTRE UNE LUMINESCENCE | LUMINESCENCE | LUMINESCENCE / LÜMINESANS )

( LUMINESZENZ | LUMINESZIEREN, LEUCHTEN )


- LEONARDO DA VINCI ile RAFFAELLO DI SANZIO


- LEVHA | PLAKA | VARAK | LÂM ile/||/<> LÂM ile/||/<> YAPRAK

( yaprak kimya fizik Sinema Boş film yapımında aynı işlemden geçerek bir kezde gerçekleştirilmiş duyarkatlı yüzey Aynı yapraktan çıkan boş filmler aynı duyarkat sayısıyla belirlenir Bir parçasından ötekine kendi dışına çıkılmaksızın gidilebilen yüzey parçası 1 elektrik Bir akımtopların etkisiz bir özdekten yapılmış artı ya da eksi yönlü oluşuma göre işinde değişik etkin özdek bulunan elektrotlardan her biri 2 yapıcılık Yapılarda kaplama olarak kullanılan kurşun çinko vb I Arabalarda tekerleğe giren dingil kısmına konan delikli yassı demir Mudurnu Bolu II Semerin iki yan ağacının arasındaki ince ağaçlardan herbiri Senirkent Yukarıkaşıkara Yalvaç Isparta 1 Bir sığacın iletken yassı metal üşekleri 2 Bir eksicik borusunun üstüşeği botanik tarım Bitkilerde gövde ve dallar üzerinde meydana gelen çeşitli şekil ve renklerde genellikle yeşil renkli içlerindeki kloroplâstlarla fotosentez ile madde sentezleyen yan uzantı )

( LAME DE VERRE )


- LEVHA[Ar.]/TABELA[İt. < TABELLA] ile ARMADURA[İt. < ARMATURA]

( Bir yere asılmak için yazılmış yazı, safiha. Üzerinde tanıtıcı, belirtici bir yazı, açıklama, işaret ya da resim bulunan, tahta ya da sac parçası. | Hastahane, yatılı okul, askerî birlik gibi toplu yemek verilen yerlerde, günlük yemek için çıkarılan erzakın türünü, miktarını gösteren çizelge. | Hastahanelerde her hastanın gündelik yemek ve ilacının yazıldığı kâğıt. İLE Gemide direklere takılı halatları bağlamak için küpeştenin iç tarafında bulunan delikli ve çubuklu levha. )


- LEVHA[Ar. < LEVḤA] ile/değil/yerine/=/||/<> TABLO | TABELA

( alçı levha serlevha reklam levhası sayı levhası Bir yere asılmak için yazılmış yazı tablo tabela Yer kabuğunu oluşturan parçalardan her biri )


- LEVN ile/||/<> RENK ile/||/<> RENK[Fars. < RENG]

( Sinema TV Belirli dalga uzunluğundaki elektromıknatıs ışınımın gözün ağkatında yarattığı etkinin merkez sinir dizgesince yorumundan doğan durum Halkbilimin en önemli konularından biri olan insanlık çapında geniş bir uygulama alanı bulan her toplumun kendi anlayış yaşantı gelenek ve göreneklerine göre doğa doğaüstü ve kültürel olayları simgeleştirmekte kullanılan doğal oluşum halkbilim gelenek görenek doğa simge 1 Duyulanmanın niteliğinde ışığın tayfsal bileşim ayrımlarının doğurabilecekleriyle aynı cinsten olan ayrımları gözlemeyi ve ayırt etmeyi sağlayan görsel bir duyulanmanın belirtisi ıralayıcı niteliği 2 1 de tanımlanan görsel duyulanmayı doğuran ışık uyartılarının ışık kaynağı ya da nesne ıralayıcı niteliği 3 1 ya da 2 de tanımlanan ama siyah gri beyaz gibi görüler dışında kalan ve bir renksel doymuşluğu olan kırmızı yeşil mavi vb görülerle sınırlanan ıralayıcı nitelik algısal renk ruhfiziksel renk 1 Doğrudan ya da üzerine düştüğü nesnelerde yansıma kırılma soğurulma gibi olaylar sonucu göze ulaşan ışığın dalga boyuna göre bilinçte uyandırdığı imge 2 Belli bir dalga boyundaki elektromıknatıssal ışınımın niteliği Algılamanın niteliğinde ışığın görüntüsel bileşim ayrımlarının doğurabilecekleriyle aynı türden olan ayrımları gözlemeyi ve ayırt etmeyi sağlayan görsel bir algılanmanın belirtisi Renk bir dalga uzunluğudur Örnek kırmızı görüntüsü açısından en uzun mor ise en kısa dalga uzunluğu içindedir Açınıklar bazen bir takım renk sıfatlarıyla anılırlar A parlak Ü koyu E duru ö donuk açınık adını alır boya Yerel ağızlarda irenk hile eziyet işkence olarak da geçer rang color rang Farsçada stratagem fraud imposture insincerity perfidy disloyalty playfulness innocent delusion or frolic ridicule olarak da geçer )

( COLOUR (ABD: COLOR) | COLOR | COLOUR | COLOUR, COLOR )

( COULEUR )

( FARBE | FERBE )

( RANG )


- LEYLA ve MECNUN ile/ve/||/<> FERHAD ve ŞİRİN ile/ve/||/<> ZÜHRE ve TAHİR


- LİBRETTO ile/||/<> LİBRETTO[İt. < LIBRETTO]

( Opera operet ve benzeri oyunlar için müziği değerlendirmek ereğiyle kaleme alınmış yapıt Betikçe Sözlü müzik yapıtlarının sözlerini veren kitap )

( LIBRETTO )

( LIVRE )

( OPANTEXTBUCH )

( LIBRETTO )


- LİDER, AMORS | KILAVUZ ile/||/<> KILAVUZ

( Sinema 1 Filmlerin film parçalarının başında sonunda aralarında yer alan filmin alıcı gösterici açındırma aygıtı basım aygıtı vb aygıtlara takılıp çıkarılmasını kolaylaştıran filmi koruyan asıl film için pay bırakan boşluk dolduran bazen çeşitli bilgiler taşıyan ve birçok çeşidi bulunan renkli renksiz ya da saydamsız sağlam film parçası 2 Mıknatıslı kuşaklara takılan aynı nitelikte parça Budunbilimsel alan araştırmalarında araştırıcıya yardım eden yol gösteren araştırıcıyla araştırılan bölge insanları arasında aracılık yapan kişi Okul yöneticilerine öğretmenlere ve kimi durumlarda öğrencilere yeni programlar yöntem ve teknikler ile uygulama biçimleri üzerinde bilgi veren ve yol gösteren yapıt genel uygulayım 1 Somun ya da boru içine yiv açmak için kullanılan araç 2 Dar uzun bir yerde kolaylıkla bükülebilen tel kablo vb geçirilmek istendiğinde bunların ucuna bağlanan sert nesne deniz coğrafya Gemilerin boğaz kanal ya da barınağa giriş ve çıkışlarında kendilerine yol gösteren yönetici uzman kaptan )

( 1. LEADER (STRIP), HAD, FILM LEADER, 2. TAPE LEADER, LEADER | GUIDE | 1- SCREW-TAP, 2- CONDUCTOR | PILOTE | MANUAL )

( AMORCE, BANDE AMORCE | GUIDE | GUIDE PÉDAGOGIQUE | 1- PAS DE VIS, 2- CONDUCTEUR | PORTULAN | PILOTE )

( 1. STARTVORSPANN, FILMVORSPANN, VORSPANN, BLANKFILM, 2. VORLAUFBAND, STARLBAND | GEWÄHRSMANN )


- LIMITATION/DISADVANTAGE[İng.] ile/değil/yerine/= ILLIMITÉ[Fr.] ile/değil/yerine/= SINIRLAMA

( Mal giriş ve çıkışlarına kimi nedenlerle konan bağ ve koşullar, a, bk. kısıntı. @@ Sahne dekorunun üst bölümünü bezle ya da tahta perdeleri ile kapatma. @@ bk. tanım. @@ bk. tanımlamak. @@ @@ @@ bk. kısıtlamak@@Türlü nedenlerle, mal giriş çıkış bağışıklığına konan sınır. a. bk. giriş kısıntısı, çıkış kısıntısı, nicelik kısıntısı. @@ Dize ölçüsünü uygun getirmek için kimi sözcüklerin a) uzun ünlülerini kısaltma: Şah-şeh, rah-reh, mah-meh... b) Kimi harflerini düşürme: Ne edeyim-nidem, ki ola-k'ola: / Meydandaki baş içindir efser / Baş ver k'olasın bu yolda server (Şeyh Galip) )


- LİSAN-I MÜNÂSİP (İLE)[Ar.] ile/değil/yerine/= UYGUN BİR DİL (İLE)


- LİTERATÜR[Fr. < LITTÉRATURE] ile/değil/yerine/=/||/<> EDEBİYAT | KAYNAK

( edebiyat kaynak I )


- LİTOGRAFYA[Yun. < ] ile/değil/yerine/=/||/<> LİTOGRAFYA

( litografya taşı taş basması Bu yöntemle basılmış yazı resim )


- LİVA ile/||/<> SANCAK

( 1 Belirti olarak kullanılan özellikle yazı işlemeli ve kenarları saçaklı bayrak 2 Osmanlı yönetim örgütünde il ile ilçe arasında yer alan yönetim bölgesi Üzerine bir armanın çizili olduğu maden ya da kumaş I Çocuk salıncağı Yeniköy İnönü Eskişehir II Çengelliiğne Köllük Iğdır Kars Geminin sağ yanı sanç batırmak saplamak kak eki Türkçeden Arapça ve Farsçaya da geçmiştir KahaneTietze LFL 7 s Tietze ZBalk 18 190 223 Németh AOH 3 16 Sikirićin Farsça sancūqtan alındığı yolundaki savı yanlıştır POF 89 239 )

( SCUTCHEON | STARBOARD SIDE )

( PANONCEAU )

( WAPPENSCHILD )


- LİYÂKAT ve/||/<>/> SALÂH


- LOCA ile/||/<> LOCA[İt. < LOGGIA]

( Sinema Sinemalarda salonun dip bölümünde sıralanan bazen yanlara doğru da uzanan birbirinden ince bölmelerle ayrılmış beş altı kişilik özel izleyici yerleri 1 Orta çağda oyun yeri simultane 2 Tiyatroda özel seyir yeri Barok çağda İtalyada ilk kez olarak kullanıldı özel bölme Az loja loca İtal loggia loge Fransızca loge German dillerinden alınmıştır Az loja loca İtal loggia loge Fransızca loge German dillerinden alınmıştır )

( BOX )

( LOGE )

( LOGE )

( YER )

( LOGGIA )

( LOJA[Az.] )


- LOĞ ile/||/<> YUVAK

( yuvak Dam toprağını pekiştirmekte kullanılan silindir biçiminde iri taş Güllüce Gümüşhacıköy Amasya Düzlemsel bir eğri boyunca eğriyi keserek ve durgan bir doğruya koşut olarak devinen bir doğrunun oluşturduğu uzambiçim ya da uzambiçimin koşut iki düzlemle sınırlanmış parçası Mimarlık Düz toprak damlı evlerin üstündeki killi toprağı sert bir katman haline getirmek için dam üzerinde yuvarlanan silindir biçimindeki ağır taş Löktaşı ve loğ da denir yuvgu I 1 yurgu 2 Sürülmüş tarlayı düzeltmekte kullanılan ağaç silindir Kurtköy Bozüyük Bilecik Dutlu İnönü Eskişehir 3 Merdane Kartal Eskişehir II Havudun arkasındaki çıkıntı Saçıkara İslahiye Gaziantep yuvak Yerel ağızlarda loğu biçimi de kullanılır Eski Kıpçakçada loğ olarak geçer Dankoffa göre ALT 205 Ermeniceden alınmıştır loł stone roller Ancak Farsçada da loġun a roller olarak kullanıldığını biliyoruz Farsça loġ Dankoffun gözünden kaçmıştır Dilimizde loğ yerine daha çok yuvak yuğu yuvu yuvgu adları kullanılır Symeonidisin Rumcadan geldiği yolundaki savı yanlıştır Gri 83 122 kaltabān a pimp to his own wife qaltabān a contented couckold wittol pimp )

( KALTABĀN )


- LOKMANIN TADI ile/ve/||/<>/> YEMEĞİN TADI

( Ne kadar çok çiğnersek. İLE/VE/||/<>/> Ne kadar az yersek. )

( Yediğini, iç; içtiğini, ye! İLE/VE/||/<>/> Çok yiyen, az tad alır; az yiyen, çok tad alır. )


- LÜKNET | KEKEMELİK ile/||/<> KEKEMELİK

( Fizyolojik bir kusurdan ya da sinir merkezindeki bir bozukluktan ileri gelen söyleyiş diksiyon kusuru Sesli konuşmada sözcüklerin akışının yineleme takılma solunum tutuklukları kas gerilimi gibi nedenlerle engellenip kesintiye uğraması Tutukluk bir sözcüğü ya da sesi yineleyerek duraklama kimi sesleri uzatma ya da patlatma nedeniyle konuşmayı olağan ritim ve akıcılığı ile sürdürememe durumu Sesleri tatlıca kaynaşmayan sözcüklerin kulağı tırmalaması akıcı olmaması )

( STUTTERING )

( BÉGAIEMENT )

( STOTTERN )


- LÜLE ile/||/<> LÜLE[Fars. < LŪLE]

( Osmanlı İmparatorluğu çağında çeşmelere takılan ve belli bir süre içinde belli ölçüde su akıtan boru Yapağı buklesi Az lülǝ ateşli silahlarda namlu boru biçiminde yuvarlanmış şey lüle boru çubuk ülle tütün içmek için kullanılan çubuk Blk ülle lūla a canal tube syphon the pipe or spout of a ewer or alembic a tobaccopipe a reed used by weavers to wind thread upon Bulgarca lulá çubuk lülesi ve Sırpça lùla çubuk lülesi biçimleri Türkçeden alınmıştır Rumca λουλάς da Türkçeden geçmiştir )

( LOCK )

( WASSERMASS )

( LŪLA )

( LÜLƎ[Az.]~LÜLE[Tkm.]~ÜLLE[Nog.] )


- LUP[İng. < LOOP] ile/değil/yerine/= DÖNGÜ


- LÜTUF/İHSAN/ATIFET/İNAYET ile/değil/yerine/= KAYRA/İYİDEM/KUTBAĞIŞ/KUTYARDIM


- LÜTÛF ile/ve/||/<> SIR


- LÜZUM ile/ve/||/<> ELZEM


- M.Ö. ile/ve/değil/||/<>/< G.Ö.

( Milattan önce. İLE/VE/DEĞİL/||/<>/< Günümüzden önce. )


- MABET | TAPINAK ile/||/<> TAPINAK

( Tanrıya tapınılan yapı Mimarlık Tanrıya topluca tapınmak için kurulmuş yapı )

( TEMPLE )

( TEMPLE )

( TEMPEL )

( TEMPLUM )


- MADDE VE HAREKET ile/ve MADDE YA DA HAREKET ile/ve MADDE İLE HAREKET


- MADDE ile/ve/||/<>/> CİSİM ile/ve/||/<>/> SÛRET

( Yayılan. İLE/VE/||/<>/> Maddenin biçim almış durumu. İLE/VE/||/<>/> ... )


- MADDÎ İKRAM ile/ve/<>/|| MANEVÎ İKRAM

( Anımsayamayabiliriz. İLE/VE/<>/|| Unutmayız. )


- MAĞŞUŞ[Ar.] ile/değil/yerine/= KARIŞIK


- MAHÂFİL[Ar. < MAHFİL] ile MAHÂFİR[Ar. < MİHFER/E]

( Oturulacak, görüşülecek yerler, toplantı yerleri. | Büyük camilerde, sultanlara ya da müezzinlere ayrılmış etrafı parmaklıkla çevrilmiş olan yerler. İLE Hattatların, yanlışı kazımakta kullandıkları, bir çeşit kalemtraş. | Beller. Kazmalar. )


- MAHARET/BECERİ ile/ve MEZİYET

( SKILL/ABILITY vs./and MERIT )


- MAHÂRET ile/ve/||/<> HAMARAT

( Beceri. İLE/VE/||/<> Ev işlerinde, çok çalışkan ve becerikli kadın. )


- MAHFUZ[Ar.] ile/değil/yerine/= KORUNAN/KORUNMUŞ/SAKLANMIŞ/SAKLI


- MAHİR[Ar.] ile/değil/yerine/= USTA/BECERİKLİ

( MÂHİRÂNE[Ar., Fars.]: Becerikli bir biçimde, becerikli olarak, ustaca. )


- MAHLAS[Ar. < MAḪLAṢ] ile/değil/yerine/=/||/<> TAKMA AD


- MAHLUL | ERİYİK ile/||/<> ERİYİK

( Sinema Birbirine benzemeyen molekül yapısındaki iki ya da daha çok özdeğin tektörel karışımı Isıtılarak sıvı evreye geçirilmiş özdek çözelti çözelti çözelti botanik kimya fizik Çözelti )

( SOLUTION | MOLTEN SUBSTANCE )

( SOLUTION | SUBSTANCE FONDUE )

( LÖSUNG, AUFLÖSUNG )


- MAHMÛD[Ar. < HAMD] ile Mahmûd[Ar.] ile Mahmûd (Kaşgarlı)[Ar.]

( Övülmeye değer, hamdolunmuş, senâ edilmiş. | Hz. Peygamber'in adlarından biri. İLE Ebrehe'nin Kâbe'yi yıkmak üzere getirdiği filin adı. İLE Türk bilgini, sözlük yazarı ve edibi. | Dîvân-ü Lügat-it Türk'ün yazarı. )


- MAHMUZ ile/||/<> KÖPRÜMAHMUZU

( köprümahmuzu biyoloji Horozların bacaklarındaki sivri çıkıntı kalkar )

( SPUR )

( ÉPERON )


- MAHREK, PEYK MAHREKİ | YÖRÜNGE ile/||/<> YÖRÜNGE

( TV İletişim uydularının dünya çevresini dolanırken izledikleri yol Bir gökcisminin devinmesi boyunca çizdiği yol E kümesi üzerine işleyen G öbeği ile öğesi için altkümesi Bohr Kuramına göre atom çekirdeği çevresinde elektronların yer alabileceği erke düzeyleri ya da erke kabuklarına verilen ad Bir gezegenin bağlı olduğu dizgenin özeği olan yıldız çevresindeki devinimi sırasında izlediği yol tutulum çemberi 1 genel uygulayım Yürüyen bir noktanın izlediği çizdiği yol 2 fizik Bir öğeciğin çekirdeği çevresinde dolanan eksiciklerin çizdikleri vol 3 gökbilim coğrafya Bir gökcisminin devinim sonucunda çizdiği yol Devinen bir nesnenin izlediği yol ya da çizgi yolak )

( ORBIT, SATELLITE ORBIT | ORBIT | ORBIT "OF HEAVENLY BODY" | TRAJECTORY; 2,3- ORBIT | PATH, TRAJECTORY )

( ORBITE (DE SATELLITE) | ORBITE | ORBITE "D'UN ASTRE" | 1- TRAJECTOIRE; 2,3- ORBITE | PARCOURS, TRAJECTOIRE )

( BAHN, SATELLITENBAHN, UMLAUFBAHN | BANH | BAHN | BAHN "EINES GESTIRNS" | WEG, BAHN, FLUGBAHN )


- MAHREK[Ar. < HAREKET] ile MAHREK[Ar.]

( [mat.] Hareketli bir noktanın güttüğü yol. | Bir gök nesnesinin hareketinde, ağırlık merkezinin geometri bakımından yeri, yörünge. [Fr. ORBITE] İLE Yakacak yer. )


- MAHRÛMİYET ile/ve/||/<>/> MAĞDURİYET


- MAHRUT | KONİ ile/||/<> KONİ ile/||/<> KONİ[Fr. < CÔNE]

( TV Almacın boyun ile görüntülük bölümü arasında yer alan bölümü 1 Durgan bir noktadan geçerek bir eğri boyunca gezen doğrunun oluşturduğu yüzey Anlamdaş konik yüzey 2 Bir koni yüzeyinin bir düzlemle kesilmesiyle oluşturulan katı oyut 3 Anlamdaş artı koni coğrafya matematik Sabit bir noktadan geçen ve belli bir eğriyi kesen doğruların oluşturduğu yüzey Sabit noktaya koninin tepe noktası ve eğriye de koninin dayanak eğrisi doğrulara da koninin anadoğruları denir )

( CONE )

( CÔNE | CONE )

( KEGEL | KEGEL, KONUS )

( CONUS )


- MÂHYA ile MÂHYA

( Ramazan gecelerinde, camilerde, iki minare arasına gerilen ipler üzerine kandil ya da elektrik ampulleriyle yazılan yazı ya da yapılan resim. İLE Çatılarda, iki eğik yüzeyin birleştiği bölüm. )


- MAHYALARDA:
YAZI ile/ve/||/<>/> RESİM

( [Ramazan ayının ...] ... ilk onbeş gününde. İLE/VE/||/<>/> İkinci onbeş gününde. )

( )


- MAKAS ile/||/<> ALTGERGİ

( Mimarlık Çatılarda ve köprülerde ağırlığı alt gergiye değil karşılıklı iki ayağa ya da duvara aktaran çatma biçimi a altgergi çatı makası çatı bağlaması Eklembacaklı hayvanlarda birinci yürüme bacağının ucunda bulunan savunma ve saldırmada kullanılan makas biçimi bir yapı I Çatıdaki ağaçlar Yukarıtırtar Yalvaç Ağıl Eğridir Isparta Gazelyapı Kütahya Muratdere Bilecik II Ön dingili arabaya bağlayan ve sağa sola dönmesini sağlayan düzen İlyaslı Uşak Yukarıkaşıkara Yalvaç Senirkent Isparta Yenikent Aksaray Niğde III 1 At tırnağı kesilen araç Senirkent Isparta Güdül Ankara 2 Deri kesilen araç Güdül Ankara Aksaray Niğde 3 Teneke kesilen araç Yalvaç Isparta Aksaray Niğde Denge sanatının gösterişli bir numarası Sanatçı at üstünde amuda kalkmış durumda giderken dengesini bozmadan büyük bir makas gibi bacaklarını açıp kapar Eklem bacaklı hayvanlarda birinci yürüme bacağının ucunda bulunan savunma ve saldırmada kullanılan kıskaç biçimi bir yapı )

( SCISORS | SCISSORS | PINCERS, CHELA, CLAW )

( PINCE | CISEAUX | PINCE, CHELA )

( SCHERE | PINZETTE, SCHERE, ZANGE )


- MAKİNE DAİRESİ, PROJEKSİYON KAMARASI, PROJEKSİYON KABİNESİ, SİNEMA KABİNESİ | GÖSTERİM ODACIĞI ile/||/<> GÖSTERİM ODACIĞI

( Sinema Sinema salonunda görüntülüğün karşısındaki duvarın gerisinde yer alan salona gösterim penceresiyle açılan içinde göstericiler ve yardımcı donatım bulunan ufak oda sinema Sinema salonunda gerginin karşısındaki duvarın gerisinde yer alan içinde göstericilerin çalıştığı küçük oda )

( PROJECTION BOX (BOOTH), BOX, BOOTH | PROJECTION BOX | OBSERVATION PORT, INSPECTION WINDOW )

( CABINE (DE PROJECTION) | CABINE | FENÊTRE DE VISÉE (DE CONTRÔLE, D'OBSERVATION )

( VORFÜHRKABINE, KABINE, BILDWERFERKABINE, BILDWERFER RÄUM, FILMVORFÜH-RAUM | KABINENFENSTER )

( CABINA DI PROIEZIONE )

( ΘΆΛΑΜΟΣ ΠΡΟΒΟΛΉΣ / θάλαμος προβολής )


- MAKİNE DAİRESİ, PROJEKSİYON KAMARASI, PROJEKSİYON KABİNESİ, SİNEMA KABİNESİ | GÖSTERİM ODACIĞI ile/||/<> GÖZETLEME DELİĞİ

( Sinema Sinema salonunda görüntülüğün karşısındaki duvarın gerisinde yer alan, salona gösterim penceresiyle açılan, içinde göstericiler ve yardımcı donatım bulunan ufak oda. @@ sinema: Sinema salonunda gerginin karşısındaki duvarın gerisinde yer alan, içinde göstericilerin çalıştığı küçük oda. )

( PROJECTION BOX (BOOTH), BOX, BOOTH | PROJECTION BOX | OBSERVATION PORT, INSPECTION WINDOW~OBSERVATION PORT (HOLE), INSPECTION WINDOW | SPYING HOLE )

( CABINE (DE PROJECTION) | CABINE | FENÊTRE DE VISÉE (DE CONTRÔLE, D'OBSERVATION~FENÊTRE DE VISÉE (DE CONTRÔLE, D'OBSERVATION) )

( VORFÜHRKABINE, KABINE, BILDWERFERKABINE, BILDWERFER RÄUM, FILMVORFÜH-RAUM | KABINENFENSTER~KABINENFENSTER | GUCKLOCH )

( CABINA DI PROIEZIONE~SPIONCINO )

( ΘΆΛΑΜΟΣ ΠΡΟΒΟΛΉΣ / θάλαμος προβολής~ΜΑΤΆΚΙ / ματάκι )


- MAKİNE YAPMAK ile/ve/değil/||/<>/>/< MAKİNE YAPAN MAKİNA YAPMAK ile/ve/değil/||/<>/>/< "YAPAY ZEKÂ" ÜRÜNLERİ/ARAÇLARI GELİŞTİRMEK/OLUŞTURMAK


- MAKLÛB-İ MUAVVEC ile/ve/<> MAKLÛB-İ MÜCENNAH

( Bir sözcükteki harflerin, düzensizce yer değiştirmesiyle ortaya başka bir sözcüğün çıkması. İLE Söylenişleri aynı iki sözcükten birini, beytin başında, öbürünü sonunda getirme sanatı.
[Gül ruhun hecriyle lâl olmuş gönül ey gonca-fem
Gel bana ben ağlayayım bülbül gibi sen bak da gül.] )


- MAKSAT/MAKSAD[Ar.] ile/ve/değil/||/<> MURAT/MURAD[Ar.]


- MAKSAT ve/||/<>/> ANLAM


- MAKTA | KESİT ile/||/<> KESİT

( Bir katı öyutun bir düzlemle kesişimi Mimarlık Bir yapının enine ya da boyuna dikey olarak kesildiği düşünülerek yapının yan duvarını döşeme kalınlıklarını odaların yüksekliklerini ve benzeri ölçüleri vermek için yapılan çizim Kesitler enine olursa enine kesit boyuna olursa boyuna kesit denir Büyük ölçekli haritalarda eşyükselti eğrilerinden yararlanarak istenilen iki nokta arasında yeryüzü biçimlerini ve içyapısını gösteren yandan görünüş metalbilim 1 Metal bir parçada sıcak ya da soğuk işlem sonucu oluşan mekanik biçim değiştirme doğrultusuna dik olan yön 2 bayındırlık Bir yapı tasarında katların derinlik ve yüksekliklerini belirtecek biçimde çıkarılan enine ya da boyuna yanay Yunan ve Lâtin tartısında durak ki dizenin ortasına doğru belli bir adımın içinde bir kelimenin bitmesiyle meydana gelen kesintiden ibarettir Bu kesinti uzun ya da vurgulu bir heceden sonra olursa ERİL Masculine kısa ya da vurgusuzdan sonra olursa DİŞİL Féminine üçüncü beşinci ve yedinci yarım adımdan sonra geldiğine göre ÜÇÜNCÜ YARIM ADIM KESİTİ Césure trihémimère BEŞİNCİ YARIM ADIM KESİTİ Césure penthémimère ve YEDİNCİ YARIM ADIM KESİTİ Césure hepthémimère adını alır matematik Mikroskopta incelemek üzere hazırlanmış ince doku tabakaları )

( SECTION, EUT, INTERSECTION | SECTION | ALTIMETRIC PROFILE | PROFILE )

( SECTION, INTERSECTION | COUPE | PROFIL ALTIMÉTRIQUE | SECTION | CÉSURE | PROFIL )

( SCHNITT, DURCHSCHNITT | DURCHSCHNITT, RISS | HÖHENPROFIL | PROFIL | SCHNITT )

( SECTIO )


- MAKTA'[Ar. < KIYÂS] ile MAKTAA[Ar.]

( Kesilen yer, bir şeyin kesildiği yer, eski kamış kalemlerin, yontulduktan sonra üzerine yatırılıp uclarının kesildiği, sert ağaçtan ya da kemikten yapılan alet. | [mat.] Kesit. | Bir gazel ya da kasîdenin son beyti. İLE Üzerinde kamış kalemin ucu kesilerek düzeltilen kemik, şimşir ya da madenden yapılmış alet. )


- MAKUL ve/||/<>/> MAKBUL

( Akılcı, akla uygun. VE/||/<>/> Kabul edilir/edilebilir. )


- MAKYAJ ile/ve/değil/yerine/||/<>/< GÜLÜMSE/MEK

( Kişinin en güzel/iyi/büyüleyici/olmazsa olmaz/değerli/etkili/sınırsız/sürekli makyajı, gülümsemesidir. )


- MAKYAJ[Fr.] değil/yerine SÜSLEM / YÜZ BOYAMA


- MAKYAJLAR/I/MIZ/I" (TEMİZLEYELİM) değil MAKYAJ/I/MIZ/I (TEMİZLEYELİM)


- MAKYÖR/MAQUİLLEUR[Fr. < MAQUILLEUR] ile/||/<> MAKYÖZ/MAQUİLLEUSE[Fr. < MAQUILLEUSE]

( İyi görüntü sağlamak belli bir tip yaratmak ya da yalnızca bazı düzeltmeler yapmak için oyuncunun yüzünde ve vücudunda yapılan boyama ve değişim yapan erkek )


- MAL SÜRÜMÜ | SÜRÜM ile/||/<> SÜRÜM

( Sinema Bir filmin oynatılmak üzere piyasaya çıkarılması Sataktaki istem ve eğilime uygun bir düzeyde malın değişim ve akışımını sağlama )

( RELEASE, LAUNCHING | SAME, MORKET | VERSION )

( SORTIE (D'UN FILM), LANCEMENT (D'UN FILM) | VENTE, ÉCOULEMENT )

( EINSATZ )


- MALUMAT | VERİ ile/||/<> VERİ ile/||/<> BİLGİ

( Olgu kavram ya da komutların iletişim yorum ve işlem için elverişli biçimsel ve uzlaşımsal bir gösterimi Elverişlilik kişiler ya da özdevimli makinelerle iletişim yorum ya da işleme uygunluk biçiminde düşünülür bilgi 1 Sonuç çıkarmak çıkarsama yapmak ya da bir incelemeyi sürdürmek için gerekli olaylara ilişkilere ve sayısal ham bilgilere verilen ad 2 Bir araştırmada sorunun çözümünü sağlamak amacıyla derlenen bilgiler Deneyler ya da gözlemler sonunda elde edilen nicel ya da nitel değerler 1 Çözüme ulaşmak için işlenebilir duruma getirilmiş bilgi 2 Bilgisayar için işlenebilir duruma getirilmiş sayısal ya da sayısal olmayan bilgi Nesne olay ve süreçlerin bilimsel araştırılmasında nicel sonuçlara yasalara ulaşabilmek için sağlanması gereken ön bilgi ve ölçüm Bir gözlem yordamı ya da ölçme aracıyla elde edilmiş ve çeşitli düzeylerde işlenerek çözümlenmiş bilgi gereci bilişim Olgu kavram ya da komutların iletişim yorum ve işlem için elverişli biçimsel ve uzlaşımsal gösterimi Deneysel ölçme sonucu bulunan nicelik ya da sayı Deneysel ölçümler ya da sayımlar sonucu elde edilen sayılar kümesi Bilimsel sonuçlara varabilmek için gerekli olan deneyler ya da gözlemlerden elde edilen nicel ya da nitel değerler TV 1 Bir dizgenin kendi durumunu bir im aracılığıyla başka bir dizgeye bildirmesinin nitel etkeni 2 Renkli televizyonda parlaklık ve renkliliği belirleyen radyoelektrik imlerin nitel etkeni Bilgi işlemde kullanılan uzlaşımsal kurallardan yararlanarak kişinin veriye yönelttiği anlam veri Halkın doğal ve toplumsal çevresiyle ilgili geleneksel kültürel edintisi halk çevre gelenek görenek 1 Öğrenme araştırma ya da gözlem yolu ile edinilen gerçekler 2 Davranış ruhbilimi Bir uyaran durumunun ipucu ya da açar görevini yapan yönü 3 Bilgi kuramı Tümü ya da bir parçası sınıflandırmaya elverişli olan nesneler topluluğunun niceliği ile ilgili yönü 1 İnsan usunun kapsayabileceği olgu gerçek ve ilkelerin tümüne verilen ad 2 İnsan anlığının çalışması sonucu ortaya çıkan düşünsel ürün 3Genel olarak ve ilksezi biçiminde zihnin kavradığı temel düşünceler 4 Bir yargılamada bulunabilmek için bilinmesi gereken öğelerin her birine verilen ad 5 Bir şeyi bilme hali Bilme öğrenme süreci ve işleminin konusu ya da nesne ve olaylara yüklemler vererek varılan yargı 1 bilişim Öğeleri genellikle özdevimsel yollardan işlenmeye elverişli olan yazılı bölge 2 güdümbilim Bir dizgenin durumunu buna bağlı olarak bu dizgenin başka bir dizgeye ilettiği durumu anlatan nitel etken I Genellikle 1 Bilme edimi 2Bilinen şey bilme edimi sonunda ulaşılan şey II Felsefede Bir şeyin bir şey olarak kavranması Burada tasarımlamadan ayrı olarak bilme eğilimi vardır Bilgi çeşitli biçimlerde ortaya çıkabilir 1 İnsandaki ruhsal bir olay olarak 2 Kavrama edimi asalt bilinç edimi yönelme eğilim intention olarak 3 Özne bilen ve nesne bilinen arasındaki ilişki olarak bilgi bağlantısı 4 Nesnenin öznedeki imgesi tasarımı izdüşümü olarak bilgi oluşumu 5 Tasarım imgesinin nesneyle uyuşması olarak 6 Bilgimizin ve bilgi imgemizin nesnenin tüm içeriğine yaklaşma eğilimi olarak bilgi süreci bilgi ilerlemesi 7 Bilginin başkasına ulaştırılabilir aktarılabilir sonucu olarak bilgi ürünü bilgi sonucu Doğanın nesne ve olayları üzerinde kuramsal ya da görgül yoldan öğrenilen şey 1 knowledge Bireylerin öğrenme araştırma ya da gözlem yolu ile çaba sarfederek elde ettiği olgular 2 information Bireylerin herhangi bir çaba sarfetmeksizin ulaştığı dışardan verilen olgular bilgi bilgi 2 )

( DATA | DATUM )

( DONNÉE | DONNÉ | DONNÉES )

( DATEN | GEGEBEN, GEGEBENE TATSACHEN | DATUM | DATE | ANGABEN )

( DATUS )


- MA'NÂ[Ar. çoğ. MAÂNÎ] ile MÂNÂ[Ar.]

( Anlam. | İç, iç yüz. | Düş/rüya. | Akla yakın neden. İLE Eş, benzer. )


- MANÇU ile ÜCRET
[<
Divân-ü Lugât-it-Türk]

( Bir zanaatkâra verilen ücret.[Başka bir ücreti anlatmak için kullanılmaz.] İLE ... )


- MANDALALAR ile ...

( Kendi vasıtasıyla meditasyon yapılan resimler. )


- MANET ile VAN GOGH


- MANEVİYÂT:
KABALIKTAN > ZARÂFET'E


- MANEVRA[Fr.] ile/değil/yerine/= DÖNÜŞ/HAREKET

( Bir aygıtın işleyişini düzenleme, yönetme eylemi ya da biçimi. | Geminin bir yere yanaşmak ya da bir yerden çıkmak için yaptığı hareket. | Lokomotifin, katar katmak ya da katar dağıtmak için ileri geri giderek hattan hasa geçmesi. | Hareket, gidiş-geliş. | Asker birliklerini, savaşa hazırlamak amacıyla, arazi üzerinde yapılan geniş ölçüde savaş denemesi, tatbikat. | İstenilen amaca ulaşmak için tutulması gereken yol. )


- MANGA[JAPONCA] ile/değil/yerine/=/||/<> MANGA

( Japonlara özgü çizgi roman )


- MÂNİ'[Ar. < MEN | çoğ. MENEA] ile MA'NÎ/MÂNÂ[Fars.] ile Mânî[Fars.] ile MANİ[Ar.]

( Geri bırakan, alıkoyan, engel olan, men eden. | Engel, özür. İLE Eş, benzer. İLE Ünlü Çin'li nakkaşın adı. Behram Şâpûr zamanında İran'a gelip Zerdüşt ve Îsâ dinlerinin karışımı olan bâtıl mezhebini yaymaya başlamış olmasından dolayı idam edilmiştir. [Erteng/Erjeng adlı yapıtı ünlüdür.] )


- MÂNİ[Ar.]/ENGEL[Fars. :Parazit.] ile/değil/yerine/= ENGEL


- MÂNİ/MÂNİA[Ar.] ile MÂNİ[Ar.] ile MANİ[Fr. < Yun. MANİA]

( Engel. İLE 1.,2. ve 4. mısraları uyaklı(kâfiyeli) halk şiiri. İLE Tutku, düşkünlük, saplantı, taşkınlık. )


- MANİPURİF ile ...

( Hindistan'a özgü bir dans. )


- MANİVEL, MANİVELA, MANİVELA KOLU, ÇEVİRME KOLU | KOL ile/||/<> KOL

( Sinema Eski alıcı ve göstericilerde aygıtı çalıştırmak için elle döndürülen alıcı ya da göstericinin düzeneğini devindiren sap Ort O Raks temsil taklit ve her türlü oyun oynanan topluluk Devlet buyruklarının ulaştırılmasında izlenmek üzere belirtilmiş kentler üzerinden geçen yollar Anadolunun orta kolu Rumelinin sağ kolu Vücudun omuz başından parmakların ucuna dek uzanan üyesi fışkın sürgün İnsan etrafının ön parçası omuzla bilekler arasında kalan parça coğrafya biyoloji tarım botanik İnsan ve bazı hayvanlarda omuzla bilekler arasında kalan kısmı )

( CRANK | ARM | LEVER | CARRYING HANDLE, HANDLE, HAND-HOLD )

( MANIVELLE | BRAS | AFFLUENT | STOLON, STOLONE | POIGNÉE )

( KURBEL, HANDKURBEL | ARM | KAMERA' HANDGRIFF )

( MANOVELLA )

( ΜΑΝΙΒΈΛΑ / μανιβέλα )


- MANİVEL, MANİVELA, MANİVELA KOLU, ÇEVİRME KOLU | KOL ile/||/<> SAP

( Sinema Eski alıcı ve göstericilerde, aygıtı çalıştırmak için elle döndürülen, alıcı ya da göstericinin düzeneğini devindiren sap. @@ (Ort. O.):Raks, temsil, taklit ve her türlü oyun oynanan topluluk. @@ Devlet buyruklarının ulaştırılmasında izlenmek üzere belirtilmiş kentler üzerinden geçen yollar: Anadolu'nun orta kolu, Rumelinin sağ kolu. @@ Vücudun, omuz başından parmakların ucuna dek uzanan üyesi. @@ bk. fışkın, sürgün. @@ İnsan etrafının ön parçası; omuzla bilekler arasında kalan parça. @@ (coğrafya) @@ (biyoloji, tarım) @@ (botanik) @@ İnsan ve bazı hayvanlarda omuzla bilekler arasında kalan kısmı. @@ )

( CRANK | ARM | LEVER | CARRYING HANDLE, HANDLE, HAND-HOLD~CARRYING HANDLE, HANDLE, HAND-HOLD | HANDLE | CHOPPED STRAW )

( MANIVELLE | BRAS | AFFLUENT | STOLON, STOLONE | POIGNÉE~POIGNÉE | PÉDONCULE | TIGE )

( KURBEL, HANDKURBEL | ARM | KAMERA' HANDGRIFF~KAMERA' HANDGRIFF )

( MANOVELLA~MANICO )

( ΜΑΝΙΒΈΛΑ / μανιβέλα~ΛΑΒΉ / λαβή )


- MANSİYON ile/||/<> MANSİYON[Fr. < MENTION]

( Orta oyunlarında yan yana kurulan en çok da Roman memleketlerinde önü açık kulübeler evler simültane sahne Büyük ev anlamında Orta dinsel oyunlarının bir türünde sahne üzerine yan yana kurulan ve değişik yerleri cennet cehennem kilise vb simgele yen eve benzeyen dekorların tümü eşzamanlı dekor anlayışı böylece ilk kez ortaçağda ortaya çıkmıştır )

( MANSION )

( MANSION | MENTION )

( MANSION )


- MANTAR(/LAMAK)" ile/değil/yerine/>< KANTAR/TERAZİ (ÖLÇÜ/T)


- ... MANTIĞI ile/ve/değil/||/<>/< KABULÜ


- MANTIK ile/ve/değil/||/<> BAĞLAM


- MANTIK ile/ve/||/<>/>/< CEDEL


- MANTIK ile/ve/değil/||/<>/< DÜŞÜNCE BİÇİMİ


- MANTIK ile/ve ESTETİK

( İdrakin/düşüncenin kurallarını inceler. İLE/VE Vicdanın/duygunun kurallarını inceler. )

( ... İLE/VE Duyarlılık Bilimi[Cognitio Sensitiva] | Güzel üzerine düşünme sanatı ve felsefesi. | İlm-i his/tahassüs. )


- MANTIK ile/ve/<>/< HAYAL GÜCÜ

( A[/B/C/...Y/Z] noktasından, B[C/D.../Y/Z] noktalarına [belki/bazen/biraz] götürür. İLE/VE/<>/< Her yere götürür. )

( Çeperdeki 360 dereceden, birine/birkaçına götürür. İLE/VE/< 360 dereceyle, eşit aralıkta bulunan merkez(in)e götürür. )


- MANTIK ile/ve/||/<>/> METAFİZİK


- MANTIK ile/ve/||/<> ORGANON


- MANTIK ile/ve/||/<>/> "YANILSAMA MANTIĞI"


- MANTIKLI ile/ve/değil/yerine/||/<> YERİNDE/İSABETLİ


- MANYETİZASYON | MIKNATISLANMA ile/||/<> MIKNATISLANMA

( Sinema TV Mıknatıslılık özelliği kazanma mıknatıslı alan oluşturma niteliği edinme Bir özdeğin mıknatıslık özelliği edinmesi lama fizik )

( MAGNETIZATION )

( AIMANTATION | MAGNÉTISATION, AIMANTATION )

( MAGNETISIERUNG )


- MANZARA[Ar. < MANẒARA] ile/değil/yerine/=/||/<> GÖRÜNÜŞ | TABLO | DURUM

( Bakış görüş alanına giren dikkati çeken her yer görüntü dekor görünüş Konusu bir doğa ya da şehir parçası olan resim gravür ya da desen tablo tablo durum )


- MANZUME[Ar. < MANẒŪME] ile/değil/yerine/=/||/<> ŞİİR | DİZGE

( şiir dizge )


- MAQUILLAGE/MAQUILLEUR(-EUSE)[Fr. < MAQUILLAGE] ile/değil/yerine/= MAKEUP MAN, (ABD) MAKE-UP ARTIST[İng.] ile/değil/yerine/= MASKENBILDNER(-IN), MASKE (A.), SCHMINKER[Alm.] ile/değil/yerine/= MAKYAJ

( Sinema/TV. Resmegiderliği sağlamak, belli bir tipi yaratmak ya da yalnızca bazı düzeltmeler yapmak üzere oyuncunun yüzünde ve başka örgenlerinde yapılan boyama ve değiştirmeler. @@ Oyuncuların rollerine uygun bir anlamda yüzlerini boyamaları, (bk. yüz boyama.) )


- MAQUİLLEUR[Fr. < MAQUILLEUR] ile/değil/yerine/=/||/<> MAKYÖR

( İyi görüntü sağlamak belli bir tip yaratmak ya da yalnızca bazı düzeltmeler yapmak için oyuncunun yüzünde ve vücudunda yapılan boyama ve değişim yapan erkek )


- MAQUİLLEUSE[Fr. < MAQUILLEUSE] ile/değil/yerine/=/||/<> MAKYÖZ

( İyi görüntü sağlamak belli bir tip yaratmak ya da yalnızca bazı düzeltmeler yapmak için oyuncunun yüzünde ve vücudunda yapılan boyama ve değişim yapan kadın )


- MARAZ[Ar. çoğ. EMRÂZ] ile MA'RAZ/MA'RIZ[Ar. < ARZ | çoğ. MAÂRIZ]

( Hastalık. | [mecaz] Dert, belâ, dayanılması güç durum. İLE Bir şeyin göründüğü, çıktığı yer. | Bir şeyin bildirildiği yer. | Sergi, meşher. )

( ... vs. EXPOSITION )

( ... avec EXPOSITION )


- MARCEL CAMUS ile ALBERT CAMUS

( [21 Nisan] 1912 - [13 Ocak] 1982 ile 1913 - 1960 )


- MÂRİFET:
İÇTENLİK ile/ve/||/<> NEZÂKET ile/ve/||/<> ZARÂFET


- MÂRİFET ile/ve HÜNER


- MÂRİFET ile/ve/||/<>/>/< İLTİFAT

( Mârifet, iltifata tâbidir; müşterisiz meta, zâyidir. )


- MÂRİFET ile/ve/<>/> MAHÂRET

( Uygulanan, kullanılan bilgi. İLE/VE/<>/> Beceri. )


- MARİNERA ile ...

( Portekiz ve Şili'ye özgü bir dans. )


- MARKETRİ | KAKMA ile/||/<> KAKMA

( Ağaç ya da kaplamaya ince levha biçiminde renkli ağaç sedef fildişi metal vb gereçleri gömerek yapılan süsleme sanatı Süsleme Tahta taş ya da maden plakları oyup oyulan yerlere sedef altın gümüş fildişi ağaç ya da maden gibi gereç parçalarını yerleştirerek yapılan süsleme Daha çok döşeme eşyalarına uygulanan bir çeşit mozaik Testere Güdül Ankara )

( INLAYING )

( MARKETERIE | INCRUSTATION )

( LNTARSIE, EINLEGEARBEIT | EINLEGEARBEIT, INTARSIA )


- MARON[Fr. < MARRON] ile/değil/yerine/= KESTANE RENGİ


- MARTAVAL (OKUMAK) ile/ve/değil/yerine MASAL (ANLATMAK)


- MÂRUZAT[Ar.] ile İSTİRHAM[Ar.]


- MAS, İMTİSAS | MASS ETMEK | ABSORPSİYON | ABSORPSİYON, ABSORBE ETME | ABSORBSİYON | MASSETMEK | EMİLME ile/||/<> EMİLME ile/||/<> SOĞURMA

( soğurma 1 Herhangi bir boşlukta toplanan sıvı kan ya da irinin doku tarafından emilerek ortadan kalkması 2 Herhangi bir maddenin erime ya da çözülme sonucu ortadan kalkması bu nitelikle belirgin madde kaybı 3 Gıdaların bağırsaklardan kana ve lenf yoluna emilmesi 4 Embriyonik dönemde ölen yavrunun döl yatağı tarafından emilmesi rezorpsiyon Sinema TV 1 Işığın bazı özdeklerden geçerken ışığı oluşturan bazı renklerin bu özdekçe tutulması 2 Ses dalgası bir yüzeye çarptığında erkenin bir bölümünün bu yüzeyce tutulması Bir ortamın ışık erkesini belli nicelikte emmesi olayı Soğurma eylemi 1 Bir özdeğin bir ya da daha çok özdek erke kuvvet vb özümleyerek başka biçim ya da türlere dönüştürmesi 2 Bir ya da daha çok kuvvetin başka bir erke biçimine dönüşmesi fizik kimya 1 Bir sıvıyı İçine çakme emme 2 Bir özdek için Herhangi bir erkeyi içine alma bir gazı emerek içinde eritme Süngerimsi bir özdeğin kimi özdecikleri tutması olayı emilme astronomi coğrafya fizik kimya biyoloji botanik biyoloji fizik kimya 1 Açık ekonomi makro modellerde planlanan yurtiçi harcamalar ile net dışsatımın toplamı 2 Toplam harcamaların toplam gelirden büyük olması durumunda verilen dış ticaret açığı massetme yaklaşımı Bir açınığın düşmesi ya da samparasana denilen hale uğraması Bir gaz ya da sıvının bir katı özdekçe emilip tutulması olayı Bir madde ya da sıvıyı emmek içine çekmek içine almak yutmak absorbe Emilim soğurma )

( RESORPTION )


- MAS, İMTİSAS | SOĞURMA ile/||/<> SOĞURMA ile/||/<> SOĞURMAK

( Sinema TV 1 Işığın bazı özdeklerden geçerken ışığı oluşturan bazı renklerin bu özdekçe tutulması 2 Ses dalgası bir yüzeye çarptığında erkenin bir bölümünün bu yüzeyce tutulması Bir ortamın ışık erkesini belli nicelikte emmesi olayı Soğurma eylemi 1 Bir özdeğin bir ya da daha çok özdek erke kuvvet vb özümleyerek başka biçim ya da türlere dönüştürmesi 2 Bir ya da daha çok kuvvetin başka bir erke biçimine dönüşmesi fizik kimya 1 Bir sıvıyı İçine çakme emme 2 Bir özdek için Herhangi bir erkeyi içine alma bir gazı emerek içinde eritme Süngerimsi bir özdeğin kimi özdecikleri tutması olayı emilme astronomi coğrafya fizik kimya biyoloji botanik biyoloji fizik kimya 1 Açık ekonomi makro modellerde planlanan yurtiçi harcamalar ile net dışsatımın toplamı 2 Toplam harcamaların toplam gelirden büyük olması durumunda verilen dış ticaret açığı massetme yaklaşımı Bir açınığın düşmesi ya da samparasana denilen hale uğraması Bir gaz ya da sıvının bir katı özdekçe emilip tutulması olayı Bir madde ya da sıvıyı emmek içine çekmek içine almak yutmak absorbe Emilim soğurma )

( 1. LIGHT ABSORPTION, 2. SOUND ABSORPTION | ABSORPTION | ABSORB | 1. LIGHT ABSORBER, 2. SOUND ABSORBER )

( 1. ABSORPTION (DE LUMIÈRE), 2. ABSORPTION (DU SON) | ABSORPTION | ABSORBER | 1. ABSORBANT, 2. ABSORBANT (DU SON )

( 1. LICHTABSORPTION, 2. SCHALLABSORPTION | ABSORPTION | ABSORBIEREN | 1. LICHTABSORBER, 2. SCHALLABSORBER )

( ASSORBIMENTO )

( ΑΠΟΡΡΌΦΗΣΗ / απορρόφηση )


- MAS, İMTİSAS | SOĞURMA ile/||/<> SOĞURUCU

( Sinema/TV. 1. Işığın bazı özdeklerden geçerken, ışığı oluşturan bazı renklerin bu özdekçe tutulması. 2. Ses dalgası bir yüzeye çarptığında, erkenin bir bölümünün bu yüzeyce tutulması. @@ Bir ortamın ışık erkesini belli nicelikte emmesi olayı. @@ Soğurma eylemi. @@ 1. Bir özdeğin, bir ya da daha çok özdek, erke, kuvvet vb. özümleyerek başka biçim ya da türlere dönüştürmesi. 2. Bir ya da daha çok kuvvetin başka bir erke biçimine dönüşmesi. @@ fizik, kimya: 1. (Bir sıvıyı) İçine çakme, emme. 2. (Bir özdek için) Herhangi bir erkeyi içine alma, bir gazı emerek içinde eritme. @@ Süngerimsi bir özdeğin kimi özdecikleri tutması olayı. @@ (emilme) (astronomi, coğrafya, fizik, kimya, biyoloji, botanik) @@ (biyoloji, fizik, kimya) @@ @@ 1. Açık ekonomi makro modellerde planlanan yurtiçi harcamalar ile net dışsatımın toplamı. 2. Toplam harcamaların toplam gelirden büyük olması durumunda verilen dış ticaret açığı. krş. massetme yaklaşımı @@ Bir açınığın düşmesi ya da 'samparasana' denilen hale uğraması. @@ Bir gaz ya da sıvının, bir katı özdekçe emilip tutulması olayı. @@ Bir madde ya da sıvıyı emmek, içine çekmek, içine almak, yutmak, absorbe. @@ Emilim.@@bk. soğurma )

( 1. LIGHT ABSORPTION, 2. SOUND ABSORPTION | ABSORPTION | ABSORB | 1. LIGHT ABSORBER, 2. SOUND ABSORBER~1. LIGHT ABSORBER, 2. SOUND ABSORBER | ABSORBER | ABSORBENT )

( 1. ABSORPTION (DE LUMIÈRE), 2. ABSORPTION (DU SON) | ABSORPTION | ABSORBER | 1. ABSORBANT, 2. ABSORBANT (DU SON~1. ABSORBANT (DE LUMIÈRE), 2. ABSORBANT (DU SON) | ABSORBANT | ABSORBEUR )

( 1. LICHTABSORPTION, 2. SCHALLABSORPTION | ABSORPTION | ABSORBIEREN | 1. LICHTABSORBER, 2. SCHALLABSORBER~1. LICHTABSORBER, 2. SCHALLABSORBER | ABSORBER )

( ASSORBIMENTO~ASSORBITORE )

( ΑΠΟΡΡΌΦΗΣΗ / απορρόφηση~ΑΠΟΡΡΟΦΗΤΉΣ / απορροφητής )


- MAŞA ile/||/<> MAŞA[Fars. < MÂŞE]

( Perdeyi tutan mandal Çifteker çatısının ön ve arkasında çatal biçiminde tekerlerin takıldığı parça I Deri tutturmağa yarayan kıstırgaç Yalvaç Isparta II Saat çarklarının hızını ayarlatan çatal kol Bursa III Tezgahlarda alt okla üst oku gergin tutmağa yarayan düzenin alt çengeline takılan araç Tokmacık Yalvaç Isparta Isıtılmış kapları emniyetle tutmaya yarayan metal ya da tahtadan yapılmış malzeme Az maşa ocaktan köz ya da kızgın bir şey almak için kullanılan metal araç māşa Az maşa ocaktan köz ya da kızgın bir şey almak için kullanılan metal araç māşa )

( CLIP | NIPPERS )

( PINCE | FOURCHE )

( KLAMMER )

( MĀŞA )

( MAŞA[Az.] )


- MASALLAR:
ÇOCUKLARA ile/ve/||/<> YETİŞKİNLERE

( Uyutmak için. İLE/VE/||/<> Uyandırmak için. )


- MAŞERÎ[Ar.] ile/değil/yerine/= ORTAK US/AKIL

( Topluluğun olan, ortaklaşa. )

( Hiçkimse, birlikte olduğumuz kadar akıllı değildir/olamaz. )


- MASKARA[İt. < MASCHERA] ile/değil/yerine/=/||/<> RİMEL | KARNAVAL MASKESİ

( karnaval maskarası rimel karnaval maskesi Karnaval maskesi takmış kimse )


- MASKARA[Ar. < MASHARA | İT. < MASCHERA] ile/||/<> SOYTARI

( (Kuk.) Soytarı tipi. @@ Türk kukla oyununda soytarı tipi. )

( CLOWN~CLOWN )

( CLOWN~CLOWN )

( ...~SCURRA )

( POSSENREISSER, CLOWN~POSSENREISSER, CLOWN )

( MASCHERA~BUFFONE )

( ΠΑΛΙΆΤΣΟΣ / παλιάτσος~ΓΕΛΩΤΟΠΟΙΌΣ / γελωτοποιός )


- MASKARA ile/||/<> MASKARA[Ar. < MASHARA | İT. < MASCHERA]

( Kuk Soytarı tipi Türk kukla oyununda soytarı tipi )

( CLOWN )

( CLOWN )

( POSSENREISSER, CLOWN )

( MASCHERA )

( ΠΑΛΙΆΤΣΟΣ / παλιάτσος )


- MASKE, MASKELEME TABAKASI, DELİKLİ MASKE | ELEK ile/||/<> ELEK

( TV Elektron demetlerinin rengine göre görüntülükteki üçlü noktalardan gerekenlerin uyarılması sonucu katmalı renk işleminin gerçekleştirilmesi için renkli almaçlarda görüntülüğün iç çeperinin önünde yer alan üzerinde yaklaşık 400 000 delik bulunan çelik örtü tarım )

( SHADOW MASK | SIEVE )

( RNASQUE PERFORÉ (EN TÔLE D'ACIER PERFORÉ) | TAMIS | CRIBLE, TAMIS )

( LOCHMASKE, METALLOCHMASKE | SIEB )


- MASKE | SİLİNME ile/||/<> SİLİNME

( Sinema TV İkinci çekimin görüntüsünün çerçevenin herhangi bir yerinden belirerek ilk çekimin görüntüsünü herhangi bir biçimde düz eğri kırık eğik çizgiler vb silmesi ve yerini almasına dayanan noktalama çeşidi Kelime sonunda bulunan bir açınığın alt yanındaki kelime başında bir açını k zaman düşmesi Ne eylesin yerine Kahve altı yerine Kahvaltı gibi )

( WIPE, PUSH-OVER WIPE )

( VOLET (À RIDEAU), FONDU EFFACÉ, "WIPE" | ELISION )

( WISCHBLENDE, SCHIEBEBLENDE )


- MASKELEMEK | ÖRTME ile/||/<> ÖRTMEK ile/||/<> ÖRTME

( Sinema Ek örtüsü koyma Başka bir damgalar örüntüsündeki kesimleri alıkoymak ya da atmak üzere bir damgalar örüntüsünü kullanmak Eli ayağı yüzü deriyi süt yağ un vb yiyecekleri doğaüstü zararlı güçlerin etkisinden korumak amacıyla örtme saklama Eksicik bulutlarının çekin artı yükünü dışardan daha azmış gibi göstermesi olayı I Peştemal Kümbet İnönü Eskişehir II Başörtüsü Kandilli Bozüyük Bilecik III Mutfak Çaykara Trabzon IV Kimi evlerin önlerindeki avlu Yenikent Aksaray Niğde I Metal yüzeyleri yenime karşı korumak ya da süslemek ereğiyle kimyasal bir işlemle metal alaşım bileşik ya da örgensel özdekle örtme işlemi II Ortamın havadan yükseltgenmesini önlemek amacıyla ısıl işlem yunaklarının sıvı yüzeyine uygun bir özdek serpme ya da akıtma )

( BLOOPING, DEBLOOPING | MASK | COVERING | SCREENING | COATING )

( ZAPONNAGE | MASQUER | COUVRIR | BINDAGE )

( KLEBESTELLUNG | BEDECKEN | ABSCHIRMUNG )


- MASLAHAT ve/||/<>/> SANAT


- MASQUÉ[Fr. < MASQUÉ] ile/||/<> MASKE ile/||/<> MASKE[Fr. < MASQUÉ]

( Yüze takılan kimi zaman da tüm gövdeyi kaplayan ataları tanrıları doğaüstü yaratıkları ölüleri hayvanları canlandıran ağaçtan otlardan kumaşlardan vb yapılan şaşırtıcı ve etkileyici yüz kalıbı Kişinin oynadığı rol ya da hem kendisine hem de çevresine karşı takındığı maske Heykel Yüze takılan ve insanın yüzünün biçiminden abartma ile ayrılan yalnız göz yerleri açık şaşırtıcı etkili yüzkalıbı a yüzkalıbı yapay yüz )

( MASK | PERSONA )

( MASQUE | MASQUÉ )

( MASKE | MASKE, FRATZENGESICHT )


- MASRAF, PRODÜKSİYON MASRAFI, MALİYET | GİDER ile/||/<> GİDER

( Sinema 1 Bir filmin gerçekleştirilmesi için harcanan paranın tümü TV 2 Biz izlencenin gerçekleştirilmesi için harcanan paranın tümü 1 Satın alınan bir mal karşılığı ödenen para 2 Bir değer elde etmek için malı devretmek 3 Gelecekte sağlanacak değerler karşılığı yapılan harcamalar Bir iktisadi karar biriminin mal ve hizmet üretmek ya da tüketmek için harcadığı paranın tümü )

( 1. FILM COST (BUDGET), COSTS, PRODUCTION COSTS, 2. PRODUCTION COSTS | EXPENDITURE | EXPENSE )

( 1. COÛT D'UN FILM (DE LA PRODUCTION), PRIX DE REVIENT DE FILM, DEVIS, FRAIS, 2. COÛT DE LA PRODUCTION | DÉPENSE )

( 1. FILMKOSTEN, HERSTELLUNGKOSTEN, PRODUKTIONSKOSTEN, AUFWENDUNGEN, 2. KOSTEN, PRODUKTIONSKOSTEN )


- MÂT/DIRECTION[Fr. < DIRECT] ile/değil/yerine/= MALUS[Lat.] ile/değil/yerine/= DIREK

( TV. Verici dalgalığın elden geldiğince geniş bir alana yayında bulunmasını sağlamak amacıyla yüksek bir tepeye dikilen, genellikle 300 m'den uzun olan çelik direk. @@ Çadır kurmakta kullanılan iki buçuk metre uzunluğu 8 cm. genişliği olan yontulmuş düz ağaç. (Saçıkara *İslahiye -Gaziantep) @@ )


- MATAH ile/değil/yerine YETKİN


- MATEMATİK/BİLİM EŞİKLERİ

( )

( "Dünyayı Değiştiren Kadın Matematikçiler"i görmek ve okumak için burayı tıklayınız... )


- MATEMATİK YÜCE ile/ve/||/<> DAĞ YÜCE

( Dağ. İLE/VE/||/<> Kasırga. )


- MATEMATİK/SEL/LİK:
DEĞERLİ ile/ve/fakat/||/<>/> YETERLİ DEĞİL


- MATİNE[Fr. < MATINÉE] ile/değil/yerine/=/||/<> GÜNDÜZ GÖSTERİMİ (AİLE MATİNESİ, HALK MATİNESİ, KADINLAR MATİNESİ)


- MATRUŞKA[Rusça] ile/ve/||/<> SOĞAN

( Tahtadan yapılmış iç içe bebeklerden oluşan süs eşyası. İLE/VE/||/<> ... )


- MATÛF[Ar. < ATF] ile/değil/yerine/= YÖNELTİLMİŞ

( Bir yöne eğilmiş. | Yöneltilmiş. )


- MÂVERÂ[Ar.] ile/değil/yerine/= ÖTE

( Ard, geri, bir şeyin ötesinde, arkasında bulunan. | Türk müziğinin eski bir mürekkep makamı.[Biri, devr-i kebir, öteki, fahte usûlünde, iki tane müellifi belirli olmayan peşrev ile bir tane, yine müellifi bilinmeyen saz semaisi, bu makama örnektir.] )


- MÂVERÂÜNNEHR:
SEYHUN/SİRİDERYA ile/ve/||/<> CEYHUN/AMUDERYA


- MAYALANDIRMA(") ile/ve/<> (")ÇOĞALTMA(")


- MAYMUN İŞTAHLI/LIK ile/değil/yerine ÇOK YÖNLÜ/LÜK


- MAZGAL ile/||/<> MAZGAL[Yun.]

( Mimarlık 1 Kale duvarlarında iç yanı geniş dış yanı dar delik 2 Kale duvarları üstünde dişli gibi duran duvar parçaları arasındaki her boşluk I 1 Av kulübelerinde gözetletme ve ateş etme deliği Aşağıyabanlı Ağın Elâzığ 2 Minarelerde merdivenlere ışık gelmesini sağlayan delikler Karaağaç Bozüyük Bilecik II Ahırda pislik toplanan kısım Kars mazġal zġl kökünden Farsçaya da geçmiştir )

( MAZĠAL )

( BATTLEMENT )

( CRÉNEAU )

( SCHIESSSCHARTE, SCHIESSSCHLITZ )


- MAZMÛN[Ar. < ZIMN] ile MAZNÛN[Ar. ZANN]

( Derinlerdeki anlam, kavram. | Ödenmesi gereken şey. | Nükteli, sanatlı, ince söz. İLE Bir suç dolayısıyla sorguya çekilen, sanık. )


- MEÂSİR[Ar. < ME'SERE] ile MEÂZİR[Ar. < Mİ'ZER]

( Güzel yapıtlar, izler/nişanlar. İLE Peştemallar. )


- MEBSÛS[Ar.] ile MEBSÛS[Ar.]

( Yayılmış, dağılmış, saçılmış, herkese yayılmış, herkesçe duyulmuş. İLE Gösterilmiş. | Açılmış mektup. )


- MECAZ ile İHAM

( ... İLE Kuruntuya düşürme. | İki anlamı olan bir sözcüğün, akla en az gelen anlamının amaçlanarak kullanılması sanatı. )


- MECÂZEN[Ar.] ile/ve/||/<> MEÂLEN[Ar.]


- MECÂZ/Î / METAFORİ/K ile/değil/yerine/= ÖZGEÇ/Lİ


- MECÂZ-I MÜREKKEB / İSTİÂRE-İ MÜREKKEBE[Ar.] ile MECÂZ-I MÜRSEL[Ar.]

( Benzetmenin temel öğelerinden olup yalnız biriyle arka arkaya birkaç benzerlik sıralayarak yapılan kullanım. İLE Bir sözcüğü, gerçek anlamından, mecâzî anlama geçirirken, aradaki ilgi ve ilişkinin benzeyişinden başka bir duruma dayandırılması. )


- MECCÂNEN ile MECCÂNÎ

( Ücretsiz, parasız, bedava. İLE Parasız, bedava. | Bedavacı. )


- MEÇHUL, MEÇHULE | BİLİNMEYEN >< BİLİNEN


- MECLİS | SAHNE ile/||/<> SAHNE ile/||/<> SKENE

( Bir tiyatro yapısında oyun için ayrılmış olan bölüm skene 1 Bir tiyatro metninde baş oyun kişisinin ya da önemli kişilerinin yönelişlerini başlatıp bitiren kesim 2 Bir tiyatro yapısında oyuncuların oynamaları için özel olarak yapılmış ve genellikle yükseltilmiş oylum ya da alan )

( STAGE | 1. SCENE, FRENCH SCENE, 2. STAGE )

( SCÉNE | SCÈNE )

( BÜHNE | 1. AUFTRITT, SZENE, 2. BÜHNE )

( SCAENA )

( SCENA )

( ΣΚΗΝΉ / σκηνή )


- MECLİS | SAHNE ile/||/<> ŞANO | SKENE

( Bir tiyatro yapısında oyun için ayrılmış olan bölüm. (bk. skene.) @@ 1. Bir tiyatro metninde baş oyun kişisinin ya da önemli kişilerinin yönelişlerini başlatıp bitiren kesim. 2. Bir tiyatro yapısında oyuncuların oynamaları için özel olarak yapılmış ve genellikle yükseltilmiş oylum ya da alan. )

( STAGE | 1. SCENE, FRENCH SCENE, 2. STAGE~STAGE )

( SCÉNE | SCÈNE~SCÈNE )

( SCAENA~SCAENA )

( BÜHNE | 1. AUFTRITT, SZENE, 2. BÜHNE~BÜHNE )

( SCENA~SCENA )

( ΣΚΗΝΉ / σκηνή~ΣΚΗΝΉ / σκηνή )


- MECMÂ'[Ar. çoğ. MECÂMÎ'] ile MECMAA/MECMÛA[Ar.]

( Toplanılacak yer. | Kavuşulan yer, nokta. İLE Toplanılıp biriktirilmiş, düzenlenmiş şeyler. | Seçilmiş yazılardan oluşturulmuş yazma kitap. | Dergi. )


- MECMÛ/A[Ar. < CEM] ile MECMÛA[Ar. çoğ. MECÂMÎ']

( Toplanmış, biraraya getirilmiş şey, tüm. | Bir yazı biçimi/tarzı. İLE Toplanılıp biriktirilmiş, düzenlenmiş şeyler. | Seçilmiş yazılardan oluşturulmuş yazma kitap. | Dergi. )


- MEDÂR-I İFTİHÂR ile/değil/yerine/= ÖVÜNME NEDENİ/ARACI, ÖVÜNÇLÜK, KIVANÇLIK


- MEDDAH İSMET (SOKAĞI) ile BEHÇET NECATİGİL (SOKAĞI)

( )


- MEDDAH[Ar. < MEDDÂḤ] ile/||/<> MUKALLİT | TAKLİTÇİ

( (Körm. O.):Gülünç öyküler anlatan ve taklitler yaparak bir olayı canlandıran sanatçı. Omuzunda bir mendil, elinde bir sopa vardır, (bk. taklitçi.) @@ 1. Türlü yansımalarla tatlı öyküler anlatan halk sanatçısı. 2. (h.y.) Bir tür halk seyir eğlencesi. Meddah adı verilen sanatçı yüksekçe bir yerde oturarak bir olay, bir öykü anlatır. Bu çoğu zaman gülünçlü de olur. Değişik kişilerin şivelerini, ayrı seslerle benzetleyerek konuşturur; olayı yürütür. Elinde mendil vardır. Kendisi bir ıskatiyedir. Anlatırken. Meddaha eskiden 'kıssahan' da denirdi. @@ Övücü anlamında. Başlangıçta Peygamberi ve ailesini övene meddah denilirdi. Sonradan dramatik bir biçimde öykü anlatanlara bu ad verildi. Meddahın sanatı iki yönde gelişir : Benzetme ve canlandırma. Çeşitli insanların, hayvanların, makinelerin vb.nin seslerine sesini benzeten meddah,, bir öyküyü anlatırken öyküdeki kişileri de oynayarak canlandırır. Omuzunda makremesi, elinde değneği vardır. Değneği üç kez yere vurarak öyküsüne başlayan meddah, bunları anlatım sırasında çeşitli nesneleri yansılamada kullanır. Makreme, aynı zamanda ses değiştirmelerine de yarar.@@(Körm. O.):Taklit yapıp seyirciyi güldüren kimse. Sonradan 'Meddah' adını almıştır. bk. meddah. )

( ...~IMITATOR )

( ...~IMITATEUR )

( ...~IMITATOR )

( ...~IMITATOR )

( ...~IMITATORE )

( ...~ΜΙΜΗΤΉΣ / μιμητής )


- MEDDAH ile/ve/< KISSAHAN


- MEDDAH[Ar.] ile MEDDAH[Ar.]

( Taklitler yaparak, hoş öyküler anlatarak halkı eğlendiren sanatçı. İLE Öven, aşırı övgüde bulunan kişi. )


- MEDDAH ile/||/<> MEDDAH[Ar. < MEDDÂH] | TAKLİTÇİ

( Körm O Gülünç öyküler anlatan ve taklitler yaparak bir olayı canlandıran sanatçı Omuzunda bir mendil elinde bir sopa vardır taklitçi 1 Türlü yansımalarla tatlı öyküler anlatan halk sanatçısı 2 h y Bir tür halk seyir eğlencesi Meddah adı verilen sanatçı yüksekçe bir yerde oturarak bir olay bir öykü anlatır Bu çoğu zaman gülünçlü de olur Değişik kişilerin şivelerini ayrı seslerle benzetleyerek konuşturur olayı yürütür Elinde mendil vardır Kendisi bir ıskatiyedir Anlatırken Meddaha eskiden kıssahan da denirdi Övücü anlamında Başlangıçta Peygamberi ve ailesini övene meddah denilirdi Sonradan dramatik bir biçimde öykü anlatanlara bu ad verildi Meddahın sanatı iki yönde gelişir Benzetme ve canlandırma Çeşitli insanların hayvanların makinelerin vb nin seslerine sesini benzeten meddah bir öyküyü anlatırken öyküdeki kişileri de oynayarak canlandırır Omuzunda makremesi elinde değneği vardır Değneği üç kez yere vurarak öyküsüne başlayan meddah bunları anlatım sırasında çeşitli nesneleri yansılamada kullanır Makreme aynı zamanda ses değiştirmelerine de yarar Körm O Taklit yapıp seyirciyi güldüren kimse Sonradan Meddah adını almıştır meddah )


- MEDİH[Ar. < MEDḤ] ile/değil/yerine/=/||/<> ÖVME


- MEDRESE ile/||/<> AÇIK MEDRESE ile/||/<> KUBBELİ MEDRESE ile/||/<> RASATHANE

( Yüksek düzeyde öğretim kurumu. Bu amaçla yaptırılmış mimarlık eserleri Anadolu önünde genellikle açık avlulu, Anadolu'da ise avlusunun üstü açık ve kapalı olmak üzere iki tipte gelişmiştir. Kaynağında IX - XI. yüzyıl Horasan bölgesi mimarisinin bulunması olasıdır. İLE/||/<> İç avlusunun üstü açık olan medreseler için kullanılan bir tanımlama biçimi. İLE/||/<> İç avlusunun üstü örtülü olan medreseler. İLE/||/<> Gözlemevi. Gökbilimi için kullanılan medrese türü. )


- MEDRÛK[Ar.] ile METRÛK[Ar. < TERK]

( Anlaşılmış, derk olunmuş. İLE Terk edilmiş, bırakılmış, kullanılmasından vazgeçilmiş. Battal. )


- MEFHÛM[Ar.] ile MEFHÛM[Ar. < FEHM | çoğ. MEFÂHÎM]

( Kömürleşmiş, kömür olmuş, fahim durumuna geçmiş. İLE Anlaşılmış, fehm olunmuş. | Sözden çıkarılan anlam, kavram. )


- MEFISTOFELES ile/ve/||/<> MARGARETTA

( image )


- MEFRÛZ[Ar. çoğ. MEFRÛZÂT] ile MEFRÛZ[Ar. < FARZ]

( Ayrılmış, bölünmüş, ifrâz olunmuş. İLE Farz kılınmış. | Varsayılan, farz olunan. )


- MEFTÛH[< FETH] ile/değil/yerine/= AÇILMIŞ, AÇIK, FETHEDİLMİŞ | ELE GEÇİRİLMİŞ


- MEFTÛM[Ar.] ile MEFTÛN[Ar. < FİTNE]

( Memeden, sütten kesilmiş çocuk. İLE Fitneye düşmüş. | Gönül vermiş, tutkun, vurgun. | Hayran olmuş, şaşmış. )


- MEĞER[Fars. < MEGER] ile MADEM[Ar. < MADAM]


- MEKÂN ile/ve HAREKET

( HAREKET: GEÇMİŞ-ŞİMDİ-GELECEK'İN BÜTÜNLÜĞÜ )

( TOPOS/KHORA İLE/VE ... )


- MEKÂN ile/||/<> YER

( Sinema TV Dışarıdaki çevirimlerin gerçekleştirildiği uzay Sinema Sinema salonundaki oturulacak yerlerden her biri bellek yeri Kutsal olarak nitelenen içinde ya da çevresinde dinsel büyüsel geleneksel törensel işlemler yapılan toplantılar düzenlenen alan düzlük dağ tepe orman vb her biri adak kurban Cimnastik alıştırmalarında vücudun değişik bölümlerine dayanak ve direnç sağlayan yüzey toprak coğrafya jeoloji coğrafya jeoloji Bir seyircinin tiyatro seyrederken oturduğu yer bölge yer Az yer yer yir cir yīr yer jer jer cer Alt Tel yer çer Hal yer çer sir Türkçe ynin Yakutçada sye dönüşmesi kuraldır śĕr Türkçe ynin Çuvaşçada śye çevrildiğini biliyoruz Eski çağlardan başlayarak kullanılır Eski Türkçede yer biçimi yaygın olarak geçer Orta Türkçede de yer olarak kullanılır Eski Kıpçakçada da yer biçimi göze çarpar Kökünü bilmiyoruz Kürtçede yer olarak kullanılır Sinora göre Poppe Arm 2 329335 Pusztaszer Macaristan adının ikinci bölümünde geçen szer biçimi Türkçe yerden kalma bir alıntıdır Clausonun bu birleştirmeyi olduğu gibi benimsediği göze çarpıyor zamīn earth grouna flour land soil a region country the pavement at the bottom of a pond or cistern the ground of a picture )

( LOCATION | SEAT | PLACE | FLOOR )

( HEU | PLACE | CASE, EMPLACEMENT | SOL | TERRE | PLACE DE THÉÂTRE )

( AUFNAHMEGELANDE, AUFNAHMEORT, DREHORT, SCHAUPLATZ, STANDORT, MOTIV, ORIGINALMOTIV | PLATZ, SITZPLATZ | PLATZ | BODEN )

( ZAMĪN )

( YIR[Tatk.]~CIR[Tatk.]~YĪR[Bşk.]~JER[Kklp.]~JER[Kzk.]~CER[Krg.]~ÇER[Şor.]~ÇER[Tuv.]~SIR[Yak.]~ŚĔR[Çuv.] )


- MEKÂN ve ZAMAN ve HAREKET

( PLACE and TIME and MOVEMENT )


- MEKANİK DİZGE ile/ve/<> ORGANİK DİZGE

( Bütün için. İLE/VE/||/<> Hem kendi, hem de düzen için. )

( MECHANICAL SYSTEM vs./and ORGANICAL SYSTEM )


- MEKANİZMA ile/ve/||/<> İLKE

( vs./and/||/<> PRINCIPLE )


- MEKANİZMA ile/ve/||/<> ORGANİZMA

( Değer üretmez. İLE/VE/||/<> Değer üretir. )

( İşlev. İLE/VE/||/<> Eylem. )


- MEKTEP | MEKTEP, MESLEK | EKOL | OKUL ile/||/<> OKUL

( Tiyatroda yeni bir görüş başka bir duyuş anlayış ve heyecan getiren ve bunları birtakım kurallara bağlayan çığır 1 Türlü bilgi beceri ve alışkanlıkların belli amaçlara göre düzenli bir biçimde öğretildiği ve kazandırıldığı eğitim kurumu 2 Öğrenci öğretmen ve yöneticilerden oluşan eğitim topluluğu 3 Bir bilim felsefe ve sanat kolunda belirli nitelik ve özellikleri bulunan akım biçim ve görüşe verilen ad Anlayışları görüşleri birbirine benzeyen bir öğretiye dayanan sanatçıların oluşturdukları akım yazın okulu Resim Heykel Mimarlık 1 Bir büyük sanatçının işliğinde yetişmiş ya da yapıtlarından etkilenerek onun üslûp çemberine girmiş sanatçı ailesi Örn David okulu Rembrandt okulu Sinan okulu gibi 2 Aynı eğilimi olan ve aynı amaçla savaşan sanatçılar topluluğu izlenimciler okulu artizlenimciler okulu gibi 3 Bir kentte doğmuş orada yetişmiş ve çalışmış sanatçılar ailesi Venedik okulu Paris okulu gibi a Barbizon Okulu Venedik Okulu Sanatta edebiyatta başka bir görüş başka bir duyuş ve anlayış ile hareket ederek ve başka bir takım esaslar koyarak açılan çığır Tiyatroya yeni bir görüş yeni bir anlayış ve heyecan getiren bunları kurallara bağlayan çığırın kaynağı )

( SCHOOL | SCHOLL )

( ECOLE | ÉCOLE )

( SCHULE )


- MELÂMİ'[Ar. < LEM'A] ile MELÂMÎ[Ar. < MELÂMET | çoğ. MELÂMİYYÛN] ile MELÂMİH[Ar. < LEMHA]

( Parıltılar. İLE Her türlü gösterişten uzak, dünya malından yüz çeviren, dervişliği, rintliği kendine ilke edinen kişi. Melâmiye tarikatından olan.[Hem tarikattir, hem de değildir | Ne tarikat, ne de değildir] İLE Lemhalar[: Bir kez bakma. | Parıltı, parlama.]. | Bir şeyin başka bir şeye benzeme noktaları. | Güzellik ya da çirkinlik yapıtları. )


- MELEK ile/ve/||/<>/> MELEKE

( Doğa/da, canlı/da[bitki/de, hayvan/da]. İLE/VE/||/<>/> İnsan/da. )

( Kavram. İLE/VE/||/<>/> Yeti. )


- MELEKE[Ar.] ile/değil/yerine/= YETİ

( TEKRARLAYA TEKRARLAYA MEYDANA GELEN ALIŞIKLIK, YATKINLIK, YORDAM | YETİ )