Sanatsal duyarlılığımızı artırabileceğimiz ayrıntılara bakalım biraz da...
KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!
(SÜREKLİ AYIRDINDA OLUNMASI GEREKENLER!!!)
itibarı ile 8.886 başlık/FaRk ile birlikte,
8.886 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.
Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...
(21/37)
- KİTAP ile/ve/değil/||/<>/< CİLT
- KİTAP ve/||/<> HİTAP
- KİTAP ile/ve/||/<>/> KİTAP SEVDÂSI VE AŞAMALARI
(
)
( KİTAP SEVDÂSI AŞAMALARI...
9- Kitapları/nı, sonraki kuşağa bırakma...
8- Kitap biriktirme...
7- Yeniden keşfetme...
6- Kitaba yer/gereksinim yok...
5- Kitaplardan beklenilenin dayanılmaz hayal kırıklığı... ["Ben bir kitap yazayım da görsünler!"]
4- Kitapları, kişilerle etkileşimde olmanın yerine koyma...
3- Kimlik olarak kitaplar...
2- Kitap aşkı...
1- Kitapların keşfi... )
- KİTAP ile LİBRETTO[İt.]
( ... İLE Bir operanın, sözlerinin yazılı bulunduğu kitap. | Bir pantomimi ya da baleyi açıklayan kitap. )
- KİTAP ile TRETE[Fr.]
( ... İLE Bir bilim ya da sanatın ana kurallarının yazılı olduğu kitap. )
- KIVAM ile/ve/||/<>/> KIYAM
( Ölçü/kıvam oluşturmadan, kalkış/kıyam, ilerleme, gelişim olmaz. )
- KIVRAK/LIK ile/ve/||/<>/> USTA/LIK
- KIYAS ile/değil/ne yazık ki/||/<>/< "DOLAYLI BAĞLANTI"
- KIYAS ile/ve/değil/ne yazık ki/||/<> HAKARET
( Kimseye ve de özellikle çocuklara, ne kıyas, ne de hakaret edilir! )
- KIYAS ile/ve/değil/yerine/||/<>/< KISTAS
- KIYAS ile/değil YANLIŞ KIYAS
( ... İLE Bilgisizin/cahilin yaptığı. )
- KIYASİ[Ar.] ile KIYASEN[Ar.]
( Uygulama ve benzetme ile elde edilen. | Kurala göre yapılmış, kurallı. İLE Kıyas edilerek, kıyas yoluyla. | Karşılaştırarak, oranlayarak. | Benzeterek. )
- KIYMET | DEĞER ile/||/<> DEĞER ile/||/<> TÖRENSEL DEĞER
( Halkın kendi yarattığı ya da benimsediği kültür ürün ve olaylarından her birine biçtiği değer törensel değer toplumsal değer açık değer kapalı değer değer değişimi 1 Bir varlığın ruhsal toplumsal ahlaksal ya da güzellik yönünden taşıdığı düşünülen yüksek ya da yararlı nitelik 2 Bir değişkenin ya da bilinmeyenin sayı ile anlatımı Yazın yapıtlarında beğeni ekin töre kuruluş dil biçim öz gibi yönlerin her biri ya da tümü için gerekli nitelik yargısı Bir simgenin karşılık geldiği nicelik ya da tutar Bir değişkenin belli bir yorumdaki değer alanının herhangi bir öğesi Resim Bir renk tonunun açıklık ve koyuluk derecesi Nesne ya da özelliklerin bir ölçme aracı ya da değerlendirme ölçütüne göre aldığı yer taşıdığı nicelik 1 Kişinin isteyen gereksinme duyan erek koyan bir varlık olarak nesne ile bağlantısında beliren şey İnsanların gereksinme duyma biçimi ve istemelerinin türlü türlü oluşu değerlemeleri de çoğalttığından sayısız değer türleriyle karşılaşılır Ayrıca birine yüksek bir değer olarak görünen bir şey bir başkasına değeri az ya da değersiz görünebilir 2 Her türlü deneysel yaşantının dışında insanın isteme duyma ve eğilimlerinden bağımsız olan kendi başına var olan kendinde değeri kabul eden felsefe görüşüne göre aralarında bir aşama düzeni olan bu değerler bir değerler alanı kurarlar Max Scheler ve Nicolai Hartmann bu görüşü savunurlar Değerler biçimsel olarak olumlu ve olumsuz göreli ve salt öznel ve nesnel değerler olarak ayrılırlar içerik bakımından nesne değerleri hoş yararlı kullanışlı mantıksal değerler doğru ahlaksal değerler iyi sanat değerleri güzel olarak ayrılırlar Bir büyüklüğün ya da bir özelliğin bir birim cinsinden nicel tutan matematik 1 Mallar arasında gerçekleşen değişim oranı 2 Bir malın karşılık değeri 3 Bir nesnenin para ile dile getirilen değişim değeri 4 Ekonomik değer 5 Bilirkişilerce bir mala biçilen değer 1 Neoklasik iktisada göre tüketicinin son biriminin faydasını dikkate alarak bir mala verdiği göreli önem 2 Marksist emek değer kuramına göre bir malın içerdiği emek zamanı 3 Neoklasik ve emek değer kuramlarına göre iki mal arasında olması gereken değişim oranı değişim değeri 4 Dışalım eşyasının Dünya Ticaret Örgütünün ilgili yönetmelik hükümleri uyarınca tespit edilen bedeli Halkın yaratıcısı olduğu ya da benimsediği ürün ve olaylara verdiği toplumsal nitelikteki değer değer törensel değer açık değer kapalı değer değer )
( VALUE | VALUE, WORTH )
( VALEUR )
( WERT | TONWERT, LICHTWERT )
( VALERE | VALOR )
- KIYTIRIK[argo] ile/değil/yerine/= DEĞERSİZ, BAYAĞI
- KLAKET | ŞAKŞAK ile/||/<> ŞAKŞAK
( Sinema Ses ile görüntü aynı zamanda alındığı durumlarda çekim tahtasına eklenen ve tahtanın kenarına çarptırılınca güçlü bir şak sesi çıkaran ve eşlemeyi sağlamakta kullanılan parça Ort O 1 Pişekârın elinde bulunan çatal tahta şakşak diye ses verir pastav 2 Commedia dellArtede komik uşaklar da kullanılır İri boncuklu tespih Yukarıdinek Şarkikaraağaç Afşar Gelendost Isparta 1 Pişekârın elinde bulunan çeşitli etmenleri sağlayan çatal tahta pastav 2 İtalyan halk doğaçlama tiyatrosunda uşakların kullandığı çatal tahta 3 Hokkabazların dikkati çekmede kullandıkları çatal tahta Akyüzlü soytarının adaşını dövmede kullandığı şakşak diye ses çıkaran çatal sopa pastav TİY )
( CLAPP (STICK), CLAPPER | SLAP STICK | CLAPPER BOY )
( CLAQUETTE, CLAP | BATTE | CLAQUEMAN )
( KLAPPE, SYNCHRONKLAPPE | PRITSCHE | KLAPPENSCHLÄGER, KLAPPERMANN )
( CIAK )
( ΚΛΑΚΈΤΑ / κλακέτα )
- KLAKET | ŞAKŞAK ile/||/<> ŞAKŞAKÇI
( Sinema Ses ile görüntü aynı zamanda alındığı durumlarda çekim tahtasına eklenen ve tahtanın kenarına çarptırılınca güçlü bir 'şak' sesi çıkaran ve eşlemeyi sağlamakta kullanılan parça. @@ (Ort. O.):1. Pişekâr'ın elinde bulunan çatal tahta; şakşak diye ses verir. bk. pastav. 2. Commedia dell'Arte'de komik uşaklar da kullanılır. @@ İri boncuklu tespih. (Yukarıdinek *Şarkikaraağaç, Afşar *Gelendost -Isparta) @@ 1. Pişekâr'ın elinde bulunan, çeşitli etmenleri sağlayan çatal tahta. bk. pastav. 2. İtalyan halk doğaçlama tiyatrosunda uşakların kullandığı çatal tahta. 3. Hokkabazların dikkati çekmede kullandıkları çatal tahta. @@ Akyüzlü soytarı'nın adaşını dövmede kullandığı, 'şakşak' diye ses çıkaran çatal sopa. bk. pastav (TİY). )
( CLAPP (STICK), CLAPPER | SLAP STICK | CLAPPER BOY~CLAPPER BOY | CLAPPER )
( CLAQUETTE, CLAP | BATTE | CLAQUEMAN~CLAQUEMAN, "CLAPMAN", "CLAPPERHOY" | CLAQUEUR )
( KLAPPE, SYNCHRONKLAPPE | PRITSCHE | KLAPPENSCHLÄGER, KLAPPERMANN~KLAPPENSCHLÄGER, KLAPPERMANN | BEIFALLKLATCHER | BEIFALLKLATCSHER )
( CIAK~CIACCHISTA )
( ΚΛΑΚΈΤΑ / κλακέτα~... )
- KLAKETÇİ | ŞAKŞAKÇI ile/||/<> ŞAKŞAKÇI
( Sinema Çekim tahtasını her çekimin başında alıcının önünde tutarak şakşağı kullanan kimse Oyunun alkışlanacak yerlerinde çekimser seyirciye önayak olup onun da alkışlanmasını sağlamak ereğiyle tutulmuş alkışçı Eski tiyatrolarda oyunun alkışlanacak yerlerinde seyirciyi etkileyip alkışlamasını sağlayan görevli kişi Oyunun tümünü onaylatabilmek için yığının tepkisinden yararlanan şakşakçı yaptığı iş karşılığında belli bir ücret alırdı )
( CLAPPER BOY | CLAPPER )
( CLAQUEMAN, "CLAPMAN", "CLAPPERHOY" | CLAQUEUR )
( KLAPPENSCHLÄGER, KLAPPERMANN | BEIFALLKLATCHER | BEIFALLKLATCSHER )
- KLASİK DÖNEM ANLAYIŞI ile MODERN DÖNEM ANLAYIŞI
- KLASİK ile/ve/=/||/<> ALGI KÖRLÜĞÜ OLUŞTURMAYAN
- KLASİK ile/değil ANTİK/A
( [not] CLASSIC vs. ANTIQUE )
- KLASİK ile/ve/>< BAROK
( ... İLE/VE/>< Motif, hareket ve gerilim ağırlıklıdır. )
( Heinrich Wölfflin Kuramsallığı ile...
* ÇİZGİSELLİK/LINEAR[İng., Alm.] ile/ve/>< GÖLGESELLİK/PAINTERLY[İng.]/MALERISCH[Alm.]
* DÜZLEMSELLİK/PLANE[İng.]/FLÄCHE[Alm.] ile/ve/>< DERİNLİK/RECESSION[İng.]/TIEFE[Alm.]
* KAPALI BİÇİM/TECTONIC FORM[İng.]/GESCHLOSSEN[Alm.] ile/ve/>< AÇIK BİÇİM/A-TECTONIC FORM[İng.]/OFFEN[Alm.]
* ÇOKLUK(ÇOKLUKTAKİ BİRLİK)/MULTIPLICITY[İng.]/VIELHEIT[Alm.] ile/ve/>< BİRLİK(TEKLİKTEKİ BİRLİK)/UNITY[İng.]/EINHEIT[Alm.]
* AÇIKLIK/APAÇIKLIK/ABSOLUTE CLARITY[İng.]/KLARHEIT[Alm.] ile/ve/>< GÖRECE AÇIKLIK/RELATIVE CLARITY[İng.]/UNKLARHEIT UND BEWEGTHEIT[Alm.]
"XVI. yy." İLE/VE/>< "XVII. yy." )
- KLASİK ile/ve/> BAROK ile/ve/> ROKOKO[Fr.]
( ... İLE/VE/> ... İLE/VE/> XVIII. yüzyılın başında, Fransa'da çok geçerli olan, kavisli çizgileri bol, gösterişli bir bezeme biçemi. | Bu biçimde olan eşya/mobilya, tasarım. )
( XVI. yüzyıl. ile/ve/> XVII. yüzyıl. ile/ve/> XVIII. yüzyıl. )
- KLASİK ile GELENEKSEL
( CLASSIC vs. TRADITIONAL )
- KLASİK ile/ve/değil/yerine KADÎM
( Her dönem geçerli olan. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE ... )
( [not] CLASSICAL vs./and/but ANCIENT
ANCIENT instead of CLASSICAL )
- KLASİK ile KLASİSİZM[Fr. < CLASSICISME]
( Üzerinden çok zaman geçtiği hâlde değerini yitirmeyen, türünde örnek olarak görülen yapıt. | XVII. yüzyıl Fransız dili, sanatı ve yazarları ile ilgili olan. | Alışılmış. | Sanatta kuralcı. | Kökleşik. | Eski Yunan, Roma ve XVII. yüzyıl Fransız sanatıyla ilgili sanatçı ya da yapıt. | Eski Yunan ve Roma çağı dili ve sanatı ile ilgili olan. İLE Eski Yunan, Roma sanatından, yazınından kaynaklanan, XVII. yüzyılda Fransa'dan yayılan sanat ve yazın çığırı. )
- KLASİK ile MODERN
( Evrensel. İLE Bireyde. )
( CLASSIC vs. MODERN )
- KLİŞE[Fr. < CLICHÉ] ile/değil/yerine/= BASMAKALIP SÖZ / TANIKLIK
- KLOZET[Fr. < CLOSETTE] ile/değil/yerine/= ALAFRANGA TUVALET
- KNOW-HOW ile/ve/değil/||/<>/< DATABASE
( Yöntem bilgisi. İLE/VE/DEĞİL/||/<>/< Veri tabanı. )
( deneme )
- KOÇAKLAMA = YİĞİTLEME
- KOÇBAŞI ile KOÇBOYNUZU
( XV. yüzyılın sonuna kadar kullanılan, kuşatılan bir kentin ya da kalenin sur ve kapılarını yıkmaya yarayan, ön tarafı koçun başına benzeyen ağır direk. | Bir ya da birkaç kişi tarafından taşınan, kol gücüyle vurularak genellikle kapıları kırmakta kullanılan demir araç. | Halı, kilim vb.nde bulunan çapaya benzer bir motif türü. İLE Üzerine ip iliştirmeye yarayan, iki kulaklı ahşap ya da metal çengel. | Eli belinde. )
- KÖÇEK ile/||/<> KÖÇEK
( Körm O Eski Türk sahne oyunlarında kadın kılığına girerek dans eden oğlan Günlük konuşmada oyuncu kız 1 Eski gösterilerde kadın kılığına girerek dans eden oğlan 2 Günlük konuşmada oyuncu kız )
- KOD | UKDE | KRİZ | DÜĞÜM | NOD ile/||/<> NOD ile/||/<> DÜĞÜM
( düğüm Sinema TV Bir dramatik yapıtta serimden sonra olguların birbiriyle çatıştığı çatallaştığı içinden çıkılmaz gibi görünen tıkanıklıklar yarattığı gerilimli noktalar Oyunda serimden sonra olayın ilk çapraştığı çatallaştığı yer Olayların düğümlenmesi oyunda gerilimi sağlar Verinin kesikli bir biçimde gösterilmesini belirleyen ve hiçbir belirsizlik taşımayan kurallar kümesi uzayında yalınç kapalı eğri boğum bilişim Verinin kesikli biçimde gösterilmesini saptayan hiçbir belirsizlik taşımayan kurallar kümesi Bir romanda ya da sahne eserinde olaydaki dolantıların meydana getirdiği tıkanıklık fizik Bir oyunda gerilimin ve ilginin arttığı işlerin karıştığı çapraştığı yer Düğüm öğesi çatışmalardan çevrilen dolaplardan birtakım gizlerden elde edildiği gibi kişilerin karakter özellikleriyle de yaratılabilir 1 Yaprağın ayrıldığı eklem yeri Nod 2 Yürekte yürütücü dokuya ait atriyoventriküler ve sinüatriyal düğümler 3 Ranvier boğumu düğ bağlamak düğümlemek ü m eki Türkçe düğ fiilinin eskiden beri kullanıldığını görüyoruz Kâşgarlı Mahmud bu fiili tüg bağlamak düğümlemek olarak saklamıştır Altayca Teleütçe Şorca gibi diyalektlerde tǖ düğüm yapmak biçimi geçer Diyalektlerde bu fiilin daha çok ün ekiyle kurulmuş türevleri kullanılır Az düyün düğüm düvün düğüm düvünçek düğüm küçük düğüm tüyin tüyin tüyün )
( NOD )
- KOD | UKDE | KRİZ ile/||/<> DÜĞÜM
( Sinema TV Bir dramatik yapıtta serimden sonra olguların birbiriyle çatıştığı çatallaştığı içinden çıkılmaz gibi görünen tıkanıklıklar yarattığı gerilimli noktalar Oyunda serimden sonra olayın ilk çapraştığı çatallaştığı yer Olayların düğümlenmesi oyunda gerilimi sağlar Verinin kesikli bir biçimde gösterilmesini belirleyen ve hiçbir belirsizlik taşımayan kurallar kümesi uzayında yalınç kapalı eğri boğum bilişim Verinin kesikli biçimde gösterilmesini saptayan hiçbir belirsizlik taşımayan kurallar kümesi Bir romanda ya da sahne eserinde olaydaki dolantıların meydana getirdiği tıkanıklık fizik Bir oyunda gerilimin ve ilginin arttığı işlerin karıştığı çapraştığı yer Düğüm öğesi çatışmalardan çevrilen dolaplardan birtakım gizlerden elde edildiği gibi kişilerin karakter özellikleriyle de yaratılabilir 1 Yaprağın ayrıldığı eklem yeri Nod 2 Yürekte yürütücü dokuya ait atriyoventriküler ve sinüatriyal düğümler 3 Ranvier boğumu düğ bağlamak düğümlemek ü m eki Türkçe düğ fiilinin eskiden beri kullanıldığını görüyoruz Kâşgarlı Mahmud bu fiili tüg bağlamak düğümlemek olarak saklamıştır Altayca Teleütçe Şorca gibi diyalektlerde tǖ düğüm yapmak biçimi geçer Diyalektlerde bu fiilin daha çok ün ekiyle kurulmuş türevleri kullanılır Az düyün düğüm düvün düğüm düvünçek düğüm küçük düğüm tüyin tüyin tüyün )
( CLIMAX | CODE, CODING SCHEME | KNOT | CRISIS | NODE )
( NOEUD (DE L'ACTION) | NOEUD | CODE | NUD )
( HÖHEPUNKT | HANDLUNGSKNOTEN | KNOTEN | HANDLUNGSKNOTE )
( NODUS: DÜĞÜM )
- KÖKEN ile/ve/değil/||/<>/< KAYNAK
- KÖKEN ile/ve/değil/yerine/||/<>/> OLUŞUM
- KOLAJ[Fr. < COLLAGE] ile/değil/yerine/= KES-YAP
- KOLAY DEĞİL fakat (DAHA FAZLA) ZORLAŞTIRMA(YABİLİRİZ)!
- KOLAY OLDUĞUNDAN YAPMAMAK
ile/ve/değil/yerine/||/<>/<
(YETERİNCE)
(B)İLGİLENMEDİĞİNDEN/ANLAMADIĞINDAN YAPMAMAK/ERTELEMEK
- KOLAY OLMAYAN:
UYUYANI UYANDIRMAK değil UYUMA TAKLİDİ YAPANI UYANDIRMAK
- KOLAY OLMAYAN/ZOR "YAŞAM" İÇİN ile/değil/yerine/>< KOLAY YAŞAM İÇİN
( "Kolay/kısa seçimler/sonuçlar". İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Kolay/kısa olmayan seçimler/süreçler. )
- KOLAY "YOL/YÖNTEM" ile/ve/değil/yerine/||/></< KOLAY OLMAYAN YOL/YÖNTEM
( [Yaşamı ...]
Zorlaş[tır]ır. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/>< Kolaylaş[tır]ır. )
- KOLAY ile/>< DEĞER
( Kolay, değerin düşmanıdır. )
( vs./and/||/<> VALUE )
- KOLAY ile/>< ZOR
( [hiçbir şey ...] Göründüğü kadar kolay değildir. İLE/VE/>< Zannedildiği kadar zor değildir. )
( EASY vs./>< DIFFICULT )
- KOLAYCILIK ile/ve/değil/<> TESLİMİYET
- KOLAYLAŞTIRICI/LIK ile/ve/||/<>/> VARSILLAŞTIRICI/LIK
- KOLAY/LIK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< DOĞRUDAN/LIK
- KOLAY(LIKLA) SÖYLEMEK ile/ve/değil/<> İNAN(M)IYOR OLMAK
- KOLBAŞI ile/||/<> ...
( Ort O Orta oyununda kolun başında olan ve kola adını veren kimse Kolun oyunlarını düzenleyen onu yöneten kişi )
- KOLKOLA" değil KOL KOLA
- KOMEDİ, MUDHİKE | GÜLDÜRÜ ile/||/<> GÜLDÜRÜ
( Sinema TV İnsanların olayların durumların gülünç yanlarını ele alan bunları gülünç bir açıdan işleyen sinema ve televizyon oyunu türü Gülünçlük çoğunlukla olması gereken ile olmaması gerekenin beklenmedik şaşırtıcı bir biçimde tersyüz olmasından doğar 1 fars 2 komedya İnsanların ve olayların gülünç yanlarını ortaya koyan sahne yapıtı acıklı k baletli k büyükler k çoban k eski klasik k lirik k orta klasik k parçalı k sınıf k son klasik k tarih Ic töre k Güldürücü nitelikleri olan oyun türlerinin tümü )
( COMEDY | COMICAL PLAY )
( COMÉDIE | PIÈCE-COMIQUE )
( KOMÖDIE | KOMISCHES STÜCK )
( COMOEDIA )
( COMMEDIA )
( ΚΩΜΩΔΊΑ / κωμωδία )
- KOMEDİ, MUDHİKE | GÜLDÜRÜ ile/||/<> MUDHİKE
( Sinema/TV. İnsanların, olayların, durumların gülünç yanlarını ele alan; bunları gülünç bir açıdan işleyen sinema ve televizyon oyunu türü. Gülünçlük çoğunlukla, olması gereken ile olmaması gerekenin beklenmedik, şaşırtıcı bir biçimde tersyüz olmasından doğar. @@ 1. bk. fars. 2. bk. komedya. @@ İnsanların ve olayların gülünç yanlarını ortaya koyan sahne yapıtı, bk. acıklı k., baletli k., büyükler k., çoban k., eski klasik k., lirik k., orta klasik k., parçalı k., sınıf k., son klasik k., tarih Ic, töre k. @@ Güldürücü nitelikleri olan oyun türlerinin tümü. )
( COMEDY | COMICAL PLAY~COMEDY )
( COMÉDIE | PIÈCE-COMIQUE~COMÉDIE )
( COMOEDIA~COMOEDIA )
( KOMÖDIE | KOMISCHES STÜCK~KOMÖDIE )
( COMMEDIA~COMMEDIA )
( ΚΩΜΩΔΊΑ / κωμωδία~ΚΩΜΩΔΊΑ / κωμωδία )
- KOMEDİ[İng. < COMEDY] ile/değil/yerine/= GÜLDÜRÜ
- KOMEDİ ile KOMİK
( Sanatçının yaptığı. İLE Abartanın, dozu kaçıranın yaptığı. )
- KOMEDYA[Lat. < ] ile/değil/yerine/=/||/<> GÜLDÜRÜ
- KOMEDYA ile/||/<> KOMEDYA[Lat.]
( ComosCümbüş alay Ode Ezgi Güldürücü oyun türü İnsanların olayların ve durumların gülünç yanlarını ele alıp işleyen oyun türü Kaba ve alaylı olmayan komik bir tiyatro türü İnsanları gülünç duruma düşürmeyip onların ancak zayıf yanlarını belirtir Gülmeyi bu anlayış yaratır ve neşeli bir gülmedir yarattığı Örn başlangıçta Antik çağa Aristophanes ile Plautus ve Terentiusun eserleri Doruk Shakespeare ile Moliere Alman Tiyatrosundan da Minna von Barnhelm ile Kleistin Der zerbrochene Krug Kırık Testi komos şenlik cümbüş oedein ezgi söylemek Güldürerek öğreten oyun türü İnsanların olayların gülünç ve yanlış yanlarını ele alıp ince nüktelerle işleyen oyun Komedyanın değişik türleri ve alt türleri vardır )
( COMEDY | TRAGEDY )
( COMÉDIE | TRAGÉDIE )
( KOMÖDIE | LUSTSPIEL, KOMÖDIE | TRAGÖDIE )
( COMOEDIA )
( COMMEDIA )
( ΚΩΜΩΔΊΑ / κωμωδία )
- KOMEDYA[Lat.] >< TRAGEDYA
( Yun. Comos-Cümbüş, alay, Ode (-Ezgi) Güldürücü oyun türü. İnsanların, olayların ve durumların gülünç yanlarını ele alıp işleyen oyun türü. Kaba ve alaylı olmayan komik bir tiyatro türü. İnsanları gülünç duruma düşürmeyip, onların ancak zayıf yanlarını belirtir. Gülmeyi bu anlayış yaratır ve neşeli bir gülmedir yarattığı. Örn. başlangıçta Antik çağa, Aristophanes ile Plautus ve Terentius'un eserleri. Doruk: Shakespeare ile Moliere. Alman Tiyatrosundan da 'Minna von Barnhelm' ile Kleist'in 'Der zerbrochene Krug (Kırık Testi). @@ (Yun. komos = şenlik, cümbüş; oedein - ezgi söylemek) Güldürerek öğreten oyun türü. İnsanların, olayların gülünç ve yanlış yanlarını ele alıp ince nüktelerle işleyen oyun. Komedyanın değişik türleri ve alt türleri vardır. )
( COMEDY | TRAGEDY~TRAGEDY )
( COMÉDIE | TRAGÉDIE~TRAGÉDIE )
( COMOEDIA~TRAGOEDIA )
( KOMÖDIE | LUSTSPIEL, KOMÖDIE | TRAGÖDIE~TRAGÖDIE | TRAUERSPIEL, TRAGÖDIE )
( COMMEDIA~TRAGEDIA )
( ΚΩΜΩΔΊΑ / κωμωδία~ΤΡΑΓΩΔΊΑ / τραγωδία )
- KOMEDYEN ile/||/<> KOMEDYACI
- KOMEDYEN ile ŞAKACI
( ... cum BALATR )
- KOMİK | GÜLDÜRÜCÜ ile/||/<> GÜLDÜRÜCÜ
( Gülünç bir kişi ya da durum Gülünç görünüşü olan bir kişi ya da güldürücü özellikleri kapsayan bir durum )
( COMICAL )
( COMIQUE )
( KOMISCH )
- KOMİK ile/ve/değil/ne yazık ki/||/<> VAHİM
- KOMPETAN[Fr./İng. < COMPETENT]["KOMPEDAN" değil!] ile/değil/yerine/= UZMAN, YETKİN
- KOMPLİKE[Fr. < COMPLIQUE] yerine KARMAŞIK
- KOMPÜTER, ELEKTRONİK BEYİN, ELEKTRONİK HESAP MAKİNESİ, ELEKTRONİK BİLGİ İŞLEM SİSTEMİ, ELEKTRONİK KOMPÜTER, ELEKTRONİK BİLGİSAYAR | BİLGİSAYAR ile/||/<> BİLGİSAYAR
( Sinema TV Bilgi depolayan bu bilgiye bir dizi mantıksal işlem uygulayan ve istenildiğinde bu işlemlerin sonucunu bilgi olarak sunan elektronik aygıt Çok sayıda aritmetiksel ya da mantıksal işlemlerden oluşan bir işi çalışması sırasında bir işletmenin işe karışması gerekmeksizin önceden verilmiş bir izlenceye göre özdevimli olarak yürüten bir veri işleyici Bir bilgisayar dizgesi elektronik ve mekanik birimlerden oluşan donanım ile bu donanım birimlerini ya da kaynakları istenen işlere yöneltip verimli bir çalışma düzeni içerisinde kullanabilmek için gerekli tüm izlencelerden ve veri yapılarından oluşan yazılım öğelerini kapsar Minibilgisayar mikrobilgisayar tanımlarının dışındaki geleneksel bilgisayarlar ana işlem birimlerinin hız ve yapısına ana belleklerinin sığasına dış belleklerin ve girişçıkış birimlerinin türlülüğüne sayısına ve hızına göre büyük ortaboy ya da küçük dizgeler olarak sınıflandırılır Verilen izlencelere göre sayısal usbilimsel abecesel verileri işleyerek amaçlanan sonuçları veren eksicikli elektronik aygıt Veri kartlarına işlenmiş olan verileri öngörülen işlemleri tanımlayan izlenceye göre her düzeyde işleyerek sayımsal çözümlemeleriyle birlikte çizelgeleyen araç bilişim Güçlü bir bellek birimiyle donatılmış sayısal ve mantıksal işlemleri kendi kendine yapabilen aygıt Çok sayıda aritmetiksel ya da mantıksal işlemlerden oluşan bir işi çalışması sırada bir işletmenin işe karışması gerekmeksizin önceden verilmiş bir izlenceye göre özdevimli olarak yürüten bir veri işleyici Simgesel ve matematiksel işlemler yapan bir araç Başlangıçta toplama çıkarma çarpma ve bölme işlemleri yapan bir hesap makinesi idi Daha sonra geliştirilerek elektronik olan bilgisayarlar elde edilmiştir )
( COMPUTER, DATA PROCESSING SYSTEM | COMPUTER )
( CALCULATRICE, ORDINATEUR | ORDINATEUR, CALCULATEUR | ORDINATEUR | MACHINE CALCULATRICE ÉLECTRONIQUE )
( COMPUTER, RECHENANLAGE | RECHENMASCHINE | COMPUTER )
( COMPUTARE )
- KOMÜTATÖR, TUNER | ANAHTAR[Yun.] ile/||/<> DÜĞME
( TV. Eski yapı almaçlarda, oluk seçimini yapmak için döndürülen parça. @@ (I) Bir veri kümesi içerisinde ya da buna bağlı olarak, veri kümesini tanıtıcı bilgileri içeren damga dizgisi. @@ (II) Bir elektrik çevrimini açıp kapamada kullanılan düğme. @@ (III) Bir izlencede bulunan bir yordamın izlenmesini ya da atlanmasını sağlamak üzere 1 ya da 0 değeri işlenen gösterge. @@ Kilidi açıp kapayan madensel araç. @@ Pılanya bacaklarını çıkartıp takmakta kullanılan araç. (-Maraş) @@ (fizik) @@ @@ < R ἀνοιχτάρι 'anahtar'. Anadolu ağızlarında anahtar yerine daha çok açacak, açar, açkı, açkıç adları kullanılır. Azerbaycan alanında da açar biçimi geçer. Türkmenler de anahtara açar adını verirler. Çağdaş diyalektlerde açkıç biçimi de yaygın olarak geçer: TatK açkıç -Krg açkıç -Kzk aşkış -Tel aşkuç -Kklp aşkış. Karakalpaklar aşar biçimini de kullanırlar. )
( TUNER | KEY | SWITCH | 1. BUTTON, ON-OFF, 2. KNOB, RELEASER, TRIGGER, BUTTON, RELEASE, PUSH-BUTTON, 3. ADJUSTMENT KNOB, CONTROL KNOB~1. BUTTON (FOR SWITCHING), ON-OFF (SWITCH), 2. KNOB, RELEASER, TRIGGER, BUTTON, RELEASE (BUTTON, KNOB), PUSH-BUTTON, 3. ADJUSTMENT KNOB, CONTROL KNOB | BUTTON | PUSHBUTTON | SWITCH )
( COMMUTATEUR | CLÉ | COMMUTATEUR, INTERRUPTEUR | CLEF, CLÉ | INTERRUPTEUR | 1. BOUTON, MARCHE-ARRÊT, 2. BOUTON, DÉCLENCHEUR, PRESS BOUTON, 3. BOUTON (DE RÉGLAGE~1. BOUTON, MARCHE-ARRÊT, 2. BOUTON (DE MARCHE, DE DÉMARRAGE, DE DÉCLENCHEMENT), DÉCLENCHEUR, PRESS BOUTON, 3. BOUTON (DE RÉGLAGE) | BOUTON )
( ABSTIMMSKALA, ABSTIMMVARIOMETER | SCHLÜSSEL | 1. EIN-AUS, ABSTIMMKNOPF, 2. AUSLÖSER, AUSLÖSEKNOPF, 3. REGELUNGSKNOPF, BEDIENUNGSKNOPF, DREHKNOPF, KNOPF, STELLER, SCHIEBER, STEURKNOPF~1. EIN-AUS(-SCHALTER), ABSTIMMKNOPF, 2. AUSLÖSER, AUSLÖSEKNOPF, 3. REGELUNGSKNOPF, BEDIENUNGSKNOPF, DREHKNOPF, KNOPF, STELLER, SCHIEBER, STEURKNOPF )
( SINTONIZZATORE~PULSANTE )
( ἈΝΟΙΧΤΆΡΙ / ἀνοιχτάρι~ΚΟΥΜΠΊ / κουμπί )
- KOMÜTATÖR, TUNER ile/||/<> ANAHTAR ile/||/<> ANAHTAR[Yun.]
( TV Eski yapı almaçlarda oluk seçimini yapmak için döndürülen parça I Bir veri kümesi içerisinde ya da buna bağlı olarak veri kümesini tanıtıcı bilgileri içeren damga dizgisi II Bir elektrik çevrimini açıp kapamada kullanılan düğme III Bir izlencede bulunan bir yordamın izlenmesini ya da atlanmasını sağlamak üzere 1 ya da 0 değeri işlenen gösterge Kilidi açıp kapayan madensel araç Pılanya bacaklarını çıkartıp takmakta kullanılan araç Maraş fizik R ἀνοιχτάρι anahtar Anadolu ağızlarında anahtar yerine daha çok açacak açar açkı açkıç adları kullanılır Azerbaycan alanında da açar biçimi geçer Türkmenler de anahtara açar adını verirler Çağdaş diyalektlerde açkıç biçimi de yaygın olarak geçer açkıç açkıç aşkış Tel aşkuç aşkış Karakalpaklar aşar biçimini de kullanırlar )
( TUNER | KEY | SWITCH | 1. BUTTON, ON-OFF, 2. KNOB, RELEASER, TRIGGER, BUTTON, RELEASE, PUSH-BUTTON, 3. ADJUSTMENT KNOB, CONTROL KNOB )
( COMMUTATEUR | CLÉ | COMMUTATEUR, INTERRUPTEUR | CLEF, CLÉ | INTERRUPTEUR | 1. BOUTON, MARCHE-ARRÊT, 2. BOUTON, DÉCLENCHEUR, PRESS BOUTON, 3. BOUTON (DE RÉGLAGE )
( ABSTIMMSKALA, ABSTIMMVARIOMETER | SCHLÜSSEL | 1. EIN-AUS, ABSTIMMKNOPF, 2. AUSLÖSER, AUSLÖSEKNOPF, 3. REGELUNGSKNOPF, BEDIENUNGSKNOPF, DREHKNOPF, KNOPF, STELLER, SCHIEBER, STEURKNOPF )
( SINTONIZZATORE )
( ἈΝΟΙΧΤΆΡΙ / ἀνοιχτάρι )
- KONAR GÖÇER/LİK ile/ve/||/<> YÜZER GEZER/LİK
- KONDANSATÖR | SIĞAÇ ile/||/<> SIĞAÇ ile/||/<> YOĞUNLAÇ
( yoğunlaç Hava ile ya da bir içyükül özdek ile ayrılmış iki metal yaprağın oluşturduğu duruk elektrik erkesi biriktirmeye yarayan bir düzenek fing condenser electrical condenser capacitator capacitor Kondensator TV Birbirine çok yakın hava ya da başka bir yalıtkanla birbirinden ayrılmış aralarında gerilim çok olmadığı halde büyük ölçüde elektrik yükü toplayabilen iki iletken yüzeyden oluşan sığa oluşturucu aygıt elektrik İçinde akımısız elektrik yükü biriktirilen aygıt )
( CAPACITOR )
( CAPACITEUR )
( KONDENSATOR )
- KONDANSATÖR | YOĞUNLAÇ ile/||/<> YOĞUNLAÇ
( fing condenser electrical condenser capacitator capacitor Kondensator TV Birbirine çok yakın hava ya da başka bir yalıtkanla birbirinden ayrılmış aralarında gerilim çok olmadığı halde büyük ölçüde elektrik yükü toplayabilen iki iletken yüzeyden oluşan sığa oluşturucu aygıt elektrik İçinde akımısız elektrik yükü biriktirilen aygıt )
( CONDENSER )
( CONDENSATEUR (ÉLECTRIQUE) | CONDENSATEUR )
- KONDURAMAMAK ile/ve/||/<> YAKIŞTIRAMAMAK
- KONFERANS[Fr./İng. < CONFERENCE] ile/değil/yerine/= KONUŞMA/KONUŞTAY
- KONFOR ile/ve/değil/||/<>/< ASGARİ ARAÇ
- KONFOR[İng. < COMFORT] ile/değil/yerine/= GÖNENCE
- KONGRE[Fr. < CONGRES] ile/değil/yerine/= KURULTAY
- KONSANTRASYON/CONCENTRATION[İng.] ile/değil/yerine/= GÖZEÇLENME/YOĞUNLAŞMA/DERİŞİM
- KONSANTRE ile KONSANTRASYON
( CONCENTRATED vs. TO CONCENTRATE )
- KONSTRÜKSİYON[Fr. < CONSTRUCTION] ile/değil/yerine/=/||/<> YAPI | YAPIM
( yapı yapım )
- KONSTRÜKTİVİZM[Fr. < CONSTRUCTIVISME] ile/değil/yerine/= KURMACILIK
( Resim ve heykelde, yapıtı, geometrik öğeleri ile kurmayı temel alan anlayış. )
- KONSTRÜKTİVİZM[Fr. < CONSTRUCTIVISME] ile/değil/yerine/=/||/<> KURMACILIK
- KONTEKS/T ile/değil/yerine/= BAĞLAM
- KONTRAL | DENETİM ile/||/<> DENETİM
( TV Denetlik yardımıyla görüntünün ya da sesin niteliğini izleme işi Eğitim ve öğretim çalışmalarının yürürlükteki yasa tüzük yönetmelik ve genelgelere göre yapılıp yapılmadığının incelenmesi yoklanması ve soruşturulması işi Veri derleme sürecinde güvenirlik ve geçerlik gerekçeleriyle araçların ölçünlenmesi ve değişkenlerin egemenlik altına alınmasına ilişkin gözlem ya da ölçüm önlemlerinin tümü genel uygulayım Bir uygulayımsal olay ya da işlemin istenilen biçimde gerçekleşmesini sağlayan değişkenleri düzenleme işlemi Değişkenlerin belli değerler arasında kalmasını sağlama işlemi 1 Tecimsel kuruluşlara ilişkin sayışımların düzeninde olup olmadığı yasaları tüzük ve yönetmeliklerine uygun bir yönde doğru olarak yürütülüp yürütülmediği izlenilmek üzere yapılan inceleme ve denetlemeler 2 İşlemlerin tümünün sonuna kadar yazılımı ve tekrar gözden geçirilmesi plan ve amaçlar çerçevesinde bu işlemlerin çözümlenmesi önceden planlanmış amaçlara ulaşılmak için bu işlemlerin plana göre yönetilmesi ve gerektiğinde gerekli değişikliklerin yapılması Kamu ya da özel bir kuruluşa ilişkin bilgilerin önceden belirlenmiş ölçütlere uygunluğunun saptanması ve rapor edilmesi amacı ile bir uzman birimi tarafından kanıt toplama ve değerlendirme süreci iç denetim dış denetim Bir olay ya da işlemin istenilen biçimde gerçekleşmesini sağlamak için değişkenleri düzenleme işi sağlama )
( [İNG.MONITORING | INSPECTION | CONTROL | AUDIT | AUDITING, CONTROL )
( CONTRÔLE | INSPECTION | CONTRÔLER, COMMANDER, AGIR SUR | AUDITION, VÉRIFICATION, CONTRÔLE )
( KONTROLL, BETRIEBSAUFSICHT, ÜBERWACHUNG | KONTROLLE, NACHPRÜFUNG, STEUERUNG | KONTROLLE )
- KONTRAST, KONTRASTLIK, FARKLILIK, TEZAT, KARŞITLIK | SERTLİK ile/||/<> SERTLİK
( Sinema TV Bir görünçlüğün doğadaki filmdeki ya da görüntülükteki aydınlık ve karanlık bölümleri arasındaki başkalık ilişki Minerallerin çizilmeye karşı gösterdikleri direnç Bunun için Mohs cetvelli kullanılır 1 talk 2 jips 3 fluorit 4 kalsit 5 apatit 6 feldspat 7kuars 8 topas 9 korendon 10 elmas kimya Sert olma özelliği )
( CONTRAST | HARDNESS | SOFT )
( CONTRASTE | DURETÉ | PEU CONTRASTÉ )
( KONTRAST | HAERTE | HÄRTE | WEICH )
( CONTRASTO )
( ΑΝΤΊΘΕΣΗ / αντίθεση )
- KONTRAST, KONTRASTLIK, FARKLILIK, TEZAT, KARŞITLIK | SERTLİK >< YUMUŞAK
( Sinema/TV. Bir görünçlüğün doğadaki, filmdeki ya da görüntülükteki aydınlık ve karanlık bölümleri arasındaki başkalık, ilişki. @@ Minerallerin çizilmeye karşı gösterdikleri direnç. (Bunun için, Mohs cetvelli kullanılır: 1. talk, 2. jips, 3. fluorit, 4. kalsit, 5. apatit, 6. feldspat, 7-kuars, 8- topas, 9- korendon, 10- elmas.) @@ (kimya) @@ @@ Sert olma özelliği. )
( CONTRAST | HARDNESS | SOFT~SOFT )
( CONTRASTE | DURETÉ | PEU CONTRASTÉ~PEU CONTRASTÉ | MOU, DOUX )
( KONTRAST | HAERTE | HÄRTE | WEICH~WEICH )
( CONTRASTO~MORBIDO )
( ΑΝΤΊΘΕΣΗ / αντίθεση~ΜΑΛΑΚΌΣ / μαλακός )
- KONTUR ile ...
( Resim sanatında kenar çizgisi. )
- KONU EDİNİYOR ile/ve/değil/||/<>/< KONU EDİYOR
- KONU OLMAKTAN:
ÇIKARMAK ile/ve/||/<>/> DÜŞÜRMEK
- KONU ile/ve/||/<> ANLATIM
( MEVZÛ ile/ve/||/<> İFÂDE )
- KONU ile/ve/değil/||/<>/< DURUM
( SUBJECT/TOPIC vs. SITUATION )
- KONUK SANATÇI ile/||/<> DEVLET SANATÇISI ile/||/<> FOLK SANATÇISI ile/||/<> SİNEMA SANATÇISI
( Güzel sanatların herhangi bir dalında yaratıcılığı olan eser veren kimse sanat adamı sanat eri sanatkâr Sinema tiyatro müzik vb sanat eserlerini oynayan yorumlayan uygulayan kimse artist )
- [ne yazık ki]
KONU(ŞULAN)LARI:
"SULANDIRMA" ile/ve/||/<>/< "ÇOK BİLMİŞLİK"
- KONUM ve/||/<>/> KARŞI KONUM ve/||/<>/> BİLEŞTİRME
( POSITION and/||/<>/> OPPOSITION and/||/<>/> COMPOSITION )
- KONUŞABİLECEĞİN BİRİ ile/ve/>/değil/yerine SUSUŞABİLECEĞİN BİRİ
- KONUŞAN/KONUŞABİLEN/KONUŞABİLECEK OLAN ile SÖYLEYEN/SÖYLEYEBİLEN/[SADECE BİR ŞEY/LER] SÖYLEME HAKKI OLAN
( Yetkin/bilgili olan/lar. İLE Bilgisiz olan/lar. )
( KAİL(< KAVL): Söyleyen. | Râzı olmuş. | İnanmış, aklı yatmış. )
- KONUŞLANIYOR ile/değil KONUŞULUYOR
- KONUŞMA(LAR), MUHAVERE, MÜKÂLEME, DİYALOG | SÖYLEŞME ile/||/<> SÖYLEŞME
( Sinema TV Bir filmde bir televizyon oyununda yer alan kişiler arasındaki konuşmaları oluşturan sözler Ort O Orta oyununun birinci bölümü Kavuklu ile Pişekâr arasında geçen konuşma muhavere Bir edebiyat eserinde birkaç kişi arasında geçen konuşmayı gösteren kısım ya da böyle bir konuşmadan ibaret parça SÖYLEŞMELİ Dialogue Karagöz ile Hacivatın oyuna başlama konuşmaları bu kesimde iki tipin nitelikleri gerek ses gerekse tavır ve toplumsal konumları açısından sergilenir Söyleşmelerin kimi ise ilintisiz tek başına söyleşmelerdir Söyleşenlerin birbiriyle tanıdık çıkmaları birbirinin sözlerini ters anlamaları ve ağız dalaşına girmeleri bu kesimdedir Ortaoyunu Ortaoyununun birinci bölümü Kavuklu ile Pişekâr arasında geçen atışmalı konuşma )
( DIALOGUE (ABD, AYRICA DIALOG) | SPEECH )
( DIALOGUE | PAROLE )
( DIALOG, FILMDIALOG | SPRACH, REDE )
( DIALOGUS )
( DIALOGO )
( ΔΙΆΛΟΓΟΣ / διάλογος )
- KONUŞMA ile/||/<> APAR[Fr.]
( ... İLE/||/<> Bir tiyatro oyuncusunun, izleyicilerin duyacağı biçimde sanki öteki oyuncular duymuyormuş gibi konuşması ya da düşüncesini/davranışını izleyiciye açıklaması. )
- KONUŞMAK:
"AĞIZLA" ve/değil/||/<>/< AKILLA
- KONUŞMAK İÇİN SIRA/ZAMAN BEKLEMEK değil/yerine/>< ÖTEKİNİ DİNLEMEK
- KONUŞMAK/KONUŞ(A)MAMAK ile/ve/||/<>/> KAVUŞMAK/KAVUŞ(A)MAMAK
- KONUŞMAK ile ANLATMAK
( Herhangi bir şey üzerine. İLE Konuya ya da kişilere bağlı olarak. )
( TO TALK vs. TO TELL/EXPLAIN )
- KONUŞMAK ile/ve/değil/||/<> DEĞİNMEK
- KONUŞMA(LAR), MUHAVERE, MÜKÂLEME, DİYALOG | SÖYLEŞME ile/||/<> SÖZ
( Sinema/TV. Bir filmde, bir televizyon oyununda yer alan, kişiler arasındaki konuşmaları oluşturan sözler. @@ (Ort. O.) Orta oyununun birinci bölümü. Kavuklu ile Pişekâr arasında geçen konuşma. (bk. muhavere.) @@ Bir edebiyat eserinde birkaç kişi arasında geçen konuşmayı gösteren kısım ya da böyle bir konuşmadan ibaret parça. (SÖYLEŞMELİ, Dialogue). @@ Karagöz ile Hacivat'ın oyuna başlama konuşmaları; bu kesimde iki tipin nitelikleri, gerek ses, gerekse tavır ve toplumsal konumları açısından sergilenir. Söyleşmelerin kimi ise ilintisiz tek başına söyleşmelerdir. Söyleşenlerin birbiriyle tanıdık çıkmaları, birbirinin sözlerini ters anlamaları ve ağız dalaşına girmeleri bu kesimdedir. @@ (Ortaoyunu): Ortaoyunu'nun birinci bölümü. Kavuklu ile Pişekâr arasında geçen atışmalı konuşma. )
( DIALOGUE (ABD, AYRICA DIALOG) | SPEECH~SPEECH )
( DIALOGUE | PAROLE~PAROLE | DISCOURS | DISCOURS, PAROLE )
( DIALOGUS~ORATIO )
( DIALOG, FILMDIALOG | SPRACH, REDE~SPRACH, REDE | REDE | REDE, SPRECHEN )
( DIALOGO~PAROLA )
( ΔΙΆΛΟΓΟΣ / διάλογος~ΛΌΓΟΣ / λόγος )
- KONUŞMALARDA/OTURUMLARDA:
GİRİZGÂH (YAPMAK) ile/değil/yerine/||/<> GİRİŞ (YAPMAK)
- KONUŞMA/SÖZ ile/ve DİL
( * Her konuşmanın öznesi vardır. - Dil'in yoktur.
* Her konuşmanın muhatabı vardır. - Dil'in yoktur.
* Her konuşmanın şimdisi vardır. - Dil'in zamanı yoktur.
* Her konuşma, bir şeye dairdir. - Dil, herşey hakkındadır. )
( Dil, konuşur; kişi, dile uyduğu kadar konuşur. )
( Hareket halindekilere konuşulmaz, duranlara/duranlarla konuşulur. )
- KONUŞMAYA DEĞER KİŞİLERLE KONUŞMAMAK ile/ve/<> KONUŞMAYA DEĞMEZ KİŞİLERLE KONUŞMAK
( Kişileri kaybettirir. İLE/VE/<> Söz(cük)leri kaybettirir. )
- KONUSU OLMAK ile PARÇASI OLMAK
( TO BE A SUBJECT OF vs./and TO BE PART OF )
- KONUŞUNCA/KONUŞTUKÇA ile/ve/değil/yerine/||/<>/</>< SUSUNCA/SUSTUKÇA/SUSABİLDİKÇE
( Köle/yiz. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>< Sultan/ız. )
- KONUYU:
"DEĞİŞELİM" değil DEĞİŞTİRELİM
- KONUYU/SORUNU ...:
"ELE ALMAK" ile/ve/||/<> "MASAYA YATIRMAK"
- KONUYU:
"HAFİFLETMEK" ile "SULANDIRMAK"
- KONUYU/VERİLERİ/AYRINTILARI:
TEKRAR ETMEK ile/ve/değil/yerine/||/<>/> "AÇMAK"
- KONUYU:
YÜKSELTME ile/ve/||/<> DERİNLEŞTİRME
- KONUYU/"SORUNU" ELE ALMA:
ZAMANSAL/TARİHSEL ile/ve/||/<>/< KONU/SORUN İÇİNDE
- KOPMA ile/||/<> KOPMA
( Sinema Filmin herhangi bir nedenden dolayı ikiye bölünmesi Ağır çekinlerin uzayarak ikiye kimi kez de birkaç parçaya ayrılmaları olayı Kimi yapıların basınç ya da zorlama ile çökmesi ya da kuvvet etkisiyle kırılması Bir metalin dayancını aşan gerilimler altında parçalara ayrılması olayı İlaç molekülünden bir grubun koparılması ya da ilacın kendini oluşturan daha küçük iki gruba ayrılması biçiminde oluşan biyotranformasyon )
( BREAKING THE FILM), BREAKING (OF THE FILM) | FISSION | RUPTURE )
( CASSURE (DU FILM), RUPTURE (DU FILM | FISSION | RUPTURE )
( BRECHUNG, RISS, FILMRISS | SPALTUNG | BRUCH )
- KOPMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< UZAKLAŞMAK
- KÖPRÜ ile CHOLUTECA KÖPRÜSÜ
( ... İLE Honduras'ta, Choluteca ırmağı üzerinde, 484 metre uzunluğunda bir köprü.
[Honduras, fırtına ve kasırgalarıyla ünlü bir bölge. 1996 yılında, Choluteca ırmağı üzerinde yeni bir köprü inşâ etmeye karar verdiklerinde şiddetli hava koşullarına dayanmasını amaçladılar. Bir Japon firmasıyla antlaşma yapıldı ve onlar da çok sertleşebilen doğal güçlere dayanacak biçimde tasarlanmış sağlam bir köprü inşâ etti. Günümüzün tasarım ve mühendislik harikası olan yeni Choluteca köprüsü, 1998'de halkın hizmetine açıldı. Bireyler, ırmağın bir kıyısından öteki kıyısına geçerken yeni köprüye hayran kalmadan edemedi. Choluteca'nın gurur ve mutluluğuydu. O yılın Ekim ayında, "Mitch Kasırgası", Honduras'ı vurdu. Dört günde, -normalde altı aylık yağışa eşit olan- 190 santimetreküp yağmur yağdı. Her yerde yıkım oluştu. Choluteca ırmağı yükseldi ve tüm bölgeyi su bastı. Yedi bin kişi yaşamını kaybetti. Honduras'taki tüm köprüler, Yeni Choluteca köprüsü dışında yıkılmıştı. Bir sorun vardı. Köprü, olduğu gibi dururken, ona varan ve ondan çıkan yollar yok olmuştu. Önceden burada yol olduğuna gösterren en ufak bir belirti bile kalmamıştı ve hepsi bu kadar da değildi. Yaşanan taşkın, Choluteca ırmağını, yatağını değiştirmeye zorlamıştı. Yeni bir kanal yaratmıştı ve ırmak, artık köprünün altından değil yanından akıyordu. Sonuç itibarı ile köprü, kasırgaya dayanacak kadar sağlamdı ama hiçbir yere ulaşmayan bir köprü durumuna gelmişti. Dünya daha önce düşünemeyeceğimiz biçimlerde değişiyor. Ve Choluteca Köprüsü, çevremiz değiştikçe bize -kariyerimize, işimize, yaşamımıza- neler olabileceğinin harika bir örneği...] )
(
)
- KOPUK ile/ve/değil/yerine/||/<> İLGİSİZ
- KOPUK/LUK ile/ BOŞ/BOŞLUK
- KOPUKLUK ile/||/<> KESİNTİ
- KÖPÜRTME" ile/<> "KÖRÜKLEME"
- KÖPÜRTME ile PARLATMA
- KOPUŞ ile/ve/değil/yerine/||/<>/> GİT-GEL
- KOPYA ALMA, KOPYA ÇIKARMA, KOPYA BASMA | ÇOĞALTIM ile/||/<> ÇOĞALTIM
( Sinema Asıl eşlemle aynı özelikleri taşıyan yeni bir eşlemi tek işlemde elde etme başka bir deyişle bir pozitiften doğrudan doğruya bir pozitif bir negatiften doğrudan doğruya bir negatif elde etme Eşlemin karışıtı Çoğaltımın bu çeşidinde en yalın işlem basımdır Negatifpozitif işlemdeyse bir ana pozitiften bir çoğaltım negatifi elde etme anlamına gelir Bu çoğaltım negatifi de bir ana negatiften sağlanmıştır Bu durumda çoğaltımın ikinci anlamı asıl kuşağın özelliklerini taşıyan yeni bir kuşağı iki işlemde elde etmektir 1 Herhangi bir nesnenin biçiminin ya da anaçizgilerinin çıkarılıp baskı yoluyla çoğaltılması 2 Taşbaskısı yoluyla yapılan tıpkıbasım Yazılı metin ya da çizelgelerin eşlemlerinin kopyalarının alınması 1 fotoğrafçılık a Bir pozitiften doğrudan doğruya pozitif bir negatiften de aynı yolla negatif elde etme b Negatif ya da pozitif bir filmin tıpkı basımı 2 sinema Asıl eşlemle aynı özellikleri taşıyan yeni bir eşlemi tek işlemde elde etme )
( DUPLICATING, DUPLICATE, DUPLICATION, DUPE | AUTOGRAPHY | MIMEOGRAPHING | DUPLICATING, DUPLICATION )
( CONTRETYPAGE, "DUPLICATING" | CONTRETYPE, CONTRETYPAGE )
( DUPLIKAT, "DUPLICATION" )
- KOPYA | EŞLEM ile/||/<> EŞLEM
( Sinema 1 Asıl kuşağın karşıt niteliğindeki benzeri 2 Asıl filmin çeşitli amaçlarla kullanılmak üzere hazırlanmış benzeri bu anlamda hep pozitif eşlem anlatılır Bir negatifin eşlemi pozitif bir pozitifin eşlemi negatifidir Yöneysel değişkenleri eksi yapıldığında işlevin aldığı imi gösteren bakışım niceliği Nesneler ile ayna görüntülerinin bakışımlılık özellikleriyle ilgili bir kavram harita )
( PRINT, (ABD) COPY, DUB, DUBBING, DUPLICATE | PARITY )
( COPIE | PARITÉ )
( KOPIE, FILMKOPIE, ABZUG, FILMABZUG | PARITÄT )
- KOPYA değil/yerine EŞLEM
- KOPYA ile TAKLİT
( Nesnelerde. İLE İnsanda ve hayvanda. )
- KOPYE | KOPYA ile/||/<> KOPYA ile/||/<> BENZETİ
( benzeti kimya Yapım modeli ya da resim olarak kullanmak için güzel sanat yapıtlarını olduğu gibi alma Uzambiçimlerin cebirsel yapılarına ya da başka özelliklerine göre ilingesel bölüklenmesi Resim Heykel Özgünden çıkarılmış benzer yapıt )
( COPY )
( COPIE )
( COPIA )
- KÖR GÖZE PARMAK ile/ve/||/<> AVA GİDERKEN AVLANMAK ile/ve/||/<> CİN OLMADAN, ADAM ÇARPMAK ile/ve/||/<> DİMYAT'A, PİRİNCE GİDERKEN, ELDEKİ BULGURDAN OLMAK
- KALMA!:
KÖR ve/||/<> SAĞIR ve/||/<> DİLSİZ
( Geçmiş(in)e. VE/||/<> Şimdi'(n/y)e. VE/||/<> Geleceğ(in)e. )
- KORDON | CORDON[Fr. < CORDON] ile/||/<> KORDON ile/||/<> KORDON[Fr. < CORDON]
( 1 Genellikle ipek ya da pamuk ipliğinden hazırlanmış çok büklümlü kalın sicim Döşemede dikiş yerlerini örtmek için kullanılır 2 Ağaç kenarlarına açılan girinti çıkıntılar Mimarlık Bir yapının dış yüzünde kat düzeylerini gösteren silmelerin her biri cordon ip sicim kordon kurdela corde ip Uluslararası bir söz olarak İngilizce cordon Almanca Kordon Çekçe kordon Macarca kordon gibi birçok dilde kullanılır )
( STRINGCOURSE )
( CORDON )
( MAUERBAND )
- KORKAĞIN "KILICI" ile/değil/yerine/>< CESURUN BAKIŞI
- KORKAN ile/değil/yerine/>< GÜVENEN
( "Sahiplenir". İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Sahip çıkar. )
- KORKMAK değil/yerine/>< YÜRÜMEK
( Yürümeyi gerektiren nedenler, korkmaya neden olanlardan daha fazladır. )
- KORKU ile/ve/<>/değil ÇARESİZLİK
- KORKU ile/ve/değil/||/<>/> KAYGI
( KAYNAK: Korkunun kaynağını biliriz, ancak kaygının kaynağı belirsizdir.
SÜRE: Korku, daha kısa sürelidir, kaygı ise uzun süre devam eder.
ŞİDDET: Korku, kaygıdan daha şiddetlidir. )
( Beyinde. [amigdala'da]. İLE/VE/DEĞİL/||/<>/> Zihinde.["bağlarda"] )
( [kaynağı] Dışarıda. İLE/VE/DEĞİL/||/<>/> İçeride. )
( Dışarıdan içeriye. İLE/VE/DEĞİL/||/<>/> İçeriden dışarıya. )
( Varoluşsal, zorunlu, geçerli, gerekli, etkili ve yetkin. İLE Anlamsız, değersiz, geçersiz, gereksiz, etkisiz ve yetkisiz. )
( Köpek/arı korkusu (yakındaysa/yakınlaşıyorsa)
"Köpek/arı kaygısı" (uzaktaysa/yakınlaşmasa da)
Uçak korkusu (binmeye yaklaştıkça)
"Uçak kaygısı" (binmeden ve düşmesi "düşüncesiyle")
Terk edilme korkusu (ondan daha önce terk edememe düşüncesiyle)
"Terk edilme kaygısı" (bitmeye yaklaştıkça)
[Deneyimleneceklerde, elde etmede, sınırlarda ve sınavlarda...]
Başaramama korkusu (zihnindeki ve "kendince" sınırsız "çözümleriyle")
"Başaramama kaygısı" (çıkarlarının kaybedilecek olması ya da çatışmasıyla)
[Varoluş sürecinde ve gereksiniminde...]
"Ben olamama" korkusu (ötekilerin "gücü" ya da "üstünlüğüyle")
"Ben olamama" kaygısı (aidiyet sağlayamamayla) )
( "KAYGI değil/yerine SAYGI" yazısı için burayı tıklayınız... )
( Korkunun bir bölümü, varolanlara bir zarar düşünmediğimiz zaman gider. )
( İhanetten uzak kaldığın kadar korkmazsın. )
( Zan gitmedikçe, korkudan ve kaygıdan kurtulamayız. )
( Gövde ve zihin sınırlılardır, onun için de incinmeye açıklardır, onların, korunmaya gereksinimleri vardır ve bu da korkuya yol açar. )
( Gelecek için antrenman, tutumlar geliştirme; bunlar korku işaretidir. )
( Acı çekmemiş olan, korkmaz. )
( İç ve dış arasındaki ayrımın yalnızca zihinde olduğunu idrak ettiğiniz zaman, artık korkunuz kalmaz. )
( Arzulardan ve korkulardan kurtulun, görüşünüz birdenbire berraklaşacak ve herşeyi olduğu gibi göreceksiniz. )
( İç değerinizi bilmelisiniz, ona güvenmelisiniz ve günlük yaşantınızda arzu ve korkularınızı feda ederek bunu belirgin kılmalısınız. )
( Arzudan ve korkudan kurtulmak bizi öyle korkutmasın. Bu hepimizin bildiğinden öyle farklı, çok daha yoğun ve ilginç bir yaşam sürdürebilmemizi sağlayacaktır. Öyle ki biz her şeyi kaybetmekle gerçekten her şeyi kazanmış oluruz. )
( Once you realise that all comes from within, that the world in which you live has not been projected onto you but by you, your fear comes to an end.
You are love itself - when you are not afraid.
An understanding mind is free of desires and fears.
The more you know yourself the less you are afraid.
Discover your mistake and be free of fear.
The body and the mind are limited and therefore vulnerable; they need protection which gives rise to fear.
Training for the future, developing attitudes is a sign of fear.
Who has not suffered is not afraid.
When you realise that the distinction between inner and outer is in the mind only, you are no longer afraid.
Be free of desires and fears and at once your vision will clear and you shall see all things as they are.
You must know your inner worth and trust it and express it in the daily sacrifice of desire and fear.
Do not be afraid of freedom from desire and fear. It enables you to live a life so different from all you know, so much more intense and interesting, that, truly, by losing all you gain all. )
( FEAR: [not] Forget Everything And Run VS./AND/||/<>/>/BUT Face Everything And Rise
Face Everything And Rise INSTEAD OF Forget Everything And Run )
( Bir kez, her şeyin içten geldiğini, içinde yaşadığınız dünyanın size değil sizin tarafınızdan yansıtıldığını idrak ettiğinizde, korkularınız sona erer. )
( Biz, sevgiyiz.[korkmadığımızda] )
( Anlayan bir zihin, arzulardan ve korkulardan azâdedir. )
( Korku, bilmemekten ileri gelir. )
( Kendimizi ne kadar daha çok bilirsek, o kadar daha az kaygılanırız. )
( Hatanızı keşfedin ve korkudan kurtulun. )
( Gövdemizin sahibi olursak, korkuyu atarız. )
( Varolan bir şeyden çekinme. İLE/VE/DEĞİL/||/<>/> Henüz gerçekleşmemiş bir şeyden çekinme. )
( )
( [CHAT GPT >]
Korku ve kaygı, genellikle birbiriyle karıştırılan, yakından ilişkili duygulardır ancak bunlar farklı deneyimlerdir.
Korku, algılanan bir tehdide tepki olarak yaşanan doğal, sağlıklı bir duygudur. Bizi zarardan korumaya yardımcı olan tehlikeye karşı doğal bir tepkidir. Korku, genellikle kısa ömürlüdür ve bulunduğunuz koşullarda belirli bir uyarana tepki olarak ortaya çıkar.
Kaygı ise sinirlilik ve huzursuzluk ile tanımlanan daha uzun süreli bir düşünce zinciridir. Kaygı, genellikle şu andaki belirli bir uyaran yerine gelecekteki olayların ya da kaygıların beklentisiyle tetiklenir. Acil bir tehlike olmadığında bile zamanla devam eden kronik bir durum olabilir.
Genel olarak korku, belirli bir tehdide ya da tehlikeye verilen bir yanıtken; kaygı, gelecekteki tehdit ya da tehlike olasılığına bir yanıttır. İki duygu da bizi harekete geçmeye ve kendimizi korumaya güdüleyebildiğinden ancak belirli durumlarda yardımcı olabilir. Ancak korku ya da kaygı kronikleştiğinde ya da aşırı duruma geldiğinde, zihinsel ve fiziksel sağlığımız üzerinde olumsuz etkileri olabilir.
[English]
Fear and anxiety are closely related emotions that are often confused with one another, but they are distinct experiences.
Fear is a natural, healthy emotion that is experienced in response to a perceived threat. It is a natural response to danger that helps to protect us from harm. Fear is generally short-lived and occurs in the present moment, in response to a specific stimulus.
Anxiety, on the other hand, is a more prolonged emotion that is characterized by feelings of worry, nervousness, and unease. Anxiety is often triggered by anticipation of future events or concerns, rather than by a specific stimulus in the present moment. It can be a chronic condition that persists over time, even when there is no immediate danger present.
In general, fear is a response to a specific threat or danger, while anxiety is a response to the possibility of future threats or dangers. Both emotions can be helpful in certain situations, as they can motivate us to take action and protect ourselves. However, when fear or anxiety becomes chronic or excessive, it can have negative effects on our mental and physical health. )
( REV', REV'A, HAVF ile/ve/değil/||/<>/> GAMM )
( BÂK, PERVÂ ile/ve/değil/||/<>/> ENDİŞE[< Pehlevice/Farsça]: Düşünüyorum] )
( [not] FEAR vs./and/||/<>/>/but ANXIETY/CONCERN )
( METUS cum//et/./||/<>/> ... )
- KORKU ile/ve/||/<> KIZMA/ÖFKE ile/ve/||/<> ÜZÜNTÜ/ÜZÜLME ile/ve/||/<> UTANMA/UTANÇ[>< AÇGÖZLÜLÜK] ile/ve/||/<> İĞRENME/TİKSİNTİ | ile/ve/||/<> SEVİNÇ(NEŞE)/COŞKU ile/ve/||/<> ŞAŞIRMA/ŞAŞKINLIK/HAYRET
( Farklı coğrafyalarda yaşayıp farklı dilleri konuşsa da yeryüzünde yaşayan tüm bireyler, şu 6 ya da 7 duygu-durum için aynı yüz ifadesi ve mimikleri kullanıyor. )
(
)
(
)
- KORKU ile/> ZEKÂ
- KORKULACAK OLAN:
BİZİMLE AYNI DÜŞÜNCEDE OLMAYANLAR ile/değil/yerine AYNI DÜŞÜNCEDE OLMAYIP BUNU SÖYLEME CESÂRETİNDE OLMAYANLAR
- KORKULMASI GEREKEN:
HATA YAPMAK ile/değil/> AYNI HATALARI TEKRAR (TEKRAR) YAPMAK
( Korkmayalım! İLE/> Korkalım! )
- ... KORKUSU ile/ve/değil/yerine/||/<>/< ... COŞKUSU
- KORKUSUZ/LUK ile/değil/yerine CESÂRET
( Cesaret, korkusuz olmak demek değildir. Cesaret, korkuyla dolu olmana karşın, kontrolü, korkunun eline vermemektir. )
- KÖR/LÜK ile/ve/değil/||/<>/< DİKKATSİZ/LİK / ÖZENSİZ/LİK
- KORO ile/||/<> KORO[İt. < CORO]
( 1 Toplu olarak melodili ya da ritimli sözleri söyleyen topluluk 2 Yunancada önce dans edilen yere sonra da şarkılı dansa ve bir de bunu yapanlara verilen ad Antik tragedyada birbirlerine benzeyen ezgilerde seslerini birbirine uyumlayan ve dramatik olayın kahramanı karşısında onu gözleyen yorumlayan değerlendiren kimi kez de olaya karışan topluluk 3 Koronun bölümleri Parodos Giriş ezgisiKommos yakınma ezgisihareketlerle Stasiman olanları saptama ezgisi Exodas Çıkış çizgisi 4 Ortaçağda dinsel yapıtlarda ayrı ayrı bölümler arasında anlatım epik biçimde korolar vardır 5 Elizabeth Tiyatrosunda ya da Shakespearede Koro adlı tek bir oyuncu çok kez soytarı rolünde 6 Klasik yapıtlarda koro antik yapıtların etkisi altında yeniden kullanılmıştır Örnek Schiller Braut von Messina Messinalı Gelin Apsisle çapraz şahın arasında kilise korosunun oturduğu kare kesitli bölüm 1 Ezgili ya da esgisiz ve tartımlı sözleri uyumlu bir biçimde birlikte söyleyen topluluk 2 Antik Yunan tiyatrosunda önce dans edilen yere sonra da ezgili dansa ve bir de bunu yapanlara verilen ad )
( CHORUS | CHOIR )
( CHOEUR )
( CHOR )
( CORO )
- KORO ile/ve/<> ORATORYO[İt.]
( ... İLE/VE/<> Solo sesler, koro ve orkestra için yazılmış, oyun öğesi bulunmayan, kutsal nitelikte müzik yapıtı. )
- KORUMA ile/<> KORUMA ÜNSÜZÜ
- KOŞ ve/||/<> COŞ
- KOŞA KOŞA ile/değil/yerine/||/<>/< ADIM ADIM
- KOŞA KOŞA ile/değil/yerine KONUŞA KONUŞA
- KÖSE[Fars. < KŪSE] ile/||/<> ...
( T K O Anadoluda halk tiyatrosunda oyunları düzenleyene verilen ad Az kosa köse kōsa a man with little or no beard Az kosa köse kōsa a man with little or no beard Az kosa köse kōsa a man with little or no beard )
( KŌSA )
( KOSA[Az.] )
- KÖŞE ile/ve/değil/yerine/>< GEZİ
- KÖŞEBENT ile/||/<> KÖŞEBENT[Fars. < GŪŞE + BEND]
( Dekorda bulunan çevreleri sağlamlaştırmakta kullanılan üçgen demir Dekorda pano çerçevelerini sağlamlaştırmada kullanılan üçgen demir )
( CORNER PLATE )
( ÉCHARPE )
( WINKELEISEN )
- KÖŞK ile/||/<> BAHÇELİ EV
( Mimarlık Kır yerlerde geniş bahçe içinde yapılmış süslü ev Kırda yapılmış küçük saray a bahçeli ev kır evi kır sarayı Sokağa çıkıntı yapan oda Çaltı Gelendost Isparta Az köşk köşk pavillion villa palace Az köşk köşk pavillion villa palace )
( KIOSK )
( KIOSQUE )
( KIOSK, SCHLÖSSCHEN )
( KÖŞK )
( KÖŞK[Az.] )
- KOŞMA ile/ve SEMAİ
- KOŞMA ile VARSAĞI
( ... İLE Güney Anadolu bölgesinde yaşayan Varsak Türkleri'nin söyledikleri koşma. )
- KOŞUK ile EGLOG[Yun.]
( ... İLE Kısa, kır koşuğu. )
- KOŞUK ile GÜZELLEME
( ... İLE Halk yazınında, konusu sevi olan, lirik bir koşuk türü. | Şen, sevinçli duyguları anlatan türkülerde özel bir ezgi. )
- KOŞUK ile HEZEL[Ar.]/HEZLİYAT
( ... İLE Şaka, alay, mizah. | Bir koşuğu ya da koşuk parçasını, şakalı bir anlatıma çevirme. / Hezel türünde yazılmış koşuklar. )
- KOŞUK ile ROMANS[İsp.]
( ... İLE Sekiz hecelik dizelerden oluşmuş bir İspanyol koşuk türü. | Şarkı türünde ve piyano için hazırlanmış, genellikle kıtalar biçiminde beste. )
- KOŞUL BELİRTMEK / SORU SORMAK
- KOŞUL ile/ve/<>/||/> KOŞULLU ile/ve/<>/||/> KAVRAM -ile/ve/||/<>/>
( ZAMAN/UZAM(MEKÂN) ile/ve/||/<>/> NESNE ile/ve/||/<>/> KAVRAM )
- KOŞUL ile/ve/değil/||/<> ETMEN
- KOŞUL ile/ve/||/<> OLANAK
- KOŞUL ile/ve/değil/yerine/||/<>/> ÖNCELİK
- KOŞULSUZ = HAMLİ = CATEGORICAL[İng.] = COTÉGORIQUE[Fr.] = KATEGORISCH[Alm.] = KATEGORIKOS[Yun.]
- KOŞULSUZ/LUK ile KUŞKUSUZ/LUK
- KOŞUT ile/||/<> DENK
- KOTARMAK İÇİN ile/değil KURTARMAK İÇİN
( Pişmiş yemeği başka kaplara boşaltmak. | Bir işi tamamlamak/bitirmek. İLE/DEĞİL Kurtarmak, rahatlatmak üzere. )
- KÖTÜ ile/ve/||/<> DANDİK["DANDİKTEN" DEĞİL!)
( ... İLE/VE/||/<> Düşük nitelikli [uyuşturucu vb.] | Düzmece, kötü nitelikli olan. )
- KÖTÜMSER/LİK >< İYİMSER/LİK ile/değil/yerine/>< GERÇEKÇİ/LİK
( [sadece] Tüneli "görür". >< Tünelin sonundaki ışığı "görür". İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Tünelle birlikte, ışığı ve gelebilecek treni görür. )
( [sadece] Her fırsattaki "zorluğu" "görür". >< Her zorluktaki "fırsatı" "görür". İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Her fırsatla birlikte kolay olmayabilecekleri birlikte değerlendirir. )
- KÖTÜMSER/LİK ile/ve/değil/||/<>/< DUYGUSAL/LIK
- KÖTÜRÜM ile/||/<> KÖTÜRÜM
( Kar Perdede az görülen patoloik tiplerden biridir Daha çok dilencidir Gölge oyunun sakat tiplerinden biri Çoğu kez dilenci olarak görünür )
- KÖTÜYÜ, DOĞRUDAN GÖSTERMEK/ANLATMAK ile/ve/değil/yerine KÖTÜYÜ, DAHA KÖTÜSÜNÜ GÖSTEREREK GÖSTERMEK/ANLATMAK
- KÖYLÜ ile/ve/değil/yerine/||/<>/< KÖY KÖKENLİ
- KOYULAŞTIRMA ile/||/<> KOYULAŞTIRMA
( Sinema İyi bir görüntü veremeyecek kadar zayıf olan bir filmin kimyasal işlemlerle yoğunluğunun artırılması yeğinleme )
( INTENSIFICATION, PHOTOGRAPHIE INTENSIFICATION, INTENSIFYING, REDEVELOPMENT )
( RENFORCEMENT )
( VERSTÄRKUNG, FOTOGRAFISCHE VERSTÄRKUNG )
- KOYUN ile/ve/değil/ne yazık ki/||/<>/< OYUN
( ...'ın koyunu, sonra çıkar oyunu. )
- KOZMOPOLİS ile/<> KOZMOPOLİT
( Uluslararası çapta. İLE/VE/||/<> Çeşitli uluslardan kişileri barındıran, içinde bulunduran. | Ulusal özellikleriyle sınırlan(dırıl)mayan kişi/ünlü/düşünür/sanatçı. )
- KRATER[Fr. < CRATÈRE] ile KRİTER[Fr. < CRITÈRE]
( Yanardağ ağzı. İLE Ölçüt. )
- KREASYON[Fr./İng. < CREATION] ile/değil/yerine/= YARATI/YARATMA
( Özel bir yetenekten yararlanılarak ortaya konulmuş şey. )
- KREATİF[İng. < CREATIVE] ile/değil/yerine/= YARATICI
- KREATÖR[Fr./İng. < CREATOR] ile/değil/yerine/= YARATICI
- KREDİ ile/değil/yerine/=/||/<>/< SAYGINLIK/İTİBAR
- KREŞ | SÜNEHATI REEVİYE | SİNH | ALVEOL ile/||/<> ALVEOL ile/||/<> YUVA
( yuva petekgözü 1 Akciğerde bronşçukların sonlandığı küçük kese şeklindeki boşlukların son ucu 2 Bez yapılarındaki küçük boşluklar 3Küçük bir kese şeklinde olan herhangi bir boşluk 1 Akciğerlerde bronşcukların sonlandığı gaz değişiminin yapıldığı küçük kese biçimindeki boşlukların son ucu 2 Bez yapısındaki küçük boşluklar 3 Küçük bir kese biçiminde olan herhangi bir boşluk anat 1 Akciğerlerde gaz değişiminin yapıldığı çok ince duvara sahip hava kesesi 2 Memedeki kübik epitel ve miyoepitelden meydana gelen salgı bezi yapısı 3 Küçük çukur 4 Diş yuvası Sinema TV Elektrik akımını almak için fişin sokulduğu yuva fiş yuvası Üç ve dört yaşlarındaki çocuklar için açılan ve genellikle gündüzleri çalışan kadınların çocuklarını sabah bırakıp akşam aldıkları okulöncesi eğitim kurumu Mimarlık alveolus küçük göz Mimarlıkta içine bir taşın ya da bir yazıtın yerleştirildiği oyuk Anne ve babaların çalışmakta olduğu saatlerde çocukların bakım ve eğitimini sağlayan özel ya da kamusal kurum karşılık alveol anlamdaş kesecik alveolus küçük boşluk Akciğerde bronşçukların sonlandığı küçük boşluklar 2 Bezlerdeki küçük boşluklar 3 Küçük bir çukurcuk ya da kese biçiminde herhangi bir boşluk zooloji 1 Aynı unsurlardan oluşan küme özellikle hücrelerin kendilerine yabancı bir dokuda birikmesiyle oluşan kümelenme Kimi neoplastik ve hamartomatöz dermatozislerde en çok epidermis ve ya da dermis içindeki hücrelerin sınırlı gruplaşmasında görülür 2 Kuşların yumurtlamak ve yavruların büyütmek üzere hazırladıkları yatak kuş yuvası ya da barınağı yuva Az yuva 1 kuş barınağı 2 ev konut oya 1 hayvan yuvası 2 ev konut uya yuva in uya uya uya Kar huya Alt Tel uya kuş yuvası vahşi hayvanlar için in Tar uva uya uya yăva Eski çağlardan başlayarak kullanılır uya Orta Türkçede de uya biçimi geçer Eski Kıpçakçada uya yanında yuva biçimi de göze çarpar Türkçe yuvanın başındaki y ikincil bir sestir Çuvaşça yăvanın başındaki y de sonradan türemiştir Ramstedt KSz 16 72 JSFOu 32 2 6 Moğolca uyuğa Lagerplatz der Diebe Rӓubernetzt biçimiyle birleştirmiştir Räsänen UAJb 33 147 UJb 19 102 V 511a bu birleştirmeye katılarak h uya biçiminden yola çıkmıştır Onun bu görüşüne Joki LwSS 251 de katılmıştır Egorov ÊS 73 diyalektlerde kullanılan üy toplamak kökünden geldiğini bir olasılık olarak dile getirmiştir Clauson ED 267 belli başlı eski biçimleri saymakla yetinmiştir Sevortyan ÊSTJa 1974 239 da eski etimolojik açıklamaları özetledikten sonra Vladimirtsov ve Jokinin birleştirmelerini göz önüne alarak Kırgızca uyu birikmek toplanmak kökü üzerinde durulabileceğini seslendirmiştir )
( ALVEOLUS )
( ALVÉOLE )
( ALVEOLE )
( ALVEOLUS:KÜÇÜK BOŞLUK | ALVEOLUS )
( YUVA[Az.]~OYA[Tatk.]~UYA[Kklp.]~UYA[Nog.]~UYA[Özb.]~UYA[Krg.]~UYA[Alt.]~UYA[Tel.]~UYA[Şor.]~UYA[Sag.]~UYA[Kzk.]~UYA[Tuv.]~UYA[Yak.]~YĂVA[Çuv.] )
- KRİZ[Yun.] ile/=/||/<>/< EŞİK
- KRİZ ile KRİTİK
- KRİZ[Yun.] ile/=/||/<>/< SINIR
- KROMATİK | KROMATİK, DEVNİ | KROMATİK ile/||/<> KROMATİK ile/||/<> RENKSER
( renkser Parlak renkli ya da boyandığında parlak renk meydana getiren Sinema TV Renközü olan Renksemezin karşıtı 1 Renge ilişkin olayları ya da nesneleri belirleyen özdek 2 İçinden geçen güneş ışığını tek renkli bileşenlerine ayıran özdek fizik optik Beyaz ışığı çözümleyen mercek kromatik fizik )
( CHROMATIC )
( CHROMATIQUE )
( CHROMATISCH )
- KROMATİK | RENKSER ile/||/<> RENKSER
( Sinema TV Renközü olan Renksemezin karşıtı 1 Renge ilişkin olayları ya da nesneleri belirleyen özdek 2 İçinden geçen güneş ışığını tek renkli bileşenlerine ayıran özdek fizik optik Beyaz ışığı çözümleyen mercek kromatik fizik )
( CHROMATIC )
( CHROMATIQUE )
( CHROMATISCH )
- KROMİNANS | RENKLİLİK ile/||/<> RENKLİLİK
( Sinema TV Renkölçümünde parlaklığa karşı rengi belirleyen renközü ile doymadan oluşan ve renklilik bilgisine yol açan bölüm Anlatımda düşünce ve duyguların parlak biçimde verilişi Renk türü ve doymuşluğun bileşimi olan görsel duyulanma vergisi Not Bu vergi renkölçümsel bir büyüklük olan renksellikin yaklaşık ruhduyumsal psikosansoriyel karşılığıdır sinema televizyon Renkölçümde parlaklığa karşı rengi belirleyen bölüm Üslûpta fikir ve duyguların parlak bir şekilde anlatılmış olma hali )
( CHROMINANCE | CHROMATICNESS )
( CHROMINANCE | COLORIS | CHROMIE )
( CHROMINANZ )
- KUBBE ile/||/<> KUBBE[Ar. < KUBBE]
( İçinde ırakgörür bulunan yarıklı kapağı olan ve merkezden geçen düşey bir eksene göre dönebilen yarım küre biçiminde yapı Mimarlık Yarım küre biçiminde taştan çatı örtüsü a yarım kubbe tonoz biyoloji )
( DOME | CUPOLA )
( COUPOLE )
( KUPPEL )
- KUBBET-üs-SAHRA ve/<> MESCİD-İ AKSÂ
( Caminin 52 penceresinin vitrayları da birbirinden farklıdır. VE/<> ... )
( Sekizgen olarak inşa edilmiştir. VE/<> ... )
- KÜBİK[Fr. < CUBIQUE] ile/değil/yerine/= KÜP BİÇİMLİ
( Küp ve kesme biçiminde olan. | Kübizm akımına uyularak yapılan. | Küp biçiminde olan. )
- ÇÖZÜMLER:
KÜÇÜK ile/ve/||/<> ARA ile/ve/||/<> YALIN
- [ne yazık ki]
KÜÇÜK HESAP ile/ve/||/<>/>/< BİLGİSİZLİK
( İkirciğe neden olur. İLE/VE/||/<>/>/< Hesapsızlığa ve fazla/yersiz "atılganlığa" neden olur. )
- KÜÇÜK İŞ ile/ve/<> BÜYÜK İŞ
( [iş/çalışma/etkinlik] Kent içindeyse. İLE/VE/<> Kent dışındaysa. )
( Küçük çocuklara, işe gitmenin ve geri dönüşün ne kadar süreceğini anlatmak üzere kullanılabilecek sözler. )
- KÜÇÜK ZİHİN ile/değil/yerine/<>/> ORTA ZİHİN ile/değil/yerine/<>/> İLERİ ZİHİN
( Kişilerle uğraşır. İLE/DEĞİL/YERİNE Olaylarla uğraşır. İLE/DEĞİL/YERİNE Düzenle/sistemle uğraşır. )
( "Her sorunun" kendince bir yanıtı/açıklaması vardır. İLE/DEĞİL/YERİNE Deneyimlerinden öğrenir. İLE/DEĞİL/YERİNE Herşeyden ve herkesten öğrenir. )
( "Dengini" arar. İLE ... İLE/DEĞİL/YERİNE Kendini arar. )
( "İleri zihinler, kendi çağının ötesindedir, zekiler, kendine bir şeyler çıkarır ve ahmak olan da buna karşı koyar.[The great person is ahead of their time, the smart make something out of it, and the blockhead, sets themselves against it.]" )
- KÜÇÜLMEK ile/değil/yerine İNCELMEK
- KÜÇÜLTME ile/||/<> KÜÇÜLTMEK
( Sinema Bir filmin optik basım yoluyla kendinden daha ufak boyda bir film üzerine aktarılması Büyültme karşıtı uzaklaştırmak )
( REDUCTION, OPTICAL REDUCTION, REDUCE | DOWNSIZING | MINIMIZE | REDUCE | SHRINK )
( RÉDUCTION (OPTIQUE) )
( VERKLEINERUNG )
- KUDRET ile TASARRUF
( CAPABLE vs. SAVING )
- KUĞU:
Güzelliğini sergilemekten, su içmeyi bile boşvererek/unutarak susuzluktan ölmüş. -ile
- KUKLA değil KUKLACI ve/||/<> BAĞCI değil/yerine ÜZÜM
- KUKLA OYUNU ile/||/<> KUKLA OYUNU
( Kuk 1 Küçük bebeklerin oynatıldığı fantaziye dayanan oyun 2 Kukla oynatımına temel olan yazılı yapıt Bu ayrıntılı ya da ayrıntısız yalnızca senaryo biçiminde de olabilir 1 Kukla oynatımına temel olan betik 2 Yapma bebeklerin oynatıldığı gösteri )
( PUPPET PLAY | MARIONET THEATRE )
( PIÉCE DE MARIONNETTE | PIÈCE DE MARIONETTE | THÉÂTRE DE MARIONETTES )
( PUPPENSPIEL | PUPPEN THEATER )
( SPETTACOLO DI BURATTINI )
( ΚΟΥΚΛΟΘΈΑΤΡΟ / κουκλοθέατρο )
- KUKLA OYUNU ile/||/<> KUKLA TİYATROSU
( (Kuk.) 1. Küçük bebeklerin oynatıldığı fantaziye dayanan oyun. 2. Kukla oynatımına temel olan yazılı yapıt. Bu, ayrıntılı ya da ayrıntısız, yalnızca senaryo biçiminde de olabilir. @@ 1. Kukla oynatımına temel olan betik. 2. Yapma bebeklerin oynatıldığı gösteri. )
( PUPPET PLAY | MARIONET THEATRE~MARIONET THEATRE | PUPPET THEATRE, MARIONETTE THEATRE )
( PIÉCE DE MARIONNETTE | PIÈCE DE MARIONETTE | THÉÂTRE DE MARIONETTES~THÉÂTRE DE MARIONETTES )
( PUPPENSPIEL | PUPPEN THEATER~PUPPEN THEATER | PUPPENTHEATER, MARIONETTENTHEATER )
( SPETTACOLO DI BURATTINI~TEATRO DEI BURATTINI )
( ΚΟΥΚΛΟΘΈΑΤΡΟ / κουκλοθέατρο~ΚΟΥΚΛΟΘΈΑΤΡΟ / κουκλοθέατρο )
- KUKLA SANATINDA:
TALAT-SÜREYYA DUMANLI ile/ve/<>/> NEVZAT AÇIKGÖZ ile/ve/<>/> DUYGU-OYA TANSI
( )
- KUKLA TİYATROSU ile/||/<> KUKLA TİYATROSU
( Küküç bebeklerden yapılmış biçimlerin figürlerin elle ya da mekanik olarak oynatıldığı tiyatro Yapma bebeklerin elde ya da mekanik olarak oynatıldığı tiyatro )
( MARIONET THEATRE | PUPPET THEATRE, MARIONETTE THEATRE )
( THÉÂTRE DE MARIONETTES )
( PUPPEN THEATER | PUPPENTHEATER, MARIONETTENTHEATER )
- KUKLA ile/ve ROBOT
- KÜL OLMAK" ile/ve/||/<> "GÜL OLMAK"
( Nefsini yakarak. İLE/VE/||/<> İyilik yaparak. )
- [ya/hem] KÜL ile/değil/yerine/hem de/ya da/||/<>/>< GÜL
( [ya/hem] Bir "bakış/algı/yorum". İLE/DEĞİL/YERİNE/HEM DE/YA DA/||/<>/>< Başka bir "bakış/algı/yorum". )
- KULA ÇATMAK ile/değil/yerine/>< KULAÇ ATMAK
- KÜLÂH ile/||/<> KÜLÂH | ŞEREFE
( Mimarlık Kule ve minare gibi yapıların üstlerini örten iç çatısı ağaçtan dışı kurşun kaplı koni ya da piramit biçimindeki çatı a şerefe petek gövde pabuç kürsü I İp yumağı Yayla İnönü Eskişehir hasır sepet Yenikent Aksaray Niğde II Kasket Öveçler Kırkağaç Manisa I İp yumağı Yayla İnönü Eskişehir Mimarlık Arap minar fener kulesi Camilerde ezan okunan yüksek ince yapılı kule a külah şerefe petek pabuç minare gövdesi minare kürsüsü Mimarlık Minarelerde petek ile gövde arasında çevresi korkuluklu ezan okunan yer a Külah petek minare gövdesi pabuç minare kürsüsü )
( ARROW, SPIRE )
( FLÈCHE )
( TURMHELM, DACHREITER, PFEIL )
- KULAK, SEDÂ ARAR ve/||/<> SEDÂ DA KULAK ARAR
- KULE ile/||/<> KULE[Ar. < KULLE]
( TV Verici dalgalığın elden geldiğince geniş bir alana yayında bulunabilmesini sağlamak amacıyla özel yapıda çelik ya da betondan çok yüksek kule Mimarlık Çapı küçük bir temel üzerine oturan çoğu silindir biçiminde yüksek yapılar a külâh minare gözcü kulesi Türk cambazının becerilerinden biri İpin üzerine bir sacayağı onun üstüne fıçı fıçının üstüne tahta tahtanın üstüne iskemle koyup oturma numarası )
( AERIAL (A8D: ANTENNA) TOWER, TELEVISION TOWER, TOWER | TOWER )
( TOUR (D'ANTENNE, DE TÉLÉVISION) | TOUR )
( TURM, FERNSEHTURM | TURM )
- [ne yazık ki]
KULLANILMAYAN METİN/KİTAP ||/<>/> MEZAR
- KULLANIM/SAL ile/ve/değil/yerine/||/<>/< İŞLEV/SEL
- KULLANMAK ile/değil YAŞAMAK
- KÜLLİYEN[Ar.] ile/değil/yerine/= TAMAMEN, TÜMÜYLE
- KÜLT ile/değil/yerine/<> KÜLTÜR
( Din. | Yerel özellikler taşıyan dinî törenler. | Belirli bir dönemde aşırı ilgi gören film vb. İLE/DEĞİL/YERİNE/<> ... )
- KÜLT ile KÜRT
- KÜLTÜR EKONOMİSİ ve/||/<> KÜLTÜR POLİTİKASI ve/||/<> KÜLTÜR YÖNETİMİ
( Grafiklerle Türkiye'nin Kültür Ekonisi 2016 için burayı tıklayınız... )
- KÜLTÜR:
KÂĞIT ÜZERİNE ile/ve/||/<>/< KÂĞIT DIŞINDAKİ NESNELERLE
- KÜLTÜR ORTAKLIĞI ve/||/<> ORTAMI
- KÜLTÜR YAPITI ile/ve/||/<>/< BARBARLIK YAPITI
- KÜLTÜR ile/ve/değil/yerine İNSANLIK/İNSANLIĞIN KÜLTÜRÜ
( [not] CULTURE vs./and/but CULTURE OF HUMANITY
CULTURE OF HUMANITY instead of CULTURE )
- KÜLTÜR ile/ve/değil/||/<>/< TOPLULUK
- | (")KÜLTÜRLÜ(") ya da (")HOCA(") |
ile/değil/yerine/<>/>
BİLGE
( | Öğrenmeyi seven. YA DA Öğretmeyi seven. |
İLE/DEĞİL/YERİNE/<>/>
Hem öğrenmeyi seven, hem de öğretmeyi seven. )
- KUM TORBASI ile/||/<> KUM TORBASI
( Deri ya da kalın bezden yapılmış içi talaş kıtık kauçuk mısır gibi maddelerle doldurulmuş torba biçiminde bir çalışma gereci Küçük ve büyük tipleri vardır Sahnede dekor parçalarına ağırlık vermek için kullanılan kumla dolu torba Sahnedeki dekor parçalarının düşmemesi için ağırlık olarak kullanılan kum dolu torba )
( SAND-BAG | SANDSACK | SAND SACK )
( SAC DE SABLE )
( SANDSACK )
- KUMAŞ ile/ve/||/<> HAMUR
- KÜMES-İ ile KÜME-Sİ
- KUMPANYA | ÖZEL TİYATRO ile/||/<> ÖZEL TİYATRO
( Resmî kişiliği olmayan özel sermaye ile kurulmuş tiyatro topluluğu Özel kişilerin kurup yönettiği çoğu kez tecimsel tiyatro )
( PRIVATE THEATER | PRIVATE THEATRE )
( THÉÂTRE PRIVÉ | THÉÂTRE DE SOCIÉTÉ, THÉÂTRE PRIVÉ )
( PRIVATHEATER | GESELLSCHAFTSTHEATER, PRIVATES THEATER )
- KUPA[Yun.] ile KUPA[Fr. < COUPE]
( Cam ya da seramikten yapılmış, kulplu, büyük bardak. | Bu bardağın alabileceği miktarda olan. | Altın, gümüş, bronz ya da kristalden yapılmış, yarışma ödülü olarak verilen ayaklı kap. | Yarışma ödülü olarak verilen herhangi bir sanat yapıtı. | İskambil kâğıtlarının dört grubundan benekleri kırmızı, kalp biçiminde olanı, yürek. İLE Kapalı ve yalnız arkada oturulacak yeri olan dört tekerlekli araba. | İki kapılı bir tür spor otomobil. )
- KÜPEŞTE ile/||/<> KÜPEŞTE[Yun.] | KORKULUK
( Mimarlık Merdiven ve balkonlarda korkulukların demir kirişi üzerine konan ağaç bölüm a korkuluk Gemilerde güverte hizasında iskarmoz bağlarına tutturulan dikmelerin dış yüzlerine kaplanan kaplamaların oluşturduğu siperler borda kaplamalarının en üstü güverteden yukarı kalan bölümler Mimarlık Balkonların terasların kenarlarına çekilen duvar ya da parmaklık a küpeşte Duvarların üzerine balkon ya da pencerelerin içine çimento ve mozaik karışımı ile yapılan dolgu set de küpeşte olarak adlandırılır Korkulukların üzerine yerleştirilen ve merdiven boyunca devam eden ahşap metal ya da plastik kısım da küpeşte olarak geçer R κουπαστή gunwale foredeck and afterdeck of boots and small ships banister Bulgarca kjupèšte Türkçeden alınmıştır BER 3 252 )
( MAIN CONRAD | GUNWALE )
( MAIN COURANTE )
( HANDLAUF )
( CORRIMANO )
( ΚΟΥΠΑΣΤΉ / κουπαστή )
- KÜPEŞTE[Yun.] ile/||/<> PARMAKLIK | KORKULUK
( (Mimarlık) Merdiven ve balkonlarda korkulukların demir kirişi üzerine konan ağaç bölüm. a. bk. korkuluk. @@ Gemilerde güverte hizasında iskarmoz bağlarına tutturulan dikmelerin dış yüzlerine kaplanan, kaplamaların oluşturduğu siperler, borda kaplamalarının en üstü, güverteden yukarı kalan bölümler.@@(Mimarlık) Balkonların, terasların kenarlarına çekilen duvar ya da parmaklık. a. bk. küpeşte. @@ Duvarların üzerine, balkon ya da pencerelerin içine çimento ve mozaik karışımı ile yapılan dolgu set de küpeşte olarak adlandırılır. Korkulukların üzerine yerleştirilen ve merdiven boyunca devam eden ahşap, metal ya da plastik kısım da küpeşte olarak geçer. < R κουπαστή 'gunwale, foredeck and afterdeck of boots and small ships, banister'. Bulgarca kjupèšte Türkçeden alınmıştır (BER 3: 252). )
( MAIN CONRAD | GUNWALE~RAILING )
( MAIN COURANTE~GRILLE )
( HANDLAUF~GELÄNDER )
( CORRIMANO~RINGHIERA )
( ΚΟΥΠΑΣΤΉ / κουπαστή~ΚΆΓΚΕΛΟ / κάγκελο )
- KUPLİNG | KENETLEME ile/||/<> KENETLEME
( TV Çeşitli kaynaklardan değişik işliklerden dışarıda canlı yayından mıknatıslı görüntü aygıtında yabancı işliklerden vb gelen resimler arasında geçiş birleştirme ya da özel etkiler sağlanabilmesi için bunların birbiriyle eşlenmesi 1 Bir molekülde komşu protonlar arasındaki mıknatıs alanları etkileşimi 2 Özgür köklerin aralarında ortaklaşım bağı oluşturmaları )
( LOCKING, PICTURE LOCKING | COUPLING )
( COMMUTATION | COUPLAGE )
( BLOCKIERUNG, VERRIEGELUNG )
- KURAL ile/ve/||/<>/>/< GEREKSİNİM/İ
( Kural gerekene kadar kuralın gerekmemesi ve kural koyulmaması. )
- KURALCILIKTA:
AKILSIZLAŞMA >< ROBOTLAŞMA
- KURAL/LAR ile/ve/değil/yerine/||/<>/< KOŞUL/LAR
- KURAM ile/ve/değil ANLAYIŞ
- KURAM/GÖRÜNCE/TEORİ ile "SENARYO"
( THEORY vs. SCENARIO )
- KURAM" ile/değil TEMENNİ
- KURAM ile/ve/değil/||/<> YAKLAŞIM
- KURAM ile/ve/||/<> YÖNTEM
( THEORY vs./and/||/<> METHOD )
- KURAMSALLIK ile/ve/<> YARATICILIK
( Aklın mâbedi. İLE/VE/<> Kalbin mâbedi. )
- KURAM/TEORİ[İng. THEORY] ile ...
( Hareket halinde olan şeyin dışına çıkıp, dışarıdan incelemek. )
- KUR'ÂN-I KERÎM:
BAŞAT TAVIR ile/ve/<> REVNAK[Fars.][: Parlaklık, güzellik, tazelik, süs.]
- KURCALAMAK(") ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SORGULAMAK
- KURDELE, ŞERİT, BANT ile/||/<> KUŞAK ile/||/<> DÖL ile/||/<> JENERASYON ile/||/<> NESİL
( Sinema 1 Boş film yapımında kullanılan üzeri duyarkatla örtülü çok geniş bir tabandan film boylarına göre istenilen ende kesilmiş parçalardan her biri 2 Bir filmin boşfilmden dolu filme kadarki bütün çeşitlerini anlatır genel terim 3 Henüz birleştirilmemiş ses ve görüntü taşıyan filmler 4 Kötü anlamda Dikkate değer hiç bir özellik taşımayan sıradan sinema yapıtı TV Televizyon yayınlarına ayrılan metrik ve desimetrik çok kısa elektromıknatıs dalga uzunluklarını kapsayan dalgaların bölündükleri yinelenim aralıkları Yeryüzünde ya da herhangi bir gökcisminde belli koşulları sağlayan bölge Zaman kuşakları iklim kuşakları vb Aba güreşinde bele bağlanan ve ancak buradan tutulması gereken yün kuşak Kristalin üzerindeki bir kenara koşut bütün yüzeylerin tümü Bir toparı kesen iki koşut düzlemin topar üzerinde belirlediği topar parçası Anlamdaş toparsal kuşak döl döl generatio generare doğurmak 1 Genellikle Aşağı yukarı aynı yıllarda doğmuş olup aynı çağın koşullarını dolayısıyle birbirine benzer sıkıntıları yazgıları yaşamış benzer ödevlerle yükümlü olmuş kişilerin topluluğu 2 Tarih felsefesinde ve kültür tarihinde Yeni bir anlayışta yeni bir yaşama duygusunda yeni biçimlerde birleşen eskiden belirgin çizgilerle ayrılan kişilerin topluluğu Düveni oluşturan iki tahtayı birbirine bağlayan ön ve arka ağaçlar Akçaşar Yalvaç Isparta Meyvebükü Güdül Yurtbeyi Çankaya Ankara Beyağıl Ulukışla Niğde Bir izgenin iki sıklık değeri arasında kalan ışınım bölgesi biyoloji coğrafya kuşak karşılık generasyon generatio çoğalma Oğul birey doğal olarak soyların birbiri arkasından gelen basamakları ortak bir soydan eşit olarak uzak bir türün bireyleri Örnek Büyük ana büyük baba ile bunların çocukları ve torunları birbiri arkasından gelen üç döl meydana getirirler botanik zooloji Oğul birey doğal olarak soyların birbiri arkasından gelen basamakları Örnek Büyük anne büyük baba anne baba çocuk torun Nesil generasyon jenerasyon Canlıların üremesi sonucu ortaya çıkan yeni birey ya da bireylerin bütünü nesil jenerasyon 1 Yavru 2 Semen meni sperma döl Döl 1 kuşak nesil 2 Üretim meydana getirme üreme döl Döl Az gurşag guşak Orta Türkçede kurşağ olarak geçer Türkçede kurşak yanında kur adı da geçer Kıpçakçada kur bel bağı olarak kullanılır Türkçe kur bel bağı adı uçkur biçiminde de geçer Bu biçim iç kur adından gelir Buna göre uçkur iç kuşak anlamındadır uçkur Türkçeden Farsçaya da geçmiştir Doerfer TMEN III 1565 Az döl 1 döl 2 cins döl sperma atmık tül tül Alt Tel töl die Fortpflanzung die Fruchtbarkeit töl die Nackkommenschaft die Kinder Tar töl die Nachkommenschaft die Gesammtheit der jungen Tiere Alt Tel Kuğ Koy Kaça Küer töl das Geschlecht die Generation Eski Türkçeden başlayarak kullanılır töl Orta Türkçede töl Oğuzca yavrulama zamanı yavru olarak geçer Türkçede döl yatağı yumurtalık olarak kullanılır Radloff oğuldurukta bu adı يتاغى دول olarak vermiştir Bang Túrán 1918 305 s 21 not bu adı dul yatağı diye okumuş دول yazımı altında döl sözünün saklandığını fark etmemiştir wie ist hier zu erklären Ramstedt KWb 406 Moğolca töl jährlicher Zuwachs des Viehs biçimiyle birleştirmiş Türkçe töl döl ve Uygurca töş Frucht biçimlerini de saymıştır Ramstedtin yaklaştırmalarına Joki LwSS 361 karşı çıkmıştır Ona göre Moğolca tölün eski kaynaklarda geçmediği Uygurca tösün de tüş olarak geçtiği göze çarpıyor Bununla birlikte bu biçimlerin tö kökünden geldiği düşünülebilir Joki tö kökünün Korece tti da tte to rise the sun the moon biçimiyle birleştirilebileceğini dile getirmiştir Ramstedt SKE 264265 Türkçede töl döl yanında kullanılan töş döş biçimi düşündürücüdür Bilimsel yayın ve çalışmalarda töl ile töş arasındaki bağ sıklıkla tartışılmıştır Sevortyan ÊSTJa 1980 274276 bu yoldaki görüşleri özenle gözden geçirmiştir Türkçede töl töş örneğine benzer birtakım sözler geçtiğini biliyoruz Örn Türkçe düş tüş rüya yanında Uygurcada tül biçiminin kullanıldığı anlaşılıyor Tatarcada ve Başkurtçada tül biçimi saklanmıştır Clauson ED 490b bu biçimi l r olayına ilişkin kural dışı unusual bir örnek olarak değerlendirmiştir düş Räsänen çağdaş diyalektlerde yaşayan veriler arasında Tatarca tül das Fett biçimini de saymıştır )
( TRACK, STRIP, BAND | BAND (OF FREQUENCY), FREQUENCY BAND, WAVE BAND, TELEVISION BAND, RANGE OF FREQUENCY | ZONE | ZONE, ZONE OF A SPHERE | GENERATION | BAND | BELT )
( BANDE | BANDE (DE FRÉQUENCE) | ZONE | ZONE, ZONE SPHÉRIQUE | GÉNÉRATION )
( BAND, FILMBAND, FILMSTREIFEN, ZELLULOIDSTREIFEN, SPUR | BAND, WELLENBAND, FREQUENZBAND, FERNSEHBAND, FERNSEHBEREICH | ZONE | KALOTTE, HAUBE, ZONE, KAPPE | GENERATION | BAND )
( ZONA | GENERATIO, GENERARE )
( GURŞAG[Az.]~GUŞAK[Tkm.]~DÖL[Tkm.]~TÜL[Tatk.]~TÜL[Bşk.]~TÖL[Alt.]~TÖL[Tel.]~TÖL[Sag.] )
- KÜRESEL ile/ve/değil/||/<>/< BASKIN YEREL
- KÜRESELLEŞ(TİR)MEK ile/ve/değil/yerine EVRENSELLEŞ(TİR)MEK
( )
- KURGU ile/ve/||/<> ANLATIM
- KURGU ile/ve HAYAL GÜCÜ
( Olduğu haliyle görün, olduğunu hayal ettiğiniz gibi değil. )
( Şeyleri hayal ettiğiniz gibi görmek yerine, onları oldukları gibi görmeyi öğrenin. )
( See your world as it is, not as you imagine it to be. Instead of seeing things as imagined, learn to see them as they are. )
( FICTION vs. IMAGINATION )
(1996'dan beri)