Bugün[15 Temmuz 2026]
itibarı ile 34.554 başlık/FaRk ile birlikte,
34.554 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.


Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...

(50/140)


- GERÇEK/LİK ile/ve/değil/=/||/<>/< BÜTÜN/LÜK


- GERÇEKLİK ile/ve/değil/yerine DURUMUN CİDDİYETİ

( [not] REALITY vs./and/but SERIOUSNESS OF THE SITUATION
SERIOUSNESS OF THE SITUATION instead of REALITY )


- GERÇEKLİK ve/||/<> EYLEM


- GERÇEK/LİK ile/ve/<>/değil GEREKÇE/LİLİK

( Olgularda. İLE/VE/<>/DEĞİL Açıklamalarda/tanımlarda. )

( Gerçeklik, saltık değildir/olamaz. )


- GERÇEK/LİK ile/ve GEREKLİ/LİK

( REAL/ITY vs./and NECESS/ITY )


- GERÇEKLİK ile/ve/değil/||/<>/< GEREKSİNİM


- GERÇEKLİK ile/ve/<>/değil/yerine GÖRÜNÜŞ

( Düzen vardır. İLE/VE/<>/DEĞİL/YERİNE Düzen yoktur. )

( Kişinin durduğu yere göre değişir. )

( Suda dans eden ay suda görünür, ama onun nedeni su değil gökteki aydır. )

( Dünya size, karşı konulmaz biçimde gerçek görünür, çünkü her an onu düşünmektesiniz; onu düşünmeyi bırakın, o sis içinde eriyip gidecektir. )

( Berrak görebilmeniz için zihniniz saf ve bağımlılıktan yoksun olmalıdır. )

( Sadece söze dayanan kanı yeterli değildir. Ancak katı gerçekler, kişinin, kendi hakkında kurduğu imajın hiçbir şey ifade etmediğini gösterebilir. )

( Kendiniz olduğuna inandığınız varolana bakın ve anımsayın - siz, gördüğünüz değilsiniz. )

( Kendi gerçeğinizi kendi bulduğunuzca, içtenlikle yaşayın. )

( Hareket eden'in içinde devinimsiz olan'ı, değişenin içinde değişmez olanı ayırt edebilmeyi öğrenelim, ta ki tüm farkların sadece görünüşte olduğunu ve birliğin gerçek olduğunu idrak edinceye kadar. )

( Gerçeklik, dönüştürülmesi olanaklı olandır. )

( )

( PHENOMENON instead of REALITY
Changes indepence of the position of the person.
The moon dancing on the water is seen in the water, but it is caused by the moon in the sky and not by the water.
The world appears to you so overwhelmingly real, because you think of it all the time; cease thinking of it and it will dissolve into thin mist.
To see clearly, your mind must be pure and unattached.
Mere verbal conviction is not enough. Hard facts alone can show the absolute nothingness of the self-image.
Look at the being you believe you are and remember - you are not what you see.
Earnestly live your truth as you have found it.
Learn to distinguish the immovable in the movable, the unchanging in the changing, till you realise that all differences are in appearance only and oneness is a fact.
The moon dancing on the water is seen in the water, but it is caused by the moon in the sky and not by the water. )

( ŞE'NİYYET[< ŞE'NÎ: Gerçek] ile/ve/<>/değil/yerine KİSVET[çoğ. KÜSÂ][KİSVE değil!]: Elbise. | Özel kıyafet. | Kisbet, yağlı güreş yapan pehlivanların giydikleri paçalı meşin pantolon. | Bir kimsenin/şeyin dış görünüşü. )

( [not] REALITY vs./and/<>/but PHENOMENON )

( RÉALITÉ avec/et/<> ASPECT )


- GERÇEK/LİK ile/ve HAKİKAT[Ar.]

( Çok. İLE/VE Tek. )

( Varoluş. İLE/VE Varlık. | İlke. )

( Bilimde. İLE/VE Felsefede. )

( ... İLE/VE Var'ı var, yok'u yok olarak bilmektir. )

( ... İLE/VE Varoluşu kişinin iradesine bağlı olmayan. )

( Sürekli değişen, değişmeye mahkum olan. / Olup da bitmeye yönelmiş olan. İLE/VE Ebedî olan. Üstündeki örtü [peçe/lethia(Yun. > alethia)] kaldırılıp altındaki biçimin ortaya çıkması. )

( Beklenmeyen ve tahmin edilemez olan, gerçektir. )

( Saf, karışımsız ve bağımsız olan gerçektir. )

( Gerçek, en yüce mutluluktur. )

( Gerçekten söz etmek bile mutluluktur. )

( Gerçek, kavranamaz olandır. )

( Gerçek olan, sürekli sözsüzdür. )

( Gerçek, gerçek-olmayanda gerçeği görür. )

( Sahte olanlar gittiğinde, geride kalan, gerçek olandır. )

( Geçicilik, gerçekdışılığın en iyi kanıtıdır. )

( Gerçek, herhangi bir amaca hizmet edemez. )

( Gerçek, herkes için her zaman geçerlidir. )

( Gerçek, bilen ve bilinen ikileminin ötesindedir. )

( Gerçek, ŞU AN'da ve BURADA olandır. )

( Gerçeği bilmek, onunla uyum içinde olmak demektir. )

( Gerçeği bilmeye uğraşmayalım. Çünkü zihin yoluyla edinilen bilgi, gerçek bilgi değildir. )

( Gerçeğe varış, bizim bir kişi olmadığımız olgusunun fark edilmesidir. )

( Gerçeğe varmış olan kişiler, çok sessizdir. )

( Gerçeği bir formüle bağlama isteğimiz, onu inkâr demek oluyor, çünkü o sözcüklere sığdırılamaz. )

( Gerçek, bir şeyi ister gibi istenemez. )

( Gerçek, herkes için birdir, ancak sahte olan kişiseldir. )

( Gerçeğin deneyimi diye bir şey yoktur. Gerçek, deneyim ötesidir. )

( Gerçeğin zihinde yansıması için zihnin berraklığı ve sessizliği gereklidir. )

( Ancak, hayrette olduğumuz zaman, gerçeği bilebiliriz. )

( Ancak, gerçeğin kendi olduğumuzda, gerçeği bilebiliriz. )

( Gerçek, keşiftedir, keşfedilmişte değil. )

( Eğer anlatabilirsek, o, gerçek olan değildir. )

( Sözler, sözleri yaratır; gerçek ise sessizdir. )

( Gerçek olmayanı yaratan, zihindir ve sahtenin, sahte olduğunu gören de zihindir. )

( Zaman ve uzay ile sınırlı ve bir tek kişi için geçerli olan, gerçek değildir. )

( Gerçek, sahtenin reddi ve inkârı ile ifade edilebilir -eylemle. )

( Neyin gerçek olmadığını bilebiliriz -ki bu da sahte olandan kurtulmamıza yeter. )

( Gerçeğe varmış kişi, egosuzdur. )

( Neyle aşırı meşgulseniz, onun gerçekliğine inanırsınız. )

( Gereksiniminiz olan tek şey, gerçeğe duyulan samimi özlemdir. )

( Gerçeğin bilinmesi için "ben" ve "benimki" fikirleri gitmelidir. )

( Gerçeğin, zihinde yansıması için zihnin berraklığı ve sessizliği gereklidir. )

( Gerçeği keşfettiğimi ne zaman anlarım? "Bu doğru", "Bu doğru değil" fikri ortaya çıkmadığı zaman. )

( Gerçeği bulmak için günlük yaşamımızın en küçük eylemlerinde gerçek olmalıyız. )

( Gerçeği aramak, üstlenilen tüm işler arasında en tehlikeli olandır, çünkü o içinde yaşadığımız dünyayı yıkar. )

( Gerçeğin aranışında, yalan ve hile olamaz. )

( Eğer amacımız gerçek sevgisi ve yaşam sevgisi ise korkmamıza gerek yoktur. )

( Kendinizi yeterli ve emin hissettiğiniz sürece, gerçek, sizin ulaşamayacağınız yerdedir. )

( Söylenilecek yalan bulamayanların başvurduğu son çözüm, gerçektir. )

( Hakiki olmayanın hakiki olmadığını fark eder ve onu atarsınız. )

( Hakiki olan, zarın hem içinde, hem de dışındadır. )

( Hakikat, gerçekliğin ardında duran dayanakçadır. )

( Hakikat, olguları birliğe getiren ilkedir. )

( Hakikat, "betimlenemez" olduğu ölçüde kendini ortaya koyar; karmaşıktır, anlamı belirsizdir, varlığını karşıtların buluşmasına dayalı olarak sürdürür ve ancak erginleme vahiyleri yoluyla dile getirilebilir. )

( Hakikatin üzerindeki perdelerden biri, dildir. )

( Adâlet, ancak hakikatten; saadet, ancak adâletten doğabilir. )

( HODOS TES ALETHEIA: Hakîkate götüren yol. )

( Hem, hem de. İLE/VE Ne, ne de. )

( Olduğu biçimde. İLE/VE Etkisi itibariyle. )

( The unexpected and unpredictable is real.
What is pure, unalloyed, unattached is real.
The real is bliss supreme.
Even to talk of real is happiness.
The real is inconceivable.
The fact is always non-verbal.
The real sees the real in the unreal.
What remains when the false is no more, is real.
Transiency is the best proof of unreality.
Reality is beyond the duality of the knower and the known.
The real is for all and forever.
Reality is beyond the duality of the knower and the known.
The real is, what is RIGHT NOW and RIGHT HERE.
To know reality is to be in harmony with it.
Do not try to know the truth, for knowledge by the mind is not true knowledge.
Realisation is of the fact that you are not a person.
Realised people are very quiet.
Your very desire to formulate truth denies it, because it cannot be contained in words.
The real cannot be wanted, as a thing is wanted.
Reality is common to all. Only the false is personal.
There is no such thing as the experience of the real. The real is beyond experience.
Clarity and silence of the mind are necessary for the reflection of reality to appear in the mind.
You can know reality only when you are astonished.
You know the real by being real.
Truth is in the discovery not in the discovered.
If you can convey, it is not the real thing.
Words create words, reality is silent.
It is the mind that creates the unreal and it is the mind that sees the false as false.
What is limited in time and space, and applicable to one person only, is not real.
Truth can be expressed only by the denial of the false -in action.
You can know what is not true - which is enough to liberate you from the false.
The realised man is egoless.
Whatever you are engrossed in you take to be real.
All you need is a sincere longing for reality.
For reality to be, the ideas of 'me' and 'mine' must go.
Clarity and silence of the mind are necessary for the reflection of reality to appear in the mind.
When do I know that I have discovered truth? When the idea 'this is true', 'that is true' does not arise.
To find reality you must be real in the smallest daily action.
The search for reality is the most dangerous of all undertakings for it will destroy the world in which you live.
There can be no deceit in the search for truth.
If your motive is love of truth and life, you need not be afraid.
As long as you feel competent and confident, reality is beyond your reach.
You can see the unreal as unreal and discard it.
The real is both within and without the skin. )

( 1- Gözlemleyebilsek de, gözlemleyemesek de varolanların, varoluşu.
2- Tutarlı gözlemlerden ya da deneylerden, genel sonuçlar çıkarmanın meşrû olduğu.
3- Hiçbir etkinin, ışık hızından daha hızlı yayılamayacağı.[YERELLİK/LOCALITY]

[Bernard D'Espagnat] )

( Kendinde olan. | Evrensel. | Yalansızlık. )

( Gerçekliğin ötesine ulaşmaya cesaret edemeyen, hakikati fethedemez. )

( REALITY vs./and TRUTH )

( WIRKLICHKEIT mit/und WAHRHEIT )

( ... ile/ve ALETHEIA )


- GERÇEK/LİK ile/ve OLASI/LIK

( REAL/ITY vs./and PROBABLE/PROBABILITY )


- GERÇEK/LİK ile/ve/değil/<> SABİT/LİK


- GERÇEKLİK ve/||/< SONLULUK


- GERÇEKLİK ile/ve (TOPLUMSAL) UZLAŞIM

( REALITY vs./and [SOCIAL] COMPROMISE )


- GERÇEKLİK = TRUTH[İng.] = VÉRITÉ[Fr.] = WAHRHEIT[Alm.] = VERITAS[Lat.]


- GERÇEKLİK ile/ve ÜMİT

( ÜMİT: Kahırdan kurtulma dürtüsü. )

( REALITY vs./and HOPE )


- GERÇEK/LİK ile/ve/||/<> USSAL/LIK


- (GERÇEKTEN) İSTEMEK ve/+/||/<>/> EMEK ve/+/||/<>/> YEMEK


- GERÇEKÜSTÜ ile GERÇEKÜSTÜCÜ/LÜK


- GERDAN ile/||/<>/> GERDANLIK ile/||/<>/> GERDANİYE

( Gövdenin, omuzlarla, baş arasında kalan bölümü. | Şişmanlarda, çenenin altındaki tombulluk. İLE Çoğu değerli taş ve madenlerden ya da altın paradan yapılmış, boyna takılan takı. İLE Türk müziğinde, ince sol notasını andıran perde ve bir makam adı. )


- GERDANİYYEBUSELİK[Fars. < GERDĀNİYYE + BŪ-SELĪK] ile/değil/yerine/=/||/<> GERDANİYEBUSELİK

( Gerdaniye makamı ile buselik beşlisinden oluşan bir birleşik makam )


- GERDEK[Fars. < GİRDEK] ile/||/<> ...

( gelin ile güveyin düğün gecesi yalnız kaldıkları oda girdak a brides chamber gird a tent pavilion )

( GIRDAK )


- GERDİRMEK ile GERDİRTMEK ile GERDİRİLMEK ile GERDİREBİLMEK


- GEREK GÖRMEMEK ile/ve/<> YEĞLEMEMEK/TERCİH ETMEMEK


- GEREK YOK ile/ve DEĞMEZ


- GEREKÇELENDİRİLEBİLİRLİK ile HAKLI ile GEREKÇE ile HAKLI ile GEREKÇELEYİCİ

( JUSTIFIABILITY vs. JUSTIFIABLE vs. JUSTIFICATION vs. JUSTIFIED vs. JUSTIFIER )

( جواز شرعي ile توجيه پذير ile هم ترازي ile توجيه ile مصلحتآميز ile هم تراز ile توجيه کننده )

( JAVAZ SHAREY ile TOJYYEH PAZYR ile NPAM TARAZY ile TOJYYEH ile مصلحتآميز ile NPAM TARAZ ile TOJYYEH KONANDEH )


- GEREKLİLİK:
BİLMEK ile/ve/değil/<> YAPMAK


- GEREKLİ/LİK, GEREKSİZ/LİK ile/ve ANLAMLI/LIK, ANLAMSIZ/LIK

( Yapılmış/yaşanmış şeyler üzerinde konuşmak, gereksizdir. İLE/VE Geçmiş şeyleri ayıplamak, anlamsızdır. )

( NECESSITY, UNNECESSARY/LACK vs./and MEANINGFUL/NESS, MEANINGLESS/NESS | ABSURDITY )


- GEREKLİLİK | LÜZUMLULUK ile/||/<> GEREKSİZLİK | LÜZUMSUZLUK ile/||/<> GEREKLİ GEREKSİZ | GEREKSİZ ile/||/<> GEREKSİZ YERE | LÜZUMSUZ YERE ile/||/<> LÜZUMLU LÜZUMSUZ | LÜZUMSUZ


- GEREKLİLİK/ZORUNLULUK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< GÖNÜLLÜLÜK


- GEREKLİLİK ile/ve/değil ALIŞKANLIK


- GEREKLİ/LİK ile ÇAĞRIŞIM/TEDÂÎ[Ar. < DA'VET]


- GEREKLİ/LİK ile/ve/<> DOĞRU/LUK

( ... İLE/VE/<> (Mantığa) Uygunluk. )

( Genelde ıstıraba neden olan yanlıştır, onu gideren ise doğru. )

( Her doğruyu, her yerde söylemek doğru değildir. )

( Doğrulukta, değişmez olursunuz. )

( Doğruyu bildiğimiz düşüncesi, tehlikelidir. Çünkü o bizi zihin içinde hapseder. )

( "Doğru olan, kendine benzeyeni değil benzemeyeni aşmak ister; doğru olmayan ise, hem kendine benzeyeni, hem de benzemeyeni aşmaya çalışır." )

( Eğriliğin en yüksek derecesi, doğru olmayıp doğru görünmektir. )

( NECESSITATE vs./and/<> TRUTH
Generally, what causes suffering is wrong and what removes it, is right.
You become immovable in reticence.
The idea that you know what is true is dangerous, for it keeps you imprisoned in the mind. )


- GEREKLİ/LİK ile/ve GEÇERLİ/LİK

( NECESSITY vs./and VALIDITY )


- GEREKLİLİK ile/ve GEREKSİNİM

( NECESSITY vs./and NEED )


- GEREKLİ/LİK ile/değil/yerine KENDİLİĞİNDEN/LİK


- GEREKLİLİK ile/ve NEDENSELLİK

( Öncelik-sonralık yoktur. İLE/VE Öncelik-sonralık vardır. )

( İşlevsellik. İLE/VE Birbirini açıklayıcılık. )

( NECESSITY vs./and SCIENTIFIC TERM )


- GEREKLİLİK ile/değil OLANAKLILIK

( [not] NECESSITY vs./but POSSIBILITY )


- GEREKLİLİK ve/> SÜREKLİLİK ve/> KESİNLİK

( NECESSITY and/> CONTINUITY and/> CERTAINTY )


- GEREKLİLİK ile/ve/değil UYGUNLUK

( [not] NECESSITY vs./and/but APPROPRIATENESS )


- GEREKLİLİK ile/ve/||/<>/> YARAR


- GEREKLİ/LİK ile/ve YETERLİ/LİK

( NECESSITY vs./and SUFFICIENCY )


- GEREKLİ/LİK ile ZORUNLU/LUK

( Hiçbir şey gereksiz değildir, hiçbir şey kaçınılmaz da değildir. )

( NECESSARY(NECESSITY) vs. COMPULSIVE/NESS
Nothing is necessary, nothing is inevitable. )


- GEREKLİLİK/GEREKSİZLİK ile/ve/değil ÖNCELİK

( "Gereklilik" ya da "gereksizlik" olarak "tanımlamamız/tanımladıklarımız(gördüklerimiz/görmediklerimiz)", (daha çok) kolayımıza/işimize gelen, alışageldiğimiz bellek kayıtlarımızın yoğunluğu ve önceliği oranındadır. )


- GEREKMEK ile GEREKTİRMEK ile GEREKÇELENDİRMEK ile GEREK/LİK ile GEREKLİ/LİK ile GEREKÇE ile GEREKSİZ/LİK ile GEREKÇELİ ile GEREKSİZCE ile GEREKÇESİZ/LİK ile GEREKSİZ YERE ile GEREKLİLİK KİPİ ile GEREKLİ GEREKSİZ


- GEREKSİNİM DUYMAYACAKLARINI SATIN ALMAK > GEREKSİNİM DUYACAKLARINI SATMAK ZORUNDA KALMAK


- GEREKSİNİM ile/ve/||/<> ÇÖZÜMSÜZLÜK/ÇARESİZLİK


- GEREKSİNİM ve/||/<>/> DİLE GETİRMEK

( Gereksinimi olduğu halde dile getirmeyen, dilsiz kalsa daha iyidir. )


- GEREKSİNİM ile/ve GEREKLİLİK

( Gereksiniminiz olduğuna inandıklarınız, gereksiniminiz olanlar değildir. )

( Eğer gereksiniminiz olmayanları istemezseniz gereksiniminiz olan şeyler size gelecektir. )

( Kendiniz olmaktan başka hiçbir şeye gereksiniminiz yok. )

( Gereksiniminiz olan her şey, sizin içinizde. )

( NEED vs./and NECESSITY
What you believe you need is not what you need.
What you need will come to you, if you do not ask for what you do not need.
You need nothing except to be what you are.
All you need is already within you. )


- GEREKSİNİM ile/ve/<> İŞE YARARLIK


- GEREKSİNİM ile MUTLAKLIK

( Tüm gereksinimimiz, gereksinim duyuyor olmamızın gerekliliği ve bunun kabulüdür. )

( NEED vs. ABSOLUTENESS )


- GEREKSİNİM ile/ve/değil/||/<>/< TAMAMLAYICI/LIK


- GEREKSİNİM ile/ve/> UYGARLIK

( Gereksinim, uygarlığın dinamosudur. )

( NEED vs./and/> CIVILIZATION )


- GEREKSİNİM ile ZORUNLULUK

( NEED vs. OBLIGATION )


- GEREKSİNİMİMİZ OLMAYAN ŞEYLERİ ALMAK ile/ve/ne yazık ki/||/<>/> GEREKSİNİM DUYDUĞUMUZ ŞEYLERİ SATMAK

( Gereksinim duymadığımız şeyleri almak, gereksinim duyduğumuz şeyleri satmaya neden olur. )


- GEREKSİZ ELEŞTİRİ ile/ve/değil/||/<>/< GİZLİ HAYRAN/LIK


- GEREKSİZ TEKRAR(TOTOLOJİ) ile SAÇMALAMAK

( TAUTOLOGY vs. TO BULLSHIT )


- GEREKSİZ/LİK ile/değil/yerine YETERSİZ/LİK

( [not] UNNECESSARY/LACK vs./but INCAPACITY
INCAPACITY instead of UNNECESSARY/LACK )


- GEREKSİZ/YERSİZ/ANLAMSIZ "TEPKİ VERMEK" ile/ve/değil/yerine HAREKETE GEÇMEK

( Sadece aptallar, gereksiz/yersiz/anlamsız "tepki verir". )


- GEREKTİĞİ KADAR DÜŞÜNMEK/KONUŞMAK/YAPMAK ile/ve DEĞERİ/DEĞDİĞİ KADAR DÜŞÜNMEK/KONUŞMAK/YAPMAK


- GERGİLİ | TONİK ile/||/<> TONİK[Fr. < TONIQUE]

( TONIQUE )


- GERGİNLEŞMEK ile GERGİNLEŞTİRMEK ile GERGİ ile GERGİN/LİK ile GERGİLİ ile GERGİNCE ile GERGİSİZ


- GERGİNLİK ile/||/<> GERGİNLİK

( Gerici çekici bir kuvvet etkisinin neden olduğu durum Gerilim altında bulunma durumu Kasların sürekli hafif kasılı kalma durumu )

( TENSION | TONUS | STRESS )

( TRACTION | EFFORT, TENSION )

( AUSSPANNUNG | ZUG | BEANSPRUCHUNG )

( TENSIONE )

( ΈΝΤΑΣΗ / ένταση )


- GERGİN/LİK ile/ve HUZURSUZ/LUK


- GERGİN/LİK ile ŞAŞKIN/LIK

( ... cum CONSTERNATIO )


- GERGİN/LİK ile/ve/değil/||/<>/< SIKI/LIK


- GERGİN/LİK ile/ve/değil ŞİŞKİN/LİK


- STRAIN[İng.] / EFFORT[Fr.] / BEANSPRUCHUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= GERGİNLİK


- GERGİN/LİK ile/ve/||/<> TEDİRGİN/LİK


- GERGİNLİK ile/||/<> ZORLAMA

( Gerici, çekici, bir kuvvet etkisinin neden olduğu durum. @@ Gerilim altında bulunma durumu. @@ Kasların sürekli hafif kasılı kalma durumu. )

( TENSION | TONUS | STRESS~STRESS | FORCE )

( TRACTION | EFFORT, TENSION~EFFORT, TENSION )

( AUSSPANNUNG | ZUG | BEANSPRUCHUNG~BEANSPRUCHUNG )

( TENSIONE~SOLLECITAZIONE )

( ΈΝΤΑΣΗ / ένταση~ΚΑΤΑΠΌΝΗΣΗ / καταπόνηση )


- GERİ ADIM ATMAK ile/değil/yerine GEREKEN ADIM(LAR)I ATMAK


- GERİ ALINAMAZLIK ile GERİ ALINAMAZ

( IRREVOCABILITY vs. IRREVOCABLE )

( برگشت ناپذيري ile بلا عزل )

( BARGASHT NAPAZYRY ile بلا عزل )


- FEEDBACK[İng.] / RÉTROACTION[Fr.] / RÜCKFÜHRUNG, RÜCKKOPPLUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= GERİ BESLEME


- GERİ GİDİŞ ile/değil/yerine AŞKINLIK


- GERİ KALMAK ile GEÇMİŞİNDEN GERİ KALMAK

( Bir yerde kalmak, ölmek demektir. )

( DEKADANS: Gerileme. )


- GERİ KALMAK ile/ve/değil/yerine/||/<> UZAK KALMAK


- GERİ ZEKÂLI ile/||/<> GERZEK


- GERİ ZEKÂLI/LIK ile/ve/değil/||/<> HÖDÜK/LÜK


- GERİ ZEKÂLILIK ile/||/<> ÜSTÜN ZEKÂLILIK

( Zeki olma durumu )


- GERİCİLİK ile/değil DİRENÇ


- GERİCİLİK ile/değil/yerine GELENEKÇİLİK


- GERİCİ/LİK ile/ve/||/<>/< KORUYUCU/LUK


- GERİCİLİK ile/||/<> MÜRTECİLİK


- GERİLERİN İLERİSİNDE OLMAK ile/ve/||/<> İLERİLERİN GERİSİNDE OLMAK


- GERİLİM ile GERİLİMLİ ile GERİLİMSİZ/LİK ile GERİLİM ÖLÇÜMÜ


- GERİLİYOR/UZ[< GERİLEMEK] ile GERİLİYOR/UZ[< GERİLMEK]


- GERİLLALAŞMAK ile GERİLLA/LIK ile GERİLLACI/LIK ile GERİLLA SAVAŞI


- GERİLMEK ile/ve/değil/||/<>/< UTANMAK


- GERİYE DÖNMEK ile/ve/değil/yerine GERİ DÖNMEK


- GERK[Fars.] -ile

( Uyuz. )


- GERMANİST/GERMANİSTE[Fr. < GERMANISTE] ile/||/<> GERMANİSTİK/GERMANİSTİK[Alm. < GERMANISTIK] ile/||/<> ROMANOLOJİ/ROMANOLOGİE[Fr. < ROMANOLOGIE] ile/||/<> ALTAYİSTİK/ALTAİSTİQUE[Fr. < ALTAISTIQUE] ile/||/<> ALTAYİST/ALTAİSTE[Fr. < ALTAÏSTE] ile/||/<> ARABİSTİK/ARABİSTİQUE[Fr. < ARABISTIQUE] ile/||/<> ROMANOLOG/ROMANOLOG[Fr. < ROMANOLOG]

( Cermen dilleri uzmanı )


- GERMANİSTİK[Alm. < GERMANISTIK] ile/değil/yerine/=/||/<> GERMANİSTİK

( Cermen dillerini konu olan bilim dalı )


- GERMEK ile GERMEN


- GERMINAL MOSAICISM[İng.] ile/değil/yerine/= GERMİNAL MOZAİKLİK

( Yumurta gözelerinin farklı sayıdaki kromozomların karışması ya da diğer kromozomal anormallikler. Germinal mozaiklik fenotip olarak normal olan ebeveynlerden farklı kromozom sayısına sahip olan bireyler meydana gelmesine sebep olabilir.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- GERZE ile GERZEK/LİK ile GERZE TAVUĞU


- GESTASYON/GESTATION[İng.] ile/değil/yerine/= GEBELİK


- GESTATIO[İng.] ile/||/<> GEBELİK

( anat Zigot oluşumundan itibaren fetüsün doğuma kadarki zaman aralığını içeren gelişme evresi gestasyon )

( GESTATIO )


- GET :/yerine ALMAK, EDİNMEK


- GETİRİM/RANT:
EMEK ile/ve/||/<> ÜRÜN ile/ve/||/<> YAPI ile/ve/||/<> PARA


- GETİRİM ile GETİRİMCİ/LİK ile GETİRİMLİ


- GETİRİMCİLİK ile/||/<> RANTÇILIK


- GETİRMEK ile GERİ GETİR ile ANILARI GERİ GETİR ile KÖTÜ ŞANS GETİR ile MEYVE GETİR ile İYİ ŞANSLAR GETİR ile GÖRÜŞ ALANINA GETİRMEK ile YAKINA GETİRMEK ile HADİ GETİR ile ORTAYA ÇIKARMAK ile BİR ARAYA GETİRMEK ile YETİŞTİRMEK ile GETİREN

( BRING vs. BRING BACK vs. BRING BACK MEMORIES vs. BRING BAD LUCK vs. BRING FRUIT vs. BRING GOOD LUCK vs. BRING INTO VIEW vs. BRING NEAR vs. BRING ON vs. BRING OUT vs. BRING TOGETHER vs. BRING UP vs. BRINGER )

( به همراه آوردن ile آوردن ile پس آوردن ile تجديد خاطره کردن ile بد آوردن ile بارورکردن ile شگون داشتن ile نمايان کردن ile نزديک کردن ile نزديک آوردن ile بظهور رساندن ile درآوردن ile بهم رساندن ile گرد آوردن ile مطرح ile رشد دادن ile مطرح نمودن ile بميان آوردن ile آورنده )

( BAH CPEHMARAH AVARDAN ile AVARDAN ile PES AVARDAN ile TAJDYD KHATEREH KARDAN ile BAD AVARDAN ile BAROORKARDAN ile SHGON DASHTAN ile NAMAYAN KARDAN ile NAZADYK KARDAN ile NAZADYK AVARDAN ile BEZEHOR RESANDAN ile DARAVARDAN ile BACPAM RESANDAN ile GARD AVARDAN ile MOTRH ile RASHOD DADAN ile MOTRH NEMUDAN ile BAMYAN AVARDAN ile AVARANDEH )


- GETİRMEK ile/||/<> GETİRMEK

( FETCH | SWAP-IN )


- GETİRMEK ile GETİRTMEK ile GETİRİLMEK ile GETİREBİLMEK ile GETİRİVERMEK ile GETİRTTİRMEK ile GETİRTEBİLMEK ile GETİRİ


- GETR[Fr.] ile/değil/yerine/= TOZLUK

( Bacağın alt bölümünü ve ayakkabının üstünü örten kumaş vs.'den yapılmış nesne. )


- GEVELEMEK ile GEVEN/LİK


- GEVEZE/YANŞAK, "ÇENESİ DÜŞÜK" ile/değil/yerine KONUŞKAN


- GEVEZE/YANŞAK ile/ve KAVVAL[Ar. KAVL]

( Çenesi düşük, çok ve gereksiz konuşan. İLE/VE Sözü yerinde söyleyen. | Geveze. | Şarkıcı. )

( BEZİR [BEZER: Gevezelik], BİZLÂH ile KAVVAL )

( BÂZENDE-ZEBÂN, BESGÛY )


- GEVEZE ile/||/<> AĞIZ KAVAFI ile/||/<> ÇENÇEN ile/||/<> ÇENE KAVAFI ile/||/<> ÇENESİ DÜŞÜK ile/||/<> LAKIRTI EBESİ ile/||/<> LAKIRTI KAVAFI ile/||/<> AYRAN AĞIZLI


- GEVEZE/YANŞAK ile ÇAÇARON[< İt.]["ÇAÇAROZ" değil!]

( ... İLE Karşısındakini susturacak biçimde ve çok konuşan, çenesi güçlü, geveze. )


- GEVEZE ile ÇENESİ DÜŞÜK


- GEVEZELENMEK ile GEVEZE/LİK


- GEVEZELENMEK ile/||/<> ZEVZEKLENMEK


- GEVEZELİK ETMEK ile GEVEZELİK

( GAB vs. GABBER )

( گپ زدن ile پرگفتن ile سخريه کن ile لاف زن )

( GAP ZADAN ile PORGOFTAN ile SOKHARYYEH KON ile LAF ZAN )


- GEVEZELİK ile BOŞBOĞAZ

( BLAB vs. BLABBER )

( فاش و ابراز کردن ile فضول )

( FASH VE EBRAZ KARDAN ile فضول )


- GEVEZELİK ve/||/<> GAFLET

( Bilgelik/hikmet/irfan bulunmayan söz. VE/||/<> Düşünce ve bilgi bulunmayan susma/sükût. )


- GEVEZELİK ile GEVEZE ile GEVEZELİK

( BABBLE vs. BABBLER vs. BABBLING )

( ياوه ile پريشان گفتن ile ياوه گفتن ile من ومن ile سخن بيهوده ile روده درازي کردن ile ياوهگو ile پرت گو ile ژاژخاي ile روده درازي ile ژاژخايي ile ژاژ )

( YOH ile PARYSHAN GOFTAN ile YOH GOFTAN ile من ومن ile SOKHAN BEYTEOODEH ile RUDEH DARAZY KARDAN ile ياوهگو ile PORT GO ile ژاژخاي ile RUDEH DARAZY ile ژاژخايي ile ZHAZH )


- GEVEZELİK ile/değil/yerine/>< KENDİNİ GELİŞTİRMEK


- GEVEZELİK ile/||/<> LAFAZANLIK ile/||/<> ZEVZEKLİK


- GEVREK GEVREK (GÜLMEK)


- GEVREK GEVREK ile/||/<> KARAGEVREK

( Kolayca kırılıp ufalanan Ağzın içinde kolayca parçalanıp dağılacak biçimde hazırlanmış bir çörek türü Şen neşeli gülüş )


- GEVREK ile GEVREK

( Kolayca kırılıp ufalanan. | Ağzın içinde kolayca parçalanıp dağılacak biçimde hazırlanmış bir tür çörek. İLE Şen, neşeli gülüş. [GEVREK GEVREK GÜLMEK] )


- GEVREK ile/||/<> GEVREK

( Gevreklik özelliği gösteren )

( BRITTLE )

( CASSANT | PAILLÉ; CASSANT )

( SPRÖDE )


- GEVREKLİK ile/||/<> GEVREKLİK

( Düşük gerilim uygulanan bir metal ya da alaşımın biçiminde önemli değişiklikler olmadan kırılma eğilimi göstermesi Gevrek olarak kırılma özelliği )

( BRITTLENESS )

( DIGREUR | FRAGILITÉ | AIGREUR )

( SPRÄDIGKEIT | SPRÖDIGKEIT | SPRÖKDIGKEIT )


- GEVREMEK -ile

( Kolay kırılır duruma gelmek. | Ekinin olgunlaşması. )


- GEVREMEK ile GEVRETMEK ile GEVRETİLMEK ile GEVREK/LİK ile GEVREKÇİ/LİK


- GEVŞEK AĞIZLI ile/||/<> GEVŞEK VURGU ile/||/<> AĞZI GEVŞEK

( Sıkı ya da gergin olmayan gevşemiş olan Cansız hareketsiz iradesiz İlgisiz kayıtsız ihmalkâr bir biçimde )


- GEVŞEK ile BOL

( LOOSE vs. TOO LARGE )


- GEVŞEK ile LAÇKA[İt.]

( ... İLE Gemi halatının, gevşetilip boşa bırakılması. | Gevşemiş, verimsiz duruma gelmiş, düzeni bozulmuş. )


- GEVŞEK ile SARKIK KİŞİ

( FLABBY vs. FLABBY PERSON )

( لس ile پهلوان پنبه )

( LES ile PPELVAN PANBEH )


- GEVŞEK ile/ve/değil/||/<> YAVŞAK


- GEVŞEK/LİK ile/ve/||/<> ESNEK/LİK


- GEVŞEMEK ile GEVŞETMEK ile GEVŞETİLMEK ile GEVŞETEBİLMEK ile GEVŞEYEBİLMEK ile GEVŞEK/LİK ile GEVŞEK VURGU ile GEVŞEK AĞIZLI


- GEVŞEMEK ile/ve/||/<> SÜNMEK


- GEYİK BÖCEĞİ ile/||/<> GEYİK DİKENİ ile/||/<> GEYİKDİLİ ile/||/<> GEYİK MUHABBETİ ile/||/<> GEYİK OTU ile/||/<> GEYİKLER KIRKIMINDA ile/||/<> ALAGEYİK ile/||/<> KIZILGEYİK ile/||/<> KANADA GEYİĞİ ile/||/<> REN GEYİĞİ

( Geyikgillerden erkeklerinin başında uzun ve çatallı boynuzları olan memeli hayvan Cervus elaphus Karısının ya da bir kadın yakınının ihanetine uğramış erkek )


- GEYİK ile/ve ALAGEYİK/SIĞIN/MUS[Ural ormanında]

( ... İLE Postu benekli, erillerinin boynuzları, uca doğru kürek biçiminde genişleyen, Güney Avrupa ve Kuzey Afrika'da yaşayan bir cins geyik, sığın. )

( CERVUS ELAPHUS cum DAMA DAMA )


- GEYİK ile ALASKA GEYİĞİ/SIĞINI


- GEYİK ile/ve ÇİTAL

( ... İLE/VE Benekli geyik. )


- GEYİK ile FARE/CÜCE GEYİK

( Tragulidae[cüce geyikgiller] ailesine ait bir türdür.

Henri Milne-Edwards[Fransız canlıbilimci] tarafından, 1864 yılında adlandırılmıştır. Tragulus kanchil[Lat.], Raffles tarafından, 1821 yılında Lesser Mouse-deer[fare geyiği] olarak adlandırılmıştır.

Fare geyiklerinin anavatanları, Güney Asya olup Asya'nın tamamında ve Kuzey Afrika'da da yaygın olarak görülebilmektedir. Indochina, Burma[Kra Isthmus], Brunei, Kamboçya, Çin[Güney Yunnan], Endonezya[Kalimantan, Sumatra ve çok sayıda küçük adada], Laos, Malezya[Peninsular Malezya, Sarawak] Güneydoğu Asya, Singapur, Tayland ve Vietnam genelinde yaygın olarak bulunurlar.

Güneydoğu Asya'da rastlanan, dünyanın en küçük toynaklı memeli türü olan fare geyiği, ilginç ve bir o kadar da ilgi çekici bir hayvan türüdür.

Yetişkin fare geyiklerinin yerden yüksekliği, yaklaşık 15 - 23 cm. arasında değişirken, uzunlukları 55 cm'i geçmemekle birlikte, ağırlıkları ise yaklaşık 2 - 3 kg. arasında değişmektedir. Otçul beslenen Fare geyiği, yavrularını sütle besler. Dişi Fare geyiği, 70 gün süren bir gebeliğin ardından, 8-12 yavru doğurur. Dişi fare geyiği, yavrularını üç aylık bir süre sütle besler. Yavru fare geyikleri, 5 aylık olduklarında, yavrular, tek başına bırakılır. Bu süreç sonunda, dişi fare geyiği yeniden çiftleşebilir. Bir dişi fare geyiği, yılda iki kere doğum yapabilir. Fare geyiklerinin yaşamı, ortalama 10 yıl kadardır.

Oldukça hızlı hareket edebilime özeliğine sahiplerdir. İstediklerinde ya da tehlike anında, saatte 50 km.'lik hızla koşabilirler. )

( ... avec TRAGULUS KANCHIL )


- GEYİK ile/||/<> GEYİK

( zooloji kızıl geyik keyik ceylan Blk kiyik 1 yabani 2 vahşi hayvan av hayvanı kiyik yabani kiyik yabani dağ keçisi kiyik kiyik yabani hayvan Alt Tel Kuğ Koy Kaça Küer kīk 1 yabani hayvan 2 geyik kayăk 1 yabani kayăk xur yaban kazı 2 kuş Eski Türkçeden başlayarak kullanılır Orta Türkçede keyik yaban hayvanı aslında yabani olan her şey eti yenen havanlardan ceylan sığın dağ keçisi gibi hayvanlar olarak geçer Eski Kıpçakçada da keyik yabani hayvan olarak kullanılır Türkçeden Sırpçaya gèika olarak geçmiştir Skok EtRj l 559 Çağdaş diyalektlerde geyiğe pışı puşı mışı adı da verilir Räsänen V 385a Daha çok bilgi almak için Eren NyK 51 367 )

( CERF )

( KEYIK[Tkm.]~KIYIK[Nog.]~KIYIK[Kklp.]~KIYIK[Özb.]~KIYIK[Krg.]~KAYĂK[Çuv.] )


- GEYİK ile GEYİK OTU ile GEYİK BÖCEĞİ ile GEYİK DİKENİ ile GEYİK BÖCEKLERİ ile GEYİK MUHABBETİ ile GEYİKLER KIRKIMINDA


- GEYİK ile/ve GÖZEN


- GEYİK ile İRLANDA GEYİĞİ


- GEYİK ile KANADA GEYİĞİ/MUS


- GEYİK ile/ve KANÇİL


- GEYİK ile/ve KARİYAKU


- GEYİK ile/ve KATIRGEYİĞİ


- GEYİK ile/ve KIZILGEYİK


- GEYİK ile MAVİ GEYİK


- GEYİK ile/ve MUNÇAK

( ... İLE/VE Küçük yapılı bir geyik. )


- GEYİK ile/ve PEREDAVİTGEYİĞİ


- GEYİK ile PUDU

( )


- GEYİK ile/<> REN GEYİĞİ

( ... İLE/<> Tek boynuzundaki çıkıntı sayısı, geyiğin yaşını gösterir. )

( ... cum RANGIFER TARANDUS )


- GEYİK ile/ve RUSA


- GEYİK ile/ve SAMBAR

( ... İLE/VE Asya'da yaşar. )


- GEYİK ile/||/<> SAOLA


- GEYİK ile SİBİRYA GEYİĞİ


- GEYİK ile/ve SİKA


- GEYİK ile/ve YAĞMURCA


- GEZDİRMEK ile GEZDİRİLMEK ile GEZDİREBİLMEK ile GEZDİRİCİ/LİK


- GEZEGEN ile/ve FELEK


- GEZEGENLERARASI ile MÜDAHALE ile YORUMSAL ile YORUMLAMAK ile TERCÜME ile TERCÜMAN ile TERCÜMANLIK ile YORUMLAYICI

( INTERPLANETARY vs. INTERPOSITION vs. INTERPRATIVE vs. INTERPRET vs. INTERPRETATION vs. INTERPRETER vs. INTERPRETING vs. INTERPRETIVE )

( بين الکواکب ile بين سيارات ile ميانه گيري ile تاويلي ile تعبير کردن ile تفسير کردن ile ترجمه شفاهي کردن ile ترجمه کردن ile تلقي کردن ile تفسير ile تاويل ile تعبير ile ديلماج ile حلاج ile ترجمان ile مترجم ile مترجمان ile مترجم شفاهي ile تلقي ile تفسيري )

( بين الکواکب ile بين سيارات ile MYANEH GYRY ile تاويلي ile TABYR KARDAN ile TAFSYR KARDAN ile TARJMEH SHAFAHY KARDAN ile TARJMEH KARDAN ile TALGHY KARDAN ile TAFSYR ile TAVYLE ile TABYR ile ديلماج ile HALAJ ile ترجمان ile MOTARJAM ile MOTARJOMAN ile MOTARJAM SHAFAHY ile TALGHY ile TAFSYRY )


- GEZEGENLERİN ÖLÇÜMÜNDE:
GÜNEŞTEN UZAKLIK ile/ve/||/<>/> YÖRÜNGE VE DÖNME DÖNGÜLERİ ile/ve/||/<>/> KÜTLE ile/ve/||/<>/> YARIÇAP ile/ve/||/<>/> YOĞUNLUK

(

  • Güneş’ten uzaklık: Kepler Yasaları ile ölçülür.
  • Yörünge ve dönme döngüleri: Gözlemlerle tespit edilir.
  • Kütle: Newton Yasaları ile hesaplanır.
  • Yarıçap: Açısal büyüklük yardımıyla bulunur.
  • Yoğunluk: Yarıçap ve kütle kullanılarak hesaplanır.
)


- GEZELEMEK ile GEZ ile GEZİ ile GEZİCİ/LİK ile GEZİ YAZISI ile GEZİCİ TOPLULUK ile GEZİCİ KÜTÜPHANE


- GEZELEMEK ile GEZ ile GEZİ ile GEZİCİ/LİK ile GEZİ YAZISI ile GEZİCİ TOPLULUK ile GEZİCİ KÜTÜPHANE


- GEZGİN/LİK ile GEZGİNCİ/LİK


- GEZGİNLİK ile/||/<> SEYYAHLIK


- GEZGİNLİK ile YOLCULUK ile SEYAHAT PLANI ile SEYAHAT ETMEK

( ITINERACY vs. ITINERANCY vs. ITINERARY vs. ITINERATE )

( سياري ile سفرنامه ile برنامه سفر ile مسافرت تبليغاتي کردن ile سيار بودن )

( سياري ile SAFARNAMEH ile BARNAMEH SAFAR ile MOSAFRAT TABLYGHATY KARDAN ile SYAR BODAN )


- GEZİNMEK ile GEZİNEBİLMEK


- GEZİNTİ YERİ ile/||/<> SEYRANLIK


- GEZLİK ile/||/<> ...

( çakı eğri kılıçların ağız bölümü Anadolu ağızlarında kezlik çakı bıçak olarak da geçer gezlik küçük bıçak kestik kezdik küçük bıçak kestik çakı kestik çakı OT kezlik küçük kadın bıçağı Eski Kıpçakçada da kezlik okun kirişe dayanan yerini oymak için kullanılan bıçak olarak geçer kez gez okun kirişe geçen ucundaki kertik lik eki Farsça gizlik a small longhandled knife a sort of penknife with a crooked point and narrow at the other end chiefly brought from Egypt Türkçeden alınmıştır Şugni kǝzlak biçimi de Türkçe bir alıntıdır Morgenstierne EtymVoc 42b )


- GEZMEK ile GEZİNMEK


- GEZMEK ile GEZMEN


- GEZMEK ile "SÜRTMEK"


- GIA/TRANSIENT ISCHEMIC ATTACK[İng.] ile/değil/yerine/= GEÇİCİ YETERSİZ KANLANMA ATAĞI, GEÇİCİ İSKEMIK ATAK


- GİBİ GÖRMEK" ile/ve/değil/yerine/||/<>/> GİBİ OLMAK


- ... GİBİ ile/ve ...YA BENZEMEK

( LIKE ... vs. RESEMBLE TO ... )


- ... GİBİ HİSSETMEK ile/ve "O OLMAK"

( FEELING LIKE vs./and BEING THAT )


- GICIK ETMEK ile/ve İLGİ ÇEKMEK


- GICIK OLMAK ile FITIK OLMAK


- GICIK OLMAK ile KIL OLMAK


- GICIK OLMAK ile UYUZ OLMAK


- GICIKLAMAK ile GICIKLANMAK ile GICIK/LIK ile GICIKÇA


- GICIR GICIR (SÜRTMEK)

( Kapı sesleri gibi sürtünmelerde. | Yepyeni. )


- GICIRDAMAK ile GICIRDATMAK ile GICIRDATILMAK


- GICIR/LIK ile GICIR GICIR ile GICIRI BÜKME


- GIDA ile YEMEK

( Gıdanın ahlâkı bizde kalır, posası dışarı çıkar. )

( Aldığımız gıdalar, hayat ve huy sahibidir. )

( Kazın yediği otlar, kişiler/insan için şifalıdır. )

( MAT'ÛM[çoğ. MAT'ÛMÂT]: Yenilecek yemek. )


- GIDAKLAMAK ile GIDA ile GIDALI ile GIDASIZ/LIK ile GIDA REJİMİ


- GIDAKLAMAK ile GIDAKLAMA

( CLUCK vs. CLUCKING )

( مرغ قپ ile مرغ کرچ ile غد غد کردن ile قدقد کردن ile غد غد )

( MORGH GHAP ile MORGH KARCH ile GHAD GHAD KARDAN ile GHODAGHAD KARDAN ile غد غد )


- GİDER (YAPMAK) ile ATAR (YAPMAK)


- GİDERİLEMEZ/LİK ile/ve/<> VAROLUŞU REDDEDİLEMEZ/LİK


- GİDERİNİ, GELİRİNE GÖRE AYARLAMAK/DÜŞÜREBİLMEK ile/ve/||/<>/> GELİRİNİ, GİDERİNE GÖRE AYARLAMAK/YÜKSELTEBİLMEK


- GİDERMEK ile "AŞMAK"


- GİDERMEK değil BULMAK


- GİDERMEK ile GİDEBİLMEK ile GİDEDURMAK ile GİDERİLMEK ile GİDEREBİLMEK ile GİDERİVERMEK ile GİDER ile GİDE GELE ile GİDE GİDE


- GİDERMEK ile KARŞILAMAK


- GIDI GIDI (GIDIKLAMAK) DIGIDIK DIGIDIK


- GIDIK ile/||/<> ...

( kidik I İnce fındık dallarından yapılan küçük örme sepet Esat Çiftliği Terme Samsun Çaldere Akkuş Beyceli Fatsa Ordu kıdık I Salman Akkuş Beyceli Fatsa Ordu )


- GIDIK ile/||/<> GIDI


- GIDIKLAMAK ile GIDIKLANMAK ile GIDIK ile GIDIM ile GIDI GIDI ile GIDIM GIDIM


- GİDİLMEK ile GİDİŞMEK ile GİDİLEBİLMEK ile GİDİ ile GİDİŞ ile GİDİCİ/LİK ile GİDİMLİ ile GİDİŞ ALAYI ile GİDİŞ DÖNÜŞ ile GİDİŞ GELİŞ


- GIDIM GIDIM (VERMEK)

( Mal ya da parayı gerektiğinden çok daha küçük/az biçimde vermek. )


- GİDİP GETİRMEK ile GETİRİLİYOR

( FETCH vs. FETCHING )

( وا کشيدن ile واکشي )

( VA KESHYDAN ile VAKESHY )


- GİDİŞATÇOKLUKYAPANEK[Tr. < GİDİŞ + Ar. -ĀT ÇOKLUK YAPAN EK] ile/değil/yerine/=/||/<> GİDİŞAT

( Olayların durumu işlerin gelişme biçimi Tutum durum davranış )


- GINA ile DOYGUNLUK


- GINÂÎ[Ar.]/LİRİK[Fr.] ile/değil/yerine/= KOŞUK

( LİRİK: Coşkun, esinle dolu. | Eski Yunan yazısında, lir eşliğinde söylenilen. Koşuk. | Çok etkili, coşkun, genellikle kişisel duyguları dile getiren yazın. )


- GIPTA[Ar. < GIBTA] (ETMEK) ile/değil/yerine/= İMRENMEK/İMRENİ/ÖZENÇ


- GİRD ile/değil/yerine/= TOPLANMAK, TOPARLANMAK, BİRİKMEK


- GİRDÂB ile/||/<> OBRUK

( Kireçtaşları içinde bacaya benzeyen 30 m ya da daha çok derinlikte genel olarak altında bir yeraltı ini bulunan kuyu Karst yörelerinde görülen yanları dik uçurum niteliği taşıyan ağzı dar ya da geniş derin doğal kuyu düden coğrafya düden coğrafya Yerel ağızlarda opruk ovalarda akarsuların içine akıp kayboldukları delikler volkanik kuyu olarak da geçer Obruk yanında orbuk toprağın çökmesi nedeniyle oluşan delik biçimi de yaygın olarak kullanılır Yerel ağızlarda yer üstü sularının içinde kayboldukları doğal oyuklara da orbuk adı verilir Bu biçimin göçüşme métathèse yoluyla oluştuğu açıktır Anadoluda obruk orbuk yer adlarında da kullanılır Obruk Kastamonu Samsun Orbuk Manisa Kızılorbuk Çorum Opruk Kastamonu Kayseri Konya obur opur u k Ağızlarda obrulmak yer kaymak çökmek ve yer çöküp koni biçiminde çukurlaşmak anlamında kullanılır Türkmencede opurulmak çökmek olarak geçer Türkmenler obruk yerine opurum biçimini kullanırlar Obruk opruk biçiminin obur opur kökünden kalma bir türev olduğu açıktır Rusça ovrag biçimi Türk diyalektlerinden alınmıştır )

( KARST PIT | SWALLOW )

( AVEN, ABÎME | AVEN | YAMA )

( NATURSCHACHT, ERDLACH | KARSTSCHLOT )


- GİRDEK[Fars. < GİRDEK] ile/değil/yerine/=/||/<> GERDEK

( Gelin ve damadın düğün gecesi baş başa kalmaları ve ilk kez birlikte olmaları zifaf Gelinle damadın düğün gecesi baş başa kaldıkları oda )


- GİRDİRMEK ile GİRDİ


- GİRENLEMEK ile GİREN


- GİRESUN ile GİRESUNLU/LUK


- GIRGIRLAMAK ile GIRGIRLATMAK ile GIRGIR


- GİRİFT OLMA | KENETLENME ile/||/<> KENETLENMEK ile/||/<> KENETLENME

( Başka başka nitelikte kayaç birimleri yan yana bulundukları zaman katmanların birbirlerinin arasına sokulması Köpekte çiftleşme sırasında glans penisin aşırı genişlemesi sonucu ayrılmanın olmaması çatallaşma çatışma Çiftleşmenin döllenmeyle sonuçlanması bakımından önemlidir )

( INTERFINGERING | INTERLOCK | TIE TIE )

( INTERDIGITATION )

( VERZAHNUNG )


- GİRİFT[Fars.] ile/değil/yerine/= GİRİŞİK/ÇAPRAŞIK


- GİRİFT/LİK ile GİRİFT TEZYİNAT


- GİRİLMEK ile GİRİLEBİLMEK


- GİRİP-ÇIKMAK


- GİRİŞ KARTI ile/||/<> DUHULİYE KARTI ile/||/<> GİRİMLİK ile/||/<> SERBEST KART


- GİRİŞ ÜCRETİ ile/||/<> GİRMELİK


- GİRİŞİK/LİK ile GİRİŞİK CÜMLE ile GİRİŞİK TÜMCE ile GİRİŞİK BEZEME ile GİRİŞİK TAMLAMA


- GİRİŞİK/LİK ile/ve/değil/||/<>/> YAPIŞIK/LIK


- GİRİŞİM/GİRİŞMEK ile KALKIŞMAK


- GİRİŞİM ile GİRİŞİMCİ/LİK ile GİRİŞİMSEL ile GİRİŞİM ÖLÇME


- GİRİŞLİK ile/||/<> GİRİŞLİK

( Sinema Sinemalarda salondan önce yer alan genellikle gişelerin tanıtıların bulunduğu genişçe bölüm kaside )

( ENTRANCE HALL, PROMENADE, LOBBY )

( HALL D'ENTRÉE, VESTIBULE, PROMENOIR )

( EINGANGSHALLE, VORHALLE, VESTIBÜL, WANDELHALLE )


- GİRİŞMEK ile GİRİŞİLMEK ile GİRİŞEBİLMEK ile GİRİŞ/LİK ile GİRİŞ KATI ile GİRİŞ KARTI ile GİRİŞ İŞLEMİ ile GİRİŞ KAPISI ile GİRİŞ ÜCRETİ


- GİRİŞMEK ile YELTENMEK


- GİRİT KEKİĞİ ile/||/<> KEKİK ile/||/<> İZMİR KEKİĞİ ile/||/<> MERCANKÖŞK

( Girit Adasında yetişen beyaz tüylü pembe çiçekli ve çok yıllık bir bitki Origanum dictamnus )

( ORIGANUM DICTAMNUS cum/||/<> ORIGANUM VULGARE cum/||/<> ORIGANUM ONITES cum/||/<> ORIGANUM MAJORANA cum/||/<> ORIGANUM SYRIACUM )


- GİRİT KEKİĞİ ile/||/<> YABANİ MERCANKÖŞK

( Girit Adasında yetişen beyaz tüylü pembe çiçekli ve çok yıllık bir bitki Origanum dictamnus @@ Mercanköşk çiçeğinin yabani bir türü farekulağı Origanum vulgare )

( ORIGANUM DICTAMNUS cum/||/<> ORIGANUM VULGARE cum/||/<> ORIGANUM ONITES cum/||/<> ORIGANUM MAJORANA cum/||/<> ORIGANUM SYRIACUM )


- GİRİZGÂH | GİRİŞLİK ile/||/<> GİRİFTLİK | GİRİŞİKLİK ile/||/<> GİRİŞKENLİK | GİRİŞKİNLİK ile/||/<> GİRİŞİK CÜMLE | GİRİŞİK TÜMCE ile/||/<> GİRİŞİK BEZEME | GİRİFT TEZYİNAT


- GİRİZGÂH ile/değil/yerine/= GİRİŞLİK


- GİRMEK ile GİRİLDİ

( ENTER vs. ENTERED )

( وارد شدن ile داخل کردن ile داخل شدن ile مدخول ile وارد )

( VARD SHODAN ile DAKHAL KARDAN ile DAKHAL SHODAN ile مدخول ile VARD )


- GİRMEK ile GİRMELİK


- GİRMEK ile/değil/yerine/=/||/<> SIĞMAK | KATILMAK | BULAŞMAK | YÜKLENMEK

( Dışarıdan içeriye geçmek kaçmak sığmak katılmak I Almak fethetmek İncelemek ayrıntılara inmek Girişmek başlamak bulaşmak Su dolu bir yerin içine batmak ya da dalmak Zaman anlamlı kavramlar için gelmek Ağrı sancı başlamak saplanmak Yeni bir duruma geçmek dönüşmek İyice anlamak iyice bilmek Kavgaya tutuşmak Erişmek ulaşmak Bir şeyin yapımında birleşiminde yer almak Yazılmak başlamak yüklenmek Tecavüz etmek bir yere geçmek )


- GİRMEK ile/ve "SIZMAK"


- GİRMEK ile SOKMAK


- GIRNATA ile GIRNATACI/LIK


- GIRTLAK ile YUTAK

( LARYNX vs. PHARYNX )


- GIRTLAKLAMAK ile GIRTLAKLAŞMAK ile GIRTLAK ile GIRTLAK ÜNSÜZÜ


- GİTAR ile GİTARCI/LIK ile GİTARİST


- GİTMEK ile/ve AKMAK


- GİTMEK ile/değil/yerine/=/||/<> DAYANMAK | ÖLMEK | BAŞVURMAK | SATILMAK | YAPMAK

( gide gele gide gide gitgide git git gitmeli gelmeli gelimli gidimli Bir yere doğru yönelmek gidedurmak uzanmak Bir yerden ya da bir işten ayrılmak Çıkmak ulaşmak Belli bir amaçla bir yere devam etmek ya da bir işle uğraşmak Sürmek devam etmek Yakışmak yaraşmak Tüketilmek harcanmak Götürülmek gönderilmek Yeter olmak yetmek yetişmek Yürümek yol almak dayanmak Sona ermek Herhangi bir durumda olmak Yok olmak elden çıkmak ölmek başvurmak Bir şey zarar görmüş olmak Makine işlemek çalışmak satılmak yapmak Bir duruma bir sonuca ulaşmak varmak yuvarlanmak Değerlendirmek saymak karşılamak )


- GİTMEK ile/||/<> GİDEDURMAK


- GİTMEK ile GİTMELİ GELMELİ


- GİTMEK ile/||/<> GİTTİKÇE ile/||/<> GİDEREK ile/||/<> GİDEDURMAK ile/||/<> GİTGİDE ile/||/<> GİT GİT


- GİTMEK ile/ve/değil/yerine HAREKET (ETMEK)

( ZİHAP ile/ve/değil/yerine ... )

( [not] TO GO vs./and/but TO MOVE
TO MOVE instead of TO GO )


- GİTMEK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< UNUTMAK

( Eylem. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Devrim. )


- GİTTİKDİ" değil GİTTİK


- GIVE :/yerine VERMEK


- GIYBET ile GIYBETÇİ/LİK


- GİYDİRİCİ | GARDIROPÇU ile/||/<> GİYDİRİCİLİK | GARDIROPÇULUK