Dil'deki
KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!
(SÜREKLİ AYIRDINDA OLUNMASI GEREKENLER!!!)
itibarı ile 12.258 başlık/FaRk ile birlikte,
12.258 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.
Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...
(32/50)
- MEAL ile MÂNÂ
- MEB'NİN" değil MEB'İN
- MEBHAS-I ASVÂT-I MELHÛZE ile/||/<> PHONETICS[İng.] ile/||/<> PHONÉTIQUE[Fr.] ile/||/<> PHONETIK, LAUTLEHRE[Alm.] ile/||/<> SES BİLİMİ
( Çeşitli dillerdeki sesleri bir bütün olarak inceleyen bu seslerin nasıl meydana getirildiğini ne gibi nitelikler taşıdığını dinleyenin bu sesleri alışını kısaca dilin ve bildirişmenin ses sistemini ele alan ve insan dilinin seslerini dil sistemi içindeki görevleri açısından değerlendiren dil bilimi dalı Bu bilim dalının art zamanlı ses bilimi eş zamanlı ses bilimi karşılaştırmalı ses bilimi deneyli ses bilimi söyleyiş ses bilimi uygulamalı ses bilimi gibi çeşitli alt dalları da vardır )
- MEBHÛS[Ar.] ile MEBHÛS[Ar. < BAHS] ile MEB'ÛS[Ar. çoğ. MEB'ÛSÂN]
( Sözü geçmiş, bahs olunmuş. İLE Solugan, tık soluk kişi/hayvan. İLE Gönderilmiş, ba's olunmuş. | Peygamber olarak gönderilmiş. | Halk tarafından seçilerek, mecliste yer alan kişi, milletvekili. )
- MECÂZ-I MÜREKKEB / İSTİÂRE-İ MÜREKKEBE[Ar.] ile MECÂZ-I MÜRSEL[Ar.]
( Benzetmenin temel öğelerinden olup yalnız biriyle arka arkaya birkaç benzerlik sıralayarak yapılan kullanım. İLE Bir sözcüğü, gerçek anlamından, mecâzî anlama geçirirken, aradaki ilgi ve ilişkinin benzeyişinden başka bir duruma dayandırılması. )
- MECÂZ-I MÜRSEL ile/değil/yerine/= DÜZÖZGEÇ/AD AKTARMASI
- MECAZ ile ÇOK ANLAMLILIK
( Mecaz, hakikatin üstünü güzelleştirir. )
- MECAZ ile İHAM
( ... İLE Kuruntuya düşürme. | İki anlamı olan bir sözcüğün, akla en az gelen anlamının amaçlanarak kullanılması sanatı. )
- MECAZ ile KÖPRÜ/BAĞLANTI
- MECAZ ile/ve YALAN
( İBNİ ARÂBÎ )
- MECÂZEN[Ar.] ile/ve/||/<> MEÂLEN[Ar.]
- MECÂZEN[Ar.] ile MECÂZÎ[Ar.]
( Mecaz yoluyla, mecaz olarak. İLE Mecâza özgü, mecazla ilgili olan. )
- MECÂZEN[Ar.] ile MECÂZÎ[Ar.] ile MECÂZLI[Ar.]
( Mecaz yoluyla, mecaz olarak. İLE Mecazla ilgili, mecaz niteliğinde olan. İLE Gerçek anlamından saptırılarak benzetmeli olarak kullanılmış sözcük. )
- MECBÛR(İYET) ile/değil/yerine/= YÜKÜMLÜ/LÜK, ZORUNLU/LUK
- MECBUR ile MEMUR
- MECBÛREN[Ar.] ile MECBÛRÎ[Ar.]
( Kendi isteğinin dışında, zorla. İLE Kaçınılmaz, zorunlu. )
- MECCÂNEN ile MECCÂNÎ
( Ücretsiz, parasız, bedava. İLE Parasız, bedava. | Bedavacı. )
- MEÇHUL BİNA | EDİLGEN ÇATI ile/||/<> EDİLGEN ÇATI
( Derleme edilgen çatılı Çok defa i l bazen de i n çatı ekleriyle kurulan çatı Sevilmek sevil yenmek yen başlanmak başlan yaptırılmak yaptırıl getirilmek getiril vb Geçişli ve geçişsiz fiillerden I l U l ve I n U n ekleri ile kurulan ancak fiilin gösterdiği işin kimin tarafından yapıldığı belli olmayan öznesi belirsiz fiil çatısı Gerçi edilgen çatının da görünmeyen bir öznesi vardır Ama bu çatıda özne diyebileceğimiz kelime yüklemin etkisinde kalan görünürdeki öznedir Çatının yaygın eki I l U l dur I n U n yalnız I l U l ve ünlü ile biten fiil kök ve tabanlarına getirilir aç açıl al alın git gidil kır kırıl sil silin bul bulun yak yakıl vb Kapılar açıldı içeri girildi sazlar çalındı oyunlar oynandı ateşler yakıldı hesaplar verildi gibi )
- MEÇHUL, MEÇHULE | BİLİNMEYEN >< BİLİNEN
- MECHÛL[Ar. < CEHL] ile/değil/yerine/= BİLİNMEYEN[BELİRSİZ değil!]
- MEÇLEŞME/MATCHLEŞME ile/değil/yerine/= EŞLEŞME/"ÖRTÜŞME"
- MECRÂ ile MECLÂ
- MECRÛH[Ar. < CERH] ile/değil/yerine/= YARALI/İNCİNMİŞ
( Yaralanmış. | İnandırıcı sözlerle çürütülmüş düşünce/dâvâ. )
- MECZ değil MEZC
( ... DEĞİL Birbirine katmak, katıştırmak. )
- MECZÛM[Ar. < CEZM] ile MECZÛM[Ar. < CÜZÂM]
( Niyet edilmiş, kesin karar verilmiş. | Cezimli, son harfi harekesiz olarak okunan sözcük. ["İlm, cezb" gibi] İLE Cüzâmlı, miskinlik hastalığına/durumuna tutulmuş kişi. )
- MED HARFLERİ:
ELİF ile/ve/||/<> VAV ile/ve/||/<> YE
- MEDÂR-I İFTİHÂR ile/değil/yerine/= ÖVÜNME NEDENİ/ARACI, ÖVÜNÇLÜK, KIVANÇLIK
- MEDÂR[Ar. < DEVR] ile/değil/yerine/= DÖNENCE | DAYANAK
- MEDDAH[Ar.] ile MEDDAH[Ar.]
( Taklitler yaparak, hoş öyküler anlatarak halkı eğlendiren sanatçı. İLE Öven, aşırı övgüde bulunan kişi. )
- MEDENÎ(YET) ile/değil/yerine/= UYGAR/LIK
- MEDENİYET DİLİ ile/ve/değil KÜLTÜR DİLİ
- MEDLÛL[Ar.] ile/değil/yerine/= ANLAM
- MEDRÛK[Ar.] ile METRÛK[Ar. < TERK]
( Anlaşılmış, derk olunmuş. İLE Terk edilmiş, bırakılmış, kullanılmasından vazgeçilmiş. Battal. )
- MEFHUM-U MUHALİF ile/değil/yerine/= KARŞIT KAVRAM
- MEFHUM:
TASAVVUR ve/< MİSDAK
- MEFHÛM[< FEHM] ile ...
( ANLAŞILMIŞ | SÖZDEN ÇIKARILAN ANLAM | KAVRAM )
- MEFHÛM[Ar.] ile MEFHÛM[Ar. < FEHM | çoğ. MEFÂHÎM]
( Kömürleşmiş, kömür olmuş, fahim durumuna geçmiş. İLE Anlaşılmış, fehm olunmuş. | Sözden çıkarılan anlam, kavram. )
- MEFHUM ile/ve MÂNÂ
( Kavram. İLE/VE Anlam. )
( Nesneler için. İLE/VE Sözcük için. )
( Nesnenin gösterdiği şey. | Demek istenilen şey. İLE/VE Lafzın gösterdiği şey. )
( Zihinde. İLE/VE Olguda/nesnede. )
- MEFHUM ile/ve TASAVVUR
( Mâhiyeti saf zihni olanlar. İLE/VE Dış dünyada kökü olanlar. )
( MEFHUM: Temsil edilen. | Temsil edilemeyen. )
( TASAVVUR: Resim + kavram. )
( ... İLE/VE Suret. )
- MEFRAT[Ar.] ile MEFRED[Ar.]
( Pek/çok büyük. İLE Kocaman, iri, büyük. )
- MEFRÛG[Ar. < FERÂĞ | çoğ. MEFÂRÎG] ile MEFRÛK[Ar. < FARK | çoğ. MEFÂRÎK] ile MEFRÛK[Ar.]
( Başkasına bırakılmış, ferâgat edilmiş. İLE Ayrılmış, araya başka bir şey girmiş, tefrîk edilmiş. İLE Uğulmuş. | Safranla boyanmış şey. )
- MEFRÛZ[Ar. çoğ. MEFRÛZÂT] ile MEFRÛZ[Ar. < FARZ]
( Ayrılmış, bölünmüş, ifrâz olunmuş. İLE Farz kılınmış. | Varsayılan, farz olunan. )
- MEFSÛH/A[Ar. < FESH] ile MEFŞÛ'[Ar.]
( Yürürlükten kaldırılmış, hükümsüz bırakılmış, fesh olunmuş. | İptal edilmiş, çalışmaz duruma getirilmiş. İLE Duyulmuş, yayılmış, açıklanmış, ifşâ edilmiş. )
- MEFSÛL[Ar. < FASL] ile MEFZÛL[Ar.]
( Ayrılmış, ayrışık, fasl olunmuş. İLE Fazla gelmiş olan, üstün gelen. )
- MEFTÛH[< FETH] ile/değil/yerine/= AÇILMIŞ, AÇIK, FETHEDİLMİŞ | ELE GEÇİRİLMİŞ
- MEFTÛL[Ar. < FETL] ile MEFTÛR[Ar. < FITRET] ile MEFTÛR[Ar. < FÜTÛR]
( Bükülmüş, kıvrılmış, fitil durumuna getirilmiş. İLE Yaratılmış, fıtretlenmiş. | Tabîî, cibillî. İLE Bezgin, bezmiş, kederli, ümitsiz. )
- MEFTÛM[Ar.] ile MEFTÛN[Ar. < FİTNE]
( Memeden, sütten kesilmiş çocuk. İLE Fitneye düşmüş. | Gönül vermiş, tutkun, vurgun. | Hayran olmuş, şaşmış. )
- MEFTÛN[Ar. < FİTNE] ile/değil MEDFÛN[Ar. < DEFN]
( Fitneye düşmüş. | Gönül vermiş, tutkun, vurgun. | Hayran olmuş, şaşmış. İLE/DEĞİL Gömülmüş, defnolunmuş. )
- MEFUL | TÜMLEÇ ile/||/<> TÜMLEÇ
( Genellikle eylemin anlamını çeşitli yönlerden tümleyen ve herhangi bir ad durumunda bulunan ya da ilgeç alan ad veya tamlama Ali ev satın aldı Sis bütün limanı sarmıştı Küçük şeyleri dert edinen bir insan rahat edemez Çocuklar eve geldi Bu konuyu çeşitli yönlerden açıklayınız Bu plağı sizin için çalıyorum vb Bir kelimenin anlamını tamamlıyan veya belirterek özelleştirerek tümliyen söz Evin kapısı Büyük oda işe Elverişli misallerinde ev büyük ve iş kelimeleri kapı oda ve elverişli sözlerinin tümleçleridir Bunlara İSİM TÜMLECİ veya BELİRTİCİ TÜMLEÇ Complément nominal ou déterminatif dènir Fiil tümleçleri için Fiil tümleci Cümle içinde yalın ya da yükleme yönelme çıkma vasıta durumu gibi bir durum eki almış olarak kendisini fiille ilişkili duruma getiren ad ateş yak su püskürt yokuş çık köşeyi dön bir olayı aktar yemeğe alıkoy işe dal yoldan çevir başarıyla çalış işe bel bağla olaydan ders al lafı ağzından kaçır vb Tümleçler yüklemin anlamını çeşitli yönlerden tamamlayan ögelerdir Bastıkları yeri nesne görmüyorlar bataklıklara su birikintilerine dala çıka zarf tümleci konuşmadan zarf tümleci acele acele zarf tümleci yürüyorlardı R H Karay Memleket Hikâyeleri Yatık Emine s 29 Şükriye başını nesne onun omuzuna dolaylı tümleç yaslamıştı T Buğra Yalnızlar s 115 Görünürde zarf tümleci yani üretimde erkekten çok kadın var K Tahir Esir Şehrin İnsanları s 43 Kendi kendimden nefretimin çerçevelediği ve çirkinleştirdiği bir dünyada zarf tümleci yalnızım Peyami Safa Yalnızız s 446 Basık tavanlı tütmüş sobası pis cigara dumanlarıyla dolu bir kahvede zarf tümleci İnsanlar toplanmışlardı S F Abasıyanık Bütün Eserleri s 16 vb Ayrıca nesne dolaylı tümleç edat tümleci zarf tümleci )
- MEFÛL[Ar.] ile/değil/yerine/= TÜMLEÇ
( Yapılmış, işlenmiş. | Bir eylemin etkisinde olan. | Tümleç. )
- MEFULÜNANH | ÇIKMA DURUMU ile/||/<> ÇIKMA DURUMU
( Derleme den hali uzaklaşma hali ayrılma hali çıkış hali Adın veya ad görevli sözcüğün kavramından çıkışı gösteren durum Türkçede bu durum den dan ten tan ekiyle gösterilir Evden evden odadan odadan ipekten ipekten çocuktan çocuktan vb Kelime gruplarında ve cümlede fiilin gösterdiği oluş ve kılışın kendisinden uzaklaştığını göstermek için kullanılan ad durumu ikisinde de aynı sebeplerden gelme derin bir hüzün vardı P Safa Şimşek s 34 Önlerinden geçtiğimiz bütün bu yalılar mehtaplık hâlleriyle bizi gûya bir élite bulunduğuna inandırıyordu A Ş Hisar Boğaziçi Mehtapları s 133 Gençlikte önümüzde âtinin bitmez mesafeleri gibi serilen bütün zamanlar elimizden ne kadar çabuk geçiyor göst e s 225 Fatmayı derinden beri daldığı içlenmelerden unutulmanın acılarından en keskin hareketle geçirmek için bu kadarı kâfiydi A H Tanpınar Huzur s 77 Tanıdığı adamdan bu odada ne vardı Maddenin ıstırabından başka hemen hemen hiçbir şey göst e s 324 vb çıkma durumu )
- MEFULÜNBİH, MEFULÜ SARİH | BELİRTME DURUMU ile/||/<> BELİRTME DURUMU
( Derleme yükleme durumu yükleme hali i hali Ad görevindeki sözcüğün taşımakta olduğu kavramın etkilendiğini bildiren durum Türkçede bu durum i ve değişimleri olan ı u ü yi yı yü yu ekiyle belirtilir Evi evi bahçeyi bahçeyi çocuğu çocuğu düşünceyi düşünceyi üzümü üzümü Evi gezdik Çocuğu uyuttu İstanbula gitmeyi düşünüyorum Sağlam düşünceyi bulana kadar aramalıyız vb yükleme durumu )
- MEFULÜNBİH, MEFULÜ SARİH | BELİRTME DURUMU ile/||/<> ÇIKMA DURUMU ile/||/<> DOLAYLI TÜMLEÇ ile/||/<> DUDAKSILLAŞMA ile/||/<> YALIN DURUM ile/||/<> YÖNELME DURUMU
( (Derleme.. yükleme durumu, yükleme hali, -i hali) Ad görevindeki sözcüğün taşımakta olduğu kavramın etkilendiğini bildiren durum. Türkçede bu durum -i (ve değişimleri olan; -ı, -u, -ü; -y-i, -y-ı, -y-ü, -y-u) ekiyle belirtilir : Evi (ev-i) , bahçeyi (bahçe-y-i) , çocuğu (çocuğ-u) , düşünceyi (düşünce-y-i) , üzümü (üzüm-ü) ; Evi gezdik; Çocuğu uyuttu; İstanbul'a gitmeyi düşünüyorum; Sağlam düşünceyi bulana kadar aramalıyız vb. @@ bk. yükleme durumu )
- MEFULÜNİLEYH | YÖNELME DURUMU ile/||/<> YÖNELME DURUMU
( Derleme yönelme hali e hali verme hali yaklaşma hali Ad görevli sözcüğün taşıdığı kavrama dönüşü bildiren durum Türkçede bu durum e a ye ya ekiyle belirtilir Eve eve bahçeye bahçeye düşünceye düşünceye okumaya okumaya oduna oduna oluğa oluka vb Yaklaşma yönelme bakımlarından adın karşıladığı nesneyi fiile bağlayan durum Bu durum A y A yönelme durumu ekiyle karşılanır Ne kadar çaresiz bir şey istediğini bu yumurcağa anlatmağa imkân yoktu R N Güntekin Kızılcık Dalları s 72 Hâkimlikten istifası kasabaya gelip avukatlığa başlayışı ve nihayet onu da bırakarak çiftliğe çekilişi artık hep bu yorumun çerçevesi içindedir T Buğra Yalnızlar s 121 Yola koyuldular Doktor hizmetkârların kaldığı evlere doğru yöneldi Şükrüye de o zaman taraçadan inip bardakları toplayıp mutfağa taşıdı T Buğra göst e s 174 Sabri geçen seferler bu ağaca hiç dikkat etmediğini düşündü A H Tanpınar Yaz yağmuru Yaz yağmuru s 65 Evvel zaman içinde muhtelif vilâyetlere gönderilmiş bir vali ahaliye zulmeder hâkimler bilhassa idam kararlarına imza vermezler onunla hiç biri geçinemezlermiş A Ş Hisar geçmiş Zaman Fıkraları s 13 vb )
- MEĞER[Fars. < MEGER] ile MADEM[Ar. < MADAM]
- MEĞERSE/M değil MEĞER
- MEHENG, MEHEKK değil MİHEKK
- MEHÎR[Ar.] ile MEHR[Ar. çoğ. EMHÂR, MÜHÛR]
( [astr.] Ay. İLE [eskiden] Evlenirken, erkek tarafından kadına verilen nikâh bedeli. )
- MEHÎRE[Ar.] ile MEHÎR[Ar.]
( Nikâh bedeli çok olan kadın. | Usta, becerikli, mâhir. İLE [astr.] Ay. )
- MEHL[Ar.] ile MEHÎL[Ar.] ile MEHÎR[Ar.] ile MEHÎN[Ar.]
( Vâde, zaman tanıma, vakit verme, bir işi belirli bir zamana kadar bırakma. İLE Korkunç yer. İLE [astr.] Ay. İLE Hor, hakir. Zaif[: Zayıf, güçsüz/kuvvetsiz, tâkatsız, kansız, arık. | Gevşek. | Tembel.] )
- MEKÂN[Ar.] ile MADDE[Ar.]
- MEKÂN ile/ve/||/<>/> DİL
- MEKANİZMA ile/değil/yerine/= DÜZENEK
- MEKANİZMA ile/ve/||/<> ORGANİZMA
( Değer üretmez. İLE/VE/||/<> Değer üretir. )
( İşlev. İLE/VE/||/<> Eylem. )
- MEKÛLÂT = ECNÂS-I ÂLİYE
- MEL- ile/||/<> BUCCO- ile/||/<> -MELİA/-MELAS ile/||/<> MEL-/-MELO- ile/||/<> BRACHİ-/BRACHİO- ile/||/<> -PELLİC/PELYCO- ile/||/<> POD-/-POD/-PODİA/PODO-
( Yanak. İLE/||/<> Yanaklarla ilgili. İLE/||/<> Kol ve bacaklar. İLE/||/<> Ekstremite, kol ve bacaklarla ilgili durumlar. İLE/||/<> Kollarla ilgili, kol. İLE/||/<> Belirli tipte, pelvisle ilgili. İLE/||/<> Ayakla ilgili, ayaklı, ayakların oluşumuyla ilgili. )
- MEL-ANKOLİK" değil MELANKOLİK
- MELANKOLİ ile/değil/yerine/= KARAKAYGI
- MELES ile MELEZ[Ar. < MELES] ile MELEŞ
( Köpeklerin yaşı. İLE İki kuzulu koyun. İLE Değişik türden hayvan ya da bitkiden üremiş [hayvan ya da bitki]. | Değişik ırkta ana babadan doğmuş olan kişi. | Katışık, karışık. )
- MELEZ ile/||/<> MELEZ[Ar. < MELES]
( Yükselen magmanın başka magmayla ya da yantaşları sindirerek oluşturduğu karışım Ayrı ırktan ana ve babadan doğan her iki ırkın kimi özelliklerini kendinde toplayan insan karşılık hibrid çaprazlama melez Melezleme ya da melez çaprazlaması sonucu meydana gelen hayvan ya da bitki heterozigot döl biyoloji botanik zooloji botanik 1 Melezleme ya da melez çaprazlaması sonucu meydana gelen canlı heterozigot döl Hibrit 2 İki ya da daha fazla farklı kökenden oluşan herhangi bir makromolekül Öğeleri başka başka dillerden olan kelime Bisiklet kelimesinin bi öneki Latince siki kelimesi Yunanca et eki Fransızca imlası ise Türkçedir Herhangi bir karakter yönünden farklı iki arı dölün çaprazlanması sonucu oluşan heterozigot döl azma hibrit kırma metis Melez )
- MELEZLEŞME ile/||/<> MELEZLEŞME
( zooloji İki veya ikiden artık dilin karışmasından yeni bir dil meydana çıkması )
- MELHÛZ[Ar.] ile/değil/yerine/= UMULAN/BEKLENEN
( Düşünülebilen, olabilen, hatıra gelen, mülâhaza edilen. )
- MELIORATIVE[İng.] ile/||/<> ENNOBLİSSEMENT DE SİGNİFİCATİON[Fr.] ile/||/<> BEDEUTUNGSVERBESSERUNG[Alm.] ile/||/<> ANLAM İYİLEŞMESİ
( Kötü anlamlı bir kelimenin zamanla iyi bir anlam kazınması olayı ET de çok defa yablak kötü fena kelimesi ile birlikte kullanılan yabız yablak kötü fena anlamından XVI yüzyıldan sonraki gelişme ve ses değişmesi ile bugün TT de yavuz şekline ve iyi yiğit kahraman anlamlarına dönüşmüş olması gibi Yavuz Sultan Selim O yavuz adamdır vb Yahşı iyi kelimesinin zıt anlamlısı olan yaman kötü kelimesindeki anlam iyileşmesi de yavuz a paralel bir gelişme göstermiştir Aynı gelişme ET emgek ızdırap eziyet mihnet emgek emgenmek acı çekmek ızdırak çekmek kelimesinden değişen emek çekilen zahmet herhangi bir iş için gösterilen özen harcanan beden ve kafa gücü kelimesi için de söz konusudur Bu gelişmede onun büyük emeği vardır vb )
- MEMBA/MENBA ile/değil/yerine/= BULAK/KAYNAK/PINAR
( MENBA'[< NEBEÂN: Kaynama.]: Kaynağın görünmeyen bölümü. Kaynak. )
- MEMDUT HECE | UZUN HECE ile/||/<> UZUN HECE ile/||/<> KAPALI HECE
( 1 kapalı hece 2 Ünlü ile bitenlerden uzatılarak söylenen okunan heceler mazi kâfi dâhi Nuri 3 Uzun okunan bir ünlüden sonra bir ünsüzün gelmesiyle oluşan hece çok kez bir uzun bir kısa hece sayılır İçinde uzun ünlü bulunan hece Nadir okunuşu nâdir zalim zâlim fail fail medeni medenî salim salim imdat imdat vb Ünlüsü uzun olan hece âlim alim inayet inayet mevcudiyet mevcudiyet rica rica ilmî ilmi ailevî ailevi vb Karşıtı kısa hece dir Ünsüzle biten hece Ör at kuş yaz Sessizle veya uzun sesli ile biten hece Ünsüzle veya uzun ünlüyle biten hece Kalk bak gelmek gelmek yokluk yokluk düzgün düzgün imlâ imlâ kâtip kâtip vb Hece Ünlü Ünsüz ünsüz ünlü ünsüz ve sonu ünsüz yapısında olan veya sonu çift ünsüz ile biten hece iz iş in ip ak ot sap kol göz yüz yaşlanmak güçlendirmek art kırk üst vb Aruz vezni ile yazılmış şiirlerde uzun ünlü veya ünsüz uzun ünlü kuruluşundaki heceler de kapalı hece değerindedir âhir āhir mâhir māhir vb Karşıtı açık hecedir Azerbaycan Türkçesi gapalı heca Türkmen Türkçesi yapık bogun Gagauz Türkçesi kapalı kısım Özbek Türkçesi yópiq boğin Uygur Türkçesi yepiq boğum Tatar Türkçesi yabiq icek Başkurt Türkçesi yabiq ijek yabık buwun Krç Malk cabılgan bölüm cabık bölüm Nogay Türkçesi yabıkbuwin Kazak Türkçesi tuyuk buwm bitew buwin Kırgız Türkçesi cabık muun Alt tabıküye Hakas Türkçesi çabıh uya Tuva Türkçesi haaglıg slog Türkçesi teňneştirgeni Rusça zakrıtıy slog )
- MEMDUT SAİT | UZUN ÜNLÜ ile/||/<> UZUN ÜNLÜ
( Derleme uzun vokal uzun sesli Ses süresi uzun olan ünlü Âlem âdet hâlâ ilmî medeni millî mîde ilân vb Boğumlanma süresi normal bir ünlünün süresinden daha uzun olan yahut normal uzunluktaki iki ünlünün boğumlanma süresini içine alan ünlü a ı i o u ö ü vb Türkiye Türkçesinde yabancı kelimelerde yer alan ünlüler dışında uzun ünlü yoktur Ancak Türkçenin çok eski devirlerinde ister aslî ister ses değişmeleri sonucu olsun uzun ünlülerin varlığı bilinmektedir ab av aç acıkmak bar var ot ateş beş beş üç üç süt süt yok yok vb Bugün bu uzunlukları veya bu uzunlukların daha önceki devirlerde var olduğunun görüntülerini kanat sunat kanat kök kavak mavi tört tavatta dört vb Türkmen Çuvaş Yakut Halaç lehçelerinde de buluyoruz Bu türlü uzunluklar Anadolu ağızlarında da yer yer süregelmektedir Uzunlukların bir kısmı da özellikle ağızlarda ve konuşmalarda ünlü ünsüz düşmelerinden ve ses kaynaşmalarından oluşmuştur ağabey ãbi var mı vamı daha da ağlama alama bu gün bön vb )
- MEME YAPMAK ile PATLAK VERMEK
- MEMLEKET[Ar. çoğ. MEMÂLİK] ile/değil/yerine/= YURT/ELİ
- MEMNÛ[< MEN] ile/değil/yerine/= YASAK EDİLMİŞ, YASAK
- MEMNUN KALMAK ile MÜTEESSİR OLMAK
- MEMNUN OLMAMAK ile/ve/değil/||/<>/< ŞİKÂYETÇİ OLMAK
- MEN (ETMEK) ile/değil/yerine/= YASAK(LAMAK)
- MEN- ile/||/<> -MENİA/MENO-
( Ay. İLE/||/<> Âdet/menstrüasyon, âdet/menstrüasyonla ilgili. )
- MEN[Ar.] ile MEN'[Ar.] ile MEN[Ar.] ile MENN[Ar.]
( O kişi ki, kim ki. İLE Yasak etme, bırakmama, durdurma, esirgeme, vermeme, önleme. İLE Ben. İLE Kudret helvası. | İyilik etme, bağışlama, ihsan etme. | Batman. | Edilen iyiliği başa kakma. )
- MENÂM[< NEVM] ile NEAM
( Uyunacak yer, yatak odası. | Uyku. | Düş, rüya. İLE Hayır! )
- MENBA değil MEMBA
- MENFÎ CÜMLE, CÜMLE-İ MENFİYYE | OLUMSUZ CÜMLE ile/||/<> OLUMSUZ CÜMLE
( Yüklemi olumsuz yargı bildiren cümle Fiil cümlesinin olumsuzu mA olumsuzluk ekiyle ad cümlesinin olumsuzu değil kelimesiyle kurulur Kamaranın alt salonunda yemekten sonra bizden başka kimse kalmamıştı Ö Seyfettin Bomba s 212 Şaka etmiyorum yavrum bu adlar Türkçe değil Ö Seyfettin Bomba Primo Türk çocuğu I s 42 Bir daha Vezirhanındaki bu zavallı bekâr odasının önünden bile geçmeyeceğim R N Güntekin Acımak s 45 Babası o koca izinden sonra hiç gelmedi T Buğra Yağmur Beklerken s 31 Bizim gibi yaşamadıkça rakipliğinizin haklılığını kabul edemem F R Atay Gezerek Gördüklerim İngiliz İmparatorluğu s 48 Pervin ondan gözlerini ayırmıyordu P Safa Şimşek s 197 Burada ferdiyetle şahsiyeti birbirine arıştıranların ezelî hatasına düşmeyelim P Safa Mazmazel Noraliyanın Koltuğu s 193 Hiç bir ses bu kadar sıcak bu kadar derin olamazdı T Buğra İbişin Rüyası s 200 Yedi senedir bu sokaktan gayri İstanbul şehrinde bir yere gitmedim S F Abasıyanık Bütün Eserleri s 142 Ağlarım ağlatamam hissederim söyleyemem Dili yok kalbimin ondan ne kadar bîzârım M Âkif Ersoy Safahat I kitap s 3 Azerbaycan Türkçesi inkar cümläsi Türkmen Türkçesi inkäär edici sözlem Gagauz Türkçesi inkâr cümlä Özbek Türkçesi inkór gap Uygur Türkçesi boluşsiz cümlä Tatar Türkçesi inkâr cömlä Başkurt Türkçesi yuqlıq höyläm şokluk cumla inkârlık cumla Krç Malk ugaylawçu ogaylawçu aytım Nogay Türkçesi yoklık yıyma Kazak Türkçesi bolımsız söylem Kırgız Türkçesi taňgıç süylöm Alt toktodulu ermek Hakas Türkçesi ittîrbes predlojeniye Tuva Türkçesi padıtkavas tomak Türkçesi çagdabas erbek Rusça otritsatelnoye predlojeniye )
- MENFİ CÜMLE ile/||/<> NEGATIVE SENTENCE[İng.] ile/||/<> PHRASE NÉGATIVE[Fr.] ile/||/<> NEGATIVER SATZ[Alm.] ile/||/<> OLUMSUZ TÜMCE
( Yüklemi olumsuzluk kavramı veren tümce Çocuk hasta değilmiş Parası yok Gelmezseniz biz de gitmeyiz iki karpuz bir koltuğa sığmaz vb )
- MENFİ EDATI | OLUMSUZLUK EKİ ile/||/<> OLUMSUZLUK EKİ
( Eylem soylu sözcüğe olumsuzluk kavramı veren ek Türkçede bu kavram me ma ekiyle verilir Sevmemek sevmemek sevmeme sevmeme sevmeyiş sevmeyis sevmeyen sevmeyen sevmez sevmez sevmeyince sevmeyince sevmedi sevmedi sevmiyor sevmiyor sevmeyecek sevmeyecek sevmemeli sevmemeli vb Fiil kök veya gövdelerine olumsuzluk kavramı veren ek mA eki yazmamak yazmamak yazmama yazmama yazmayış Yazmayış yazmayan yazmayan yazmayınca yazmayınca yazmadı Yazmadı yazmıyor yazmıyor yazmamış yazmamış yazmayacak yazmayacak yazmamalı yazmamalı yazmasa yazmasa yazma yazma vb )
- MENFİ FİİL ile/||/<> NEGATIVE VERB[İng.] ile/||/<> VERBE NEGATİF[Fr.] ile/||/<> VERBUM NEGATIVUM[Alm.] ile/||/<> OLUMSUZ EYLEM
( Olumsuzluk kavramı veren eylem Türkçede me olumsuzluk eki alan veya olumsuz koşaç değil sözcüğüyle kullanılan eylem Sevmemiş sevmedi sevmesin sevme söylememeliydi hastalanmaz gelmeyince gelmeyerek gelmeyip yorgun değildir yorgun değilim vb )
- MENFİLİK | OLUMSUZLUK >< OLUMLULUK
- MENFİLİK | OLUMSUZLUK ile/||/<> OLUMSUZLUK
( 1 Öğütlere karşı gelmek ya da öğütlenenlerin tersini yapmak biçiminde kendini gösteren ve daha çok çocuklara özgü davranış 2 Yemek yenmek giyinmek söz dinlemek gibi olağan etkinlik ve durumlara karşı koyma biçimindeki davranış 3 İşbirliğinden ya da yardım etmekten kaçma gibi belirtileri olan bir tutum Bir işeyin oluş alanına çıkmadığını şu bu olmadığını anlatan ASIL OLUMSUZLUK N proprement dite veya oluş alanına çıktığını şu bu olduğunu kabul etmiyen YADSIMA Dénégation ifadenin hali Hayır Yok gibi ifadelere SALT OLUMSUZLUK N Absolue olmadı Gelmedi gibilerine DİZİMSEL OLUMSUZLUK N syntaxique ou conjonctive Fena olmıyan bir iş şeklindekine KELİME OLUMSUZLUĞU N de mot Bu iş fena değildir kuruluşundakilere ise CÜMLE OLUMSUZLUĞU N de phrase denir Sadece olumsuz bir fikir anlatan cümlelerin haline YALIN OLUMSUZLUK N simple denmesine karşı asla kimse hiç bir şey gibi OLUMSUZ KELİME Mot négatif ler in katılmış bulunduğu hallere BİRLEŞİK OLUMSUZLUK N composée adı verilir Cümlede yüklemin bildirdiği oluş ve kılışın olumsuz olarak gerçekleştiğini gösteren dilbilgisi kategorisi Türkçede fiile olumsuzluk kavramı mA ekiyle ad cümlelerinde değil kelimesinin eklenmesiyle verilir Gözlerini pencereden ve kulaklarını kapıdan ayırmıyordu P Safa Mahşer s 267 Hiç bir zaman etrafındaki terkibin bir parçası olduğumu o günler kadar duymamıştım A H Tanpınar Sahnenin Dışındakiler s 80 Benim gördüğüm ev bu sokakta değil Sen iyi bir okuyucu değildin vb Azerbaycan Türkçesi inkar Türkmen Türkçesi yookluk Gagauz Türkçesi inkärlik ret Özbek Türkçesi bolişsizlik inkór Uygur Türkçesi boluşsizliq Tatar Türkçesi yuqlıq süze inkâr itü Başkurt Türkçesi yuqlıq yokluk inkârlık Krç Malk ugaylaw ogaylaw Nogay Türkçesi yoklık Kazak Türkçesi bolımsızdık Kırgız Türkçesi tanuu ters Alt taratpaganı Hakas Türkçesi ittîrbinçetkenî Tuva Türkçesi tadagalzal Türkçesi çagdabazı Rusça otritsaniye )
- MENGGÜ ile
[< Divân-ü Lugât-it-Türk]
( Sonsuz [hâlid/ölümsüz] olan. | Sonsuzluk.[hulûd/ölümsüzlük] İLE ... )
- MENÎ[Ar.] ile MENÎ'[Ar.] ile MENÎ[Ar.] ile MENHÎ[Ar. | çoğ. MENÂHÎ]
( Ersuyu. İLE Sarp, erişmesi/ulaşması zor yer. İLE Benlik. İLE Haram olmuş, yapılması şer'an yasaklanmış şey. )
- MENKUL[Ar. < NAKL] ile ME'KÛL[Ar.]
( Nakledilmiş, bir yerden, bir yere taşınmış, taşınan. | Ağızdan ağıza geçmiş. [söz, haber, öykü] İLE Ekl olunmuş, yenilmiş şey, yiyecek. )
- MENKUL/E[Ar. < NAKL]["ku" uzun okunur] ile MENKUR[Ar. < NAKR]["ku" uzun okunur] ile MENKÛR[Ar. < NEKR | çoğ. MENÂKÎR]
( Bir yerden, bir yere taşınmış, taşınan. | Ağızdan ağıza geçmiş söz/haber/öykü. İLE Delinmiş, oyulmuş. İLE İnkâr olunmuş. )
- MENŞE ile/||/<> KÖKEN
( Bir cismin ya da varlığın doğduğu ya da çıktığı yer Güneş dizgesinin kökeni büyük bir gaz bulutuydu Bir malın üretildiği ya da yapıldığı alındığı getirildiği yer Herhangi bir malın üretildiği ya da dışsatımının yapıldığı yer Kök görevinde olduğu halde daha yalın bir şekle yani gerçek köke doğru sadeleştirilebilen kelime veya kelime parçası Köken bir veya iki kuruluş eki almış bulunduğuna göre BİRİNCİL ve İKİNCİ Primaire secondaire diye vasıflanır köken kök e n küçültme eki )
- MER-/-MERE/-MERİC ile/||/<> MER-/MERO- ile/||/<> GRAN-
( Bölüm, parça. İLE/||/<> Kalça. İLE/||/<> Parça. )
- MER'[Ar.] ile MER[Ar.]
( Adam, erkek, kişi. İLE [sayı] Elli[50]. )
- MERÂH[Ar.] ile MERAH[Ar. çoğ. MERAHÂN]
( Rahat edilecek yer. | Yer, mekân. | Arapça nahv cümlesinden ünlü yapıt. İLE Çok aşırı sevinme. )
- MERÂHİM[Ar. < MERHAMET] ile MERÂHİM[Ar. < MERHEM]
( Acımalar, merhametler. İLE Merhemler. )
- MERAK EDİYORUM değil DÜŞÜNÜYORUM
- MERAK ETME(!) ile/ve/değil/yerine ENDİŞELENME(!)
- MERAK"[Ar.] ile/ve/değil/yerine/||/<>/< (NİTELİKLİ) SORU
- MERÂK[Ar.] ile MERAK[Ar.] ile MERAKK[Ar.]
( Bir şeyi anlamak ya da öğrenmek için duyulan istek. | Bir şeyi edinmek, yapmak. Bir şeyle uğraşma isteği. | İstek, heves, düşkünlük. | İç darlığı. | Kuruntu, telâş. | Kaygı, tasa. | Dalgınlık, kara sevdâ. İLE Çorba. İLE [atta] Sağrı. | [astr.] Dübb-i ekber adlı yıldız kümesinin dörtgeninde bulunan, ikinci derece parlak yıldız. [İng./Fr. MERAK | Lat. BETA URSUS MAJORIS] )
- MERAK ile/ve/<> ŞAŞKINLIK
- MERAK ile/ve/değil/||/<>/< YÖNELİM
- MERAKTAN" ile/ve "APTALCA"
- MERAM ANLATMAK ile/değil/yerine/= İSTEĞİ BİLDİRMEK
- MERASİM[Ar.]/SERAMONİ/CEREMONY[İng.] ile/değil/yerine/= TÖREN
- MERC[Ar. çoğ. MÜRÛC] ile MERC[Ar.]
( Çayır, çayırlık. İLE Herc ile birlikte kullanılır. [HERC Ü MERC: Karmakarışık, alt-üst.] )
- MERCİ | ÖNERTİ ile/||/<> ÖNERTİ ile/||/<> ÖNBİLEŞEN
( önbileşen 1 Zamirin temsil ettiği kelime 2 Ulama )
- MERDİVEN (MERDİVEN) değil BASAMAK BASAMAK
- MERET[Ar.] ile ZIKKIM[Ar.]
( Sıkıntı veren, hoşlanılmayan şeyler ya da kişiler için sövgü sözü olarak kullanılır. İLE Ağı, zehir. | İçki ve sigaranın, kötü ve zararlı etkisini belirtmek için kullanılır. )
- MERGE ile/||/<> FUSION
- MERHABA["MERABA" değil!][Ar. MARHABAN] ve/||/<>/> NARHABA
( Bana güvenebilirsin! VE İşlerinizin bereketi [nar gibi] çok olsun! )
- MERHALE ile/ve MERÂSİM
- MERHALE ile MERTEBE
- MERKEZİ ile/||/<> MERKEZÎ[Ar.]
- MERKEZÎLEŞME ile/ve/değil/||/<> YOĞUNLAŞMA
- MERT[Fars. < MERD] ile/değil/yerine/= YİĞİT/ALP/KAHRAMAN
( CELÂDET: Yiğitlik, kahramanlık, bahadırlık. )
- MERT ile/ve/||/<> CÖMERT
( [derler ...] Canını alırlar. İLE/VE/||/<> Malını alırlar. )
- MERV
( Herşey, Merv'de başladı. )
- MESA" değil MESELA
- MESAA/MESA değil MESELA
- MESAFE KOYMAK ile/ve/<> MESAFE YARATMAK
- MESAFELİ OLMAK ile/ve POLİTİK DAVRANMAK
- MESAFEYİ:
"ARTIRMAK" değil AÇMAK
- MESÂHA ETMEK[doğrusu MİSÂHA/T] ile/değil/yerine/= YERİ ÖLÇME | YÜZÖLÇÜMÜ
( Ölçmek. )
- MESAJ ile/değil/yerine/= İLETİ
- MESAJ ile/değil/yerine/= İLETİ/BİLDİRİ
( Bir devlet büyüğünün, bir sorumlunun, belirli bir nedenle ilgililere gönderdiği bildiri. | Yazı ya da sözle verilen, gönderilen bilgi. | Yazı ya da sözle anlatılması amaçlanan duygu ya da düşünce. )
- MEŞAKKAT[Ar.] ile/değil/yerine/= ZAHMET, SIKINTI, GÜÇLÜK, ZORLUK
( ZAHMET, SIKINTI, GÜÇLÜK, ZORLUK )
- MESEL[Ar.] ile MENKIBE[Ar.]
( Örnek, benzer, nümûne. | Dokunaklı, anlamlı, örnek alınacak söz. | Atasözü. | Eğitici ve ahlâka yararlı olan öykü/masal. İLE Din büyüklerinin ya da tarihe geçmiş ünlü kişilerin, yaşamları ve olağanüstü davranışlarıyla ilgili öykü. )
- MESELE" ile "DAVÂ"
- MESELE ile/ve/değil/||/<>/< MEVZÛ
- MESELE ile/değil/yerine/= SORUN
- MEŞGALE[Ar.] ile/değil/yerine/= UĞRAŞI/İŞUĞRAŞ
( İŞ, İŞ GÜÇ, UĞRAŞILAN İŞ )
- MEŞGUL OLMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< ETKİN OLMAK
- MEŞGUL ile/değil/yerine/>< ÜRETKEN
- MEŞHUR/LAŞTIRMAK" ile/değil MEŞRÛ/LAŞTIRMAK
- MEŞHUR ile/ve MÜSELLEM
- MEŞHÛRÂT ile MAKBÛLÂT
( İnsan ile var olanlar arasında ilişki kuran kabûller. İLE İnsan ile Tanrı arasında ilişki kuran kabûller. )
- MEŞÎME | SON >< BAŞLANGIÇ
- MEŞK[Ar.] ile MEŞK[Ar.]
( Yazı örneği. | Alışmak, öğrenmek üzere yapılan çalışma, alışma/alıştırma. | Yazı ya da müzik dersi. İLE Tulumdan yapılmış su kabı, saka kırbası. )
- MEŞKUL değil/< MEŞGUL[< ŞUGL]["gu" uzun okunur]
( MEŞKÛL[Ar.]: Bileklerine kadar üç ayağı beyaz olan at. DEĞİL Bir işle uğraşan. )
- MESLEKTE:
BARINMAK ile/ve/||/<>/> TUTUNMAK
- MESNED/SİZ[Ar.] yerine DAYANAK/SIZ
- MEŞR-U" (MÜDAFAA) değil MEŞRÛ (MÜDAFAA)
- MESRÛ'[Ar.] ile MEŞRÛ'/MEŞRÛA[Ar. < ŞER] ile MEŞRÛH/A[Ar. < ŞERH]
( Sar'a hastalığına tutulmuş, sar'alı. kişi. İLE Şeriatın izin verdiği, şer'an caiz olan, şeriata, hukuka/yasaya uygun. İLE Açıklanmış, şerh olunmuş. | Uzun uzadıya anlatılan. )
- MESRÛD[Ar. < SERD] ile MESRÛD[Fars.]
( Söylenilmiş, bildirilmiş, serd olunmuş. İLE Büyü, sihir, efsun. )
- MEŞRÛLAŞTIRMAK" ile/ve/değil/yerine/||/<> KABUL ETMEK
- MESTÛR[Ar. < SATR] ile MESTÛR/E[Ar. < SETR]
( Yazılmış, çizilmiş, satırlanmış. İLE Örtülü, kapalı, gizli. | Açık gezmeyen kadın. )
- MESÛL(İYET)[Ar.] yerine SORUMLU/LUK
- METAFİZİK ile/ve/değil/||/<>/< KURUNTU/VEHİM
- METAFİZİK ile/ve/<> ONTOLOJİ ile/ve/<> EPİSTEMOLOJİ ile/ve/<> BİLİNÇ ile/ve/<> SÖZCÜK
- METAFOR[Fr. < MÉTAPHORE] ile/değil/yerine/=/||/<> MECAZ
- METAFOR ile ANALOJİ
( Bir şeyi, bir şeyden, başka yere "taşımak/ilişkilendirmek". İLE Aynı düşünme biçimiyle başka bir şeyi benzer kılmak. )
- METAFOR ile METAMORFOZ
- METATEZ[Fr. < MÉTATHÈSE] ile/değil/yerine/=/||/<> GÖÇÜŞME (UZAK METATEZ)
- METAZORİ[Fr. < Yun.] ile/değil/yerine/= ZORLA
- METEDOLOJİ değil METODOLOJİ(/YÖNTEM/BİLİM / USÛL)
- METEROLOJİ" değil METEOROLOJİ
- METH(İYE)["METİYE" değil!]/MEDİH[Ar.]/SENÂ[Ar.]/SİTAYİŞ[Fars.] ile/değil/yerine/= ÖVME/ÖVGÜ
( [>< KADH/ZEMM] )
- METHİYE | ÖVGÜ ile/||/<> ÖVGÜ
( Birini ya da bir şeyi övmek için yazılan ya da söylenen söz koşuk Birini veya bir şeyi övmek için yazılan yahut söylenen söz ÖVGÜLÜ Elogieux )
- METİN OKUMALI KONUŞMADA:
"AŞAĞIDA" değil BİRAZ/AZ SONRA
- METİN[Ar. < METN]/TEKST/TEXT/TEKSTİL[İng./Fr. < TEXTILE] ile/değil/yerine/= ÖRÜT | DOKUMACILIK DOKUMA
- METÎN/E[Ar. < METÂNET] ile METN[Ar. < MÜTÛN]
( Sağlam, dayanaklı, metânetli. İLE Bir yazıyı, biçim ve noktalama özellikleriyle birlikte oluşturan sözcüklerin tümü. )
- METİN ile/ve/= SÖZLÜK
- METİN ile/ve/||/<> VESİKA
- METODİK/METOTLU ile/değil/yerine/= YÖNTEMLİ
- METOT(/D)//METHOD[İng.] ile/değil/yerine/= YÖNTEM
- METR-/METRO-/METRY-/-METRY ile/||/<> METRA-/-METRİUM-/-METER-
( Rahim, rahim ya da bölümleri ile ilgili. | Ölçüm, ölçme sanatı, işlemler. İLE/||/<> Rahimle ilgili. )
- METRÛK ile BATTAL
( Terk edilmiş, bırakılmış, kullanılmasından vazgeçilmiş. İLE İşe yaramaz, kullanılmaz. | Alışılmış olandan büyük. )
- MEVCUD[Ar.] ile/ve/||/<> MAZHAR[Ar.]
- MEVCÛD ve/||/<>/> İCÂD
( Varolanlar olmadan, türetme[/icâd] olmaz. )
( İnsan. VE/||/<>/> Ürettikleri/üretilenler. )
- MEVHUM-U MUHÂLİF değil MEFHUM-U MUHÂLİF
- MEVKİ ile/ve MEVZİ
- MEVLÂ ile Mevlâ
( İye, sahip. İLE Tanrı. )
- MEVSİM[Ar.] ile/ve/||/<> FASL[Ar.]
( Yılın dört bölümünden her biri. | Bir şeyin belirli zamanı. İLE/VE/||/<> Ayrıntı, ayırma, ayrılma. | Kesme, kesinti, bölüm. | Sonuçlandırma, halletme. | Aleyhte bulunma, birini çekiştirme. | Bir kitabın ya da tiyatro oyununun başlıca bölümlerinden her biri. | Sözcükler, düzenlemeler, tümceler arasında bağlantı edatı bulunmadan yazı yazma yöntemi. | Bir defada çalınan peşrev, şarkı vb. | Dört mevsimden biri. | Bir bestekârın, aynı makamdan bestelediği iki beste ile iki semai. | Türk müziğinde klasik bir konser programı. | İki yüzeyin birleşmesinden oluşan çizgi. | Eklem, gövdenin oynak yerleri. )
- MEVSUF[Ar. < MEVṢŪF] ile/değil/yerine/=/||/<> MEVSUF
( Nitelenmiş nitelikleriyle belirlenmiş tamlanan )
- MEVZÛ[Ar.] ile/değil/yerine/= KONU
- MEVZÛA[Ar. < VAZ] ile MEVZÛA[Ar.]
( Mevzû'nun müennesi. İLE [felsefe] Konut, postula. [İng./Fr. POSTULAT] )
- MEVZUBAHİS[Ar.] ile/değil/yerine/= SÖZ KONUSU
- MEYDAN OKUNAMAZLAR:
YEL ve/||/<> SÖZLÜK ve/||/<> SEVGİ/Lİ / MÂSUM
- MEYDAN VERMEMEK ile/ve MEYDAN BIRAKMAMAK
- MEYDAN/CANINA OKUMAK değil/yerine/>< KİTAP OKUMAK
- MEYVA değil MEYVE[Fars. < MÎVE]
- MEYVE/Sİ ile/ve/değil ÜRÜN/Ü
- MEYVESİ ile/değil BEDELİ
( [durum ya da sonuç]
Olumlular için. @@ Olumsuzlar için. )
- MEZBÛL[Ar. < MEZRAA] ile MEZBÛR/E[Ar. < MEZRÛ]
( Zayıf, arık. İLE Adı geçen, yukarıda söylenilmiş olan. )
- MEZKÛR/ZİKREDİLEN/ZİKROLUNAN ile/değil/yerine/= SÖZÜ EDİLEN/ADI GEÇEN/ANILAN
- Mİ'SÂL[Ar.] ile MİSÂL[Ar. < EMSÎLE]
( Ucu uzun ağaç, gelberi. İLE Örnek. | Masal. | Düş/rüyâ. | Benzer, andırır. | Yalnızca ilk harfi[fâsı], harf-i illet olan sözcük.[VASL, VÂİZ, YÜMÜN, MEYSÛR vb.] )
- Mİ ile Mİ[İt.]
( Soru ek, ses uyumu kuralına uyarak, "mı, mu, mü" biçimlerine de girer. Sonuna getirildiği tümce ya da sözcüğe, söyleyiş biçimine, tonlamaya göre soru, şaşma, yadsıma anlamı katar. | Soru anlamıyla rica, emir tümceleri yapar. | Yinelenen iki sözcük arasında kullanılarak, sözcüğün anlamını pekiştirir. | Belirti geçmiş zamanlı bir tümce ile başka bir tümce arasında yer aldığında, birincisine koşul ya da neden, ikincisine de sonuç niteliği verir. İLE Gam dizisinde, re ile fa arasındaki ses ve bu sesi gösteren nota imi. )
- MİÂD[Ar. < VA'D çoğ. MEVÂİD]["MİYAD" değil!] ile/değil/yerine/= SÜRECİNİ TAMAMLADI
- MİCR-/MİCRO- ile/||/<>/>< MACR-/MACRO- ile/||/<>/>< MEG-/MEGA-/MEGAL-/MEGALO-/-MEGALGY
( Küçük. İLE/||/>< Büyüme, çok büyük. İLE/||/<> Büyük, büyüme, anormal derecede büyüme, geniş, genişlemiş, yüce. )
- MİDENİN BOŞ KALMASI/BIRAKILMASI ile/ve/<> ZİHNİN BOŞ KALMASI/BIRAKILMASI
( [olumlu/olumsuz biçimde] Gözlere yansır. İLE/VE/<> Sözlere yansır. )
- MİKREFON değil MİKROFON
- MİKTAR ile/değil/yerine/= TUTAR
- MİKYAS ile/||/<> MİZAN
- MİL[Yun.]/ALÜVYON[Fr.]["ALİVYON" değil!] değil LIĞ/BALÇIK
- MİLLET[Ar.] ile/değil/yerine/= ULUS
- MİM[Ar.] ile MİM[Lat. < Yun.]
( Arap abecesinde, m harfinin adı. | Ebced hesabında, karşılığı 40 olan harf. | Bir bir yazının altına konulan im. İLE Eski Yunan ve Roma'da, yaşamı, töreleri taklit amacı güden komedi türü. | Bir oyuncunun, herhangi bir davranış ya da duyguyu, yüz ve gövde devinimleriyle anlattığı komedi türü. | Bu türü gerçekleştiren sanatçı. )
- MİM ile/||/<> MİM[Ar. < MİM | FR. < MİME]
( Sözcük anlamıyla oynamak ve oyuncu Gülünçlükler yapan sözsüz oyunu 1 Sözsüz oyun metni 2 Latin tiyatrosunda çeşitli hüner gösteren ve gülünçlükler yapan tulûatçı Eski yazıda m harfi Küçük toparlak başının ortası delik olurdu Divan ozanları sevgililerinin ağızlarını mime benzetmekle küçük olduğunu belirterek överlerdi Kaynaktaki anlamıyla oynamak oyuncu yalnızca hareketlere dayandırılan sözsüz oyun )
- MİMİK ile/değil/yerine/= YÜZİM
- MİMLE(N)MEK ile/ve/||/<> DİŞ BİLE(N)MEK
- MİNÂRE ile/ve/||/<> KILIF
- MINCIKLAMAK ile/ve/||/<> CIMBIZLAMAK
- MİNHAS[Ar. < MENÂHİS] ile MİN-HAYS[Ar.]
( Uğursuz şey. İLE "... konusunda". )
- MİNİ MİNNACIK
- MİNİCİK ile MİNNACIK ile MİNNOŞ ile MİNÖR[Fr.] ile MİNYON[Fr.]
( Çok küçük. İLE Çok küçük olan. İLE Küçük ve sevimli kişilere söylenilen seslenme sözü. İLE Daha küçük. | Bir makam, bir akort, bir gam, bir aralık özelliği olan. | Küçük önerme. İLE İnce, küçük, sevimli, zarif. )
- MİNİK değil/yerine KÜÇÜK
- MİNNET (DUYMAK) ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SAYGI (DUYMAK)
- MİNNETKÂR değil MİNNETTÂR
- MINTÎK[Ar.] ile MISKÂL[Ar.]
( Çok hatip, pek düzgün konuşan. İLE Parlatan, cilâlayan âlet. | İnce, zarif bir hatip. )
- MİNÜBÜS/MÜNÜBÜS değil MİNİBÜS
- MİNÜR[Ar.] değil MÜNÎR[Ar. < NÛR]
( ... DEĞİL Işık veren, nurlandıran, parlak. )
- MİNÜSKÜL[Fr. < MINUSCULE] ile/değil/yerine/=/||/<> KÜÇÜK HARF
- MİNVAL[Ar.] ile/değil/yerine/= BİÇİM/YOL | BAĞLAM
- MIRIL MIRIL (MIRILDANMAK/LÂGT/MURMUR[İng. < Lat.])
- MIRILDAMAK ile/ve/||/<> FISILDAMAK
- MIRIN-KIRIN (ETMEK)
( Sözü gevelemek, doğruyu söyleyememek. | Bir isteği kabul etmeme, nazlanma. )
- MİRKELÂM[Fars. (AMİR, BAŞ, BEY)MÎR-İ KELÂM] ile ...
( KONUŞMAYI/SÖZÜ/SOHBETİ BAŞLATAN, BAŞLATACAK OLAN, BAŞLATMASI BEKLENEN | GÜZEL, DÜZGÜN, ZARİF KONUŞAN )
- MIŞ GİBİ ile/ve/değil BİLE DEĞİL
- MİSAFİR/MİHMAN[Ar.] ile/değil/yerine/= KONUK
- MİSAFİRPERVER ile/değil/yerine/= KONUKSEVER
- MİSAL(İ) ile HESAB(I)
- MİSÂL[Ar.] ile/değil/yerine/= ÖRNEK
( ÖRNEK | MASAL | RÜYÂ, DÜŞ | BENZER, ANDIRIR )
- MİSÂL ile/>< SÂLİM
( İlk yazacı illet yazaçlarından biri olan sözcük. İLE/>< İçinde illet yazaçlarından [elif, vav, y e] biri bulunmayan sözcük. )
- MIŞIL MIŞIL (UYUMAK)
- MİŞKÂT-ÜL-ENVÂR[Ar.] ile/||/<> MİSFÂT-ÜL-ESRÂR[Ar.]
- MİSLİ ile/değil/yerine/= KATI
( Sayı, tartı ve ölçü ile belirlenebilen. )
- MİSTİİZİM değil MİSTİSİZM
- MİSTİK ile/değil/yerine/= GİZEMLİ
- MİSTİK değil/yerine TANIMLANAMAYAN ÖĞELER
- MİT/MİTOS[Fr. < Yun.] ile/ve/||/<>/> MİTOLOJİ[Fr. < Yun.]/ESÂTÎR[Ar.]
( Tarih öncesine dayanan efsane. Dirimli öykü. Şiirsel felsefe. | Geleneksel olarak yayılan ya da toplumun hayal gücü etkisiyle biçim değiştiren, tanrı, tanrıça, evrenin doğuşu ile ilgili imgesel, alegorik bir anlatımı olan halk öyküsü. İLE/VE/<>/> Mitleri, doğuşlarını, anlamlarını yorumlayan, inceleyen bilim. | Bir ulusa, bir dine, özellikle Yunan, Latin uygarlığına ilişkin mitlerin, efsanelerin tümü. )
( Antik Yunan'da Ksenophanes (M.Ö. 565-470), Homeros ve Hesiodos'un tanrısal mitos anlatımlarını eleştirmiş ve yadsımıştır. Bu eleştiri sonucunda mitler, din ve metafizikten arındırılmış ve bağımsız bir mitos öğretisi ortaya çıkmıştır. Ancak yaşamdan yansıtılarak oluşturulmuş mitoslar, bu kez, yaşamdan kopuk ansal kurgular biçimini almıştır. )
( Toplumların yaratıp yaşattığı mitler, geleneği yaşatmakla birlikte, özlem, umut ve beklentilerin yansıtıldığı bir geleceğin dünyası niteliğine de bürünmektedir. Bu tür mitler, gerçek yaşamın zorlukları karşısında bunalan bireylerin, özledikleri yaşamı kurmayı gelecek kuşaklara bıraktığı birtakım tasarımlar niteliğindedir. Bireysel olarak ele alındığında mitos dönemi, ana rahminden konuşmanın başlamasına kadar geçen ve bebeklik süreci olarak adlandırılan döneme karşılık gelmektedir. )
( Bir mit duygusal bağlılık yönünden içi boşaldığında masala dönüşür. Duyguları etkileme gücünü yitirir. Ansal yorumlama ile de kurgu biçimini alır. )
( Mit ilk önce metafiziksel kozmogoni ile aşılmıştır. Artık mitsel simgeler arasındaki anlamlı bağ (ritus) yerini düşünceler arasındaki anlam bağına, mantık'a(düşünbiçim) bırakmıştır. Metafiziksel kozmogoni bir yandan felsefi spekülasyon biçimini alırken öte yandan miti dine dönüştürmüştür. Dinsel mit ise "tarih bilinci" ile aşılmıştır. Kişinin varoluşu, tarihsel bilinç yoluyla, gerçek ve olgusal kavranışına yükselmiştir. )
( Paganist (putperest) mitler, kişinin karşısında eşyayı, doğa parçalarını ve hayvanları yüceltmiş ve kutsallaştırmıştır. Buna karşın imgesel (imgetapar, hayalperest) mitler, doğaüstü imgeleri kişinin karşısında yüceltmiş ve kutsallaştırmıştır. Aydınlanmaya temel oluşturan mitler ise, insan yaşamını ve özellikle insan aklının tutsaklıktan ve yanılsamadan kurtuluşunu simgelemiş olanlardır. Ezoterik okullar bu tür mitlerden yararlanmışlardır. )
( Yaşamdan yansıtılarak oluşturulmalarına karşın mitler tarihsel değildir. Bir başka deyişle, tarihsel bir zaman ve mekân göstermezler. Mitlerin zamanı ve mekânı aşkındır. Mitler okunduğunda ya da ritüel eşliğinde canlandırıldığında, kişi mitsel zaman ve mekâna geçer. Mite katılır ve onu coşkuyla yaşar. Tarihsel olaylar bir kere olur ve geri dönüşsüzdür. Oysa mitler, canlandırılıp yaşanabilir. )
( Günümüzde, psikolojide ortaya çıkan gelişmeler, insan davranışlarının arkasında simgesel (arketipal) bir altyapının etkin olduğunu ortaya çıkarttığı için, mitos yeniden önem kazanmıştır. Artık mitosa, bir zamanlar olmuş bitmiş fantastik masallar gözüyle bakılmamakta, aksine, yaşayıp gelen ve halen yaşamakta olan, insan davranışlarını etkileyen ve yaşamın anlamlandırılmasında etkinliği olan bir öğe gözüyle bakılmaktadır. )
( Mitosu, bireyin duygu ve hayal dünyasında oluşan, gelişen bir psişik gereksinim olarak ele aldığımızda, modern toplumların modern mitlerin halen önemini koruduğu anlaşılmaktadır. )
( Mitoloji, evrendeki(insandaki/doğadaki) kaderi araştırma işidir. )
( Mitoloji, kişinin bulunduğu yeri anlamlandırma işidir. )
( Mitler yazıldıklarından itibaren mit olmaktan çıkmaya başlamıştır. )
( Mitte tipoloji yoktur, arkeler vardır. )
( Mitler, düzyazıya döküldüğü anda doktrindir. )
( Sanatçıların hazinesi. İLE/VE/||/<>/> Filozofların hazinesi. )
- MİT ile/ve/||/<>/> LEJANT
( ... @@ Zamanla biçim değiştirmiş tarih olayı. | Para ve madalyon gibi şeyler üzerindeki yazı. )
- MİYÂR ile MİHEKK/MİHENK/MEHENK
( Değerli madenlerde, yasanın istediği ağırlık, saflık ve değer deresini gösteren ölçü. | Ölçüt, ölçü. | [kimya] Ayraç. İLE Altın ya da gümüşün ayarını anlamaya yarayan taş. | Birinin, değerini, ahlâkını anlamaya yarayan şey, ölçü, araç. )
- MIZ MIZ (ETMEK)
- MÎZAH değil MİZAH
- MİZAN[< VEZN] ile/ve NİZAM
( Farkta cem, cemde fark. | Terazi, ölçü aleti, tartı, ölçek. | Adâlet ve eşitlik. | Akıl, idrak. | Şeriat. | Hesap özeti. İLE/VE Düzen. )
- MİZAN ile/ve USÛL/YÖNTEM
- MİZANPAJ[Fr.] ile/değil/yerine/= SAYFA DÜZENİ
- MİZANSEN[Ar.] ile/değil/yerine/= DÜZENTİ/KURGU
- MODEL[Fr.]/MOSTRA[İt.] ile/değil/yerine/= ÖRNEK/KÖZ
( Örnek. | Bir özelliği olan nesne ya da kişi. | Bir sanatçıya poz veren kişi. | Biçim. | Örnekleri içinde toplayan dergi. | Tip. | Benzer. | Örnek alınmaya değer kişi ya da şey. | Manken. )
- MODEL yerine MANKEN
- MODERN TÜRKÇE'MİZ değil TÜRKÇE'NİN, MODERN KULLANIMI
- MODERN[Fr./İng.] ile/değil/yerine/= ÇAĞDAŞ/ÇAĞCIL
- MODERN ile/ve/değil/yerine/||/<>/> GENİŞLETİLMİŞ
- MODİFİKASYON[Fr.]/MODIFICATION[İng.] ile/değil/yerine/= DEĞİŞKE | DEĞİŞTİRME | DEĞİŞİKLİK
- MOLA[İt.] ile/değil/yerine/= ARA
( Yorgunluğu gidermek için duraklama. | Koyverme. | Takımların, oyun arasında aldıkları birer dakikalık dinlenme süresi, ara. )
(1996'dan beri)