İngilizce karşılıkları olan FaRkLaR
KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!
(SÜREKLİ AYIRDINDA OLUNMASI GEREKENLER!!!)
itibarı ile 23.112 başlık/FaRk ile birlikte,
23.112 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.
Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...
(81/94)
- SULPHANES[İng.] ile/değil/yerine/= SÜLFANLAR
- SULPHANILAMIDES, SULPHONAMIDES[İng.] ile/değil/yerine/= SÜLFONAMİDLER
- SULPHANYLAMIDE[İng.] ile/değil/yerine/= SÜLFANİLAMİD
- SULPHATES[İng.] / SULFATES[Fr.] / SULFATE, SCHWEFELSALZE[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜLFATLAR
- SULPHIDES[İng.] / SULFURES[Fr.] / SULFIDE[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜLFÜRLER
- SULPHITES[İng.] ile/değil/yerine/= SÜLFİTLER
- SULPHO-[İng.] ile/değil/yerine/= SÜLFO-
- SULPHONATION[İng.] / SULFONATION[Fr.] / SULFURFUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜLFONASYON
- SULPHONES[İng.] ile/değil/yerine/= SÜLFONLAR
- SULPHONIC ACIDS[İng.] ile/değil/yerine/= SÜLFONİK ASİTLER
- SULPHOXIDES[İng.] ile/değil/yerine/= SÜLFOKSİTLER
- SULPHUR[İng.] / SOUFRE[Fr.] / SCHWEFEL[Alm.] ile/değil/yerine/= KÜKÜRT
- SULPHURIC ACID, OIL OF VITRIOL[İng.] / ACIDE SULFÚRICO[Fr.] / SCHWEFELSÄURE[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜLFÜRİK ASİT, ZAC YAĞI
- SULTA[Ar.] / OTORİTE/R[İng. < AUTHORITY/Fr. < AUTORITÉ] değil/yerine/= YETKE/Cİ | BASKI / YETKİLİ | UZMAN
- SULTA[Ar.]/OTORİTE/AUTORITE[Fr.]/AUTHORITY[İng.] ile BASKI | YETKE
( Baskı. | Yetke. [Fr. AUTORITE] )
- SULTAN ile/ve/||/<>/> MAJESTE[Fr. < Lat.] ile/ve/||/<>/> EKSELANS[Fr./İng. < EXCELLENCE]
( "Yönetici, güç/iktidar sahibi". [Tarihte pek çok farklı anlamda kullanılmış olan, genelde bağımsızlığını duyuran İslâm hükümdarları tarafından kullanılmıştır. İslâm devletlerinde, hükümdara verilen unvan. “Padişah, hakan, han, hükümdar” anlamlarındadır. Sultan sözcüğü, müslüman hükümdarlarının özellikle sünnî inancına ait bir unvandır. Daha sonraları, hakimiyet, delil ve burhan anlamına da geçmiştir.][Sultan unvanını ilk kez II. yüzyılın ilk yıllarında, Gazne'de hükümdar bulunan Mahmud İbn-il Emir Sebük tekin kullanmıştır.] İLE/VE/||/<>/> Hükümdarlara ya da devlet başkanlarına verilen unvan. İLE/VE/||/<>/> Bakan ve elçiden başlayarak cumhurbaşkanlığına kadar yükselen, yüksek makam sahibi yabancılara verilen şeref ünvanı. )
- SÜLÜN ile TEPELİ TAVUK/HOATZİN["watsin" olarak okunur]
( Sülüngillerden, kuyruğu çok uzun bir kuş. İLE Kursağı(ön mide), midesinden 50 kat büyüktür. [Toplam gövde ağırlıklarının 1/3'ünü oluşturur.][Bir öğünü sindirmeleri 2 gün sürer.][Ağaçlara tırmanırlar.][Güney Amerika'da yaşarlar.] )
( ... İLE Kursağı, uçma kaslarını çalıştırmak için gereksinim duyduğu alanı kısıtladığından dolayı kötü uçuculardır. )
( ... İLE Dengelerini sağlamak için kursağının alt tarafında kayışımsı bir çıkıntı bulunur. [Bir dal üzerine tünediğinde buna yaslanır.] )
( ... İLE En ağır hareket eden kuş türüdür. )
( ... İLE "Pis kokulu kuş" olarak da bilinirler. [Yağ asitlerinin kursakta mayalanmasına bağlı olarak.] )
( ... İLE Hiç durmadan homurdanır, hırıltılar çıkarır ve ıslık çalarlar. )
( OPISTHOCOMIFORMES )
( [Astek dilinde] ... ile UAZIN [Sülün demektir] )
( ... ile
)
( ... İLE Yavrularının, kuşların atası olarak kabul edilen Archaeopteryx fosiliyle paylaştığı ortak bir özelliği vardır. [Kanadın ilk iki "parmağı" iki pençe biçiminde biçimlenir.] )
- SÜLÜN ile TURAÇ/DÜRRÂC/ÇİL KUŞU
( Sülün, tavuksular takımında bulunan büyük bir kuş grubundaki kuşlara verilen genel addır. 11 cinsi ve 35 türü bulunan sülünlerin erilleri ve dişileri birbirine benzemez. Eril sülünlerin daha parlak renkli tüyleri ve uzun kuyrukları vardır. İLE Sülüngillerden, uzunluğu 34 santimetre olan, soyu azalmış bir tür kuş. )
(
)
- SUMASYON/SUMMATION[İng.] değil/yerine/= EKLENME
- SÜMÜK[Azr.] = KEMİK[Tr.]
- SÜMÜK ile SOĞUK AKINTISI
- SÜMÜKLÜBÖCEK ile SALYANGOZ[Yun.]
( Karındanbacaklılardan, akciğerli, otçul ve kabuksuz yer yumuşakçası. İLE Yumuşakçalardan, bahçelerde yaşayan, sarmal kabuklu, küçük hayvan. )
- SÜMÜKLÜBÖCEK ile SOLUCAN
- SUN GAS[İng.] / SONNEN GAS[Alm.] ile/değil/yerine/= GÜNEŞ GAZI
- SUN’İ[Osm.] / SYNTHETIC[İng.] / SYNTHÉTIQUE[Fr.] / SYNTHETISCH[Alm.] ile/değil/yerine/= SENTETİK
- SUNÎ[Osm.] / ARTIFICIAL[İng.] / ARTIFICIELLE[Fr.] / KÜNSTLICH[Alm.] ile/değil/yerine/= YAPAY
- SUNUŞ ile/ve ANLATMAK
- SÜPER EGO/SUPER EGO[İng.] değil/yerine/= ÜST BENLİK
- SUPERACID[İng.] ile/değil/yerine/= SÜPER ASİT
- SUPERCONDUCTIVITY[İng.] / SUPERCONDUCTIVITE[Fr.] / SUPERLEITUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜPER İLETKENLİK
- SUPERCONDUCTOR[İng.] / SUPRALEITER, ÜBERMÄSSIGLEITER[Alm.] ile/değil/yerine/= SUPER İLETKEN
- SUPERCOOLED[İng.] ile/değil/yerine/= AŞIRI SOĞUTULMUŞ
- SUPERCOOLING[İng.] / SURFUSION, SURFRIGÉRATION[Fr.] / UNTERKÜHLUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= AŞIRI SOĞU(T)MA
- SUPERCRITICAL FLUIDS[İng.] ile/değil/yerine/= SÜPERKRİTİK AKIŞKANLAR
- SUPERCRITICAL MASS[İng.] / MASSE SUPERCRITIQUE[Fr.] / SUPERKRITISCHE MASSE[Alm.] ile/değil/yerine/= SUPER KRİTİK KÜTLE
- SUPERCRITICAL REACTOR[İng.] / SUPERKRITISCHER REAKTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= SUPER KRİTİK REAKTÖR
- SUPERCRITICAL[İng.] / ÜBERKRITISCH[Alm.] ile/değil/yerine/= KRİTİK ÜSTÜ
- SUPERCRITICALITY[İng.] / SUPERKRITIKALITÄT[Alm.] ile/değil/yerine/= SUPER KRİTİKLİK
- SUPERCURRENT[İng.] / SUPERSTROM[Alm.] ile/değil/yerine/= SUPER AKIM
- SÜPERENFEKSİYON/SUPERINFECTION[İng.] değil/yerine/= EKLENİK BULAŞ
- SÜPERFİSYEL/SUPERFICIAL[İng.] değil/yerine/= YÜZEYSEL, SIĞ
- SUPERFLUID[İng.] / SUPRAFLÜSSIG[Alm.] ile/değil/yerine/= SUPER AKIŞKAN
- SUPERFLUIDITY[İng.] / SUPRAFLÜSSIGKEIT[Alm.] ile/değil/yerine/= SUPER AKIŞKANLIK
- SUPERGRAVITY[İng.] ile/değil/yerine/= SUPER GRAVİTE
- SUPERHEAT[İng.] ile/değil/yerine/= SUPER ISI
- SUPERHEATED[İng.] / SURCHAUFFÉE[Fr.] ile/değil/yerine/= KIZGIN
- SUPERHEAVY BOSON[İng.] / BOSON SUPERLOURD[Fr.] / SUPERSCHWERES BOSON[Alm.] ile/değil/yerine/= AŞIRI AĞIR BOZON
- SUPERHIGH FREQUENCY[İng.] / FRÉQUENCE SUPERHAUTE[Fr.] / SUPERHOHE FREQUENZ[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜPER YÜKSEK FREKANS
- SÜPERIOR[İng.] değil/yerine/= ÜST, YUKARI
- SUPERİOR ile/||/<> DİYAPSİT[İng. DIAPSID] ile/||/<> JUGULER DAMARLAR[İng. JUGULAR VEINS]
( Üst, üstte bulunan, iki ayak üzerinde duran canlılar için başa yakın olan taraf. Vena cava superior, kanı vücudun üst tarafından kalbin sağ atriumuna (kulakçık) getirir. @@ Türkçe "diyapsit" ya da "diapsid" olarak kullanılabilir. Göz çukurunun arkasında iki deliğe sahip kafatası tipini barındıran omurgalı grubudur. Bu kafatası tiplerinde bir üst (superior) ve bir alt (inferior) olmak üzere iki tane temporal çukur mevcuttur. Timsahlar, kertenkeleler, yılanlar, kuşlar, dinozorlar (avian ve non-avian) dahil çeşitli omurgalılar bu kafatası tipine sahiptir. @@ Beyin, yüz ve boyundan kanı boşaltan ve superior vena kava yoluyla kalbe geri döndüren boyundaki çeşitli damarlar. Juguler ven olarak da bilinirler. Tipik olarak, her biri kanı kafanın farklı bölgelerinden kalbe yönlendiren toplamda altı olmak üzere üç çift juguler damar vardır.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- SUPERLATTICE[İng.] / SUPERGITTER[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜPER ÖRGÜ
- SÜPERNOVA[İng. SUPERNOVA] ile/||/<> MESSİER KATALOĞU[İng. MESSIER CATALOGUE] ile/||/<> YENİ GENEL KATALOG[İng. NEW GENERAL CATALOGUE]
( Büyük yıldızların ömürlerinin sonuna geldiklerinde çok parlak ve şiddetli bir biçimde patlamasına verilen isim. Süpernovalar öylesine şiddetlidir ki evrendeki en güçlü patlamalardan birisi süpernovalardır. Süpernova patlamaları esnasında Güneş'in toplam ömründe yayacağı enerjiden daha fazlası uzaya savrulur. @@ 18. yüzyılda yaşamış olan Fransız astronom Charles Messier tarafından oluşturulmuş bir derin uzay cisimleri listesidir. İçerisinde çeşitli galaksilerden yıldız kümelerine, bulutsulardan süpernova kalıntılarına kadar 110 adet gök cismi yer almaktadır. @@ Danimarkalı astronom John Louis Emil Dreyer tarafından 1888 yılında derlenen gök cisimleri listesidir. İçerisinde, gökadalardan süpernova kalıntılarına ve bulutsulardan yıldız kümelerine kadar 7.840 nesne bulunmaktadır.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- SUPEROXIDES[İng.] ile/değil/yerine/= SÜPEROKSİTLER
- SUPERPHOSPHATE[İng.] / SUPERPHOSPHATE[Fr.] / SUPERPHOSPHATE[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜPERFOSFAT
- SUPERPOSITION PRINCIPLE[İng.] / PRINCIPE DE SUPERPOSITION[Fr.] / ÜBERLAGERUNGSPRINZIP[Alm.] ile/değil/yerine/= ÜST ÜSTE BİNME İLKESİ
- SÜPERPOZİSYON/SUPERPOSITION[İng.] değil/yerine/= BİNİŞİM
- SUPERSATURATED SOLUTION[İng.] / AŞIRI DOYGUN ÇÖZELTI[Alm.] ile/değil/yerine/= AŞIRI DOYGUN ÇÖZELTİ
- SUPERSONIC[İng.] / SUPERSONIQUE[Fr.] / ÜBERSCHALL[Alm.] ile/değil/yerine/= SES ÜSTÜ
- SUPERTHERMAL SOURCE[İng.] ile/değil/yerine/= SÜPER ISIL KAYNAK
- SUPERTRANSURANIC ELEMENTS[İng.] ile/değil/yerine/= SÜPERTRANSURANİK ELEMENTLER
- SUPERTURBULENT FLOW[İng.] ile/değil/yerine/= SÜPER ÇALKANTILI AKIŞ
- SÜPERVİZÖR/"SÜPERVAYZIR"[İng. < SUPERVISOR] değil/yerine/= GÖZETMEN
- ŞÜPHE ile ŞÜPHECİ ile ŞÜPHELİ ile ŞÜPHESİZ
- ŞÜPHECİLİK[İng. SKEPTICISM] ile/||/<> ÖNBASKI[İng. PREPRINT] ile/||/<> ŞAHİTLİK[İng. TESTIMONY] ile/||/<> YANILSAMA[İng. ILLUSION]
( Sezgilerimize yaslanarak neleri bildiğimizi düşünürsek birçok şeyi bildiğimiz sonucunu çıkarmamız zor olmaz. Kendimle, çevredeki şeylerle ya da geçmiş ve gelecek ile ilgili şeyleri bildiğimizi varsayan yaklaşım bir derece sezgilere dayanır ve şüpheci pozisyonu ikinci plana iter. Şu an önümde bir alışveriş merkezi olduğunu görüyorum ancak bundan ne kadar emin olabilirim? Gerçekten önümde bir alışveriş merkezi olduğundan şüphe duymak ve sanrı görüyorum olabileceğim hesaplamak ne kadar ileriye götürülebilir bir anlayıştır? Takınacağımız şüpheci tavır doğru inançlarımızı gerekçelendirmiş olsak dahi makul müdür? Önümde alışveriş merkezi olabilir ve hatalı bir şüphecilik içinde olabilirim, önümde alışveriş merkezi olmayabilir ve doğru bir şüphecilik içinde olabilirim; aynı zamanda sanrı görüyor olabileceğimin farkındayım. Bilgi olmasalar dahi temeli sanrılara dayanan gerekçelendirilmiş inançlara sahip olma olasılığımız hiç de düşük değilmiş gibi görünüyor. O halde biz; inandığımız şeylerin sanrı olabileceği, gerekçelendirmenin sanrıların varlığını azaltmadığı ve hatadan kaçınma arzumuz gibi etmenlerle şüphecilik pozisyonuna yöneltebiliriz. Bu pozisyon “eğer varsa çok az bilgi vardır.” ifadesine sahip olursa bilgi kuşkuculuğu adını alır. Bilgiye dönüşen inançlarımızın gerekçelendirilmiş inançlarımızdan daha fazla olmadığı yönünde bir varsayımla hareket eden bir kuşkuculuk “eğer varsa inançlar için çok az gerekçelendirmemiz vardır.” ifadesiyle hareket eder; buna gerekçelendirme kuşkuculuğu denir. Tüm bu kuşkucu sorular bedenlerimizin gerçekten var olup olmadığı sorusunu da beraberinde getirir. Eğer yalnızca kendimizin gerçekten var olduğunu kabul edersek bu yaklaşım bizi felsefecilerin kaçınma eğilimi sergilediği solipsizme götürür. Diğer yandan Descartesçi bir bizim her şeyin gerçekliğinden ve doğruluğundan kuşku duyarsam, sahip olduğum bu kuşkudan kuşku duyup duymadığım sorusu gün yüzüne çıkar. Eğer kuşku duyduğumdan kuşku duymazsam, kuşku duyulmayacak en az bir şey bulmuş olurum gibi görünüyor ancak zihin hallerimden kuşku duyuyor olmam gerçekten kuşku duyup duymadığım konusunda kesin bir bilgi içermez; belki de zihin hallerimin hepsi (kuşku da dahil olmak üzere) bilgi üretmeyen ve gerçekten var olmayan şeyler olabilir? Bu soru nasıl cevaplanabilir? Soru daha farklı sorulabilir, dış dünyanın ya da diğer zihinlerin var olmayabileceği yönünde bir kuşku, emin olunabilir bir soru mu? Eğer diğer zihinlerin ya da dış dünyanın varlığından kuşku duyuyorsak bu kuşku, kabul edilebilir olmak için kendine kesin bir temellendirme bulabilmiş midir? Kuşku duymanın makul olduğuna bizi kesinlikle ikna eden nedir? Nasıl ki kuşkucular bazı şeylerin varlığını kesinlikle gösteremememizden yola çıkıyorsa biz de kuşkuculuğun kendisinin kesinlikle doğru olduğunun gösterilememişinin kanıtlarsak kuşkuculuk karşıtı bir argüman kurmamız mümkün olabilir. Kuşku duyuyor olmamızın gerekçelendirilmesi kesin değilse bu kuşkuculuk karşıtı güçlü bir argüman olabilir mi? Bu soruyu destek ilkesi ile daha açık hale getirebiliriz; “P inancı ancak kişinin P ile tutarsız olan bir önermenin yanlışlığını biliyor olmasıyla bilgiye dönüşür.” Önümde bir alışveriş merkezi vardır önermesine inanıyorsam, o zaman bu önerme benim bir alışveriş sadece sanrısını görüyor olmamla tutarsız olacağı için, ben bu önermeyi ancak sanrı görmüyor olduğunu bilmem durumunda bilirim. Şimdi bunu kuşkuculuğu yöneltelim; dünyanın döndüğünden kuşku duyuyorsam yani dünyanın dönmüyor olabileceğine inanıyorsam, bu önerme dünyanın döndüğünün bir sanrı değil de gerçek olmasıyla tutarsız olacağı için, ben bu önermeyi ancak dünyanın döndüğü yanlışlanırsa bilebilirim. Dünyanın döndüğü yanlışlana dek döndüğünden şüphe duymak makul değildir. Felsefeciler tarih boyunca ahlak, din, zihin, varlık vb. birçok farklı alana dair çeşitli sorular sormuştur. İnsanların büyük bir kısmının hem fikir olduğu belirli türden konu başlıklarında dahi felsefeciler arasında ciddi görüş farklılıkları ve tartışmalar ortaya çıkmıştır. Öyle ki bu tartışmalar bir noktada soruyu soran kişinin gerçekten var olup olmadığına dahi yönelmiştir. Peki bu ne anlama gelir? Gerçekten var olup olmamak ya da başka bir “şeyin” yanılsaması olup olmamak ne tür bir tartışmayı içerir? İnandığımız şeylerin sanrı olabileceği, gerekçelendirmenin sanrıların varlığını azaltmadığı ve hatadan kaçınma arzumuz gibi etmenlerle şüphecilik pozisyonuna yöneltebiliriz. Bu pozisyon “eğer varsa çok az bilgi vardır.” ifadesine sahip olursa “bilgi kuşkuculuğu” adını alır. Bilgiye dönüşen inançlarımızın gerekçelendirilmiş inançlarımızdan daha fazla olmadığı yönünde bir varsayımla hareket eden bir kuşkuculuk “eğer varsa inançlar için çok az gerekçelendirmemiz vardır.” ifadesiyle hareket eder; buna ise “gerekçelendirme kuşkuculuğu” denir. Bilen kişinin C tipi önermelerin bilgisine ulaşıp ulaşamayacağını düşünelim. O halde bu bahse dair üç farklı yaklaşım söz konusu olur. @@ Akademik yayıncılıkta kullanılan önbaskı terimi, akademik bir makalenin resmî hakem denetiminden geçip de hakemli bir dergide yayınlanmadan önce internet üzerinden okumaya açılması anlamına gelmektedir. Önbaskı olarak yayınlanan makaleler hakemli dergilerde sonradan yayınlanabileceği gibi, kimi zaman reddedilerek hiçbir zaman yayınlanmayabilir ya da ciddi düzenlemeler ve değişikliklerle yayınlanabilir. Önbaskı konumundaki makalelere ekstra şüphecilikle yaklaşmakta fayda vardır. @@ Şahitlik, muhakeme, algı, hafıza ya da iç-gözlem gibi bilişsel bir sistem değildir. Bu yüzden epistemik kaynaklar içinde kendine özel bir yeri vardır. Şahitlik, en basit haliyle, başka insanların ifade ettiği inançlara dayanır. Şahitliğin en yaygın bilgi kaynağı olduğu düşünülür. İletişim, medya ve eğitim gibi günlük hayatımızı kuşatan pek çok şey, şahitlik sonucu bilgi edinmemizi sağlar. Alp Dağları’na ilişkin birinci elden bir deneyimimiz olmasa da coğrafya kitaplarını, blogları ya da ansiklopedileri inceleyerek Alp Dağları’na dair bilgi edinebilir. Şahitlik sonucu gerçekten bilgi edinip edinmediğimiz önemli bir tartışma konusudur. Bir kişinin, doğru olanı ifade edip etmediğini her zaman kestirmek mümkün değildir. Bazı dışsalcılar için bu bir tartışma konusu olmayabilir. Doğru yolla nedensel bir biçimde inancımız oluştuysa, bu inancın epistemik statüsü çok tartışmaya açık değildir. Ancak, şahitliğin, tıpkı algı gibi, güvenilir olup olmadığı tartışması hala devam etmektedir. Şahitliğin güvenilir olmadığı ve bundan ötürü bilgi üreten bir mekanizma olamayacağı konusunda şüpheci görüşler vardır. Bu tarz bir şüphecilik, bilginin kesin ve doğru olmasına dayandığından, şahitlik kaynaklı bilgilerimizin büyük bir bölümünü dışarıda bırakır. Şahitlik hakkındaki şüphecilik doğruysa eğer, şahitlik sadece yüksek ihtimalli inançlar sağlayabilir. Ancak, kesinlik taşımadığından ötürü, yanıltıcıdır. Bu şüpheci pozisyon, epistemologlar arasında yaygın bir biçimde kabul görmez. Şahitliğin özel statüsüne yönelik bir diğer eleştiri ise, şahitliğin tek başına bilgi oluşturmak için yeterli olmadığıdır. Diğer bir deyişle, şahitlik aslen algı ya da hafıza gibi başka bilgi kaynaklarına bağlıdır. Özne, daha önce algı, hafıza ya da diğer yollarla edindiği inançlar doğrultusunda şahitliğe dair bir inancın doğruluğunu garanti altına alabilir. Şahitlik, bu birincil bilgi kaynaklarından geçmediği sürece, tek başına gerçekleşemez. Bu indirgemeci pozisyona karşı çıkanlar, şahitliğin bilişsel bir yeti olmamasına karşın tıpkı algı, hafıza, iç-gözlem gibi bilgi üreten temel bir mekanizma olduğunu düşünürler. İndirgemecilik karşıtlarının, öznenin daha önceden şahitlik yaptığı kişinin deklare ettiği inançların doğruluğuna dair sahip olduğu gözlemlerin, şahitliğin bilgi oluşturması için gerekli olmadığını kanıtlaması gerekir. Eğer, şahitlik ettiğimiz kişiye dair önceki gözlemlerimiz, şahitliğimizin oluşması için gerekli bir kriter ise, şahitlik tek başına bilgi-üreten bir mekanizma olamaz. Şahitlik ile ilgili ilginç konulardan bir tanesi, sosyal epistemoloji olarak adlandırdığımız alan içinde merkezi öneme sahip olmasıdır. Daha önceden bahsettiğimiz epistemoloji tartışmalar, bireyin, başka bireylerle ilişkileri olmaksızın sahip olduğu bilgi ve bunları üreten süreçlerle ilgiliydi. Sosyal epistemoloji, bilginin tek başına bireysel bir şey olmadığını, insanlar arası ilişkilerin ve iletişimin bilginin oluşması konusunda önemli pay sahibi olduğunu iddia eder. Şahitlik ise bunun bir parçası olması itibariyle, sosyal epistemolojinin ana elementlerinden biri haline gelir. Sosyal epistemolojiye ilişkin tartışmalar, birden çok birey arasındaki iletişimin ya da şahitliğin bilginin doğası ile olan ilişkisini, sosyal ilişkilerin bilginin doğruluğuna olan etkisini, toplumsal ve kültürel yapıların bilgi üretme süreçlerine müdahale edip etmediğini inceler. Bu sosyal epistemoloji alanı dışında, çağdaş epistemolojide pek çok yeni yaklaşım da geliştirilmiştir. @@ Algılanan ilişkilerle gerçekte olan ilişkilerin birbirine uymamasıdır.Kısa algılanan bir çizgi, gerçekte algılama alanında bulunan diğer çizgilerle aynı uzunlukta olabilir.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- ŞÜPHELİ ile KAÇAMAK İFADE ETMEK ile KAÇAMAKLIK
- SUPIN/SUPINE[İng.] değil/yerine/= SIRT ÜSTÜ
- SUPINASYON/SUPINATION[İng.] değil/yerine/= DIŞA DÖNME
- SUPORTİF DOKU/SUPPORTIVE TISSUE[İng.] değil/yerine/= DESTEK DOKU
- SUPPORT COATED OPEN TUBULAR (SCOT) COLUMNS[İng.] ile/değil/yerine/= DESTEK KAPLI AÇIK BORUSAL KOLONLAR
- SUPPORT[İng.] ile/değil/yerine/= DESTEK
- SUPPORTING ELECTROLYTE[İng.] / ÉLECTROLYTE SUPPORT[Fr.] / LEITSÄTZE[Alm.] ile/değil/yerine/= DESTEK ELEKTROLİTİ
- SUPPRESSOR GRID[İng.] / GRILLE SUPPRESSEUR[Fr.] / BREMSGITTER[Alm.] ile/değil/yerine/= BASTIRICI IZGARA
- SUPPRESSOR[İng.] / SUPPRESSEUR[Fr.] ile/değil/yerine/= BASTIRICI
- SÜPRESAN/SUPPRESSANT, SUPPRESSIVE[İng.] değil/yerine/= BASKILAYICI
- SÜPRESYON/SUPPRESSION[İng.] değil/yerine/= BASKILAMA
- SÜRAT-İ İNTİKAL[Osm.] / SPEED OF PERCEPTION[İng.] / VITESSE DE PERCEPTION[Fr.] / WAHRNEHMUNGSGESCHWINDIGKEIT[Alm.] ile/değil/yerine/= ALGI HIZI
- SÜRAT-İ İNTİŞAR[Osm.] / PROPAGATION SPEED[İng.] / VITESSE DE PROPAGATION[Fr.] / AUSBREITUNGSGESCHWINDIGKEIT[Alm.] ile/değil/yerine/= YAYILMA HIZI
- SÜRAT-İ İZÂFÎ/İZÂFÎ SÜRAT[Osm.] / RELATIVISTIC SPEED, RELATIVE VELOCITY[İng.] / VITESSE RELATIVE/RELATIVISTE[Fr.] / RELATIVISTISCHE GESCHWINDIGKEIT[Alm.] ile/değil/yerine/= GÖRELİ/BAĞIL HIZ
- SÜRAT-İ ZİYÂ[Osm.] / LIGHT VELOCITY[İng.] / VITESSE DE LA LUMIÈRE[Fr.] / LICHTGESCHWINDIGKEIT[Alm.] ile/değil/yerine/= IŞIK HIZI
- SÜRAT[Osm.] / VELOCITY[İng.] / VITESSE[Fr.] / GESCHWINDIGKEIT[Alm.] ile/değil/yerine/= HIZ
- SÜRDÜRMEK ile/ve YAŞAMAK
- SÜRDÜRÜLEBİLİR/LİK ile/ve/değil/yerine/||/<>/> YENİLENEBİLİR/LİK
- SÜRE = MÜDDET, SAYRURE = DURATION[İng.] = DURÉE[Fr.] = DAUER[Alm.] = DURATIO[Lat.] = DURACIÓN[İsp.]
- SÜRE ile SÜREÇ
( Sınırı/Dışı. İLE Hacmi/İçi. )
- SÜREÇ ile/ve AKIŞ
- SÜREÇ ile/ve AŞAMA
- SÜREÇ ile/ve/||/<>/< DAYANÇ/ÇIDAM/SABIR
( Ancak, anlayış, aydınlatır. )
- SÜREÇ ile/ve/<>/değil DÖNGÜ
- SÜREÇ ile/ve DÖNÜŞÜM
( Belirli bir seviyeye (olgunluğa/kemâle) ulaşmadan dönüşüm gerçekleşemez fakat dönüştürücü öğe/ler içeridedir. )
- SÜREÇ ile/ve İÇERİK
- SÜREÇ ile/ve İZ
- SÜREÇ ile/ve MEKANİZMA
- SÜREÇ ile/ve OLUŞUM
( Taşı delen, suyun gücü değil damlaların sürekliliğidir. )
- SÜREÇ ile PROSEDÜR
- SÜREÇ ile/ve SÜREÇ İÇİNDEKİ BAĞLAM
- SÜREÇ ile SÜREGİDEN
- SÜREÇ ile/ve SÜREKLİLİK
- SÜREÇ ile/ve/değil TANIM
- SÜREÇ = VETİRE = PROCESS[İng.] = PROCESSUS[Fr.] = PROZESS[Alm.] = PROCESSUS[Lat.] = PROCESO[İsp.]
- SÜREÇ ile/ve YAPI
- SÜREĞEN/KRONİK[Fr.] ile/||/<> İVEĞEN//AKUT[Fr./İng. < Lat.]
( Üzerinden zaman geçmiş sayrılık. İLE/||/<> İlerlemiş sayrılık. )
( Kısa süreli ve ani başlangıçlı sayrılıkları tanımlar. İLE/||/<> Uzun süreli ve yavaş ilerleyen sayrılıkları tanımlar. )
- SÜREKLİ NİCELİK ile/ve SÜREKSİZ NİCELİK
( Adet. İLE/VE Miktar. )
( Niceliğin parçaları/bölümleri arasında "birbirine değen ortak bir sınır" varsa. İLE Niceliğin parçaları/bölümleri arasında "birbirine değen ortak bir sınır" yoksa. )
( Sürekli olan deneyimlenemez, çünkü onun sınırları yoktur. )
( Çizgi. İLE/VE Nokta. )
( İndirgenemezlik ilişkisi vardır. )
( META BASES )
( Parçalararası komşuluk varsa. İLE/VE Parçalararası komşuluk yoksa. )
( Unit. VS./AND Quantity. )
- SÜREKLİ RÜZGÂRLARDA[İng. TRADE-WIND]:
ALİZE[Fr.] RÜZGÂRLARI ile/ve BATI RÜZGÂRLARI ile/ve KUTUP RÜZGÂRLARI
( Tropikal bölgelerdeki denizlerde bütün yıl süresince düzenli esen rüzgâr. İLE ... İLE ... )
- SÜREKLİ/LİK, DEVAM ile/ve TEKRAR
( Tekrarlama, soluğunuza istikrar kazandırır. )
( Tekrara neden olan arzudur. )
( Arzunun olmadığı yerde tekrarlamalar da olmaz. )
( Repetition will stabilise your breath.
It is desire that causes repetition.
There is no recurrence where desire is not. )
- SÜREKLİ/LİK/LER ile/ve SÜREKSİZ/LİK/LER
- SÜREKLİ/LİK ile/ve DÜZENLİ/LİK
( İTTIRAT[Ar.]: Tekdüze olma durumu, düzenlilik. )
- SÜREKLİ/LİK ile/ve GELENEK/SEL
- SÜREKLİ/LİK ile/ve İLERİYE DÖNÜK/LÜK
- SÜREKLİ/LİK ile/ve KALICI/LIK
- SÜREKLİ/LİK ile SONSUZ/LUK
( Süreklilik sadece duyulardadır, gerçeklikte değildir. )
- SÜREKLİ/LİK ile/ve SÜRDÜRÜLEBİLİR/LİK[SÜRDÜREBİLİR/LİK]
- SÜREKLİ/LİK ile ZORUNLU/LUK
- SÜREKLİ ile/ve/değil/yerine ARALIKSIZ
- SÜREKLİ ile/ve ÇOK
( Daha yukarıda olan daha aşağıda olana sürekli bir gibi görünür; daha aşağıdaki de daha yukarıdakine birçok gibi görünür. )
- SÜREKLİ = MÜTEMADİ = CONTINUOUS[İng.] = CONTINU[Fr.] = KONTINUIERLICH[Alm.] = CONTINUUM[Lat.]
- SÜREKLİ ile SÜREKSİZ
- SÜREKLİ ile SÜREKSİZ
( MUNFASIL ile MUTTASIL )
- SÜREKLİLİK ile BAĞIMLILIK
- SÜREKLİLİK ile/ve/<> BELLEK
- SÜREKLİLİK ile/ve GÜVEN
( Sürekliliği sağlayan, zihindir. )
- SÜREKLİLİK ile/ve HIZ
- SÜREKLİLİK ve İZLEM/STRATEJİ
- SÜREKLİLİK ve KAZANÇ
( Kaybetmeyi ahlâksız kazanca tercih et. İlkinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer. )
( Her dönem ve durum, bir kayıp, bir kazanım olarak ayrı ayrı değerlendirilmelidir. )
- SÜREKLİLİK ile/ve KORUNUM
- SÜREKLİLİK ve/<> ÖMÜR
- SÜREKLİLİK = TEMADİ = CONTINUITY[İng.] = CONTINUITÉ[Fr.] = KONTINUITÄT[Alm.] = CONTINUITAS[Lat.]
- SÜREKLİLİK ve UYGUNLUK/UYUŞMA/MUTABAKAT
- SÜREKLİLİK ile/ve ZORUNLULUK ile/ve KESİNLİK
- SÜREKSİZ ile/değil KESİKLİ
- SURFACE ACOUSTIC WAVE[İng.] / ONDE ACOUSTIQUE DE SURFACE[Fr.] / AKUSTISCHE OBERFLÄCHENWELLE[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZEY AKUSTİK DALGASI
- SURFACE ACTIVE AGENT, SURFACTANT[İng.] / OBERFLÄCHENAKTIVSTOFFE, NETZMITTEL, SCHAUMERZEUGER[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZEY ETKİN/AKTİF NESNE
- SURFACE ADSORPTION[İng.] ile/değil/yerine/= YÜZEY ADSORPSİYONU
- SURFACE AREA[İng.] ile/değil/yerine/= YÜZEY ALANI
- SURFACE BARRIER DIODE[İng.] / DIODE À BARRIÈRE DE SURFACE[Fr.] ile/değil/yerine/= YÜZEY ENGELLİ DİYOT
- SURFACE BARRIER TRANSISTOR[İng.] / TRANSISTOR À BARRIÈRE DE SURFACE[Fr.] ile/değil/yerine/= YÜZEY ENGELLİ TRANSİSTOR
- SURFACE BARRIER[İng.] / BARRIÈRE EXTÉRIEURE[Fr.] ile/değil/yerine/= YÜZEY ENGELİ
- SURFACE BOLOMETER[İng.] / BOLOMÉTER DE LA SURFACE[Fr.] / OBERFLÄCHENBOLOMETER[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZEY BOLOMETRESİ
- SURFACE CHARGE DENSITY[İng.] ile/değil/yerine/= YÜZEYSEL YÜK YOĞUNLUĞU
- SURFACE CHARGE TRANSISTOR[İng.] / TRANSISTOR À CHARGE DE SURFACE[Fr.] ile/değil/yerine/= YÜZEY YÜK TRANSİSTÖRÜ
- SURFACE CONTROLLED AVALANCHE TRANSISTOR[İng.] / OBERFLÄCHENGESTEUERTER LAWINENTRANSISTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZEY DENETİMLİ/KONTROLLÜ ÇIĞ TRANSİSTÖRÜ
- SURFACE DENSITY[İng.] / DENSITÉ SUPERFICIELLE[Fr.] / OBERFLÄCHENDICHTE[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZEY YOĞUNLUĞU
- SURFACE ENERGY[İng.] / ÉNERGIE DE SURFACE[Fr.] / OBERFLÄCHENENERGIE[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZEY ENERJİSİ
- SURFACE MAGNETIC WAVE[İng.] / ONDE MAGNÉTIQUE DE SURFACE[Fr.] ile/değil/yerine/= YÜZEY MANYETİK DALGASI
- SURFACE ORIENTATION[İng.] / ORIENTATION SUPERFICIELLE[Fr.] ile/değil/yerine/= YÜZEY YÖNELMESİ/YÖNLENMESİ
- SURFACE PASSIVATION[İng.] / PASSIVATION DE SURFACE[Fr.] / OBERFLÄCHENPASSIVIERUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZEY PASİFLEŞTİRMESİ
- SURFACE RECOMBINATION VELOCITY[İng.] ile/değil/yerine/= YÜZEYDE BİRLEŞME HIZI
- SURFACE RECOMBINATION[İng.] ile/değil/yerine/= YÜZEYDE BİRLEŞME
- SURFACE TENSION COEFFICIENT[İng.] / COEFFICIENT DE LA TENSION SUPERFICIELLE[Fr.] / OBERFLÄCHENSPANNUNGSKOEFFIZIENT[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZEY GERİLİM KATSAYISI
- SURFACE TENSION[İng.] / TENSION SUPERFICIELLE[Fr.] / OBERFLÄCHENSPANNUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZEY GERİLİMİ, YÜZEYLER ARASI GERİLİM
- SURFACE[İng.] / SURFACE[Fr.] / FIXIERUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= YÜZEY
- SÜRGÜ ile CIVATALAYICI
- SÜRGÜN ETMEK ile SÜRGÜN
- SÛRÎ/ŞEKLÎ[Ar.]/FORMEL[İng.] değil/yerine BİÇİMSEL
- SÜRMEK ile ARABAYLA UZAKLAŞMAK ile KABACA SÜRMEK ile KABA BİR ŞEKİLDE SÜRMEK ile TAHRİK MİLİ ile SÜRÜLEBİLİR ile SÜRÜCÜ ile ARABA KULLANMAK ile SÜRÜŞ TESTİ
- SÜRMEK ile SIVAMAK
- SÜRPRİZ[Fr./İng.] değil/yerine/= ŞAŞIRTI
- SÜRPRİZ ile/ve BEKLENMEDİK (OLUMLU) "GELİŞME"
- SÜRPRİZ ile/ve ÜMİT/UMUT
- SÜRŞARJ[Fr., İng. SURCHARGE] değil/yerine/= YENİBASIM
( Bir sayının, sözcüğün yerine geçmek için üzerine başka bir sayı ya da sözcük basma işi. )
- SÜRT(ÜN)MEK ile DEĞMEK
- SÜRTÜNME ile SÜRTÜNME
- SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI/HERD IMMUNITY[İng.] değil/yerine/= KİTLE BAĞIŞIKLIĞI
- SÜRÜ ile ÇOBAN ile ÇOBAN
- SÜRÜ ile SÜRÜLER
- SÜRÜKLEMEK ile SÜRÜKLEYEREK
- SÜRÜNGEN/LER ile KELER/LER
( ZIBÂBİYYE-İ BERİYYE[: Kertenkele ve benzeri hayvanlar.] ile/ve ZIBÂBİYYE-i MÂİYYE[: Bu sınıfın suda yaşayanları.] )
- SÜRÜNGEN/LER ile OMURGASIZLAR
- SÜRÜNGEN/LER ile SKINK/LER[Lat.]
( ... İLE Daha çok çöl bölgelerinde, kurak bölgelerde yaşayan üzerleri pullarla örtülü, küçük gövdeli sürüngenlerin oluşturduğu tür. )
- SÜRÜNME ile SÜRÜNEN ile SÜRÜNEREK
- SÜRÜNMEK ile SÜRÜNEREK
- SÜRÛRÎ[Ar.] ile Sürûrî[Ar.]
- SÜRVEY/SURVEY[İng.] değil/yerine/= ANKET, TARAMA
- SÜRVEYANS/SURVEİLLANCE[İng.] değil/yerine/= GÖZET-İZLE
- SÜRVİ ORANI/SURVİVAL RATE[İng.] değil/yerine/= SAĞ KALIM ORANI
- SÜRVİ/SURVİVAL[İng.] değil/yerine/= SAĞ KALIM
- SUŞ/STRAIN[İng.] değil/yerine/= SOY
- SUS ile SUS PARA
- SÜSEN[Fars.] ile/ve SARI SÜSEN
( Süsengillerden, yaprakları kılıç biçiminde, çiçekleri iri ve mor renkli, güzel görünüşlü ve kokulu, çok yıllık bir süs bitkisi, susam. İLE ... )
- SÜSLEME ile BEZEME
( HULLİYAT[Ar.]: Kadın süs eşyası, asım takım, takı. )
- SÜSLEMEK ile DEKORE EDİLMİŞ ile DEKORASYON ile DEKORATİF ile DEKORATÖR
- SÜSLEMEK ile KİRİŞ
- SÜSLEMEK ile SÜSLEME ile SÜSLEME
- SÜSLEMEK ile SÜSLENMİŞ
- SÜSLÜ ile SÜSLÜ İŞLER
- SUSMA HAKKININ TARİHÇESİNDE, DÖNÜM NOKTALARI:
JOHN LILBURNE'NİN TUTUMU ve/||/<>/>/< MIRANDA UYARILARI
( 1637 yılında, İngiliz tarihinin en renkli, en dramatik kişilerinden biri olan John Lilburne’un, halkı yönetime karşı kışkırtan bir kitap yayımladığından dolayı tutuklanıp bu mahkeme önüne çıkarılması, susma hakkı konusunda bir dönüm noktası olmuştur. Lilburne, mahkemede, açıkça neyle suçlandığı hakkında bilgilendirilene kadar, sorulan sorulara yanıt vermeyi reddetti. Bu durum, ceza yargılaması açısından, tarihin bize taşıdığı, susma hakkının kullanılması ile ilgili ilk durumdur.
VE/||/<>/>/<
1. Sessiz kalma hakkınız vardır.
2. Söyleyeceğiniz her şey, mahkemede, aleyhinize kullanılabilir.
3. Herhangi bir soruya yanıt vermeden önce, avukat ile konuşma hakkınız vardır ve soruları yanıtlarken, avukatınız, yanınızda bulunabilir.
4. Eğer bir avukat tutamıyorsanız ve dilerseniz, size bir avukat belirlenecektir.
5. İfade sırasında, herhangi bir anda, soruların öncesinde ya da sonrasında, susma hakkınızı ve avukattan yararlanma hakkını kullanabilirsiniz. [1966 Arizona - ABD] )
( 1- You have the right to remain silent.
2- Anything you say can and will be used against you in a court of law.
3- You have the right to an attorney.
4- If you cannot afford an attorney, one will be appointed for you. )
- SUSMAK ile/ve/değil/yerine SUSABİLMEK
( Kişi, susuyorsa; ya çok az şey biliyordur ya da çok fazla. )
- SÜSPANSİYON/SUSPENSION[İng.] değil/yerine/= ASILTILI ÇÖZELTİ
- SUSPENSION[İng.] ile/değil/yerine/= STİPANSİYON
- SUSPICION vs. INTERROGATE
- SUT[Fr. SOUDE] ile ŞUT[İng. SHOOT]
( Eskiden bazı bitkilerden, bugün sodyum klorürden elde edilen sodyum karbonatın ticaretteki adı. İLE Futbolda, bir oyuncunun, topu, kaleye sokmak için ayağıyla yaptığı sert ve hızlı vuruş. )
- SUTHERLAND'S FORMULA[İng.] / FORMULE DE SUTHERLAND[Fr.] / SUTHERLAND-FORMEL[Alm.] ile/değil/yerine/= SUTHERLAND FORMÜLÜ
- SÜTÛN[Fars.]/ÂSİYE[Ar.] ile/yerine DİREK
- SÜTÜR/SUTURE[İng.] değil/yerine/= DİKİŞ | KAFATASI KEMIK EKLEMI
- SUV[İng. < Sport Utility Vehicle] ile/||/<> JİP[İng. < JEEP]
- SÜVETER[Fr./İng. < SWEATER] değil/yerine/= ÖRGÜ KAZAK
( Genellikle, altına gömlek giyilen, kolsuz kazak. )
- SUYUNU KURUTMAK ile HİDROJENİ GİDERMEK
- SÜZÜLMEK ile PLANÖR
- SVM/SUPPORT VECTOR MACHINES[İng.] değil/yerine/= DESTEK VEKTÖR MAKINELERİ
- SVO/SEREBROVASKÜLER OLAY CEREBROVASCULAR ACCIDENT[İng.] değil/yerine/= BEYİN-DAMAR OLAYI
- SWAP[İng.] değil/yerine/= TAKASLAMA
- SWITCH VARIABLE[İng.] değil/yerine/= ANAHTARLAMA DEĞİŞKENİ
- SWITCH[İng.] değil/yerine/= ANAHTAR
- SYLLATATION[İng.] ile/değil/yerine/= SİLLLEME
- SYM-[İng.] / SYM-[Fr.] / SYM-[Alm.] ile/değil/yerine/= SİM-
- SYMBOL[İng.] / SYMBOLE[Fr.] / SYMBOL[Alm.] ile/değil/yerine/= SİMGE
- SYMMETRICAL BREAKDOWN CURRENT[İng.] / COURANT DE RUPTURE SYMÉTRIQUE[Fr.] / SYMMETRISCHER DURCHBRUCHSTROM[Alm.] ile/değil/yerine/= SİMETRİK KESİLME AKIMI
- SYMMETRICAL QUADRIPOLE[İng.] ile/değil/yerine/= SİMETRİK DÖRT KUTUPLU
- SYMMETRY ELEMENTS[İng.] / SYMMETRIE ELEMENTE[Alm.] ile/değil/yerine/= SİMETRİ ELEMANLARI
- SYMMETRY NUMBER[İng.] / NOMBRE DE SYMÉTRIE[Fr.] / SYMMETRIEZAHL[Alm.] ile/değil/yerine/= SİMETRİ SAYISI
- SYMMETRY OPERATION[İng.] ile/değil/yerine/= SİMETRİ İŞLEMİ
- SYNCHROCYCLOTRON[İng.] / SYNCHROCYCLOTRON[Fr.] ile/değil/yerine/= EŞ ZAMANLI SİKLOTRON
- SYNCHRONISM[İng.] / SYNCHRONISME[Fr.] / GLEICHZEITIGKEIT, SYNCHRONISMUS[Alm.] ile/değil/yerine/= EŞZAMANLILIK
- SYNCHROTRON RADIATION[İng.] / RAYONNEMENT SYNCHROTRON[Fr.] ile/değil/yerine/= SİNKROTRON IŞINIMI/IŞINI
- SYNCHROTRON[İng.] / SYNCHROTRON[Fr.] ile/değil/yerine/= SİNKROTRON
- SYNERGY[İng.] ile/değil/yerine/= SİNERJİ
- SYNTHESIS GAS[İng.] / GAZ DE SYNTHÈSE[Fr.] / SYNTHEGESE[Alm.] ile/değil/yerine/= SENTEZ GAZI
- SYSTEM OF INTERNATIONAL UNITS (SI)[İng.] ile/değil/yerine/= SI BİRİMLERİ
- SYSTEM[İng.] / SYSTEME[Fr.] / SYSTEM[Alm.] ile/değil/yerine/= SİSTEM
- SYSTEMATIC NAME[İng.] / SYSTEMATISCHE NAME[Alm.] ile/değil/yerine/= SİSTEMATİK İSİM
- SYSTEMIC[İng.] / SYSTEMISCHE, SYSTEMIQUE[Alm.] ile/değil/yerine/= SİSTEMİK
- T FILTER[İng.] / FILTRE EN T[Fr.] / T-FILTER[Alm.] ile/değil/yerine/= T SÜZGEÇ
- T-ORBITAL[İng.] ile/değil/yerine/= T-YÖRÜNGEMİ
- T-TEST[İng.] ile/değil/yerine/= T-DENEMESİ
- T.I.D./TER IN DIE[İng.] değil/yerine/= GÜNDE ÜÇ KEZ
- TA'LÎMÎ[Ar.]/DİDAKTİK[Fr./İng.] değil/yerine/= ÖĞRETİCİ/ÖĞRETÇİ
- TAASSUP[Ar.]/BIGOTRY[İng.] değil/yerine/= BAĞNAZLIK
- TAB'AN[Ar. < TAB] ile TÂBÂN[Fars.] ile TABAN[Tr.][>< TAVAN}[Ar.]
( Doğal/tabiî olarak, kendiliğinden. İLE Işıklı, parlak. İLE Ayağın alt yüzü, aya. | Üstü kapalı bir yerin gezinilen, ayakla basılan yüzü, tavan karşıtı. | Ayakkabının alt bölümü. | Kaide. | Bir şeyin en alt bölümü. | Değerlendirmede en alt derece. | Bir toplumu, bir kuruluşu oluşturan, yönetime katılmadan etkili olan kitle. | Temel. | Bir ırmağın en derin olan orta yeri. | Dikey duran direk, çubuk, seren vb.nin alt bölümü. | Bir cismin ya da bir biçimin yüksekliğini ölçmek için aşağıdan yukarıya doğru başlama noktası olarak alınan yüzey ya da çizgi, kaide. | Üslü sayılarda kuvveti alınan sayı. | Tarlanın düz ve verimli kesimi. | Kılıç vb. yapımında kullanılan iyi cins demir. )
- TABAK ile BULAŞIK MAKİNESİ ile UYUMSUZ ile UYUMSUZ ile AHENKSİZLEŞMEK ile UYUMSUZLUK ile BULAŞIKLAR ile PATLICAN YEMEKLERİ
- TABAKA ile LAMİNAT ile LAMİNE
- TABAN/LI ile TEMEL/Lİ
- TÂBİ[Osm.] / FUNCTION[İng.] / FUNKTION[Alm.] ile/değil/yerine/= İŞLEV
- TABİÎ[Ar.]/NATÜREL[İng. < NATURAL] değil/yerine/= DOĞAL
- TABİÎ ile EVET
- TABLE[İng.] / TABLE NUMÉRIQUE, TABLEAU[Fr.] / TABELLE[Alm.] ile/değil/yerine/= ÇİZELGE
- TABLET[İng.] / COMPRIMÉ[Fr.] / TABLETTE[Alm.] ile/değil/yerine/= HAP
- TABLO ile ŞEMA[Fr.]
- TABULA RASA[İng.] değil/yerine/= BOŞ LEVHA
- TABUT ile LAHİT[Ar.]
( Ölünün, mezarlığa götürülürken, içine konulduğu sandık. İLE Kenarları kâgir, üstü kapak taşlarıyla örtülü mezar. | Taş ya da mermerden oyma mezar. )
- TAÇ[Ar. < TÂC] ile TAÇ[İng. TOUCH]
( Soyluluk, iktidar, güç ya da hükümdarlık simgesi olarak başa giyilen, değerli taşlarla süslü başlık. | Gelinlerin başlarına takılan süs. | Genellikle göz düzeyinden yüksek mobilyaların üstlerindeki kabartmalı, oymalı, süslü bölüm. | Çiçeğin dıştan ikinci halkasında bulunan yaprakların hepsi. | Bazı tarikatlarda, şeyhlerin giydikleri başlık. İLE [futbol] Yan, dokunma. )
(1996'dan beri)