Bugün[01 Nisan 2026]
itibarı ile 26.517 başlık/FaRk ile birlikte,
26.517 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.


Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...

(30/107)


- ENGEL değil/yerine/>< DEVRİM

( Boş konuşan kişiler arasında, dilsizlik(susmak), engel değil devrimdir. )


- ENGEL(") ile/ve/değil/yerine/||/<> ENGEBE

( Bir şeyin gerçekleşmesini önleyen neden. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<> Deprem, yel, sel vb. iç ve dış etmenlerin etkisiyle oluşan yayla, ova, koyak, çukur, dağ vb. biçimlerin bütünü, yüzey biçimleri. )


- [hem, ne] ENGEL ile/ve/değil/yerine/hem de/ne de/||/<>/> KAYNAK

( [hem, ne] Kendimizden başka yoktur. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/HEM DE/NE DE/||/<>/> Kendimizden başka yoktur. )


- ENGEL ile/ve/değil/yerine/||/<>/< OLANAK


- BARRIER PENETRATION[İng.] / PÉNÉTRATION DE LA BARRIÈRE[Fr.] ile/değil/yerine/= ENGELİ AŞMA


- ENGELLEMEK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< ENGELLEMEYİ ENGELLEMEK


- ENGELLEMEK ile/değil/yerine SINIRINI/HADDİNİ BİLDİRMEK


- ENGELLEYİCİ ile/değil/yerine DENGELEYİCİ


- ENGELLEYİCİ ile/ve/değil/yerine/<> ÖNLEYİCİ


- ENGELLİLERE:
"ACIMAK" ile/ve/değil/yerine/||/<>/< DESTEK/YARDIM


- ENGELLİYE:
ACIMAK ile/değil/yerine SAYGI GÖSTERMEK


- ENGRAFTMAN/ENGRAFTMENT[İng.] değil/yerine/= YAMA TUTMA | YAMALA(N)MA


- TRANSVERSE WAVES[İng.] / ONDES TRANSVERSALES[Fr.] / QUERWELLEN, TRANSVERSALWELLEN[Alm.] ile/değil/yerine/= ENİNE DALGALAR


- TRANSVERSE DOPPLER EFFECT[İng.] / EFFET DOPPLER TRANSVERSE[Fr.] / TRANSVERSALER DOPPLEREFFEKT[Alm.] ile/değil/yerine/= ENİNE DOPPLER ETKİSİ


- TRANSVERSE ELECTRIC WAVE[İng.] / ONDE ÉLECTRIQUE TRANSVERSE[Fr.] / TRANSVERSALELEKTRISCHE WELLE[Alm.] ile/değil/yerine/= ENİNE ELEKTRİK DALGASI


- TRANSVERSE ELECTRIC MODE[İng.] ile/değil/yerine/= ENİNE ELEKTRİK KİP


- MODE ÉLECTRIQUE TRANSVERSE[Fr.] ile/değil/yerine/= ENİNE ELEKTRİK KİPİ


- TRANSVERSALELEKTRISCHER MODUS[Alm.] ile/değil/yerine/= ENİNE ELEKTRİK MODU


- TRANSVERSALE ELEKTRISCHE SCHWINGUNGSFORM[Alm.] ile/değil/yerine/= ENİNE ELEKTRİK SALINIM BİÇİMİ


- TRANSVERSE ELECTROMAGNETIC WAVE[İng.] / ONDE ÉLECTROMAGNÉTIQUE TRANSVERSE[Fr.] / TRANSVERSALE ELEKTROMAGNETISCHE WELLE[Alm.] ile/değil/yerine/= ENİNE ELEKTROMANYETİK DALGA


- TRANSVERSE ELECTROMAGNETIC MODE[İng.] / MODE ÉLECTROMAGNÉTIQUE TRANSVERSE[Fr.] ile/değil/yerine/= ENİNE ELEKTROMANYETİK KİP


- TRANSVERSALELEKTROMAGNETISCHER MODUS[Alm.] ile/değil/yerine/= ENİNE ELEKTROMANYETİK MOD


- TRANSVERSE MASS[İng.] / MASSE TRANSVERSALE[Fr.] / QUERMASSE[Alm.] ile/değil/yerine/= ENİNE KÜTLE


- TRANSVERSE MAGNETIC WAVE[İng.] / ONDE MAGNÉTIQUE TRANSVERSE[Fr.] / TRANSVERSALMAGNETISCHE WELLE[Alm.] ile/değil/yerine/= ENİNE MANYETİK DALGA


- TRANSVERSALER MAGNETISCHER WIDERSTAND[Alm.] ile/değil/yerine/= ENİNE MANYETİK DİRENÇ


- TRANSVERSE MAGNETIC MODE[İng.] / MODE MAGNÉTIQUE TRANSVERSE[Fr.] ile/değil/yerine/= ENİNE MANYETİK KİP


- TRANSVERSALMAGNETISCHER MODUS[Alm.] ile/değil/yerine/= ENİNE MANYETİK MOD


- TRANSVERSE MAGNETORESISTANCE[İng.] / MAGNÉTORÉSISTANCE TRANSVERSALE[Fr.] ile/değil/yerine/= ENİNE MANYETODİRENÇ


- ENJEKSİYON/İNJECTION[İng.] değil/yerine/= İĞNE YAPMA


- ENJEKTE/ZERK ETMEK değil/yerine/= İÇİTMEK


- ENKAZ[Ar.] değil/yerine/= YIKINTI/ÇÖKÜNTÜ/KALINTI


- ENOCHLOPHOBIA[İng.] değil/yerine/= ENOKLOFOBİ

( Kalabalık korkusu olarak bilinen, Yunancada "kalabalık" anlamına gelen ὄχλος ("ókhlos") ve "korku" anlamına gelen φόβος ("phobos") kelimelerinden oluşan bir terim.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- ENSTALASYON[Fr., İng. < INSTALLATION] değil/yerine/= YERLEŞTİRME


- ENSTANTANE değil/yerine/= KIPILIK


- ENSTİTÜ[Fr. INSTITUT / İng. INSTITUTE] değil/yerine/= EĞİTEY/ARAŞTIRAY


- ENSTRÜMAN değil/yerine/= ÇALGI


- ENSTRÜMAN[Fr.] değil/yerine/= ÇALGI/MÜZİK ARACI


- ENSTRÜMANTAL değil/yerine/= ÇALGISAL


- ENSTRÜMANTASYON/INSTRUMENTATION[İng.] değil/yerine/= ÂLETLİ ÇALIŞMA


- ENT/EAR-NOSE-THROAT[İng.] değil/yerine/= KULAK-BURUN-BOĞAZ


- ENTHALPY CHANGE[İng.] ile/değil/yerine/= ENTALPİ DEĞİŞİMİ


- ENTHALPY-ENTROPY CHART[İng.] / DIAGRAMME ENTHALPIE-ENTROPIE[Fr.] / ENTHALPIE-ENTROPIE-DIAGRAMM[Alm.] ile/değil/yerine/= ENTALPİ-ENTROPİ ÇİZELGESİ


- HARARET MUHTEVASI[Osm.] / ENTHALPY[İng.] / ENTHALPIE[Fr.] / ENERGIE[Alm.] ile/değil/yerine/= ENTALPİ, ISI İÇERİĞİ


- ENTEGRASYON/INTEGRATION[İng.] değil/yerine/= BÜTÜNLEŞME


- ENTEGRASYON[Fr./İng.] değil/yerine/= BÜTÜNLEŞME


- INTEGRIERENDE SCHALTUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= ENTEGRE DEVRE


- ENTEGRE DEVRE değil/yerine/= YONGA


- ENTEGRE OLMAK/ETMEK değil/yerine/= BÜTÜNLEŞ(TİR)MEK / KAYNAŞ(TIR)MAK


- ENTELLEKTÜALİZM/İNTELLECTUALISM[İng.] değil/yerine/= DÜŞÜNSELCİLİK


- ENTELLEKTÜALİZASYON/INTELLECTUALIZATION[İng.] değil/yerine/= DÜŞÜNSELLEŞTİRME


- ENTELEKTÜEL ile/ve/değil/yerine AYDIN

( [Bilgiyi/düşünceyi] Tüketen. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE Üreten. )


- ENTERESAN[Fr. INTÉRESSANT / İng. < INTERESTING] değil/yerine/= İLGİNÇ


- ENTERNASYONAL ÜNİTE/INTERNATIONAL UNIT[İng.] değil/yerine/= ULUSLARARASI BİRİM


- ENTERNASYONAL değil/yerine/= ULUSLARARASI


- ENTOKSİKASYON/INTOXICATION[İng.] değil/yerine/= ZEHİRLENME


- ENTOLERANS/İNTOLERANCE[İng.] değil/yerine/= DAYANAMAMAZLIK, TAHAMÜLSÜZLÜK


- ENTOMOLOGY[İng.] değil/yerine/= ENTOMOLOJİ

( Böcekleri inceleyen bilim dalıdır. Bu alanda çalışan insanlara entomolog ya da böcek bilimci denir. Sadece Insecta sınıfı 700 bini aşkın(bilinen) tür kapsar. Dolayısı ile bu denli büyük bir çeşitlilik doğada son derece önemlidir.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- ENTRENSEK/İNTRENSEK/İNTRINSİC[İng.] değil/yerine/= İÇSEL


- ENTROPY[İng.] / ENTROPI[Fr.] / ENTIONISIERTE WASSER[Alm.] ile/değil/yerine/= ENTROPİ


- ENTÜBASYON/INTUBATION[İng.] değil/yerine/= BORU YERLEŞTİRME


- ENVIRONMENTAL[İng.] değil/yerine/= ÇEVRESEL


- ENZYMATIC SENSOR[İng.] ile/değil/yerine/= ENZİM SENSÖRÜ


- ENZYME SUBSTRATE COMPLEX[İng.] ile/değil/yerine/= ENZİM SUBSTRAT KOMPLEKSİ (ES)


- ENZYME[İng.] / ENZYME[Fr.] / ENTZÜNDEN[Alm.] ile/değil/yerine/= ENZİM


- ENZİM/ENTZİM/ENZYME[İng.] değil/yerine/= ÖZGEN | DİRİMSEL/BİYOLOJİK TEPKİLEYİCİ


- EOG/ELECTROOCULOGRAM[İng.] değil/yerine/= ELEKTROOKÜLOGRAM, GÖZ ELEKTRİK ÇİZGESİ


- EÖTVÖS EXPERIMENT[İng.] / EXPÉRIENCE D'EÖTVÖS[Fr.] / EÖTVÖSSCHES EXPERIMENT, EÖTVÖSSCHES VERSUCH[Alm.] ile/değil/yerine/= EÖTVÖS DENEYİ


- EÖTVÖS RULE[İng.] / RÈGLE D'EÖTVÖS[Fr.] / EÖTVÖSSCHE REGEL[Alm.] ile/değil/yerine/= EÖTVÖS KURALI


- EÖTVÖS CONSTANT[İng.] / CONSTANTE D'EÖTVÖS[Fr.] / EÖTVÖSKONSTANTE, EÖTVÖSSCHE KONSTANTE[Alm.] ile/değil/yerine/= EÖTVÖS SABİTİ


- EPA ya da DHA ile/değil/yerine/>< ALA

( )


- EPDS/ELECTRONIC PERFORMANCE SUPPORT SYSTEM[İng.] değil/yerine/= ELEKTRONİK PERFORMANS DESTEK DÜZENİ


- EPITHERMAL NEUTRONS[İng.] ile/değil/yerine/= EPİ-ISIL NÖTRONLAR


- EPITHERMAL REACTOR[İng.] ile/değil/yerine/= EPİ-ISIL REAKTÖR


- EPITHERMAL THORIUM REACTOR[İng.] ile/değil/yerine/= EPİ-ISIL TORYUM REAKTÖRÜ


- EPIDEMIOLOGY[İng.] değil/yerine/= EPİDEMİYOLOJİ

( Popülasyonlardaki sağlıkla ilgili olayların dağılımını inceleyen ve sağlık sorunlarını kontrol eden biyoloji ve tıp dalı. Epidemik hastalıkların çalışılması.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- EPİDEMİYOLOJİ/EPIDEMIOLOGY[İng.] değil/yerine/= SAĞLIK ARAŞTIRMA BİLİMİ / TOPLUM SAĞLIĞI/HALK SAĞLIĞI


- EPIGENOME[İng.] değil/yerine/= EPİGENOM

( Genomlarda işaretleme ya da düzenleme yaparak genomun neyi, ne zaman ve nasıl yapması gerektiğini söyleyen bir dizi kimyasal bileşik ve protein. Epigenom tarafından yapılan işaretlemeler DNA'nın parçası olmasa bile göze bölünmesi ile gelecek nesillere aktarılabilir.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- EPİGRAF değil/yerine/= TANIMLIK


- EPIKADMIUM-NEUTRONEN[Alm.] ile/değil/yerine/= EPİKADMİYUM NÖTRONLAR


- EPİKRİZ/EPICRISIS[İng.] değil/yerine/= ÇIKIŞ ÖZETİ


- EPİKRİZ değil/yerine/= ÇIKIŞ ÖZETİ


- EPILEPSY[İng.] değil/yerine/= EPİLEPSİ

( Genelde tekrar eden bir beyin hatalığı. Beyindeki anormal elektriklenme mental ve fiziksel işlev bozukluğuna neden olur. Ciddi vakalarda nöbet sırasında gülme krizleri (convulsion) ve bilinç kaybı görülür.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- EPİLOG değil/yerine/= SONDEYİŞ


- EPİLOG/HATİME değil/yerine/= SONDEYİŞ/SONSÖZ


- EPIMERS[İng.] ile/değil/yerine/= EPİMERLER


- EPITAXY[İng.] / ÉPITAXIE[Fr.] / EPITAXIE[Alm.] ile/değil/yerine/= EPİTAKSİ


- EPITAXIAL-DIFFUSIONSLEGIERTERTRANSISTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= EPİTAKSİYAL DİFÜZYONLU ALAŞIM TRANSİSTOR


- EPITAXIAL-DIFFUSIONSTRANSISTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= EPİTAKSİYAL DİFÜZYONLU TRANSİSTOR


- EPITAXIALSCHICHT[Alm.] ile/değil/yerine/= EPİTAKSİYAL KATMAN


- EPITAXIAL-MESATRANSISTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= EPİTAKSİYAL MESA TRANSİSTOR


- EPITAXIALTRANSISTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= EPİTAKSİYAL TRANSİSTOR


- EPITAXIAL[Alm.] ile/değil/yerine/= EPİTAKSİYAL


- EPITAXIAL DIFFUSION-JUNCTION TRANSISTOR[İng.] ile/değil/yerine/= EPİTAKSİYEL DİFÜZYON EKLEMLİ TRANSİSTÖR


- EPITAXIAL DIFFUSION-MESA TRANSISTOR[İng.] ile/değil/yerine/= EPİTAKSİYEL DİFÜZYON MESALI TRANSİSTÖR


- EPITAXIAL LAYER[İng.] / COUCHE ÉPITAXIALE[Fr.] ile/değil/yerine/= EPİTAKSİYEL KATMAN


- TRANSISTOR MÉSA À BASE ÉPITAXIALE DIFFUSÉE[Fr.] ile/değil/yerine/= EPİTAKSİYEL TABANLI MESA TRANSİSTÖR


- EPITAXIAL TRANSISTOR[İng.] / TRANSISTOR ÉPITAXIAL[Fr.] ile/değil/yerine/= EPİTAKSİYEL TRANSİSTÖR


- TRANSISTOR À ÉLÉMENTS ÉPITAXIAUX DIFFUSÉS[Fr.] ile/değil/yerine/= EPİTAKSİYEL YAYINIK ELEMANLI TRANSİSTÖR


- EPİTOP/EPITOPE[İng.] değil/yerine/= ANTİJEN BELİRTECİ


- EPITOPE[İng.] değil/yerine/= EPİTOP

( Antijen üzerinde, belirli bir savunma tepkisine karşı oluşturulan antikorların, antijenlerle birleştiği özel bir bölgedir.

[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )


- EPİZOT/EPISODE[İng.] değil/yerine/= DÖNEM


- EPPENDORF PIPET[İng.] ile/değil/yerine/= EPPENDORF PİPETİ


- EPR/ELECTRONIC PATIENT RECORD[İng.] değil/yerine/= ELEKTRONİK SAYRI KAYDI


- EPS/ELECTRONIC PATIENT SYSTEM | ELECTROPHYSIOLOGY STUDY[İng.] değil/yerine/= ELEKTRONİK HASTA DÜZENİ | ELEKTROFİZYOLOJİK ÇALIŞMA


- EPSOM SALT[İng.] ile/değil/yerine/= EPSOM TUZU


- EQUIPOTENTIAL değil/yerine/= EŞGİZİLGÜÇ


- ER değil/yerine NÜFUS


- ERADİKASYON/ERADICATION[İng.] değil/yerine/= KÖKÜNÜ KAZIMA


- ORBIUM[Fr.] ile/değil/yerine/= ERBİUM


- ENZYM[Alm.] ile/değil/yerine/= ERBİVUM


- ERDEM ile/ve/değil/yerine/||/<>/< DEĞER

( [not] VIRTUE vs./and/but/||/<>/< VALUE
VALUE instead of VIRTUE )


- EREKSİYON[İng. ERECTION] değil/yerine/= SERTLEŞME


- HYSTERESIS[İng.] / HYSTERESE[Alm.] ile/değil/yerine/= ERESİM/HİSTEREZİS


- HYSTERESIS LOSS[İng.] ile/değil/yerine/= ERESİM KAYBI


- ERG[İng.] / ERG[Fr.] / ERG[Alm.] ile/değil/yerine/= ERG


- ERGEN(İN) ELEŞTİRİSİ ile/ve/değil/yerine/||/<> ERGİNİN(/YETKİN) ELEŞTİRİSİ


- TEMEYYÜ, ZEVEBAN[Osm.] / FUSION, MELT, MELTING[İng.] / FUSION[Fr.] / FUSION, SCHMELZEN, SCHMELZUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= ERGİME/ERİME, KAYNAŞMA, FÜZYON


- HARÂRET-İ TEMEYYÜ, ZEVEBAN HARARETİ[Osm.] / MELTING HEAT, HEAT OF FUSION[İng.] / CHALEUR DE LA FONTE, CHALEUR DE FUSION[Fr.] / SCHMELZWÄRME[Alm.] ile/değil/yerine/= ERGİME ISISI


- SCHMELZE[Alm.] ile/değil/yerine/= ERGİMİŞ NESNE


- TO FUSE, LIQUIFY[İng.] ile/değil/yerine/= ERGİTMEK, SIVILAŞTIRMAK


- ERGOMANİ/ERGOMANIA[İng.] değil/yerine/= İŞKOLİKLİK


- ERGOMETRE/ERGOMETER[İng.] değil/yerine/= İŞÖLÇER


- ERGOMETRİ/ERGOMETRY[İng.] değil/yerine/= İŞ ÖLÇÜMÜ


- ERGON[İng.] / ERGON[Fr.] / ERGON[Alm.] ile/değil/yerine/= ERGON


- ERGONOMICS[İng.] ile/değil/yerine/= ERGONOMİ


- ERGONOMİ değil/yerine/= İŞBİLİMİ


- ERGONOMİ değil/yerine/= İŞBİLİMİ

( Kişinin, işine uymasını, amaca göre çalışmasını düzenleyen, inceleme ve araştırmaların tümü. )


- ERGON/OMİK değil/yerine/= İŞLEV/SEL


- ERGONOMİK değil/yerine/= KULLANIŞLI, ELVERİŞLİ


- ERGOSTEROL[İng.] ile/değil/yerine/= ERGOSTEROL


- MELTING CURVE[İng.] / SCHMELZKURVE[Alm.] ile/değil/yerine/= ERİME EĞRİSİ


- NOKTA-İ ZEVEBAN[Osm.] / MELTING POINT[İng.] / POINT DE FUSION[Fr.] / SCHMELZPUNKT[Alm.] ile/değil/yerine/= ERİME NOKTASI


- ZEVEBAN ETMEK[Osm.] ile/değil/yerine/= ERİMEK


- FLUXES[İng.] / SCHMELZMITTEL[Alm.] ile/değil/yerine/= ERİTİŞ NESNELERİ


- İZABE ETMEK[Osm.] / TO MELT[İng.] ile/değil/yerine/= ERİTMEK


- ERITROSIT SEDİMANTASYON HIZI/ERYTHROCYTE SEDİMENTATION RATE[İng.] değil/yerine/= ALYUVAR ÇÖKME HIZI


- ENERGY FLUX DENSITY[İng.] ile/değil/yerine/= ERKE AKISI YOĞUNLUĞU


- ENERGY FLUX[İng.] ile/değil/yerine/= ERKE AKISI


- ENERGY DEPENDENCE[İng.] ile/değil/yerine/= ERKE BAĞIMLILIĞI


- ENERGY BALANCE[İng.] ile/değil/yerine/= ERKE DENGESİ


- ENERGY CONVERSION[İng.] ile/değil/yerine/= ERKE DÖNÜŞÜMÜ


- ENERGY LEVEL[İng.] ile/değil/yerine/= ERKE DÜZEYİ


- ENERGY LEVEL DIAGRAM[İng.] / DIAGRAMME DE NIVEAUX D'ÉNERGIE[Fr.] / ENERGIENIVEAUS DIAGRAMM[Alm.] ile/değil/yerine/= ERKE/ENERJİ DÜZEYİ/SEVİYESİ/ÇİZGESİ DİYAGRAMI


- KUDRET[Osm.] / ENERGY[İng.] / ÉNERGIE[Fr.] / END-STÄNDIG[Alm.] ile/değil/yerine/= ERKE, ENERJİ


- ENERGY OPERATOR[İng.] ile/değil/yerine/= ERKE İŞLEMCİSİ


- ENERGY CONSERVATION[İng.] ile/değil/yerine/= ERKE KORUNUMU


- ENERGY BANDS[İng.] ile/değil/yerine/= ERKE KUŞAKLARI


- ENERGY ABSORPTION[İng.] ile/değil/yerine/= ERKE SOĞURULMASI


- ENERGY DISSIPATION, ENERGY LOSS[İng.] ile/değil/yerine/= ERKE YİTİMİ


- ENERGY DENSITY[İng.] ile/değil/yerine/= ERKE YOĞUNLUĞU


- ERKEK (MİLLETİ)/KADIN (KISMI) DEĞİL Mİ, HEPSİ AYNI!(BÖYLE/ŞÖYLE) / ŞÖYLE/ŞUNU İSTER/YAPAR değil/yerine HER BİRİ AYRIDIR!

( Genellememek gerekir! Büyük yanlıştır! )


- ERKEK OLMAK değil/yerine ÖNCE ADAM/İNSAN OLMAK, SONRA ERKEK OLMAK

( Ayrımlar yerine bütünlük üzerine düşünülerek yapılanmak gerek! )


- ERKEK değil/yerine ERİL


- ERKEN BAHAR/EVVEL BAHAR/İLKBAHAR değil/yerine/= DOĞ/İLKYAZ/KÖKLEM


- ERKEN SAMİMİYET ile/değil/yerine SAMİMİYET

( Erken samimiyet, pişmanlık doğurur. )


- ERKEN ile/ve/<>/değil/yerine ZAMANSIZ


- ERKENDEN ile/ve/değil/yerine/||/<>/> GENÇ YAŞTA


- ERKEN/DEN ... ile/değil/yerine ZAMANINDA/SAATİNDE ...


- EROPIUM[İng.] ile/değil/yerine/= EROPYUM


- EROR[İng. < ERROR] değil/yerine/= HATA


- EROZİV/EROSIVE[İng.] değil/yerine/= AŞINDIRICI


- EROZYON["EREZYON" değil!]//EROSION[İng.]/EROSİYON[Fr.]/İTİKAL[Ar.] değil/yerine/= AŞINMA


- ERRATUM[İng.] değil/yerine/= DÜZELTİ (YAZI)


- ERTELEME değil/yerine/>< ONUR


- ÄQUIVALENTPUNKT[Alm.] ile/değil/yerine/= EŞ DEĞER NOKTA


- KOAXIALÜBERTRAGUNGSLEITUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= EŞ EKSENLİ İLETİM HATTI


- INKOHÄRENTSCHE COMPTONSTREUUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= EŞ FAZLI OLMAYAN COMPTON SAÇILMASI


- INKOHÄRENTES LICHT[Alm.] ile/değil/yerine/= EŞ FAZLI OLMAYAN IŞIN


- INKOHÄRENTE STREUUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= EŞ FAZLI OLMAYAN SAÇILMA


- ÉQUIPOTENTIEL[Fr.] ile/değil/yerine/= EŞ POTANSİYELLİ


- GLEICHER VEKTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= EŞ VEKTÖR


- ES VERMEK ile/değil/yerine VİRGÜL KOYMAK


- SYNCHROCYCLOTRON[İng.] / SYNCHROCYCLOTRON[Fr.] ile/değil/yerine/= EŞ ZAMANLI SİKLOTRON


- SIMULTANEOUS REACTION[İng.] / SIMULTAN REAKTION[Alm.] ile/değil/yerine/= EŞ ZAMANLI TEPKİME


- ES değil/yerine/= DURAKLAMA


- ESSENCE[İng.] / EXTRACTION[Alm.] ile/değil/yerine/= ESANS


- ESANSİYEL/ESSENTIAL[İng.] değil/yerine/= TEMEL | NEDENİ BİLİNMEYEN


- EŞANTİYON/PROMOTIONAL MATERIAL[İng.] değil/yerine/= TANITMALIK


- EŞANTİYON değil/yerine/= ÖRNEKLİK


- ESÂRET değil/yerine CESÂRET

( Cesâret yoksa esâret vardır/oluşur. )

( [not] CAPTIVITY but COURAGE
COURAGE instead of CAPTIVITY )


- ESÂRET[Ar.]/YÛG[Fars.] değil/yerine/= TUTSAKLIK/BOYUNDURUK(/YÜK)


- ESAS değil/yerine/= DOĞRU/GERÇEK


- ESAS değil/yerine/= ÖZÜL


- ESASEN değil/yerine/= GERÇEKTE


- ESASINDA ile/ve/değil/yerine/||/<>/< ESNASINDA


- ISOBAR[İng.] ile/değil/yerine/= EŞBASINÇ EĞRİSİ


- ISOBARIC PROCESS[İng.] ile/değil/yerine/= EŞBASINÇLI SÜREÇ


- ISOBARIC[İng.] ile/değil/yerine/= EŞBASINÇLI


- EQUIPARTITION LAW[İng.] / LOI D'ÉQUIPARTITION[Fr.] / GLEICHVERTEILUNGSSATZ, ÄQUIPARTITIONSGESETZ[Alm.] ile/değil/yerine/= EŞBÖLÜŞÜM YASASI


- ESCLANGON EFFECT[İng.] / EFFET ESCLANGON[Fr.] / ESCLANGON EFFEKT[Alm.] ile/değil/yerine/= ESCLANGON ETKİSİ


- NOYAU ÉQUIVALENT[Fr.] / ÄQUIVALENTKERN[Alm.] ile/değil/yerine/= EŞDEĞER ÇEKİRDEK


- EQUIVALENT NUCLEI[İng.] ile/değil/yerine/= EŞDEĞER ÇEKİRDEKLER


- EQUIVALENT CIRCUIT[İng.] / ERSATZSCHALTUNG, ANALOGSTROMKREIS, ANALOGSCHALTUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= EŞDEĞER DEVRE


- EQUIVALENT RESISTANCE[İng.] / RÉSISTANCE ÉQUIVALENTE[Fr.] / ÄQUIVALENTWIDERSTAND[Alm.] ile/değil/yerine/= EŞDEĞER DİRENÇ


- EQUIVALENT ELECTRONS[İng.] / ÉLECTRONS ÉQUIVALENTS[Fr.] / ÄQUIVALENTE ELEKTRONEN[Alm.] ile/değil/yerine/= EŞDEĞER ELEKTRONLAR


- GLEICHWERTIGE ENERGIEQUELLE[Alm.] ile/değil/yerine/= EŞDEĞER ENERJİ KAYNAĞI


- GRAM EQUIVALENT[İng.] ile/değil/yerine/= EŞDEĞER GRAM


- NUMBER OF EQUIVALENTS[İng.] ile/değil/yerine/= EŞDEĞER GRAMSAYISI


- EQUIVALENT CONDUCTANCE[İng.] / CONDUCTIVITÉ ÉQUIVALENTE[Fr.] / ÄQUIVALENTE LEITFÄHIGKEIT[Alm.] ile/değil/yerine/= EŞDEĞER İLETKENLİK


- EQUIVALENT WEIGHT[İng.] / MASSE ÉQUIVALENTE[Fr.] / ÄQUIVALENT GEWICHT, ÄQUIVALENTE MASSE[Alm.] ile/değil/yerine/= EŞDEĞER KÜTLE


- EQUIVALENT POINTS[İng.] / POINTS ÉQUIVALENTS[Fr.] ile/değil/yerine/= EŞDEĞER NOKTALAR


- EQUIVALENT FOCAL LENGTH[İng.] / LONGUEUR FOCALE ÉQUIVALENTE[Fr.] / ÄQUIVALENTE BRENNWEITE, ÄQUIVALENTE FOKALDISTANZ[Alm.] ile/değil/yerine/= EŞDEĞER ODAK UZAKLIĞI


- EQUIVALENT TEMPERATURE[İng.] / TEMPÉRATURE ÉQUIVALENTE[Fr.] / GLEICHWERTIGE TEMPERATUR, ÄQUIVALENTTEMPERATUR[Alm.] ile/değil/yerine/= EŞDEĞER SICAKLIK


- EQUIVALENT SINE WAVE[İng.] / ONDE SINUSOÏDALE ÉQUIVALENTE[Fr.] / ÄQUIVALENTE SINUSWELLE[Alm.] ile/değil/yerine/= EŞDEĞER SİNÜS DALGASI


- EQUIVALENT VECTOR[İng.] / VECTEUR ÉQUIVALENT[Fr.] ile/değil/yerine/= EŞDEĞER VEKTÖR


- EQUIVALENT POINT POTENTIAL[İng.] / ÄQUIVALENT PUNKT POTENTIAL[Alm.] ile/değil/yerine/= EŞDEĞERLİK NOKTASI POTANSİYELİ


- EQUIVALENCE POINT[İng.] / ÄQUIVALENT PUNKT[Alm.] ile/değil/yerine/= EŞDEĞERLİK NOKTASI


- ISOCLINIC LINE[İng.] / LIGNE ISOCLINIQUE[Fr.] ile/değil/yerine/= EŞEĞİM ÇİZGİSİ


- EŞEK BAŞI (DEĞİLIM/Z) ile/ve/değil/yerine/||/<> BOSTAN KORKULUĞU (DEĞİLIM/Z)


- EŞEK ile/değil/yerine/>< EŞİK

( Eşiğe yatmayan, eşektir. )


- EŞEKKULAĞI değil/yerine KARAKAFES


- EŞEKOTU değil/yerine EVLİYAOTU


- COAXIAL TRANSMISSION LINES[İng.] / LIGNES DE TRANSMISSION COAXIALES[Fr.] ile/değil/yerine/= EŞEKSENLİ İLETİM HATLARI


- SÉRIE ISOÉLECTRONIQUE[Fr.] ile/değil/yerine/= EŞEKSİCİK DİZİ


- ISOELECTRONIC SEQUENCE[İng.] ile/değil/yerine/= EŞEKSİCİKLİ DİZİ


- ISOELECTRIC[İng.] ile/değil/yerine/= EŞELEKTRİKSEL


- ECHELLETTE GRATING[İng.] ile/değil/yerine/= EŞELET IZGARA


- ISENTROPIC FLOW[İng.] ile/değil/yerine/= EŞENTROPİLİ AKIŞ


- ISENTROPIC EXPANSION[İng.] ile/değil/yerine/= EŞENTROPİLİ GENLEŞME


- ISENTROPIC COMPRESSION[İng.] ile/değil/yerine/= EŞENTROPİLİ SIKIŞTIRMA


- ISENTROPIC PROCESS[İng.] ile/değil/yerine/= EŞENTROPİLİ SÜREÇ


- ISENTROPIC[İng.] ile/değil/yerine/= EŞENTROPİLİ


- TRACE ELEMENTS[İng.] / TRACE ÉLÉMENT[Fr.] ile/değil/yerine/= ESER ELEMENTLER


- ESER değil/yerine/= YAPIT; İZ


- COHERENT SCATTERING[İng.] / DISPERSION COHÉRENTE[Fr.] ile/değil/yerine/= EŞEVRELİ SAÇILMA


- DISPERSION INCOHÉRENTE DE COMPTON[Fr.] ile/değil/yerine/= EŞEVRESİZ COMPTON SAÇILMASI


- INCOHERENT LIGHT[İng.] ile/değil/yerine/= EŞEVRESİZ IŞIK


- INCOHERENT SCATTERING[İng.] / DISPERSION INCOHÉRENTE[Fr.] ile/değil/yerine/= EŞEVRESİZ SAÇILMA


- EŞEYSELLİK/SEKS ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SARILMAK

( ... ile/ve/değil/yerine/||/<>/< KOÇA )


- EŞEYSELLİK/SEKS:
"GÜÇ KAYBETMEK" ile/değil/yerine DENGELENMEK/UYUMLANMAK/FABRİKA AYARLARINA GERİ DÖN(DÜR)MEK


- EŞEYSELLİK/"SEKS YAPMAK" ile/ve/değil/yerine EŞEYSELLİĞİN HAKKINI TESLİM ETMEK


- EŞEYSELLİK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< ARKADAŞLIK/DOSTLUK

( BAHNÂME: Eşeysellik ilminden bahseden kitaplardır. [Daha önceleri tıp kitabı olarak çalışılmıştır.] )

(

ARKADAŞ-SEVGİLİ OLABİLMEK

Kişi, bazen arkadaşlarına sevgili gibi davranıyor. Sahipleniyor, kıskanıyor ama gırtlağına çökmeden. Tatlı tatlı flört ediyor ama sınırları aşmadan. Birlikte gülmekten ölüyor, çok ama çok eğleniyor, dağıtıyor, yerlere düşüyor, gecenin cılkını çıkarıyor ama o arkadaş ya, sevgili değil ya, hiç sorun olmuyor. Her şeyi konuşuyorlar, pek fazla sansür uygulamıyor, sürekli anlatıyorlar, fazlasıyla ilgili oluyor; kulaklarını kocaman kocaman açıp, dinliyor. En önemlisi de büyük bir coşkuyla sonsuza kadar yapılan işler üzerine konuşabiliyorlar, çünkü iş paylaşılabiliyor, birlikte benzer işler üretiliyor. Müthiş bir "zevkle" dedikodu yapabiliyor, hatta kendi karısını, kocasını, sevgilisini bile çekiştirebiliyor. Arkadaşlık, bu açıdan kişinin yaşamını sürdürebilmesi için büyük bir avantaj oluyor.

Ama kişiler, sevgilisine her zaman arkadaş gibi davranamıyor. Bir kere, eleştiriler, haliyle bu kadar net dile getirilemiyor. Sevgiliyle bir arkadaşla konuşulduğu gibi her zaman rahat da konuşulamıyor. Tehlikeli sularda dolaşmaktan kaçınmak gerekiyor. Çünkü sonuçları var bunun, bedelleri var bunun, ödemek gerekiyor, burnundan fitil fitil getirebilir, dikkatli olmak gerekir, çünkü sevgililik onuru yaralanıyor. Kişiler, sevgiliyken, evliyken çok daha duyarlılaşıyor. En küçük davranışa bile "Bana bunu nasıl yapar?" oluyor. Oysa arkadaşının kaldırabileceği sınırlar çok daha geniş. Kişi, her zaman sevgiliyi dinlemek de istemiyor. Tüm gün başkalarını dinlemiş olduğundan sıkılmış oluyor, gına gelmiş oluyor. Ya da öteki, seni dinlemek istemiyor. Eve bir sessizlik çöküyor, "Tetiği ilk kim çekecek?" diye gergin bir bekleyişe giriliyor. Bir de tabii sevgiliyle ya da kocayla sabahlara kadar zıplanıp eğlenilemiyor. Kalabalık içinde işin içine baskalarının ne düşüneceği girdiğinden gerilim artıyor, "biz"i düşünmekten "ben" karambole gidiyor.

Sevgiliyle başka bir koza yaratılıyor, o koza içine giriliyor. Hiç itirazım yok, o da güzel ama ayrı kategorilerdeki ilişkiler gibi sanki: Arkadaş olunca başka şeyler paylaşılıyor, sevgili ya da evli olunca başka şeyler paylaşılıyor. Bana daha iyisi, bu iki kategoriyi birleştirebilmek gibi geliyor. Bunun ideal bir şey olduğunu düşünüyorum: Arkadaş-sevgili olabilmek. Hem arkadaşın, hem de sevgilin gibi olabileceğin biri, hem arkadaşlığı, hem de sevgililiği paylaşabileceğin biriyle üretmek, gülmek, ağlamak, konuşmak, çekiştirmek çok daha heyecan verici geliyor. Kolay bir şeyden söz etmiyorum tabii. Arkadaş gibi zamanı geldiğinde geri çekilebilmek, uygun düştüğünde de sevgili gibi saldırabilmek, bu iki rolü birbirine karıştırmadan oynayabilmek her baba yiğidin harcı değil. Ama yapabilenler de yok değil. Yapabilenler mutluluğu ve güzellikleri yakalayabiliyor.



DEĞERİNİ/Zİ BİLİN!

Kırlangıç, birine âşık olmuş.

Penceresinin önüne konmuş, tüm cesaretini toplamış, tüylerini kabartmış, güzel durduğuna ikna olduktan sonra....

Küçük sevimli gagasıyla cama vurmuş.

Tık...tık...tık...

Adam, cama bakmış. Ama içeride kendi işleriyle ugraşıyormuş. Bir meşgulmüş, bir meşgulmüş! Kimmiş onu işinden alıkoyan?

Minik bir kırlangıç!

Heyecanlı kırlangıç, telâşını bastırmaya çalışarak, deriiin bir nefes almış, şirin gagasını açmış, sözcükler dökülmeye başlamış:

- Hey adam! Ben seni seviyorum. Nedenini, niçinini sorma! Uzun zamandır seni izliyorum. Bugün cesaret buldum konuşmaya. Lütfen pencereyi aç ve beni içeri al. Birlikte yaşayalım.

Adam, birden parlamış.

- Yok daha neler?

- Durduk yerde sen de nereden çıktın şimdi? Olmaz alamam! demiş.

Gerekçesi de sersemceymiş:

- Sen kuşsun! Hiç kuş, insana âşık olur mu?

Kırlangıç, mahçup olmuş. Başını önüne eğmiş. Ama pes etmemiş, bir süre sonra tekrar pencereye gelmiş, gülümseyerek bir kez daha denemiş:

- Adam, adam! Haydi aç artık şu pencereni. Al beni içeri! Ben sana dost olurum. Hiç canını sıkmam.

Adam kararlı ve ısrarlı:

- "Yok, yok! Seni içeri alamam" demiş. Biraz da kabaymış, sözü kısa kesmiş:

- İşim gücüm var, git başımdan!

Aradan bir zaman geçmiş, kırlangıç, son kez adamın penceresine gelmiş:

- "Bak soğuklar da başladı, üşüyorum dışarıda. Aç şu pencereyi al beni içeri. Yoksa, sıcak yerlere göç etmek zorunda kalırım. Çünkü, ben ancak sıcakta yaşarım. Pişman olmazsın, seni eğlendiririm. Birlikte yemek yeriz, bak hem sen de yalnızsın! Yalnızlığını paylaşırım..." demiş.

Bazıları, gerçekleri duymayı sevmezmiş. Adam bu yalnızlık sorununa içerlemiş. Pek sinirlenmış.

- Ben yalnızlığımdan memnunum demiş. Kuştan onu rahat bırakmasını istemiş. Düpedüz kovmuş. Kırlangıç, son denemesinden de başarısızlıkla çıkınca, başını önüne eğmiş, çekip gitmiş.

Yine aradan zaman geçmiş. Adam, önce düşünmüş, sonra kendine itiraf etmiş:

- "Hay benim akılsız başım!" demiş.

- Ne kadar aptallık ettim! Beklenmedik bir anda karşıma çıkan bir dostluk fırsatını teptim. Niye onun teklifini kabul etmedim? Şimdi böyle kös kös oturacağıma, zevkli vakit geçirirdik birlikte.

Pişman olmuş olmasına ama iş işten geçmiş. Yine de kendi kendini rahatlatmayı ihmal etmemiş:

- Sıcaklar başlayınca, kırlangıcım nasıl olsa yine gelir. Ben de onu içeri alır, mutlu bir yaşam sürerim.

Ve çok uzunca bir süre, sıcakların gelmesini beklemiş. Gözü yollardaymış. Yaz gelmiş, başka kırlangıçlar gelmiş. Ama... Onunki hiç görünmemış!

Yazın sonuna kadar penceresi açık beklemiş ama boşuna. Kırlangıç yokmuş!

Gelen başka kırlangıçlara sormuş ama gören olmamış. Sonunda danışmak ve bilgi almak için bir bilge kişiye gitmiş.

Olanları anlatmış. Bilge kışi, gözlerini adama dikmiş ve demiş ki:

- Kırlangıçların ömrü altı aydır...

* * * * *

Yaşamda bazı fırsatlar vardır, sadece bir kez elimize geçer ve değerlendiremezsek uçup gider.

Yaşamda bazı kişiler vardır, sadece bir kez karşımıza çıkar, değerini bilemezsek kaçıp gider. Ve asla geri gelmez. )

( [not] SEXUALITY vs./and/but/||/<>/< FRIENDSHIP
FRIENDSHIP instead of SEXUALITY )


- ISOCHORE[İng.] ile/değil/yerine/= EŞHACİM EĞRİSİ


- ISOCHORIC, ISOVOLUMIC[İng.] ile/değil/yerine/= EŞHACİMLİ


- THRESHOLD WAVELENGTH[İng.] / LONGUEUR D'ONDE DE SEUIL[Fr.] / SCHWELLENWELLENLÄNGE[Alm.] ile/değil/yerine/= EŞİK DALGA BOYU


- SEUIL[Fr.] / SCHWELLE[Alm.] ile/değil/yerine/= EŞİK DEĞER


- THRESHOLD FREQUENCY[İng.] / FRÉQUENCE SEUIL[Fr.] / SCHWELLENFREQUENZ[Alm.] ile/değil/yerine/= EŞİK FREKANSI


- THRESHOLD VOLTAGE[İng.] / TENSION DE SEUIL[Fr.] / EINSATZSPANNUNG, SCHWELLENSPANNUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= EŞİK GERİLİM


- THRESHOLD[İng.] ile/değil/yerine/= EŞİK


- ESÎR, LOKMAN RUHU[Osm.] / AETHER, ETHER[İng.] / ÉTHER[Fr.] / ÄTHER[Alm.] ile/değil/yerine/= ESİR, ETER


- ESÎR[Ar.] değil/yerine/= TUTSAK


- GLEICHVOLUMENÄNDERUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= EŞİT HACİM DEĞİŞİMİ


- ANALYSENWAAGE[Alm.] ile/değil/yerine/= EŞİT KOLLU TERAZİ


- MÜSÂVÎ[Osm.] / GLEICH[Alm.] ile/değil/yerine/= EŞİT


- EŞİTLİK/MÜSÂVAT ile/ve/değil/yerine/< TÜRE/ADÂLET

( ... İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/< Güçsüzün hakkının/haklarının savunulması/korunması. )

( Kişilerin eşitliği, sadece adâletin [en kısa sürede] sağlanması için [tüze/hukuk önünde] geçerlidir. [ille de bir farkı olacaksa/oldurulacaksa, sadece bilgileri/bildikleri/marifetleri iledir/kadardır.] )

( )

( )

( [CHAT GPT >]

Eşitlik, ırklarına, cinsiyetlerine, dinlerine ya da öteki özelliklerine bakılmaksızın tüm bireylere aynı biçimde davranılması gerektiği düşüncesini belirtir. Bu, herkesin aynı fırsatlara ve haklara sahip olması ve kimliğinden dolayı dezavantajlı ya da ayrımcılığa uğramaması gerektiği anlamına gelir.

Öte yandan, adâlet, yasaların âdil ve uygun biçimde yönetilmesini ve de âdil bir toplumun sürdürülmesini ifade eder. Bireylerin hukuka ve ahlâkî ilkelere göre haklarını almasını ve yanlış davranışın cezalandırılmasını içerir.

Eşitlik ve adâlet, genellikle birbiriyle ilişkili olsa ve örtüşebilse de aynı şey değildir. Eşitlik, herkese aynı biçimde davranmakla ilgiliyken, adâlet, bireylerin hak ettiklerini almasını ve yanlışların ele alınmasını sağlamakla ilgilidir. Bir toplumun eşit olup da âdil olmaması ya da tam eşitlik olmadan adâletin olması olanaklıdır.



[English]

Equality refers to the idea that all people should be treated the same, regardless of their race, gender, religion, or other characteristics. It means that everyone should have the same opportunities and rights, and should not be disadvantaged or discriminated against based on their identity.

Justice, on the other hand, refers to the fair and proper administration of laws and the maintenance of a just society. It involves ensuring that individuals receive what they are due, according to the law and moral principles, and that wrongdoing is punished.

While equality and justice are often related and can overlap, they are not the same thing. Equality is about treating everyone the same, while justice is about ensuring that people receive what they are entitled to and that wrongdoing is addressed. It is possible for a society to be equal but not just, or for there to be justice without complete equality. )

( [not] EQUALITY vs./and/but/< JUSTICE
JUSTICE instead of EQUALITY )


- ESK/ELECTRONIC HEALTH RECORD[İng.] değil/yerine/= ELEKTRONİK SAĞLIK KAYDI


- EŞKAL/SURET/FİZİK değil/yerine/= GÖRÜNÜŞ/BİÇİM


- ESKALASYON değil/yerine/= ARTIŞ/TIRMANIŞ

( İhalelerde sözleşme fiyatının maliyetlerdeki artışa göre güncellenmesi. )


- EŞKALİNİ TARİF ETMEK değil/yerine/= GÖRÜNÜŞÜNÜ TANIMLAMAK


- RHOMBOHEDRAL[İng.] / RHOMBOÉDRIQUE[Fr.] / RHOMBOEDRISCH[Alm.] ile/değil/yerine/= EŞKENAR DÖRTGEN YÜZLÜ