T ile biten FaRkLaR
KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!
(SÜREKLİ AYIRDINDA OLUNMASI GEREKENLER!!!)
itibarı ile 12.748 başlık/FaRk ile birlikte,
12.748 katkı[bilgi/açıklama] yer almaktadır.
Kılavuz içinde sözcük Ara/Bul...
(45/52)
- ÉCOULEMENT SUPERTURBULENT[Fr.] / SUPERTURBULENTER FLUSS[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜPER TÜRBÜLANSLI AKIŞ
- SÜPERASİT ile/>< SÜPERBAZ
( Asidik gücü çok yüksek asit. İLE/>< Bazik gücü çok yüksek baz. )
- SUPERFICIAL (/EFFECT) vs. DEEP (/EFFECT)
- SUPERPHOSPHATE[İng.] / SUPERPHOSPHATE[Fr.] / SUPERPHOSPHATE[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜPERFOSFAT
- SÜPERMARKET ile SÜPERMARKETÇİ/LİK
- SUPERVISED ile/||/<> UNSUPERVISED ile/||/<> REINFORCEMENT ile/||/<> ML PARADİGMALARI
( Üç temel makine öğrenmesi yaklaşımı. )
( Formül: L = Σ(y - ŷ)² )
- ŞÜPHECİLİK[İng. SKEPTICISM] ile/||/<> ÖNBASKI[İng. PREPRINT] ile/||/<> ŞAHİTLİK[İng. TESTIMONY] ile/||/<> YANILSAMA[İng. ILLUSION]
( Sezgilerimize yaslanarak neleri bildiğimizi düşünürsek birçok şeyi bildiğimiz sonucunu çıkarmamız zor olmaz. Kendimle, çevredeki şeylerle ya da geçmiş ve gelecek ile ilgili şeyleri bildiğimizi varsayan yaklaşım bir derece sezgilere dayanır ve şüpheci pozisyonu ikinci plana iter. Şu an önümde bir alışveriş merkezi olduğunu görüyorum ancak bundan ne kadar emin olabilirim? Gerçekten önümde bir alışveriş merkezi olduğundan şüphe duymak ve sanrı görüyorum olabileceğim hesaplamak ne kadar ileriye götürülebilir bir anlayıştır? Takınacağımız şüpheci tavır doğru inançlarımızı gerekçelendirmiş olsak dahi makul müdür? Önümde alışveriş merkezi olabilir ve hatalı bir şüphecilik içinde olabilirim, önümde alışveriş merkezi olmayabilir ve doğru bir şüphecilik içinde olabilirim; aynı zamanda sanrı görüyor olabileceğimin farkındayım. Bilgi olmasalar dahi temeli sanrılara dayanan gerekçelendirilmiş inançlara sahip olma olasılığımız hiç de düşük değilmiş gibi görünüyor. O halde biz; inandığımız şeylerin sanrı olabileceği, gerekçelendirmenin sanrıların varlığını azaltmadığı ve hatadan kaçınma arzumuz gibi etmenlerle şüphecilik pozisyonuna yöneltebiliriz. Bu pozisyon “eğer varsa çok az bilgi vardır.” ifadesine sahip olursa bilgi kuşkuculuğu adını alır. Bilgiye dönüşen inançlarımızın gerekçelendirilmiş inançlarımızdan daha fazla olmadığı yönünde bir varsayımla hareket eden bir kuşkuculuk “eğer varsa inançlar için çok az gerekçelendirmemiz vardır.” ifadesiyle hareket eder; buna gerekçelendirme kuşkuculuğu denir. Tüm bu kuşkucu sorular bedenlerimizin gerçekten var olup olmadığı sorusunu da beraberinde getirir. Eğer yalnızca kendimizin gerçekten var olduğunu kabul edersek bu yaklaşım bizi felsefecilerin kaçınma eğilimi sergilediği solipsizme götürür. Diğer yandan Descartesçi bir bizim her şeyin gerçekliğinden ve doğruluğundan kuşku duyarsam, sahip olduğum bu kuşkudan kuşku duyup duymadığım sorusu gün yüzüne çıkar. Eğer kuşku duyduğumdan kuşku duymazsam, kuşku duyulmayacak en az bir şey bulmuş olurum gibi görünüyor ancak zihin hallerimden kuşku duyuyor olmam gerçekten kuşku duyup duymadığım konusunda kesin bir bilgi içermez; belki de zihin hallerimin hepsi (kuşku da dahil olmak üzere) bilgi üretmeyen ve gerçekten var olmayan şeyler olabilir? Bu soru nasıl cevaplanabilir? Soru daha farklı sorulabilir, dış dünyanın ya da diğer zihinlerin var olmayabileceği yönünde bir kuşku, emin olunabilir bir soru mu? Eğer diğer zihinlerin ya da dış dünyanın varlığından kuşku duyuyorsak bu kuşku, kabul edilebilir olmak için kendine kesin bir temellendirme bulabilmiş midir? Kuşku duymanın makul olduğuna bizi kesinlikle ikna eden nedir? Nasıl ki kuşkucular bazı şeylerin varlığını kesinlikle gösteremememizden yola çıkıyorsa biz de kuşkuculuğun kendisinin kesinlikle doğru olduğunun gösterilememişinin kanıtlarsak kuşkuculuk karşıtı bir argüman kurmamız mümkün olabilir. Kuşku duyuyor olmamızın gerekçelendirilmesi kesin değilse bu kuşkuculuk karşıtı güçlü bir argüman olabilir mi? Bu soruyu destek ilkesi ile daha açık hale getirebiliriz; “P inancı ancak kişinin P ile tutarsız olan bir önermenin yanlışlığını biliyor olmasıyla bilgiye dönüşür.” Önümde bir alışveriş merkezi vardır önermesine inanıyorsam, o zaman bu önerme benim bir alışveriş sadece sanrısını görüyor olmamla tutarsız olacağı için, ben bu önermeyi ancak sanrı görmüyor olduğunu bilmem durumunda bilirim. Şimdi bunu kuşkuculuğu yöneltelim; dünyanın döndüğünden kuşku duyuyorsam yani dünyanın dönmüyor olabileceğine inanıyorsam, bu önerme dünyanın döndüğünün bir sanrı değil de gerçek olmasıyla tutarsız olacağı için, ben bu önermeyi ancak dünyanın döndüğü yanlışlanırsa bilebilirim. Dünyanın döndüğü yanlışlana dek döndüğünden şüphe duymak makul değildir. Felsefeciler tarih boyunca ahlak, din, zihin, varlık vb. birçok farklı alana dair çeşitli sorular sormuştur. İnsanların büyük bir kısmının hem fikir olduğu belirli türden konu başlıklarında dahi felsefeciler arasında ciddi görüş farklılıkları ve tartışmalar ortaya çıkmıştır. Öyle ki bu tartışmalar bir noktada soruyu soran kişinin gerçekten var olup olmadığına dahi yönelmiştir. Peki bu ne anlama gelir? Gerçekten var olup olmamak ya da başka bir “şeyin” yanılsaması olup olmamak ne tür bir tartışmayı içerir? İnandığımız şeylerin sanrı olabileceği, gerekçelendirmenin sanrıların varlığını azaltmadığı ve hatadan kaçınma arzumuz gibi etmenlerle şüphecilik pozisyonuna yöneltebiliriz. Bu pozisyon “eğer varsa çok az bilgi vardır.” ifadesine sahip olursa “bilgi kuşkuculuğu” adını alır. Bilgiye dönüşen inançlarımızın gerekçelendirilmiş inançlarımızdan daha fazla olmadığı yönünde bir varsayımla hareket eden bir kuşkuculuk “eğer varsa inançlar için çok az gerekçelendirmemiz vardır.” ifadesiyle hareket eder; buna ise “gerekçelendirme kuşkuculuğu” denir. Bilen kişinin C tipi önermelerin bilgisine ulaşıp ulaşamayacağını düşünelim. O halde bu bahse dair üç farklı yaklaşım söz konusu olur. @@ Akademik yayıncılıkta kullanılan önbaskı terimi, akademik bir makalenin resmî hakem denetiminden geçip de hakemli bir dergide yayınlanmadan önce internet üzerinden okumaya açılması anlamına gelmektedir. Önbaskı olarak yayınlanan makaleler hakemli dergilerde sonradan yayınlanabileceği gibi, kimi zaman reddedilerek hiçbir zaman yayınlanmayabilir ya da ciddi düzenlemeler ve değişikliklerle yayınlanabilir. Önbaskı konumundaki makalelere ekstra şüphecilikle yaklaşmakta fayda vardır. @@ Şahitlik, muhakeme, algı, hafıza ya da iç-gözlem gibi bilişsel bir sistem değildir. Bu yüzden epistemik kaynaklar içinde kendine özel bir yeri vardır. Şahitlik, en basit haliyle, başka insanların ifade ettiği inançlara dayanır. Şahitliğin en yaygın bilgi kaynağı olduğu düşünülür. İletişim, medya ve eğitim gibi günlük hayatımızı kuşatan pek çok şey, şahitlik sonucu bilgi edinmemizi sağlar. Alp Dağları’na ilişkin birinci elden bir deneyimimiz olmasa da coğrafya kitaplarını, blogları ya da ansiklopedileri inceleyerek Alp Dağları’na dair bilgi edinebilir. Şahitlik sonucu gerçekten bilgi edinip edinmediğimiz önemli bir tartışma konusudur. Bir kişinin, doğru olanı ifade edip etmediğini her zaman kestirmek mümkün değildir. Bazı dışsalcılar için bu bir tartışma konusu olmayabilir. Doğru yolla nedensel bir biçimde inancımız oluştuysa, bu inancın epistemik statüsü çok tartışmaya açık değildir. Ancak, şahitliğin, tıpkı algı gibi, güvenilir olup olmadığı tartışması hala devam etmektedir. Şahitliğin güvenilir olmadığı ve bundan ötürü bilgi üreten bir mekanizma olamayacağı konusunda şüpheci görüşler vardır. Bu tarz bir şüphecilik, bilginin kesin ve doğru olmasına dayandığından, şahitlik kaynaklı bilgilerimizin büyük bir bölümünü dışarıda bırakır. Şahitlik hakkındaki şüphecilik doğruysa eğer, şahitlik sadece yüksek ihtimalli inançlar sağlayabilir. Ancak, kesinlik taşımadığından ötürü, yanıltıcıdır. Bu şüpheci pozisyon, epistemologlar arasında yaygın bir biçimde kabul görmez. Şahitliğin özel statüsüne yönelik bir diğer eleştiri ise, şahitliğin tek başına bilgi oluşturmak için yeterli olmadığıdır. Diğer bir deyişle, şahitlik aslen algı ya da hafıza gibi başka bilgi kaynaklarına bağlıdır. Özne, daha önce algı, hafıza ya da diğer yollarla edindiği inançlar doğrultusunda şahitliğe dair bir inancın doğruluğunu garanti altına alabilir. Şahitlik, bu birincil bilgi kaynaklarından geçmediği sürece, tek başına gerçekleşemez. Bu indirgemeci pozisyona karşı çıkanlar, şahitliğin bilişsel bir yeti olmamasına karşın tıpkı algı, hafıza, iç-gözlem gibi bilgi üreten temel bir mekanizma olduğunu düşünürler. İndirgemecilik karşıtlarının, öznenin daha önceden şahitlik yaptığı kişinin deklare ettiği inançların doğruluğuna dair sahip olduğu gözlemlerin, şahitliğin bilgi oluşturması için gerekli olmadığını kanıtlaması gerekir. Eğer, şahitlik ettiğimiz kişiye dair önceki gözlemlerimiz, şahitliğimizin oluşması için gerekli bir kriter ise, şahitlik tek başına bilgi-üreten bir mekanizma olamaz. Şahitlik ile ilgili ilginç konulardan bir tanesi, sosyal epistemoloji olarak adlandırdığımız alan içinde merkezi öneme sahip olmasıdır. Daha önceden bahsettiğimiz epistemoloji tartışmalar, bireyin, başka bireylerle ilişkileri olmaksızın sahip olduğu bilgi ve bunları üreten süreçlerle ilgiliydi. Sosyal epistemoloji, bilginin tek başına bireysel bir şey olmadığını, insanlar arası ilişkilerin ve iletişimin bilginin oluşması konusunda önemli pay sahibi olduğunu iddia eder. Şahitlik ise bunun bir parçası olması itibariyle, sosyal epistemolojinin ana elementlerinden biri haline gelir. Sosyal epistemolojiye ilişkin tartışmalar, birden çok birey arasındaki iletişimin ya da şahitliğin bilginin doğası ile olan ilişkisini, sosyal ilişkilerin bilginin doğruluğuna olan etkisini, toplumsal ve kültürel yapıların bilgi üretme süreçlerine müdahale edip etmediğini inceler. Bu sosyal epistemoloji alanı dışında, çağdaş epistemolojide pek çok yeni yaklaşım da geliştirilmiştir. @@ Algılanan ilişkilerle gerçekte olan ilişkilerin birbirine uymamasıdır.Kısa algılanan bir çizgi, gerçekte algılama alanında bulunan diğer çizgilerle aynı uzunlukta olabilir.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- SUPPORT yerine DESTEK
- SUPPORT :/yerine DESTEKLEMEK
- SUPPORT vs./and ENCOURAGEMENT
- SÜR'AT[Ar.] ile ÂCELE["ACALE" değil!]
- SÜRAT[Ar.] ile/ve/||/<> HIZ
( Bir nesnenin birim zamanda aldığı yolun büyüklüğü. @@ Bir nesnenin birim zamanda aldığı yolun yönlü büyüklüğü. | Alınan yolun, harcanan zamana oranı. | Çabukluk. | Bir devimden doğan güç, şiddet. )
- SPEED[İng.] ile/değil/yerine/= SÜRAT
- SURAT ile SURATLI ile SURATSIZ/LIK ile SURAT DÜŞKÜNÜ
- SURAT[Ar.]/ÇEHRE[Fars. ÇİHRE] değil/yerine/= YÜZ
- SÜRATLENMEK ile SÜRATLENDİRMEK ile SÜRAT ile SÜRATLİ/LİK ile SÜRATSİZ/LİK ile SÜRAT KATARI
- ŞÛRA-YI DEVLET değil/yerine/= DANIŞTAY
- SÛRE ile/ve ÂYET
- SÜREÇ ile/ve AKIBET
- SÜREÇ ile FETRET[Ar.]
( ... İLE İki peygamber ya da sultan arasında peygambersiz/sultansız geçen süre. | İslâm'a göre, Hz. İsa ile Hz. Muhammed arasında geçen süre. | İki olay arasındaki süre. | Hükümet gücünün gevşediği bir yerde, düzenin yeniden kurulmasına kadar geçen süre. )
- SÜREĞEN BRONŞİT ile/||/<> İVEĞEN BRONŞİT
( Uzun süreli bronş yangısı. İLE/||/<> Kısa süreli bronş yangısı. )
- SÜREĞEN HEPATİT ile/||/<> İVEĞEN HEPATİT
( Uzun süreli karaciğer yangısı. İLE/||/<> Kısa süreli karaciğer yangısı. )
- SÜREĞEN PANKREATİT ile/||/<> İVEĞEN PANKREATİT
( Pankreasın uzun süreli yangılanması ve kalıcı hasar. İLE/||/<> Pankreasın ani yangılanması ve kısa süreli belirtilarla ilişkili bir durum. )
- SÜREĞEN SİNÜZİT ile/||/<> İVEĞEN SİNÜZİT
( Uzun süreli sinüs yangısı. İLE/||/<> Kısa süreli sinüs yangısı. )
- SÜREKLİ "TESPİT" ile/||/<>/> YAKINMA
- SÜREKLİLİK ile/ve/<> DUYARLILIK(HASSASİYET)
- SÜREKLİLİK = TEMADİ = CONTINUITY[İng.] = CONTINUITÉ[Fr.] = KONTINUITÄT[Alm.] = CONTINUITAS[Lat.]
- SÜREKLİLİK ve UYGUNLUK/UYUŞMA/MUTABAKAT
( CONTINUITY and TO HARMONIZE )
- SÜREKLİLİKTE:
NESNE/CİSİM ile/ve/||/<>/> DEVİM/HAREKET ile/ve/||/<>/> ZAMAN
( ... İLE/VE/||/<>/> Süreklilik bağlamı/kavramı olmadan da düşünülebilir. İLE/VE/||/<>/> Süreklilik bağlamı/kavramı olmadan düşünülemez. )
- SURET ile GEOMETRİK BİÇİM
- SÛRET[Ar.] ile HEY'ET[Ar.]
- SÛRET değil/yerine/= PAY
- SÛRET ile/ve/||/<> RUH
( Nesnede. İLE/VE/||/<> Organizmada. )
- SÛRET[Ar.] ile SIBGA[Ar.]
- SÛRET ile/ve/> SÎRET
( Sûret aynı olsa da, sîretler farklıdır. )
( Rahman. İLE/VE Rahim. )
( Biçim, görünüş, kılık. | Tarz, yol, gidiş. | Çare, çözüm. İLE Birinin iç durumu, tavrı, gidişi, ahlâkı. | Durum çevirisi, hal tercümesi, özgeçmiş, biyografi. | Yürüyüş, yaşam süreci. )
( Zihinde oluşan keyfiyet. İLE/VE/> ... )
- SÛRET ile/ve/<>/= SÛRE
- SURET ile SURETA
- SÛRET ile/ve/> SÛVER
( ... İLE/VE/> Sûretlerin toplamı. )
- SÛRETLER" değil SÛRET ile/ve/||/<>/> ŞEKİL değil ŞEKİLLER
- ZAMAN = TIME[İng.] = TEMPS[Fr.] = ZEIT[Alm.] = TEMPUS[Lat.] = KHRONOS[Yun.] = TIEMPO[İsp.]
- SÜREYYA RESTAURANT :
( İstinye'de, Yeniköy'e giden ana cadde üzerinde olup, çok ünlü bir restaurant olup uzun yıllardan beri hizmet vermektedir. )
- SURGERY :/yerine AMELİYAT
- SÜRMANŞET değil/yerine/= ÜSTBAŞLIK
- SÜRNATÜRALİST değil/yerine/= DOĞAÜSTÜCÜ
- SÜRPRİZ ile/ve ÜMİT/UMUT
( SURPRISE vs./and HOPE )
- SÜRREALİST değil/yerine/= GERÇEKÜSTÜCÜ
- ANGLE OF FRICTION[İng.] / ANGLE DU FROTTEMENT[Fr.] / REIBUNGSWINKEL[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRTÜNME AÇISI
- FRICTIONAL ELECTRICITY[İng.] / ÉLECTRICITÉ DE FRICTION[Fr.] / REIBUNGSELEKTRIZITÄT[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRTÜNME ELEKTRİĞİ
- FRİCTİON FACTOR[İng.] / MADRÛB-İ DELK[Osm.] / FACTEUR DE FROTTEMENT[Fr.] / FRIKTIONFAKTOR/REIBUNGSFAKTOR[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRTÜNME ETMENİ/ÇARPANI/FAKTÖRÜ
- DELK EMSÂLI[Osm.] / COEFFICIENT OF FRICTION[İng.] / COEFFICIENT DU FROTTEMENT[Fr.] / REIBUNGSBEIWERT, REIBUNGSKOEFFIZIENT[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRTÜNME KATSAYISI
- FRICTION LOSS[İng.] / PERTE PAR FROTTEMENT[Fr.] / REIBUNGSVERLUST[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRTÜNME KAYBI
- FRICTION FORCE[İng.] / FORCE DE FROTTEMENT[Fr.] / FRIKTIONSKRAFT/REIBUNGSKRAFT, REIBUNGSKRAFT[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRTÜNME KUVVETİ
- REIBUNGSVISKOSITÄT[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRTÜNME VİSKOZİTESİ
- DELK[Osm.] / FRICTION[İng.] / FRICTION, FROTTEMENT[Fr.] / FRIKTION/REIBUNG, REIBUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRTÜNME
- FRICTION FLOW[İng.] / ÉCOULEMENT AVEC FROTTEMENT[Fr.] / REIBUNGSSTRÖMUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRTÜNMELİ AKIŞ
- FRICTIONLESS FLOW, INVISCID FLOW[İng.] / ÉCOULEMENT SANS FROTTEMENT[Fr.] / REIBUNGSFREIE STRÖMUNG[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRTÜNMESİZ AKIŞ
- SÜRÜ ile/değil TOPLULUK/CEMAAT
- ANTRIEBSKRAFT[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRÜCÜ KUVVET
- DRIFT CURRENT[İng.] / COURANT DE DÉRIVE[Fr.] / DRIFTSTROM[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRÜKLENME AKIMI
- MOBILITÉ DE DÉRIVE[Fr.] / DRIFTBEWEGLICHKEIT[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRÜKLENME HAREKETLİLİĞİ
- DRIFT SPEED, DRIFT VELOCITY[İng.] / VITESSE DE DÉRIVE[Fr.] / DRIFTGESCHWINDIGKEIT[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜRÜKLENME HIZI
- FORCE D'ENTRAÎNEMENT[Fr.] ile/değil/yerine/= SÜRÜKLEYİCİ KUVVET
- SÜRÜMEK ile SÜRÜLMEK ile SÜRÜNMEK ile SÜRÜTMEK ile SÜRÜKLEMEK ile SÜRÜKLENMEK ile SÜRÜKLETMEK ile SÜRÜNDÜRMEK ile SÜRÜNDÜRÜLMEK ile SÜRÜKLENDİRMEK ile SÜRÜKLENEBİLMEK ile SÜRÜKLEYEBİLMEK ile SÜRÜ ile SÜRÜM ile SÜRÜŞ ile SÜRÜCÜ/LÜK ile SÜRÜMLÜ/LÜK ile SÜRÜSÜZ ile SÜRÜMSÜZ/LÜK ile SÜRÜ SÜRÜ ile SÜRÜ SEPET ile SÜRÜM SÜRÜM ile SÜRÜCÜ KURSU ile SÜRÜCÜ BELGESİ
- SURVIVOR GUILT[İng.] değil/yerine/= HAYATTA KALAN SUÇLULUĞU
( Hayatta kalan suçluluğu; başkalarının hayatta kalamadığı fakat kendilerinin kurtuldukları bir durumdan sonra hissettikleri hayatta kalarak yanlış birşey yaptığını hissetme duygusudur. Savaştan sağ çıkan kişiler, doğal afetten kurtulanlar, salgın hastalıktan kurtulanlar, ailesi ya da arkadaşları arasında intihar edenler arasında rastlanır. Bu durumun rastlanması kişinin psikolojik profiline bağlıdır.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- SUS!!!:
HAKARET değil UYARI/DESTEK
- SUSABİLMEK/SÜKÛT ve/||/<> PERHİZ/REJİM ve/||/<> NEŞE ve/||/<> COŞKU
- SUSPECT :/yerine ŞÜPHELİ, ŞÜPHELENMEK
- SUT[Fr. SOUDE] ile ŞUT[İng. SHOOT]
( Eskiden bazı bitkilerden, bugün sodyum klorürden elde edilen sodyum karbonatın ticaretteki adı. İLE Futbolda, bir oyuncunun, topu, kaleye sokmak için ayağıyla yaptığı sert ve hızlı vuruş. )
- SÜT ile AĞIZ
( Yeni doğurmuş memelilerin ilk sütü. )
- SÜT ile/ve/<> ŞARAP
( İlim'i simgeler. İLE/VE/<> Aşk'ı simgeler. )
- SUT ile SUT KOSTİK
- SÜT ile SÜT OTU ile SÜT DİŞİ ile SÜT İZNİ ile SÜT KIRI ile SÜT TAŞI ile SÜT TOZU ile SÜT ASİDİ ile SÜT BEYAZ ile SÜT İNEĞİ ile SÜT DANASI ile SÜT KUZUSU ile SÜT MAVİSİ ile SÜT ÇOCUĞU ile SÜT ŞEKERİ ile SÜTÜ BOZUK/LUK ile SÜT KARDEŞİ ile SÜT ÇORBASI ile SÜT OTUGİLLER ile SÜT KARDEŞLİĞİ
- SÜTLÜ ile SÜTLÜK ile SÜTLÜCE ile SÜTLÜ OT ile SÜTLÜ KAHVE ile SÜTLÜ KENGEL
- SÜTLÜCE (< GALATAT[Yun.]) ile SÜTLÜCE
( Haliç'te, Hasköy'de, Halıcıoğlu'nun kuzeyindedir. İLE Beykoz'da, Yalıköy'de bulunan eski bir piknik yeri. )
- SÜTLÜOT ile SÜTOTU
( Çuhaçiçeğigillerden, yaprakları salata gibi yenilen bir bitki. İLE Sütotugillerden, Kuzey Amerika'da yetişen, kökleri tıpta kullanılan, otsu bir bitki. )
( GLAUX MARITIMA cum POLYGALA VULGARIS )
- SU'ÛD[Ar.] ile İRTİFÂ'[Ar.]
- SU'ÛD[Ar.] ile İS'ÂD[Ar.]
- SU'ÛD[Ar.] ile RUKİYY[Ar.]
( Yukarı çıkmak, tırmanmak. İLE Aşama aşama, adım adım çıkmak, yükselmek. )
- SUÛD[Ar.] ile SUÛD[Ar. < SA'D]
( Yukarı çıkma, yükselme. İLE Kutsal sayılan yıldızlar. )
- ŞUUR ile/ve HÜRMET
( Kur'an'î akıl ile furkanî aklın birliği. İLE/VE ... )
- FILTRATION[İng.] / FILTRATION[Fr.] / FILTRAT[Alm.] ile/değil/yerine/= SÜZME
- SÜZMEK ile SÜZME BAL ile SÜZME YOĞURT
- SVO/SEREBROVASKÜLER OLAY CEREBROVASCULAR ACCIDENT[İng.] değil/yerine/= BEYİN-DAMAR OLAYI
- SWEET :/yerine TATLI
- SWOT:
STRENGTH ve/||/<> WEAKNESS ve/||/<> OPPORTUNITY ve/||/<> THREAT
( Güçlü yönler. VE/||/<> Zayıf yönler. VE/||/<> Fırsatlar. VE/||/<> Tehditler. )
- SYMBOL vs. CONCEPT
- SYSTEM vs./and CONCEPT
- T-TEST[İng.] ile/değil/yerine/= T-DENEMESİ
- T FILTER[İng.] / FILTRE EN T[Fr.] / T-FILTER[Alm.] ile/değil/yerine/= T SÜZGEÇ
- T ile ...
( DEĞİŞİMDE DEĞİŞMEDEN KALAN | EN YÜKSEK VE TANIMLANAMAZ GERÇEKLİK | TEO, TAO, TE, THE, [Ar.]el- )
- T ile D
- T ile T
( Türk abecesinin yirmidördüncü harfi. İLE Trityum'un simgesi. )
- T ile Tb ile Tc ile TC
( Trityum'un simgesi. İLE Terbiyum'un simgesi. İLE Teknetyum'un simgesi. İLE Türkiye Cumhuriyeti'nin kısaltması. )
- TAABBÜD[< ABD] ile İBÂDET ETME, KULLUK ETME; TAPMA, TAPINMA
- TAABBÜD ile/ve TEFEKKÜR ile/ve TEVEKKÜL
- TAABBÜS[Ar.] ile TAABBÜS[Ar. çoğ. TAABBÜSÂT]
( Sayıklama ya da havadaki bir şeyi tutmaya çalışır gibi ellerini sallayarak hareket ettirme. İLE Yüz ekşitme, surat asma. )
- TAADDÜD[Ar.] ile TAAHHÜD[Ar. < AHD | çoğ. TAAHHÜDÂT]
( Birden çok olma, çoğalma, sayısı artma. İLE Üzerine alma, yapılması için söz verme. | Bir işin yapılması için resmî olarak sözleşme. | Postaya verilen bir şeyin yerine ulaşmasını sağlama. )
- TAADDÜT[Ar.] değil/yerine/= ÇOĞALMA, SAYININ ARTMASI
- TAAHHÜT ile TAAHHÜTLÜ ile TAAHHÜTLÜ MEKTUP
- TAAHHÜT ile/ve/||/<>/> TEMÎNÂT
- TAAHHÜT değil/yerine/= ÜSTENME
- TAALÎ/TEÂLÎ[Ar. < ULÜVV] ile TAALLÎ/TEÂLLÎ[Ar. < ULÜVV | çoğ. TEALLÜYÂT]
( Yükselme, ululanma. İLE Yükselme, yüksek olma. )
- TAAMMÜD[Ar. < AMD] ile TAANNÜD[Ar. < İNÂD | çoğ. TAANNÜDÂT]
( Bir işi bilerek ve isteyerek yapma. İLE İnad etme, direnme, ayak direme. )
- TAAMMÜT[Ar.] ile/<> TAAMMÜDEN
( Bir işi ya da suçu bile bile, tasarlayarak yapma. | İşlenecek bir suçun, daha önceden tasarlanması. İLE/<> Kasten. )
- TAAMMÜT değil/yerine/= TASARLAMA
- TAANNÜT[Ar.] değil/yerine/= DİRENME, DİRENİM
- TAARRUS/TAARRÜS[Ar. çoğ. TAARRUSÂT] ile TAARRUZ[Ar. çoğ. TAARRUZÂT] ile TAÂRUZ/TEÂRUZ[Ar. < ARAZ | çoğ. TEÂRUZÂT]
( Kocanın, karısına sevgi göstermesi. İLE İlişme, sataşma, takılma. | Düşmana saldırma. İLE Birbirine zıt olma. )
- TÂ'AT[Ar.] ile HİDMET/HİZMET[Ar.]
- TÂ'AT[Ar.] ile KABÛL[Ar.]
- TÂ'AT[Ar.] ile MUVÂFAKATU'L-İRÂDE[Ar.]
- TÂAT[Ar.] ile TÂÂT[Ar. < TÂAT]
( Allah'ın emirlerini yerine getirme, ibâdet. İLE İbâdetler. )
- TAAZZUM[< AZÂMET] ile BÜYÜKLÜK SATMA, KİBİRLENME | KEMİKLEŞME
- tab.[Lat. < TABELLA, TABLETTA] değil/yerine/= TABLET
- PLATE HEIGHT[İng.] ile/değil/yerine/= TABAKA YÜKSEKLİĞİ
- TABAKA ile LAMİNAT ile LAMİNE
( LAMINA vs. LAMINATE vs. LAMINATED )
( لايه نازک ile شاخه پرده اي ile متورق شدن ile متورق کردن ile متورق ساختن ile ورقه کردن ile ورقه ورقه ile متورق )
( LAYYEH NAZAK ile SHAKHEH PARDEH AY ile MOTORGH SHODAN ile MOTORGH KARDAN ile MOTORGH SAKHTAN ile VARGHEH KARDAN ile VARGHEH VARGHEH ile MOTORGH )
- TABİAT ile/ve/||/<> İTİMAT
- TABİAT ile TABİATLI/LIK ile TABİATSIZ/LIK ile TABİAT BİLGİSİ ile TABİAT BİLİMLERİ
- TABİP/TABİB[Ar.] ile/ve/değil ALYENİST[Fr.]
( Hekim. İLE/VE/DEĞİL Deliler hekimi. )
- TABİÎ ÂFET[Ar.] değil/yerine/= DOĞAL KIRAN
- TABİİLEŞMEK ile TABİİLEŞTİRMEK ile TABİİ/LİK ile TABİİ AFET ile TABİİ HUKUK
- TABİİYET ile TABİİYETLİ ile TABİİYETSİZ/LİK
- TABİL[Ar. çoğ. TEVÂBİL] ile TA'BÎR[Ar. < UBUR | çoğ. TA'BÎRÂT]
( Nane, biber, tarçın, karanfil gibi baharatlar. İLE Anlatma, ifade. | Bir anlamı olan söz. | Deyim. | Terim. | Rüya yorma. [HÜSN-İ TABÎR: Edep ve terbiye içinde anlatma.] )
- TÂBİYET ile/değil/yerine DEĞİM/LİYÂKÂT
( İkisi de, sadece/ancak ve ancak ilmedir. )
- TABLDOT[Fr. TABLE D'HOTE]["TABÜLOT" değil!] değil/yerine/= SEÇMESİZ YEMEK
( Seçmesiz yemek. | Birçok kişinin, erzak sağlayıp kendine yemek pişirtmek için kurduğu ortaklık. )
- TABURE[Fr. TABOURET] değil/yerine/= OTURAK/İSKEMLE
( Sırt ve kol dayayacak yeri olmayan iskemle. )
- TABUT ile LAHİT[Ar.]
( Ölünün, mezarlığa götürülürken, içine konulduğu sandık. İLE Kenarları kâgir, üstü kapak taşlarıyla örtülü mezar. | Taş ya da mermerden oyma mezar. )
( COFFIN vs. FUNERARY )
- TAÇ ile TAÇ KAPI ile TAÇ ATIŞI ile TAÇ BEYİT ile TAÇ YAPRAĞI ile TAÇ YAPRAKLI ile TAÇ GİYME TÖRENİ
- TAD ile/ve/<>/değil KIVAM
- TADACCU'[Ar.] ile TADACCU[Ar. < DUCRET]
( Üşenme, gevşek davranma. İLE İç sıkılması, sıkıntı. )
- TÂDİLAT ile/ve DEKORASYON
- TÂDİLAT ile/ve TAMİRAT
- TAFSÎLÂT[Ar. < TAFSÎL < FASL] ile/ve/< AÇIKLAMA
( ... İLE/VE Etraflıca, uzun uzun açıklamalar. )
- TAFSİLAT ile TAFSİLATLI
- TAHÂDU'[Ar. < HUD'A] ile TAHADDU'/TAHAZZU'[Ar. < HUDÛ'/HUZÛ'] ile TAHADDUR[Ar. < HIDR/HIZR] ile TAHAZZUR[Ar. < HÂZIR] ile TAHADDÜR[Ar. < HADER] ile TAHADDÜR[Ar. < HADR] ile TAHAZZÜR[Ar. < HAZER] ile TAHATTUR[Ar. çoğ. TAHATTURÂT]
( Aldanmış gibi görünme. İLE Alçakgönüllülük gösterme. İLE Yeşilleşme, yeşil renk bağlama. İLE Hazır olma/bulunma. İLE Örtünmek, tesettür. | Uyuşma, uyuşturulma. İLE Yokuş aşağı inme. | Yukarıdan aşağı akıp gitme. İLE Sakınma, korunma, çekinme. İLE Anımsama, hatıra getirme/getirilme, unutulduktan sonra anımsanan şey. )
- TAHAKKUK ve/||/<> RUBÛBİYET
- TAHALLÎ[Ar. < HÂLÂVET/HULVÂN | çoğ. TAHALLİYÂT] ile TAHALLÎ[Ar. < HALÂ]
( Kendi kendini donatma, süsleme. İLE Boşalma, boş kalma. | Tenhaya çekilme, yalnız kalma. )
- TAHALLÜL[< HALEL | çoğ. TAHALLÜLÂT] ile/değil/< TAHALLÜL[< HALL | çoğ. TAHALLÜLÂT]
( Bozulma, halel bulma. | Ekşime, sirkeleşme. | Araya girme. İLE Hallolma, parçaları birbirinden ayrılma. | [kimya] Ayrışma. )
( [ile] TAHALHUL[< HALHAL]: Ayağa bilezik/halhal takma. | Hava cereyânı olması. | Bir nesnenin, hacminin kabarıp şişmesi. )
- TAHAMMÜL[Ar. < HAML | çoğ. TAHAMMÜLÂT] ile TAHAMMÜR[Ar. < HAMR | çoğ. TAHAMMÜRÂT]
( Yüklenme, bir yükü üstüne alma. | Dayanma, katlanma. | Kaldırma. İLE Mayalanma, ekşime. )
- TAHAMMÜL ile/ve/<> TESLİMİYET
- TAHAMMUS[Ar.] ile TAHAMMUZ[Ar. < HAZM | çoğ. TAHAMMUZÂT]
( Büzülme, büzülüp buruşma. İLE Ekşime, oksitlenme. )
- TAHÂNET[Ar.] ile TAHÂRET[Ar.]
( Değirmencilik. İLE Temizlik. | Temizlenme. )
- TAHÂRET[Ar.]/TAHİR ile/ve/||/<>/>/< NEZÂFET[Ar.]/NAZİF
( Fiziksel/gövdesel temizlik. İLE/VE/||/<>/>/< Davranış ve tutumlardaki temizlik, ahlâkî temizlik. )
- TAHÂRET[Ar.] değil/yerine/= TEMİZLENME | TEMİZLİK
- TAHARETLENMEK ile TAHARET ile TAHARET BEZİ ile TAHARET BORUSU
- TAHARRÜS[Ar.] ile TAHARRÜZ[Ar.] ile TAHARRÜŞ[Ar. çoğ. TAHARRÜŞÂT]
( Çekinme, sakınma.[maddiyatta kullanılır] İLE Çekinme, sakınma.[maneviyatta kullanılır] İLE Tırmalanma, örselenme. )
- TAHASSÜR[Ar. < HASRET] değil/yerine/= ÖZLEM
( HASRET ÇEKME | ÇOK İSTENİLEN VE ELE GEÇİRİLEMEYEN ŞEYE ÜZÜLME )
- TAHASSÜR[Ar.] ile TAHASSÜR[Ar. < HASRET | çoğ. TAHASSÜRÂT] ile TAHASSUL[Ar. < HUSÛL]
( Kanın pıhtılaşması.[TAHASSÜR-İ DEM] İLE Hasret çekme. | Çok istenilen ve ele geçirilemeyen şeye üzülme. İLE Sonuç olarak çıkma, hâsıl olma. | Ürüme, üretme. )
- TAHASSÜSÂT[< TAHASSÜS < HİSS] değil/yerine/= DUYGULANMA/DUYGULANIM
( DUYGULANMALAR, HİSLENMELER | KALPLE İSTEMEK )
- TAHAŞŞÜT[Ar.] değil/yerine/= YIĞINAK
- TAHAYYÜL[Ar. < HAYAL | çoğ. TAHAYYÜLÂT] ile TAHAYYÜR[Ar. < HAYRET | çoğ. TAHAYYÜRÂT]
( Hayale getirme, hayale dalma, hayalde canlandırma. İLE Hayran olma, hayrete düşme, şaşakalma, şaşırma. )
- TAHDÎD[Ar. < HADD | çoğ. TAHDÎDÂT] ile TAHTÎT[Ar. < HATT]
( Sınırlama, sınır çizme. İLE Çizme, çizilme, çizgi ile belirli kılma. | Çizgi. )
- TAHDİDAT[Ar.] değil/yerine/= SINIRLAMALAR
- TAHDİT değil/yerine/= ÇEVRELEME/BUÇLAMA
- TAHDİT[Ar.] değil/yerine/= SINIRLAMA, ÇEVRELEME
- TAHFÎF[Ar. < HİFFET] ile/ve TEŞDÎD[Ar. < ŞİDDET] ile/değil/yerine/>< TAKDÎR[Ar.]
( Hafifletme, yükünü azaltma. İLE/VE Şiddetlendirme, güç verme. | Şeddeleme. | Bir harfi çift okunan ve şedde işaretinin adı. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Beğenme, değer biçme, değer verme/verilme. | Değerini/önemini anlama. )
- TAHKİKAT değil/yerine/= SORUŞTURMA
- TAHKİKAT ile TAHKİKAT KOMİSYONU
- TAHKİKTE:
VİCDANÎ KANAAT değil YASAL KANIT
- TAHKİMAT ile TAHKİMATLAR ile TAKVİYE EDİLMİŞ ile MÜSTAHKEM KALE
( FORTIFICATION vs. FORTIFICATIONS vs. FORTIFIED vs. FORTIFIED FORTRESS )
( سنگر بندي ile حصار ile تقويت ile بارو ile استحکامات ile محروس ile محروسه ile حصن حصين )
( SANGAR BANDY ile HESAR ile TAGHOYT ile BARO ile ESTAHKAMAT ile محروس ile MAHROSEH ile حصن حصين )
- TAHLÎF[Ar. < HALEF] ile TAHLÎF[Ar. < HALF | çoğ. TAHLÎFÂT]
( Birini kendi yerine bırakma. İLE Yemin ettirme, yemin verme, andiçme/andiçirilme.[RESM*İ TAHLÎF: Andiçme töreni.] )
- TAHLÎL[Ar. < HALL] ile TAHLÎL[Ar. < HALL | çoğ. TAHLÎLÂT]
( Ekşitme, sirkeleştirme. İLE Çözümleme, analiz. Bütünleşik/birleşik(mürekkep) bir nesneyi belirlemek üzere bölümlere ayırma. )
- TAHLİL ile TESPİT
- TAHLİYE ile/ve/||/<> BERAAT
- TAHMİN ile KANAAT
- TAHMÎR[Ar. < HAMR | çoğ. TAHMÎRÂT] ile TAHMÎR[Ar. < HİMÂR | çoğ. TAHMÎRÂT] ile TAMİR[Ar.]
( Yuğurma, yuğrulma. | Mayalandırma. İLE Birine "eşek" deme. İLE Onarım. | Yapılan bir yanlışı, kusuru düzeltmeye çalışma. )
- TAHNİT ile TAHNİT SANATI
- TAHRİBAT[Ar.] değil/yerine/= YIKIP BOZMA
- TAHRÎF[Ar. < HAREF] ile TAHRÎF[Ar. < HARF | çoğ. TAHRÎFÂT]
( Genç birine bunaklık isnâd etme. İLE Harflerin yerini değiştirme, bozma, kalem oynatma, değiştirme. | Bir tanımın anlamını değiştirme. )
- TAHRİFAT[Ar.] değil/yerine/= DEĞİŞTİRİ
- TAHRİFAT TAHRİBAT
- TAHRİRAT ile TAHRİRAT KATİBİ
- TAHRİRAT ile TAHRİREN
( Resmî bir daire tarafından yazılan yazılar ve mektuplar. İLE Yazıyla, yazılı olarak. )
- TAHRÎS[Ar.] ile TAHRÎS[Ar. < HIRS | çoğ. TAHRÎSÂT] ile TAHRÎZ[Ar. < HIRZ | çoğ. TAHRÎZÂT] ile TAHRÎŞ[Ar. çoğ. TAHRÎŞÂT]
( İçinde bir şey saklanılan nesne. Ambar. İLE Hırslandırma/hırslandırılma. İLE Kışkırtma, kışkırtılma. İLE Tırmalama, tırmalanma. | Yakış kaşındırma, azdırma. )
- TAHSÎR[Ar. < HASRET] ile TAHSÎR[Ar. < HASÂR] ile TAHZÎR[Ar.]
( Özlem duyma, duydurma. İLE Zarara uğratma. İLE ... )
- TAHŞİYE[Ar. < HAŞY] ile TAHŞİYE[Ar. < HAŞYET]
( Hâşiye yazma. | Dipnot yazma, çıkma yapma. İLE Ürperme, ürpertilme. )
- TAHT değil BAHT
- TAHT değil/yerine/= ŞIN
- TAHT ile/ve/değil/||/<>/< TABUT
- TAHT ile TAHT[Fars.] ile TAHT[Fars.]
( Alt, aşağı. [>< FEVK] İLE Hükümdarların oturduğu büyük koltuk. | Hükümdarlık makamı. İLE Yağma, çapul, soygun, talan. )
- TAHTA ile BİNİT
( ... İLE Hamur durumundaki ekmeklerin, fırına atılmadan önce, içine konulduğu oyuk gözlü tahta. )
- TAHTA ile MİRA[İt.]
( ... İLE Arazi üzerinde seçilmiş bir işaret noktasının düşeyini (çekül doğrultusunu) gösteren, yön belirtmek için uzaktan gözlenen, geometrik biçimli tahta lata. )
- TAHTA ile OKTANT
( ... İLE Yükseklik tahtası. )
- TAHTALAŞMAK ile TAHT ile TAHTA ile TAHTACI/LIK ile TAHTALI ile TAHTA BİTİ ile TAHTA GÖĞÜS ile TAHTA KAŞIK ile TAHTA KURDU ile TAHTA PAMUK ile TAHTA PERDE ile TAHTA GÖĞÜSLÜ ile TAHTALI GÜVERCİN
- TAHYÎL[Ar. < HAYÂL | çoğ. TAHYÎLÂT] ile TAHYÎR[Ar. < HAYR | çoğ. TAHYÎRÂT]
( Akla/fikre getirme/getirilme. İLE Birini, iki şey arasından birini tercih etmek durumunda bırakma, istediğini tercih etmeyi teklif etme. )
- TAHZÎR[Ar.] ile TAHZÎR[Ar.] ile TAHZÎR[Ar. < HAZER | çoğ. TAHZÎRÂT]
( Hazırlama. | İlâç hazırlama. | Yeşillendirme, yeşil renk verme. İLE Önleme, men etme. İLE Sakındırma. | Men etme. )
- TAK ile TAKA ile TAKT ile TAKI ile TAKACI/LIK ile TAKILI ile TAK TAK ile TAK TUK
- TÂKAT değil/yerine/= GÜÇ
- TAKAT ile TAKATLİ ile TAKATSİZ/LİK ile TAKAT SINIRI
- TAKAV ile AT NALI | NALBANT
- TAKAYYÜD[< KAYD] ile TEKAÜD[< KUUD]
( Bağlanma, bağlı olma; Çalışma, çabalama, uğraşma, üstüne düşme; Dikkatli davranma. İLE Karşılıklı oturma; Emekliye ayrılma, emeklilik. )
- TAKAYYÜT[Ar.] değil/yerine/= BAĞLI OLMA
( Bağlı olma, bağlanma. | Üstüne düşme, özen gösterme. )
- TAKDİR ile/ve KUDRET ile/ve MAKDUR ile/ve KADER
- TAKE vs. GET
- TAKİBAT değil/yerine/= KOVUŞTURMA
- TAKIM-TAKLAVAT
( Anlamını, bilenler bilir. )
- TAKIM ile TAKIM ERKİ ile TAKIM OYUNU ile TAKIM TAKIM ile TAKIM ELBİSE ile TAKIM TAKLAVAT
- TAKİPSİZLİK ile/ve/||/<>/> BERAAT
- TAKLÎD[Ar.] ile TENHÎT[Ar.]
- TAKLİD[Ar.] ve/<>/= TEZAD[Ar.]
- TAKLÎDEN[Ar.] ile TAKLÎDÎ[Ar.]
( Tıpkısını, benzerini yaparak. | Gülünç tarafını belirterek. İLE Taklitle yapılan.[SAVT-İ TAKLÎDÎ | Fr. ONOMATOPÉE] )
- TAKLİT ETMEK ile TAKLİT ile TAKLİT ile TAKLİTLER ile TAKLİTÇİ ile TAKLİTÇİ
( IMITATE vs. IMITATED vs. IMITATION vs. IMITATIONS vs. IMITATIVE vs. IMITATOR )
( تقليد کردن ile متاسي شدن ile مقتدل ile ادا ile بدلي ile اقتداء ile تقليد ile اداء ile نظائر ile تقليدي ile تقليبي ile مقلد )
( TAGHALYD KARDAN ile METASY SHODAN ile مقتدل ile ادا ile بدلي ile اقتداء ile TAGHALYD ile EDA ile NEZAER ile تقليدي ile تقليبي ile MOGHOLD )
- SANAT:
TAKLİT (İLE) ile/ve/||/<> TEMSİL (İLE)
- TAKLİT ile ÂDET
( COPYING vs. CUSTOM/HABIT )
- TAKLİT ile/ve/||/<> AKTARIM ile/ve/||/<> KALIT/MİRAS
- TAKLİT[Ar. < TAKLİD] ile/değil/yerine/>< ASIL[Ar. < ASL]
( Bir şeyin en ileri zıddı, taklididir. )
( Belirli bir örneğe benzemeye ya da benzetmeye çalışma, öykünme. | Birinin davranışlarını, konuşmasını tekrarlayarak eğlenme. | Benzetilerek yapılmış şey, imitasyon. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Bir şeyin kendi, örnek, kopya karşıtı. | Kök, köken, kaynak. | Gerçeklik. | Soy, nesep. | Gerçek, esas. | Bir şeyin temelini oluşturan, ana. | Aranılan nitelikleri en çok kendinde toplamış olan. | Bir görevde sürekli bulunan, yedek karşıtı. | Gerçekten, gerçek olarak. )
- TAKLİT ile/ve/değil/yerine/||/<>/> AYNALAMA
- TAKLİT ile/yerine HAKÂ
- TAKLİT ile/değil/yerine HAYRANLIK
- TAKLİT ile/ve/<> İTAAT
- TAKLİT ile ÖZDEŞLEŞME
( COPYING vs. TO INDENTIFY )
- TAKLİT ile SADÂKAT
- TAKLİT[Ar.] ile/ve/<> TAGŞÎŞ[Ar.]
- TAKLİT ile/ve/değil TAKİP
( [not] COPYING vs./and/but FOLLOW-UP )
- TAKLİT ile TAKLİTÇİ/LİK ile TAKLİT MOBİLYA
- TAKLİT ile/ve/değil/yerine/||/<>/> TEKRAR
- TAKLİT ile TEVÂCÜD
- TAKLİT ile/yerine YARATIM
( COPYING vs. CREATION
CREATION instead of COPYING )
- TAKMA AD/MAHLAS/MÜSTEÂR[Ar. < ÂRİYYET]/NICK NAME[İng.] ile/ve AYANÎ
( ... İLE/VE Divan Şiiri'nde takma ad. )
- TAKOZ ile/değil BAT
( ... İLE/DEĞİL Kurşun boruların ağzını açmakta kullanılan, şimşirden, ucu sivri, bir çeşit takoz. )
- TAKSA[Lat.] değil/yerine/= ÜCRET
( Pulu yapıştırılmadan ya da eksik yapıştırılarak gönderilen mektup için alıcının cezalı olarak ödediği posta ücreti. )
- TAKSÎM ile/ve/||/<>/> TAKSİT
- TAKSİRAT[Ar.] değil/yerine/= HATALAR
- TAKSİTLENDİRMEK ile TAKSİ ile TAKSİM ile TAKSİR ile TAKSİT ile TAKSİCİ/LİK ile TAKSİRLİ ile TAKSİTLİ ile TAKSİTSİZ ile TAKSİ DOLMUŞ ile TAKSİRLİ SUÇ ile TAKSİT TAKSİT
- TAKSON[İng. TAXON] ile/||/<> COPE'UN ÖZELLEŞMEME YASASI[İng. COPES RULE OF THE UNSPECIALIZED] ile/||/<> DIŞ GRUP[İng. OUTGROUP] ile/||/<> EPİTET[İng. SPECIFIC EPITHET] ile/||/<> EVRİMSEL BİYOLOJİ[İng. EVOLUTIONARY BIOLOGY] ile/||/<> İKİLİ ADLANDIRMA[İng. BINOMIAL NOMENCLATURE] ile/||/<> TAKSONOMİ[İng. TAXONOMY] ile/||/<> ÜÇLÜ ADLANDIRMA[İng. TRINOMIAL NOMENCLATURE]
( Taksonomide, organizma gruplarının her birine verilen addır. Çoğulu taksa (İng: taxa) olarak bilinir. @@ Yeni büyük takson ile ilişkili evrimsel yeniliklerin atalarının genel özelliklerine benzemesi, özelleşmesinden daha muhtemeldir. Yani evrimsel süreç bu yasaya göre özelleşme için çaba sarf etmez farklılaşmalar zaman içinde olur. @@ Bir filogenetik analizde, diğer taksonlardan daha önce türleşen, farklılaşan, evrimleşen öbeğe verilen addır. Hominidlerin evrimi analiz edilecek olursa, hilobatlar ve gibonlar dış grup olacaklardır. @@ Taksonomi biliminde, türleri isimlendirmek için kullanılan ikili adlandırmanın ikinci kelimesi. Türü tanımlayan kelimedir ve cins isminden sonra gelir. Örneğin, Homo sapiens türü için "sapiens" epitet addır. @@ Canlılar arasındaki genetik çeşitliliği, türlerin hangi atalardan türediklerini ve evrimsel süreçte geçirdikleri biyolojik değişimleri inceleyen bilim dalı. Bu alanda çalışan bilim insanlarına "evrimsel biyolog" denir. Evrimsel biyoloji doğrudan bireylerin hayatları boyunca geçirdikleri değişimlere odaklanmaz, popülasyonların nesiller boyunca geçirdiği süreçleri inceler. Biyolojinin bir alt dalı olmakla beraber popülasyon genetiği, moleküler evrim, taksonomi, evrimsel ekoloji ve evrimsel tıp gibi birçok alt dalı bulunmaktadır. @@ Taksonomi biliminde, tür adlarının iki kelimeden oluşacak biçimde gösterilmesi. Carl Linnaeus tarafından geliştirilmiştir. İsimlendirmelerde ilk kelime cins adını ifade ederken, ikinci kelime ise epitet ismini ifade eder. İki kelimenin birleşimi tür adını verir. Örneğin, günümüzde nesli devam eden tek insan türü olan Homo sapiens için "Homo", cins ismi iken; "sapiens" ise epitet ismidir. "Homo sapiens" kullanımı ise türü temsil eder. İkili adlandırmaya akademik kaynaklarda ve çeşitli taksonomi yazılarında "binomial nomenklatür" de denmektedir. @@ Geniş anlamda sınıflandırma bilimi. Daha ayrıntılı bir tanımlama ise; yaşayan ve yok olmuş organizmaların sınıflandırılması-yani biyolojik sınıflandırma. Terim, Yunanca taxis ("düzenleme") ve nomos ("kanun") türemiştir. @@ Taksonomi biliminde, alttürleri ve alttür altı taksonları ifade etmek için kullanılan bir isimlendirme biçimi. Örneğin, Panthera pardus pardus alttürü bu biçimde ifade edilmiştir. Üçlü adlandırmaya, akademik kaynaklarda ve bazı taksonomi yazılarında "trinomial nomenklatür" de denmektedir.
[ açıklamaların devamı için... bkz. > evrimagaci.org/sozluk ] )
- TAKT[Fr. < TACT] değil/yerine/= YERİNDE KONUŞMA/DAVRANMA
- TAKTÎR[Ar. < KAT, KUTUR, KATARÂN | çoğ. TAKTÎRÂT] ile/değil/< TAKDÎR[Ar. < KADER | çoğ. TAKDÎRÂT]
( Damla damla akıtma, dökülme, damlama. | Damıtma, inbikten çekme. İLE Beğenme, değer biçme, değer verme/verilme. | Değerini/önemini anlama. | Ezelde Allah'ın olmasını istediği şeyler. )
- TAKVÂ[Ar. < VİKAYE] ile/ve VERA'[Ar.] ile/ve ZÜHD
( Sakınma - Korunma - Ümit. İLE/VE Şüpheliyi uzakta tutmak. İLE/VE Şüpheli olma olasılığı ile mübâhların çoğunu terk etmek. )
( Haramlardan sakınma/ittikâ. İLE/VE Şüphelilerden sakınma/ittikâ. İLE/VE Mübâhları terk. )
( Tevâzû. İLE/VE Mahviyet. İLE/VE ... )
( Dinin yasak ettiği şeylerden kaçınma. | Belirli olan şeyin yanından geçmemek. | Günahlara direnç kazanmak. İLE Haramdan kaçınma. )
( TAKVA: Yolculuk azığı. )
- TAKVÂ[Ar.] ile/||/<> VERÂ[Ar.] ile/||/<> ZÜHD[Ar.]
- TAKYECİ CAMİSİ / MEŞELİ MESCİD ile TAKYECİ/TAKKECİ CAMİSİ
( Kocamustafapaşa'dadır. İLE Topkapı dışında, Eski Edirne yolu üzerindedir. )
( XVI. yüzyılda, Arakiyeci(Takkeci) Ahmed Çelebi tarafından Mimar Sinan'a yaptırılmıştır. İLE 1591'de, Arakiyeci İbrahim Çavuş tarafından. )
- TAL ile TALİ ile TALK ile TALİ YOL ile TALK ŞİST ile TALK PUDRASI
- TALBOT'S BANDS[İng.] / BANDES DE TALBOT[Fr.] / TALBOT-BÄNDER[Alm.] ile/değil/yerine/= TALBOT BANTLARI
- TALBOT'S LAW[İng.] / LOI DE TALBOT[Fr.] / TALBOT-GESETZ[Alm.] ile/değil/yerine/= TALBOT YASASI
- TALBOT[İng./Fr.] / TALBOT[Alm.] ile/değil/yerine/= TALBOT
- TALEBE ile MÜRİD
- TALEL[Ar.] ile CESED[Ar.]
- TALENT[Yun. TALANTON] ile/||/<>/> STATER
( 26 kg. @@ Para birimi Talent'ten üç mina daha ağır yapılarak, aradaki fark ağırlık talenti'nin birimlerine paylaştırılmıştır. Bu birim stater'dir. [873,2 gram] ve eski sikkeye yani 'Didrahmi'ye denk sayılacak bir ağırlık birimidir, ayrıca askatları vardır. )
( Atina'da alışverişte kullanılan Talent 36,39 kilogramdı. Para birimi olarak ağırlığı ise 25,92 kilogramdı. Talanton'un altmışta biri de mİna'ydı.[436,60 gram]. )
- TALENT :/yerine YETENEK
- TALEP ile/ve/<> RAĞBET
- TALİH ile BAHT ile GÖNENMEK
- TALÎK[Ar.] ile TA'LÎK[Ar. < ALAK | çoğ. TÂ'LÎKAT]
( Güleryüzlü. | Düzgün söz söyleyen. İLE Asma/asılma. | Bir şeye bağlı gösterme. | Geciktirme, askıda bırakma/bırakılma. | Belirli bir zamana bırakma, te'hîr. | Hat sanatında bir yazı biçimi. )
- TÂLİKAT[Ar.] ile/ve/||/<>/> MÜBÂHASAT[Ar. < MÜBÂHESE]
( Bir kitabın bâzı yerlerini açıklamak ve eleştirmek amacıyla sayfa kenarlarına konan ya da ayrıca bir risâle biçiminde yazılan notlar. İLE/VE/||/<> Bir konu üzerine iki ya da daha fazla kişinin kendi arasında yaptığı konuşmalar. | Bahse girişmeler. İddialı ve karşılıklı konuşmalar. )
- TALİKAT ile TARİKAT["TA:RİKAT" değil TARİKAT]
- TA'LÎM[Ar. < İLM | çoğ. TA'LÎMÂT] ile TA'LÎN[Ar.]
( Öğrenme, öğretme, öğretim, öğretilme. | Okutma, ders verme/verilme. | Meşk ile yetiştirme. | Askerlik idmanı. | İdman, egzersiz. İLE Açığa vurma/vurulma. )
- TALİMAT VERMEK ile TALİMAT ile ÖĞRETİCİ ile ÖĞRETİCİ ile EĞİTMEN ile ENSTRÜMAN ile ENSTRÜMANTAL ile ALETLERİ
( INSTRUCT vs. INSTRUCTION vs. INSTRUCTIONAL vs. INSTRUCTIVE vs. INSTRUCTOR vs. INSTRUMENT vs. INSTRUMENTAL vs. INSTRUMENTS )
( آموزاندن ile تعليم دادن ile آموختن به ile آموختن ile دستورالعمل ile آموزش ile دستور ile تعليم ile تدريس ile درس ile دستورگان ile آموزگاري ile ياد دهنده ile آموختار ile آموزنده ile آموزگار ile آلت ile ابزار ile وسيله ile اسباب ile اوزار ile قابل استفاده ile وسيله ساز ile سازي ile ادوات ile آلات )
( AMOZANDAN ile TAELYM DADAN ile AMUKHTAN BAH ile AMUKHTAN ile DASTOROLAMEL ile AMUZESH ile DASTOR ile تعليم ile TADARYS ile DARS ile DASTORGAN ile AMUZGARY ile YAD DAHANDEH ile AMUKHTAR ile AMUZANDEH ile AMUZGAR ile ALT ile ABZAR ile VESYLAH ile ASBAB ile اوزار ile GHABEL ESTEFADEH ile VESYLAH SAZ ile SAZY ile EDVAT ile ALAT )
- TALİMAT ile/ve/değil/yerine/||/<>/< TALEP
- TAM BİR PİSTİL/UZV-İ TE'NÎS-İ TAM = PISTIL COMPLET
- TAM DOLU ile TAM UYARI ile TAM KAN ile TAM GELİŞMİŞ ile TAM GÖVDELİ ile TAM EL ile DOLUNAY ile DOLU ile DELİKLERLE DOLU ile TAM PARÇA ile TAM FİYAT ile TAM DURAK ile TAM ZAMANLI ile DAHA DOLGUN ile DOLGUNLUK
( FULL vs. FULL ALERT vs. FULL BLOOD vs. FULL BLOWN vs. FULL BODIED vs. FULL HAND vs. FULL MOON vs. FULL OF vs. FULL OF HOLES vs. FULL PIECE vs. FULL PRICE vs. FULL STOP vs. FULL TIME vs. FULLER vs. FULLNESS )
( سير ile تام ile آگندن ile مملو ile ممتلي ile مشبع ile مفصل ile پر ile حال آماده باش ile نژاد خالص ile کاملا افراشته ile عظيم الجثه ile اوچ و پس ile ماه شب چهارده ile بدر ile پر از ile سوراخ سوراخ ile قواره ile تمام شده ile وقفه کامل ile تمام وقت ile سنگين کننده ile لکه گير ile امتلاء ile پري ile سيري )
( SYR ile TAM ile AGANDAN ile MOMLU ile ممتلي ile مشبع ile MAFASL ile PAR ile HAL AMADEH BASH ile NEJAD KHALES ile KAMELA AFRASHTEH ile AZYM OLJOSEH ile OOCH VE PES ile MAH SHAB CHEHARDEH ile BADAR ile PAR AZ ile SORAKH SORAKH ile GHAVAREH ile TAMAM SHODEH ile VAQFEH KAMEL ile TAMAM VAGHT ile SANGYNE KONANDEH ile LAKEH GYR ile امتلاء ile پري ile SYRY )
- İSTİDÂD:
TAM ile/ve/değil/||/<> EKSİK
- TAM NİSBET / NİSBET-İ TÂMME ile NİSBET-İ NÂKISA / GAYR-I TAM NİSBET
( İnşâî | Haberî[İsim | Fiil] İLE/VE Takyidî | İzâfî )
( Nispet-i Tâmme= Tümce(cümle) * HABERİYE(-İsim(dır/dir) ve -Fiil(saklı dır/dir) * İNŞÂİYE(Emir, Soru, Nehiy, Temenni). İLE Nispet-i Nakısa(Eksik nispet)= Tamlama )
- TAM TAHNÎT ile/değil/yerine YARIM TAHNÎT
( Mısır'da. İLE/DEĞİL/YERİNE Osmanlı'da. )
( TAHNÎT: Ölüyü, bozulmaması için belirli bir yapı ve oranda ilâçlama, koruma. )
(1996'dan beri)