FaRkLaR KILAVUZU/"SOZLUGU"!!!


TÜZE'DE(HUKUK)

KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!
( SÜREKLİ AYIRDINDA VE FARKINDA OLUNMASI GEREKENLER!!! )

 



Doğrudan, bu bölüm/sayfa içeriğinde
arama yapmak için...

( Klavyenizde "Ctrl + F" tuşlarıyla[önce "Ctrl" tuşu ve basılı tutarken "F" tuşuna basarak] ve/veya(^/v) fareyle[mouse] sol üst köşedeki "Düzenle/Edit" kısmında "Bul/Find"'ı tıklayarak aradığınız sözcüğü yazarak aramanızı yapabilirsiniz. )
* ( Windows için geçerlidir. )
* ( Linux ve Macintosh kullanıcıları nasıl arama yapacaklarını biliyorlardır. )



AÇIKLAMALAR/ÖNSÖZ
[Mutlaka okuyunuz!!!]

 

- Bazı sözcüklerin hem sözlüklerdeki karşılığına/anlamına da yer verilmekte, bazılarına da özellikle yer vermeyip psikolojik, felsefi, bilimsel, sanatsal, göreceli, pratik, belirli bir sınırlılık ve yaklaşımlardan/açıklamalardan yararlanılarak parantezler açılmıştır.

- Bu çalışmada, başlıkların altlarındaki bilgilere/açıklamalara (parantezlere), kişilerin kendilerinin düşünmelerine/değerlendirmelerine fırsat verebilme amacıyla ve özellikle pek fazla yer verilmemektedir. Zihinlerce/kişilerce uygun bulunmayabilecek bilgiler/parantezler gözardı edilebilir.
[ ( ) Parantez içinde yer verilmelerinin nedeni de budur! ]
[ Kavramların yanında bulunan ( ) parantezler ek bilgi ya da açıklama olarak, [] köşeli parantezler ise ayrıntı/teknik bilgi vermek üzere kullanılmıştır. ]

- Bazı/birçok sözcüğe özellikle/bilerek/belirli bir bilinçle/yaklaşımla yer verilmemiştir. Hayır! / Evet!

- Bu çalışmada, birçok sözcüğün/kavramın altında bazen "açıklama/ları" bulunmakta, bazen -özellikle ve çeşitli nedenlerden dolayı- bulunmamaktadır.

- Bazı başlıkların altına, veri/bilgi girmemizin çeşitli nedenlerinden biri ise ulaşım/erişim kolaylığı sağlamak üzere hazır veri/bilgi karşılıklarını sunmak ve dil/sözlük çalışmalarının yeterince ilgi görmemesinden dolayı maddî[üyelik ya da bağış] desteğinize/katkılarınıza başvurarak gelişmek üzeredir! [Dolayısıyla sizin de FaRkLaR Kılavuzu'na destek olabilmek amacıyla üyeliğinizi şimdi başlatmanızı dileriz! Teşekkürler!] )

- Bu çalışmanın sözlük olarak algılanmamasını/kullanılmamasını da sağlamak amacıyla ve özellikle ":"[iki nokta üst üste] ya da "...dır!" şeklinde belirtilmemiştir!

- Bu çalışmada, başlıkların [kavram ya da olguların] ne olduklarından çok, ne olmadıklarına işaret etme çabası güdülmektedir. [Bir DEĞİL!'leme çalışması olarak değerlendirilmelidir!]

- Bu çalışmada bulunan tüm karşılaştırmaların/belirtmelerin tanımlan(a)mayan, sözcük olarak karşılığı/adı tam olarak oluşturul(a)mamış, fakat zihinlerimizde karşılığı bulunan/bulunabilen "3." anlamları ve/veya ara anlamları düşünülebilir.

- Bu kılavuz/sözlük, dil(d)e/kavramlar(d)a/sözcükler(d)e ilginizin daha da artması ve sözlük/ahit kullanımını artırmayı amaçlamaktadır.

- İngilizce'ye ve öteki dillere yer verme nedenimiz, öteki dillerle karşılaştırmalı yaklaşımla bir bilince sahip olmanıza aracı/yardımcı olabilmektir.

- Zamanla buradaki birçok sözcüğün etimolojik derinliklerine ve öbür dillerdeki karşılıklarına da yer verilecektir.(Bu konuda her türlü destek ^v(ve/veya) katkınızı görmekten mutluluk duyarız!)

- Bu kılavuzdaki bilgiler, SDP(Sinir Dili Programlası)(NLP) üzerine kılavuzluk edebilir.

- Bu kılavuz, soru sorma/sorgulama, yoğun/derin düşünme aracı/vesilesi olarak kullanılabilir.

- Bu kılavuz/sözlük üzerine olan tüm katkı/destek/uyarı/yorum ve önerilerinizi görmek ve değerlendirmekten mutluluk duyarız! Ayrıca burayı tıklayarak, dille ve buradaki içerikle ilgilenebileceğini düşündüğünüz kişilere tavsiye edebilirsiniz.



"... ile/ve/değil/yerine ..."
[bağlaçların kullanımı/okunuşu...]

- Kavramların aralarında kullanılan/bulunan
"... ile/ve/değil/yerine ..."
bağlaçları, ilgili satırı 2/3/4 kez ve ayrı ayrı şekilde okumanız ve satırları tekrarlamamak içindir.
( - UCLAR ile FARKLAR [karıştırılmamalı!]
- UCLAR ve FARKLAR [ayrı olmalarının yanısıra birlikte de düşünülebilir/kullanılabilir!]
- UCLAR değil FARKLAR [dır!]
- UCLAR yerine FARKLAR [düşünülmeli/kullanılmalıdır!] )



... ile ...
[ÖNCESİ | SONRASI]

- Sözcükleri dizerken ya da "... ile" öncesiyle "ile ..." sonrası arasında bir öncelik/fark/özellik/tercih/vurgu yoktur. Her ikisini de kesinlikle birbirine karıştırmamak, her ikisinin de derinliğine/önemine ve ciddiyetine yer/destek verilmesi gerekmektedir.

- Belirlemelerin/karşılaştırmaların daha da oturması/derinleşmesi için, "ile"den sonraki sözcüğün yanına tekrar "ile"den önceki sözcüğü düşünerek/koyarak değerlendiriniz.
( "- ADÂLET ile TÜZE" ise "- ADÂLET ile TÜZE [ile ADÂLET]" gibi. )

EN SON YAPILMIŞ OLAN EKLEMELER
[ 06 Eylül - 17 Ekim 2017 arasında... ]

 

Bugün [17 Ekim 2017] itibariyle
Tüze bölümüne yapılmış olan eklemeler aşağıdaki gibidir.
[ 06 Eylül - 17 Ekim 2017 arasında... ]
( 41 yeni ekleme, 21 katkı )


-@ DİDİNME ile/ne yazık ki DİDİŞME
[ Eklenme Tarih ve Saati: 16 Ekim | 02:17 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/48145 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]

( Kendi içinde. İLE Kişilerle, olanlarla, geçmişle. )
( En uzun dişe sahip yılandır. )

-@ NEPOTİZM ile PATRONAJ ile KAYIRMA
[ Eklenme Tarih ve Saati: 16 Ekim | 01:43 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/48138 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]


-@ [ne yazık ki] BOŞ SÖZ ile/ve/||/<>/> YANLIŞ DAVRANIŞ-TUTUM
[ Eklenme Tarih ve Saati: 16 Ekim | 01:42 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/48137 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]


-@ [ne yazık ki] SAÇMA ile/ve/değil/||/<> BAĞLANTISIZ
[ Eklenme Tarih ve Saati: 16 Ekim | 01:40 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/48136 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]


-@ İSYAN ile İTİRAZ
[ Eklenme Tarih ve Saati: 16 Ekim | 01:38 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/48135 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]


-@ "DURUŞ" ile/ve/||/<> "BAKIŞ"
[ Eklenme Tarih ve Saati: 16 Ekim | 01:35 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/48133 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]


-@ TONİLATA
[ Eklenme Tarih ve Saati: 16 Ekim | 01:21 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/48126 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]


-@ KIYÂM ve/||/<> SÜKÛNET ve/||/<> KAVL ve/||/<> HAYAT
[ Eklenme Tarih ve Saati: 15 Ekim | 15:34 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/48092 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]

( Hizmet ile olsun! VE/||/<> Hürmet ile olsun! VE/||/<> Hikmet ile olsun! VE/||/<> Edep ile olsun! )

-@ ABAD ile/ve/<> AİHM
[ Eklenme Tarih ve Saati: 04 Ekim | 17:59 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/48061 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]

( Avrupa Birliği Adâlet Divânı İLE/VE/<> Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi )

-@ [ne yazık ki] !İŞKENCE ile/ve/<> !İNSANLIK DIŞI UYGULAMA
[ Eklenme Tarih ve Saati: 04 Ekim | 17:39 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/48058 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]


-@ [ne yazık ki] !EZİYET ile/<> !İŞKENCE
[ Eklenme Tarih ve Saati: 04 Ekim | 17:25 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/48056 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]


-@ ULUSLARARASI HUKUK ile/ve/değil/ne yazık ki KARŞILIKLI "KABUL"
[ Eklenme Tarih ve Saati: 04 Ekim | 16:57 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/48053 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]


-@ TAKSİRAT[Ar.] değil/yerine/= HATALAR
[ Eklenme Tarih ve Saati: 02 Ekim | 01:30 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/48045 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]


-@ TAKSİR[Ar.] değil/yerine/= HATA
[ Eklenme Tarih ve Saati: 02 Ekim | 01:28 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/48044 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]

( Kısaltma, kısma. | Kusurda bulunma. | Dikkatsizlik, tedbirsizlik, meslekte acemilik ya da düzene, buyruklara ve talimata uymazlıktan doğan kusurlu olma durumu. )

-@ KOVUŞTURMA değil/yerine/>< TAKİPSİZLİK
[ Eklenme Tarih ve Saati: 02 Ekim | 01:02 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/48036 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]


-@ GÜZELLİK >< FAZLALIK
[ Eklenme Tarih ve Saati: 01 Ekim | 17:10 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/48015 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]

( Güzellik, fazlalıklardan arınmışlıktır. )

-@ TAKBİH[Ar.] değil/yerine/= KINAMA
[ Eklenme Tarih ve Saati: 28 Eylül | 21:09 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/47964 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]

( Çirkin görme, beğenmeme. | Kınama. )

-@ TAKARRÜR[Ar.] değil/yerine/= KARAR VERME
[ Eklenme Tarih ve Saati: 28 Eylül | 19:00 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/47960 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]

( Bir yerde karar kılma, yerleşme. | Karar verilme. )

-@ TAKANAK değil/yerine/= ALACAK/BORÇ | İLİŞKİ
[ Eklenme Tarih ve Saati: 28 Eylül | 18:58 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/47958 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]


-@ TAYIN ile TAYİN
[ Eklenme Tarih ve Saati: 27 Eylül | 18:10 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/47947 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]

( Asker azığı. | Asker ekmeği. | Savaş ya da seferberlik dönemlerinde, vatandaşlara karneyle dağıtılan ekmek. İLE Ne olduğunu anlama, gösterme, belirtme, kararlaştırma. | Atama. )

-@ TAHRİRAT ile TAHRİREN
[ Eklenme Tarih ve Saati: 27 Eylül | 17:58 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/47946 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]

( Resmî bir daire tarafından yazılan yazılar ve mektuplar. İLE Yazıyla, yazılı olarak. )

-@ TAHKİM değil/yerine/= GÜÇLENDİRME
[ Eklenme Tarih ve Saati: 27 Eylül | 17:15 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/47941 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]

( Güçlendirme, sağlamlaştırma. | Antlaşmazlıkların, hakem yoluyla çözülmesi yöntemi. )

-@ YAPTIRIM ile/değil/yerine TEŞVİK
[ Eklenme Tarih ve Saati: 27 Eylül | 11:52 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/47936 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]


-@ TAHDİT[Ar.] değil/yerine/= SINIRLAMA, ÇEVRELEME
[ Eklenme Tarih ve Saati: 24 Eylül | 20:29 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/47927 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]


-@ TAHDİDAT[Ar.] değil/yerine/= SINIRLAMALAR
[ Eklenme Tarih ve Saati: 24 Eylül | 20:28 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/47926 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]


-@ TAHAKKÜM[Ar.] değil/yerine/= BASKI, ZORLAMA
[ Eklenme Tarih ve Saati: 24 Eylül | 20:05 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/47917 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]


-@ TAĞYİR[Ar.] değil/yerine/= DEĞİŞTİRME, BAŞKALAŞTIRMA | BOZMA
[ Eklenme Tarih ve Saati: 24 Eylül | 20:00 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/47915 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]


-@ "ÖLMEYE DEĞER" ile ÖLDÜRMEYE DEĞER ile/değil/yerine YAŞAMAYA DEĞER
[ Eklenme Tarih ve Saati: 22 Eylül | 00:28 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/47898 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]

( Birkaç şey var. İLE Hiçbir şey yok. İLE/DEĞİL/YERİNE Çok şey var. )

-@ TÂCİL ile TÂCİR
[ Eklenme Tarih ve Saati: 20 Eylül | 21:01 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/47894 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]

( Hızlandırma, çabuklaştırma, tezleştirme. İLE Ticaretle uğraşan kişi. )

-@ DÜRÜSTLÜK =/> RAHATLIK
[ Eklenme Tarih ve Saati: 20 Eylül | 18:41 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/47888 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]


-@ TAAMMÜT[Ar.] ile/<> TAAMMÜDEN
[ Eklenme Tarih ve Saati: 19 Eylül | 23:37 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/47881 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]

( Bir işi ya da suçu bile bile, tasarlayarak yapma. | İşlenecek bir suçun, daha önceden tasarlanması. İLE/<> Kasten. )

-@ TAAMMÜDEN[Ar.] değil/yerine/= KASTEN
[ Eklenme Tarih ve Saati: 19 Eylül | 23:33 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/47879 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]


-@ BİLGİ =/||/<> NE YAPMAYACAĞININ BİLGİSİ
[ Eklenme Tarih ve Saati: 17 Eylül | 14:59 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/47872 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]


-@ İKİ SORUN:
ADÂLETSİZLİK
ile/ve/||/<> ANLAMSIZLIK
[ Eklenme Tarih ve Saati: 13 Eylül | 16:47 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/47857 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]

( Tüze(hukuk) ile sağlanmaya/çözülmeye çalışılmaktadır fakat hukuka ulaşılamamıştır. İLE/VE/||/<> Sanat ile giderilmeye çalışılmaktadır fakat ne yazık ki, sanat, insanlara ulaşamamıştır. )

-@ VAZGEÇİRMEDE/CAYDIRICILIKTA:
GENEL ÖNLEM
ile/ve/||/<> ÖZEL ÖNLEM
[ Eklenme Tarih ve Saati: 13 Eylül | 14:36 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/47852 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]


-@ SUÇ ile/değil/<> SAPMA
[ Eklenme Tarih ve Saati: 13 Eylül | 14:35 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/47851 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]


-@ SÜREKLİ:
"TOPLARSAK"
ile/değil/yerine/>< PAYLAŞIRSAK
[ Eklenme Tarih ve Saati: 13 Eylül | 14:20 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/47848 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]

( Hiçkimseye yetmez. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Herkese yeter. )

-@ "YAPAMAM" değil/yerine/>< YAPABİLİRİM
[ Eklenme Tarih ve Saati: 09 Eylül | 14:28 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/47824 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]

( )

-@ UYU-YOR ile UY-UYOR
[ Eklenme Tarih ve Saati: 08 Eylül | 12:08 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/47820 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]


-@ TAHRÎR ile TAKRÎR
[ Eklenme Tarih ve Saati: 02 Ekim | 01:19 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/9607 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]

( Yazma, kitabet, kompozisyon. İLE Yerleştirme, yerleştirilme. | Anlatma, ders verme. | Önerge. | Tapu dairesinde taşınmaz malını başkasına sattığını ya da ipotek ettiğini söyleme. )

-@ İLİM/LER ile/ve/+/<> İRFAN/HİKMET
[ Eklenme Tarih ve Saati: 01 Ekim | 16:52 ]
[ www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/7688 (Bu başlığa, sürekli/doğrudan erişim ve paylaşım) ]

( Bilgisi.[hikmetin] İLE/VE/+/<> Kendi.[hikmetin] | İlmi, hayata geçirme bilgisi. )
( [konunun] Öncesi | Sonrası | İçi | Dışı İLE/VE/+/<> Zamanı | Zemini )
( 4N İLE/VE/+/<> 2N )
( Nasıl?[Ne asıl?] | Niye?[Neye?] | Nereden? | Nereye? İLE/VE/+/<> Nerede? | Ne zaman? )
( Nasıl? İLE/VE/+/<> Niçin?[Ne için?] )
( Önü | Arkası | Sağı | Solu İLE/VE/+/<> Alt/ı ve üst/ü )
( Dört yön İLE/VE/+/<> Taban ve tepe )
( Yön İLE/VE/+/<> Konum )
( Değişken/araz. İLE/VE/+/<> Sabit/mutlak. )
( Akıl ile. İLE/VE/+/<> Akıl ve/+ gönül ile. )
( Görü. İLE/VE/+/<> Öngörü. )
( İdrak. İLE/VE/+/<> İz'an. )
( İdrak. İLE/VE/+/<> İlmi/ni idrak. )
( Rükû İLE/VE/+/<> Kıyam/Secde )
( Çevre İLE/VE/+/<> Çekirdek )
( Küre/Daire/Çember İLE/VE/+/<> Merkez/Nokta )
( Doğrusal. İLE/VE/+/<> Dairesel. Döngüsel. )
( Sözlük. İLE/VE/+/<> Kılavuz. )
( "Yatay". İLE/VE/+/<> "Dikey". )
( "Dikey". İLE/VE/+/<> "Yatay". )
( "Yabancı"/"tanıdık"/"uzak". İLE/VE/+/<> Tanıdık/yakın. )
( Sözcükler[Terimleri/Kavramları] | Tarih[/Tarihçesi] | Doğası[Kimyası/Biyolojisi/Anatomisi] | İşlevselliği[Fizik/Fizyoloji] İLE/VE/+/<> Koşullar[Zamanı ve Zemini(Yeri/Mekânı)] )
( Önce İLE/VE/+/<> Sonra )
( Âlim İLE/VE/+/<> Ârif )
( ben İLE/VE/+/<> BEN )
( Sıfat İLE/VE/+/<> Zât )
( Gövde İLE/VE/+/<> Öz )
( Gövde İLE/VE/+/<> Göz )
( Beden ilmi. İLE/VE/+/<> Ledün ilmi. )
( İlmin marifeti. İLE/VE/+/<> Marifetin ilmi. )
( Marifetin ilmi. İLE/VE/+/<> İlmin marifeti. )
( Tümellerin idrâki. İLE/VE/+/<> Tekillerin idrâki. )
( Müşkil çözer. İLE/VE/+/<> Akıl üretir. )
( Maddeyi idrak becerisi yüksek kişiler. İLE/VE/+/<> Maddeyi idrak becerisi yüksek kişiler. )
( İlm-i Hudurî. İLE/VE/+/<> İlm-i Husulî. )
( Tasdik[Yargı] İLE/VE/+/<> Tasavvur[Kavram] )
( Görerek/gözlemleyerek. İLE/VE/+/<> İşiterek/dinleyerek. )
( Düşünce ve gözlem ile. İLE/VE/+/<> Katılım ve sezgi ile. )
( Sözlük. İLE/VE/+/<> Kılavuz. )
( Yazı/şekil ile. İLE/VE/+/<> Gelenek ile. )
( Veri/ler ile. İLE/VE/+/<> Bilgi/bilgelik ile. )
( Nesneyi bilmek. İLE/VE/+/<> Kendini bilmek. )
( Yanıtlar ile. İLE/VE/+/<> Sorular ile. )
( Bilinebilecekleri ve yapılması gerekenleri bilmek. İLE/VE/+/<> Kaçınılması/yapılmaması gerekenlerden kaçınmak. )
( Cehâleti gideren. İLE/VE/+/<> Gafleti gideren. )
( Evreni tanımaya ve tanıtmaya çalışır. İLE/VE/+/<> İnsanı tanımaya ve tanıtmaya çalışır. )
( Doğayı tanımaya ve tanıtmaya çalışır. İLE/VE/+/<> İnsanı tanımaya ve tanıtmaya çalışır. )
( Herkes/e. İLE/VE/+/<> Bazıları/na. )
( İsteyene. İLE/VE/+/<> Hak edene. )
( Herkes bilebilir. İLE/VE/+/<> Bazıları bilir. )
( "40 yaş öncesi". İLE/VE/+/<> "40 yaş sonrası". )
( Bilmenin/bilginin sonucu. İLE/VE/+/<> Bilmenin/bilginin kendi. )
( Bilmek. İLE/VE/+/<> Bilmekten, [sürekli] "bilme"ye geçmek. )
( Kişi, bilmediğiyle karşılaşınca oluşmaya başlar. İLE/VE/+/<> Kişi, kendiyle karşılaşınca oluşmaya başlar. )
( Yatay. İLE/VE/+/<> Dikey. )
( Sizin araştırmalarınızla... İLE/VE/+/<> Birlikte paylaşımlarımızla... )
( Aramakla bulunabilir. İLE/VE/+/<> Aramakla bulunmaz. [Fakat bulanlar, aramış olanlarıdır!] )
( Fikri hür, vicdanı hür. İLE/VE/+/<> İrfanı hür. )
( Her yerde ve her şeyde. İLE/VE/+/<> Sende! [ İrfan/kültür, sokakta dolanır; almasını bilirsen! Bilim, doğanın her köşesinde var; görmesini bilirsen! ] )
( Hem Doğu'da, hem Batı'da. İLE/VE/+/<> [daha çok] Anadolu'da ve Doğu'da! )
( Bazen birden, bazen zamanla kazanılır! İLE/VE/+/<> Zamanla kazanılır. )
( Yeterince çalışılırsa, -neredeyse- mutlaka! İLE/VE/+/<> Belki! )
( Çeşm-i insaf gibi kâmile mîzân olmaz Kişi noksanını bilmek gibi irfân olmaz. )
( Nasıl/nelerin konuş(ul)abileceğini öğretir. İLE/VE/+/<> Nasıl/neleri konuşmayacağını ve susabilmeni gösterir. )
( Maluma bakar. İLE/VE/+/<> Mazerete bakar. )
( Tâbi ol! İLE/VE/+/<> Talip ol! )
( Episteme. İLE/VE/+/<> Gnosis. )
( Genel rahmet. İLE/VE/+/<> Özel rahmet. )
( Geçmiş. İLE/VE/+/<> Gelecek. )
( Bileşikleri(mürekkebât) idrâktir. İLE/VE/+/<> Yalını(basît) idrâktir. )
( Mutlaktır. İLE/VE/+/<> Bilgisizlikten sonraki bir duruma özeldir. )
( Mutlaktır. İLE/VE/+/<> Yokluğun(adem) aracılık ettiği iki idrâkin sonucudur. )
( Mutlaktır. İLE/VE/+/<> Riyâzet yoluyla elde edilir. )
( Yöntemi zordur. İLE/VE/+/<> Yöntemi kolaydır. )
( İhtilâfı çoktur. İLE/VE/+/<> İhtilâfı azdır. )
( Neden-delili[burhân-i limmî] ile elde edilir. İLE/VE/+/<> Nasıl-delili[burhân-i innî] ile elde edilir. )
( Seni/onu, başkasına bildiren. İLE/VE/+/<> Seni, sana bildiren. )
( İrfan öğretisi, insanlığı bir bütün olarak algılayıp insanlık değerlerine nerede olursa olsun, duyarlı olmayı öğretir. )
 



 


 

 

( Bugün [17 Ekim 2017] itibariyle
Tüze(Hukuk) bölümünde,
3585 başlık/FaRk yer almaktadır.
)

www.FaRkLaR.net/lugat

Türk Hukuk Lügâtı

Türkiye Araştırmaları Dergisi[TALİD] - Hukuk Tarihi

Adâlet(.gov.tr) Sözlüğü

Muharrem BALCI


- FARKLILIKLAR ile/değil FARKLAR

- "KARIŞMAK":
NE YAPMAYACAĞI/NA / SÖYLEMEYECEĞİ/NE
ile/değil
NE YAPTIĞINA/SÖYLEDİĞİNE

( Birine, ne yapmayacağını söylemek/anlatmak/göstermek karışmak değildir! ["Karışmak", yapılacak yanlış ya da doğru olan eylem/söz için kullanılabilir ancak.] )
( Kişilerin ne söyleyeceğini ya da yapacağını söylemeye, "müdahale" ya da "karışmak" denilebilir (belki ve çoğu şey için). Fakat ortak olan kavram, ifade, durum, davranış ve tutumlarda, toplumsal birlik, düzenlilik ve sürekliliğin sağlanması için gerektiğinde, hepimizin, birbirimize neyi yapamayacağını/yapmayabileceğini söylemesi kabalık ya da karışmak değildir! )

- "ÖRTÜŞME" ile/ve "BULUŞMA"

- OTUR(T)MAK ile ÖRTÜŞ(TÜR)MEK

- İLİŞKİ ile/ve BAĞLANTI

- SALTIK GÖRÜNÜŞLER ile/değil GÖRÜNÜŞLERİN SALTIK İLKESİ

- GERÇEK/LİK ile/ve/<>/değil GEREKÇE/LİLİK
( Olgularda. İLE/VE/<>/DEĞİL Açıklamalarda/tanımlarda. )
( Gerçeklik, saltık değildir/olamaz. )

- GEREKLİLİK ve/> SÜREKLİLİK ve/> KESİNLİK

- ÖZGÜRLÜK ile/ve HAK
( Özgürlük, hak ile sınırlanır. )

- İTİBARÎ ile "HAKİKÎ"

- [ne yazık ki] !KEYFÎ "İDÂRE" ile/ve !KEYFÎ "İRÂDE"

- ZEKÂ ile/ve/değil DEHÂ

- EN ÖNEMLİ/LER ve/ya da OLMAZSA OLMAZ/LAR
( 1.) SAĞLIKÖZGÜRLÜK ( HEALTHFREEDOM ) )
( 2.) ZAMAN ve ENERJİ (TIME & ENERGY) )
( 1.) DOĞA ve DOĞALLIK ( NATURE & NATURALNESS ) )
( 2.) UYUM ve BÜTÜNLÜK ( HARMONY & INTEGRITY ) )
( 3.) GELİŞİM ve DEĞİŞİM ( PROGRESS/DEVELOPMENT & ALTERATION/CHANGING ) )
( "EĞER"SİZ, "ÇÜNKÜ"SÜZ, "AMA"SIZ; "KARŞIN/RAĞMEN"Lİ SEVGİ! )
( Sevgi, hiçbir zaman durmaz ve dinlenmez. )
( Sevgide, "bir" bile yoktur, "iki" nasıl olabilsin? )
( SEVGİ: BÜTÜNÜN DUYUMU )
( İVAZSIZ, GARAZSIZ, ÇIKARSIZ, AİDİYETSİZ, SAHİPSİZ SEVGİ )
( Gelişim ve Değişim, ani ve süreksiz adımlarla gerçekleşir. )
( UNCONDITIONAL LOVE )
( 3.) BİLGİ ve FARKINDALIK ( INFORMATION & AWARENESS ) )
( While love will never stops or rest.
In love there is not the one even, how can there be two? )

- İLERLEME ile ÇOĞALMA

- EŞİT HAK ile/ve/||/<>/>/< EŞİT PAYLAŞIM

- ÖZDEŞ/LİK ile/ve TÜRDEŞ/LİK ile/ve SÜREKLİ/LİK ile/ve KURALLI/LIK

- BÜTÜNLÜK ile YOĞUNLAŞMA/KONSANTRASYON

- BÜTÜN ile/ve/değil/<> PARÇA
( Bir kavramın, bireylerinin toplamı, bütünü vermez. )
( Bütün, parçaların toplamından daha fazla birşeydir. )
( ZIRNIK[Fars. < ZIRNÎH]: Sıçanotu, arsenik madeni ile kükürt karışığı bir madde. | Herhangi bir şeyin en küçük, önemsiz ve işe yaramaz parçası. )

- TÜZE(HUKUK) ile/ve ADÂLET
( ... İLE/VE Lâyık olana, lâyık olunanı vermek/verebilmektir. )
( Adâlet ancak hakikatten, saadet ancak adâletten doğabilir. )
( Attika mahkemelerinde, suçlu, suçu tespit edildikten sonra, bazı hallerde, kendine uygun gördüğü cezayı kendi isteyebilirdi. )
( Adâlette gecikme olmaz! | Adâletin gecikmesi olmaz/olmamalı! | Adâletin gecikmişi olmaz! )
( "BURNU SÜRTMEK": Yavuz Sultan Selim, hükümdarlığında, hırsızlık yapanları bir direğe bağlar, tanınması için günlerce çarşının içinde dolaştırtırmış. Bugünkü deyimle yüz kızartıcı suçlar dediğimiz çeşitli ahlâki suçlarda ise suçluyu burnu yere sürtecek şekilde bir arabaya yatırtır, burnunu yere sürttürürmüş. "Bırak, burnu sürtsün biraz!" gibi deyimler buradan gelmektedir. Yavuz Sultan Selim'in ilk sekiz yılında yaptığı bu uygulamalarla toplum büyük bir huzura ulaşmış ve hem devletin gücünü, hem de bütçesini üç kat büyütmüştür. )
( ZEMBİLLİ ALİ EFENDİ(CEMÂLÎ)'nin adâlet anlayışını ve uygulamalarını yani kendisine neden "Zembilli" denildiğini de araştırmanızı salık veririz. )
( ADÂLET DAİRESİ

Adâlet, dünya barışının temelidir.
Dünya bağının sınırlarını devlet belirler.
İşte bu devlet duvarını inşâ edecek, devlete düzen sağlayacak olan hukuktur.
Siyasi güç olmaksızın hukuk, yaptırımlarını yerine getiremez.
Siyasi gücü, askeriye korur.
Askeri gücün yaşamasını ekonomi sağlar.
Ekonomik gücü halk sunar.
Halkın birliğini sağlayacak olan ise adâlettir.

Adl'dir mucib-i salâh-ı cihan
Cihan bir bağdır, divan devlet
Devletin nâzımı şeriattır
Şeriata olamaz hiç hâris illâ mülk
Mülk zabteylemez illâ leşker
Leşkeri cem edemez illâ mal
Malı cem eyleyen raiyettir
Raiyeti kul eder padişah-ı âleme adl. )
( Sayın Muharrem Balcı'nın yayınlarını paylaştığı adresi... www.MuharremBALCI.com )
( Türk Hukuk Lügâtı'na, burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz... )
( Elimizde kudret olmadığı sürece, özgürlük isteriz.
Kudreti ele geçirince üstün olmak isteriz.
Ama başaramazsak, adâlet isteriz. )

- TÜZE ile/ve/||/<> AKTÖRE/AHLÂK
( [Hesap] Eylemden sonra. İLE/VE/||/<> Eylemden önce. )

- TÜZE ile/ve TOPLUMBİLİM

- TÜZE ile/ve MATEMATİK

- ADÂLET ve/<> SEVGİ
( Toplumda. VE/<> Bireyde. )

- ADÂLET ve/=/<> ÖLÇÜ/LÜLÜK
( Her konuda/hususta, itidâli ihtiyâr et! )

- ADÂLET ile/ve/||/=/<>/< DENGE, ÖLÇÜLÜLÜK/İTİDÂL[< ADL]
( Toplumla olan ilişkide. İLE/VE/||/=/<>/< Kişide. )
( İçte. İLE/VE/||/=/<>/< Dışta. )

- ADÂVET değil/yerine/>< ADÂLET

- ADÂLET ile/ve AHKÂM

- ADÂLET ve/<> NİYET ve/<> SÜREKLİLİK

- ADÂLET ve RAHMET

- ADÂLET yoksa/> KARGAŞA

- ADÂLET ile/ve/<> KARMA
( Karma ve Kader kavramlarını, kapsamlı bir şekilde anlamak ve görmek üzere "My name is Earl" dizisini baştan sona izlemenizi öneririz... )

- SESSİZ ADÂLET ile/ve SESLİ ADÂLET
( Para. İLE/VE Yöneticiler. )

- TOPLUMSAL ADÂLET'İN TANIMLARINDA:
GENEL
ile/ve TOPLUMSAL ile/ve SİYASAL
( Toplum içinde ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal yönden yoksul, mahrum ve zayıfların doğrudan doğruya toplum tarafından korunmaları. İLE/VE İnsanın insan onuruna uygun bir düzeye, sadece emeğinin karşılığı ile çıkabilmesinin sağlanması. İLE/VE Kişilerde kültürel ve siyasal zayıflığı doğuran olumsuz etmenlerin toplum gücüyle kaldırılması. )

- EŞİTLİK/MÜSÂVAT ile/ve/değil/yerine/< ADÂLET
( ... İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/< Güçsüzün hakkının/haklarının savunulması/korunması. )
( Kişilerin eşitliği, sadece adâletin [en kısa sürede] sağlanması için [tüze/hukuk önünde] geçerlidir. [ille de bir farkı olacaksa/oldurulacaksa, sadece bilgileri/bildikleri/marifetleri iledir/kadardır.] )
( )

- ADÂLET ile/ve/<> HAKKANİYET

- ADÂLET ile/ve HAK/İSTİHKAK

- ADÂLET ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< MERHAMET

- ADÂLET ve/<> GÜÇ
( Güce dayanmayan adâlet âciz, adâlete dayanmayan güç zâlimdir. )

- ADÂLET ile/ve/<> MANTIK

- ADÂLET ile/ve/<> SAADET

- ADÂLET ile/ve/<> ERDEM/FAZİLET
( Sevginin ürünleri. İLE/VE/<> Aklın ürünleri. )

- ADÂLET ile/ve/<>/< BARIŞ[VARIŞ]/SULH
( Eğer dünyada barış ve uyum istiyorsanız, aklınızda ve gönlünüzde barış ve uyum olmalıdır. )
( Kendinizde düzen olmadıkça, dünyada düzen olmayacaktır. )
( AN SÜKÛT'İN SULH: Davalının susması üzerine gerçekleşen barış. )
( YURTTA SULH, CİHANDA SULH! PAZ EN EL PAIS, PAZ EN EL MUNDO! )

- ADÂLET ve/> HİLÂFET

- ADÂLET ve/<>/>/< HİDÂYET

- ADÂLET ve/<> KEMÂLÂT

- YÖNETİM ile/ve/<> ADÂLET

- HİKMET ile/ve/> İFFET ile/ve/> CESÂRET ile/ve/> ADÂLET
( Aklın dengeliliği/îtidali. İLE/VE/> Şehvetin dengeliliği/îtidali. İLE/VE/> Öfkenin dengeliliği/îtidali. =/> HİLÂFET, HİDÂYET ve KEMÂLÂT'a eriştirir. )
( Hikmetin dili, simge ve sükûttur. )
( [ucları(tefrit-ifrat)] BİLGİSİZLİK/CEHÂLET >< BİLGİÇLİK/MALÛMATFURUŞLUK ile/ve/> İLGİSİZLİK/İSTEKSİZLİK >< AZGINLIK ile/ve/> KORKAKLIK/KABALIK >< KAHRAMANLIK )

- UNUTMAK ile/ve/değil/yerine/<> AFFETMEK
( Bir hatayı, hem unutmak, hem affetmek aptallıktır. Ne unutmak, ne affetmek, hainliktir. Hatayı unutmayıp sahibini affetmek, işte bu erdemdir. )
( Söylenilmeyebilecek, yanlış/yersiz/zamansız bir söz, ancak affedilir fakat unutulmaz! )
( Aldığın dersi kaybettirir. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/<> Bakış açını değiştirir. )

- GENEL AF ile/ve/değil KISMÎ GENEL AF

- HAK ile/ve/<>/< AYRICALIK/İMTİYAZ(/MÜMTAZ)[Ar. < MEYZ]

- HAK ile/ve/değil/yerine OLANAK

- HAK ile/ve YERİNDE HAK

- HAK ile/ve HAD

- HAKKINI İADE ETMEK ve/<> HAKKINI TESLİM ETMEK

- BÜTÜN ile/değil/yerine TÜM
( Parçası bulunur. İLE Parçası bulunmaz. )

- MİRAS/TEREKE ile/değil İNAM/EMÂNET
( EMÂNET VE İLTİZAM USULLERİ )
( STUART MILL [1806-1873]: Kişinin malı üzerindeki tasarruf hakkının sınırsız ve kayıtsız olarak tanınmasını fakat miras yoluyla servet edinme hakkının sıkı şekilde sınırlanması gerektiğini belirtir. [Mirasın yarattığı eşitsizlikle yaşam mücadelesinin doğal şartlarının bozulduğunu, en beceriklinin değil, servetçe ayrıcalıklıların üstünlük sağladıklarına işaret eder.] )

- MİRAS ile İZDÜŞÜM

- MİRAS ile TEREKE/METRÛKAT

- MİRAS ile RUKBÂ[< İRTİKAB]
( ... İLE "Ben senden önce ölürsem senin olsun, sen benden önce ölürsen benim olsun" diyerek bir şeyi bağışlama, hibe etme. )

- TASIM/KIYAS ile/değil/yerine KARŞILAŞTIRMA
( Tanım/Örnek: Bir sayfanın ikiye bölünerek, iki ayrı olgunun/kavramın kendi özlerinin iki ayrı sütunda sadece veri olarak dizilişi ve öylece yorum eklemeden bırakılması. İLE/DEĞİL/YERİNE Yapılan tablonun/karşılaştırmanın altına ekleme/yorum şeklinde göreceliliği, sınırlılığı ve kısıtlılığı potansiyelinin gözardı edilerek bir değerlendirme yapılması.(sınırı aşmak/bilmemek). Sonuç: Kıyasın değil, karşılaştırmanın daha yerinde, arı, saf, doğru olacağı ve kıyas yapmama gerekliliği. )
( Nispet. İLE/DEĞİL/YERİNE Oran. )
( Sabitliği dayatmaya çalışır. İLE/DEĞİL/YERİNE Özgünlük olanağı sunar/sağlar. )
( Resim. İLE/DEĞİL/YERİNE Fotoğraf. )
( Kıyas, bâtıldır. )
( Her şeye/yere kıyas sokulmaz! )

- NE YAPACAĞINI BİLMEK
ile/ve/değil/yerine/<
NE YAPMAYACAĞINI! BİLMEK !!!

( Ne yapman gerektiğinden çok, önce ne yapmaman gerekiğini bil, yeter. Çoğu zaman ne yapman gerektiğini bilemeyebilirsin, fakat ne yapmaman gerektiğini her zaman çok iyi bilebilirsin. )
( İsabet ve kesinlik tutturulamayabilir. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/< İsabet ve kesinlik üzerinedir, kolaylıkla sağlanabilir, tamamen uzlaşımsal ortak bir hareket noktası sunabilir. )
( Kendini gerçekleştirmiş, saygın ve önemli birine sormuşlar:
Nasıl bu noktaya geldiniz?
Yakınlarında bulunan bir kişiyi göstererek, herşeyi ondan öğrendiğini söylemiş.

Çevresindekiler hayret içinde ve inanamayarak demişler ki:
Nasıl olur? O işaret ettiğiniz kişi, her türlü, düzenbazlığı, yalanı, rezilliği yapan biridir.

Yanıt: Heh işte!
O ne yaptıysa ben yapmadım! )
( Bir şey ki, yapmasan da olur, YAPMA!
Bir şey ki, söylemesen de olur, SÖYLEME! )
( Irmağın derinliği, iki ayakla birden ölçülmez! )

- (")İNANMAK(") ile/değil/yerine/>< BİLMEK

- BİLMEK ile/ve/<> OLAYLARI/ZORLUKLARI "ALTTAN ALABİLMEK"

- HAKLI/HAKSIZ ÇIKARMAYA ÇALIŞMAK ile/değil/yerine ANLAMAYA ÇALIŞMAK

- VEHİM ve ŞEKK

- SERMED ile/ve DEHR ile/ve ZAMAN
( Sabitin, sabite nispeti. İLE/VE Sabitin, mütegayyire nispeti. İLE/VE Mütegayyirin, mütegayyire nispeti. )

- ZAMANIN, DÜŞÜNÜLMESİNDE/DEĞERLENDİRİLMESİNDE:
ÖNCELİK
ve/||/<> SIRALAMALARI

- BÖLÜNMEZLİK ve/<> NOKTA

- KUŞKU ile/ve KAYGI

- "ÇELİŞİK" ile/değil ÇELİŞKİ OLDUĞUNU İDDİA EDENİN BİLGİSİZLİĞİ/YETERSİZLİĞİ

- KUŞKU ile/değil/yerine ÇÖZÜMLEME

- KUŞKU SORUSU ile/yerine ANLAMA SORUSU
( Yanıtlarını bildiğiniz, boş sorular sormamalısınız. )
( [Felsefede] BED-GÜMÂN[Fars.]/SEPTİK[İng.]: Şüpheci, her şeyden şüphe eden. )

- İKTİBÂS ve/< İNTIBAK[Ar. < TIBK: Tıpkı, aynı.]
( Alıntı, uygunluk gerektirir. )
( Teşbihte, hata olmamalı/olmaz! )

- MAKUL KUŞKU ile YETERLİ KUŞKU ile AĞIRLIKLI KUŞKU
( ... İLE Dava açmadaki belirleyeci. İLE ... )

- ADEM
|------VEHM------|ŞEKK|------ZANN------|
ile/ve/değil//yerine/=/||/<>/>/<
YAKÎN

( 0
|------%50 altı.[1-49]------|%50-50|------%50 üzeri.[51-99]------|
ile/ve/değil/yerine/=/||/<>/>/<
%100 )
( Anımsadığınız şeylerle, onlar gerçekmişlercesine meşgul oluyorsunuz. )
( YOK(LUK)
|------ KURUNTU------|BELKİ|------KUŞKU------|
ile/ve/değil/yerine/=/||/<>/>/<
KESİN(LİK) )

- !TAHKİR ile/değil/yerine TENKİT/TENKİD
( Bir kaçıştır.[kendinden, utancından, küçüklüğünden] İLE/DEĞİL/YERİNE Bilmeyi zorunlu kılar. )

- SUÇLAMA ile/değil/yerine ELEŞTİRİ

- SUÇLAMA ile/değil/yerine TESPİT

- SUÇLAMA ile/ve/değil/yerine YÜKLEME

- SUÇLAMA ile/ve/değil/yerine NİTELEME

- TANIMLAMA ile/ve/<> ÖLÇÜ

- YORUM ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< GERİBİLDİRİM

- TANIM ile/ve/<> NEDEN
( Tanım, nedene giden, en kısa yoldur. )

- TANIM ile/ve/<> İSPAT

- İSPAT ile/ve HÜCCET ile/ve BURHAN ile/ve DELİL
( BELGİT: Bir kişinin, yapmaya ya da ödemeye borçlu olduğu şeyi göstermek üzere imzaladığı resmi kâğıt, senet. | Bir önermeyi tanıtlamak için gösterilen ve daha önce doğru olarak kabul edilen başka önerme. )

- İSPAT ile SUBÛT
( Zihinde. İLE Hem zihinde, hem de dışarıda/olguda. )
( ... İLE Gerçekleşme, şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkma. )

- KENDİNİ İSPAT (ETME ÇABASI) ile/değil/yerine KONUYU/DURUMU İSPAT

- DELİL ile/ve İSPAT
( Önermeleri, kıyası sağlayacak şekilde düzenlemek. İLE/VE ... )

- DELİL ile/ve GEREKÇE

- DELİL ile/ve SONUÇ
( Her delilden, her sonuç çıkarılamaz! )

- KANITLARI:
SAKLAMAK
ile/ve ÇARPITMAK ile/ve YOK ETMEK

- BEDÎHÎ:
TANIMLANABİLİR YAPIDA OLMAYAN
ile/ve DELİL GETİRİLEBİLİR YAPIDA OLMAYAN

- İSPAT ile/ve İNANDIRICILIK

- İSPAT ile/ve DESTEK

- YAKLAŞMAK ile/ve/değil/<>/> YAKINLAŞMAK

- SEVİYE[Ar.] değil/yerine/= DÜZEY

- MUTLAK/LIK ile/ve KESİN/LİK

- SINIR KOYMAK ile/ve HAKİMİYET ALTINDA TUTMAK

- MUTLAK ile/ve ADÂLET

- "ÇOK DÜŞÜNME" ile/ve/değil/yerine İYİ/DOĞRU/YETERLİ/NİTELİKLİ DÜŞÜNME
( Çok düşün(ül)memeli, iyi/doğru/yeterli/nitelikli düşün(ül)meli! )

- (HERHANGİ BİR) DÜŞÜNCEYE:
MAHKUM
ile/ve/değil/yerine HÂKİM

- HESAP ile/ve GÖZLEM

- "HESAP" ile/ve GEREKÇE

- ESEME/MANTIK ile/ve/<> ALGI DÜZENEĞİ(/"DÜŞÜNCE KALIBI")(/PARADİGMA)

- DÜŞÜNMEK/TEFEKKÜR ile/ve ÖLÇÜNMEK/TEEMMÜL
( ... İLE/VE Gerek bir olayın sebeplerini daha çok çözümleme ve daha doğru anlamak gerekse bir hareket tarzının sonuçlarını, özellikle de yarar ile sakıncalarını irdelemek amacıyla, oluşmuş/oluşturulmuş 'yargı'nın, eleştirilmek üzere, 'askı'ya alınmasıdır. Aklın benzer addettiği duyuları, dolayısıyla da 'olaylar'ı belirli bir 'kavram şemsiyesi' altında 'düşünmek'tir. O belirli 'kavram' altında düşünülen duyulardan, böylelikle de 'olaylar'dan biriyle karşılaşıldığında 'olay'a denk düşen 'kavram'ı 'akıl'da 'uyandırmak'tır. )
( Fikir yürütme, düşünme. İLE/VE Katlanmalı düşünme, idrak. )
( İnsan, herşeyin tohumudur. Neyi tefekkür ederse onun tohumudur. )
( İnsanı kurtaracak ilâçlar, aşk ve tefekkürdür. )

- KONTROL ile/ve/<> HAKİMİYET

- İDDİA ile İDDİADA İDDİA
( Kesin iddia, tutsaklık demektir. )
( Olmadığınız şey olduğunuzu iddia etmekte ve aslında olduğunuz şey olduğunuzu da inkâr etmektesiniz. )

- İDDİA ile HEVES
( Yüksek zihinlerin iddiası, düşük zihinlerin hevesi olur. )

- İDDİA ile/ve/değil/yerine GÖRÜŞ

- İDDİA ile/ve/değil ÇIKIŞ NOKTASI

- İDDİA ile SUÇLAMA

- İDDİA ile DAYANAK
( İddiaya itiraz edilmez! Ancak "delil"lerine edilebilir. )
( UMDE: Dayanılacak, güvenilecek şey/kişi/yer, destek. | İlke. | Herkesin güvendiği kişi. )

- İDDİA ile/ve/||/<>/> GEREKÇE

- İDDİA ile/ve/<> CİDDİYET

- İDDİA ile/ve/değil İMÂ

- İDDİA ile YÂDES/T[< Fars. YÂD DÂŞ][LÂDES değil!]
( ... İLE Bellekte/hatırda tutulan şey. )

- "İDDİA ETMEK" değil "ÖNE SÜRMEK"

- HEDEF ile/ve İDDİA

- ISRAR ile İDDİA

- İÇERİK ile/ve İDDİA

- SEVİYESİZ/KARŞILIKSIZ/TUTARSIZ İDDİA ile/yerine/değil SEVİYELİ İDDİA

- İDDİA ile/ve BENCİLLİK
( Bencillik, parçanın adına ve bütünün zararına, açgözlülük etmek, ele geçirmek, biriktirmek demektir. )
( Tüm çatışmaların kökeninde "ben" ve "benim" fikirleri yatar. )
( Sadece kendi ötenize, egonuzdan öteye uzanmalısınız, o zaman onu bulacaksınız. )
( Bencillik, ıstırabın nedenidir. )
( Kendisinin gövde ve zihin olmadığını bilen bir insan bencil olamaz, çünkü bencillik nedeni olabilecek bir şeye sahip değildir. )
( Tek kötülük, budalalık ve bencilliktir. )
( Bencillik merkezi yok olduğu zaman, tüm haz arzusu ve ıstırap korkusu biter. )

- İDDİALI ile/ve YETERLİ

- İDDİALI OLMAK ile/yerine/değil ÇABA(SINI) GÖSTERMEK
( Başarı, ancak yorulmaksızın doğru çabaları göstererek kazanılır. )
( İyi huyluluğun etkisi, alçakgönüllü ve sıralı çabalarla elde edilen kalıcı durumlarda görünür. )

- İDDİA ETMEK/EDİLEN ile/değil/yerine İLERİ SÜRMEK/SÜRÜLEN

- KAVRAM ile/ve/<>/= ÖLÇÜ

- İNSAN ile/ve/öncelikle/< BEŞER
( Kendini gerçekleştirmiş, Bilim, Sanat, Felsefe, Zam/an, Doğa, Ayırdındalık/Farkındalık, Tercih kavramlarının bağlantılarını oluşturabilmiş, oturtabilmiş ve uygulama durumunda olan bir varolan. İLE/VE/< Kendini tanımayan, görünüş bazında insan etiketine sahip olan, sınırlı ve atıl durumda yaşayan. )
( Yapmanız gereken şey farkında olmanın farkında olmaktır. )
( Sabrede(bile)n. İLE/VE/< Sabra dayanamayan. )
( Konuşmayabilen, konuşabildiği gibi konuşmamayı ve/veya [gereğince] susabilmeyi de becerebilen. İLE/VE/ÖNCELİKLE/< Konuşabilen. )
( Anadan doğma insan yoktur. )
( Görebilirlik. İLE/VE/< Görünürlük. )
( Doya doya, insanlığını yaşayan. İLE/VE/ÖNCELİKLE/< ... )
( What you need is to be aware of being aware. )

- YENİLGİ/HEZÎMET[Ar.] ile/değil/yerine/>< HİZMET
( Hezîmete uğramamak için sürekli ve her türlü hizmet etmek gerekir. )

- HAKİKATA OLAN BAĞLILIK ile/ve/<> İNSANA/İNSANLIĞA YAPILAN HİZMET
( Bir'e hizmet, bin'e hizmet; bin'e hizmet, bir'e hizmet. )

- "BEN" DEYİP DURAN ile KENDİNİ/KENDİNDEKİNİ DAYATAN

- BEN ile/ve/<> BEN OLMAYAN
( Birlik. İLE/VE/<> Çokluk. )

- "ÖNEMLİ(ÖNCELİKLİ)" ile/ve/değil/yerine/<>/>< DEĞERLİ
( Siyaset ve ticaretin itibar ettiği. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/<>/>< İlim ve irfanın itibar ettiği. )

- DESTEK ile/ve/<> TEŞVİK

- CÛD ile/ve/> VÜCÛD ile/ve/> MEVCÛD ile/ve/> VİCDAN
( Taşma, coşma. İLE/VE/> Varlık, varoluş. İLE/VE/> Varolan. İLE/VE/> Bulunç, bulma/buluş. )
( VİCDAN: Görünmez/semâvî mâbed. )

- TOTOLOJİ >< TUTARLILIK

- MANTIKTA:
TASAVVUR
ile/ve MEVZÛ ile/ve MAKSAT

- BİLGİ'DE:
DELİL
ile/ve KEŞİF

- AHLÂK ile/ve HAKİKAT

- AHLÂK ile/ve/<> ADÂLET

- ALIŞKANLIK AHLÂKI ile/ve/değil/yerine YEĞLEME/TERCİH AHLÂKI

- HAKİKAT AHLÂKI ve ÖZGÜRLÜK AHLÂKI

- HAKİKÎ:
AYNÎ/HARİCÎ
ile/ve/<> ZİHNÎ
( NEFS EL-EMR )

- ( RİTÜEL ve TÖRE[ÖRF] )
ile/ve/değil/yerine/<>/>
TÜZE(HUKUK)

( Köyde. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/<>/> Kentte. )
( [ Bilinçaltı. VE Bilinç dışı. ] İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/<>/> Bilinç. )
( Bir kültürün, ortalama kamusal bilgisinin belleği. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/<>/> ... )

- [ne] AYNI/LIK ile/ve/değil/yerine/<>/ne de AYRI/LIK

- ASGARÎ MÜŞTEREK ile/ve/yerine AZAMÎ MÜŞTEREK

- ARTMA ile/ve ÇOĞALMA

- DENEY ile/ve GÖZLEM

- HAZIR BİLGİ ile/ve/değil/yerine YÖNLENDİRİCİ BİLGİ

- BİLGİ ile/ve BİLGELİK/HİKMET
( Geçmiş/mazi. İLE/VE Gelecek/istikbal. )
( Past. VS./AND Future. )

- PARA ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< BİLGİ
( Bilgi peşinde koşmak, altın peşinde koşmaktan daha iyidir.
[Ar. Talebu'l-ilm hayrun min taleb'z-zeheb] )

- GÖZLEMSEL BİLGİ ile/ve KATILIMSAL BİLGİ

- BİLGİ ÇOKLUĞU ile/ve/değil/yerine ANLAYIŞI GELİŞTİR(EBİL)MEK

- YETKİN BİLGİ ile/değil/yerine KESİN(YAKÎN) BİLGİ

- "KESİN BİLGİ" ile/ve/değil/yerine YETKİN BİLGİ

- "KESİN/LİK" ile/ve/değil/yerine YETKİN/LİK

- NEDEN?(NE'DEN?) ile NASIL?(NE ASIL?)
( Bilimin sorularıdır. )
( Önemli[öncelikli] olan, neyi yaşadığınız değil, nasıl yaşadığınızdır. )

- NE? ve/||/<> NASIL? ve/||/<> NEDEN? ve/||/<> NİÇİN?
( Hangi şey? VE/||/<> Ne asıl? VE/||/<> Ne'den? VE/||/<> Ne için? )
( Nedir sorusu, metafizik bir sorudur. )
( "What is?" question is metaphysical question. )

- NEDEN? ile NİÇİN?
( Ne'den? İLE Ne için? )
( Hangi şey? VE Ne asıl? VE Ne'den? VE Ne için? )
( Nedir sorusu, metafizik bir sorudur. )
( Her biri bir ötekinin nedenidir. )
( ŞERAİT ile/ve/<> ŞERİAT )
( ... İLE Neden, sebep, vesile. | Eksik, noksan, kusur, garaz. | Yalandan özür. )
( Çocuk sorusu. İLE/VE Yetişkin sorusu. )
( "Ne?", doğa yasalarıyla bilinebilir. Ya "Kim?" )
( Felsefe ve din alanının sorularıdır. )
( Ne'den? İLE Ne için? )

- AYIRMAK/AYIRABİLMEK ile/ve/>/= TOPARLAMAK/TOPARLAYABİLMEK

- FARKLI ile/ve İDDİALI

- SOYUT ile/ve SOMUT
( Soyut, AKIL'ın alanıdır. Varlık-Yokluk, Birlik-Çokluk gibi kavramlardır soyut olanlar. İLE/VE İlkesine/yasasına göre işleyen olgu. | Duyunun kavramlaştırılması. | Kavram çiftleri arasındaki ilişki. )
( BAZI SOYUTLAR:
* AHLÂK
* CEBİR
* MÛSİKÎ
* METAFİZİK )

- DİKKAT ile/ve/<> RİKKAT
( Zihinde. İLE/VE/<> Kalpte. )
( İlgi, özen. İLE/VE/<> İncelik. | Merhamet, acıma. )

- DOĞAL ile MEŞRÛ

- DÜZENSİZLİK İÇİNDE/Kİ DÜZEN ile/ve DÜZEN İÇİNDE/Kİ DÜZENSİZLİK

- DÜZEN ile/ve/<> KURALLILIK

- DÜZEN ile/ve/<>/= SÜREKLİLİK

- DÜZEN ile/ve GİZLİ DÜZEN
( DAVID BOHM )

- MİZAN[< VEZN] ile/ve NİZAM
( Farkta cem, cemde fark. | Terazi, ölçü aleti, tartı, ölçek. | Adâlet ve eşitlik. | Akıl, idrak. | Şeriat. | Hesap özeti. İLE/VE Düzen. )

- MİZAN ile/ve USÛL/YÖNTEM

- "KURAL KOYMAK" ile/ve/değil/yerine "KURAL/LARI BELİRLEMEK"
( Bilenler kurallar koyar, bilmeyenler kurallara uyar. )
( Kuraldan çok kuralcı, kraldan çok kralcı olmamak gerek! )

- SİSTEM[İng., Fr.] ile/ve ŞABLON[Alm. SCHABLONE]
( Düzen. | Bir sonuç elde etmeye yarayan yöntemler düzeni. | Yol, yöntem. | Bir aracı oluşturan düzen, düzenek/tertibat. | Model, tip. | [felsefe] Dizge. İLE Üzerindeki harf ve şekillerin çevre çizgileri kalem ucu girecek biçimde oyuk olan, bu çizgilerden kalemle istenilen biçim elde edilen, metal ya da plastikten cetvel. | Değişik alanlarda düzeltme, belirleme, ölçme, denetleme işlerinde kullanılan ve yaptığı işe göre yapısı değişen araç. | Çok kez tekrarlandığından, kanıksanmış basmakalıp örnek. )

- ALIŞMA ile DADANMA
( Sevimsiz şeyler, put edinilmez. )

- APAÇIK ile NET/LİK, KESİN/LİK
( "Mantıklı" ya da "mantıksız", apaçık olanı yadsıyamazsınız. )
( Bilim, bilimde kesinliğin olmamasıdır. )
( BEDÂHET: Besbelli, apaçık olma durumu. | Bir konuda hazırlıksız konuşabilme yeteneği. )
( "Logic" or "no logic", you cannot deny the obvious. )

- BELİRGİN/LİK ile KESİN/LİK

- SÜREKLİLİK ile/ve ZORUNLULUK ile/ve KESİNLİK

- KESİN ile KESKİN

- KESİNLİK ile/ve DAKİKLİK

- KESİNLİK ile/ve/değil/yerine/|| OLASILIKLI KESİNLİK

- KESİNLİK ile/ve/değil BİLGİ

- KESİNLİK ile/ve/değil/yerine MATEMATİKSELLİK

- KESİN OLAN ÜZERİNE ile/ve/değil/yerine OLASILIK ÜZERİNE

- KESİN ile MÜKEMMEL
( Siz, zâten mükemmelsiniz. )
( Mükemmelsiniz, yalnızca bunu bilmiyorsunuz. )
( Mükemmel olan, tüm mükemmelliklerin kaynağına geri döner. )
( Şeyler, kendi mükemmelliklerinden ötürü yıkılırlar. )
( Mutlak mükemmellik, Şimdi ve Burada'dır. )

- KESİN ile SABİT

- KESİNLİK ile/ve/değil KESİNLİĞİN OLANAKSIZLIĞI

- KESİNLEŞTİRME ile/değil/yerine/>< BULANIKLAŞTIRMA

- SAMİMİYET ile AÇIKLIK ile SAYDAMLIK/ŞEFFAFLIK
( Açıklığı ve iyilikseverliği sayesinde hem çevresine, hem de sonuç olarak kendisine yararlı olan biri simgelenir. )

- DÜRÜST OLMAK ile/ve/||/<>/>/< TARAFSIZ OLMAK
( Dürüstlük, sizi gerçeğe götürecektir. )
( Tek yükümlülüğünüz, kendinize karşı dürüst olmaktır. )
( Dürüstlük ve arınmışlık, engelleri kaldırır. )
( İnsan kendi tarihiyle uğraşırken, kendi mânevî dünyasıyla, anlam dünyasıyla uğraştığı için tarafsız kalamaz; bu insanın doğasına aykırıdır fakat dürüst olabilir. )
( Integrity will take you to reality.
Integrity and purity remove the obstacles. )
( Dürüst olup olmadığınızı, size, sizden başka kim söyleyebilir? )

- DÜRÜST/LÜK ile/ve AÇIK/LIK

- DÜRÜSTLÜK ile/ve/<> SAYGI
( Dürüst olmayan cezalandırılır. İLE/VE Saygı göstermeyene toplumda yer verilmez. )
( Teşekkür ve özür dilemeyi bilmek/uygulamak ile. )

- NET/LİK ile KESİN/LİK

- KESİN/LİK ile KATI/LIK

- SORUMLULUK ile/ve SUÇLULUK
( Sorumlu olmak, suçlulukla bağdaştırılmamalıdır. )

- TÜZEL/HUKUKÎ SORUMLULUK ile/ve/değil/=/||/<>/>/< İNSANÎ SORUMLULUK

- SORUMLULUK VERME ile/değil/yerine SORUMLULUK ALMA(YI SAĞLAMA)
( Sorumluluk verilmez, sorumluluk alınır. Sorumluluk alınması için şartlar uygun yapıya büründürülür. )
( It's not right to "giving responsibility". Better to arrange conditions "to taking responsibility". )

- SORUMLU TUT(UL)MAK ile/ve/değil/yerine SORUMLU OLMAK

- OLURSA/OLMASI YETMEZ ile/ve/değil/<> OLMAZSA OLMAZ

- "YARARLI-ZARARLI" ile/ve/<>/> DOĞRU-YANLIŞ ile/ve/<>/> İYİ-KÖTÜ ile/ve/<>/> GÜZEL-ÇİRKİN ile/ve/<>/> SEVAP-GÜNAH
( Akl-ı temyizî. İLE/VE/<>/> Akıl. Akl-ı Nazarî. İLE/VE/<>/> Akl-ı amelî. İLE/VE/<>/> İç duyular. İLE/VE/<> Vicdan. )
( ... İLE/VE/<>/> Kavram ve nesnenin uygunluğu. İLE/VE/<>/> Düşünce ve eylemin uygunluğu. İLE/VE/<>/> Biçim ve içeriğin uygunluğu. İLE/VE/<> ... )
( Spor. İLE/VE/<>/> Bilim. İLE/VE/<>/> Felsefe/Ahlâk. İLE/VE/<>/> Sanat. İLE/VE/<> Din. )
( İyi, yarar ve hazın sürekliliği olarak yorumlanır. )
( İyilik konusunda, insanlar, dört bölümdür:
1. Herkesten önce yapanlar: Bunlar, kerîmdir;
2. Taklit yoluyla yapanlar: Bunlar, hakîmdir;
3. Engelleyenler: Bunlar, eşkiyâdır;
4. Hoşlandıklarından dolayı yapanlar: Bunlar, kötü niyetlilerdir. )
( Kendiniz için neyin iyi olduğunu bilmezken, başkaları için neyin iyi olduğunu nasıl bilebilirsiniz? )
( When you do not know, what is good for yourself; how can you know, what is good for others? )
( ... WITH/AND/<>/> Appropriateness of concept and object. WITH/AND/<>/> Appropriateness of thought and action. WITH/AND/<>/> Appropriateness of shape and content. WITH/AND/<> ... )
( ... WITH/AND/<>/> Rational. WITH/AND/<>/> Ethic. WITH/AND/<>/> Aesthetics. WITH/AND/<> Religious. )
( Sport. VS./AND/<>/> Science. VS./AND/<>/> Philosophy. VS./AND/<>/> Aesthetics. VS./AND/<> Religion. )

- TEFRİK ile/ve/<> TEMYİZ

- SAHİH (OLAN) ile/ve SALİH (OLAN)
( Bilinmeli. İLE/VE Uygulanmalı. )

- DOĞRU ile/değil SABİT(E)

- DOĞRU-LAMAK ile YANLIŞ-LAMAK

- GEREKÇE ile ZORLAYICI GEREKÇE

- BİLME GEREKLİLİĞİ/ZORUNLULUĞU ile/ve/<> GEREKÇELENDİRME GEREKLİLİĞİ/ZORUNLULUĞU

- GEREKÇE ile/ve DAYANAK/ÇA

- TESHÎR ile/ve/> TAHRİK
( Söz/kelâm ile. İLE/VE/> Bakış/nazar ile. )

- İYİ ile/ve KESİN

- İYİLİK ile/ve/değil İŞİNİN HAKKINI TESLİM ETMEK
( İyiliğe iyiliği her kişi yapar, Kötülüğe iyiliği er kişi yapar. )
( "(BİR) GÜZELLİK YAPMAK": İYİLİK )

- EN İYİ ile/ve/<>/>< EN KÖTÜ
( Çalışmaz. İLE/VE/<>/>< İşlemez. )
( Ümit et! İLE/VE/<>/>< Hazırlıklı ol! )
( Not works. VS./AND/<>/>< Not runs. )

- ANLA(YA)MAMAK ile/ve/değil KABULLEN(E)MEMEK

- "ZAYIF/LIK" ile/ve/değil/yerine "GÜÇSÜZ/LÜK"

- "İYİ-KÖTÜ" AYRIMI YAPMAK/TELKİN ETMEK değil/yerine (SADECE) NE OLMADIĞINI BELİRTME (ÇABASI)

- DEĞİM/LİYÂKAT ile HAK EDİŞ

- YARARIN SAĞLANMASI ile/ve/değil/yerine/< ZARARIN UZAKLAŞTIRILMASI
( IZRAR[Ar.]: Zarar verme, zarara sokma. )

- HÜKÜM ile ÖNYARGI

- KINAMAK ile YARGILAMAK
( Birilerini, sadece, sizden daha farklı yanlış/hata yapıyor diye kınamayınız. )

- BİLMEK ile/ve/||/<>/> ÖNGÖRMEK

- ÖNGÖRÜ ile/ve İDDİA

- DEĞERSİZ/"KÜÇÜK" GÖRMEK ile/değil UZAK(LAŞMIŞ) OLMAK

- SAVUNMA ile CAHİLLERİN SAVUNMASI
( Konu/olgu çerçevesinde kalarak geçerli dayanakçaları öne sürme çabası ve hakkı. İLE Konuyu/olguyu değerlendirmek yerine ya kendilerini savunurlar ya da kişileri örnek gösterir ve saldırırlar. )
( Duygular, bilgilerle ters orantılıdır. Ne kadar az biliş varsa o kadar savunuş vardır. )

- "HAKLI BULMAK" ile/ve/değil/yerine SAVUNMAK

- GERÇEK/LİK ile/ve HAKİKAT
( Çok. İLE/VE Tek. )
( Varoluş. İLE/VE Varlık. | İlke. )
( Bilimde. İLE/VE Felsefede. )
( ... İLE/VE Var'ı var, yok'u yok olarak bilmektir. )
( ... İLE/VE Varoluşu insanın iradesine bağlı olmayan. )
( Sürekli değişen, değişmeye mahkum olan. / Olup da bitmeye yönelmiş olan. İLE/VE Ebedî olan. Üstündeki örtü [peçe/lethia(Yun. > alethia)] kaldırılıp altındaki biçimin ortaya çıkması. )
( Beklenmeyen ve tahmin edilemez olan gerçektir. )
( Saf, karışımsız ve bağımsız olan gerçektir. )
( Gerçek, en yüce mutluluktur. )
( Gerçekten söz etmek bile mutluluktur. )
( Gerçek, kavranamaz olandır. )
( Gerçek olan, sürekli sözsüzdür. )
( Gerçek, gerçek-olmayanda gerçeği görür. )
( Sahte olanlar gittiğinde, geride kalan, gerçek olandır. )
( Geçicilik, gerçekdışılığın en iyi kanıtıdır. )
( Gerçek, herhangi bir amaca hizmet edemez. )
( Gerçek, herkes için her zaman geçerlidir. )
( Gerçek, bilen ve bilinen ikileminin ötesindedir. )
( Gerçek, ŞU AN'da ve BURADA olandır. )
( Gerçeği bilmek, onunla uyum içinde olmak demektir. )
( Gerçeği bilmeye uğraşmayın, çünkü zihin yoluyla edinilen bilgi gerçek bilgi değildir. )
( Gerçeğe varış, sizin bir kişi olmadığınız olgusunun fark edilmesidir. )
( Gerçeğe varmış olan kişiler, çok sessizdirler. )
( Gerçeği bir formüle bağlama arzunuz onu inkâr demek oluyor, çünkü o sözcüklere sığdırılamaz. )
( Gerçek, bir şeyi ister gibi istenemez. )
( Gerçek, herkes için birdir, ancak sahte olan kişiseldir. )
( Gerçeğin deneyimi diye bir şey yoktur. Gerçek, deneyim ötesidir. )
( Gerçeğin zihinde yansıması için zihnin berraklığı ve sessizliği gereklidir. )
( Ancak, hayrette olduğunuz zaman, gerçeği bilebilirsiniz. )
( Ancak, gerçeğin kendi olduğunuzda, gerçeği bilebilirsiniz. )
( Gerçek, keşiftedir, keşfedilmişte değil. )
( Eğer anlatabilirseniz, o gerçek olan değildir. )
( Sözler, sözleri yaratırlar; gerçek ise sessizdir. )
( Gerçek olmayanı yaratan, zihindir ve sahtenin, sahte olduğunu gören de zihindir. )
( Zaman ve uzay ile sınırlı ve bir tek kişi için geçerli olan, gerçek değildir. )
( Gerçek, sahtenin reddi ve inkârı ile ifade edilebilir -eylemle. )
( Neyin gerçek olmadığını bilebilirsiniz -ki bu da sizin sahte olandan kurtulmanıza yeter. )
( Gerçeğe varmış kişi, egosuzdur. )
( Neyle aşırı meşgulseniz, onun gerçekliğine inanırsınız. )
( Gereksiniminiz olan tek şey, gerçeğe duyulan samimi özlemdir. )
( Gerçeğin bilinmesi için "ben" ve "benimki" fikirleri gitmelidir. )
( Gerçeğin, zihinde yansıması için zihnin berraklığı ve sessizliği gereklidir. )
( Gerçeği keşfettiğimi ne zaman anlarım? "Bu doğru", "Bu doğru değil" fikri ortaya çıkmadığı zaman. )
( Gerçeği bulmak için günlük hayatınızın en küçük eylemlerinde gerçek olmalısınız. )
( Gerçeği aramak, üstlenilen tüm işler arasında en tehlikeli olandır, çünkü o sizin içinde yaşadığınız dünyayı yıkar. )
( Gerçeğin aranışında, yalan ve hile olamaz. )
( Eğer amacınız gerçek sevgisi ve hayat sevgisi ise, korkmanıza gerek yoktur. )
( Kendinizi yeterli ve emin hissettiğiniz sürece, gerçek, sizin ulaşamayacağınız yerdedir. )
( Söyleyecek yalan bulamayanların başvurduğu son çare gerçektir. )
( Hakiki olmayanın hakiki olmadığını fark eder ve onu atarsınız. )
( Hakiki olan, zarın hem içinde, hem dışındadır. )
( Hakikat, gerçekliğin ardında duran dayanakçadır. )
( Hakikat, olguları birliğe getiren ilkedir. )
( Hakikat, "betimlenemez" olduğu ölçüde kendini ortaya koyar; karmaşıktır, anlamı belirsizdir, varlığını karşıtların buluşmasına dayalı olarak sürdürür ve ancak erginleme vahiyleri yoluyla dile getirilebilir. )
( Hakikatin üzerindeki perdelerden biri, dildir. )
( Adâlet, ancak hakikatten, saadet, ancak adâletten doğabilir. )
( HODOS TES ALETHEIA: Hakîkate götüren yol. )
( Hem, hem de. İLE/VE Ne, ne de. )
( The unexpected and unpredictable is real.
What is pure, unalloyed, unattached is real.
The real is bliss supreme.
Even to talk of real is happiness.
The real is inconceivable.
The fact is always non-verbal.
The real sees the real in the unreal.
What remains when the false is no more, is real.
Transiency is the best proof of unreality.
Reality is beyond the duality of the knower and the known.
The real is for all and forever.
Reality is beyond the duality of the knower and the known.
The real is, what is RIGHT NOW and RIGHT HERE.
To know reality is to be in harmony with it.
Do not try to know the truth, for knowledge by the mind is not true knowledge.
Realisation is of the fact that you are not a person.
Realised people are very quiet.
Your very desire to formulate truth denies it, because it cannot be contained in words.
The real cannot be wanted, as a thing is wanted.
Reality is common to all. Only the false is personal.
There is no such thing as the experience of the real. The real is beyond experience.
Clarity and silence of the mind are necessary for the reflection of reality to appear in the mind.
You can know reality only when you are astonished.
You know the real by being real.
Truth is in the discovery not in the discovered.
If you can convey, it is not the real thing.
Words create words, reality is silent.
It is the mind that creates the unreal and it is the mind that sees the false as false.
What is limited in time and space, and applicable to one person only, is not real.
Truth can be expressed only by the denial of the false -in action.
You can know what is not true - which is enough to liberate you from the false.
The realised man is egoless.
Whatever you are engrossed in you take to be real.
All you need is a sincere longing for reality.
For reality to be, the ideas of 'me' and 'mine' must go.
Clarity and silence of the mind are necessary for the reflection of reality to appear in the mind.
When do I know that I have discovered truth? When the idea 'this is true', 'that is true' does not arise.
To find reality you must be real in the smallest daily action.
The search for reality is the most dangerous of all undertakings for it will destroy the world in which you live.
There can be no deceit in the search for truth.
If your motive is love of truth and life, you need not be afraid.
As long as you feel competent and confident, reality is beyond your reach.
You can see the unreal as unreal and discard it.
The real is both within and without the skin. )
( Olduğu biçimde. İLE/VE Etkisi itibariyle. )

- MUHABBET ile/ve/<> MERHAMET ile/ve/<> ADÂLET

- HAKİKATE YAKLAŞMAK ile/ve HAKİKATTEN UZAKLAŞMAK
( İki uc da çıldırmaya/delirmeye neden olur. )

- GERÇEK ile/ve/değil/yerine KESİN/LİK

- GERÇEKLERİN GERÇEKLİĞİ ile/ve HAKİKATİN HAKİKATİ
( Töz. İLE/VE İlke. )

- TARİF EDİLEMEZ ile/yerine/değil/ve DUYULARA GETİRİLEMEZ

- İNKÂR ile/ve/değil/yerine OLUMSUZLAMA
( İnkârın inkârı yapılarak ikrâra varılır. )

- DOĞRULAMAK ile/ve/değil İSPATLAMAK

- TESTLERDE:
POZİTİF
ile/ve NEGATİF
( Bulunmuşsa/varsa. İLE/VE Bulun(a)mamışsa/yoksa. )
( Anlamlandırması/yorumlaması, beklenilen/aranılan şeyin karşılığına göre değişir. [ur/bakteri vb. için bakılmışsa pozitif çıkması olumsuzdur/kötüdür fakat gebelik, aşının tutması vb. için bakılıyorsa pozitif çıkması olumludur/iyidir.] )

- UYUM ile/ve/<> DENGE
( Her varolan, öteki bir varolan ile uyum içindedir. )
( Uyumun içinde, korkuya yer yoktur. )
( Şehvet gibi ateş, nefret gibi kötülük, uyumsuzluk gibi acı ve aydınlanma gibi de sevinç yoktur. )
( En büyük hastalık, doyumsuz istekler; en büyük acı da uyumsuzluktur. )
( Sarı, öğle güneşinin rengi yani orta noktanın ve dengenin simgesidir. )
( Gerçek, Sattva'dan ötededir. )
( İFRÂT[< FART] - İTİDAL - TEFRİT )
( Tamas donuklaştırır, rajas çarpıtır, sattva uyumlu kılar. )
( İnsan-altı olanlar, Tamas'ın ve Rajas'ın egemenliği altındadırlar; insanlar ise Sattva'nın. )
( Berraklık ve yardımseverlik, zihni ve eylemi etkilemesinden dolayı Sattva'dır. )
( Sattva'nın olgunlaşmasıyla tüm arzu ve korkular son bulurlar. )
( Tamas obscures, rajas distorts, sattva harmonises. )
( Every being is compatible vs. every other being.
In harmony there is no place for fear.
The sub-human - the 'humanoids' - are dominated by tamas and rajas and the humans by sattva.
Clarity and charity is sattva as it affects mind and action.
With the maturing of the sattva all desires and fears come to an end.
The real is beyond sattva. )

- ÖZGÜRLÜK:
KİŞİNİN, ...
"CANININ İSTEDİĞİ GİBİ DAVRANMASI"
ile/değil İSTEMEDİĞİ HİÇBİR ŞEYİ YAPMAK ZORUNDA OLMAMASI
( Özgürlük, hiçbir zaman canının istediği gibi davranmak anlamına gelmemiştir ve öyle bir hak vermemiştir/veremez. )
( İkinci görüşün olmadığı yerde özgürlük olmaz. )
( ÖZGÜRLÜK: Belirlenimden, belirlenime geçmek. )

- ÖZGÜRLÜK ile/değil/ne yazık ki/>< KEYFÎLİK
( Sorumluluk alıyorsan. İLE/DEĞİL/NE YAZIK Kİ/>< Sorumluluk almıyorsan. )

- YAPILAN/OLAN ile YAPILMASI/OLMASI GEREKEN
( Doğa. İLE İnsan eylemi. )
( Platon'a kadar. İLE Platon sonrası. )

- YAPILMASI İSTENİLEN ile/ve/< YAPILMAMASI İSTENİLEN

- ESAS ile/ve/< USÛL/YÖNTEM
( Temel, öz. İLE/VE/< Yöntem, yol, uygulayım, metot. )
( Usûl olmadan vusûl olmaz.[Yöntem olmazsa kavuşulmaz/ulaşılmaz.] )
( Anayasa ve bazı/çoğu önemli davalar, önce usûlden sonra esastan ele alınırlar. )

- ESAS ile ÖNCELİKLİ

- İYELİK/SAHİP OLMAK ile SAHİPLENMEK
( Sen sahip çıkmazsan, birileri gelir sahip çıkar. )
( Kendinin olan bir şeyi, yasa çerçevesi içinde, istediği gibi kullanabilme hakkını taşıma durumu. İLE ... )

- EMPATİ ile/ve DİĞERKÂMLIK[Fars.]/ALTURİZM/ALTRUISM[İng.]

- İZİN İSTEMEK ile/ve/değil/yerine OLUR ALMA, BİLGİ VERME (GEREKLİLİĞİ)

- BEKLENTİ ile/ve/=/||/<>/>/< HÜSRAN

- SEÇİM/SAYLAMA ile/ve/değil/yerine/<>/> YEĞLEME/TERCİH
( Üç veya üzeri seçenek içinde varılan karar verme eylemi. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/<>/> İki ayrı seçeneğe indirdikten sonra varılan karar verme eylemi. )
( İçten ve hassas insanlarca değeri bilinen alçakgönüllü/mütevazı armağanlar gibi kişinin seçimleri de içinden gelen sesin çizdiği yol doğrultusunda olacaktır. )
( ŞIKK[Ar.]: İkiye bölünmüş şeyin her parçası. | Bir işin iki yönünden her biri. )
( PRODUCTUM: Yeğlenilen, tercih edilen. )
( Hayvanlarda ve insanda. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/<>/> İnsanda. )

- BIRAKMAK ile/ve/yerine/değil UZAKLAŞTIRMAK / TERCİH DEĞİŞTİRMEK [Özellikle sigara ve çeşitli bağımlılık yapıcılarda!]
( Mutlu olmak için herhangi bir şeye bağımlı olmak, çaresizliğin son aşamasıdır. )
( Herhangi bir şeye karşı artık bağımlı olmadığınızda, payınıza düşeni yapmışsınız demektir. )
( Zihninizi, içiyle dışıyla bilmedikçe, bağımlılıklar sizi terk etmeyeceklerdir. )
( Bağımlılıklarınızdan vazgeçin. Vazgeçmeniz gereken başka hiçbir şey yoktur. )
( Bilincine varmadığınız bir şeyi, terk edemezsiniz. )
( Alışkanlık ve ihtiras, kör eder ve yanlışa götürür. )
( Alışkanlık! Gereklilik değil! )
( SİGARAYI: "BIRAKTIM!" değil/yerine "İÇMİYORUM" ya da "İÇMEMEYİ YEĞLİYORUM/TERCİH EDİYORUM!" )
( Mücadelemiz içenlerle değil maddeyle!
Koruyup kolladığımız, kişiler; kovduğumuz, o sinsi madde!...
Davetimiz, sağlıklı olmak; kabul etmediğimiz, sararmak...
Çözümlerimiz, herkes için; çaresi "Hayır!"da...
Herkes için hayırlı olan, hayırsızı yakmamakta... )
( Not necessary! It's habit/addiction. )
( FEEL FREE TO SAY NO! )
( Dependence on anything for happiness is utter misery.
When you are no longer attached to anything, you have done your share.
Attachments are in the mind and will not leave you until you know your mind in and out.
Give up your addictions. There is nothing else to give up.
You cannot leave if you don't aware of it.
Habit/addiction and passion makes blind and takes to the false.
"I PREFER, NOT TO SMOKE" instead of "QUIT SMOKING/CIGARETTE" )

- İSTEMEK ile/ve/değil/yerine/hem de/+/||/<>/> GERÇEKTEN İSTEMEK
( Zihindeki günlük 40-50.000 düşüncenin büyük bir bölümünün tanımlanmamış/netleşmemiş, pasif temelli, sıradan, dayanaksız, isteme eylemi. İLE Sıradan isteğin bir üst aşaması olan gerçekten istemenin, gerekeni yaparak ve istenenin umudu ve çabası, içtenliği, samimiyeti ve ciddiyeti ile istemek. )
( İstemekle tamamına ve daha da fazlasına sahip olabilirsiniz. )
( EĞİNİK: İçten istemek. )
( İSTİD'Â'[Ar. < DUA]: Yalvararak isteme. | Dilekçe. )
( You can have the whole of it and more for the mere asking. )

- ÇOK İSTEMEK ile/yerine GERÇEKTEN İSTEMEK

- ÇOK/GERÇEKTEN İSTEMEK ile/ve/<> TAM/DOĞRU İSTEMEK

- ARINDIRMA ile/ve KESİNLEŞTİRME

- ARIN(DIR)MA'DA:
| SU İLE / ATEŞ İLE / SIYIRARAK |
ile/değil/yerine/<>/>/<
DÜŞÜNCE/ZİHİN İLE


- AYDINLANMA ile/ve/||/<>/> SÜKÛNET

- DİL ve/||/<> SANAT ve/||/<> AHLÂK
( İnsanların, düşündüklerini ve duyduklarını bildirmek üzere, işaret ya da sözcüklerle yaşadıkları anlaşma. VE/||/<> İnsanın, hem kendisine hem de hemcinslerine yönelik 'iyilik' ülküsüne yaklaşma çabası ile hak-ödev bağlantısı çerçevesinde kurduğu ilişkiler manzumesini ve bunları belirleyen kurallar düzeni. VE/||/<> Yarar kaygısından git gide uzaklaşıp 'güzellik' değerlendirişine elden geldiğince uygun ürün ortaya koymanın anlamını dışa vurmanın yolu yordamıdır. )
( Dilde, mucize olmaz. )

- TAHAVVÜL ile/ve TAHVÎL[< HAVL]
( Değişim. | Niteliksel hareket. İLE/VE Değiştirme, değiştirilme, çevirme, döndürme. | Borç senedi, aksiyon. )

- BAĞIMLILIK ile/ve AŞIRILIK

- DOĞRUDAN YARDIM ile/değil/yerine DOLAYLI YARDIM
( Politikacıdan gelir. İLE/DEĞİL/YERİNE Bilgelerden gelir. )

- YARDIM ile/ve/<> YATAKLIK

- DOĞRU/LUK ile/ve KESİN/LİK

- YOKSUN/LUK ile YOKSUL/LUK
( Yoksullukların en kötüsü, kendini aciz görmektir. )
( VITA VERE APOSTOLICA: Yoksulluğu yüceltme. )
( Yoksulluk korkusunu tanımadıysak, kendi yoksulluğumuzu yaratırız. )
( Elini cebine attığında boşsa. İLE Elini tutan yoksa. )

- ETKİ/LEME ile ENGEL/LEME
( Engeller bir ölçüde kalktığında, O, bir anda içinize doğar. )
( Sana engel olmaya çalışanlar, başaracağına, en çok inananlardır. )
( It will dawn on you suddenly, when the obstacles are removed to some extent. )

- YAZDIĞINI YAP!(MAK) ve/<> YAPTIĞINI YAZ!(MAK)
( Yapacağını yaz, yazdığını yap! )
( Yaşamak için ayağa kalkmıyorsan, yazmak için masaya oturma! )

- SÖYLEMEK ile/ve KONUŞMAK
( Yılan imgesi. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<> Değnek imgesi. )
( dd İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<> mdw
)
( Sonuç [odaklılık]. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<> Süreç ve sonuç [birlikteliği ve bütünlüğü]. )
( "Kendini merkeze alma" ve ötekileri önemsizleştirmeye neden olur/olabilir. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<> Ötekiyle birlikte kendini ve herkesin olası düşüncesini, durumunu/sürecini dikkate almayı gerektirir/sağlar. )

- HAK ile/ve/||/<>/>/< ZORUNLULUK

- HAK ile/değil BAĞIMLILIK

- HAK EDİŞ ile/ve UYGUNLUK

- İFADE ile/ve/değil İDDİA

- İLKE ve/=/<>/> HAKİKAT

- AKLIN İLKELERİ ve/+/<> 4.[DÖRDÜNCÜ] DURUM[: KESİNLİKLE (HİÇBİR ŞEKİLDE/ZAMAN) BİLİNEMEZ/LİK/LER]

- AKLIN NİTELİKLERİ:
HİKMET
ve KUDRET ve SEVGİ/ŞEFKÂT ve ADÂLET
( Bunları içermeyen hiçbir söz, akılsal değildir/olamaz. )

- AKIL ile/ve/<> ORTAK AKIL
( Aklınızı kullanma cesaretini gösteriniz! )

- AKIL ile/ve/<> HAKİKAT
( Akıl çırpınıp âciz kalacak ki, hakikat, bu aczin sonunda meydana çıksın. )

- AKIL ve METAFİZİK

- TAHAKKUK ile/ve İLKE

- TAHALLÜL ile/ve/> TAHAKKUK

- ÖRNEK VERMEK ile/ve/<> İŞARET ETMEK
( Kötü örnek, örnek değildir! [Su-i misal, misal teşkil etmez!] )
( Örnekte/benzetmede, hata olmaz/olmamalıdır! [Teşbihte, hata olmaz!] )
( Örnekler topaldır, üstüne gidilmez. )

- GÖSTERMEK ile/ve KANITLAMAK

- VERMEK ile/ve/değil ZAMANINDA VERMEK/İNFÂK[Ar.]

- İSTEMEDEN VERMEK ile/değil İSTENİLMEDEN VERMEK

- BAĞIŞ ile/<> İHSÂN ile/<> LÜTÛF ile/<> HİMMET ile/<> KEREM ile/<> İNÂYET ile/<> İLTİFAT ile/<> ATÂ ile/<> ATIFET ile/<> HÎBE

- MENFAAT[Ar. < NEF] ile/ve/değil/yerine/> MASLÂHAT[Ar. < SULH]
( Yarar, kâr, çıkar. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/> İş, emir, husus, madde, keyfiyet. | Önemli iş. | Barış, dirlik-düzenlik. )
( Toplumun maslâhatı, bireyin menfaatı düşünülür. )
( Bir yığın olmaktan çıkıp ulus olmak, toplumsal maslahatı, kişisel menfaate yeğlemekle başlar. )

- BİLGİ ile/ve/<> GEREKÇELENDİRİLMİŞ BİLGİ(EPİSTEMOLOJİ)
( Bilgi, erdem; erdem de mutluluk üretir. )

- GEÇERLİ BİLGİ ile GEÇERSİZ BİLGİ
( Bilginin yanlış olduğu yerde yorumun doğruluğu yanlışlığı konuşulmaz. / Usûlü yanlışın füruğu tartışılmaz. )

- AKILDA KESİNLİK ile/> DUYULARDA KESİNLİK

- YÖNTEM ve/<> (BELİRLİ/BAZI) YÖNTEME, YÖNTEMLE(RLE)/BİLİNÇLE BAKMAK

- SÖZLÜK ile/ve/yerine/<> ANSİKLOPEDİK SÖZLÜK

- ANSİKLOPEDİ ile/ve/<>/yerine INTERNET

- GERÇEĞİN, BİLİNEBİLECEK YÖNLERİNİ, DOĞRU OLARAK ALGILAMAK ve BİLİNEMEYECEK OLANLARIN, BİLİNEMEYECEĞİNİ DOĞRU OLARAK ALGILAMAK

- KİTAP BİLGİSİNİN EKSİKLİĞİ (VE BU DURUMUN GETİRDİĞİ BİLGİSİZLİK) ile KENDİ HAKKINDAKİ BİLGİSİZLİĞİ

- BİLİNÇ ve/<> ADÂLET
( Kişide. VE/<> Toplumda. )

- DUYULAR ile/ve/<>/değil FARKINDALIK

- TANI! ve/<> UYUMLU OL! ve/<> MUTLU YAŞA!

- "KULLANIM" ile MANİPÜLASYON

- (NET/KESİN/EMİN) BİLGİ SUNMAK ile (")MÜDAHALE (ETMEK)(")

- GÜCÜN:
KENDİ ELİNDE TUTULMASI
ile BAŞKASINA UYGULANMASI
( Elinde biriktirdiğin/tuttuğun oranda sana zarar verir. İLE Başkasına zarar verir. )
( Haset vb. )

- TAFSÎLÂT[Ar. < TAFSÎL < FASL] ile/ve/< AÇIKLAMA
( ... İLE/VE Etraflıca, uzun uzun açıklamalar. )

- AÇIKLAMA ile/ve İSPAT

- SAVUNUCU YAKLAŞIM/AÇIKLAMA ile/değil/yerine İKİNCİL/ALTERNATİF YAKLAŞIM/AÇIKLAMA

- ÖZET ile/ve ÖRNEK

- ANLAMAK ile YARGI/LAMAK
( Nezâketle dinlemek, akıllıca yanıt vermek, dengeli inceleme ve tarafsız karar vermek yargıcın özelliklerindendir. )

- "YARGILAMAK" ile "KÖTÜLEMEK"

- "YARGILAMAK" ile/değil "İNDİRGEMEK"

- AÇIKLAMAK ile KANITLAMAK

- KANITLAMAK ile İNANDIRMAK

- TEMELLENDİRME ile GEREKÇELENDİRME

- AKLEDİLEBİLEN ile ALGILANABİLEN

- AKIL ve/ AHLÂK ve/ ADÂLET ve/ ÂDÂB ve/ AŞK

- İSTENÇ/İRÂDE ile/ve/değil/yerine/||/+/<> DİRENÇ/İHTİYÂR[< HAYIR]
( Yapma becerisi/isteği/coşkusu. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/+/<> Yapmama becerisi/isteği/coşkusu. )
( Zihinde, nefiste. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/+/<> Akılda. )
( Seçim. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/+/<> Tercih. )
( Cins. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/+/<> Fasl. )
( Varoluş/sal. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/+/<> Varoluşunun sürekliliği için/yönünde. )

- ...('YI/YA) YAPMAMA/UYGULAMAMA/UYMAMA:
"ÖZGÜRLÜĞÜ"
ile/ve/değil/yerine OLANAĞI/OLANAKLILIĞI

- KİŞİSEL GELİŞİM ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< KİŞİSEL YÖNETİM
( Kişi, ne yaparsa kendi yapar, kendine yapar. )

- "AYAKTA DURMAK/DURABİLMEK" ile/ve/<>/< KİŞİSEL YÖNETİM VE GELİŞİM

- TAHAMMÜL ile/ve/değil/yerine/||/<> DİRENÇ/İHTİYÂR

- DİRETME ile DAYATMA

- DAYATMA ile/ve/= ARKASINDAN İŞ ÇEVİRMEK

- DAYATMA ile/ve/> İSYAN
( Etki. İLE/VE/> Tepki. )

- DÂVÂ ile ŞEKVÂ
( ... İLE Şikâyetin, mahkemelik olmadan, dava haline getirilmesi. )

- SEZGİ ile/ve APAÇIK GÖRMEK

- TUTUM ile/ve TAVIR
( Koşullarınızı (belki) değiştiremezsiniz, fakat tavır ve tutumunuzu değiştirebilirsiniz. )
( Kibar, asil ve hassas bir tavır içinde olun. )
( İşlerinizde sessiz ve alçakgönüllü bir tavır edinin. )
( Alışkanlık haline gelmiş olan yumuşak tavır, problemler karşısında etkisiz kalmaya neden olur. )
( İnsanın hayatını belirleyen şey, tavır ve hareketleridir. )
( Uyumlu tavrınızdan vazgeçmeyin ve güncel, yararsız çözümlere kapılmayın. )
( Konumunuzu ancak bilinçli tavırlar sağlama alabilir. )
( Yolcunun zenginliği, kişinin iç varlığıyla barışık olma yeteneğinin simgesidir ve bu durum uyumlu ve çekici bir tavrı yaratır. )
( Bilge kişinin tavrı önemlidir. )

- TAVIR ile EDÂ

- TEDBİR ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< FİKİR (ETMEK)
( Sonuca yönelik düşünme. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>/< Sonuca yönelik olmayan düşünme. )
( Zat bakımından aynı, itibar bakımından ayrılardır. )
( Sona bakmak. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>/< Yola bakmak. )
( [not] Thinking to [get/go] consequence. vs./AND/BUT/||/<>/>/< Any kind of thinking without consequence.
Any kind of thinking without consequence. INSTEAD OF Thinking to [get/go] consequence. )

- KOLAY DEĞİL fakat (DAHA FAZLA) ZORLAŞTIRMA(YABİLİRİZ)!

- HAD ile/ve/<> ÖLÇÜ
( Bilgelik, aklın; Cesaret, kalbin; Ölçülülük, duyguların kontrolüdür. )

- HADDİNİ BİLMEK ile/ve HAKKINI BİLMEK
( Olgunlaşmayan meyveye, el uzanmaz. )

- AZ İLE YETİNMEK ile/ve ÖLÇÜLÜLÜK

- ÖLÇÜ ile/ve YASALLIK/MEŞRUİYET

- BİLİM ile/ve/||/<> FELSEFE ile/ve/||/<> SANAT
( İnsan olmayan herşeyden bahseder. İLE/VE/||/<> İnsanı anlatır. İLE/VE/||/<> İnsanın varoluşunu anlatır. )
( Varolan. İLE/VE/||/<> Var olması gereken. İLE/VE/||/<> Hayal ettiğini/n gerçekleştir(il)me(si). )
( Herhangi bir işi: Bilimsellikle başlat, sanatsallıkla destekle, felsefeyle tamamla! )
( Sanatın özü, içsel bir deneyimi iletebilmek için dış formları kullanmaktır. )
( Sanatı olmayan millet, her zaman dilencidir. )
( Sanat: Mekânı/zamanı iyi kullanmak. | Görüp göstermek. )
( Birleştirmek/birlikte tutmak gerekiyor. )
( MİFTÂHÜ'S-SAÂDE ve MİSBÂHÜ'S-SİYÂDE )
( FELSEFE: Aklı kullanma sanatı. )
( The essence of art is to use the outer form to convey an inner experience. )
( Sanat, dekoltedir. )
( Sanatın yolu, sanattır. )
( SANAT: Ben'in, yaratıcı gücünü keşfetmek. )

- İNSAN ve/<> İNSAF

- TÜKETENLER ile/ve/değil/yerine/||/<>/< ÜRETENLER
( Eşek arısı. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/< Bal arısı. )
( Fare(mouse) kullanıcısı. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/< Klavye kullanıcısı. )

- [ne yazık ki]
İNSANIN, ...:
İNSANLA DİDİŞMESİ
ile/değil/yerine/><
DOĞAYLA UĞRAŞMASI


- HAYVAN GİBİ YAŞAYAN "İNSAN" ile/değil/>< İNSAN GİBİ HAREKET EDEN "HAYVAN"

- TARTIŞMA ile/değil/yerine POLEMİK
( Söz ile. İLE/DEĞİL/YERİNE Yazı ile tartışma. )

- TARTIŞILABİLENLER ile TARTIŞILAMAZLAR/TARTIŞILAMAYANLAR

- ŞAHİT ile/ve/değil GÖZLEMCİ

- EVLENMEK ile/ve/||/<>/< EĞLENMEK

- MUTA NİKÂHI değil NİKÂH-I MUVAKKAT
( Hz. Muhammed, savaş zamanı için geçerli kılmıştır. [Hz. Ömer, tamamen kaldırmıştır.] DEĞİL Belirli bir süre için yapılan nikâh. [Caiz değildir.] )

- SORGULAMAK ile/değil/yerine/</>< SORU SORMAK
( Bazı "savcı"ların yanlış, olumsuz, yüklü, kandırıcı tarzı. İLE/DEĞİL/YERİNE/< Düşünenlerin, uygun, doğru, yerinde tutumu. )

- "SORGULAMA" ile YARGILAMA

- KANDIRMAK/ALDATMAK ile/ve/değil AVUTMAK

- "TARTMAK" ile/ve/<> DEĞERLENDİRMEK

- ÖZEL DUYULAR ile/ve/<> YÜZEYEL DUYULAR ile/ve/<> DERİN DUYULAR ile/ve/<> İÇ DUYULAR

- EL, AVUÇ, AYAK, KULAK İZLERİ ile/ve/değil/yerine DNA İZİ

- BÂZIA[Ar.] ile CÂİFE[Ar.]
( Deriyle birlikte biraz da etin kesilmesi şeklindeki yara. İLE Boşluğa(cevfe) kadar giden yara. )
( Adli Tıp'ta önemlidir. Cezası değişir. )

- MA'KAD ile/değil MAK'AD[Ar.]
( Akd edilecek, sözleşilecek yer. İLE/DEĞİL Oturulacak yer, minder. | Oturak yeri, geri, kıç. )

- ÖRGEN BAĞIŞI ve/> KADAVRA BAĞIŞI
( TAHNÎT: Cesetlerin çürümemesi için içinin boşaltılıp ilâçlanması. )

- ÖTANAZİ["ÖTENAZİ" değil!] ile ÖLÜM İSTEĞİ VE HAKKI

- İNSANLIK İÇİN ile İNSANLIK ADINA

- [ne yazık ki] !"BİRBİRİNE DÜŞMEK" değil/yerine/>< BİRBİRİNİ DÜŞÜNMEK

- BÜLÛĞA ERMEK ile/değil RÜŞTÜNÜ İSPAT ETMEK

- VASÎ ile VELÎ
( Zorunlu. İLE Gönüllü. )

- VASÎ[< VESÂYET | çoğ. EVSIYÂ'] ile VÂRİS[< VERÂSET | çoğ. VERESE]
( Bir yetimin/öksüzün ya da akılca zayıf, hasta birinin malını yöneten kişi. | Vefât etmiş birinin vasiyetini yerine getirmekle yükümlü olan kişi. İLE Kendine kalıt/miras kalan kişi/ler. )

- VASÎ[< VESÂYET | çoğ. EVSIYÂ'] ile VÂSİ/VÂSİA[< VÜS'AT]
( Bir yetimin/öksüzün ya da akılca zayıf, hasta birinin malını yöneten kişi. | Vefât etmiş birinin vasiyetini yerine getirmekle yükümlü olan kişi. İLE Geniş, engin, açık, enli, bol. )

- MUHAKKIK[< TAHKİK] ile MÜDEKKİK[< TEDKİK]
( Konuyu delilleriyle bilen, açıklayan. İLE Delillerine delil getiren. Kanıtın kanıtla ispatı. Kılı kırk yaran. )
( isbat el-mesele bi-el-delil İLE isbat el-delil bi-el-delil )

- ÂLİM/MÜTEBAHHİR ile ALLÂME
( Bir bilim dalında uzman. İLE Birçok bilim dalında derin bilgi sahibi olan. )
( ... İLE Hem aklî, hem naklî ilimleri bilen. )

- HAKLI/LIK ile/ve VERİCİ/LİK

- İLBAY/VALİ[Ar.]/SATRAP[Fars.] ile/ve İLÇEBAY/KAYMAKAM[Ar.]
( VALİ[< VELİ: Koruyup kollayan.] ile/ve ... )
( TEKFUR[Bizans döneminde] ile/ve ... )
( [Slav] VOYVODA ile/ve ... )

- BACHELOR ile/ve MASTER ile/ve Ph.D.
( KALFA ile/ve USTA ile/ve ÜSTAD )
( Üniversite mezunu. İLE/VE Lisansüstü yapmış. İLE/VE Doktora yapmış. )
( Terimlerden haberdar olmuş olur. İLE/VE Yayınları ve kaynakları tanır/tarar. İLE/VE Özgün bir şeyler ortaya çıkarır. )

- !İFTİRA ile/ve !KARALAMA

- BEKÇİ ile/ve/<> POLİS
( ... İLE/VE/<> Şehir. [Şehirleşmiş yaşamı, şehirde yaşama kurallarını takip eden.] )

- HAKARET ile AŞAĞILAMA

- DELİ ile SUÇLU

- ZAN(N) ile/değil/yerine/>< İLM

- SABİT ile ZÂBİT
( Sabitleyen kişi/şey. İLE Tutan, saklayan, zabteden kişi/şey. | Rütbesi, teğmenden, binbaşıya kadar olan asker, subay. | Yönetme gücü olan, dediğini yaptıran. )

- GERÇEK KİŞİ/LİK ile TÜZEL KİŞİ/LİK

- HAKÎM ile HÂKİM ile HAKEM ile HEKİM
( Hikmet sahibi. İLE Hüküm veren, yargıç. İLE Karar veren. İLE Tabip, tıp doktoru. )

- "AĞIR CEZA SAVCISI" değil AĞIR CEZA MAHKEMESİ NEZDİNDEKİ SAVCI

- HAK GÖZETME ile VİCDAN

- VİCDAN ile/||/<> GAM

- BULUNÇ/VİCDAN ile/ve/<> BİLİNÇ

- "ÜÇKAĞITÇI" ile/ve/||/<>/> HAİN

- [ne yazık ki] SALDIRGAN/LIK ile/ve "AZGIN/LIK"
( Psişik. İLE/VE Ahlâkî. )

- [ne yazık ki] DÜŞMAN/LIK ile/ve/değil/yerine/||/<> KARŞIT/LIK

- ZANLI ile SANIK
( Bir suç dolayısıyla sorguya çekilen. İLE Aleyhine ceza davası açılan. )

- ŞÜPHELİ ile SANIK

- ZÂCİR ve/||/<>/>/< RAM
( Men ve yasak eden. VE İtaat eden. )

- TÖREYE DOĞAN ve/||/<> İSVİÇRE TÜZESİYLE EVLENEN ve/||/<> ALMAN YÖNETİM ZİHNİYETİYLE YÖNET(İL)EN ve/||/<> İTALYAN TÜZESİYLE CEZALANDIR(IL)AN ve/||/<> İSLÂMÎ KURALLARA GÖRE GÖMÜLEN

- [ne yazık ki] !FAŞİST[< FASCES BALTASI]

- BRAHMANLAR ile/ve KŞATRİYALAR ile/ve VAYSYALAR ile/ve SUDRALAR ile/ve PARYALAR
( Brahma'nın ağzından yaratılmış rahipler sınıfı. İLE/VE Brahma'nın kolundan yaratılmış soylular ve savaşanlar sınıfı. Krallar, savaşçılar ve soylular. [Tenleri kırmızımsıdır.] İLE/VE Brahma'nın kalçasından yaratılmış çiftçi ve tüccar sınıfı. İLE/VE Brahma'nın kalçasından yaratılmış hizmetkâr ve işçi sınıfı. İLE/VE Bu dört sınıf dışında kalanlar. )

- HIZ ile/ve HAZ
( İnsanın en büyük baş belâları. )

- İLTİFAT ile/ve/<>/>/< İTİBAR

- ZARÂFET ve IŞILTI ve GÜZELLİK

- ZARÂFET ile/ve/<> LETÂFET

- EDEB ile/ve/<> ZARÂFET

- İCÂBEN ile ALÇAKGÖNÜLLÜLÜKLE

- DÖLLENME ile MAYALANMA

- ATIŞMAK ile ÇATIŞMAK

- ISRAR ile/değil/yerine TEKLİF
( Teklif et fakat ısrar etme! )
( Yok. İLE/DEĞİL/YERİNE Var. )

- "ÖYLE" "GÖRMEK" ile "ÖYLE" "GÖRMEMEK"

- ERDEM/FAZİLET ile/ve MEZİYET
( Erdem, toplum çıkarını kişisel çıkarın üstünde tutmaktır. )
( Bilgi erdem, erdem de mutluluk üretir. )
( Erdeminiz ayakta kalmanızı sağlayan şeydir. )
( Erdem kişinin kendisini inşa edeceği tuğlalardır. )
( Erdemler kendileri içindir. Başka şeyler için değildir. )
( Erdemler ve güçler kendini-idrakle birlikte gelir, daha önce değil. )
( Erdemli olanlar, kaygıdan; akıllı olanlar, korkudan uzaktırlar. )
( Güçlükleri yenmeyi birinci ödevi olarak kabul eden ve ödülü sonraya bırakan bir kişiye 'erdemli' denir. )
( Erdemli kişinin önem verdiği üç şey vardır: Davranışlarında dikkatsiz ve düşüncesiz olmaktan sakınmak; yüz anlatımında içtenlik; sözlerinin kabalık ve bayağılıktan uzak olması. )
( Gerçekte olduğunuz şey, özünüz, sizin erdeminizdir, erdeminiz kendinizsiniz. )
( Özünüzü, gerçek benliğinizi anımsamak erdemdir. )
( Hiçbir çiçeğin kokusu rüzgâra karşı yayılamaz, fakat erdemlerin kokusu hiçbir engel tanımadan her yere yayılır. )
( Kişi, yaşamını meziyetlerinin yönettiğinden ve bu meziyetlerin en beklenmedik ve en sıkıcı koşullara bile direneceğinden emin olmalıdır. )
( Kişinin sınırlarını bilmesinden doğan alçakgönüllülük bir meziyettir ama vicdanla birleşmediği sürece bir zayıflık olarak görülebilir. )
( Olgun kişi, meziyetlerini parıldar hale getirir. )
( Olgun kişi, meziyetleri parıldarken ışıltıyı gizleyerek çevresiyle uyum içinde kalmayı başarır. )
( Kaynak ve meziyetlerin açığa vurulması yerine sadelikle alçakgönüllülük salık verilir. )
( Kişinin ışığı yararlı bir parlaklık sağlıyorsa, onu tartının altına gizlemelidir. Eğer sağlamıyorsa, meziyetleri geliştirmek amacıyla durmadan çalışılmalıdır. )
( Meziyet yalnız kalmaz, daima komşu bulur. )
( 4 Büyük Erdem: * MAITRI/METTA[Palice] (Dostluk, iyi dilek, iyilik, sevgi ve merhamet göstermek. )
( Merhamet ve herkesin acılarına üzülmek. )
( Herkesin iyiliğine sevinmek. )
( Herkesin hatasını affetme ve görmezlikten gelmek. )
( Erdemin ölçüsü, tüze'dir. )
( Bir şeyin, işlevini, yerine getirmesi. İLE/VE ... )
( What you are really is your virtue.
Remembering your self is virtue. )
( Aklını, en yüksek düzeyde kullanmak, tefekkür yaşamı, kuramsal temâşâ. İLE/VE ... )

- İRÂDÎ ERDEMLER ile GAYRİ İRÂDÎ ERDEMLER
( Varlık[Vucud]'a yönelik. İLE Varolan[Mevcud]'a yönelik. )
( Kendini bulduran. İLE Allah'ı bulduran. )

- KORKU ile KAYGI
( KAYNAK: Korkunun kaynağını biliriz, ancak kaygının kaynağı belirsizdir.
SÜRE: Korku, daha kısa sürelidir, kaygı ise uzun süre devam eder.
ŞİDDET: Korku, kaygıdan daha şiddetlidir. )
( Beyinde. [amigdala'da]. İLE Zihinde.["bağlarda"] )
( [kaynağı] Dışarıda. İLE İçeride. )
( Dışarıdan içeriye. İLE İçeriden dışarıya. )
( Varoluşsal, zorunlu, geçerli, gerekli, etkili ve yetkin. İLE Anlamsız, değersiz, geçersiz, gereksiz, etkisiz ve yetkisiz. )
( Köpek/arı korkusu (yakındaysa/yakınlaşıyorsa)
"Köpek/arı kaygısı" (uzaktaysa/yakınlaşmasa da)

Uçak korkusu (binmeye yaklaştıkça)
"Uçak kaygısı" (binmeden ve düşmesi "düşüncesiyle")

Terk edilme korkusu (ondan daha önce terk edememe düşüncesiyle)
"Terk edilme kaygısı" (binmeye yaklaştıkça)

[Deneyimleneceklerde, elde etmede, sınırlarda ve sınavlarda...]
Başaramama korkusu (zihnindeki ve "kendince" sınırsız "çözümleriyle")
"Başaramama kaygısı" (çıkarlarının kaybedilecek olması ya da çatışmasıyla)

[Varoluş sürecinde ve gereksiniminde...]
"Ben olamama" korkusu (ötekilerin "gücü" ya da "üstünlüğüyle")
"Ben olamama" kaygısı (aidiyet sağlayamamayla) )
( "KAYGI değil/yerine SAYGI" yazısı için burayı tıklayınız... )
( Korkunun bir bölümü, varolanlara bir zarar düşünmediğimiz zaman gider. )
( İhanetten uzak kaldığın kadar korkmazsın. )
( Zan gitmedikçe, korkudan ve kaygıdan kurtulamayız. )
( Gövde ve zihin sınırlıdırlar, onun için de incinmeye açıktırlar, onların, korunmaya gereksinimleri vardır ve bu da korkuya yol açar. )
( Gelecek için antrenman, tutumlar geliştirme; bunlar korku işaretidir. )
( Acı çekmemiş olan, korkmaz. )
( İç ve dış arasındaki ayrımın yalnızca zihinde olduğunu idrak ettiğiniz zaman, artık korkunuz kalmaz. )
( Arzulardan ve korkulardan kurtulun, görüşünüz birdenbire berraklaşacak ve herşeyi olduğu gibi göreceksiniz. )
( İç değerinizi bilmelisiniz, ona güvenmelisiniz ve günlük yaşantınızda arzu ve korkularınızı feda ederek bunu belirgin kılmalısınız. )
( Arzudan ve korkudan kurtulmak sizi öyle korkutmasın. Bu hepinizin bildiğinden öylesine farklı, çok daha yoğun ve ilginç bir hayat yaşayabilmenizi sağlayacaktır; öyle ki siz her şeyi kaybetmekle, gerçekten her şeyi kazanmış olursunuz. )
( Once you realise that all comes from within, that the world in which you live has not been projected onto you but by you, your fear comes to an end.
You are love itself - when you are not afraid.
An understanding mind is free of desires and fears.
The more you know yourself the less you are afraid.
Discover your mistake and be free of fear.
The body and the mind are limited and therefore vulnerable; they need protection which gives rise to fear.
Training for the future, developing attitudes is a sign of fear.
Who has not suffered is not afraid.
When you realise that the distinction between inner and outer is in the mind only, you are no longer afraid.
Be free of desires and fears and at once your vision will clear and you shall see all things as they are.
You must know your inner worth and trust it and express it in the daily sacrifice of desire and fear.
Do not be afraid of freedom from desire and fear. It enables you to live a life so different from all you know, so much more intense and interesting, that, truly, by losing all you gain all. )
( FEAR: [not] Forget Everything And Run vs./AND/BUT Face Everything And Rise
Face Everything And Rise INSTEAD OF Forget Everything And Run )
( Korku, bilmemekten ileri gelir. )
( Bir kez, her şeyin içten geldiğini, içinde yaşadığınız dünyanın size değil, sizin tarafınızdan yansıtıldığını idrak ettiğinizde, korkularınız sona erer. )
( Siz aslında sevgisiniz - korkmadığınız zaman. )
( Anlayan bir zihin, arzulardan ve korkulardan azâdedir. )
( Kendinizi ne kadar daha çok bilirseniz, o kadar daha az korkarsınız. )
( Hatanızı keşfedin ve korkudan kurtulun. )
( Gövdemizin sahibi olursak, korkuyu atarız. )

- ÇEKİMSER ile ÇEKİNGEN/SINGIN

- (")SALLANTI(") ile (")ÇALKANTI(")

- AZIMSAMAK ile KÜÇÜMSEMEK

- BENİMSEMEK ile/ve/<> SAVUNMAK

- BENİMSEMEK ile/ve/değil/yerine/<> ÖZÜMSEMEK

- "TAKILMAK" ile/değil/yerine ÜSTÜNDE DURMAK/ÖNEMSEMEK

- DÜŞÜNME ile YOĞUNLAŞMA/KONSANTRASYON

- HATIRLAMAK ile/değil/yerine/= ANIMSAMAK

- NAMUS-U EKBER ile/ve NAMUS-U ESGAR
( Tanrı. İLE/VE Para. | Sessiz adâlet. )

- FİZİKSEL İŞ YAPMAK ile HİZMET ETMEK

- MERHAMET ile/ve AF
( Taş kalpleri, en iyi mezar taşları yumuşatır. )

- CEZALARDA:
YANLIŞ YAPILANA
ile YAPILMAYANA/KARŞILANMAYANA [zorunlu olduğu halde]
( Geliştirir. İLE [belki] Dönüştürür. )
( Verilebilir de, verilmeyebilir de. İLE Çoğunlukla verilmesi gerekir. )
( Niyete göre hafifletilebilir. İLE Ne niyet, ne özel koşullar pek değerlendirilmez. )
( Haklılık/haksızlık, yerindelik-yersizlik, adâlet aranabilir. İLE Ne haklılık, ne de herhangi bir şey aranmaz. )
( Nush ile uslanmayanı, etmeli tekdîr Tekdîr ile uslanmayanın hakkı kötektir! )

- AZ(DIR)MAK ile AYAKLAN(DIR)MAK

- CEZBE/CAZİBE ile/ve TAHRİK

- TAHRİK OLMAK ile AZMAK

- [ne yazık ki] !"KARALAMAK" ile/değil/yerine REDDETMEK

- İNKÂR ile CAHT
( ... İLE Bile bile inkâr etme. )

- !KISKANÇLIK ile/ve/<> !KİN

- İDDİA ile KESİNLİK

- HAYIR >< İSRAF
( Hayırlıda israf, israfta hayır olmaz. )

- İSRAF ile ZİYAN

- İSRAF ile/ve/> BATKI/İFLÂS
( İsraf, iflâsı muhakkak kılar. )
( En büyük israf, zaman israfıdır. )

- İSRAF ile SAVURGANLIK

- İFLÂH (OLMA[MA]K) ile İSLÂH (OLMA[MA]K)

- SUÇ ile YANLIŞ(HATÂ)

- SUÇ ile PAY

- DALGI/GAFLET ile YANLIŞ(HATÂ) ile DALÂLET
( İnsan, yanlışları olup da bunları düzeltmezse, bunları benimsemiş demektir. )
( Gaflet de bir nimettir. )

- İTHAM ile İSNAD

- [ne yazık ki] !İTHAM ile !TEKFÎR
( Çoğunlukla/bazen itham, küfürden daha ağırdır. )

- İTHAM ile/ve/<> GENELLEME

- TAHRİK ile KIŞKIRTMA

- KIŞKIRTICI ile TAHRİK EDİCİ

- SORUN ile/ve ÇÖZÜLMESİ GEREKEN
( Hiçbir sorun, o sorunu yaratan "bilinç düzeyi" ile çözülemez. )

- "PANİK YAPMA!" ile "ACELE ETME!"

- KONU ile/ve YÜKLEM ile/ve KESİNLİK/BURHAN

- BİLİMDE YERALAN ile/ve/değil BİLİMDE DE YERALAN

- ZORUNLU/ŞER'Î İLİMLER ile/ve/<> ZORUNLU/ŞER'Î OLMAYAN İLİMLER
( USÛL | FÜRÛ | MUKADDİMÂT | MÜTEMMİMÂT ile/ve MAHMUD | MEZMÛM | MÜBAH )

- İLİM:
YARGI/HÜKÜM
ile/ve/değil/ya da YARGI/HÜKÜM OLMASA DA

- [yargı/hüküm bulunsa da, bulunmasa da] İLİM:
TASAVVUR MERHU HÜKM (TASDİK)
ile/ve TASAVVUR FEKAT/SÂZEC/LÂ HÜKME MA'HÛ
( Yargı içermesi gereken. İLE/VE Yargı içermemesi gereken. )
( Bi şart. İLE/VE Bilâ şart. )

- İLİM/LER ile/ve/+/<> İRFAN/HİKMET
( Bilgisi.[hikmetin] İLE/VE/+/<> Kendi.[hikmetin] | İlmi, hayata geçirme bilgisi. )
( [konunun] Öncesi | Sonrası | İçi | Dışı İLE/VE/+/<> Zamanı | Zemini )
( 4N İLE/VE/+/<> 2N )
( Nasıl?[Ne asıl?] | Niye?[Neye?] | Nereden? | Nereye? İLE/VE/+/<> Nerede? | Ne zaman? )
( Nasıl? İLE/VE/+/<> Niçin?[Ne için?] )
( Önü | Arkası | Sağı | Solu İLE/VE/+/<> Alt/ı ve üst/ü )
( Dört yön İLE/VE/+/<> Taban ve tepe )
( Yön İLE/VE/+/<> Konum )
( Değişken/araz. İLE/VE/+/<> Sabit/mutlak. )
( Akıl ile. İLE/VE/+/<> Akıl ve/+ gönül ile. )
( Görü. İLE/VE/+/<> Öngörü. )
( İdrak. İLE/VE/+/<> İz'an. )
( İdrak. İLE/VE/+/<> İlmi/ni idrak. )
( Rükû İLE/VE/+/<> Kıyam/Secde )
( Çevre İLE/VE/+/<> Çekirdek )
( Küre/Daire/Çember İLE/VE/+/<> Merkez/Nokta )
( Doğrusal. İLE/VE/+/<> Dairesel. Döngüsel. )
( Sözlük. İLE/VE/+/<> Kılavuz. )
( "Yatay". İLE/VE/+/<> "Dikey". )
( "Dikey". İLE/VE/+/<> "Yatay". )
( "Yabancı"/"tanıdık"/"uzak". İLE/VE/+/<> Tanıdık/yakın. )
( Sözcükler[Terimleri/Kavramları] | Tarih[/Tarihçesi] | Doğası[Kimyası/Biyolojisi/Anatomisi] | İşlevselliği[Fizik/Fizyoloji] İLE/VE/+/<> Koşullar[Zamanı ve Zemini(Yeri/Mekânı)] )
( Önce İLE/VE/+/<> Sonra )
( Âlim İLE/VE/+/<> Ârif )
( ben İLE/VE/+/<> BEN )
( Sıfat İLE/VE/+/<> Zât )
( Gövde İLE/VE/+/<> Öz )
( Gövde İLE/VE/+/<> Göz )
( Beden ilmi. İLE/VE/+/<> Ledün ilmi. )
( İlmin marifeti. İLE/VE/+/<> Marifetin ilmi. )
( Marifetin ilmi. İLE/VE/+/<> İlmin marifeti. )
( Tümellerin idrâki. İLE/VE/+/<> Tekillerin idrâki. )
( Müşkil çözer. İLE/VE/+/<> Akıl üretir. )
( Maddeyi idrak becerisi yüksek kişiler. İLE/VE/+/<> Maddeyi idrak becerisi yüksek kişiler. )
( İlm-i Hudurî. İLE/VE/+/<> İlm-i Husulî. )
( Tasdik[Yargı] İLE/VE/+/<> Tasavvur[Kavram] )
( Görerek/gözlemleyerek. İLE/VE/+/<> İşiterek/dinleyerek. )
( Düşünce ve gözlem ile. İLE/VE/+/<> Katılım ve sezgi ile. )
( Sözlük. İLE/VE/+/<> Kılavuz. )
( Yazı/şekil ile. İLE/VE/+/<> Gelenek ile. )
( Veri/ler ile. İLE/VE/+/<> Bilgi/bilgelik ile. )
( Nesneyi bilmek. İLE/VE/+/<> Kendini bilmek. )
( Yanıtlar ile. İLE/VE/+/<> Sorular ile. )
( Bilinebilecekleri ve yapılması gerekenleri bilmek. İLE/VE/+/<> Kaçınılması/yapılmaması gerekenlerden kaçınmak. )
( Cehâleti gideren. İLE/VE/+/<> Gafleti gideren. )
( Evreni tanımaya ve tanıtmaya çalışır. İLE/VE/+/<> İnsanı tanımaya ve tanıtmaya çalışır. )
( Doğayı tanımaya ve tanıtmaya çalışır. İLE/VE/+/<> İnsanı tanımaya ve tanıtmaya çalışır. )
( Herkes/e. İLE/VE/+/<> Bazıları/na. )
( İsteyene. İLE/VE/+/<> Hak edene. )
( Herkes bilebilir. İLE/VE/+/<> Bazıları bilir. )
( "40 yaş öncesi". İLE/VE/+/<> "40 yaş sonrası". )
( Bilmenin/bilginin sonucu. İLE/VE/+/<> Bilmenin/bilginin kendi. )
( Bilmek. İLE/VE/+/<> Bilmekten, [sürekli] "bilme"ye geçmek. )
( Kişi, bilmediğiyle karşılaşınca oluşmaya başlar. İLE/VE/+/<> Kişi, kendiyle karşılaşınca oluşmaya başlar. )
( Yatay. İLE/VE/+/<> Dikey. )
( Sizin araştırmalarınızla... İLE/VE/+/<> Birlikte paylaşımlarımızla... )
( Aramakla bulunabilir. İLE/VE/+/<> Aramakla bulunmaz. [Fakat bulanlar, aramış olanlarıdır!] )
( Fikri hür, vicdanı hür. İLE/VE/+/<> İrfanı hür. )
( Her yerde ve her şeyde. İLE/VE/+/<> Sende! [ İrfan/kültür, sokakta dolanır; almasını bilirsen! Bilim, doğanın her köşesinde var; görmesini bilirsen! ] )
( Hem Doğu'da, hem Batı'da. İLE/VE/+/<> [daha çok] Anadolu'da ve Doğu'da! )
( Bazen birden, bazen zamanla kazanılır! İLE/VE/+/<> Zamanla kazanılır. )
( Yeterince çalışılırsa, -neredeyse- mutlaka! İLE/VE/+/<> Belki! )
( Çeşm-i insaf gibi kâmile mîzân olmaz Kişi noksanını bilmek gibi irfân olmaz. )
( Nasıl/nelerin konuş(ul)abileceğini öğretir. İLE/VE/+/<> Nasıl/neleri konuşmayacağını ve susabilmeni gösterir. )
( Maluma bakar. İLE/VE/+/<> Mazerete bakar. )
( Tâbi ol! İLE/VE/+/<> Talip ol! )
( Episteme. İLE/VE/+/<> Gnosis. )
( Genel rahmet. İLE/VE/+/<> Özel rahmet. )
( Geçmiş. İLE/VE/+/<> Gelecek. )
( Bileşikleri(mürekkebât) idrâktir. İLE/VE/+/<> Yalını(basît) idrâktir. )
( Mutlaktır. İLE/VE/+/<> Bilgisizlikten sonraki bir duruma özeldir. )
( Mutlaktır. İLE/VE/+/<> Yokluğun(adem) aracılık ettiği iki idrâkin sonucudur. )
( Mutlaktır. İLE/VE/+/<> Riyâzet yoluyla elde edilir. )
( Yöntemi zordur. İLE/VE/+/<> Yöntemi kolaydır. )
( İhtilâfı çoktur. İLE/VE/+/<> İhtilâfı azdır. )
( Neden-delili[burhân-i limmî] ile elde edilir. İLE/VE/+/<> Nasıl-delili[burhân-i innî] ile elde edilir. )
( Seni/onu, başkasına bildiren. İLE/VE/+/<> Seni, sana bildiren. )
( İrfan öğretisi, insanlığı bir bütün olarak algılayıp insanlık değerlerine nerede olursa olsun, duyarlı olmayı öğretir. )

- İLİMLER(ULÛM) ile/ve/<> FENN(FÜNÛN) ile/ve/<> MEBHAS[MEBÂHİS]
( * İLM-EL-YAKÎN: KESİN BİLGİ
* İLM-İ AHCÂR: TAŞBİLİMİ, JEOLOJİ
* İLM-İ AHLÂK: AHLÂK BİLGİSİ
* İLM-İ AHVÂL-İ CEVV: METEOROLOJİ
* İLM-İ AKVÂM: MİLLETLERİN, KAVİMLERİN, KÜLTÜR, GÖRENEK GİBİ HALLERİNİ ARAŞTIRAN, İNCELEYEN İLİM, ETNOLOJİ, IRKIYYÂT
* İLM-İ ARÛZ: [ed.] VEZİN, NAZIM ÖLÇÜLERİYLE İLGİLİ BULUNAN BİLİM
* İLM-İ ARZ, İLM-ÜL-ARZ: JEOLOJİ
* İLM-İ ÂSÂR-I ATÎKA: ARKEOLOJİ
* İLM-İ BEDÂYİ': ESTETİK
* İLM-İ BEDEN, İLM-ÜL-EBDÂN: HEKİMLİK BİLGİSİ
* İLM-İ BEDÎ': [ed.] GÜZEL SÖZ SÖYLEME VE YAZMA BİLİMİ, ESTETİK
* İLM-İ BEDÎHÎ: GERÇEĞİ SEZEREK ANLAMA BİLİMİ
* İLM-İ BELÂGAT: İYİ, GÜZEL, PÜRÜZSÜZ SÖZ SÖYLEME, UZDİLLİLİK; SÖZÜN DÜZGÜN, KUSURSUZ, YERİNDE VE ADAMINA GÖRE SÖYLENMESİNİ ÖĞRETEN BİLİM
* İLM-İ BEYÂN: İFADE BİLİMİ
* İLM-İ CEBR: CEBİR BİLGİSİ (CEBİR(GABER) [SÜMERCE'DEN](HAREZMİ)): Kırılan kemiği yerine koymak.

* İLM-İ CEDEL: BİLİMSEL TARTIŞMA
* İLM-İ CERR-İ ESKAL: MAKİNE VE KUVVETLER İLE BU KUVVETLERDEN DOĞAN HAREKETLER ARASINDAKİ İLİŞKİLERİ ARAŞTIRAN BİLİM
* İLM-İ EDEB: ARAP DİLBİLGİSİ
* İLM-İ EDVÂR: MÜZİK BİLGİSİ
* İLM-İ EHÂDİS, İLM-İ AHBÂR, İLM-İ ÂSÂR: HZ. MUHAMMED VE YAKINLARININ SÖZLERİYLE, HAREKETLERİYLE İLGİLİ BULUNAN GELENEKLERİ KONU EDİNEN BİLİM
* İLM-İ EKTÂF: KÜREKKEMİĞİNE YA DA BU KEMİĞİN PARÇALARINA GEÇMİŞİ BİLME VE GELECEKTEN HABER VERME BİLİMİ
* İLM-İ ELSİNE: DİLBİLİM, LİNGUİSTİK
* İLM-İ EMRÂZ, İLM-ÜL EMRÂZ: PATOLOJİ
* İLM-İ ENSÂB, İLM-ÜL ENSÂB: JENEOLOJİ
* İLM-İ ENSÂC, İLM-ÜL ENSÂC: DOKUBİLİM, HİSTOLOJİ
* İLM-İ ENVÂ: AY'IN ZAMANLARINI ARAŞTIRAN BİLİM
* İLM-İ ESMÂ': ALLAH ADLARININ VE NİTELİKLERİNİN ANLAM VE AÇIKLAMALARIYLA İLGİLİ OLAN BİLİM
* İLM-İ EZELÎ: ALLAH'IN EZELÎ BİLGİSİ, ÖNCEBİLİM
* İLM-İ FERÂİZ: (huk.) ŞER'İ MİRAS İLMİ
* İLM-İ FETVÂ: (huk.) İSLÂM DİNİ YASALARINI İNCELEYEREK BAZI İDARÎ VE ADLÎ KONULARDA BİR KARARA VARMA BİLGİSİ
* İLM-İ FIKH: (huk.) ŞERÎAT İLMİ, ŞERÎATIN USUL VE HÜKÜMLERİ, AMELÎ VE ŞER'Î MESELELER BİLGİSİ, BİR ŞEYİ GEREĞİ GİBİ ANLAYIP BİLME
* İLM-İ HABER, İLM-İ HADÎS: HZ. MUHAMMED'İN SÖZLERİNİ İNCELEYEREK BUNLARDAN ÇIKAN ANLAMLARI AÇIKLAYAN BİLİM
* İLM-İ HÂL: DİN KAİDELERİNİ ÖĞRETMEK ÜZERE YAZILMIŞ KİTAP; TEKKEDE ÖĞRENİLEN BİLGİLER
* İLM-İ HAYVÂNÂT: ZOOLOJİ
* İLM-İ HENDESE/MESÂHA/MİSÂHA: GEOMETRİ BİLİMİ
* İLM-İ HESÂB: ARİTMETİK
* İLM-İ HEY'ET: ASTRONOMİ
* İLM-İ HİKMET: FELSEFE İLE İLGİLİ KONULARI İNCELEYEN BİLİM
* İLM-İ HİLÂF Ü CEDEL: TARTIŞMA/MÜNÂKAŞA YOLLARINI ÖĞRETEN BİLİM
* İLM-İ HİSÂB: ARİTMETİK
* İLM-İ HİYEL, İLM-ÜL HİYEL: MEKANİK BİLGİSİ
* İLM-İ HUKUK: HUKUK BİLGİSİ
* İLM-İ İCTİMÂ': TOPLUMBİLİM, SOSYOLOJİ
* İLM-İ İDÂRE: İDARE BİLGİSİ
* İLM-İ İKTİSÂD: EKONOMİ POLİTİK
* İLM-İ İLÂHÎ: TEODİSE
* İLM-İ İMLÂ: DİLBİLGİSİ KURALLARINA UYGUN YAZI BİLGİSİ; PERSPEKTİF RESİMDE KURALA UYGUN RESİM ÇİZME İLMİ
* İLM-İ İSNÂD: İLK NAZARİYE SAHİBİNİ İNCELEYEN VE BU NAZARİYENİN ONA BAĞLANMASI GEREKTİĞİNİ SAVUNAN İLİM
* İLM-İ İŞTİKAK: SÖZCÜK TÜRETME YOLLARINI ARAŞTIRAN İLİM, ETİMOLOJİ
* İLM-İ KABL-ET-TÂRİH: TARİHÖNCESİ DEVİRLERE AİT VARLIKLARI VE OLAYLARI KONU EDİNEN İLİM, PREHİSTORYA
* İLM-İ KAFİYE: ŞİİRDE RİTİM SAĞLAMA İLMİ
* İLM-İ KAL: MEDRESEDE ÖĞRENİLEN İLİM
* İLM-İ KEFF: AVUÇ ÇİZGİLERİNE BAKARAK GEÇMİŞİ VE GELECEĞİ BİLME İLMİ
* İLM-İ KELÂM: KUR'AN'IN HÜKÜMLERİNİ AÇIKLAYAN VE YORUMLAYAN İLİM
* İLM-İ KELÂM VE AKAİD: METAFİZİK
* İLM-İ KIHIF: KAFATASI KEMİĞİNİN ŞEKİL BAKIMINDAN AKLÎ MELEKE/YETİLERİN BELİRTİSİ OLDUĞUNU İLERİ SÜREN GÖRÜŞ, FRENOLOJİ
* İLM-İ KIRÂAT: KUR'AN'IN İLK YEDİ KİŞİ TARAFINDAN YEDİ TÜRLÜ OKUNUŞ TARZINI SAVUNAN VE BU YOLDAKİ ÇALIŞMALARI KAPSAYAN İLİM
* İLM-İ KIYÂFET: İNSANIN YÜZÜNDEN VE DIŞ GÖRÜNÜŞÜNDEN, İÇ VASIFLARINA, İÇ HAYATINA DAİR AHKAM ÇIKARMA BİLGİSİ
* İLM-İ KİMYÂ: KİMYA BİLGİSİ; SUN'Î OLARAK ALTIN VE GÜMÜŞ YAPMA İLMİ
* İLM-İ KİTÂB: KUR'AN'IN AÇIKLANMA VE YORUMUNA ÖZGÜ İLİM
* İLM-İ KİTÂBET: YAZI YAZMA, BİR MADDEYİ KURALLARINA UYGUN OLARAK EN GÜZEL BİR ŞEKİLDE KALEME ALMA İLMİ
* İLM-İ LEDÜN: ALLAH'IN SIRLARINA AİT MANEVİ BİLGİ
* İLM-İ LÛGAT: SÖZLÜKBİLİM, LEKSİKOLOJİ
* İLM-İ MAÂD: HAYAT SONU BİLGİSİ, ESKATOLOJİ
* İLM-İ MAÂNÎ: SÖZCÜĞÜN GEREKEN DURUMA, YANİ AÇIKLAMANIN ÖZÜNE YAKIŞMASI YOLLARINI GÖSTEREN İLİM, ANLAMBİLİM, SEMANTİK
* İLM-İ MAÂŞ: MAİŞET, GEÇİM, HAYAT BİLGİSİ
* İLM-İ MÂ-BA'D-ÜD-TABÎA: METAFİZİK
* İLM-İ MA'DENİYYÂT: MADEN ARAŞTIRMA VE İNCELEME İLMİ
* İLM-İ MAHÂSİN: ESTETİK
* İLM-İ MA'NÂ: GÜZEL SÖZ SÖYLEME İLMİ
* İLM-İ MA'NEVÎ: RÛHÎ VE ZİHNÎ OLGULARI VE OLAYLARI KONU EDİNEN İLİM
* İLM-İ MENÂHİC: YÖNETME İŞLERİ İÇİN GEREKLİ BİLGİYİ VEREN İLİM, METODOLOJİ
* İLM-İ MENAKİT: KRONOLOJİK VE ASTRONOMİK ZAMANLARI İNCELEYEN İLİM
* İLM-İ MENŞE'-İ AKVÂM: KAVİMLERİN, MİLLETLERİN MENŞEİ İLE, DOĞUŞU İLE İLGİLİ OLAN İNCELEME VE ARAŞTIRMALAR YAPAN İLİM
* İLM-İ MERÂYÂ: BİR İŞİN EN İNCE AYRINTILARINA KADAR İNMEYİ ÖĞRETEN İLİM
* İLM-İ MERÂYÂ-Yİ MUHRİKA: MERCEKLERİN, YAPIM, KULLANILMA VE YAKICI OLAN TÜRLERİNİ ARAŞTIRARAK KURALLARA BAĞLAYAN İLİM
* İLM-İ MESÂHA: YÜZÖLÇÜMÜ BİLGİSİ
* İLM-İ MEVCÛDÂT: DOĞANIN TÜM VARLIKLARINI İNCELEYEN İLİM
* İLM-İ MUÂMELE: MÜMİNLERİN, ALLAH VE KULLARINA KARŞI OLAN VAZİFE İLE İLGİLİ BİLGİLERDEN BAHSEDEN İLİM
* İLM-İ MÛSIKÎ: MÜZİĞİN TÜM KONULARINI İÇİNE ALNA İLİM, MÜZİK BİLGİSİ, MÜZİKOLOJİ
* İLM-İ MÜSTEHÂSÂT: ESKİ VARLIK-BİLİM, PALEONTOLOJİ
* İLM-İ NEBÂTÂT: BOTANİK
* İLM-İ NEFS, İLM-ÜN-NEFS: PSİKOLOJİ
* İLM-İ NÜCÛM: ASTROLOJİ
* İLM-İ PÎŞÂNÎ: ALINA BAKARAK, KARAKTERİ, ALINYAZISINI OKUMA İLE İLGİLİ İLİM
* İLM-İ REML: GEREKLİ OLAN ARAÇLAR KULLANILARAK FALA BAKMA
* İLM-İ RİVÂYET: GELENEKLERİN DOĞRULUK DERECESİNİ ARAŞTIRAN İLİM
* İLM-İ RİYÂZET: TASAVVUFU KONU EDİNEN İLİM
* İLM-İ RÛH, İLM-ÜR-RÛH: PSİKOLOJİ
* İLM-İ RÜSÛM: VERGİ MEVZUATI VE GÜMRÜĞE AİT KONULARLA İLGİLİ OLAN İLİM
* İLM-İ RÜŞEYN: DÖLLENMİŞ YUMURTACIĞIN CENİN DURUMUNA KADAR GEÇİRDİĞİ SAFHALARI İNCELEYEN İLİM, EMBRİYOLOJİ
* İLM-İ SAÂDET: MUTLULUĞU EN BÜYÜK GAYE EDİNEN BU GÖRÜŞLE İLE İLGİLİ BULUNAN BİLGİLERİ ELE ALAN İLİM
* İLM-İ SARF: SÖZCÜKLERİ, ONLARIN KONULUŞLARINI, TÜREYİŞ VE ÇEKİMLERİNİ KONU EDİNEN DİL VE EDEBİYAT BÖLÜMÜ
* İLM-İ SARF VE NAHV: GRAMER-SENTAKS İLMİ
* İLM-İ SAVT: AKUSTİK
* İLM-İ SECÂYÂ: IRABİLİM, ETOLOJİ
* İLM-İ SERVET: SİYASÎ İKTİSAT İLMİ
* İLM-İ SİHR: İNSAN RUHUNU ETKİLEYEN VE BAZI OLAYLARIN SEYRİNİ DURDURACAĞINA İNANILAN BÜYÜ İLE İLGİLİ OLAN İLİM
* İLM-İ SİMYÂ: HARFLERLE, SAYILARLA, İLÂHÎ SÖZLER VE ALLAH'IN ADLARINI KULLANMAKLA KÂİNATIN SIRLARINI ÇÖZME İLMİ
* İLM-İ SÛRÎ: ÜRETİM BİLGİSİ, ÜRETİMİ GELİŞTİRME BİLGİSİ
* İLM-İ SÜLÛK: ALLAH VE DİN UĞRUNA ÇİLE DOLDURMA YOLUNU ÖĞRETEN İLİM
* İLM-İ ŞERÎF: MÛSIKÎ
* İLM-İ ŞUHÛD: GÖZLEME, DENEYE DAYANAN BİLİM
* İLM-İ TABAKAT-ÜL-ARZ: YERBİLİMİ, JEOLOJİ
* İLM-İ TABÎÎ: DOĞABİLİM
* İLM-İ TASAVVUF: TASAVVUF İLMİ, TASAVVUFÎ DÜŞÜNCE VE MEVZU TARZINI YORUMLAYIP İNCELEYEN BİLİM
* İLM-İ TASVÎR-İ MİYÂH: [coğr.] SU BİLGİSİ, HİDROGRAFİ
* İLM-İ TAVSÎF-İT-TABÎA: FİZYOGRAFYA
* İLM-İ TEDBÎR-İ MENZİL: EV EKONOMİSİ İLMİ
* İLM-İ TEDKÎK-İ HUTÛT: ESKİ YAZILARI OKUYUP, ÇÖZME İLMİ
* İLM-İ TEFSÎR: KUR'AN'I İZAH ETMENİN YOLLARINI, USULLERİNİ BİLDİREN İLİM
* İLM-İ TEKVÎN: KÂİNATIN YARATILIŞINI İNCELEYEN BİLİM, KOZMOGONİ
* İLM-İ TE'LİF: MÜZİK KOMPOZİSYONU İLMİ
* İLM-İ TENCÎM: YILDIZLARA BAKARAK GEÇMİŞTEN VE GELECEKTEN HÜKÜM ÇIKARMA İLMİ
* İLM-İ TERBİYE-İ ETFÂL: EĞİTBİLİM, PEDAGOJİ
* İLM-İ TEŞRİH: KUTSAL KİTAPLARIN AÇIKLANMA VE YORUMLANMASIYLA İLGİLİ BULUNAN İLİM
* İLM-İ TEVHÎD: ALLAH'IN BİRLİĞİNE AİT BİLGİ, YORUM GİBİ ŞEYLERİ TOPLAYIP İNCELEYEN İLİM
* İLM-İ TE'VÎL: KUR'AN İLE İLGİLİ OLAN BİLGİLERLE UĞRAŞAN İLİM
* İLM-İ TEVLÎD: BAHÇIVANLIK İLMİ
* İLM-İ TIBB: TIP İLMİ, HEKİMLİK BİLİMİ
* İLM-İ TILSIMÂT: TILSIM, BÜYÜ İLMİ
* İLM-İ VEZÂİF: ÖDEV BİLGİSİ, DEONTOLOJİ
* İLM-İ VÜCÛH: KUR'AN'IN TÜRLÜ TÜRLÜ OKUNUŞLARINI ÖĞRETEN İLİM
* İLM-İ YAKÎN: İLÂHÎ ÂLEMLERE İLİŞİK BİLGİLERİ TOPLAYAN VE DOĞRULUĞUNDAN ŞÜPHE EDİLMEYEN İLİM

ile/ve/<>

- FENN(FÜNÛN)
* FENN-İ
:
* FENN-İ DERYÂ: DENİZCİLİK
* FENN-İ İNŞÂ: YAZI YAZMA SANATI
* FENN-İ KİMYÂ: KİMYÂ İLMİ
* FENN-İ MA'DENİYYÂT: MİNERALOJİ
* FENN-İ MENÂFİ'-ÜL-A'ZÂ: FİZYOLOJİ
* FENN-İ MESÂHA-İ ARÂZÎ: YER ÖLÇME BİLGİSİ[fr. GÉODÉSIE]
* FENN-İ SAYDELÂNÎ: ECZACILIK
* FENN-İ TABAKAT-ÜL-ARZ: JEOLOJİ
* FENN-İ TERBİYE-İ ETFÂL: PEDAGOJİ
* FENN-İ TEŞRÎH: ANATOMİ BİLGİSİ
* FENN-İ ZİRÂAT: ZİRÂAT, EKİNCİLİK BİLGİSİ

ile/ve/<>

- MEBHAS[Ar. çoğ. MEBÂHİS]: Bir şeyin arandığı yer. | Arama, araştırma yeri. | Bâb, fasıl. | Logic[İng.]/Logie[Fr.] sözünün karşılığı.
* MEBHAS-I ADALÂT: KAS BİLİMİ
* MEBHAS-İ AHCÂR: TAŞBİLİM, LİTOLOJİ
* MEBHAS-İ A'SÂB: SİNİRBİLİM, NEVROLOJİ
* MEBHAS-İ CÜMÛDİYYE: BUZUL BİLİMİ, GLASİYOLOJİ
* MEBHAS-İ ENHÂR: AKARSU BİLİMİ, POTAMOLOJİ
* MEBHAS-İ ESBÂB: NEDENBİLİM, ETYOLOJİ
* MEBHAS-İ ESVÂT: SES BİLGİSİ, FONETİK
* MEBHAS-İ GAYÂT: EREKBİLİM, TELEOLOJİ
* MEBHAS-İ HAYVÂNÂT-I NÂİME: YUMUŞAKÇALAR BİLİMİ
* MEBHAS-İ KUVVET-İ HAVÂ: HAVA DEVİNİMİ BİLGİSİ, AERODİNAMİK
* MEBHAS-İ MA'RİFET: BİLGİ KURAMI, EPİSTEMOLOJİ
* MEBHAS-İ MÜSTEHÂSÂT: ESKİVAROLAN BİLİMİ, PALEONTOLOJİ
* MEBHAS-İ RÜŞEYM: EMBRİYOLOJİ
* MEBHAS-İ TASVÎR-İ CİBÂL: DAĞ BİLGİSİ
* MEBHAS-İ TAVSÎF-İ MAÂDİN: METALOGRAFİ[kimya]
* MEBHAS-İ TUFEYLÂT: ASALAKBİLİMİ
* MEBHAS-İ ZIYÂ: IŞIK BİLGİSİ
* MEBHAS-İ VUCUD: VAROLAN BİLİMİ, ONTOLOJİ
* MEBHAS-ÜL-BEŞER: İNSANBİLİM, ANTROPOLOJİ
* MEBHAS-ÜL-EŞKÂL: BİÇİMBİLİM, MORFOLOJİ
* MEBHAS-ÜL-EV'İYE: DAMARBİLİMİ
* MEBHAS-ÜL-EZHÂR: ÇİÇEKLER BİLİMİ/BİLGİSİ
* MEBHAS-ÜL-HAREKÂT: DEVİNBİLİMİ, DİNAMİK
* MEBHAS-ÜL-İZÂM: KEMİK BİLİMİ
* MEBHAS-ÜL-MİYÂH: SU BİLİMİ, HİDROLOJİ )

- KRİMİNOLOJİ ile/ve KRALANTİLOJİ
( Suç işle(t)me nedenlerini araştıran bilim dalı. İLE/VE Suçu ve suçluluğu inceleyen bilim. )

- ARAŞTIRMA ile İNCELEME ile ÇÖZÜMLEME/ANALİZ
( TA'MÎK[Ar. < UMK | çoğ. TA'MÎKÂT]: Derinleştirme, derin kazma. | Esasına varacak şekilde araştırma, inceleme. )

- NET/LİK ile KESİN/LİK

- KESİN/LİK ile KATI/LIK

- VARGI ile YARGI
( Verilen bir önermeden, çıkarsama yoluyla varılan sonuç. İLE Kavrama, karşılaştırma, değerlendirme gibi yollara başvurularak, kişi, durum ya da nesnelerin eleştirici bir biçimde değerlendirilmesi.[HÜKÜM] | Yasalara göre mahkemece bir olay ya da olgunun doğuşuna etken olan nedenlerin de göz önünde bulundurularak değerlendirilmesi sonucu verilen karar.[KAZA] )

- HARF (KULLANIMI) ile/ve RAKAM (KULLANIMI)
( Sürekli nicelik ve süreksiz nicelik farkını karşılayabilmeye yarar. )
( Rakamların, değerlerle karışmamasını da sağlar. )
( NAKŞ ETMEK )

- KANIT ile/ve İSPAT
( Fizik'te. İLE/VE Matematik'te. )

- ŞEKİL ve/<> KANIT

- YAKÎN:
KESİN/LİK
ile/ve/değil YAKLAŞIK/LIK

- ALGI YANILSAMALARI'NDA:
MÜLLER-LYLER
ve POGGENDORFF ve WUNDT ve ZOLLNER ve BOURDON

- | VERİ ve/> ENFORMASYON ve/> BİLGİ | ile/ve/+/<>/>/<
FARKINDALIK

( | Yazaç/harf. VE/> Hece. VE/> Sözcük. |

İLE/VE/+/<>/>/<

Tümce. )
( | ... VE/> "Ne, ne zaman, nerede, kim?" soruları ve yanıtlarıyla/karşılıklarıyla. VE/> "Nasıl?" sorusuyla ve yanıtlarıyla/karşılıklarıyla. |

İLE/VE/+/<>/>/<

"Neden?" sorusuyla ve yanıtlarıyla/karşılıklarıyla. )
( [bilginin/kavramın/nesnenin/olgunun] | Öncesi VE/> Sonrası VE/> İçi VE/> Dışı |

İLE/VE/+/<>/>/<

Zamanı ve Zemini )
( | Letter, phoneme. AND/> Morpheme. AND/> Word. |

vs./AND/+/<>/>/<

Sentence. )
( | [by] ... AND/> "What, where, when, who?" questions and answers. AND/> "How?" question and answers. |

vs./AND/+/<>/>

"Why?" question and answers. )
( | Before AND/> After. AND/> Inside AND/> Outside |

vs./AND/+/<>/>/<

Time and place. )
( )

- GIDA GÜVENLİĞİ ile/ve/değil GIDA GÜVENCESİ
( TECEDDÜ'[Ar.]: Kötü besinden ya da besin yetersizliğinden dolayı gözdeki meşîme tabakasının arkadan yarılması. )

- DİLBİLİM ile/ve/||/<>/</> MANTIK

- SÖZLÜK ile/ve BEYDER
( ... İLE/VE Doğru sözlük. )

- GÜNLÜK DİL ile HUKUK DİLİ

- ARGO ile ADİCE/BAYAĞI/ÂMİYÂNE[Ar., Fars.]

- "TEŞBİHTE HATA OLMAZ" değil TEŞBİHTE, HATA OLMAZ/OLMASIN/OLMAMALI!
( Hangi benzetmeyi yaparsan yap, önemli değildir anlamına gelmez. Benzetme(teşbih) yapacağın zaman hata yapmama gerekliliğini anlatır! [Teşbih sözcüğünden sonra virgül/duraklama çok önemli!] )
( Halk arasında daha çok, yapılan benzetmeden alınılmamasını dilemek için söylenilir ama bu yanlış kullanımdır. )
( )

- "BANA GÖRE" ile/değil/yerine "BENİM İÇİN"

- GEREKÇE ile/ve MEŞRUİYET ZEMİNİ

- VETO ile/değil/yerine/= İPTAL
( Bir yetkinin/yasanın/kararın yürürlüğe girmesine karşı çıkma hakkı. )

- "YAPMADI/M/N" ile/değil YAPAMADI/M/N

- "YOK" ile/değil/yerine "YOK DENİLEBİLECEK KADAR AZ"

- KANIT ile/ve GÖSTERGE

- PRENSİPLİ değil/yerine İLKELİ

- HEBÂ ile/değil/yerine FEDÂ

- "MESELE" ile "DAVA"

- "... OLDUĞU İÇİN" ile/ve/değil/yerine ...(DAN) (OLDUĞUNDAN) DOLAYI
( [adın/ismin] -e hali. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE -den hali. )

- "RESMEN" ile "KESİN"

- RAKAMSAL ile/yerine İSTATİKSEL

- KÜFÜR[Ar. KFR/KÂFİR: Örten. | Çiftçi.] (ETMEK) değil/yerine/= SÖVGÜ/SÖVMEK

- MUBÂH[Ar. < İBÂHA] ile MÂKUL[Ar. < AKL]
( İşlenmesinde, sevap ya da günah olmayan şey/iş. İLE Akıllıca, akla uygun, akıllıca iş gören, anlayışlı, mantıklı. )

- "MEŞHUR" ile/değil MEŞRÛ

- ŞÂHİKA[Ar.] ile FERİŞTAH[Fars. FİRİŞTE]
( Doruk, zirve. | En üst derece. İLE En iyi, en üstün. )

- MÜNÂZARA ile MÜZÂKERE/KENGEŞ
( Kurallara uygun olarak karşılıklı konuşma. | Bilimsel tartışma. İLE Bir konuyla ilgili görüşme, danışma. | Sözlü sınav. | Etüt, mütalaa. )

- MEŞRUİYET ile MEŞRUTİYET
( Yasanın, kamu vicdanının ve dinin doğru bulduğu. İLE Hükümdarla yönetilen bir ülkede, hükümdarın başkanlığı altında parlamento yönetimine dayanan hükümet biçimi. | Osmanlı döneminde, 1876 anayasasıyla başlayan ve 1918 Mondros Antlaşması'na kadar süren ve I. ve II. Meşrutiyet dönemi adlarıyla anılan süre. )

- MÜCAHEDE ile/ve/değil/> MÜCADELE

- MÜSÂADE[< SU'ÛD] ile MÜSÂMAHA[< SEMÂHAT]

- TEHİR[< AHAR | çoğ. TEHÎRÂT] ile TECÎL[< ECL | çoğ. TECÎLÂT]
( Erteleme, sonraya/geriye bırakma. İLE Belirli bir zamana kadar erteleme, sonraya/geriye bırakma. )

- TASVİP/ONAMA ile/ve TASDİK/ONAY

- TERTİBAT ile/ve TEŞKİLÂT

- MÂKUL ile/ve MEŞRÛ
( Usa/akla uygun olan. | Akıllıca iş gören, mantıklı. | Aşırı olmayan, uygun, elverişli. İLE/VE/+/||/<> Yasanın, kamu vicdanının ve dinin doğru bulduğu. )

- İKTİDÂR ile/ve İHTİYÂR

- TEDBİR[< DÜBÛR] ile İHTİYÂT
( Bir şeyi elde edecek ya da önleyecek yol, çare. | Kul irâdesi. İLE İleriyi düşünerek/görerek davranma. | Sakınma. | Yedek. )

- [Ar.] MİNNET ile/ve ŞÜKRAN
( Bir iyiliğe, bir iyilik yapana yönelik, kendini borçlu görme. | Görülen iyiliğe yönelik teşekkürde bulunma. İLE/VE İyilik bilme, gönül borcu. )

- KEFFÂRET ile KEFÂLET
( Örtücü ve imhâ edici. | Bir mecburiyet altında ya da yanlışlıkla işlenmiş günahı affettirmek ümidiyle şeriata uygun olarak verilen sadaka ya da tutulan oruç. | Günahtan arınma. İLE Kefillik, birine kefil olma. )

- HALEL ile/değil/yerine/>< HELÂL

- MECBUR ile MEMUR

- [ne yazık ki]
!TAHRİF[< HARF]
ile/ve/<>/> !TAHRİB[< HARÂB]
( [ne yazık ki] Harflerin yerini değiştirme, bozma, kalem oynatma, değiştirme. | Bir tanımın anlamını değiştirme. İLE/VE/<>/> Yıkıp bozma. )

- TAHRÎR ile TAKRÎR
( Yazma, kitabet, kompozisyon. İLE Yerleştirme, yerleştirilme. | Anlatma, ders verme. | Önerge. | Tapu dairesinde taşınmaz malını başkasına sattığını ya da ipotek ettiğini söyleme. )

- TAMİR ile TELÂFİ ile TASHİH

- MÜKÂFÂT[Ar. < KİFÂYET] ile MÜSÂVÂT[Ar. < SEVİYY]
( Beraberlik. | Bir hizmet ya da iyiliğe yönelik edilen iyilik. | Çalışkan öğrenciye öğretmeninin verdiği beğenme kâğıdı, takdir. İLE Eşitlik, aynı halde ve derecede olma. )

- AZÂMET ile/ve ZARÂFET

- PROTESTO[İt.] ile MANİFESTO[İt. < Lat.]
( Bir davranışı, bir düşünceyi, bir uygulamayı, haksız, yersiz, gereksiz bularak karşı çıkma, kabul etmeme. | Herhangi bir davranışın, haksız, yersiz, gereksiz görülerek onanmadığını bildiren resmi açıklama. | Değerli evrak niteliğindeki borç senedinin ödenmemesi durumunda, özel bir biçime bağlı ve belirli hukuksal sonuçlar doğuran bildirim. İLE Bir gemideki malları göstermek için kaptan tarafından boşaltma işlemlerinin yapılacağı gümrük idaresine verilen dizin. | Bildiri. )

- "APAÇIK" ile/ve "GÜN GİBİ"

- "İSPAT ETMEK" ile "ORTAYA KOYMAK"

- "ÇEKİŞMEK" ile "SİDİK YARIŞTIRMAK"
( Akıllı kişi, kimseyle yarışmaz. Böylece, kimse, onunla yarışamaz. )

- "TUTTURMAK" ile "DİRETMEK"/"DAYATMAK"

- VÂRİS ile VARİS
( Mirasçı. İLE Toplardamar genişlemesi. )

- MÂNİ/MÂNİA[Ar.] ile MÂNİ[Ar.] ile MANİ[Fr. < Yun.]
( Engel. İLE 1.,2. ve 4. mısraları uyaklı(kâfiyeli) halk şiiri. İLE Tutku, Düşkünlük, Saplantı. )

- [ne yazık ki] YALAP-ŞAP / YALAP ŞALAP YARIM-YAMALAK (İŞ YAPMAK)
( Baştan savma, üstünkörü, yarım yamalak. )

- HAK-HUKUK (SAHİBİ OLMAK, PEŞİNDE KOŞMAK)

- MUHAKEME/MAHKEME değil/yerine/= YARGILAMA

- ACİZ ile ÂCİZ
( Gücü, bir işe yetmez olanın durumu, güçsüzlük. | Beceriksizlik. | Birinin, borcunu, zamanında ödeyememesi durumu. İLE Gücü bir işe yetmez olan, güçsüz. | Beceriksiz. )

- HAKİM ile HÂKİM
( Hikmet sahibi. İLE Yargıç. )

- NAMZET[Fars.] değil/yerine/= ADAY

- HAKLISIN yerine DOĞRU

- SEMBOL[Fr., İng. SYMBOL < Yun.] yerine SİMGE

- MESUL(İYET)[Ar.] yerine SORUMLU(LUK)

- MESNED/SİZ[Ar.] yerine DAYANAK/SIZ

- TESİR[Ar.] değil/yerine/= ETKİ

- MUAMMA[Ar.] değil/yerine/= BELİRSİZ/LİK
( Şiir sanatında harflerle yapılan bilmece/ler. )

- KARAKOL yerine POLİS MERKEZİ

- ANALİZ[İng.] yerine ÇÖZÜMLEME

- TABİİ Kİ ile/ve/değil/yerine/||/<> KENDİLİĞİNDEN

- KOVUŞTURMA değil KOĞUŞTURMA

- "SAPLAMA" ile/değil SAPTAMA
( Hızla batırmak. İLE/DEĞİL Bir şeyi belirgin kılma, tespit. | Yıkanmış gümüş bromürlü tabakanın, gümüş bromür kalıntılarını eritmek için filmin kimyasal bir eriyikten geçirilmesi. )

- "HAKLISIN!/YANLIŞSIN!" değil DOĞRU!/YANLIŞ!

- ADALET değil ADÂLET

- BASÎRET[Ar.] değil/yerine/= SAĞGÖRÜ
( Doğru, akla uygun yargılar verme yeteneği. | Doğru ile yanlışı birbirinden ayırma ve doğru yargılama gücü. )

- ADÂLET/HUKUK değil/yerine/= TÜZE

- "AMPİRİK/EMPİRİK" değil/yerine/= DENEYSEL

- ARGÜMAN[İng. ARGUMENT] değil/yerine/= (İKNA EDİCİ, YETERLİ/YETKİN) KANIT

- DOKÜMAN["DÖKÜMAN" da değil!] değil/yerine/= BELGE

- [ne yazık ki] !ELİT/İST değil/yerine/= SEÇKİN/Cİ

- HÂKİM değil/yerine/= YARGIÇ

- İCRÂ[Ar.] değil/yerine/= YÜRÜTME

- İLAM değil/yerine/= YARGI BELGESİ

- İNFÂZ[Ar. < NÜFÛZ | çoğ. İNFÂZÂT] değil/yerine/= YÜRÜTÜM/YERİNE GETİRME

- İNTIBÂ[Ar.] değil/yerine/= İZLENİM

- İSPAT değil/yerine/= TANITLAMA

- İTİBÂR/LI değil/yerine/= SAYGIN/LIK

- KABÂHAT değil/yerine/= SUÇ

- MUSANNİF/CİLBENT[Fars.]/KLASÖR değil/yerine/= SIRALAÇ

- MÜZMİN[Ar.]/KRONİK[Fr.] değil/yerine/= SÜREĞEN
( Ne kadar süreceği belirli olmaksızın sürüp giden. | Uzun zamandan beri süren. | Uzun zamandan beri süren, uzun süreli olan (hastalık). )

- LEGAL değil/yerine/= YASAL

- MANİFESTO[İt. < Lat.] değil/yerine/= BİLDİRİ

- MECBÛR(İYET) değil/yerine/= YÜKÜMLÜ/LÜK, ZORUNLU/LUK

- MESELE değil/yerine/= SORUN

- METODOLOJİ[Fr. < Yun.] değil/yerine/= YÖNTEMBİLİM

- MOTİVASYON[İng.] değil/yerine/= GÜDÜLE(N)ME

- MUÂMELE[Ar.] değil/yerine/= İŞLEM; DAVRANIŞ

- MUAYYEN[Ar.] değil/yerine/= BELİRLİ
( Belirli, tâyin edilmiş. | Kararlaştırılan. )

- MUNTAZAM[Ar.] değil/yerine/= DÜZGÜN/DÜZENLİ

- MÜFETTİŞ[Ar.] değil/yerine/= DENETÇİ/DENETMEN

- MÜEYYİDE[Ar.] değil/yerine/= YAPTIRIM

- MÜRACAAT[Ar.] değil/yerine/= DANIŞMA/BAŞVURU

- [ne yazık ki] !MÜSTEHZÎ değil/yerine/= ALAYCI

- PROJE[İng. PROJECT] değil/yerine/= TASARI/İŞ

- RİYA(KÂR) değil/yerine/= İKİYÜZLÜLÜK/(İKİYÜZLÜ)

- SOLİDARİST/SOLİDARİZM/SOLİDARİTE[Fr.] değil/yerine/= DAYANIŞMACI/LIK

- ŞAHİT[Ar.] değil/yerine/= TANIK

- TAVİZ değil/yerine/= ÖDÜN

- DOĞA ile/ve ZORUNLULUK

- DOĞA ile/ve YASA
( DOĞA: Hareketin yasalarının bilimi. )

- DOĞA ile/ve/= TÜMEL AHLÂK

- KLAVYE KULLANIMI(/CISI) ile FARE KULLANIMI(/CISI)
( Üretim/üret[k]en. İLE Tüketim/tüket[k]en. )

- F KLAVYE ile Q KLAVYE
( Klavyede, harflerin bulunduğu sol üst köşeye göre ad alırlar. )
( Hiyeroglif klavyesi... http://discoveringegypt.com/egyptian-hieroglyphic-writing/hieroglyphic-typewriter )
( Marcin Wichary'nin, "Sadece Türkçe bir daktiloya bakarak diller hakkında öğrendiklerim" yazısı için burayı tıklayınız... )
( )
( What I learned about languages just by looking at a Turkish typewriter )
( İHSAN SITKI YENER KİMDİR?

Liseyi, 1942 yılında, İzmir Ticaret Lisesi'nde bitirdi. Ortaokul yıllarında, daktiloda on parmak yazı yazmaya başlayan İhsan Sıtkı Yener, 1940'lı yıllardan itibaren standart klavye konusunda çalışmaya başladı.

Yüksek öğrenimini, 1946 yılında, İstanbul'da Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nde tamamladı. Aynı yıl, Sultanahmet Lisesi'nde daktilografi öğretmenliği yaptı. Yüksek Lisans için ABD'ye giderek New York Üniversitesi'nde “Ölçme ve Değerlendirme” konusunda yüksek lisans yaptı ve aynı yıl doktorasını tamamladı.

Yener, 1946 yılında öğretmenliğe başladığı sırada, Türk dilinin özelliklerine göre yapılmış bir daktilo icat etme çalışmalarına başladı. "On parmak için ideal Türk Klavyesi"ni, 1955 yılında kabul ettirdi ve 1974 yılında tüm daktiloların F klavye olmasını sağladı. )
( Ümit Kıvanç'ın, "F klavye, Türkiye'de yapılmış tek düzgün iştir" yazısı için burayı tıklayınız... )
( )
( Bilgisayarınızda klavyeler tanımlanmışsa "Alt + Shift" komutu ile direkt olarak geçiş yapabilirsiniz. Aynı klavyeyi ister F, ister Q olsun, hem F, hem Q olarak kullanabilirsiniz. )
( F klavyenin mucidi İhsan Sıtkı Yener, hayatını kaybetti - 02 Eylül 2016 )
( )

- MUHAMMES ile MUHAMMES
( Usûl. İLE Beş parçası olan, beşli. | Beşgen. )

- MALZEME ile/ve VERİ

- KOMİSYON ile !RÜŞVET

- ANIT ve/<> KANIT

- ÇEŞME ile MUSLUK/BURMA
( )

- PARDESÜ[Fr.] ile CÜPPE[Ar.]
( Serin havalarda, giysilerin üzerine giyilen ince üstlük. İLE Hukukçuların, bilimteylerde, belirli bir aşamaya ulaşmış biliminsanlarının, dinadamlarının giysi üzerine giydikleri, uzun yenleri geniş, düğmesiz giysi. )

- İP ile/ve/< İPLİK
( Divân şiirinde sevgilinin saçı ve canı iplik gibi düşünülür. )
( Dokuma maddelerinin, bükülmüş liflerinden yapılmış bağ. | [yerel/bölgesel dilde] İplik. | Asarak öldürme cezası. İLE Pamuk, keten, naylon vb. dokuma maddelerinin, uzun, ince liflerinden her biri. | Bu liflerin, birlikte bükülmüş ve çekilmiş durumu. | Fasulye gibi sebzelerin ya da bazı meyvelerin lifi. )

- PATEN ile PATENT
( Buz üstünde kaymak için kullanılan, çoğunlukla, tabanına, dar ve uzun bir çelik takılı ayakkabı. | Bu ayakkabının düz yerlerde kaymakta kullanılan tekerlekli türü. İLE Bir buluşun ya da o buluşu uygulama alanında kullanma hakkının bir kimseye ait olduğunu gösteren belge. | Uyrukluk belgesi. | Gemilere, ayrıldıkları limanın sağlık durumu için verilen belge. | Bir durum ya da bir işi yalnızca kendi yetkisi altında görme. )

- PATENT[İt.] ile MARKA[İt. < Alm.]
( Bir buluşun ya da o buluşu uygulama alanında kullanma hakkının bir kimseye ait olduğunu gösteren belge. | Uyrukluk belgesi. | Gemilere, ayrıldıkları limanın sağlık durumu için verilen belge. | Bir durum ya da bir işi yalnızca kendi yetkisi altında görme. İLE Resim ya da harfle yapılan işaret. | Bilet, para yerine kullanılan metal ya da başka şeyden parça. )

- RİTÜEL ile PROTOKOL[Fr. < Yun.]
( ... İLE Bir toplantı, oturum, soruşturma sonunda imzalanan belge. | Diplomatlar arasında yapılan antlaşma tutanağı. | Diplomatlıkta, devletler arasındaki ilişkilerde geçen yazışmalarda, resmi törenlerde, devlet başkanları ile onları temsilcileri arasındaki görüşmelerde uyulan kurallar. )

- ANAYASA ile/ve MEDÎNE VESÎKASI

- MİSLİ değil/yerine/= KATI
( Sayı, tartı ve ölçü ile belirlenebilen. )

- MEKRÜMETLÜ/MEKREMETLÜ ile FAZÎLETLÜ ile SEMÂHATLÜ ile FÜTÜVVETLÜ ile MEVEDDETLÜ ile ZEHÂDETLÜ
( İlmiyede sadreyn pâyesinin resmi unvanı. İLE İlmiye sınıfına ait olanlardan, İstanbul ve Harameyn unvanını alanlara hitapta kullanılan unvan. İLE Din âlimleri arasında kazaskerlik pâyesinde bulunanlara özel resmî takma ad. İLE Askerlikte mülâzım[teğmenler] ile kol ağası ve yüzbaşılara mülkiyede, rabia ve hâmise rütbeleri taşıyan kimselere verilen unvan. İLE Rütbesi olmayan kadılara verilen unvan. İLE Şeyhlere ve din adamlarına hitâben kullanılan unvan. )

- YAVUZ SULTAN SELİM ve ZEMBİLLİ ALİ (HASANÎ) EFENDİ

- FELSEFE ve TÜZE(HUKUK)
( Yunan ökesi/dehası. VE Roma ökesi/dehası. )

- MİMAR FİLOZOF ile YASA KOYUCU FİLOZOF

- BÂBİL TİPİ/TARZI KANIT ile YUNAN TİPİ/TARZI KANIT
( HESAB BİLİMİNDE ÖĞRENCİLERE KILAVUZ (İRŞÂDU'L-TULLÂB İLÂ 'İLMİ'L-HİSÂB) )

- İNDİRGEMEK ile/değil İNDİRMEK

- NET/LİK ile KESİN/LİK

- TANITLAMA ile KANITLAMA

- [BİLGİDE:]
TÜMELLİK
ile/ve/||/<> KESİNLİK ile/ve/||/<> ZORUNLULUK

- TÜMDENGELİM ile/ve/||/<> TÜMEVARIM[< TEMSİL]
( Analiz. İLE/VE/||/<> Sentez. )
( Matematik. İLE/VE/||/<> Fizik. )
( Tam. İLE/VE/||/<> Eksikli. )
( TA'LİL[< İLLET]: İlletlendirme, neden/sebep gösterme
İLE/VE/||/<>
İSTİKRÂ[< KIRAAT]: TOPLAMAK | [KIRAAT: Harfleri toplamak.] )
( İlletlendirme, [Ta'lil].
İLE/VE/||/<>
Genelleme, [İstikra][-Tam, -Eksik(Nakıs)]
[İLE/VE/||/<>
Bir cüzziden başka bir cüzziye geçiş.(Hüküm -> Hüküm, İllet -> İllet)(Kıyas-ı Fıkhî)(Analoji)] )
( [Mantıkçılar] Uğraşır. İLE/VE/||/<> Uğraşmaz. İLE/VE/||/<> Uğraşmaz. )

- İHTİLÂF ile HİLÂF
( Köke ilişkin. İLE Basit bir konuya ilişkin. )
( Delillendirilen. Müdellel. İLE Delillendirilmeyen. Gayr-ı müdellel. )
( Kişiler arasında. İLE Yöntem(usûl) ve ilkelerde. )
( Olabilir. İLE Olmamalı. )

- İSPAT ile DELİL ile BURHAN
( .. İLE .. İLE Kendine uygun ilkeleri olan, ne'liği ve niçin'liği belli olan. )

- İSPAT ile/ve KANIT
( Matematik'te. İLE/VE Matematik dışında. )

- KADER ile/ve/||/<> KARMA
( ... ile/ve/||/<> )
( Karma ve Kader kavramlarını, kapsamlı bir şekilde anlamak ve görmek üzere "My name is Earl" dizisini baştan sona izlemenizi öneririz... )
( Karma'nın etkileyici ve ilham verici 10 yasası )

- (SİGARA) YASAĞI değil KISITLAMA/SI
( Yürürlüğe giren yasa, bir "YASAK" koyma değildir! Toplum yaşamında ve kişiler arasında düzenin sağlanması, hakların korunması için ortak kullanım alanı kuralları uygulanmak zorundadır. Sigarayla ilgili düzenleme, insanların bulunmak zorunda/durumunda olduğu -kapalı ya da açık- ortamlarda sigara kullanıcılarının keyfî uygulamalarına izin vermemek üzerinedir. Bu durumdan rahatsız olan/olabilecek kişilerin haklarının korunması üzerine de bu tür kısıtlamalar getirilmesi gerekmiştir. "YASAK" olarak ifade edilen durum, "sigara içme yasağı" değil belirli ortak kullanım alanlarında keyfî tutumda bulunulmasına engel olabilmek üzere ve çevrenin rahatsız edilmemesine yöneliktir. Doğrudan, genel bir "içmeme yasağı" getirilmemiştir. "YASAK"[< YASA][yasaya/kanuna bağlı olan] sözcüğü ve kullanımının da, kişiler [içen-içmeyen, rahatsız olan/lar] arasında anlaşamamazlık/ihtilâf [ya da olası çatışma durumunda] toplum ve devlet tarafından kabul ve onay görmüş, uyumlu bir düzen sağlanabilmesi üzerine, gereken koşulların, yazılı ve tüzel(hukukî) bir karşılığının bulunması üzerinedir. Birlik ve bütünlüğü, sürdürülebilirliği sağlayabilmenin göstergesi ve dayanakçası olarak, "YASA" ve yasal gereklilik, işlevini yerine getirmek üzere uygulanmaktadır. Kişi, kendi evinde istediği gibi [çırılçıplak] dolaşabileceği halde dışarıda/sokakta, ortak alanlarda dolaşamayacağı gibi. Bu durumu anlayan ve kabul edebilen tütün kullanıcıları, tütün ürünleri kısıtlamasının da bir uzlaşım ve çözüm gerektirdiğini rahatlıkla anlayacak ve kabul ediyor olacaklardır. )

- TUTARLI OLMAK ile/ve/değil/<> TUTARLI DAVRANMAK
( Zorunlu değildir. İLE/VE/DEĞİL/<> Zorunludur. )
( Sorunlu olabilir. İLE/VE/DEĞİL/<> Sorunsuzdur. )
( Her zaman için geçerli olamayabilir. İLE/VE/DEĞİL/<> Çoğunlukla geçerli olmalıdır. )
( "İddia"sında/zannında olabilirsin. İLE/VE/DEĞİL/<> İspat edersin. )
( Söz ile. İLE/VE/DEĞİL/<> Tutum/tavır ile. )

- KORNA değil/yerine IŞIK/SELEKTÖR/SİNYAL
( Yayalara korna çalınmaz! [araç sahipleri, rahat/sıcak arabalarının içinde, fren ve gaz ayaklarının altında, her türlü olanağa sahip olarak beklemeyi bilmeli/uygulamalıdırlar!] )
( İster bisiklet/motosiklet olsun, ister herhangi bir araç olsun, sokak aralarında ve kişilere hiçbir zaman ve koşulda korna çalınmaz!!! [özellikle görme engellilere ve yaşlılara!] )
( Kırmızı ışıkta ya da en ufak bir duraksamada çalınan kornaların gereksizliğini anlamış ve sürekli anımsıyor olmamız gerekir! [Çalınan kornanın da hiçbir şeyi değiştirmeyeceği, hızlandırmayacağını da!] )
( Kornalar otoyollarda, hızın ve gürültünün yüksek olduğu yerlerde, araçlar arasında kullanılmak üzere bir olanaktır. Ki otoyolda dahi, ışık/sinyal/selektör varken korna çalmak gereksiz/işlevsiz/anlamsızdır! )

- KONUŞMAK ile/ve/değil/yerine KANITLAMAK

- KELEPÇE:
AŞAĞILAYICI
değil KORUYUCU
( Zanlı kişinin ellerinin/kollarının önden [ya da duruma/kişiye göre arkadan] kelepçelenmesi, olası ve çeşitli panik, korku ya da kaygılarla, ilk başta kendisine daha sonra da çevresine zarar verme olasılığını engelleyebilmek ve kişiyi korumak üzeredir. Hakaret ya da aşağılayıcı bir davranış olarak düşünülmemeli/algılanmamalıdır. )

- TANIMAK ile KENDİNİ TANIMAK ile BAŞKASINI TANIMAK
( İnsan, iç âlemini, (başka bir) insanda görür. )

- DİLBİLİM ve/>/ve/> DİL ve/>/ve/> TÜMELLER ve/>/ve/> TANIM ve/>/ve/> ÖNERME ve/>/ve/> YARGI ve/>/ve/> ÇIKARIM ve/>/ve/> KIYAS

- KANIT/DELİL ile/ve İTİRAZ
( Hem filozofların, hem kelâmcıların birbirlerine yönelik yaptığı. )
( DELİL: Burhanın zihinde olması. (İNNE/İNNİ) )

- METİN ile/ve/= SÖZLÜK

- GERÇEK KESİNTİLİ(HAKÎKİYYE) ile SADECE İKİ ŞIKKI UZLAŞTIRMAYI ENGELLEYEN ile SADECE İKİ ŞIKKI DA BOŞA ÇIKARMAYI ENGELLEYEN
( İki şıkkı uzlaştırmayı ve boşa çıkarmayı birlikte engelleyen.(Sayı ya çifttir ya tektir.) Bu şey ya ağaçtır ya taştır. Zeyd ya denizdedir ya da boğulmaz. )

- ANALİTİK YARGI ile/ve SENTETİK YARGI
( A A'dır. İLE/VE A B'dir. )

- YAKIN ile YAKÎN[< YAKN]
( Mesafeyle ilgilidir(Uzakta olmayan) | Muhabbet ve sevgi duyulan, dayanışma içinde olunan kişi/ler. İLE Kesinlik, eminlik. | Ölüm. | İlm-el-Yakîn > Ayn-el-Yakîn > Hakk-el-Yakîn )

- İLM el-YAKÎN ile AYN el-YAKÎN ile HAKK el-YAKÎN
( Okuyarak/duyarak eminlik. İLE Görerek eminlik. İLE Hakk'la, bizzat yaşayarak eminlik. )

- MÜSPET ile MENFİ
( Olumlu. İLE Olumsuz. )

- YARGI ile İKİRCİK(TEREDDÜT)

- BEDÎHÎ:
TANIMLANABİLİR YAPIDA OLMAYAN
ile/ve DELİL GETİRİLEBİLİR YAPIDA OLMAYAN

- ŞEKK ile/ve/< ZANN ile/ve/< ZAN-I GALİP ile/ve/< VEHİM ile/ve/< ŞÜPHE[< TEŞBİH]
( Birbirine muhalif iki şeyden birisini ötekine tercih etme sırasında kişide ortaya çıkan ikircik. Bir yargıda herhangi birini tercih etmeksizin "...dır" ile "...değildir" arasında yaşanan ikircik(tereddüt). İLE/VE Birinin tercih edilip ötekinin terk edilememesi. İLE/VE Birinin tercih edilip ötekinin terk edilebilmesi. [Yakîn(kesinlik) derecesindedir.] İLE/VE Yargının tercih edilen tarafı. İLE/VE Kavramın/olgunun gizliliği, karmaşıklığı ve kapalılığı. )

- YAKÎN ve ZANN

- AKTA ile AKTÂ'
( Eli kesik. İLE Kesmeler, kırılmalar. | İlgiyi kesmeler. | Beylik arâziler. )

- ANÂNE ile AN'ANE[çoğ. AN'ANÂT]
( Bir bulut. İLE Gelenek, rivâyet. | Açıklamalar, tafsîlât. )

- [Fars.] DİH ile -DİH ile DÎH
( Köy, karye. | Tek renkli, kenarları gümüş ya da altın motifli kumaş. İLE Veren, verici.[ÂRÂM-DİH: Rahatlık veren. | HACLET-DİH: Utanç verici.] İLE Köy, karye. )

- EŞEK ile EŞEKK
( Hayvan. İLE Çok şek sahibi, fazla ikircikli, tereddüd eden. [SEPTİK] )

- FERÂĞ ile FERÂG[Fars.]
( Vazgeçme, bırakıp terk etme. | Bir mülkün tasarruf, sahip olma hakkını başkasına terk etme. | Dinlenme, istirahat. | Hiçbir işle meşgul olmama, rahat etme. İLE Serin rüzgâr. )

- HADÂLET ile HADÂRET ile HADÂRET
( Kol ve baldırı etli olma. İLE Alçakgönüllülük. İLE Yeşillik. )

- [Fars.] HÂMÛŞ/SÂKİT[Ar. < SÜKÛT]/SAMUT[Ar.] ile HAMÛŞ/HAMUŞ/HÂMUŞ/HÂMÜŞ
( Susmuş, sessiz. | Mevlânâ'nın bazı gazellerinde kullandığı takma adı/mahlası. İLE "HÂMÛŞ" sözü/sözcüğünün hafifletilmiş ve çeşitli kullanımları. [çoğ. HÂMÛŞÂN: Mevlevi mezarlıklarına verilen ad] )

- [Ar.] HANÎS ile HÂNİS
( Yemini bozup altından çıkmayan. İLE Ettiği yemini yerine getirmeyen. )

- ITTILÂ' ile ITTILÂ[< TULÛ | çoğ. ITTILAÂT]
( Kokulu şeyler sürünme. İLE Öğrenme, tanıma, bilme, haberli olma. )

- İKFÂL ile İKFÂL ile İKFÂR[< KÜFR]
( Kilitleme/kilitlenme. İLE Kefil kılma, tekeffül ettirme. İLE Birine kâfir deme/denilme. )

- İ'TİZÂL[< AZL] ile İ'TİZÂR[< ÖZR | çoğ. İ'TİZÂRÂT]
( Bir tarafa çekilme. | İşten çekilme. | Ehl-i sünnet'ten Vâsıl b. Atâ'nın kurduğu mu'tezile mezhebi. | Takımdan ayrılma. İLE Özür dileme. )

- KANIT ile KANIT[< KUNÛT]["ka" uzun okunur] ile KANİT[< KUNÛT]["ka" uzun okunur]
( Bir şeyin doğruluğu/gerçekliği konusunda kanı verici belge/öğe, delil. İLE Ümidi tamamen sönmüş, ümitsiz, kederli. İLE İtaatli, bağlı, dindar. )

- NÂKIS/A[< NAKS] ile NAKIŞ ile NÂKIZ[< NAKZ]
( Eksik, noksan, tam olmayan. | Kusurlu, kusuru olan. | [matematikte] -[eksi] imi/işareti. İLE Genellikle kumaş üzerine, renkli iplikler ya da sırma ve sim kullanarak, elle, makineyle yapılan işleme. | Özellikle duvar ve tavanları süslemek için yapılan resim. | Beste ve semailerin, dört yerine iki haneli olanlarına verilen ad. | [mecaz] Hile. İLE Bozan, bozucu, bozma, çözme, kırma. )

- SEDÎD[< SEDÂD] ile SEDÎD ile ŞEDÎD
( Doğru, hak. İLE [anatomide] Kapak. İLE Yeğin, şiddetli. )

- TAHLİYE[< HALY] ile TAHLİYE[< HALÂ, HALVET, HALV]
( Süsleme, donatma, bezeme. | Bir madde içine, özelliğini ya da kokusunu değiştirmek üzere şeker, baharat vb. gibi şeyler katma. İLE Boşaltma, boş bırakma. | Serbest bırakma, salıverme. )

- TAHLİYE[< HAMR | çoğ. TAHMÎRÂT] ile TAHLİYE[< HİMÂR | çoğ. TAHMÎRÂT]
( Yuğurma, yuğrulma. | Mayalandırma. İLE Birine "eşek" deme. )

- TAHRÎK[< HAREF] ile TAHRÎK[< HARK] ile TAHRÎK[< HAREKET | çoğ. TAHRÎKÂT]
( Yırtma, yırtılma, yarma, yarılma. İLE Çok yakma/yakılma. | Susatma/susatılma. İLE Kımıldatma, oynatma. | Kışkırtma, azdırma. | Yola çıkarma. | Uyandırma. | Meczum(cezimli) bir harfi hareke ile okuma.[İLM sözcüğünü İLİM olarak okuma.] )

- TA'LİYE ile TAHLİYE[< HALÂ, HALVET, HALV]
( Bir şeyi yükseltme. İLE Boşaltma, boş bırakma. | Serbest bırakma, salıverme. )

- TARÎK[çoğ. TURUK] ile TÂRİK[< TERK] ile TA'RÎK[< ARAK] ile TA'RÎK ile TÂRÎK[Fars.] ile TAHRİK
( Yol. | Usûl. | Meslek. | Vasıta, neden. | [tas.] Bir velînin Allah'a ulaşması için tuttuğu yol. İLE Terk eden, bırakan, vazgeçen. İLE Terlet(il)me, tere yatırılma. İLE Uğma. İLE Karanlık. İLE ... )

- MÜŞTEMELÂT/MÜŞTEMİLAT ile/ve/değil MEŞRÛTA
( Herhangi bir yapıya göre ayrı bir işlevi bulunan bölüm ya da yapı, eklentiler. İLE Belirli koşullarla vakfedilmiş ayrıcalıklar. İlk sahibi tarafından satılmama koşuluyla bırakılmış olan ev, tarla gibi gayrımenkul. | Hocaların, şeyhlerin, cami görevlilerinin yaşadığı/bulunduğu ev/yer. | İmâret, hastahane gibi kurumlarda çalışanların oturmaları için ayrılan lojman, odalar. )

- RIZÂ ile/ve HAKK
( Evrensel/ortak yasa. İLE/VE ... )
( Candır Hakk'ın bedeli. )
( Amaç bir rızâ! Allah'ı râzı edeceksin. Ondan sonra bak ki, o rızanın altında ne ilimler var. )
( Ek olma, Hakk ol! )
( Kul, Allah'tan razı olmadıkça, Allah Kul'dan razı olmaz. )
( Hakk, bir yetimin gözündedir. )

- HAK ile/ve RIZA

- HAK ile HÂK
( Adalet. İLE Toprak. )

- DİN'İN:
SAĞLADIKLARI
ve KORUDUKLARI:

( * CAN GÜVENLİĞİ
* AKIL SAĞLIĞI
* NESİL SÜREKLİLİĞİ
* MAL GÜVENLİĞİ
* DİN GÜVENCESİ )
( Giderdim gönülden kini,
Kini olanın olmaz dini! )
( ZARÛRİYÂT-I DİNİYYE / MAKÂSID-I HAMSE )

- DİRİĞ/ESİRGEME ile KAYIRMA
( Anneler/babalar, tüm çocukları esirger ve fakat kendi çocuklarını (çoğunlukla/bazen) kayırırlar. )
( Herkesi esirger ve fakat bazı kişileri, bazı durum ve koşullarda kayırır.[o kişiyi korumak ve o durumun/koşulun genelleşmemesini sağlamış olmak, sürdürmek üzere/için!] )

- NAZARDA, DAKİK ve/||/<> HALDE, RAKİK

- ÂRİF ile/ve ZARÂFET

- MOLLA[Ar.] ile SOFU[Ar. < Yun.]
( Büyük kadı. | Medrese öğrencisi. | Büyük bilgin. İLE Dinin buyruk ve yasaklarına tümüyle uyan kişi. )

- ŞEFÂAT[Ar.] değil/yerine/= BAĞIŞLAMA

- İDDİA ve/> İSPAT
( İddia ettin mi, ispat isterler. )
( HALLAC-I MANSUR )

- FİTRE ile/ve SADAKA
( Ramazan ayı boyunca. [Bayram namazına kadar] İLE/VE Ramazan ayı dışında. )
( ... İLE/VE Tüm nesne/bitki/hayvan ve hizmetler. )

- EDEB ve ADÂLET
( Yerli-yerince hareket etmek. VE Yerli-yerinde olmak. )

- ŞERİAT ve/değil/=/<> TÜZE(HUKUK)/HAK/ADÂLET

- KARÎNE ile DELİL

- İNFÂK ile/değil İSRAFA ENGEL OLMA

- ÂLİM ile/>< CÂHİL
( Allah'ın rızasına/râzı olduğu doğru hisse sahip olan. İLE/>< Allahîn rızasından/râzı olduğu doğru histen mahrum olan. )
( Âlim ile konuşursan alırsın mertebe, cahil ile konuşursan dönersin merkebe. )
( Öğrenmeyi sever. İLE/>< "Ders vermeyi" seçer. )

- SEHİV[Ar.] değil/yerine/= HATA
( Unutma nedeniyle yapılan hata ve sonucu bakımından, çok önemli olmayan yanlışlık.[Akla geldiğinde telâfisi de yapılmak üzere.] )
( Bizden hatâ, Hakk'tan atâ'. )

- MEKKE ile/ve MEDÎNE
( BESSÂSE: Mekke-i Mükereme. )
( ... İLE Mahkemenin olduğu yer. )

- BERÂAT ile BERÂET değil
BERÂT[çoğ. BEREVÂT] (KANDİLİ/GECESİ)

( Olgunluk, iyilik, güzellik, meziyet, erdem/fazîlet. İLE Bir dâvâ sonucunda, temiz ve ilişkisiz çıkma, aklık, arılık, aklanma. DEĞİL [eskiden] Rütbe, nişan ve ayrıcalık/imtiyaz verildiğini bildiren ferman. | Bir buluştan, bir haktan yararlanmak için devletçe verilen belge. )
( BERÂT GECESİ: Hz. Muhammed'e, peygamberliğinin bildirildiği, Şaban ayının beşinci gecesi. )

- SÖYLEMEK ile/ve/yerine ÖRNEK VERMEK

- MECHÛL[< CEHL] değil/yerine/= BİLİNMEYEN

- MESERRET[Ar. < SÜRÛR] değil/yerine/= SEVİNÇ, ŞENLİK

- ME'YÛS[< YE'S]/NEVMÎD[Fars. < NÂ-ÜMÎD] değil/yerine/= ÜMİTSİZ

- BEYAZ (TÜYLÜ) KUĞU ile/ve SİYAH (TÜYLÜ) KUĞU
( ... İLE Bilim Tarihi'ni altüst eden ve Karl Raimund Popper'ın tespitiyle, bilimselliğin "Doğrulanabilirlik İlkesi" ile değil "Yanlışlanabilirlik İlkesi" ile sağlam zemine oturmasına vesile olan ve örnek olarak kullanılan siyah kuğu. )
( Siyah Kuğu | Siyah ve Beyaz Kuğu )

- LAW vs. JUSTICE

- RIGHT/TRUE(HONESTY) vs. APPROPRIATE(NESS)

- RIGHT-WRONG vs. TRUE-FALSE

- RULE vs. LAW

- TRUE vs. RIGHT

- JUSTICE and LOVE

- JUSTICE vs. MERCY

- JUSTICE vs. EQUITY

- LAW vs. ABSOLUTE

- LAW vs./and HARMONY

- ABSOLUTE[NESS] vs. RIGHT[NESS]

- PERSUASION vs./and JUSTICE/MERCY

- RIGHT vs. PRIVILIGE

- JUSTICE vs. EQUALITY

- [not] RIGHT vs. CONSTANT

- LAW vs./and STRENGTH/POWER

- ABSOLUTE vs./and JUSTICE

- ADÂLET ile/ve/değil EŞİK

- 18 ve/<>/> 40:
Hak ve söz sahibi olma eşikleri.


- YALAN ile/değil/yerine/>< DOĞRU
( [ne yazık ki] Yalan, öyle işlemiş ki insanların diline, "doğruyu söylemek gerekirse" diye bir kalıp "var". )
( Ocağını batırır. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Onurunu artırır. )

- HAKİKATE YAKLAŞMAK ile/ve HAKİKATTEN UZAKLAŞMAK
( İki uc da çıldırmaya/delirmeye neden olur. )

- ŞEYHÜLİSLÂM (OLABİLMEK)
( [HİZMET-İ/MAKAM-I/MANSIB-I/MESNED-İ İFTÂ'] )
( 131 Şeyhülislâm'ın 21'i şairdi. Ancak beşinin Divân'ı elimizdedir. )
( Bu makam, Kanuni Sultan Süleyman zamanında, saltanattan sonra gelen yer olarak sayılmıştır. )
( En uzun süre Şeyhülislâm'lık görevi yürütenler: Ebû Suud [29 yıl], Molla Fenârî [24 yıl], Zembilli Ali Efendi [23 yıl], Yahya Efendi [18,5 yıl]. )
( İlk Şeyhülislâm, Celâlzade Hızır Bey'dir. [Fatih Sultan Mehmet döneminde] )
( Medreseyi tamamladıktan sonra...
Kasabada/Şehirde Kadı Yardımcılığı > Küçük Şehir Kadılığı > Büyük Şehir Kadılığı > Üsküdar Kadılığı > Eyüp Sultan Kadılığı > Galata Kadılığı > İstanbul Kadılığı görevlerinden sonra Rumeli Kazaskeri olunur ve en son Anadolu Kazaskeri olduktan sonra ancak Şeyhülislâm olunurdu. )
( En az 35 yıl hizmet ve ilmî çalışma gerektirir. )

- POLİS

- SÖZLÜK KULLANIMI:
[hem] BİLMEDİĞİN/KAVRAMLAR/TERİMLER SÖZCÜKLER İÇİN
ile/ve/değil/hem de/||/<>/>/< BİLDİĞİN SÖZCÜKLER/KAVRAMLAR/TERİMLER İÇİN

- Hâkim'e KONUŞ!!!

- Az kullanılması gerekenleri ve kullanırken çok dikkat edilecekleri bil de KONUŞ!!!
( "Demek ki"...
"Zaten", "herşey", "aslında" ve"sadece"
"sonuç" ile başlar/başlamış!


Az kullanılması gerekenleri ve kullanırken çok dikkat edilecekleri bil de KONUŞ!!!
"Zaten" diyerek, her "işine gelene/gelmeyene" bağlamadan KONUŞ!!!
"Aslında" "öyle/şöyle" (oldu/olacak) ise zamanında düşün de ona göre KONUŞ!!!
"Sadece/sırf" diyerek onca konuşulanı gözardı etmeden KONUŞ!!!

"Sonuçta" diyerek son sözü kendine ait kılmadan KONUŞ!!!
"Son tahlilde" deyince daha bir üst perdeden konuşmadığını bilerek KONUŞ!!!
"Temelde" olanın ne olduğuna iyi bak da ona göre sağlam KONUŞ!!!
"Allah'tan" ise senin yetersiz diline/sözüne/onayına kalmayacağını anımsa da ona göre KONUŞ!!!
"Demek ki" ile her inancına ve kişisel sonuçlarına bağlamadan KONUŞ!!!
"Nasılsa" diyerek çıkarlarını öncellemeden KONUŞ!!!

"Ona bakarsan" diyerek sözü düşürmeden KONUŞ!!!
"Belki de" olasılıklarını düşünebiliyorsan birine ayrıcalık yapmadan KONUŞ!!!
"İlle de" o ya da öyle değil koşulsuz KONUŞ!!!
"Diyelim ki" diyorsan doğru örnek seçerek KONUŞ!!!

"Ne var?" diyerek, ahmaklık etmeden KONUŞ!!!
"Ne var ki?" diyerek, "saf görünümlü" kurnaz olmadan KONUŞ!!!
"Ne peki?" diye anlaşılması çok basit olanı karmaşıklaştırmadan KONUŞ!!!
"Niye ki?" diyerek, hazırcı değil önce kendin düşün de ona göre KONUŞ!!!

"Elimde değil" diye kendini/başkalarını "kandır"(a)madağını bilerek KONUŞ!!!
"Ne bileyim" diyorsan düşünüp, öğrenip, bilebileceğini anımsa ve ona göre KONUŞ!!!

"Herkes"i katmadan KONUŞ!!!
"Hiç kimse" demeden KONUŞ!!!
"Hep"siz KONUŞ!!!
"Her zaman"a yaymadan KONUŞ!!!
"Hiçbir zaman" diye kestirip atmadan KONUŞ!!!

"Keşke ..." ile geçmişe dönmeye çalışmadan KONUŞ!!!
"Ya ..." ile belirsiz olanı belirlemeden KONUŞ!!!

"Böyle ... Böyle ..." demeden KONUŞ!!!
"Şey - şey - şey" demeden KONUŞ!!!
"Falan-filan" diye boşluğa bağlamadan KONUŞ!!!
"Bla-bla-bla" diye başka dilde kullanmadan KONUŞ!!!
"Dedi/Dedim" tekrarsız KONUŞ!!!

"Ben" diliyle kendini merkeze koymadan KONUŞ!!!
"Sen" diliyle kişileri katmadan, hedef almadan KONUŞ!!!
"Sen de" diyerek saldırmadan ve savunmadan KONUŞ!!!

www.FaRkLaR.net/KONUS )
( dikkat edilecekleri bil de KONUŞ!!! )

- Hakların için KONUŞ!!!

- Adâlet için DİNLE!!!

- Konuşmama hakkını korumak için SUS!!!

- Sadece kişi/kul hakkı için SUSMA!

- TANIMADAN/ANLAMADAN YARGILAMAMALI

- KURALLARA/YASALARA UYMALI!

- CEZÂ TÜZESİNDE/HUKUKUNDA ile/ve İCRÂ TÜZESİNDE/HUKUKUNDA ile/ve CEZÂ USÛLÜNDE
( Güneşin batmasından bir saat sonra başlar ve güneşin doğmasından bir saat öncesine kadar devam eder. [TCK 502] İLE/VE Güneşin batmasından doğmasına kadar süren zaman. [İc. İf. K. 51] İLE/VE Nisan ayı başından 30 Eylül'e kadar saat 21.00'den sabahın 04.00'üne; 01 Ekim'den 31 Mart'a kadar saat 21.00'den sabahın 06.00'sına kadar devam eden süre. [CMUK 96] )

- STRATEJİ(K)[Fr. < Yun. STRATOS: Ordu. | AGO: Gütmek.] ile/ve/<> TAKTİK
( Üst kuram, kuram kurma kuramı. İLE/VE Stratejinin uygulanması. )

- "YANLIŞ DÜŞÜNMEK" ile/değil FARKLI DÜŞÜNMEK

- BELGİT/SENET ÇEŞİTLERİ'NDE:
ADİ
ile RESMİ ile RESEN TANZİM EDİLMİŞ ile TASDİKLİ ile HATIR ile KIYMETLİ ile TİCARİ ile EMTİA

- GİRİŞİM/GİRİŞMEK ile KALKIŞMAK

- YASAL ile YASAL OLMAYAN

- YASAL ile KAYITLI

- YASAL OLMAYAN ile KAYITSIZ

- YASALILIKTA:
KEYFÎLİK
ile/ve ZORUNLULUK

- EŞİTLİK ile HAKKANİYET

- [ne yazık ki] SAHTE[Fars.] değil/yerine/= YAPAY/YAPMA, DÜZMECE
( Sahte olan, zaman ve uzay ile sınırlıdır ve koşulların ürettiğidir. )
( Bir an gerçek gibi görünmek, sahte olanın doğasıdır. )
( Sahte olanı yıkamazsınız, çünkü onu durmadan yaratıyorsunuz. )
( Sahtenin sahteliği anlaşıldığında, o, kendi kendine erir gider. )
( Sahte olanı sahte olarak görmek ve sahte olanı terk etmek, gerçeği getirecektir. )
( Sahte olduğunu gördüğünüz her ne ise o eriyip kaybolur. )
( Sahte olandan vazgeçin, doğru olan kendi yerini bulacaktır. )
( Sahte olanın zamana gereksinimi olduğunu ve zamana gereksinimi olanın sahte olduğunu bir kez anlarsanız, zaman ötesi ve hep şimdi'de olan Gerçek'e yakınlaşmış olursunuz. )
( Gerçeğin görülmesini o kadar zorlaştıran, sahte olana tutunup ondan kopamamaktır. )
( Gerçek, sahtenin reddi ve inkârı ile ifade edilebilir -eylemle. )
( Gerçek, herkes için birdir, ancak sahte olan kişiseldir. )
( Sahte olanı fark edip onu reddetmek, gerçeğe giden yolu açar. )
( Sahte olanlar gittiğinde, geride kalan, gerçek olandır. )
( Doğru kendini öne sürmez, o sahtenin sahte olarak görülmesi ve reddedilmesinde yatar. Zihin, sahte olan tarafından kör edilmişken, doğruyu aramak yararsızdır. Doğru olanın sezilebilmesi için önce sahtenin tamamen temizlenip yok edilmesi gerekir. )
( Sahte olanın keşfedilip terk edilmesi, gerçek olanın zihne girişini sağlar. )
( Sahte olanın yıkımı, şiddet değildir. )
( Sahte olanın reddi, özgürleştirici ve enerji vericidir. )
( Sahte olan "Ben-im" duygusu değil, fakat kendinizi ne sandığınızdır. )
( The false is limited in time and space and is produced by circumstances.
It is the nature of the false that it appears real for a moment.
You cannot destroy the false, for you are creating it all the time.
To see the false as false and abandon the false brings reality into being.
It is the discarding the false that opens the way to the true.
What you see as false, dissolves.
Once you understand that the false needs time and what needs time is false, you are nearer the Reality, which is timeless, ever in the now.
It is the clinging to the false that makes the true so difficult to see.
Reality is common to all. Only the false is personal.
The false dissolves when it is discovered.
The discovery and abandonment of the false remove what prevents the real entering the mind.
The destruction of the false is not violence.
Renunciation of the false is liberating and energizing.
It is not the "I am" that is false, but what you take yourself to be. )

- SİGORTA[İt.] ile REASÜRANS[Fr.]
( Bir şeyin ya da birinin, herhangi bir yönden, ileride karşılaşabileceği zararı gidermek için, önceden ödenen önödeme karşılığında, bu işle uğraşan kuruluşla yapılan bağlnatı sözleşmesi. | Bu tür sözleşmeleri yapan şirket. | Özellikle elektrik devresinde, akım çok güçlü olduğunda, eriyerek, güvenliği sağlayan, kazayı önleyen nesne ya da düzenek. İLE Bir sigorta ortaklığının, sigorta ettiği paranın bir bölümünü, olabilecek zarara karşı, başka bir ortaklığa yeniden sigorta ettirmesi işi. )

- TANIM ile/ve KANIT

- KANIT ile/ve KAYNAK

- USULSÜZ ile HAKSIZ

- DENGE ve ADÂLET

- CEZA TÜZESİ(HUKUKU) ile/ve/değil ÖZGÜRLÜKLERİN TÜZESİ(HUKUKU)

- SUÇ ile KAZA

- SUÇ ile/ve İHLÂL

- "SUÇLAMA" ile/değil/yerine TESPİT

- !SAVAŞ ile/ve/değil/yerine SAVAŞIM

- [ne yazık ki] !SABOTAJ[Fr.] ile !KOMPLO[Fr.] ile !KUMPAS[Fr.] ile !MANİPLE[Fr.]
( Baltalama. [Fransa'daki işçilerin, haklarını almak/savunmak üzere tepki olarak ayaklarındaki saboları[tahta ayakkabı], makinelerin içine atmasıyla] İLE Birine, bir kuruluşa karşı, toplu olarak alınan, gizli karar. | Topluca ve gizlice yürütülen herhangi bir tasar. İLE Dizicilerin, harfleri, satır durumuna getirirken, içine yerleştirdikleri ayarlanabilir demir yuva. | Gizli bir iş, düzen hazırlamak. İLE Telgraf imlerini göndermek için bir devredeki akımı kesmekte ya da yeniden vermekte kullanılan aygıt. | Roma ordusunda, 60 ya da 120 erden ibaret bölük. | Bazı papazların ayinlerde sol kolun bileğine yakın taktıkları süslü şerit. )

- NEDEN ile KANIT
( Tek kanıtınız kendinizsiniz. )

- "ZOR" değil/yerine/< KOLAY DEĞİL

- [ne yazık ki] !HİLE[Ar.] ile !ŞİKE[Fr. CHIQUE]
( Birini aldatmak, yanıltmak için yapılan düzen, dolap, oyun, ayak oyunu, alavere dalavere, desise, entrika. | Çıkar sağlamak için bir şeye değersiz bir şey katma. İLE Bir spor karşılaşmasının sonucunu değiştirmek için maddi ya da manevi bir çıkar karşılığı varılan antlaşma. | Bir çıkar karşılığı, uzlaşarak bir iş yapma, aldatma. )

- YALAN ile KITIR
( ... İLE Uydurma söz. )

- "YAVAŞLA(T)MA" ile/ve/değil/||/<>/>/< AZAL(T)MA

- ÇOĞALTMAK ile/ve ARTIRMAK

- !TALAN[Fars.]/İHTİKÂR[Ar.]/ÇAPUL/PLAÇKA[< Arnavutça] değil/yerine/= !YAĞMA/VURGUN

- DOGMA ile YARGI

- DÂVÂ ile/ve DELİL ile/ve İSPAT
( BEYYİNE: Bir olayın doğruluğunu ortaya koyabilen yöntem. | Duruşma sırasında bir savı gerçekleştirmek için başvurulan belge, tanıt, tutamak, delil. )

- İŞARET ile DELİL

- DELİL ile/ve DAYANAK

- "ÜSTÜNDE DURMAMA" ile GEÇİŞTİRME

- DEVLET ile HÜKÜMET

- ADÂLET [PAYLAŞILIR/PAYLAŞILABİLİR]

- TÜZE [PAYLAŞILIR/PAYLAŞILABİLİR]

- DELİLLER [PAYLAŞILIR/PAYLAŞILABİLİR]

- KONUYU:
"HAFİFLETMEK"
ile "SULANDIRMAK"

- SUÇLAMAK ile/değil/yerine ELEŞTİRMEK

- HARÂMÎ/KORSAN[İt./Lat. < KORSO] ile/ve IZBANDUT[İt. < Cerm.] ile/ve EŞKIYÂ/PİRAT
( Bir devletin koruması altında ve uluslararası kurallara göre tâbi olarak hareket eder/di. İLE/VE Görünüşü ve davranışı ile korku veren, iriyarı adam. | Rum korsanlarına verilen ad. İLE/VE Deniz haydutu. )
( Haksız saldırıları dava etme olanağı/hakkı söz konusudur. İLE/VE ... İLE/VE Hiçbir hak söz konusu değildir. )

- "ANLADIM" değil "PEKİ" / hmmm
( [belirsiz/bilinmeyen bir şeyin sorulması/konuşulması durumunda] Belirsizliğe/bilinmeyene verilecek yanıt, "peki[pekiyi]" ya da "hmmm"dır. )

- MÛCİT/KÂŞİF ile/ve/<>/değil GELİŞTİRİCİ

- YALIN/LIK ile/ve/<> ZARİF/ZARÂFET

- DOĞRU ile/ve/<> İSPATLANAMAYAN

- İNKÂR ile/ve/değil İSPATLANAMAMA

- KUR'AN-I KERÎM:
TEVHİD
ile/ve/<> HAŞR/ÂHİRET ile/ve/<> NÜBÜVVET ile/ve/<> İBÂDET ve ADÂLET

- CÂHİL ile/değil/yerine ÂLİM ve ÂRİF
( Kişiyi, hedef yapar. İLE/DEĞİL/YERİNE Kişiye hitap eder. )
( Bilmeyenle/câhille oturup pekmez yiyeceğine, bilenle oturup kuru ekmek ye. )
( "Keser atar." İLE/DEĞİL/YERİNE Temkinli/ihtiyatlı konuşur. )
( [Her sözünde] Kendini aklar. İLE/DEĞİL/YERİNE Kendini yoklar. )
( "Cahil" dediğimizde, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir.

Yoksa, okumuş olanlardan, en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okuma bilmeyenlerden de hakikati gören, gerçek âlimler çıkabilir. )
( [Hatasını gösterdiğinde ...] Küfür ve hakaret eder. İLE/DEĞİL/YERİNE Teşekkür eder. )
( (Kendi) "Sonuçlar"/ı ile hareket eder. İLE/DEĞİL/YERİNE Süreçleri bilir ve takip eder. VE Hem süreç, hem sonuç birliği ve bütünlüğüyle hareket eder. )

- İTİRAZ (ETMEK) ile/ve/<>/değil/yerine SORU (SORMAK)

- SÖMÜRÜ ile/ve/<> DAYATMA

- TAHKİR ile/ve/> TAHRİK
( Aşağılama, onur kırma, onuruna dokunma. İLE/VE/> Eşeysel isteği, duyguları uyandırma, artırma. | Bir kişiyi, kötü bir iş yapması için harekete geçirme, kışkırtma. | Yola çıkarma, hareket ettirme, kımıldatma. )

- İSTİSMÂR[< SEMERE] ile/ve/<>/değil SÛ-İ İSTİ'MÂL[< AMEL | çoğ. İSTİ'MÂLÂT]
( İşletme, yararlanma. | Sömürme. İLE/VE/<>/DEĞİL Kötü/yersiz/yolsuz kullanma. )
( )

- USTALIKLA ile/ve/<> USÛLÜNCE

- KERÂMET ve/<> SAADET
( İlmin ikramları. )

- YÜZSÜZLEŞMEK değil/yerine YÜZLEŞMEK
( Ya hatalarınızla yüzleşirsiniz ya da hatalarınızla yüzsüzleşirsiniz. )

- DOĞRU/YANLIŞ ile/ve/değil/yerine EN AZ YANLIŞ
( Bazen/bazı durum/konu/olaylarda, doğru ya da yanlış üzerinden değil, en az yanlışı düşünerek[hesaplayarak, göze alarak] hareket etmek, karar almak durumunda/zorunda kalabilir/olabilirsiniz. )

- SORUŞTURMA ile/ve/<> KOVUŞTURMA/KOĞUŞTURMA/TA'KÎBÂT

- HABERLEŞMEK ile/ve/değil HABERDAR ETMEK

- TÜZE(HUKUK) ve/<>/|| FİZİK

- "GEREKSİZ (YERE)" HARCAMA/MASRAF ile/ve/<>/değil/yerine FAZLA HARCAMA/MASRAF

- KENDİNİ HAKLI ÇIKARAN >< DÜRÜST
( Kendini haklı çıkaran, dürüst değildir. )

- KALIP/LAR ile/ve/<> KABUL/LER
( Az bilenlerde/okumuşlarda. İLE/VE/<> "Çok" "bilenlerde"/"okumuşlarda". )

- YARGI ile/ve/<> ÇÖZÜM

- BİLGİ:
TAALLÜMÎ
ile/ve/<> NAZARÎ ile/ve/<> HADSÎ
( Dinleyerek, öğrenilerek. İLE/VE/<> Öğrendiğini, zihninde, öğrenilmiş bir dil içinde, yeniden üreterek, inşâ ederek. İLE/VE/<> Öğrenilmiş bir dil olmaksızın, soyut akılla kavranarak. )

- TÖRE ile/ve/<>/değil/yerine TÜZE/YASA

- KANAAT ile/ve/değil/yerine KANIT

- UZLUK/EHLİYET/HAZAKAT ile/ve/<> DEĞİM/LİYÂKAT

- SÜREÇ ile/ve/<>/> (")SONUÇ(")
( Hiçbir nesne/kavram/olgu, taşıdığı/yansıttığı ada/olguya, kendisine daha uygun bir ad/tanım bulunmasını olanaksızlaştıracak derecede bağlı değildir. )
( Süreci kavramadan, sonuçlar konuşulamaz!
Süreç düşünülmeden ve konuşulmadan, "sonuç"/lar konuşulamaz! )
( Sefer. İLE/VE/<>/> "Zafer". )
( Yargılama. İLE/VE/<>/> Yürütüm[infaz]. )
( Âlim ve âriflerin takibi, tutumu, ilgilendiği, odaklandığı, öncellediği. İLE/VE/<>/> Câhillerin, gençlerin, çocukların, toplumların, "güçlüler"in, yetersizlerin, eziklerin, kibirlilerin, kendini ya da başkalarını küçümseyenlerin, keyifçilerin, hazcıların, çıkarcıların, "avcı"ların, kozcuların, kumarbazların "tavrı", aradıkları, "öncelledikleri", saplandıkları, müşterisi ve bağımlısı oldukları. )
( Zihinleri/akılları devrede olanlar/tutanların ilgilendiği. İLE/VE/<>/> Duyguları ağır basanların duyarsızlığı/kayıtsızlığı. )
( Gerçekliklerle yüzleşebilenlerin ilgilendiği. İLE/VE/<>/> Beklenti(sin)de olanların uğraştığı/didiştiği. )

- KURAM/TEORİ ile/ve/<> UYGULAMA/PRATİK

- GENEL ile/ve/<> ÖZEL
( Zıtlar vardır fakat zıtlık yoktur. )
( Hastalık "yoktur", hasta vardır. )
( Bazen, bir ilke için herkesten, bazen bir kişi/insan için tüm ilkeler(in)den vazgeçebilirsin/vazgeçmelisin! )

- HAK ile/ve/<> GÜVENCE

- ADÂLET ve/<> EHLİYET

- HAK EDİŞ ile/ve/değil/> HAKKINDAN VAZGEÇEBİLMEK

- "OYUN" ile "DÜMEN"

- KARŞI KOYMAK ile/değil/yerine FARKINDALIK

- "HAKLI" OLAN ile/değil/yerine AKLI OLAN

- YARGILAMAK ile/ve/değil/yerine/> YARLIGAMAK
( Bir karara varmak üzere davalı ile davacıyı dinlemek. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/> Birinin suçunu bağışlamak, mağfiret etmek. )

- VASİYET ile/ve/<> NASİHAT

- "SUÇLAMAK" ile/değil/yerine DEĞERLENDİRMEK

- İKİNCİ/L EL(LER)DEN ÖĞRENMEK ve ÖĞRENMEMEK

- YILDIRMA ile/ve/<> SİNDİRME

- ALGILAMA ile YARGILAMA
( Kültüre dayanır. İLE Uygarlığa dayanır. )

- DÂVÂ değil/yerine/>< TERK-İ DAVA

- MUHÂTARA/LI[< HATAR] ile NETÂME/Lİ
( Söyleşme, konuşma, birbirine hitap etme. | [mecaz] Çekişme. | Tehlike. | Zarar, ziyan, korku. İLE Gizli bir tehlikesi olduğu sanılan, tekin olmayan. | Başına sık sık kaza gelen. )

- "SOYLU" ve/||/=/<> İNSAFA GELEN
( En "soylu" kişi/ler, insafa gelen(ler)dir. )

- (")SALLANTI(") ile (")SARSINTI(")

- BİLİP DE:
SUSMAK
ile SAKLAMAK

- BİLİP DE:
SUSMAK
ile KONUŞMAMAK

- İKTİBÂS ve MEHAZ[< AHZ | çoğ. MEÂHİZ]
( Ödünç alma. | Bir sözcüğü, tümceyi ya da bunların anlamlarını, olduğu gibi alma/aktarma. VE Bir şeyin alındığı, çıkarıldığı yer; kaynak. [Bir yapıt yazılırken başvurulan.] )

- ŞERİA(T):
ANA NEHİR
ve TÜZE(HUKUK)

- ŞİKÂYET ile/ve/<> İHBAR

- HAK ve/<> HİKMET

- "GÜÇ" ile/değil/yerine/>< SEVGİ
( Amacınız zarar vermekse yeterlidir. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Herşey için yeterlidir. )

- YALAN ile HAKARET

- YASALAR:
İLÂHÎ
ile BEŞERÎ
( Herkese. İLE Belirli bir kesime. )

- YASA/KANUN ve/<> KORUMA
( Değişir. VE/<> Değişmez. )

- LAİKLİK ve/<> ADÂLET

- ADÂLET ve/<> HİKMET ve/<> DİN
( Üçü de, mülkün[egemenlik, yönetim ve siyaset] temelidir. )

- TAVIR ALMAK ile/ve/<> HAKSIZLIK ETMEMEK/ETMEDEN!

- SORUNLU "YASALARI":
REDDEDELİM
değil/yerine DEĞİŞTİRELİM

- FEDÂKÂRLIK değil/yerine HAK/LAR

- ORANTISIZ ŞİDDET ve/<> ORANTISIZ GÜÇ

- ŞARTLI TAHLİYE ile/ve/<> DENETİMLİ SERBESTLİK

- ŞÂMİL[< ŞEML < ŞÜMÛL] ile/ve/<> KÂMİL[< KEMÂL]
( Topluma. İLE/VE/<> Kişiye/sana! )
( Genele. İLE/VE/<> Özele. )
( İçine alan, kaplayan, çevreleyen. İLE/VE/<> Tam, eksiksiz, bütün. | Olgun. | Bilgin, âlim. )

- KENDİNİN, HAKKIN YANINDA OLDUĞUNA İNANMAK ve/<> HAKKIN, SENİN YANINDA OLDUĞUNA İNANMAK

- ZAMAN VE KOŞULLARIN DEĞİŞİMİ ve/<> YASALARIN DEĞİŞİMİ
( Zamanın ve koşulların değişmesiyle birlikte yasaların da değişikliğe uğraması kaçınılmazdır.
Ezmanın tagayyürü ile ahkâmın tagayyürü inkâr olunamaz! )

- AKLÎ BELİRLENİM (İLE) ile/değil SEZGİSEL DENEYİM (İLE)

- OLMAYAN MEYVEYE EL UZANMAZ ve/<> AŞILANMAYAN MEYVE TATLANMAZ

- AKIL ve/değil/<> MERHAMET
( Tüm dünya, sana hizmet etse doymazsın. VE/DEĞİL/<> Kişi[sen], dünyaya rahmet ederse(n), tüm dünya doyar. )

- (KENDİ KENDİNE) HÜKÜM VERMEK değil/yerine İSTİŞÂRE

- "ADÂLET YOK" ile/ve/değil/yerine/<> ADÂLET'İ, KENDİN/SEN (YAKIN ÇEVRENDE, OLANAKLARINDA) GERÇEKLEŞTİR (YAŞAT/İHYÂ ET)!

- İSPAT ile/ve/<> ŞÜPHESİZLİK

- YARGILAMA ile/ve/> YARGILANMA

- HUKUK ve/||/<> SABIR
( Hukuku bilen(/ler), sabreder. )

- BULAŞMA ile/değil KONTAMİNASYON
( ... İLE/DEĞİL Temiz bir yüzeye, ortama ya da dokuya, başka bir ortamdan, kirliliğin taşınması. )
( Kontaminasyon Yeri [Mikroorganizma Sayısı]
Parmak Ucu [20 – 100 adet /cm²]
Eller [1.000 – 6.000 adet /cm²]
Kol [100 – 4.500 adet /cm²
Ayak [100 – 1.000 adet /cm²]
Tükürük [1 milyon – 100 milyon adet/ml]
Dışkı [Yüzlerce milyar adet/gram]
Burun Akıntısı [1 milyon – 10 milyon adet/ml] )

- BİLİMDE ve ADÂLETTE
( Doğrulanabilirlik değil yanlışlanabilirlik esastır. VE Şüpheden, sanık yararlanır. )

- !"SANIKTAN, KANIIA GİTMEK" değil KANITTAN, SANIĞA GİTMEK

- İDÂRÎ KOLLUK ile/ve/<> ADLÎ KOLLUK
( ... İLE/VE/<> Uzmanlık gerektirir. )

- TIP ile/ve/||/<> ADLÎ TIP

- TÜZE(HUKUK) ile/ve/||/<> ADLÎ TIP

- PARMAK İZİ ÖBEKLERİ(GRUPLARI):
ARCH
ile/ve TENTARCH ile/ve LOOP ile/ve DOUBLE LOOP ile/ve POCKED LOOP ile/ve WHORL ile/ve MIXED
( DAKTİLOSKOPİ[< Yun. DAKTYLOS: Parmak. | SKOPEIN: Gözlemlemek.]: Parmak izine dayanarak kimlik belirleme yöntemi. )
( 8'er alt grupları daha vardır. )

- YONUGİ ile/ve/<> KARENBİ ile/ve/<> GİNDO ile/ve/<> SEBU ile/ve/<> DEGOGO
( [görevleri] Şef ailesi. İLE/VE/<> Halkla ilişkiler. İLE/VE/<> Sağlık ve tıp. İLE/VE/<> Tüze ve adâlet. İLE/VE/<> Ticaret ve dış ilişkiler. )
( Mali'nin, Dogon bölgesindeki, Songo köyünde yaşayan kabileler. )

- KADEH ile/ve/değil/yerine PİSAGOR'UN KADEHİ
( ... İLE Ölçüyü kaybedersen, herşeyi/ni kaybedersin. )
( ... İLE İçine konulan şarabın, kadehin ortasındaki çıkıntının seviyesini geçmesiyle, fazla olanı değil kadehin içindeki tüm sıvıyı, altındaki deliklerden akıtır. [Nerede duracağını ve ne kadar içmesi gerektiğini bilmeyenler için ve sınırlarını öğrenmeleri için yapılmıştır.] )
( | )

- ADÂLET ve/||/<> İHSAN

- ADÂLET ve/||/<>/< RIZÂ ve/||/<>/< BİLGİ/HABER
( Adâletin kaynağı da, hedefi de, durumdaki/olaydaki ilgili kişilerden birinin rızâsıdır. Adâlet, insanı ve rızâsını esas almaktır! [Tabii, rızâ da, en başta, (durumdan/olaydan/tespitten/(ön) "hüküm"den) haberdar etmekle başlar.] )

- MANEVİYÂT:
KABALIKTAN
> ZARÂFET'E

- ADÂLET ve/||/<> VİCDAN
( ... VE/||/<> Adâlet evi. )
( Her yerde, zamanda ve koşulda. VE/||/<> Zirvesinde.[İnsanda!] )

- DÂVÂ ile/ve/değil/yerine HİZMET

- OLAN ile/ve/<>/||/hem de ÖLEN ile/ve/<>/||/hem de YANAN ile/ve/<>/||/hem de YENİLEN
( Hiçbirine çare yoktur. )

- İLİM SAHİBİ OLMAK ile/ve/<> YED-İ TÛL/TÛLÂ SAHİBİ OLMAK
( [bir konunun/alanın/şeyin] Öncesi ve sonrasını, içini ve dışını bilmek. | Terimlerini ve tarihçesini bilmek. İLE/VE/<> Bir alanda, tam ve çok geniş bilgi sahibi olmak. )

- SANSÜR[Fr.] değil/yerine/= DENETLEME/SIKIDENETİM
( Her türlü yayının, sinema ve tiyatro yapıtlarının, hükümetçe, önceden denetlenmesi. Yayın ve gösterilmesinin, izne bağlı olması, sıkıdenetim. | Denetleme işini yapan kurul. )

- ATİNA ve/<> SYNTAGMA MEYDANI
( Syntagma[Anayasa] Meydanı, Atina'nın merkezi kabul edilmektedir. )

- "ARSIZLIK" ile/değil ACIMASIZLIK
( Arsız, "güçlü" olunca, haklıyı, suçlu çıkarır. )

- KANIT ve/<> SONSUZLUK

- TAHAMMÜL ETMEK ile/ve/değil MÜSAMAHA GÖSTERMEK

- BİREY < HUKUK

- İNSAN:
İRÂDE SAHİBİ
ile/ve/değil İHTİYÂR SAHİBİ

- ANLATIM/AKTARIM:
YASALARLA
ile/ve/<>/> MESELLERLE ile/ve/<>/> MİSALLERLE ile/ve/<>/> MASALLARLA ile/ve/<>/> KAVRAMLARLA
( Hz. Musa ve döneminde/dilinde. İLE/VE/<>/> Hz. İsa ve döneminde/dilinde. İLE/VE/<>/> Hz. Muhammed ve döneminde/dilinde. İLE/VE/<>/> Âriflerin dilinde. İLE/VE/<>/> Filozofların dilinde. )
( Tevrat'ın dili/usûlü/üslûbu. İLE/VE/<>/> İncil'in dili/usûlü/üslûbu. İLE/VE/<>/> Kur'ân-ı Kerîm'in dili/usûlü/üslûbu. İLE/VE/<>/> Âriflerin dili/usûlü/üslûbu. İLE/VE/<>/> Filozofların dili/usûlü/üslûbu. )

- İNKÂR ile/değil İTİRAF

- İNKÂR ile KABUL ETMEME

- AŞK ile/ve/değil/<> AHİD'E VEFÂ

- ACIMA ile/değil/yerine KORUYUCU SEVGİ

- NUR ile/ve/<> ŞEFKÂT
( İlâhî sevgi. İLE/VE/<> ... )

- GÜÇ ile/ve/||/<> SORUMLULUK

- GİRİŞ-GELİŞME-SONUÇ ile/ve/değil/yerine/||/<> SÜREÇ-SONUÇ / USÛL-ESAS
( ... İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<> Süreç olmadan(düşünülmeden/konuşulmadan), sonuca; yöntem(usûl) olmadan, asıl(esas) konuya geçilemez/değinilemez! )
( ... İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<> Konuşuruz[konuşmalıyız!], etkin susmak üzere; susarız[susabilmeliyiz!], yetkin konuşmak üzere! ["Söyleyerek" değil söyleşerek/konuşarak!] )
( ... İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<> Tümdengelim yapabilmek için tümevarımsal düşünmüş olmak gerekir! )
( ... İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<> Anlamak için konuşmak; konuşmak için dinlemek; dinlemek için de susabilmek gerekir! [Anlamanın iki temel koşulu: 1. Nötr olmak/olabilmek. | 2. (Nitelikli) Soru sormak.] )
( ... İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<> Algı düzenimizi (paradigmamızı) düzeltmek/değiştirmek/geliştirmek üzere, zaman zaman/sık sık "fabrika ayarlarımıza" dönmek gerekir. [Yaşamın ve özellikle de gündelik yaşamın/konuların hızına/yoğunluğuna (fazla) kapılmamak için!] )
( ... İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<> Çıkarlarımıza yönelik/uygun olarak, "kazanın" "doğurduğuna" inanma eğilimi gösterirken; sonuç odaklı/merkezli olmamak üzere, "kazanın" "öldüğünü" kabul edebilme ve düşünme gücünü kullanmaya cesâret etmemiz gerekir. )

- TÖVBE ile/ve/değil/yerine/||/<> FARKINDALIK

- FREN YAPMAK ile/ve/değil/yerine/||/<> HIZ KESMEK

- İTİRAF ile/ve/||/<> TÖVBE

- BENİM TERCİHİM ile/ve/değil/yerine/||/<> BİLİMİN TERCİHİ

- ...'NIN:
KANITI
ile/değil GÖSTERGESİ

- BİLMEMEK ile/ve/||/<>/> UZAK DÜŞMEK

- KURAM ile/ve/değil ANLAYIŞ

- NİTELİK ve/<>/> FELSEFE

- SIĞINMA ya da BUNALIM

- BAŞKASINI "KANDIRMAK" değil KENDİNİ YADSIMAK

- İSTİMLÂK ile DAYATMA

- YARGI ile KANAAT

- ALGI ile/ve/> DEĞER ile/ve/> YARGI

- SEVGİ > İTİDAL < ADÂLET

- HUZUR ve/||/<> BARIŞ
( İç/içte. VE/||/<> Dış/dışta. )

- GAFLET >< VAHDET
( Gitsin! >< Gelsin! )

- TAMAM değil/yerine/>< GAYRET

- AFFETMEK ile/ve/||/<>/< KABUL ETMEK

- AYKIRI ile/ve/değil/yerine/<>/< AYRI

- ZAAF ve/||/<> SAVUNMA

- ÖZEN ile/ve/||/<> SAYGI

- ATÂLET ile/değil/yerine/>< ADÂLET

- HAKLARI:
TESİS ETMEK
ve/||/<>/>/< TESLİM ETMEK

- BİLGİ = (")DÜŞÜNCEDİR(") ile/ve/||/<> (")ERDEMDİR(") ile/ve/||/<> (")DÜZENDİR(") ile/ve/||/<> (")BAĞLAMDIR(")
( [ise | durumu/düşüncesi] Felsefeyi verir. İLE/VE/||/<> Ahlâk'ı verir. İLE/VE/||/<> Toplumu verir. İLE/VE/||/<> Bilgeliği verir. )

- HASTALIK ile/ve/||/<> EN AĞIR HASTALIK
( Akılda ya da mantıkta/algıda/yorumda ise. [Çözüm/ü yoktur!] İLE/VE/||/<> Bunları hafife almaktır. )

- SAVAŞ değil/yerine/>< BARIŞ
( İyisi yoktur. DEĞİL/YERİNE/>< Kötüsü yoktur. )

- İNTİKAM değil/yerine/>< AFFETMEK
( En etkili/büyük intikam, affetmektir. )

- ADÂLETSİZLİK DURUMLARINDA, "TARAFSIZ"(SESSİZ/ÂTIL) DURUYORSAN, KÖTÜLERİN/KÖTÜLÜĞÜN TARAFINI TUTMUŞSUNDUR ile/ve/||/<> ÇÖZÜMÜN BİR PARÇASI DEĞİLSEN, SORUNUN BİR PARÇASISINDIR

- GÜVEN ile/ve/||/<>/< ÖZGÜVEN
( Özgüveni olmayana kimse güvenmez. )

- HAKSIZLIĞA/YANLIŞ ANLAŞILMAYA:
MÂRUZ KALMAK
ile/ve/+/değil/yerine/> MAĞDUR OLMAK ile/ve/+/değil/yerine/> MÜŞTEKÎ OLMAK

- İFTİRA ile/ve/değil/||/<> YANLIŞ ANLAŞILMA

- KALFA ile/ve/<> YARDAK
( ... İLE/VE/<> Karagöz ustasının yardımcısı. )

- TEVHİD ve/< ADÂLET ve/< MUHABBET

- NİHAÎ ile/ve/değil/yerine CÂMİ

- "AKL(IN)A" GÖRE "AKIL" ile/değil/yerine AKIL

- ÖZEN ile/ve/||/<>/>/< TUTARLILIK

- TERÎKE ile TERİKE/TEREKE[çoğ. TERÎKÂT/TEREKÂT]
( Kalık, evlenme dönemi geçmiş, evde kalmış. | İtfaiye erlerinin başlarına taktıkları kask. İLE Ölen kişinin bıraktığı şey. )

- TESÂLUH ile TESÂLUH
( MÜSÂLAHA[< SULH]: Barışma, uzlaşma. | Barış, güvenlik. İLE Sağır gibi görünme. )

- TEŞKİK[< ŞAKK] ile TEŞKÎK[< ŞEKK | çoğ. TEŞKÎKÂT]
( Yarma, yarılma, ikiye ayırma, parça parça yarma. İLE %50/50 olarak şüpheye düşürme/düşürülme, şüphede bırakma/bırakılma. )

- TEŞRÎH[< ŞERH | çoğ. TEŞRÎHÂT] ile TEŞRÎHÎ ile TEŞRÎÎ
( Açma, yayma, etraflıca şerh etme/edilme. | Dilim dilim, parça parça kesme. | Bir ölü gövdesini kesip parçalara ayırma. Otopsi. | Anatomi. | İskelet. İLE Anatomiye özgü, anatomiyle ilgili. İLE Yasa ile, yasa ile ilgili. )

- TETABBU'[< TETABBUÂT] ile TETÂBU'[< TEBA | çoğ. TETÂBUÂT] ile TETEBBU'[< TEBA | çoğ. TETEBBUÂT]
( Tabiatlanma. İLE Aralıksız, birbiri ardından gelme. İLE Bir şeyi etraflıca tetkik etme, mahiyetini anlamaya çalışma, kapsamlı inceleme, bir şey hakkında geniş bilgi edinme. )

- TEVAFFUK[< VEFK] ile TEVÂFUK[< VEFK | çoğ. TEVÂFUKÂT]
( Başarma, muvaffak olma. İLE Uyma, uygun gelme. )

- TEVÂZU'[< VAZ | çoğ. TEVÂZUÂT] ile TEVAZZU' ile TEVAZZUH/TAVAZZUH[< VUZÛH | çoğ. TETEBBUÂT]
( Alçakgönüllülük (gösterme). İLE Konulma, konuluş. İLE Açıklanma, açıklığa kavuşma, aydınlanma. )

- TE'VÎD ile TEV'ÎD[çoğ. TEV'ÎDÂT]
( Eğriltme, eğritilme. İLE Sözle korkutma. )

- TEV'ÎD[çoğ. TEV'ÎDÂT] ile TEHDÎD[HÜDÛD | çoğ. TEHDÎDÂT]
( Sözle korkutma. İLE Birinin gözünü korkutma, göz dağı verme. )

- TEVKÎL[< VEKÂLET] ile TEVKİR[< VEKAR | çoğ. TEVKİRÂT]
( Vekil etme. İLE Güzel karşılama, ağırlama, ululama. )

- TEVZÎ'[< VEZ |çoğ. TEVZÎÂT] ile TEVZÎÎ
( Dağıtma/dağıtılma. | Herkese payını dağıtma, üleştirme. İLE Dağıtma, üleştirme ile ilgili. )

- MAÂZIR[< ME'ZER] ile MAÂZIR[< MA'ZERET] ile MAÂZÎR[< Mİ'ZÂR]
( Sığınılacak yerler. İLE Mâzeretler. İLE Perdeler. )

- MAGZÂ ile MAGZÂ[çoğ. MAGAZÎ]
( Amaç, istek, meram. İLE Gazâ, savaş öyküleri. | Savaş. )

- TEK ile/ve/<>/>< ÇOK
( Aşkın. İLE/VE/<>/>< [Doğaya] İçkin. )

- ADÂLET:
"EŞİTLİK"
ile/ve/değil/||/<> RIZÂ

- DOĞRU ile/ve/||/<>/>< EĞRİ

- HİSSE ile MAHFÛZ HİSSE
( ... İLE Miras bırakanın isteğiyle bile ortadan kaldırılamayan pay/hisse. )

- MAHLÛL[< HALL] ile MAHLÛL
( Çözülmüş, dağılmış, hallolunmuş. | Erimiş, eritilmiş, eriyik. | Sahipsiz maaş ya da memurluk. | Mirasçısı bulunmayan ve hükümete kalan miras. İLE Delinmiş, öbür tarafına işlenmiş olan şey. )

- MAHREM[< HARÂM | çoğ. MAHÂRİM] ile MAHREM
( Haram. Şeriatın yasak ettiği şey. | Nikâh düşmeyen, şeriatçe evlenilmesi yasak edilen. | Şeriatçe, kadının kendinden kaçmadığı erkek. | Biriyle çok samimi, içli-dışlı olan. | Gizli olan, herkese söylenilmeyen. | Herkesçe bilinmemesi gereken. | Tanrı'nın sırlarını öğrenmeye başlayan kişi. İLE İki dağ arasındaki yol. )

- MAHSÛR[< HASR] ile MAHSÛR ile MAHZUR
( Yorulmuş, feri gitmiş göz. İLE Kuşatılmış, muhâsara edilmiş. | Sınırlanmış, belirli edilmiş, hasredilmiş. | Men edilmiş. | Sıkıştırılmış, tazyik edilmiş. İLE Sakınılacak, korkulacak şey. | Engel. | Sakınca. )

- MAHSÛS[< HİSS] ile MAHSÛS[< HUSÛS | çoğ. MAHÂSÎS, MAHSÛSÂT] ile MAHZÛZ[< HAZZ]
( Duyumsanan, hissedilen. İLE Başkasında bulunmayan, sadece bir kişiye ait olan. | Birine ayrılmış olan. | Lâyık. | Ayrı, müstakil, başlı başına. | Özel olarak. | İsteyerek, bile bile. | Şakadan. İLE Hoşlanmış, haz etmiş. )

- MAKADÎR-İ MÜŞTEREKE ile MAKADÎR-İ MÜTENÂSİBE
( Aynı ölçü ile ölçülebilen miktarlar. İLE Orantılı çokluklar. )

- MAKUL[< KAVL]["ku" uzun okunur] ile MA'KUL/MA'KULE[< AKL]["ku" uzun okunur]
( Söylenilmiş, denilmiş. Söylenilen söz. İLE Akıllıca, akla uygun, akıllıca iş gören, anlayışlı, mantıklı. )

- "DİZE GELMEK" ile/ve/||/<> DİZ ÇÖKMEK
( Bilgi ve zekâ karşısında. İLE Sevgide. )

- "SANA SÖVÜYORUM" değil/yerine/>< SENİ SEVİYORUM
( DEĞİL/YERİNE/>< )

- MECCÂNEN ile MECCÂNÎ
( Ücretsiz, parasız, bedava. İLE Parasız, bedava. | Bedavacı. )

- MECELLE ile MECENNE ile MECERRE
( Kitap, dergi. | Tanzîmat'tan sonra, 1869-1876 yılları arasında, fıkıh ilminin, uygulamaya özgü olan bölümüyle ilgili olarak yayımlanmış ünlü eser. İLE Delilik, divânelik. | Kalkan, siper. İLE Samanyolu. )

- MEDÂİN/MEDÂYİN[< MEDÎNE] ile MEDÂYÎN[< MİDYÂN] ile Medâin
( İller/kentler. [BÜLDÂN < BELD/BELDE] İLE Borca saplanmış, sürekli borç alan kişiler. İLE Eski İran'da, Dicle etrafında, yedi kentin adı olup, İslâm fetihleri sırasında, başkent konumundaydı. )

- MEFSÛH/A[< FESH] ile MEFŞÛ'
( Yürürlükten kaldırılmış, hükümsüz bırakılmış, fesh olunmuş. | İptal edilmiş, çalışmaz duruma getirilmiş. İLE Duyulmuş, yayılmış, açıklanmış, ifşâ edilmiş. )

- "BASİT/KÜÇÜK/ÖNEMSİZ" HATA ile/ve/değil/yerine/||/<> BENİM ÖZENSİZLİĞİM/DİKKATSİZLİĞİM!

- MER'İYÂT[< MER'Î] ile MER'İYET
( Gözle görülen şeyler. İLE Hükmü yürürlükte olma. | Gözle görülür olma. )

- KİMLİK ile/ve/değil/yerine/||/<> KENDİLİK

- ME'SEM/E ile MESEMM[çoğ. MESÂMM]
( Suç. Günah. İLE Deri üzerindeki küçük delik. )

- DİKKATE ALMAK ile/ve/<> GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURMAK

- MUTLAK KABUL ETMEK ile/değil/yerine ÖNEMSEMEK

- GAYRÎ ile/değil/yerine DAHİLÎ

- MESTÛRE[< SETR] ile MESTÛRE
( Örtülü, kapalı, gizli. | Açık gezmeyen kadın. İLE Tanıkları gizli olarak, temize çıkarmak üzere, yargıç tarafından ait oldukları makama yazılan yazı. )

- MEVÂSIK[< MEVSİK, MÎSÂK] ile/= MEVÂSÎK[< MÎSÂK, MEVSÛK]
( Yeminler, sözleşmeler. İLE/= Yeminler, sözleşmeler, mevâsık. )

- MÎSÂK[< SEVK] ile MÎSÂK[< VÜSÛK | çoğ. MEVÂSÎK]
( Sürme, sevk etme. İLE Sözleşme, antlaşma, yemin. )

- MUÂHEDE[< AHD | çoğ. MUÂHEDÂT] ile MUÂKADE[< AKD]
( Karşılıklı and içme. | Antlaşma. İLE Sözleşme yapmak, antlaşma, akid. )

- MUHÂLEFE[< HALF] ile MUHÂLEFET[< HALEFE] ile MÜÂLEFET[< ÜLFET]
( Birbirine karşı yemin etme, antlaşma. İLE Uygunsuzluk, aykırılık, muhâliflik. | Düşmanlık. İLE Alışma, kaynaşma, dostluk, sevgi. )

- MUHALLÜN-LEH ile MUHÂLÜN LEH
( Kendine helâl olan. | Boşadığı karısı, başka biriyle evlenip boşandıktan ve bir iddet devresi bekledikten sonra tekrar kendine dönmesi şer'an kabul edilen koca. İLE Alacaklı olan kişi. )

- MUHÂLÜN ALEYH ile MUHÂLÜN BİH
( Aleyhine gönderilen havaleyi kabul eden kişi. İLE Birine havale edilen mal. )

- BAZI DEĞERLERİ/İLKELERİ:
"ALMIŞ/ALMAMIŞ" OLMAK
ile/ve/değil/yerine/||/<> ANLAMIŞ OLMAK

- YARGILAMAK ile/değil/yerine KEŞF ETMEK

- UTANMAK ve/> UYANMAK

- AŞIRI/ABARTILI KEYFİYET ve/||/<>/> GECİKEN/GECİKMİŞ ADÂLET

- MUHASSIN ile MUHASSİN[< HASEN]
( Kale gibi korunaklı ve sağlam kılan. | Nâmâhremden saklayan. İLE Güzel kılan, güzelleştiren, tahsîn eden. )

- MUHÂYEE ile MUHÂYENE
( Bölüşme olanağı bulunmayan şeyi sıra ile kullanma. İLE Belirli bir zaman için kiralama. )

- MUHAYYİL[< HAYÂL] ile MUHAYYİR[< HAYRET] ile MUHAYYİR[< HAYR]
( Hayal kuran, tahayyül eden. İLE Şaşırtan, hayret veren, hayrette bırakan. İLE İki şey arasında tercih edilmesini serbest bırakan. )

- MUHÎL ile MUHİLL[< HALEL]
( Aktaran, havale eden, ihâle eden. | Borcunu, başkasının borcuna aktaran. İLE Dokunan, sakatlayan, bozan, ihlâl eden. )

- MUHTEBER ile MU'TEBER/E[< UBÛR | çoğ. MU'TEBERÂN]
( Başvurma. | Başvurma yeri. | El kitabı. İLE Saygın, hatırı sayılır, îtibarlı. | İnanılır, güvenilir. | Yürürlükte olan, geçerli olan. )

- MUHTEKIR ile MUHTEKİR[çoğ. MUHTEKİRÎN]
( Hor gören, aşağı gören, ihtikar eden. İLE Yolsuz kazanç elde eden, vurguncu, istifçi, ihtikâr yapan. )

- MUKANNEN[< KANUN] ile MUKANNİN[< KANUN]
( Belirli, şaşmaz. İLE Yasa yapan. )

- MUKANNEN[< KANUN] ile MUAYYEN[< AYN]
( Belirli, şaşmaz. İLE Belirli, tâyin edilmiş. | Kararlaştırılan. )

- MUKANNEN[< KANUN] ile YAKÎN[< YAKN]
( Belirli, şaşmaz. İLE Kesin, kesinlik. )

- MUKARRER[< KARÂR | çoğ. MUKARRERÂT] ile MÜKERRER[< KERR | çoğ. MÜKERRERÂT]
( Kararlaşmış. | Sağlam, şüphesiz. | Anlatılmış, bildirilmiş. İLE Tekrarlı, tekrarlanmış. )

- MUKATAA[< KAT | çoğ. MUKATAÂT]["ka" uzun okunur] ile MUKATTA/A[< KAT | çoğ. MUKATTAÂT] ile MUKATTAR[< KATR | çoğ. MUKATTARÂT]
( Arazinin kesime verilmesi, belirli bir kirâ karşılığında, birine bırakılması. | Bağ, bahçe, arsa durumuna getirilen ekim toprağı için verilen vergi. İLE Kesilmiş, kesik, ayrı, kat edilmiş. İLE Damıtılmış, imbikten çekilmiş, taktîr edilmiş. )

- MÛKIR ile MUKIRR[< KARÂR]
( Meyvelerinin çokluğu nedeniyle dalları sarkmış ağaç. İLE İkrar eden, doğruyu söyleyen, kusurunu, kabahatini gizlemeyen. | Birinin, kendinde hakkı olduğunu haber veren kişi. )

- MUKTÎ ile MUKTİR
( Koruyan, kudretli. | Tanrı. İLE Kocasını, nafaka için sıkıştıran. )

- MU'LİM[< ELEM] ile MU'LİN[< ALEN]
( Ağrıtan, sızlatan, inciten, elem veren. İLE İlân eden, genele bildiren, haber veren. )

- MUNSALİH ile MUNSARİH[< SARÂHAT]
( Barış/sulh üzere olan. İLE Açık, meydanda. )

- MURÂBAA[< RAB] ile MURÂBAHA[< RİBH] ile MURABBA'[< RUB] ile MURABBÂ
( Yazlığa çıkmak üzere sözleşme yapmak. İLE Malı, kâr ile satma. | Tefecilik, yasaların üstünde, aşkın faiz alma. İLE Dörde çıkarılmış, terbi' olunmuş. | Dörtlü, dört şeyden olma. | Dört köşeli. | Kare. | Dört mısralık kıtalardan oluşan manzume. | Kenzî Hasan'ın edvarında geçen makam.[1700] İLE Terbiye edilmiş. | Kaynayıp kıvama geldikten sonra dondurulmuş meyve suyu tatlısı. )

- MÛRİS[< VERÂSET] ile MU'RİZ[< ARZ]
( Getiren, veren, kazandıran, îrâs eden. | Miras bırakan. İLE Yüz çeviren, başka tarafa dönen, i'râz eden. | Dokunaklı söz söyleyen, "taş atan", ta'rîz eden. )

- MÛSÂ[< VESÂYET] ile MÛ-SÂ/Y[Fars.] ile Mûsâ
( Vasiyet olunan mal ve yarar. İLE Ustura. İLE Hz. Mûsâ peygamber. )

- TIKANMAK ile/ve/||/<>/>/< TÜKENMEK

- SORGULA!:
ELİNİ
ve/||/<> DİLİNİ ve/||/<> YOLUNU ve/||/<> GÜNÜNÜ ve/||/<> GÖNLÜNÜ ve/||/<> SONUNU
( Kazandıkça, bölüşemiyorsan. VE/||/<> Konuştukça, kırıcı oluyorsan. VE/||/<> Yürüdükçe, hedeften çıkıyorsan. VE/||/<> Günler/yıllar geçtikçe, yerinde sayıyorsan. VE/||/<> Sevildikçe, vefâsızlaşıyorsan. VE/||/<> Hangi durumda olursan ol! )

- İLİŞKİLERDE:
DEVRİLMEK
değil/yerine EVRİLMEK

- "KIYMATARYEN" değil/yerine KIYMETARYEN
( Hayvanlara/canlılara kıyan ya da "kıyma" denilen şeyden yapılan "şeyler" yiyen. DEĞİL/YERİNE Hayvanların değerini bilip tüm canlılara saygı göstererek yaşama olanağı sunmayı tercih etme zihninde, tutum ve davranışında olanlar. )

- "PİS" ile/değil BİZ

- ŞU ÖZELLİKTEN ile/ve/<> ŞU YÜZDEN ile/ve/<> ŞU YÖNDEN

- EN BÜYÜK:
YOKSUNLUK
ile/ve/<> FAKİRLİK
( Akılsızlık. İLE/VE/<> Bilgisizlik. )

- GEÇİCİ ile/ve/değil ÖZEL

- BOZMA değil/yerine/>< DÜZELTME

- BULUNÇ/VİCDAN ve/||/=/<> TARİH
( Kişide. VE/||/=/<> Toplumda. )

- DEVLETİN SÜREKLİLİĞİ/KALICILIĞI ile/ve/||/<> TOPLUMUN SÜREKLİLİĞİ/KALICILIĞI
( Siyaset ile. İLE/VE/||/<> Bilgi ve dil ile. )
( [simgesi/değeri/ölçütü] Bayrak. İLE/VE/||/<> Sancak. )

- KARANLIK ile/değil/yerine/>< IŞIK
( Görmek istemeyenler için. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Görmek isteyenler için. )

- İCRÂÎ KURUL ile/ve/||/<>/< İSTİŞÂRÎ KURUL

- BİLDİRME ile/ve/değil/yerine/<> ÖNERME

- AŞINDIRMAK değil/yerine AŞMAK

- "HUKUKTA, KARDEŞLİK" değil KARDEŞLİK HUKUKU

- EVCİLİK değil EVLİLİK

- [ne yazık ki] İŞ KAZASI ile/ve/değil BÜYÜK İHMAL

- "DEĞİŞİK AÇILARDAN/YÖNLERDEN" değil ÇEŞİTLİ AÇILARDAN/YÖNLERDEN

- ZENGİN/LİK ile/ve/değil/yerine/||/< ENGİN/LİK

- (DAHA) ("ÜST") GÜCE[OLANAKLARA/KİŞİLERE] TAPARLIK ile/ve/değil/yerine/||/<> ÖYKÜNME
( Düşük bilgi/bilinç seviyesindeki ya da çıkarcı kişilerin(zihinlerin), iyiliğ(in)e yönelimde, güdülenmesini ve kötülüğ(ün)e başvurmada da kendini tutmasını sağlatan en etkili/etkin iki durum/tutum. )

- ÖLÇÜ/T ile/ve/değil/<> ÇERÇEVE

- DOST:
YANLIŞINI DUYURAN/YAYAN
değil YANLIŞINDA UYARAN ve/sonra KORUYAN/KOLLAYAN

- YAKINLAŞMAK ve/||/<> YALINLAŞMAK

- ŞAŞKIN/LIK ile/değil/yerine AŞKIN/LIK

- MÜBÂNE[< BEDEL] ile MÜBÂREE[< BER]
( [eskiden] Talâk-ı bâinle boşanmış olan kadınlar. İLE Kadın ve erkeğin, birbirlerinden alacaklı ve verecekli olmamak üzere nikâhı bozmaları. )

- MÜBEYYEN[< BEYÂN] ile MÜBEYYİN[< BEYÂN]
( Meydana çıkarılmış, açıkça söylenilmiş, açıklanmış, açıklayan, bildiren, tebeyyün etmiş. İLE Bildiren, açıklayan, meydana koyan. )

- MÜBREZ[< BÜRÛZ] ile MÜBRİZ[< BÜRÛZ]
( Gösterilmiş, meydana çıkarılmış, ibrâz olunmuş. İLE Gösteren, meydana çıkaran, ibrâz eden. )

- MÜCBER[< CEBR] ile MÜCBİR[< CEBR] ile MÜCEBBİR[< CEBR]
( Olunmuş, zorlanılmış, zorlanılan, icbâr olunan. İLE Zorlayan, zorlayıcı. İLE Çıkıkçı. )

- MÜÇTEHED[< TECRİBE] ile MÜCTEHİD[< CEHD]
( İçtihâd olunmuş. İLE Gücü yettiği kadar çalışan. | Âyet ve hadislerin şer'î hükümler çıkaran din allâmesi. )

- ÖVÜNMEK İÇİN ile/değil/yerine (BİR) (DAMLA) (DAHA) İYİLİK/GÜZELLİK OLSUN DİYE
( İyiliğimizi yaptık, Good4Trust.org denizine attık...

Tüm ekibi, iyilikleri ve emekleri için tebrik ediyoruz...

Biz de böylesi hoş bir düşünce ve girişim için tüm ekibe teşekkürlerimizle sarılıyor ve yansımalı/dönüştürücü iyiliklerimizi paylaşmaya devam ediyoruz...

İyiliksever arkadaşlar! Siz de bu birlikteliğe katılabilirsiniz...
www.Good4Trust.org )

- MÜDÂMÎ ile MÜDÂNÎ
( Durmadan içki içen. İLE Yakın, eş, benzer. )

- MÜDDEÂ[DA'VÂ] ile MÜDDEÎ[< DA'VÂ]
( İddia olunmuş, iddia edilen/olunan şey. | Dâvâ edilen şey. | Asılsız iddia edilen şey. | Sav, tez. İLE İddia eden, dâvâcı. | Bir yargıda ayak direyen. | İnatçı. )

- MÜDDEÎ[< DA'VÂ] ile MÜDDÎ
( İddia eden, dâvâcı. | Bir yargıda ayak direyen. | İnatçı. İLE [felsefe] ... [Fr. PROTENSIF] )

- MÜECCEL[< ECEL] ile MÜECCİL[< ECEL]
( İleriye bırakılmış, peşin olmayan, ileride yapılmak üzere zamanı belirtilen, ertelenmiş, te'cîl edilmiş. İLE İleriye bırakan, erteleyen, te'cîl eden. )

- MÜEDDEB[< EDEB] ile MÜEDDİB[< EDEB]
( Terbiyeli, edepli, edeplendirilmiş, te'dîb edilmiş. | Okumuş, bilgili. İLE Bilgi ve terbiye veren, edeplendiren, te'dîb eden. )

- MÜEYYED[< EYD] ile MÜEYYİD[< EYD]
( Güçlendirilmiş, sağlam, te'yîd edilmiş. | Doğrulanmış. | Yardım gören. İLE Güçlendiren, te'yîd eden. | Doğrulayan. | Yardım eden. )

- MÜFÂREZE ile MÜFÂRIK[< FARK] ile MÜFERRAK[< FARK]
( Bir şeyden kesilip ayrılma. İLE Ayrılan, ayrılmış, müfârakat eden. İLE Ayrılmış, tefrîk edilmiş. )

- MÜFRİD[< FERD] ile MÜFRİT/E[< FART]
( Tek başına bırakan. Yalıtıcı/izolatör. İLE Sınırı geçen, ileri vardıran, aşırı, ifrât eden. )

- İZAH ve/<> HİZA

- MÜDDET-İ İDDET:
BOŞANMIŞ
ile DUL ile GEBE
( 3 ay[üç âdet dönemi] İLE 4 ay, 10 gün. İLE Doğum ile kayıtlıdır. )
( Boşanmış bir kadının tekrar evlenebilmesi için beklemek zorunda olduğu süre. )

- İTHAM ile İMÂ

- EMİN OLMAK ve/<> TESLİMİYET

- SORUNLARI/SIKINTILARI:
ÖTELEMEK
ile/değil/yerine ÇÖZMEK

- "YARGI" ile/değil/yerine/>< BİLME

- MÜNÂKAŞA[< NAKŞ] ile/değil/yerine İSTİŞÂRE[< ŞÛRÂ]
( Atışma, çekişme. | Tartışma. | İrdeleme. İLE/DEĞİL/YERİNE Yazılı olarak bildirilmesini isteme. )
( Polemik, tartışma, "söz dalaşı" ya da atışma değil "yazılı olarak tartışma, değerlendirme" anlamına gelmektedir.

Eski deyimiyle de, "Yazı ile bildirilmesini isteme" anlamına gelen, İSTİŞ'ÂR[çoğ. İSTİŞ'ÂRÂT] kullanılmaktaydı.

Sözlü iletişimde, zihni ve düşünceyi, kavramı ya da olguyu aktarma ve paylaşmada ve özellikle de düşünce ayrılıklarındaki savların konuşulması ve tartışılmasında, yetersizlik ve (kolay/tam) takip edilemezlik durumu oluşur/oluşabilir.

Buna engel olmak için, düşünülen, savunulan şey üzerindeki savların ve ayrıntıların, yazılı olarak sunulması, olası savrulmaları da engelleyebileceği yöntem(ler)le yani yazıyla çözülebilir.

Ayrışma/tartışma konusu, yazılı olarak sunulduğunda ya da alındığında, hem kişinin kendi düşüncelerini ve ayrıntılarını, yazı aynasında tekrar (tekrar) değerlendirilebilmesi, hem de ötekinin sözünü/savını doğru/yetkin/kapsamlı takip edebilme ve anlayabilme olanağı sağlanmış olur.

Dolayısıyla, "polemiğe girmeyelim" deyimi, tam aksine, ""bu konuda, polemik yapmalıyız" şeklinde ve daha doğrusu da "bunu, karşılıklı olarak yazılı şekilde sunmalı ve tartışmalıyız" şeklinde olmalıdır. )

- TEVÂRÜS[< VERÂSET] ile/ve/> TEMMELLÜK[< MELK/MÜLK] ile/ve/> TEMESSÜL[< MİSL] ile/ve/> TERCÜME

- HAKİKAT ile/ve/||/<>/< İTİBAR

- GELİŞME ile/ve/değil/yerine/||/<> OLGUNLAŞMA

- KÜRESELLEŞ(TİR)ME ile/ve/değil/yerine EVRENSELLEŞ(TİR)ME

- YALITILMIŞ/LIK ile/ve/<> TEK YANLI/LIK

- SAYGI ile/ve/<> BAĞ

- CEZÂ ile/ve/||/<> CEFÂ

- MÜKÂBELE ile MÜKÂBERE[< KİBR]
( Satılık olan komşu evinin satın alınmasını tehir ederek satıldıktan sonra şüf'a yoluyla müşteriden alma. İLE Sözünün anlamsız ve kendinin hasız olduğunu bildiği halde ağız kalabalığı ile karşısındakini susturmaya çalışma, kendini büyük görme. )

- MÜKÂFÎ[< KİFÂYET] ile MÜKÂFİL[< MİHÂD]
( Beraber, eşit. İLE Birbirini korumayı, birbirine yardım etmeyi taahhüt edenlerden her biri. )

- MÜKÂYEDE[< KEYD] ile MÜKÂYESE[< KİYÂSET]
( Hile düzenleme. İLE Akıl ve zariflikte, çokluk iddiasında bulunma. | Benzeterek ya da karşılaştırarak değerlendirme, kıyaslama. )

- MÜKELLEF[< KÜLFET | çoğ. MÜKELLEFÎN] ile MÜKENNEF
( Bir şeyi yapmaya, ödemeye zorunlu olan. | Külfetle süslenmiş, mükemmel şekilde hazırlanmış olan. | Vergi vermekle yükümlü kişi. İLE Etrafı sınırlanmış. )

- MÜKERRER[< KERR | çoğ. MÜKERRERÂT] ile MÜKERRİR[< KERR]
( Tekrarlı, tekrarlanmış, tekrar olunmuş. İLE Tekrar eden. | Birden çok suç işleyen. )

- MÜMELLEK[< MÜLK] ile MÜMELLİK[< MÜLK]
( Mülk olarak verilmiş, temlîk edilmiş. İLE Mülk olarak veren kişi, temlîk eden. )

- MÜMEYYEZ[< MEYZ] ile MÜMEYYİZ[< MEYZ]
( Seçilmiş, ayrılmış, temyiz edilmiş. İLE Seçen, ayıran, temyîz eden. | Bir kurumda, yazıcıların yazdıkları yazıları düzelten kâtip. | Sınavda bulunup öğrencinin bilgisini sınayan kişi. )

- MÜNÂSAHA ile MÜNÂSAHA ile MÜNÂZAA[< NEZ | MÜNÂZAÂT]
( Öğütte bulunma, öğüt/nasîhat. İLE Bir vârisin, kendine kalan mirâsı alamadan ölmesi. | Birçok kişinin, birbirini ortadan kaldırarak birbirlerinin yerine geçmesi. İLE Ağız kavgası, çekişme. )

- MÜNÂZİ'[< NEZ] ile MÜN'AZİL[< AZL]
( Ağız kavgası eden, çekişen, kavgacı. İLE Ayrılan, in'izâl eden. | Görevden alınmış, azl edilen. )

- MÜNCEZ ile MÜNCİZ
( Sözü yerine getirilmiş, incâz edilmiş. İLE Sözünü yerine getiren, incâz eden. )

- MÜNEVVER[< NÛR] ile MÜNEVVİR[< NÛR]
( Aydınlatılmış, parlatılmış, nurlandırılmış, tenvîr edilmiş. | Aydın kişi. İLE Aydınlatan, parlatan, nurlandıran, tenvîr eden. )

- MÜNHADİ'[< HUD'A] ile MÜNHADİR[< HUDÛR]
( Birinin hilesine düşme. İLE İnişe doğru, yokuş aşağı inen, inişli, inhidâr eden. )

- SOYMAK ile/ve/<> AYIKLAMAK ile/ve/<> TEMİZLEMEK

- CESÂRET:
SEÇTİKLERİN
değil VAZGEÇTİKLERİN

- YILDIRMA ile/ve/<> BEZDİRME

- TEKNİK ile/ve/değil/<> TAKTİK

- YASA DIŞI ile "YASA ÜSTÜ"
( "Yasa üstü" olduğu "kabul edilen", yasa dışı değildir(olmayabilir) fakat yasa dışı olan, yasa üstü değildir/olmaz. )

- ÖVGÜ ile/ve/||/<>/>< SÖVGÜ, ŞETİM/ŞETM[Ar.]
( İkisi de, bilgisizliğin göstergesi ve bilgisizlik oranıncadır. )
( Övgünün aldatıcı ve yıkıcı etkisinden kaçmanın tek yolu, çalışmaya devam etmektir. )
( Aşırı övenler ile aşırı sövenlerin ortak noktası, her zaman ve zemin için saklayacak bir şeylerinin olmasıdır. Saklayanlar, bir şeyleri korumak için, dikkati, uclara çekerek, çıkar sağlamaya ve/veya yanıltmaya çabalarlar. )
( Övgüsü tez/hızlı olanın, sövgüsü de tez/hızlı olur. )

- "SORGULANAMAYACAK" "YANITLAR" değil/yerine "YANITLANAMAYACAK" SORULAR

- YASALARA UYGUNLUK(MEŞRÛİYET) ile/ve/<> YAYGINLIK

- İRTİBAT ile ALÂKA

- HAREKETSİZ DİRENİŞ ile/ve/||/<> SESSİZ ÇIĞLIK

- ANOSOGNOZİ ile/ve/<> YARISAL BOŞLAMA(İHMAL)
( Anosognozi, daha çok felçli insanlarda görülen, gövdesinin kötürüm bölümünün, kötürüm olduğunun farkında olmamaya ya da buna inanmamaya neden olan bir sinir sayrılığıdır(hastalığıdır). [Anosognozik bir kötürüm sayrının(hastanın), elinin önüne bir kalem koyup bunu kaldırmasını isterseniz, "yorgunum" ya da "kalem gereksinimim yok" gibi yanıtlar alırsınız. Eli felçli olduğundan dolayı, alamayacağının farkında bile değildir. Bazı ileri örnekler de, körken, hâlâ görebildiğini sanabilir. Beynin sağ tarafındaki bir bozulma, bu sayrılığa yol açıyor.] İLE/VE/<> Bu beyin bozulumu sayrılığını yaşayanlar, kendilerinin ve çevrelerinin sadece yarısını algılayabiliyor. [ Sayrı, erkekse, yüzünün sadece bir yarısını traş eder. Öteki yarısının farkında bile değildir. Bir tabak yemek verseniz, sadece yarısını yiyip, yemeğin çok az olduğundan yakınırlar. Çevrelerinin ve gövdelerinin sadece yüzde ellisini algılarlar. ] )

- OLANIN, ZARARI değil/yerine/>< OLMASI GEREKENİN, YARARI

- ÇIKAR ile/değil/yerine/>< VİCDAN
( Çıkar konuşunca, vicdan susar fakat sus(turul)mamalıdır! )

- YÜRÜTMEK ile/ve/||/<> TAKİP ETMEK

- ÂTIL (KALMAK) değil/yerine/>< ÂDİL (OLMAK)

- TRAFİKTE:
"SİNİRLİ OLMAK"
değil/yerine SORUMLU OLMAK
( www.plakanialdim.com )
( Facebook, KENDİNE GEL!!! sayfasına katılın, uyarın!

Kişi, kurum ve kuruluşların, "yaptıkları" fakat yapmayabilecekleri yanlış(lık)ları göstererek anlatmak üzere kurulmuş bir uyarı sayfasıdır!

Sen de uyar! )
( Sivil Yaya Girişimi )
( Emniyet Şeridi İhlâli, Makas Atanlar, Yaya Geçidine park edenlere sinirlenip söyleneceğinize, fotoğraflayıp internetten İHBAR edin! Cezası, ilgiliye gitsin... )

- BUĞDAY ve/<> BİSİKLET
( Uygarlığın en temel iki göstergesi. )
( Beyaz )
( ODYSSEUS )
( İlk buğday ya da buğdayın atası olarak kabul edilen buğday, Karacadağ (Urfa)'dandır. )

- "SAFLIK" ile/ve/değil/yerine/||/<> TESLİMİYET

- "BEĞENİP BEĞENMEMEK" değil/yerine BECERİP BECERMEMEK
( Yapılması gerekenlerin ya da düşünülmesi gerekenlerin, beğenilip beğenilmemesi değil becerip becerememek ya da ne kadar becerebildiğindir öncelikli(önemli) olan. )

- YALAN:
DÜNYADA
ve/||/<> SİYÂSETTE ve/||/<> TİCARETTE ve/||/<> FELSEFEDE ve/||/<> EDEBİYATTA ve/||/<> GAZETECİLİKTE ve/||/<> GENÇLİKTE
( Vefâ. VE/||/<> Vaad. VE/||/<> Reklam. VE/||/<> Safsata. VE/||/<> Mecaz. VE/||/<> Haber. VE/||/<> Aşk. )

- UYARI SİMGELERİNDE:
+16
değil 16+

- ÇIKAR(LAR)INI "DÜŞÜNMEK/İSTEMEK/BEKLEMEK" değil/yerine/>< HAK ETTİKLERİNE VE/VEYA ETTİĞİN KADARINA RIZÂ GÖSTERMEK

- KENDİ HAKKIN ile/ve/değil/yerine/||/<> İNSAN HAKLARI

- ZAN ile/ve/||/<>/> İDDİA

- HAYRANLIK ile/ve/değil/yerine/||/<> TESLİMİYET

- İŞGÜZAR/LIK ile/ve/||/<>/< BİLGİSİZ/LİK

- DOĞRU ile/ve/değil/yerine/||/<> KISMEN DOĞRU

- KISMEN DOĞRU ile/ve/||/<>/> ABARTI

- KISMEN DOĞRU ile/ve/||/<> ÇARPITMA

- OLAN ile/ve/||/<>/> OLAĞAN

- "GÖZÜ KARA/LIK" ile/değil/yerine CESARET

- MUHTEŞEM ve/> SAÇMALIK
( Mutheşemlikten, saçmalığa, sadece bir adım vardır.
[En'ler, uc'lar, tek'ler, peşinde koşulacak, hedef tutulacak noktalar değildir! Neyin müşterisi olup olmadığın ise en önemli eşiktir.] )

- "MAALESEF/NE YAZIK Kİ ..." ile/değil/yerine/>< "ÇOK ŞÜKÜR (Kİ) ..."

- DOĞAL/LIK ile/ve/değil/yerine/||/<> KENDİLİĞİNDEN/LİK

- ... DİYE BİLDİĞİ/M/İZ ile ... DİYEBİLDİĞİ/M/İZ

- KORKU ile/ve/||/<> AKIL
( İşin içine korku girdiği oranda, "akıl" da etkinleşir. Bir insan, ne kadar korkusuz ise "aklını" o kadar az kullanır. )

- !KİN ile/ve/||/<> !İNTİKAM

- BİLEREK DENEYİMLEDİKLERİMİZ ile/ve/||/<> DENEYİMLEYEREK BİLDİKLERİNMİZ

- DENEYEREK DENEYİMLEDİKLERİMİZ ile/ve/||/<> DENEYİMLEYEREK DENEDİKLERİMİZ

- KEŞFEDEREK DENEYİMLEDİKLERİMİZ ile/ve/||/<> DENEYİMLEYEREK KEŞFETTİKLERİMİZ

- NOTER ile/ve/||/<> HAKEM

- ŞAHİT ile/ve/||/<> NOTER

- İNDİRGEME ile/ve/değil/yerine/>< DAYANDIRMA

- DEĞİŞİM ve/< DEĞİŞMEZ/LER

- BİLGİNİN DOĞRULUĞU ile/ve/<> DOĞRULUĞUN BİLGİSİ

- DÜŞÜNCE ile/ve/||/<> VARLIK
( ... İLE/VE/||/<> En temel düşünce. )

- BÜTÜN ile/ve/<> BÜTÜNSEL

- BİLİNCİN YADSINMASI ile/ve/değil/<> BİLİNCİN, İÇERİĞİNİN YADSINMASI

- KAYGI değil/yerine/>< SAYGI
( "Kaygı..." yazısı için burayı tıklayınız... )

- YETERSİZLİKLERİ/Nİ İNKÂR ETMEK ile/ve/||/<> KUSURLARI/NI İHMAL ETMEK

- İNTİKAM ile/değil/yerine ADÂLET

- TOPARLANMAK ile/ve/değil/yerine/||/<> SİLKELENMEK

- SONSUZ ile/ve/değil/yerine/<> BİTİMSİZ

- BELİRLİ ile BAŞAT

- AGROFOS NOMOS ile/ve/||/<> NOMOS FIZIOS ile/ve/||/<> NOMOS EMSIOS

- [ne yazık ki]
"KENDİNDE":
!AYRICALIK/ÖNCELİK ("ARAMAK"/"BULMAK")
ile !"ÖLÜMSÜZLÜK" ZANNETMEK ile !EGEMENLİK "KURMAK"
( Adâletten en uzakta olanların, en bilgisiz olanların ve kendinin en yüksekte olduğunu zannedenlerin, "kabul" ya da dayatmaları... )

- ASKIYA ALINAMAZLIK ile/ve/||/<> GÖZARDI EDİLEMEZLİK ile/ve/||/<> İNDİRGENEMEZLİK

- VALİ[EPARHOS]:
< LONCA ÖRGÜTÜ
ile/ve/||/<> LAGATARIOS ile/ve/||/<> SIMPANOS
( Genel denetimi sağlayanlar. İLE/VE/||/<> Yabancı tüccarların denetimini sağlayanlar. İLE/VE/||/<> Esnaf localarını denetleyenler.[2 kişi] )

- NİYETSİZLİK ile/değil/yerine AKSAKLIK

- PAY KAPMAK değil/yerine HAK ETMEK

- (")UYANMAK(") ile/ve/değil/<> (")GÖZÜN AÇILMASI(")

- ... PEŞİNDE ile/ve/değil/<> ... DERDİNDE

- MÜRÂCAA ile MÜRÂCAA(T)[< RÜCÛ | çoğ. MÜRÂCAÂT] ile MÜRÂCAHA[< RÜCHÂN]
( Sorulu yanıtlı olarak, karşılıklı konuşma biçiminde yazılmış şiir. İLE Geri dönme. | Başvurma, danışma, yardım isteme. İLE İyilikte, üstün gelmek üzere yarışma. )

- MÜRTEKIB[< RAKB] ile MÜRTEKİB[< RÜKÛB | çoğ. MÜRTEKİBÎN]
( Bekleyen, göz hapsine alan, irtikab eden. İLE Kötü, yakışıksız iş yapan, irtikâb eden. | Rüşvet alan/yiyen. )

- MÜSAHHAR[< SİHR, SEHHAR] ile MÜSAHHAR[< SİHRİYY] ile MÜSAHHİR[< SİHRİYY]
( Büyülenmiş, büyülü, büyü ile aldanmış. İLE Teshîr olunmuş, elde edilmiş, ele geçirilmiş. | Tutkun, boyun eğmiş, itâat etmiş. İLE Ele geçiren, teshîr eden. )

- MÜSÂLAHA[< SULH | çoğ. MÜSÂLAHÂT] ile MÜSÂLEME(T)[< SİLM]
( Barışma, uzlaşma. | Barış, güvenlik. İLE Barış içinde olma, barışlık, barışıklık. )

- MÜSECCEL[< SECL] ile MÜSECCİL[< SECL]
( Deftere/sicile geçirilmiş, tescil edilmiş. | Mahkeme defterine geçirilmiş. İLE Deftere/sicile geçiren. | Mahkeme defterine geçiren. )

- MÜSTA'Fİ[< AFV] ile MÜSTAGFİR[< GUFRÂN]
( İstifa eden, işinden kendi isteğiyle ayrılarına. | Suçunun bağışlanmasını isteyen. İLE İstiğfar eden, günahlarının bağışlanmasını Allah'tan dileyen. )

- MÜSTAHKEM[< HÜKM] ile MÜSTAHKİM[< HÜKM]
( Sağlamlaştırılmış, sağlam, istihkâm edilmiş, istihkâmlı. İLE Sağlamlaştıran, istihkâm eden. )

- MÜSTASVEB[< SAVÂB] ile MÜSTASVİB[< SAVÂB]
( Doğru, mâkul, savap görülmüş, istisvâb edilmiş. İLE Doğru, mâkul, savap gören, istisvâb eden. )

- MÜSTAVZI' ile MÜSTAVZİH[< VUZÛH]
( Pazarlık eden. İLE Açıklama isteyen, istîzah eden. )

- MÜSTE'CİR[< ECR | çoğ. MÜSTE'CİRÎN] ile MÜSTECÎR[< CİVÂR]
( Kira ile tutan, isticâr eden. | Kiracı. İLE Aman dileyen, koruma bekleyen, isticâre eden. )

- MÜSTEDELL[< DELÂLET] ile MÜSTEDİLL[< DELÂLET]
( Bir kanıt ile ispat edilmiş, istidlâl olunmuş. İLE Kanıt ile ispat edilen. )

- MÜSTED'Î[< DA'VÂ] ile MÜSTE'DÎ[< EDÂ]
( Dilekçe veren, istidâ eden. İLE Yardım ve korunma isteyen. | Birinin malını zorla alan. )

- MÜSTEDREK[< DERK] ile MÜSTEDRİK[< DERK]
( Arapça'da, bir ölçü/vezin. İLE Anlamak isteyen, istidrâk eden. )

- MÜSTEFÂD[< FEYD] ile MÜSTEFÂZ[< FEYZ]
( Kazanılmış, kâr edilmiş. | Anlaşılmış. İLE Dağılıp yayılmış. )

- MÜSTEFHEM[< FEHM] ile MÜSTEFHİM[< FEHM]
( Anlaşılan. İLE Anlamak isteyen, soran. )

- MÜSTEFÎD[< FEYD] ile MÜSTEFÎZ[< FEYZ]
( Yararlanan, istifâde eden. İLE Feyz alan, feyzlenen, istifâze eden. )

- MÜSTEFTÎ[< FETVÂ] ile MÜSTEFTİH[< FETH]
( Müftüden fetvâ isteyen. | Bir müşkülün halini, çözülmesini isteyen. İLE Açan, başlayan, istiftâh eden. )

- MÜSTEHÎL[< HAVL | çoğ. MÜSTEHÎLÂT] ile MÜSTEHİLL[< HELÂL]
( Olanaklı ve kabil olmayan şey. | Anlamsız, saçma şey. İLE Helâllik dileyen, istihlâl eden. | Helâlleşen. )

- MÜSTEKMİL[< KEMÂL] ile MÜSTEKMİN[< KEMN ve KÜMÛN]
( Tam, olgun bir duruma getiren, eksiksiz olarak bitiren, istikmâl eden. İLE Gizlenen, saklanan. )

- MÜSTEMİİN[< SEM | < MÜSTEMİ] ile MÜSTE'MİN[< EMN]
( Dinleyiciler. İLE Aman dileyen, istimân eden. | Zamanında, yabancılara verilen bir unvan. | Sığınan, canını kurtarmak koşuluyla teslim olan. )

- MÜSTE'NİF[< ENF] ile MÜSTENKİF[< NEKF]
( Yeniden başlayan, istinâf eden. | Bidâyet mahkemesinden[davaların ilk görüldüğü mahkeme] verilen kararı kabul etmeyip davasına, bir üst derecede bulunan başka mahkemede bakılmasını isteyen kişi. İLE Kabul etmeyen, geri duran, el çeken, çekimser, istinkâf eden. )

- MÜSTENKİH ile MÜSTENKİR
( Ağız koklayan. | İnceleyen, araştıran. İLE İnkâr eden. )

- MÜSTERHAM[< RAHM ve RUHUM] ile MÜSTERHİM[< RAHM]
( Yalvarılmış, yalvarılan, niyâz olunmuş, istirhâm edilmiş. İLE Yalvaran, niyâz eden, istirhâm eden. | Merhamet dileyen. )

- MÜSTERHÎ[< REHÂ] ile MÜSTERHİM[< RAHM] ile MÜSTERHİN[< REHN]
( Gevşek, sarkık, sölpük, istirhâ eden. İLE Yalvaran, niyâz eden, istirhâm eden. | Merhamet dileyen. İLE Rehin alan, rehin isteyen, istirhân eden. )

- MÜSTERHÎ[< REHÂ] ile MÜSTER'İ ile MÜSTERİH[< RAHAT]
( Gevşek, sarkık, sölpük, istirhâ eden. İLE Birinden, bir şeyin korunmasını ve saklanmasını isteyen, istir'â eden. İLE Kaygısız, gönlü rahat, istirahat eden. )

- MÜSTEŞÂR[< MEŞVERET] ile MÜSTEŞ'AR[< ŞUÛR]
( Kendisine iş danışılan, meşveret edilen, müşaverede bulunulan. | Vekâletlerde, vekilden sonraki âmir. İLE Bildirilen, haberli. )

- MÜSTEŞFİ'[< ŞEFÂAT] ile MÜSTEŞFÎ[< ŞİFÂ]
( Bağışlanmasını isteyen, şefâat dileyen. İLE İyilik isteyen, şifâ dileyen. | Kendisine baktıran. )

- MÜSTEŞHED[< ŞEHÂDET | çoğ. MÜSTEŞHEDÂT] ile MÜSTEŞFÎ[< ŞEHÂDET]
( Tanık olarak gösterilen, şâhit tutulan. İLE Şâhit tutan, istişhâd eden. )

- MÜSTEVFÂ / MÜSTEVFÎ[< VEFÂ] ile MÜSTEVFİR[< VEFR]
( Yeteri kadar, tam, dolgun, mükemmel, kâfî derecede. İLE Borçludan, alacağının tamamını alan. )

- MÜSTE'ZEN[< İZN] ile MÜSTE'ZİN[< İZN]
( Kendisinden izin istenilmiş kişi. İLE İzin isteyen. )

- MÜŞÂKAT["ka" uzun okunur] ile MÜŞÂKAT
( Sıkıntıya dayanma üzerine yarışma. İLE Düşmanlık. Aykırılık. )

- MÜŞ'İR[< ŞUÛR] ile MÜŞÎR[< ŞEVR | çoğ. MÜŞÎRÂN]
( Yazı ile haber veren, bildiren, iş'âr eden. | [fizik] Gösterge. İLE Emir ve işâret eden. | En yüksek aşamadaki asker, Mareşal[Fr. < Cerm.]. )

- MÜTEADDÎ[< UDVÂN] ile MÜTEÂDÎ[< ADÛ]
( Saldıran, zulm eden, taaddî eden. | Geçişli fiil.[düşündürmek, anlatmak vb.] | Türk müziğinin en az altı yüzyıllık bir mürekkep makamı olup, zamanımıza kalmış bir örneği bulunmamaktadır. İLE Düşmanlık eden, teâdî eden. )

- MÜTEÂKID[< ADED] ile MÜTEAKKID[< AKD]
( Antlaşma/akid yapan iki kişiden her biri. İLE Düğümlenen, karışık, çapraşık olan, taakkud eden. )

- MÜTEÂZZİL[< AZL] ile MÜTEAZZİR[< ÖZR]
( İşinden çıkarılmış, azledilmiş, ma'zul olan, taazzül eden. İLE Özürlü/mazeretli, özürü/mazereti bulunan, taazzür eden. )

- MÜTEBÂLÎ ile MÜTEBÂLİH
( Birini sınayan. İLE Ebleh gibi görünen, eblehlik, bönlük tavrı takınan. )

- MÜ'TEFİK ile MÜTTEFİK[< VEFK]
( Tersine dönen, dönmüş. İLE Bağlaşmış, birleşmiş, antlaşmış. | Düşüncede birlikte olan. )

- MÜTEHÂLİF[< HALF] ile MÜTEHÂLİF[< HULF]
( İki düşmandan ikisine de yemin veren. İLE Birbirine uymayan, tehâlüf eden. )

- MÂRİFET ile/ve/||/<> ZARÂFET
( Bilgi ve uygulamanın, uygun/isabetli zaman ve zeminde buluşmasıyla açığa çıkar. İLE/VE/||/<> İçtenlik ve inceliğin buluşmasıyla açığa çıkar. )

- ZEHİR ile/ve/değil/yerine/||/<>/>< İLAÇ
( Kullanım/uygulama/katkı oranındadır. )

- "SÜREKLİ/DAİMA" ile/ve/||/<> AŞIRI/LIK

- KİN:
TUTMAK
ile/değil/yerine/>< TUTMAMAK
( Güçsüz olanlar, kin tutar. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Güçlü olanlar, kin tutmaz. )

- SIYÂS/Î[< SIYSA] ile SİYÂSÎ
( Kaleler. | Köşkler. | Sığınılacak yerler. İLE Siyâset gereği olan. | Diplomatça olan, politik. | Siyâsetle uğraşan. )

- OLAN ile/ve/||/<> ORAN

- YADSIMA ile/ve/||/<> GÖZARDI ETME

- OLAN ile/ve/||/<>/>< OL(MA)MASI GEREKEN

- YAPILAN ile/ve/||/<>/>< YAPIL(MA)MASI GEREKEN

- YAŞANILAN ile/ve/||/<>/>< YAŞANIL(MA)MASI GEREKEN

- SİYÂSET ile/ve/||/<> SİYÂSET(İN) YORUMU

- YASA ile/ve/||/<>/< ANAYASA

- SINIRLAMA ile/ve/<> BÖLÜMLEME

- KORUMA ile/ve/||/<> SÜRDÜRME

- YETERSİZ/LİK ile/ve/<>/> GEÇERSİZ/LİK

- YETKİNLİK ile/ve/<> TAMAMLANMA

- BİR ŞEYİN:
İYİ OLDUĞUNDAN DOLAYI İSTENMESİ
ile/ve/değil/<> İSTENİYOR OLMASINDAN DOLAYI İYİ OLDUĞU

- VARLIĞI İSTEMEK ve/||/<> YOKLUKTAN KAÇMAK

- İRÂDE ile/ve/<> ŞEHVET ile/ve/<> TAMAH
( Varoluş ve sürdürme isteği. İLE/VE/<> Dürtü ve/veya "güdü"ler aracılığıyla isteme. İLE/VE/<> İstemenin aşırılıkları. Açgözlülük, hırs. )

- TEKİL-ÇOĞUL ile/ve TİKEL-TÜMEL
( Dilbilgisi. İLE/VE Mantık. )

- TÜMEL ile/ve/<> TÜMEL
( Varlık. İLE/VE/<> Tür. )
( Bil(ebil)mek, tümeli bil(ebil)mektir. )

- AŞKIN ile AŞKINSAL

- TAB-I MÜSTAKÎM ve/||/<> AKL-I SELÎM

- SÂLİH ve/||/<> ZÂHİD
( ... VE/||/<> Dinin şekil yönüne fazla önem veren, aşırı, çok sofu. | Kendini, sadece dine veren. | Masiva'ya itibar etmeyen. )

- REZİL/LİK ile/ve/||/<> SEFİL/LİK

- EYLEM ile/değil EYLEME(K)

- İLKELER ile/ve/||/<>/>< KOŞULLAR
( İlkeler, koşullara göre oluşmazlar ve belirlenemezler! )

- BAĞ ile/ve/||/<>/> BÜTÜNLÜK

- KUTSAL/LIK ile/ve/||/<> GİZLİ/LİK

- DÜŞÜNME ile/ve/<> DENETLEME

- ÇALMAK ile/değil/yerine/>< ÇALIŞMAK

- NEDENİN YOKLUĞU ve/||/<>/> YOKLUĞUN NEDENİ

- PARÇALANMIŞLIK ile/değil AYRIM

- "...'YA SIĞMAYACAK" ile/değil ... İLE SINIRLANDIRIL(A)MAYACAK

- "BAŞTAN DÜŞÜNMEK" ile/ve/değil/yerine/||/<> ZAMANINDA DÜŞÜNMEK

- "SAHİBİ OLMAK" ile/değil/yerine PARÇASI OLMAK

- HAREKET ile/ve/||/<> UYUMLULAŞTIRILMIŞ HAREKET

- YASAKLAMA ile/ve/||/<>/> YÖNLENDİRME

- "KARŞI ÇIKMAK" ile/değil/yerine ELEŞTİRMEK

- KENDİLİĞİNDENLİK ile/ve/||/<> SUYUN KALDIRMA GÜCÜ

- "HER ŞEYİ" BİLİYOR OLMAK değil ÇOĞUNLUĞUN, PEK FAZLA ŞEY BİLMİYOR OLMASI

- YASAK ile/ve/değil/yerine/||/<> VİCDAN

- "ÇALINMASIN DİYE" değil/yerine SAHİP ÇIKMAK ÜZERE

- BİLGELİK ile/ve/||/<> AYDINLANMA
( Başkalarının bilgisi. İLE/VE/||/<> Kendini tanıma. )

- HUBB ile/değil/yerine/>< HUBB
( Aldatıcı, kurnaz, hilekâr. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Sevgi. )

- UYARI ile/ve/değil/yerine/>< MÜJDE[Fars.]
( ... İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/>< Sevinç haberi, muştu. | Sevinçli, hayırlı bir haber getirene verilen bahşiş. )
( Olumsuz(luk)lara/yanlış(lık)lara/kötü(lük)lere. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/>< Olumlulara/doğru(luk)lara/iyi(lik)lere. )

- MÜ'TEMİN ile MÜTEMMİM/E[< TEMÂM]
( Güvenen, emniyet eden. İLE Tamamlayan, bitiren, itmâm eden. | Tümleç, herhangi bir sözcüğün anlamını tamamlayan. | Bütünler, bütün duruma getiren. )

- MÜTENÂDİM ile SÂKÎ[< SAKY | çoğ. SUKAT]
( Bir ortamda, arkadaşlık eden, nedimlik eden, tenâdüm eden. İLE Su veren/dağıtan. | Kadeh, içki sunan. | Baldıra, ya da baldır kemiğiyle ilgili. | İnsana/insanlara, Allah sevgisi/nuru saçan kişi. )

- MÜTENÂZIR[< NAZAR] ile MÜTENAZZIR
( Birbirinin karşısında bulunan, birbirine bakan, tenâzur eden. | [mat.] Bakışık, simetrik. | [kimya] Bakışık. | [toplumb.] Karşılık. İLE Düşünerek dikkatle bakan, dikkatle bakarak düşünen. )

- MÜTENEBBÎ[< NEBE] ile MÜTENEBBİH[< NÜBH]
( Peygamberlik iddiasında bulunan, peygamberlik taslayan, yalancı peygamber. İLE Uyanan, uyanık, intibâh eden. | Uslanan, aklını başına toplayan. )

- MÜTESELLİ[< SÜLVÂN] ile MÜTESELLİH[çoğ. MÜTESELLİHÎN]
( Avunan, acıyı/kederi unutur gibi olan, teselli bulan. İLE Silahlanan, silah kuşanan. )

- MÜTEŞEKKÎ[< ŞEKVÂ] ile MÜTEŞEKKİK
( Şikâyette bulunan, şikâyetçi, sızlanan. İLE Şekk[%50-50] ve şüphede kalan, şüpheden kurtulamayan. )

- MÜTEŞEKKİL[< ŞEKL] ile MÜTEŞEKKİR[< ŞÜKR]
( Şekillenmiş, şekillenen, teşekkül etmiş. | Meydana gelmiş, kurulmuş, olmuş, oluşmuş, olma. İLE Teşekkür eden, iyilik bilen, iyiliğe karşı nâzik davranışla. )

- MÜTEVÂDD ile MÜTEVÂDİ
( Birbirine sevgi gösteren. İLE Düşmanlığı bırakarak barışan, tevâdu eden. )

- MÜTEVAKKI[< VAK] ile MÜTEVAKKİ[< VİKAYE]
( Bekleyen, uman, medet uman, tevakku eden. İLE Kendini gözeten, sakınan, çekinen, tevakkî eden. )

- MÜTEVÂLÎD[< VÂLİDE] ile MÜTEVÂRİD/E[< VÜRÛD]
( Birbirinden doğup üreyen. İLE Gelen, tevârüd eden. )

- MÜTEVELLÎ[< VELY] ile MÜTEVELLİH ile MÜTEVERRİ[< VERÂ]
( Birinin yerine geçen. | Bir vakfın yönetimi, kendisine verilmiş olan kişi. İLE Hayran olan/olmuş, şaşan/şaşmış, aklı başından giderek sersem ve hayran olan, tevellüh eden. İLE Dinin emrettiği şeylere sımsıkı bağlı kalan. )

- MÜTEZAHHİR[< ZAHR] ile MÜTEZÂHİR[< ZUHÛR]
( Karısına, nikâhı bozacak bir söz söyleyen. | Biri tarafından yardım edilen, taraflısı olan. İLE Görünen, çıkan, tezâhür eden. )

- MÜVECCEH[< VECH] ile MÜVECCİH
( Yüzü bir tarafa döndürülmüş, tevcîh edilmiş. | Herkesin teveccüh ettiği, makbul, uygun/münâsip. İLE [mat.] Doğrultman. )

- MÜVEKKEL[< VEKÂLET] ile MÜVEKKİL/MÜEKKİL[< VEKÂLET]
( Biri tarafından vekil edilen kişi. İLE Birini, kendine vekil olarak seçen kişi. )

- MÜZEKKÎ[< ZEKÂT] ile MÜZEKKİR[< ZİKR]
( Temizleyen, aklayan, tezkiye eden. | Tanıklarını durumunu inceleyerek tanıkların kabul edilebileceğini kanıtlayan. | Cenâze töreninde, tezkiye eden. İLE Andıran, hatıra getiren, zikr ettiren. | Zikr eden, ibâdet eden. )

- MÜZÎL[< ZEVÂL] ile MÜZİLL ile MÜZİLL[< ZELLE]
( Yok eden, gideren, izâle eden. İLE Zelil kılan, izlâl eden. İLE Ayak kaydırıcı. | Yanlış yaptıran, yanlış iş gördüren. )

- "GÖREV"İNİ YAPMAK ile/ve/değil/yerine/||/<> GEREĞİNİ YAPMAK

- NEDEN ile/ve/||/<> AMAÇ

- AMAÇ ve/||/<>/> DEĞER

- KİMLİĞİN:
TARİHSELLİĞİ
ile/değil/yerine EVRENSELLİĞİ

- "ALIŞKIN" ile/değil/yerine ALIŞKANLIĞI OLAN

- YETERLİ/LİK ile/ve/değil/yerine/||/<> KABUL EDİLEBİLİR/LİK

- KANIT(LANABİLİRLİK) ile/ve/||/<> ZORUNLULUK

- SAYGI ile/ve/||/> DÜRÜSTLÜK ile/ve/||/> GÜVEN ile/ve/||/> BAĞLILIK/SADÂKAT
( Gösterilir(se). İLE/VE/||/> Değerlenir. İLE/VE/||/> Kazanılır. İLE/VE/||/> Sağlanır. )
( Earned. vs./AND/||/> Appreciated. vs./AND/||/> Gained. vs./AND/||/> Returned. )
( Yükün dürüstlükse, gücün düşer belki fakat "başın düşmez". )

- BAŞARI ile/ve/||/<>/< ÖTEKİLERİN BAŞARISI
( Başarıya ulaşmanın en hızlı yolu, ötekilerin başarısına (da) yardımcı olmaktır. )
( The fastest way to succeed is to help others succeed. )

- BEKLENTİ(DE OLMAK) değil/yerine/>< KABUL (ETMEK)
( Hiçbir şey için! DEĞİL/YERİNE/>< Her şeyi. )
( Expect(ation) (for) nothing but accept(ion) (for) everything! )

- HAYVANSEÇER değil/yerine/>< HAYVANSEVER
( Kedi, köpek sevip inek, koyun, balık yediğinizde, hayvansever değil, hayvan seçer oluyorsunuz. Ne zaman bir köpeğe duyduğunuz sevgiyi ve dostâne yakınlaşmayı bir ineğe de duyarsınız; işte o zaman kendinizle çelişmemiş olacaksınız. )
( Kendime, evrene, çevrem(iz)e, hayvanlara, tüm canlıların yaşam hakkına saygı göstermek üzere ve sağlığım/ız için de et ve hayvansal ürünleri yememeyi yeğliyorum/z...

Bu duyarlılığı gösteren ve gösterecek herkese teşekkür ediyorum/z... )
( )

- AKIM ile/ve/değil/yerine/||/<> UYANIŞ

- YALAN SÖYLEMEK ile/değil/yerine/>< GERÇEĞİ SÖYLEMEK
( Geleceğinizin önemli/belirleyici bir parçası olur. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Geçmişinizdeki (herhangi) bir parçadır. )
( If you tell the truth, it becomes a part of your past. If you lie, it becomes a part of your future. )

- GELİŞ(TİR)ME ile/ve/değil/yerine/||/<> İYİLEŞ(TİR)ME

- KÖTÜ[< KÖTİ ile/ve/||/<> KETÜ]
( Zorunlu/luk. İLE/VE/||/<> Eksik/lik. )
( KÖTÜLÜK: Kemâl'i engelleyen. )

- KURAMIN:
DOĞRULUĞU
ile/ve/değil/yerine/||/<>/< UYGUNLUĞU

- OLGUNLUK ile/ve/||/<> SÜREKLİLİK

- SÖYLEM ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< EYLEM

- KURUMSAL BİR KARARI(/A):
BENİMSEMEK
ile/ve/değil/yerine/||/<> UYMAK

- ALIŞILMIŞ/LIK ile/değil/yerine/>< AŞILMIŞ/LIK

- VİCDAN ile/ve/<> VAHİY

- KUŞKU ile/ve/değil/yerine/||/<>/>< EMİN OLMA[İMAN]

- AÇIK ile/ve/||/<> AYIK

- EDEB ile/ve/||/<> AHLÂK ile/ve/||/<> MATEMATİK
( İnsanlığın gelişimindeki/tarihindeki üç önemli eşik. )

- AKSATMAK ile/ve/||/<> İHMAL ETMEK

- BÜTÜNLENME ile/ve/||/<> TAMLANMA

- BAŞLANGIÇ ile/ve/||/<> ZEMİN

- ÇATIŞMA ile/ve/<> DİDİŞME

- ANLAM ARAYIŞI ile/ve/||/<> ANLAM VERME

- AKLIN:
DÜZEN VERİCİLİĞİ
ile/ve/||/<> İŞLEM GÖRÜCÜLÜĞÜ

- İKTİBÂS ile İSTİMLÂK[< MİLK]
( Ödünç alma. | Bir sözcüğü, tümceyi ya da bunların anlamlarını, olduğu gibi alma/aktarma. İLE Bir yeri satın alma, mülk alma. | Kamulaştırma. Devletin, genelin yararına olarak bir şeyi sahibinden satın alması. )

- OLUŞUM ile/ve/||/<> DÜZEN

- ÖZDEŞLEŞTİRME ile/ve/||/<> KÖRLÜK

- BİLMEYİ BİLMEK ve/||/<> BİLGİ ÜRETİMİ ve/||/<> GÜVENİLİR BİLGİ ve/||/<> BİLGİNİN UYGULANMASI/KULLANIMI

- AKİT ile ÂKİT
( Sözleşme, bağıt, mukavele. | Nikah. İLE Bir işi, karşılıklı olarak kararlaştırıp üstlerine alan taraflardan her biri, bağıtçı. )

- ANLAYABİLMEK ve/||/<>/ ANLATABİLMEK
( Bir şeyi anlayabilmenin en iyi yolu, onu, en iyi şekilde anlatabilmeye çalışmaktır. )

- AN ile AN ile AN
( Zamanın bölünemeyecek kadar kısa bir bölümü. Kıpı, lahza, dem. İLE İki tarla arasındaki sınır. İLE Canlının, duygu ve davranışlar dışındaki süreç ve etkinliklerinin bütünlüğü.[An bulanıklığı/yorgunluğu.] )

- AVAL ile AVAL
( Bir ticaret senedinde, üçüncü bir kişinin ödemeden sorumlu olanlar yararına, alacaklılara karşı senet bedelini ödeyeceğine ilişkin verdiği güvence. İLE Saflığı, sersemlik derecesine varan kişi. )

- AVUNÇ ile/ve/||/<> AVUNTU
( Acının hafiflemesi ya da unutulması. Teselli. İLE İnsanı avutan şey. )

- AÇIKLIĞA KAVUŞTURMAK ile/ve/değil/||/<>/< AÇIK KILMAK

- EMİR ile/ve/||/<> CEBİR

- !VANDALLIK ile !BARATARYA
( Miladın, başlangıç yıllarında yaşayan ve Roma İmparatorluğu ile yaptığı savaşlarda, acımasızlığı ile ün salan bir Doğu Germen halkı. | Eski kültür ve sanat anıtlarını yakıp yıkan; bunların değerini bilmeyen kimse ya da halk. İLE Kaptanın, tayfaların, gemi sahibine, armatöre ya da sigorta ortaklığına, bilerek verdikleri zarar. )

- HİTÂBEN ile/değil İTHÂFEN

- YANLIŞI SAVUNACAK KADAR BİLGİSİZ/LİK ile/ve/||/<> DOĞRUYU İNKÂR EDECEK KADAR NANKÖR/LÜK

- EKSİK/LİK ile/değil/yerine FARKLI/LIK

- ANLAMAK ve/||/<> ANILARI OLMAK
( Ancak, anıları olanlar, anlarlar. )

- "DÜŞÜNMEK" ile/değil GELİŞTİRMEK

- UZLAŞ(TIR)MA ile/değil ANLAŞ(TIR)MA

- ADÂLET ile/ve/+/<> KUDRET ile/ve/+/<> HİKMET ile/ve/+/<> SEVGİ
( [Simgeleri/Sûretleri] Aslan. İLE/VE/+/<> Boğa. İLE/VE/+/<> Kartal. İLE/VE/+/<> İnsan. )

- HİKMET ve/||/<>/< MERHAMET

- KADEM ve/<> HATEM

- "DAĞILMAK" değil/yerine/>< DALMAK

- DALMADAN ile/değil/yerine DAĞILMADAN

- "ZAYIF" ile/değil NAİF

- VARSIL ile/ve/değil/yerine/||/<> KANAAT SAHİBİ

- KEYFÎ ile/değil ÇOKLU

- GELENEKSEL ile/ve/değil/yerine/||/<> KAVRAMSAL

- BARIŞTIRICI ile/ve/||/<> KURTARICI

- ALDIRMAMAK ile/ve/<> AFFETMEK

- BAĞIŞLANMAK ve/||/<>/< BAĞIŞLAMA
( Pişmanlık duymayanı bağışlamak, "suya, resim yapmak" gibidir. )

- GELENEKÇİLİK ile/değil/yerine/>< GELENEK
( Yaşayanların, ölmüş durumudur. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Ölmüşlerin, yaşayan durumudur. )

- BELÂGAT ile/ve/||/<> BEDÂHET
( İyi konuşma, sözle inandırma yeteneği. | Söz sanatlarını inceleyen bilgi dalı. Retorik. | Konuya tüm yönleriyle kavrayarak, hiçbir yanlış ve eksik anlamaya yer bırakmayan, yorum gerektirmeyen, yapmacıklıktan uzak, düzgün anlatma sanatı. | Bir şeyde, gizli olan derin anlam. İLE/VE/||/<> Besbelli, apaçık olma durumu. | Bir konuda, hazırlıksız konuşabilme yeteneği. )

- ALIKLIK/BELÂHET değil/yerine/>< FARKINDALIK

- BELGİ ile/ve/<> BELGİN
( Bir şeyi, benzerlerinden ayıran özellik. | Duyuş, düşünüş ve inanıştaki ayırıcı özellik. İLE Tam ve kesin olarak belirlenmiş olan. )

- BELİRTKE ile BELİTKE
( Bir özlü sözle birlikte kullanılan im. | Soyut bir şeyin, bir kavramın simgesi olan varolan ya da eşya. AMBLEM | Gösterge. İLE Belitler dizgesi. [BELİT/AKSİYOM: Kendiliğinden, apaçık olan ve böyle olduğundan dolayı öteki önermelerin ön dayanağı olan temel önerme.] )

- BELLEME ile BELLEME
( Öğrenip akılda tutmak. | Sanmak. İLE Bel denilen araçla toprağı işlemek. )

- BÖLÜM ile BENT[Fars.]
( ... İLE Bağ, râbıta. | Yasa maddesi. | Kitaplarda, kendi içinde bütünlük oluşturan bölüm. | Suyu biriktirmek için önüne yapılan set, büğet. | Gazete yazısı. | Yaz. )

- ANLAMAK ve/||/<> UYGULAMAK

- KABA ile/değil/yerine ENGİN

- KÖRLÜK ile/<> YOKLUK

- OKUMAK ile/ve/değil/||/<>/= DUYURMAK/İLETMEK

- AMÂ ile A'MÂ
( Körlük, görmezlik, manevi körlük, bilgisizlik. | Yağmur bulutları. İLE Kör. | Bilgisiz/cahil. )

- MADEN İŞÇİSİ İÇİN:
YERÜSTÜ
değil/ne yazık ki/<>/>< YERALTI
( Açlık var ve kesin. DEĞİL/NE YAZIK Kİ/<>/>< Ölüm var ve olasılık. )

- "ENGEL/SORUN" ile/değil/yerine ARA/DİNLENME NOKTASI/VESİLESİ

- İYİ NİYET ile/ve/değil/||/<>/>/< ADÂLET

- (")HAKLILIK/HAKSIZLIK(") ile/ve/değil/||/<> İSABETLİLİK/İSABETSİZLİK

- İSABETSİZ "HAKLILIK" ile/değil/yerine İSABETLİ "HAKLILIK"

- (")GÖNÜLLÜLÜK(") ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< SORUMLULUK ALMAK

- DUYGUSAL/LIK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< DUYARLI/LIK

- GİZLİ/LİK ile/ve/değil/<> GÖRÜLMESİ/DUYULMASI/BİLİNMESİ İSTENİLMEYEN

- KURGU ile/ve/||/<> ANLATIM

- HESAPLAMA ile/ve/<> AÇIKLAMA

- İTİRAZ ETMEK ile/ve/||/<> KARŞI ÇIKMAK

- "MUTLAKA" ile/ve/değil/yerine/||/<> "KUŞKUSUZ"

- CANHIRAŞ[< Fars.] ile CANSİPERANE[< Fars.]
( Yürek paralayan, kulak tırmalayan, acı, tüyler ürpertici (durum/ses). İLE Canını verircesine, özveriyle. )

- ÖDEME ile CEREME/CERİME
( ... İLE Başkası tarafından yapılan ya da kaza sonucu ortaya çıkan zararı ödeme. )

- SUÇ ile CÜNHA
( ... İLE Cürüm derecesindeki suçlara, yani kabahatten ağır ve cinayetten hafif olan suçlara verilen ad. )

- MUTLULUK:
GERÇEKLİK
ile/ve/değil/yerine/-/||/<> BEKLENTİSİZLİK

- ZORLANMA ve/||/<>/> DEĞİŞİM
( If it doesn't challenge you, it won't change you. )

- HATA ile/ve/değil/yerine/||/<> YETERSİZLİK

- GÖZLEMLEMEK ile/ve/||/<> "TARTMAK"

- YAPIŞIK ile/değil/yerine BAĞLI

- GELİŞİGÜZEL "ÇOK ANLAMLILIK" ile/değil/yerine ÇOK ANLAMLILIK

- "ÖDÜN VERMEK" ile/değil/yerine ÖNCELİK YÖNETİMİ

- "KUTSALLAŞTIRMA" ile/ve/<> VAAZ (ETME)

- İSTİŞÂRÎ ile/ve/||/<> İSTİDLÂLÎ

- ÇAKMAK ile ÇAKMAK ile ÇAKMAK
( Taşa vurulup kıvılcım çıkarılan çelik parçası. | Çelik, taş ve tutuşacak maddeden yapılmış tutuşturma aygıtı. İLE Kuruyunca, kalın kabuk bağlayan, kabarcıklarla beliren ve genellikle yüzde çıkan bir deri hastalığı. İLE Vurarak sokup yerleştirmek. | Çivi ile tutturmak. | [argo] Kabul edilmeyecek bir şeyi, kurnazlıkla kabul ettirmek. | Vurmak. | Bir şeyi, başka bir şeye sürtmek, vurmak ya da çarpmak. | Sezinlemek. | İçki içmek. | Parıldamak, ışık vermek. )

- YORUM ile/ve/<>/= ÇEVRİ/TE'VİL[< Ar.]
( ... İLE Bir söz ya da davranışı, görünür anlamından başka bir anlamda kabul etme. | Burgaç. )

- DEVİR/DEVRE değil/yerine/= ÇEVRİM
( ... DEĞİL/YERİNE/= Sürekli ve düzenli değişme, devir. | Bir elektrik akımının, iletken üzerinde aldığı yol, devre. )

- "YASALARA UYMAK" ile/ve/değil/yerine/||/<> ADÂLET

- HUKUKSUZLUK ve/> ACIMASIZLIK

- HUKUKSUZLUK ve/> KAYITSIZLIK

- HAK ile/ve/||/<> NASİP

- [ne yazık ki] DİKTATÖR ile DESPOT
( "Yasaya" "bağlı" görünümünde, kişisel/keyfî davranır. İLE Hiçbir koşul ya da yasaya bağlı olmadığı/olamayacağı, sınırlandırılamayacağı zannı ve/veya iddiasıyla davranır. )
( İSTİBDAT: Uyruklarına hiçbir hak ve özgürlük tanımayan sınırsız monarşi, despotluk. )

- MUHALEFET ile/değil/yerine İTİZAL

- "ELDE ETMEK" ile/değil/yerine GERÇEKLEŞTİRMEK

- SIR ile/ve/<> "KOKU"

- (")AŞIRI(") ile/değil/yerine/<> ÖTE

- DEĞER ve/=/||/<> EMEK

- DEVRİM ile/ve/değil/yerine/<> DEĞİŞİKLİK

- ORTAÇAĞ:
ERKEN
ile/ve/<>/> YÜKSEK/KLASİK ile/ve/<>/> GEÇ
( ORTAÇAĞ: Batı Roma İmparatorluğu'nun çöküşünden [476] başlayarak, 1453 ya da 1492'ye kadar süren çağ. )
( 476 - 1000 arası. ile/ve/<>/> 1000 - 1300 arası. ile/ve/<>/> 1300 - 1453/1492 arası. )
( )

- SAVAŞMA değil/yerine/<>/> TANIŞMA

- BAHŞ ile CEZA

- SÜREKLİLİK ile/ve/<> YAYGINLIK

- (")YAKIN(") ile/ve/değil/<>/> UZAK DURULAN/TUTULAN "YAKIN"

- CESARET ile/ve/||/<>/>/< TESLİMİYET

- KANDIRMA ile/değil OYALAMA

- PLANLANMIŞ/LIK ile SINIRLANDIRILMIŞ/LIK

- SEVGİ ve/||/<> SIĞINMA

- TARİH:
"GEÇMİŞ"
değil YARIN
( Tarih, geçmiş değil yarındır! )

- "YENİLGİ":
"KAYBETTİĞİNDE"
değil VAZGEÇTİĞİNDE

- SAKİNLEŞME:
AKILDA
ve/||/<> GÖNÜLDE
( Bilgi ile. VE/||/<> Sevgi ile. )
( Elinde getiren, karnında götürür; aklında getiren, gönlünde götürür. )

- İDRAK ve/||/<> İHYÂ

- İNSAF ile/ve/<>/> İMAN

- "ZEMİN" ile/ve/<> BAĞLAM

- ...'NIN:
"SUÇLUSU"
ile/ve/değil/yerine/<>/< SORUMLUSU

- DAMA ile/değil/yerine SATRANÇ
( 2000 sonrası. İLE/DEĞİL/YERİNE 2000 öncesi. )

- KEYFÎLİK ile/ve/değil/yerine/<> OLUMSALLIK

- AKIL:
USTA
ve/<> MÜRŞİD
( Öncelikle, kendi [donanımlı/yetkin] aklın ve kendine! )

- BEREKET ve/<>/< PAYLAŞIM

- "DÜZELTME" ile/değil/yerine ZENGİNLEŞTİRME

- YANSIMA ve/||/<> ANIMSAMA

- ZORUNLULUK ile/ve/<> YASALILIK

- TOPLAM ile/ve/değil AŞILMIŞ BİRLİK

- KORKUSUZ/LUK ile/değil/yerine CESARET
( Cesaret, korkusuz olmak demek değildir. Cesaret, korkuyla dolu olmana karşın, kontrolü, korkunun eline vermemektir. )

- FAZLA FEDÂKÂRLIK > FAZLA VEFÂSIZLIK
( Fedâkârlığın fazlası, vefâsızlığa neden olur. )

- KÜFÜR ve/||/<> ŞİDDET
( [ne yazık ki] Aklında, düşünce olmayanın dilinde. VE/||/<> Kalbinde, muhabbet olmayanın (b)elinde. )

- TEMBEL ile/değil/yerine/>< DERTLİ
( Uyanık iken uyuyan. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Uykudayken uyanan. )

- GEÇİŞLER/KAPILAR:
DAR
değil/yerine GENİŞ
( Engeliler için Berlin Örneği... )

- ÖZEN GÖSTERMEYE:
ÇALIŞIRIM
ile/ve/<> ÇALIŞAYIM

- [ne yazık ki] DOĞRU OLDUĞUNU BİLDİĞİN HALDE, YAPMAMAK ile/ve/<> YANLIŞ/HATALI/EKSİK OLANI, BİLMENE KARŞIN, YAPMAK

- YETKİ ile/ve/değil/yerine/<> YETKİNLİK

- MUTLULUK:
FİYATI OLANLARLA
değil/yerine DEĞERİ OLANLARLA

- DOĞRULUK ve/||/<> İYİLİK ve/||/<> YÖN(ELİM)/İSTİKÂMET
( Hak ve hakikatte. VE/||/<> Eylemde. VE/||/<> Davranışta. )

- TAHFİF değil/yerine/>< TÂZİM

- "KÂR" değil/yerine AR

- SAHİP OLMAK ile/ve/değil/yerine/||/<> SAHİP ÇIKMAK

- TESÂDÜF ile/ve/değil DIŞLAŞMA

- HERŞEYİ KAPSAYICI/LIK ile/ve/değil/<> HİÇBİR ŞEYE İNDİRGENEMEZ/LİK

- BÜTÜN/LÜK ve/||/<> GÜVENİLİR/LİK

- VAROLUŞ ile/ve/<> DEĞİŞTİRİLEMEZLİK

- VAROLUŞ ve/<> DUYARLILIK

- HİÇ VAROLMAMAK değil/yerine "TELEF OLMAK"

- VAROLUŞ'TA:
KUŞKULANILAMAZLIK
ile/ve KANITLANAMAZLIK

- YANSITICI/LIK ile/ve/<> İLETKEN/LİK

- DUYUSAL ile/ve/<> USSAL
( Geçici. İLE/VE/<> Kalıcı. )

- ÇELİŞKİLİ ile/ve/<> ÇEKİCİ/CÂZİBELİ

- "KABUL" ile/değil/yerine TEMELLENDİRME

- DERİNLİK ile/ve/<> YAYILIM

- YÜCE/LİK ile/ve/<> MUTLAK/LIK
( Belirlenim. İLE/VE/<> Belirlenimsizlik. )

- USSAL/LIK ile/ve/<> EVRENSEL/LİK

- ...:
"OLMALI!"
ile/değil OLABİLDİĞİ KADAR(IYLA) OLMALI(/OLABİLİR ANCAK)

- ZAHMET ve/||/<> HİKMET ve/||/<> İBRET

- NİYET ve/||/<> NAZAR ve/||/<> MÂNÂ-İ HARF ve/||/<> MÂNÂ-İ İSİM

- ÇARPIŞMAK ile/ve/değil/yerine/>< TARTIŞMAK

- ENGELLEYİCİ ile/ve/değil/yerine/<> ÖNLEYİCİ

- AZ BİLME ve/||/ne yazık ki/<>/> ÇOK SAVUNMA

- ELDE EDİL(E)MEZ < ELİNDEKİLERE ŞÜKRETMEDİKÇE

- [ne yazık ki] GÜÇLÜNÜN "SAZINI ÇALMAK" ve/||/=/<> NAMUSSUZLUK
( Gerekçesi ne olursa olsun, güçsüze karşı güçlünün sazını çalmak, namussuz sayılmak için yeterlidir. )
( Namuslular da namussuzlar kadar cesur olmalı! )

- SLOGAN[İng.]/KLİŞE değil/yerine/>< DÜŞÜNME
( Kısa ve çarpıcı, propaganda sözü. DEĞİL/YERİNE/>< Düşünülmüş söz. )

- UYGARLAŞMADA:
KILIÇ
fakat/değil/yerine/<>/> KALEM ve KİTAP
( Başlattı. FAKAT/DEĞİL/YERİNE/<>/> Yaşattı VE Sürdürdü. )

- KİTAP:
BELLEK
ve/||/<> İDDİA
( Korutur. VE/||/<> Sağlatır. )

- TARÎK el-TAKVÎM ile/ve/<> TARÎK el-LUZÛM ile/ve/<> TARÎK el-KIYÂM ile/ve/<> TARÎK el-NİSBE
( Osmanlı dönemi Türk filozofu Taşköprülüzâde'ye (ö. 1561) göre ayıklama/soyutlama eylemi açısından bir önermede, konu ile yüklem ilişkisinin türleri:

"X, Y'dir." denildiğinde, bir yüklem olarak Y,

1. Ya bizâtihi yüklendiği X'ten
2. Ya da X'in dışındaki başka bir nesneden ayıklanır/soyutlanır.

Birinci durumda Y
i. ya X'in kurucu unsurlarından;
ii. ya da X ile Y arasındaki zâtî gereklilikten/zorunluluktan ayıklanır/soyutlanır.

İkinci durumda ise Y
i. ya dış-dünyada, X ile var olan
ii. ya da dış-dünyada, X'e nispet edilen bir durumdan ayıklanır/soyutlanır.

1. i.'ye "Kurucu unsurlarına ayırma yöntemi"[Tarîk el-takvîm];
1. ii.'ye "Gereklilik(zorunluluk) yöntemi"[Tarîk el-luzûm]

2. i.'ye "Kâim olma yöntemi"[Tarîk el-kıyâm]
2. ii.'ye ise "Nispet yöntemi"[Tarîk el-nisbe] adı verilir. )

- VEGANLIK ve/||/<> CAYNACILIK(JAİNİZM)
( Hiçbir hayvanın etini ve/veya ürünlerini yememenin yanısıra, hayvanları, mal/kaynak ya da köle olarak kullanmamayı esas alarak yaşam sürdürme tutumu. VE/||/<> Doğaya, düzene(sisteme) yük ya da olumsuz etki yaratmayacak şekilde, temel gereksinim/zorunlulukların ötesine geçmeyecek şekilde, doğayla uyumlu ve bütünlüklü bir yaşam sürdürme tutumu. )

- "MODERN" (OLMAK) değil/yerine UYGAR OLMAK

- DÜŞÜNÜR ile/ve/ne yazık ki/> DÜŞÜNÜLENLERİ "DÜŞÜNÜR"
( Her uzun dönemde, ancak birkaç kişi. İLE/VE/NE YAZIK Kİ/> Geri kalanlar. )

- (SORUN:
) "İNANMAK/İNANMAMAK"
değil KAYITSIZLIK

- YAZAR ile/ve/değil/yerine/||/<> BİLGE
( Bir şeylerin üzerine yazar. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<> İnsana yazar. )

- ŞARLATAN ile/değil/yerine/>< BİLGİN
( Aldatır. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Aydınlatır. )

- HARAM ile/değil/yerine/>< HUZUR
( Haramda huzur ararsan, huzur sana haram olur. )

- KİŞİLERİ:
"YENMEK"
ile/değil/yerine/>< KAZANMAK

- ÖNYARGILARINI DÜZENLEMEK ile/değil/yerine/>< DÜŞÜNMEK

- UYGARLIK ve/||/<>/< ADÂLET
( Ayakta durabilmek için. VE/||/<>/< Sürdürülebilirlik için. )

- ALDANMA değil/yerine/>< AYDINLANMA
( Soytarılara kanarak. DEĞİL/YERİNE/>< Aydınları dinleyerek. )

- ŞEFKAT VE NEZÂKET:
GÜÇSÜZLÜK VE ÜMİTSİZLİK
değil KUVVET VE METÂNET

- EN BÜYÜK KÖTÜLÜK:

( Küçük bir kötülüğe uğramaktan korkarak, büyük bir iyiliği terk etmek. )

- NEŞ'ET ve/||/<>/> TEKVÎN ve/||/<>/> TAHDÎD ve/||/<>/> İNTİŞÂR ve/||/<>/> İSTİKRÂR

- BESLEMEK ile/ve/<> DESTEKLEMEK

- İNŞÂ ile/ve/<> İHYÂ

- VATANDAŞ ile SEÇMEN

- TOPLUMDA YAŞAYAN ile/ve/<> TOPLUMLA YAŞAYAN

- GÜÇ:
SIÇRAYIŞ
ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SARSILMAZ DURUŞ

- SÖZÜN:
ÇEŞİTLERİ
ile/ve/<> DERECELERİ/DEREKELERİ
( ŞİİR
   ^
KELÂM-I KİBAR [Vecize, Atasözü]
   ^
--- SÖZ ---
   v
LÂF / KÜNGE / JÂJ[Fars.] [Evin içinden çıkan çer-çöp.]
   v
KÜFÜR [Ar. < KFR: Örtme, gizleme.]
   v
HİCV
   v
HERZ[Ar.: Anlamsız, boş, saçma. | Hakaret. ], YÂVE, TÜRREHÂT / HERZE/BESBÂS[Fars.] )

- EŞİT/LİK ile/ve/<> UYUMLU/LUK

- İSTİSÂRE ile İSTİŞÂRE[< ŞÛRÂ (çoğ. İSTİŞÂRÂT)]
( Tozutma, toz savurma. | Fitnecilik, fesatçılık etme. İLE Fikir sorma, danışma. )

- İSTİKŞÂF[< KEŞF | çoğ. İSTİKŞÂFÂT][İSTİŞKÂF değil!] ile/ve/<>/> İSTİŞÂRE
( Keşfetmeye çalışma, ne olup bittiğini öğrenmek için araştırmada bulunma. | [coğr.] Açınsama. İLE Fikir sorma, danışma. )

- GAFLET ile/ve/<> CEHÂLET

- AYNI DİLİ KONUŞMAK ve/||/<> AYNI DURUMU/HÂLİ PAYLAŞMAK

- ÖĞÜT ile/ve/değil/yerine/||/<> (İYİ/YETERLİ/NİTELİKLİ) ÖRNEK
( Yolu, uzundur. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<> Yolu, kısa ve etkilidir. )

- "ZORLUK" ile/ve/değil/yerine/||/<>/< ZORLANMA
( Dışarıda/ki/ler/de. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< İçeride/ki/ler/de/n. )

- DÜŞÜNCEDEN DAHA ZARARLI OLAN:
"USTA SALDIRICI"
ile/ve/değil/||/<> ACEMİ SAVUNUCU

- [ne yazık ki] HERHANGİ BİR YERDEKİ ADÂLETSİZLİK ile/değil/yerine/> HER YERDEKİ ADÂLET
( Tehdit. İLE/DEĞİL/YERİNE/> Düzen. )
( Herhangi bir yerdeki adâletsizlik, adâleti tehdit eder her yerde. )
( Injustice anywhere is a threat to justice everywhere. )

- TEHDİT ile/değil/yerine/> DÜZEN
( Herhangi bir yerdeki adâletsizlik. İLE/DEĞİL/YERİNE/> Her yer, zaman ve koşulda adâlet. )

- EN ACINILACAK "KİŞİ/LER":
( Başkalarının acılarına kayıtsız kalanlar. )

- KEŞKE/LER(İMİZ) (İLE) değil/yerine/>< İYİLİK/LER(İMİZ) (İLE)
( Tükenirsin ve tüketirsin. DEĞİL/YERİNE/>< Güçlenirsin ve güçlendirirsin. )

- YAŞADIĞIN GİBİ "DÜŞÜNMEK" ile/değil/yerine/>< DÜŞÜNDÜĞÜN GİBİ YAŞAMAK
( )

- ÇIKARDAŞ ile/değil/yerine/>< ANLAMDAŞ

- "KAZANMAK" ile/ve/değil/yerine/||/<> KATILMAK

- CEDEL ile/değil/yerine/<> BURHAN
( Bir bilginin, yanlışları göstermesi. İLE/DEĞİL/YERİNE/<> Savını temellendirmek. )

- KIRGINLIK ve/||/<> MESAFE
( Kırıldığında, o kişiyle aranda mesafe oluşturmak ve birbirine zaman tanımak gerekir. Anlıyorsa/n yanına gelecektir/gideceksindir. Gelmiyorsa/gitmiyorsan, o kişiyle doğru mesafeyi buldun demektir. )

- EN ANLAMLI YEMİN ile EN BÜYÜK İNTİKAM ile EN ADİ SÖZ ile EN GÜZEL YANIT
( Söz vermek. İLE Affetmek. İLE "Seni hiç sevmemiştim." İLE Gülüp geçmek. )

- MİDENİN BOŞ KALMASI/BIRAKILMASI ile/ve/<> ZİHNİN BOŞ KALMASI/BIRAKILMASI
( [olumlu/olumsuz şekilde] Gözlere yansır. İLE/VE/<> Sözlere yansır. )

- "SİNDİREMEMEK/HAZMEDEMEMEK" ile/ve/<> TESLİM OLAMAMAK

- MUTLULUK:
İSTASYON
ile/değil/yerine/>< YOLCULUK

- KORKMAK değil/yerine/>< YÜRÜMEK
( Yürümeyi gerektiren nedenler, korkmaya neden olanlardan daha fazladır. )

- ENGEL değil/yerine/>< DEVRİM
( Boş konuşan kişiler arasında, dilsizlik(susmak), engel değil devrimdir. )

- DÜZENLİ/LİK ile/ve/<> BÜTÜNLÜK/LÜ/LÜK

- YADSIMA ile/ve/<> ÖNEMSEMEME

- BEYİN ile/ve/||/<> AKIL
( Donanım/ekran. İLE/VE/||/<> Yazılım[işletim sistemi, program]. )

- DOKUNMAK ile/ve/||/=/<> ANMAK

- OLUŞUM ile/ve/||/<> BAŞLANGIÇ

- "HAKSIZLIK" ile/değil BİLİNÇ FARKLILIKLARI

- DOYUM:
"İNANARAK"
ile/değil ANLAYARAK

- (")ÖLMEK("):
GÖVDEDE
ile/ve/değil/yerine/<>/< KENDİNDE

- YETKİ ve/||/<> ÖZGÜRLÜK ve/||/<> SORUMLULUK

- EĞİTİM ile/ve/||/<> GÖRGÜ

- AYRINTI ile/ve/||/<> GELECEK

- ÇOĞALTMAK ile/ve/<>/> YAYMAK

- SÜRÜDEN:
AYRILAN
ile/değil/yerine/>< AYRI OLAN
( Kurt kapar. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Kurtulur. )

- KUDRET yoksa ÖZGÜRLÜK
( Elimizde kudret olmadığı sürece, özgürlük isteriz.
Kudreti ele geçirince üstün olmak isteriz.
Ama başaramazsak, adâlet isteriz. )

- KUDRET ile/ve/||/<>/> "ÜSTÜNLÜK"
( Elimizde kudret olmadığı sürece, özgürlük isteriz.
Kudreti ele geçirince üstün olmak isteriz.
Ama başaramazsak, adâlet isteriz. )

- DEK ile DEK ile DEK
( "...ya kadar" gibi, bir eylemin sona erdiği noktayı ya da zamanı anlatır. İLE Düzen, hile. | Dilenci. | Tokuşma, çatışma. | Sağlam. İLE Tek. )

- "MAZUR GÖRÜN" ile/değil/yerine "KUSURA BAKMAYIN"

- İNSANLAŞMA ve/||/<>/>/< "DERTLİLİK"

- !HIRSIZLIK ile !YAĞMA

- TEHLİKELİ:
AÇLIK ve TEHDİTTE
ile/ve/<>/>< TOKLUK ve GÜÇLÜLÜKTE
( (")Hayvanlar("). İLE/VE/<>/>< [bazı/"bilinçsiz"] "Kişiler/insanlar". )

- KÜÇÜK HESAP ile/değil/yerine/>< AYRINTI
( "Küçük/güdük zihin"liler "uğraşır". İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Profesyoneller uğraşır. )
( Gözü, tanede olan kuşun, ayağı, tuzaktan kurtulmaz. )
( FERİ[Ar.]: Ayrıntılarla ilgili, ayrıntı niteliğinde olan. | İkinci derecede/n olan. )

- "DOĞRUYU SÖYLEMEK, HER ZAMAN DOĞRU DEĞİLDİR" değil HER DOĞRUYU, HER ZAMAN VE HER YERDE SÖYLEMEMEK GEREK
( "Doğruyu söylemek, her zaman doğru değildir" diyenler, kendileri için "en yararlı olabilecek" yanlışı söylemek için en uygun zamanı bekleyenlerdir... )

- "BAZI ŞEYLER KOLAYLAŞIYOR" ile/ve/değil/||/<>/< GÜÇLENİYORUZ

- OLURUNA BIRAKMAK ile/ve/<> AKIŞINA BIRAKMAK

- ZORUNLU SÜREÇ ile/ve/değil ZORUNLULUK İÇEREN SÜREÇ

- ANLAM ARAYIŞI ile/ve/<> ANLAM ÇOKLUĞUNA YÖNELME

- ANLAM TEKLİĞİ ile/ve/||/<> GÖRÜNÜŞ ÇOKLUĞU

- GERÇEKLİK ve/||/<> EYLEM

- EMEK ve/||/<> SEVİNÇ

- ÜRETMEK ve/||/<> ÜLEŞMEK
( Namaz. VE/||/<> Zekât. )

- EKSİKLİKLERİN:
KABULÜ
değil/yerine/>< GİDERİLMESİ

- SÜREÇ ile/ve/<> AŞAMALI BİRLİK

- BABA ve/||/<> OĞUL ve/||/<> KUTSAL RUH
( Yasama. VE/||/<> Yürütme. VE/||/<> Yargı. )

- TELA'SÜM ile TELÂZUM
( Yanıt verilecek yerde veremeyip kekeleme. | Saçmasapan yanıt verme, kemküm etme. | Dil dolaşma. İLE Birbirini gerektirme ilişkisi. )

- SÖZDEN ÖNCEKİ 3 EŞİK:
İYİLİK
ve/||/<> İNCELİK ve/||/<> GEREKLİLİK

- "KÖTÜMSER/LİK" >< "İYİMSER/LİK" ile/değil/yerine/>< GERÇEKÇİ/LİK
( [sadece] Tüneli "görür". >< Tünelin sonundaki ışığı "görür". İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Tünelle birlikte, ışığı ve gelebilecek treni görür. )

- "BÜYÜK BURUN/LULUK" ve/||/<>/> BURNUNUN DİBİNDEKİ FIRSATLARI/GERÇEKLERİ GÖREMEME

- İNSANIN:
İÇİNİN(ZİHNİNİN) "BOŞLUĞU"
ve/||/<>/>/< DIŞIN/DIŞARIDAKİLERİN "ÖNEMİ"

- BOŞ ile/değil/yerine/>< HOŞ

- YARGI ile/ve/||/<>/> YÜRÜTÜM(İNFAZ)
( Süreç. İLE/VE/||/<>/> Sonuç. )

- "YORUM"(KEYFİYET / LÂF | KÜFÜR | HERZE) ile/değil/yerine/>< DÜŞÜNCE

- ŞİKÂYET değil/yerine/>< HİKÂYET
( Yaşanılmış bir sorun üzerine konuşulduğunda, o konuya değinmenin gereği, sorunun kendini değil daha sonraki durum ve/veya süreçlerde, kişinin, davranış-tutumlarını ve dilini düzeltmesine, gelişerek değişmesine katkıda bulunulacak şekilde düşünülmeye/konuşulmaya çalışılmasıdır. Biri, bir sorundan konu açıyorsa, bunu, o sorundan "şikâyet ediyor" olarak değil daha sonrası için bir çözüm arıyor ve/veya sunuyor olarak düşünmek/konuşmak ve algılamaya çabalamak gerekir. Bir serzeniş ya da isyan olarak algılanmamalıdır.

Bu tür durumlarda, ötekine bilgi vererek, değinilecek konu/sorun için, "Benimki/bizimki*, bir şikâyât değil hikâyât![olan-bitenin öyküsü/hikâyesi]" şeklinde, öncelikle, kişinin kendinde ve daha sonra çevresinde, adâleti ve dengeyi sağlamasına destek vermek üzere, çevresiyle olan iletişimini ve ilişkisini sürekli kılmak üzere, bir bilgi verilir ve/veya açıklama/anımsatma/uyarı yapılır.

[ * "Bizimki" sözü/sözcüğü, "bu konuda/alanda, bu ayrıntılarda, ben ve benim gibi düşünenler" olarak/anlamında ve bencilliğe/tekbenciliğe düşülmemesi için kullanılır. ] )

- ULAŞMAK ve/||/=/<>/< ÜLEŞMEK

- ZAN değil/yerine/>< ZEN

- "DONUKLUK" ile/değil BULANIKLIK

- "BASTIRMAK" ile/ve/değil/||/<>/>/< "TUTMAK"

- "EŞİTLEME" ile EŞDEĞERLİLİK

- "EŞİTLEME" ile İNDİRGEME

- YÜKÜMLÜLÜK ve/||/<> ÖZ

- BÜTÜNSEL ile BÜTÜNLÜKLÜ

- İKAL ile/ve/||/<> AKIL
( İçten. İLE/VE/||/<> Dıştan. )

- USSAL ile/ve/||/<> KAVRAMSAL

- İNSAN ve/||/<> GÜVEN
( İNSAN: Kendine, insan emânet edilebilen. )

- ÖĞRENMEK ile/değil/yerine/||/<>/< KAVRAMAK

- BİLİNÇLİ ile/değil/yerine BİLİNÇLENMİŞ

- "DELİSİ OLMAK" ile/ve/ne yazık ki/||/<>/> NANKÖRÜ OLMAK
( Ulaşamadıklarının. İLE/VE/NE YAZIK Kİ/||/<>/> Ulaştıklarının. )

- KÜÇÜMSEMEK ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< ÖTEKİLEŞTİRMEK

- [ne yazık ki] AŞIRI DOYUM ve/||/<>/> KÜSTAHLIK

- HAK:
KESİNLİK
ve/||/<> DOĞRULUK ve/||/<> GENELLİK

- İTİRAZ ile/ve/<> İTİZAL

- ÜMİT ve/||/<>/>/< ONUR

- EŞİTLİK ADÂLETİ ve/||/<> ONUR ADÂLETİ

- KÜÇÜMSEMEK ve/||/=/<> ABARTMAK/"BÜYÜLTMEK"

- NEDEN:
400
değil 4YÜZSÜZ(/LÜK)

- ADÂLET ve/<>/< KAYGISIZLIK

- KAPSAYICI/LIK ile/ve/||/<> KUCAKLAYICI/LIK

- KALABALIKLAŞTIKÇA:
"AKILLANAN/LAR"
ile/ne yazık ki APTALLAŞAN/LAR
( Hayvanlar. İLE/NE YAZIK Kİ İnsanlar. )

- "İYİ OLMAK" ile/ve/değil/=/||/<>/< ÂDİL OLMAK

- KOŞUL ile/ve/değil/yerine/||/<>/> ÖNCELİK

- YALAN ile/değil/yerine MASAL
( Portakalı soydum
Başucuma koydum
Ben bir yalan uydurdum. İLE/DEĞİL/YERİNE Ben bir masal uydurdum. )

- EMİR ile/ve/değil/<> DEVİR

- "HESAP SORMAK" ile/değil/yerine UYARMAK

- ALIK ile KORKAK ile ALÇAK
( "Hiçbir şeyin değişmeyeceğini" "düşünüyorsak..." İLE "Düşünmek istemiyorsak..." İLE "Hiçbir şeyin değişmemesinin, kendi çıkarımıza olacağını düşünüyorsak..." )

- ALDATMA:
1 KERE
ve/||/<> 2 KERE
( Aydınların aydınlat("a")madığı bir toplumu, şarlatanlar aldatır. )
( Yazıklar olsun ona. VE/||/<> Yazıklar olsun bana. )

- "DOĞRU BİLDİĞİNİ" "YAPMAK" ile/değil "CANININ İSTEDİĞİNİ" "YAPMAK" [değil/yerine/daha iyisi YAPMAMAK]

- EŞİT/LİK ile/ve/değil/<>/< EŞDEĞERLİ/LİK

- GÖRDÜĞÜNÜ "SEVMEK" ile/değil/yerine/>< SEVDİĞİNİ GÖRMEK

- İŞE YARAYAN ile/ve/değil/||/<>/< İŞ GÖREN

- TERK ile DERK
( Bırakma, ayrılma. | Vazgeçme. | Bırakma, ihmal etme. İLE Anlama, kavrama. )

- [ne yazık ki] DESPOT ile/ve/<> DİKTATÖR ile/ve/<> TİRAN
( Bir ülkeyi, zora ve baskıya dayanarak "yöneten" kişi. | Ortadoks Rumlar'ın, din başklanlarına verilen ad. | Her dediğini ve dilediğini yaptırmak isteyen kişi. İLE/VE/<> Tüm siyasal yetkileri kendinde toplamış kişi. | Zorba. İLE/VE/<> Eski Yunan'da, siyasal erki, tek başına elinde tutan kişi. | Siyasal erki, zorla ele geçiren, onu kötüye kullanan kişi. | Acımasız, gaddar. )

- DEVİR ile DEVİR
( Çağ. İLE Dönme, dönüş. | Dolaşma. | Aktarılma. | Bir malın iyeliğini ya da bir mal üzerindeki hakkı, bir başkasına geçirme. | Bir görevin, bir kişiden, bir başkasına geçmesi. | Sürekli ve düzenli değişme, çevrim. | Bir devinim, birbirinin aynı olan ve eşit zamanlarda yapılan başka devinimlerden oluştuğunda, devinimlerin her biri ya da bunların yapılması için geçen her zaman aralığı, periyot. )

- BİRİNE, BİR ŞEY(LER)İ:
LÜTÛF ETMEK
değil/yerine/>< (O) KİŞİNİN DEĞERİNİ BİLEREK, BİR ŞEY(LER)İ PAYLAŞMAK

- ENERJİ BAĞIMSIZLIĞI:
YERDE/N
ile/ve/değil/yerine GÖKTE/N
( )

- ARAÇ AKILSALLIĞI ile/ve/<> DEĞER AKILSALLIĞI

- ÇIKAR(MENFAAT) ÇATIŞMASI ile/değil/yerine ÇIKAR İLİŞKİSİ

- YAPTIRIM ile/ve/değil/yerine/<> DEĞER

- ÖZDEŞLİK ile/değil İÇİÇELİK

- "HABERİM OLMADI" ile/değil/yerine HABERİM BİLE OLMADI
( Kendini merkeze koyarak. İLE/DEĞİL/YERİNE Kavramı, olguyu, süreci, ortak alanı/durumları göz önünde bulundurarak. )

- KENDİLİK ile/ve/değil/yerine/||/<> TARİHSELLİK

- TARİHSELLİK ile/ve/<> KATMANLILIK

- ÂFÂKÎ ile/ve/<> İZÂFÎ ile/ve/<> KEYFÎ

- "İNDİRGEMECİLİK" >< ÇEŞİTLİLİK

- ÇATIŞMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/>< ÇALIŞMAK

- TRAGEDYA'DA:
ASKİLOS
ile/ve/<> SOFOKLES ile/ve/<> EURUPIDES

- İFNÂ / İCBÂR değil/yerine İKNÂ

- KÜÇÜMSEMEK ile ÖNEMSEMEK
( "Sahip olduklarını/olduklarında." İLE "Sahip olamadıklarını/olamadıklarında." )

- KASIT ile/ve/<> AYRIM

- "SAÇMALIK" ile/ve/değil/yerine/<> ÇELİŞKİ

- BİLGİ EDİNME HAKKI ile/ve/||/<> DİLEKÇE HAKKI

- GEÇ TANIMA/ANLAMA! değil/yerine GENÇKEN TANI/ANLA!

- BİRİCİKLİK ile/ve/<> FARKLILIK

- ÖNYARGI ile/değil ÖNYARGIYA ÖNYARGI

- TÖRE ve/<>/> ÖKE

- UYARICI ile/ve/<>/> UYANDIRICI

- ULUSAL ile/ve/<> TOPLUMSAL

- İZÂN ve/<> FERÂSET

- BENİMSEME ile/ve/değil/yerine/<> İÇSELLEŞTİRME

- "BAĞLANTI":
"BULMAK"
ile/ve/<>/> "KURMAK"

- KİŞİLERİN, BİRBİRİNİ:
SEÇMESİ
ile/ve/değil/yerine/||/<>/< BELİRLEMESİ

- İCBÂR ile/değil/yerine İTİBÂR

- [Fars.] DÜRÜST ile DÜRÜŞT
( Sözünde ve davranışlarında, doğruluktan ayrılmayan, doğru, onurlu. | Doğru, yanlışsız. İLE Sert; gücendirici, kırıcı. )

- "KARŞITLIK" değil/yerine/>< ZEKÂ
( Uzlaşmaz karşıtlıklara düşkünlük, zekânın zayıflığındandır. )

- EVLİLİK ile/ve/değil/<>/< AŞK
( Tanık, rızâ, onay ister. İLE/VE/<>/< Ahde vefâ edecek bir kalp yeterlidir. )
( Akit ile. İLE/VE/DEĞİL/<>/< Ahit ile. )

- KÜFR:
[ne yazık ki] SİYASETTE
değil/yerine/>< GECE ve TOPRAK ve DENİZ ve DOST
( KÜFR: Bir şeyin üzerini örtmek. )
( Hakikati örter. DEĞİL/YERİNE/>< Dünyayı örter. VE Tohumu örter. VE Dibini örter. VE Dostun, ayıbını örter. )

- VAZGEÇ! ile/ve/||/<> VAZGEÇME!
( Dünyadan. İLE/VE/||/<> Kendinden! )

- HAKİKAT:
ÖĞRENİLEBİLİR
fakat ÖĞRETİLEMEZ
( Belki. FAKAT Asla! )

- "MEYDAN/CANINA OKUMAK" değil/yerine/>< KİTAP OKUMAK

- EHLİHİBRE/EHLİVUKÛF/EKSPER değil/yerine/= BİLİRKİŞİ

- ADÂLET ile/ve/<>/ TÜZENİN SAĞLADIĞI GÜVEN(İLİR)LİK

- "... ANLAMINDA" ile/ve/<> "... ORANINDA"

- ESNEK/LİK ile/ve/<> GENİŞ/LİK

- KARAR:
"ISMARLAMA"
ile/ve/<> BAŞTAN SAVMA

- OLANLA(RLA) / OLDUĞU KADARIYLA:
TATMİN/MUTMAİN OLMA(MA)K
ile/ve/değil/yerine/||/<> YETİNME(ME)K

- BİLMEMEK ile/ve/değil/<> KABUL ETMEMEK/"EDEMEMEK"

- RİSK ile/ve/değil/yerine/<>/>< RIZK

- DÜRTMEK ile/değil/yerine UYARMAK

- GÜNEŞ ile/ve/<> ATEŞ ile/ve/<> OCAK
( Gökte. İLE/VE/<> Yerde. İLE/VE/<> Evde. )

- "ADÂLETSİZLİK" ile/değil KARŞILIKLI HİZMET (İÇİN)

- KİŞİLER:
(")AKILLI(")
ile/ve/||/<> (")DUYARLI(") ile/ve/||/<> (")ETKİLİ(")
( Duygusuz. İLE/VE/||/<> Etkisiz. İLE/VE/||/<> Akılsız. )

- İRADE ile/ve/değil/<> İKTİDAR

- ÖLÇÜ ile/ve/<> ÖLÇÜT ile/ve/<> ÖLÇEK

- GÖÇ TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ ile/ve/||/<> İLTİCA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ

- GÖÇMEN ile SIĞINMACI

- BİLMEK(İLİM):
DİL
ile/ve/||/<> KALP ile/ve/||/<> GÖVDE
( Zikreden. İLE/VE/||/<> Şükreden. İLE/VE/||/<> Sabreden. )

- DIŞLAMA! ve/||/<> YARGILAMA!

- NEFSİNİ:
"SİLEN"
değil/yerine/>< BİLEN

- EN (")ÜSTÜNLER/BÜYÜKLER("):
AHMAKLIK/HAMÂKAT ve KENDİNİ BEĞENMEK
değil/yerine AKIL ve İYİ HUY
( Yoksulluğun. VE Korkulacakların. DEĞİL/YERİNE Zenginliğin. VE Beğenileceklerin. )

- "SORUNLARLA/SIKINTILARLA":
"BOĞUŞMAK"
değil/yerine YOĞRULMAK

- BİR + BİR = BİZ

- BÜYÜK HATA:
BİR ŞEYE/KİŞİYE, GEREĞİNDEN FAZLA DEĞER VERMEK
ile/ve/değil/<> KENDİNE, HAK ETTİĞİNDEN DAHA AZ DEĞER VERMEK

- KADIN ve ERKEK:
EŞİT
ile/ve/değil/||/<>/>/<
( Eşitlik, ancak hak ve koşullar/olanaklar itibariyle, tüze ve tıpta geçerli olmak üzere, hâkim ve hekim önünde söz konusudur.

Hiçkimse de kimseyle kıyaslanamaz ve ölçülendirilemezdir. Kadın ve erkek "farkı/ayrımı" ise anlamsız bir genelleme sonucunda oluşan gereksiz, yersiz, karşılıksız, anlamsız ve boş bir "çabadır"/zorlamadır. )

- [ne] KARDAŞ, [ne de] ARKADAŞ ile/değil/sadece HALDAŞ
( Sükût kıvâmındaki çığlığı, ne kardaş, ne de arkadaş; sadece hâldaş olanlar duyar. )

- MÜJDE ile/ve/||/<> İKAZ/UYARI

- ZORUNLULUK ile/ve/değil/yerine/<>/< BAĞLAYICILIK

- İHTİLÂF ile İRTİDÂD[< REDD]

- MEŞRÛİYET:
HUKÛKÎ
ile/ve/||/<> KANUNÎ

- ADÂLET:
DENKLEŞTİRİCİ
ile/ve/||/<> DAĞITICI

- ADÂLET:
[BİR ŞEYİ] "YERLİ YERİNE KOYMAK"
değil KENDİNE AİT YERE KOYMAK/BIRAKMAK

- BORCUNU/"VERGİNİ":
"ÖDEMEME"
ile/değil/yerine ÖDEYEMEME

- CAYDIRICILIK ile/ve/||/<> ISLAH EDİCİLİK

- KABUL ile/ve/||/<>/>/< İTİBAR
( ... İLE/VE/||/<>/>/< Saygı gösterme. | Önem verme. | Onur/şeref, haysiyet. | Bir şeyin, gerçek değil kararlaştırılan değeri. | İbret alma. | [ticaret] Söz ya da imzanın değeri. [İng./Fr. CREDIT] | Değer. )

- SÜREKLİLİK ile/ve/<> AKTARIM

- KAİNAT:
EVREN
ile/ve/değil/<> YERYÜZÜ

- YARGISIZ İNFAZ ile/ve/değil/ne yazık ki/<>/> "YARGILI" İNFAZ

- GÖZ ve/||/<>/>/< AKIL
( Göz, odur ki; dağın arkasını göre! VE/||/<>/>/< Akıl, odur ki; başına geleni/geleceği bile! )

- BİRBİRİMİZİ:
[ya] TAMAMLAYAMAMAK
ile/ve/ya da/<>/< TAM ANLAYAMAMAK

- BÜYÜK DEVLET BAŞKANLARI ile/<> BÜYÜK BİLGİNLER
( Bilginlerle düşüp kalkanlar. İLE/<> Devlet başkanlarıyla düşüp kalkmayanlar. )

- [bilmecede] HECE:
"GECE"
ile/değil/yerine/>< "GÜNDÜZ"
( Çözemeyene. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Çözene. )

- [ne yazık ki] ÖTEKİLEŞTİRMEDE:
AYRIMCILIK
ile/ve/<> NEFRET (SÖYLEMLERİ/TUTUMLARI)

- ÖTEKİLEŞTİRME ile/değil/yerine/>< HAK/LAR

- [ne yazık ki] ŞİDDETİN MEŞRÛLAŞTIRILMASI ile/ve/<> ÖTEKİLEŞTİRME

- [ne yazık ki] AYRIMCILIK ile/ve/||/<> NEFRET

- AFORİZMALAR ile/ve/||/<> BAHANELER

- SAVUNMA HAKKI ile/ve/||/<> KENDİNİ İFADE ETME HAKKI

- DAYATMA/CI "ÇÖZÜMLER" ile/değil/yerine/>< GERÇEK/SAĞLAM ÇÖZÜMLER

- KABUL ile/ve/değil/<> İÇSELLEŞTİRME

- ETKİ ile/ve/||/<>/> İZ

- HUKUKU:
DELMEK
ile/değil/yerine DEĞİŞTİRMEK

- "KAŞIKLA VERİP, KEPÇEYLE ALMAK" değil/yerine KOŞULSUZ VE BEKLENTİSİZ VERMEK/HİZMET

- ÇÖZÜM ile/ve/||/<> DÜZENLEME

- KELÂM'IN:
İHMÂLİ
değil/yerine/>< İMÂLİ
( Kelâmın imâli, ihmâlinden evlâdır. )
( Kelâmın imâli, mümkün olmaz ise ihmâl olunur. / Kelâm, imâl olunmazsa, ihmâl olunur. )

- AKLININ BAŞINA GELMESİ ile/değil/yerine/>< AKLI BAŞINDA DAVRANMAK

- KURALSIZLIK ile/değil/yerine/>< KURALLILIK
( En kötü "kurallılık", en iyi kuralsızlıktan iyidir. )

- TEHDİT ile/ve/||/<>/> TEDİRGİNLİK

- BASKI ile/ve/değil/yerine/<> HAKİMİYET

- AFFETMEK ile/ve/değil/yerine/||/<> VAZGEÇMEK

- TENKÎD:
TEKLİFSİZ
değil/yerine/>< TEKLİFLİ
( Teklîfsiz tenkîd, tahrîptir; tahrîbat ile tamîrât yapılmaz... )

- İŞ VERMEK:
YETERSİZE
ile/ve/<> HIRSLIYA ile/ve/<> YETERSİZ HIRSLIYA
( Başarısızlığa neden olur. İLE/VE/<> Kavgaya neden olur. İLE/VE/<> Fitneye neden olur. )

- TAHAMMÜL EDEMEMEK ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< ALIŞAMAMAK

- İYİ KULLANMAK ile/ve/||/<> YARARLANMAK

- KAYIT ile SINIR

- SÜREKLİLİK ile/ve/<> ÖLÜMSÜZLÜK

- ÜSTLENME ile/ve/||/<> KABULLENME

- KUŞATILMIŞLIK ile/ve/||/<> ÇARESİZLİK

- TOPLUMLARI:
BİLGİNLER AYDINLAT("A")MAZSA
> ŞARLATANLAR ALDATIR

- AKLEDİLEBİLİRLİK ile/ve/<> EBEDİLİK

- HİLE ile/ve/<> DESİSE
( ... İLE/VE/<> Hile, oyun, el altından yapılan iş. )

- KUŞKU ile/ve/<> İKİRCİK

- İKİLEM ile/ve/<> İKİRCİK

- SULH ve/||/<> SÜKÛN

- KİŞİNİN/ULUSUN:
TOPRAĞI
ile/ve/||/<>/> BİNASI
( Ümit. İLE/VE/||/<>/> Çalışma. )

- İSTEK/TAMAH ile/ve/değil/yerine/>< KANAAT
( Zahmet. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/>< Rahatlık. )

- GÜÇ ile/ve/||/<>/>< "ZAYIFLIK"
( Güçlü ağaç, meyve vermede acele etmez. )

- ZARARLI SABİT GELENEĞE SAPLANMA değil/yerine/>< YARARLI SABİTİN TAKLİDİ

- ADÂLET VE EŞİTLİK ve/||/<>/> UYUM VE DOSTLUK

- HAK ve/||/<>/> GÜÇ

- GEREKSİNİM ve/||/<>/> DİLE GETİRMEK
( Gereksinimi olduğu halde dile getirmeyen, dilsiz kalsa daha iyidir. )

- FES[< Fas] ile/değil FESH
( Şapka yerine kullanılan, kırmızı, kalın çuhadan yapılmış, tepesinde püskülü olan, silindir biçiminde başlık. İLE/DEĞİL Verilmiş bir yargıyı/kararı, bozma, kaldırma. | Dağıtma, dağıtılma, kapatma. )

- FUHUŞ ile/ve/||/<> GABİN
( ... İLE/VE/||/<> Alışverişte, satın alınan mala ödenilen karşılığın, malın değerinden çok fazla olması, alışverişte hile yapma. | Edimler arasında açık oransızlık. )

- BÜTÜNLÜK ile/ve/<> BÜTÜNCÜLLÜK

- TÜKETİM ile/ve/değil/yerine/||/<> PAYLAŞIM

- "PEŞİNDE KOŞMAMAK" ile/ve/değil/yerine/||/<> VAZGEÇMEK

- PİŞMANLIĞIN SONA ERMESİ ile/ve/değil/yerine/||/<>/> AYDINLANMA

- EREK/AMAÇ ile/değil GARAZ/GAREZ[Ar.]
( ... İLE/DEĞİL Birine karşı güdülen kötülük etme isteği, kin, düşmanlık. )

- GENELME ile GENELEME ile GENELLEME
( Genişleme. İLE Bir düşüncenin, farklı sözlerle, yeniden/tekrar anlatılması. İLE Bir ya da birkaç özel/tekil veriyi/durumu, herşeyi/herkesi katarak ve tek bir şeye indirgeyerek açıklamaya çalışma "iddiası"/zayıflığı.[Tüm genellemeler, yanlıştır! Bu bile!] )

- (")MERCİMEĞİ(") ... :
"FIRINA VERMENİN" HAZZI
ve/||/<>
EVSİZ(LER)E VERMENİN HUZURU

( EVSİZLERİ (DE) DÜŞÜN(ELİM)!!! )
( Çorbada Tuzun Olsun!... )
( Aynada gördüğün, ben(evsiz) değil(im)!

Bu işte bir Evsizlik var!

Ne yersek paylaşıyoruz!...
Bu kurda-kuşa, bu bana, bu da bir evsize...

Evlenme teklifime yardım eder misin!?

Ben - Sen - O | Biz - Siz - Evsiz

3 taş oynamak için taşta oturmak/yatmak zorunda değilsin!

Yazın kaşın, kışın taşın! (İşimiz bu!)

Düşün, taşın! Ya da kaşın!

"Evde yokuz!" / "Evdeyim!"
( Senin yalanın. / Benim yalanım. )

Benim görmem için pertavsız gerekebilir fakat senin görmen(düşünmen) için bir evsiz görmen gerekmiyor!

Yaşar, ne(rede) yaşar; ne(rede) yaşamaz(. / ?)

Ah bir Çelik kapım olsa...
Evsiz Hercai

Neden, huzurlu evinizde, evsizler için bir Hadise çıkmasın? )

- KENDİ İÇİN KILMA ile/değil/yerine BELİRLEME

- OLMADAN ÖNCE OLSUN DİYE ve/||/<> ÖLMEDEN ÖNCE ÖLSÜN DİYE

- DİNLE! ve/||/<> YÜZLEŞ! ve/||/<> ANLA!
( [yoksa] Dilin, seni sağır eder. VE/||/<> Kalbin, seni eser eder. VE/||/<> Zihnin, seni deli eder. )

- PLASEBO (ETKİSİ) ile/ve/<>/>< NOSEBO (ETKİSİ)
( "Memnun edeceğim." İLE/VE/<>/>< "Zarar vereceğim." )

- DEVLET ile/ve/||/<> VATANDAŞ
( Sadece yükümlülükleri vardır. [Hak sahipliği söz konusu değildir.] İLE/VE/||/<> Hakları ve yükümlülükleri vardır. )

- ISIRMAK ile/değil/yerine "DİŞLERİNİ GÖSTERMEK"

- TAKDİR ile/ve/||/<> TASARRUF

- ERİN ve ERİŞKİN ile/ve/||/<>/> ERGİN
( 13-15 yaş civarına gelmiş, bülûğa ermişler. VE 18-21 yaşlarını doldurmuşlar. İLE/VE/||/<>/> İhtiyârını devrede tutanlar, nelere, ne kadar HAYIR! diyeceğini ve istencini/irâdesini neye, ne kadar yönelteceklerini bilenler/uygulayanlar. )

- DOĞRU ile/ve/<> TÜMEL

- NEY ile GİRİFT[Fars.]
( ... İLE Birbirinin içine girip karışmış, girişik, çapraşık. | [eski güzel yazı sanatında] Boş yer bırakmayacak biçimde, iç içe istif edilmiş yazı. | Türk müziğinde kullanılmış, neye benzeyen bir çalgı. )

- HARCAMA ile/ve/<>/> YALNIZLIK
( Kazanmak için etrafındakileri harcayanların elde edeceği şey "galibiyet" değil yalnızlıktır. )

- TUTUKLAMA:
"CEZA"
değil TEDBİR

- TEŞEBBÜS ile/ve/||/<>/> TESADÜF
( Teşebbüs etmezsen, tesadüf etmez. )

- SIFIR ile/ve/değil/yerine/||/<> SINIR

- BEYİN:
ÜRETİCİ/ÜRETEÇ
ile/ve/||/<> YANSITICI

- GÜL ile/<> NİLÜFER(LOTUS)
( Dikenlikte. İLE/<> Bataklıkta. )

- "AKLIN" KULLANDIĞI KAVRAMLAR/DİL ve/||/<> KAVRAMLARIN/DİLİN KULLANDIĞI "AKIL"

- GÖÇ ile GÖÇÜM
( ... İLE Bazı kimyasal maddelerin ya da ışık, ısı, elektrik gibi güçlerin etkisiyle protoplazmanın, yanaşma ya da uzaklaşma biçiminde olan yer değiştirmesi. )

- ARMAĞAN ile/ve/<> GÖRÜMLÜK
( ... İLE/VE/<> Yalnız görülmek için konulan nesne. | Nişanlanılacak kıza ilk kez görmeye gidildiğinde, erkek tarafından takılan ya da verilen armağan. )

- [HANGİ]
(")HAKLA?(") (HİZMET)
ile/ve/değil/yerine/||/<>
AKLA? (HİZMET)


- SINIR ile/ve/<> DİP

- "ZARARLI/YANLIŞ/KÖTÜ/GÜNAH/HARAM AMA ..." ile/değil/yerine ... VE ZARARLI/YANLIŞ/KÖTÜ/GÜNAH/HARAM

- REDDETME ile/ve/değil/yerine/<>/> YADSIMA

- YERİNE KOYMA ile/ve/değil/yerine/<>/> DÖNÜŞTÜRME

- YOKSUL:
YENİ
ile ÖZGÜR ile YARATICI ile BİRLEŞMİŞ ile DÜŞKÜN
( Eric Hoffer'ın, Kesin İnançlılar[Kitle Hareketlerinin Anatomisi] adlı kitabını okumanızı salık veririz... )

- YOKSA ... ile AKSİ HALDE ...

- "PROTEST" (TUTUM/TAVIR) değil/yerine TEPKİCİ/TEPKİSEL (TUTUM/TAVIR)

- KALP (İLE) ve/||/<> DİL (İLE)
( İkrar. VE/||/<> Tekrar. )

- İNSAN:
CAN
ve/||/<>/> GÜÇ ve/||/<>/> /< İKRAR ve/||/<>/> /< ADÂLET ve/||/<>/> KEMÂL
( İnsan, doğar ve can kazanır. VE/||/<> />/< Canında güç kazanır/bulur. VE/||/<> />/< Gücünü, kararlarında/ikrarında bulur. VE/||/<> /< Kararında adâletli ise, erdemli olur. VE/||/<> />Adâletinde olgunluğu/kemâli bulursa, olgun/kâmil olur. )

- AĞACI:
[ne yazık ki] !KESERSENİZ
ile/değil/yerine/>< KESMEZSENİZ
( Kazık kalır, üstüne oturursunuz. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Gölge olur, altına oturursunuz. )
( )

- HAİZ ile CAİZ
( Bir şeyi elinde bulunduran, taşıyan. İLE Din, yasa, töre ya da başka bakımdan işlenmesinde, yapılmasında sakınca olmayan, yapılıp işlenmesine izin verilen, uygun, yerinde sayılan, yakışık alan. )

- ELEŞTİRİ ile/ve/<>/> ÇOĞALMA
( Eleştiril(e)meyen şey, çoğal(a)maz. )

- YENİDEN ÜRETMEK ile/ve/<> ÇOĞALTMAK

- SINIR ile/ve/<> SINAMA

- İCTİMÂ-İ ŞERÂİT ve/||/<> İMTİNÂ-İ MEVÂNİ
( Koşulların, biraraya gelmesi. VE/||/<> Engellerin, ortadan kalkması. )

- HAK ile HAK ile HÂK[Fars.]
( Tüze. | Türenin[tüzeye/hukuka uygunluk] gerektirdiği ya da birine ayırdığı şey, kazanım. | Dava ya da savda gerçeğe uygunluk, doğruluk. | Geçmiş ve harcanmış emek. | Emek karşılığı ücret. | Doğru, gerçek. İLE Maden, ağaç, taş üzerine, elle yazı ya da şekil oyma. İLE Toprak. )

- HÂLET değil/yerine DURUM

- HAMİYET değil/yerine KORUMA
( Bir insanın, yurdunu, ulusunu ve ailesini koruma çabası. )

- KİŞİLİK ve/||/<>/>/< ONUR

- YETKİSİZLİK ile/ve/<> KABUL EDİLEMEZLİK

- ÎFÂ[< VEFÂ] ile/ve/<> İCRÂ[< CEREYÂN | çoğ. İCRÂÂT]
( Ödeme, yerine getirme. | Bir işi yapma. | İş görme. İLE/VE/<> Akıtma, akıtılma. | Yapma, yerine getirme, bir işi yürütme. | Bir müzik parçasını çalarak gösterme. | Borçlunun, alacaklıya karşı ödemekle yükümlü bulunduğu bir şeyi, adlî bir oluşum aracılığıyla elde etme. )

- SAKLAMA(MA)K ile/ve/<> ESİRGEME(ME)K

- HASSATEN[Ar.] değil/yerine AYRICA, ÖZELLİKLE

- PLASTİKLER'DE:
PETE[1]
ile HDPE[2] ile V[3] ile LDPE[4] ile PP[5] ile PS[6] ile ÖTEKİLER[7]
( )

- AL ile/ve/değil/yerine /||/<>/< AS
( )
( [gereksinimin] Varsa. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Yoksa. )

- [ne yazık ki] !DEDİKODU ile/değil/yerine/>< BİLGİ
( "Dilde". İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Akılda. )

- OLAĞANÜSTÜ DURUM ile/ve/<> SIKIYÖNETİM

- ÖZGÜRLÜK ve/||/<>/>/< ÖZELEŞTİRİ

- BEYİN:
YANSITICI
değil/yerine YARATICI

- BİLGİNİN:

GÜVENİLİRLİĞİ
ile/ve/<> ZORUNLULUĞU

- SIKINTI ile/ve/değil/<> SAKINCA

- HAYIRSEVER/HAYIRPERVER = HAYIRHAH[Ar., Fars.]
( Yoksullara, düşkünlere, yardıma gereksinimi olanlara, iyilik ve yardım etmeyi seven, iyiliksever, yardımsever. | İyilik dileyen/isteyen, iyicil. )

- HAZAR[Ar.] ile Hazar
( Barış. İLE Hazar Denizi çevresinde yaşamış, eski bir Türk boyu ya da boydan olan kişi. )

- BOYKOT ile/ve/<> ZARAR ETTİREREK KARŞILIK VERME

- BARIŞTA ile/ve/ne yazık ki/<>/>< "SAVAŞTA"
( Çocuklar, anne-babalarını toprağa verir. İLE/VE/NE YAZIK Kİ/<>/>< Anne-babalar, çocuklarını toprağa verir. )

- HABER ALMA GEREKSİNİMİ ile/ve/değil/<> HABER ALMA HAKKI

- KİTAB-I:
TENZÎLÎ
ile/ve/||/<> TEKVÎNÎ ile/ve/||/<> TELÎFÎ/TAHRÎRÎ

- DIŞLAMA(MA) ile/ve/<> HOR GÖRME(ME)

- BELİRME ile/ve/<> TAŞMA

- GEÇERLİLİK ve/||/<> TUTARLILIK ve/||/<> TARİHSELLİK

- SORUNU ÇÖZMEYE:
NİYETİNİN OLMAMASI
ile/ve/değil/||/<> KARARLILIK GÖSTERMEMEK

- 2./3./4.:
"MAHKEME"
değil DURUŞMA

- OLUMSUZ ile/ve/değil/||/<> UYUMSUZ

- YATKIN/LIK ile/ve/||/<> YETKİN/LİK

- "KÜL OLMAK" ile/ve/||/<> "GÜL OLMAK"
( Nefsini yakarak. İLE/VE/||/<> İyilik yaparak. )

- UNUTMA HAKKI ve/||/<> UNUTULMA HAKKI
( "Unutulma Hakkı" nedir? için burayı tıklayınız... )

- ELEŞTİRİ ile/ve/değil/yerine/<>/> DAYANIŞMA

- TEMBEL/LİK ile/ve/||/<> YETERSİZ/LİK

- İŞARET PARMAĞIYLA GÖSTERMEK ile/ve/değil/yerine/|| AYAK İZİ

- KENDİNİ/BİRİNİ "DEĞERLENDİRİRKEN":
SAHİP OLMADIKLARI(N) İLE
ile/ve/değil/yerine/||/<> SAHİP OLDUKLARI/N İLE NELER YAPTIĞI(N)/YAPABİLDİĞİ(N)

- BAĞLAYICILIK ile/ve/||/<> KANIT NİTELİĞİ

- İRTİBÂ ile İRTİBÂT[< RABT]
( Baharda, güzel bir yerde oturma. İLE Bağlanış, rabtedilme. | İlgi, ilgili olma. | Bağlantı, belirtilerin birbirini tutması. )

- "AKILLANMAK" ve/||/<>/< "AKIL ALMAK"

- [ne yazık ki] KÖTÜ KULLANIM ile/ve/||/<>/> KÖTÜYE KULLANIM
( [... olduğunu/olacağını] "biliyorsun/biliyordun." İLE/VE/||/<>/> "ZÂTEN"/"SONUÇTA"/"ASLINDA" biliyorsun/biliyordun." )
( "Bir alışveriş, bir fiş." şeklinde, fazladan/gereksiz açıklama yapmak, uyarıda bulunmak. İLE/VE/||/<>/> "Ama bunu söylemenize gerek yok ki! Ben yapınca alışverişi, ZÂTEN/SONUÇTA alıyorum satış fişi." şeklinde [soluksuz/beklemeksizin/düşünmeksizin] "yanıt vermek." )
( Bir kişinin, neyi bilip bilmediğini ve/veya o an/dönem için anımsayıp anımsamadığını "belirlemek", beklentisi içinde olmak, dilin/ifadenin kötü kullanılmasıdır. [Hiçkimsenin, neyi bilip bilmediği, isteyip istemediği ya da yapıp yapamayacağı, hiçbir zaman, zemin ve koşulda bilinemez!] İLE/VE/||/<>/> Sözcüklerin yetersiz ve kötü kullanımıyla birlikte "niyet okumak" ya da genelleyici/indirgeyici/özdeştleştirici/köktenci/toptancı/sonuç odaklı bir yargı ifadesi ise sürecin ve ilişkinin tükenmesine neden olacak/olmuş bir kötüye kullanımdır. [Güç ve baskı uygulama isteği ve/veya nedeniyle olduğu/olabileceği gibi sorumluluktan kaçmak gibi çok çeşitli anlamsız/gereksiz nedenlerden de kaynaklanmaktadır.] )

- !HEMPA[Fars.] ile/değil/yerine/>< KANKA
( Kötü işlerde aynı amaçla ve birlikte hareket eden kişi, ayaktaş. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Kan kardeşliği kadar yakınlıkla birlikte hareket eden/ler. )

- "YARDIM" ile "MÜDAHALE"
( [Kişi/gereksinim sahibi, çevresinden] İstemişse. İLE İstememişse. )

- ÖĞÜT ile/ve/<>/>< HAKARET
( Bir insana, başkaları yanında verilen "öğüt", öğüt değil "küçük düşürme", "aşağılama" ya da "hakaret" olabilir/olur[bazen/çoğunlukla]. Kimseye ve de özellikle çocuklara, ne kıyas, ne de öğüt, doğru/uygun zaman, zemin ve koşullar oluş(turul)madıkça, yapılmamalıdır. )

- KIYAS ile/ve/değil/ne yazık ki/||/<> HAKARET
( Kimseye ve de özellikle çocuklara, ne kıyas, ne de hakaret edilmez! )

- DİNLEYEN ile/ve/||/<> OKUYAN
( Ne düşüneceğini öğrenir. İLE/VE/||/<> Nasıl düşüneceğini öğrenir. )

- GÜZELLİK ile/ve/<>/>< YÜCELİK
( Hz. Muhammed. İLE/VE/<>/>< Hz. Âlî. )

- ÇAĞRIŞIM ile/ve/<> BAĞLAM

- KARŞILIK ile/ve/değil/<> IŞILTI

- ZAN ile/ve/değil/yerine/<>/>< SEN

- AKIL ile/ve/||/<> FİKİR
( Varolanları[mevcudu] bilmek. İLE/VE/||/<> Varlığı[vucudu] bilmek. )

- LÂTİF ve/||/<> ZARİF

- DESTEKLEME ile/ve/||/<> PEKİŞTİRME

- İNFÂK ile/ve/||/<> İNSAN

- DİKKAT ÇEKMEK ile/ve/değil/yerine/<> DİKKAT ETMEK

- İYİLİK YAPAR GİBİ GÖRÜNMEK ile/değil/>< İYİLİK YAPIP GÖRÜNMEMEK

- İÇ DENETİM ile/ve/<> BAĞIMSIZ DENETİM
( İç denetçiler ve bağımsız denetçiler, finansal kontrollerin etkinliği konusunda ortak paydadırlar. İki taraf da etik kurallar ve profesyonel standartlara bağlı kalmaktadır. Bununla birlikte şirketle olan ilişkileri ve çalışma amaçları konusunda büyük farklılıkları bulunmaktadır.

İç denetçiler, şirketin bir parçasıdır. Hedefleri, profesyonel standartlar, yönetim kurulu ve üst yönetim tarafından belirlenmiştir. Birincil müşterileri, yönetim ve yönetim kuruludur. Bağımsız denetçiler, şirketin bir parçası değildir ancak şirket tarafından tutulurlar. Hedefleri, öncelikli olarak, yasalar tarafından belirlenir ve birincil müşterileri yönetim kuruludur.

İç denetçilerin çalışma amaçları çok kapsamlıdır. Şirket hedeflerine ulaşılmasına ve operasyonlar, risk yönetimi, iç kontrol ve yönetişim süreçlerini iyileştirmeye yardımcı olurlar. Şirketin her yönüyle -finansal ve operasyonel- ilgili olarak, iç denetçiler, kontrollerin ve süreçlerin sürekli gözetimi ve değerlendirilmesi etkinliklerinin bir sonucu olarak geleceğe odaklanırlar. Aynı zamanda, her türde yolsuzluk ve hilenin de önlenmesi ile ilgilidirler.

Bağımsız denetçilerin öncelikli misyonu, şirketin yıllık finansal raporları hakkında bağımsız bir fikir vermektir. Raporların, genel kabul edilmiş muhasebe standartlarına uygunluğunu, şirketin finansal bildirimleri tarafsızca yaptıklarını, belirli dönemdeki operasyonların sonuçlarının doğru olarak gösterildiğini değerlendirirler.

İç ve bağımsız denetçiler, periyodik olarak ortak paydalarını tartışmak; tamamlayıcı yetkinlikler, deneyim alanları ve bakış açılarından yararlanmak; birbirlerinin çalışma amaçları ve yöntemlerini anlamak; denetim kapsamı ve programını tartışmak; raporlara, programlara ve çalışma kâğıtlarına erişmek ve risk alanlarını ortaklaşa değerlendirmek amacı ile toplanmalıdırlar. Yönetim kurulu, güvence için gözetim sorumluluklarını yerine getirmek ve denetim sürecinin bütününün etkinliğini ve verimliliğini artırmak amacı ile iç ve bağımsız denetim çalışmalarını koordine etmelidir. )

- EZBER ve/||/<> İTİRAZ

- GÖÇEBE ile HORDA
( ... İLE Göçebe ve ilkel olarak yaşayan, yağmacı ve sataşkan topluluk. )

- GAYRET ve/||/<>/< HAYRET

- BİLGİ:
TÜMEL/LİK
ile/ve/||/<> ÖZSEL/LİK ile/ve/||/<> NEDENSEL/LİK ile/ve/||/<> KESİN/LİK

- HÜLLE ile HÜLLE[Ar.]
( Haller, durumlar. İLE/DEĞİL Yurttaşlar Yasası'nın kabulünden önce, kocasından üç kez boşanan kadının, yine eski kocasıyla evlenebilmesi için yabancı bir erkeğe, bir günlüğüne nikâh edilmesi. )

- YALAN ile IĞRIP
( ... İLE Yalan, düzen. )

- ÖNLEME:
İŞ KAZALARINDA
ile/ve/||/<> MESLEK HASTALIKLARINDA
( [Gereken doğru/uygun koşulların sağlanmasıyla] %98 ile/ve/||/<> %100 )

- IRAKSAMA ile IRAKSAK
( Bir şeyin gerçekleşmesini uzak görmek, olacağına pek inanmamak. İLE Birbirinden gittikçe uzaklaşan ışınlar, çizgiler. )

- SADAKA ile ISKAT[Ar.]
( ... İLE Düşürme, aşağı atma. | Düşürülme. | Ölenlerin kılınmamış namazları ve tutulmamış oruçları için verilen sadaka. )

- SOYUTLAŞTIRMA ile/ve/değil/yerine/||/<>/> YAŞAMA GEÇİRME

- "DUYU/HİS" ile/ve/<> "DEĞER"

- "ÇÖZMEK" ile/ve/değil/yerine "SÜZMEK"

- İSTEK/TALEP değil/yerine ADÂLET

- SÜREKLİLİĞİN:
"BOZULMASI"
ile/ve/değil/||/<> KESİLMESİ

- KARARLILIK ile/ve/||/<> ALÇAKGÖNÜLLÜLÜK

- SÖYLEYİŞ ile/ve/<> DEĞİNİ

- İADE ve/> İKÂME

- "ÖDEŞMEK" ile/ve/<> "BOY ÖLÇÜŞMEK"

- MASUMİYET ile/ve/||/<> İLK DURUM

- "UCU AÇIKLIK" ile/ve/||/<> ÖNGÖRÜLEMEZLİK

- UYGUNLUK ile/ve/||/<> BECERİ

- EŞİTLİK ile/ve/değil/||/<> FIRSAT/OLANAK EŞİTLİĞİ

- VAROLUŞ ve/||/<> EŞİTLİK

- DOĞRUDANLIK ile/ve/<> BİRE BİR

- ADÂLET ile/ve/<> DÜŞMANIN "ADÂLETİ"
( Adâletin gerekliliği ve önceliği, düşmanının "adâletine" maruz kalmamak ve mağdur olmamak içindir. )

- ADÂLET ile/ve/<> MEŞRÛ EŞİTSİZLİKLER

- ADÂLET:
"EN YÜKSEK İYİ"
ile/ve/değil/yerine/<> EN YÜKSEK KAMUSAL İYİ

- ADÂLET'İN KURALI ile/ve/||/<> AKIL'IN KURALI

- ADÂLET ile/ve/||/<> MÜRÜVVET

- ADÂLET:
BİLGİNİN KONUSU
ile/ve/değil/||/<> DÜŞÜNCENİN KONUSU

- ADÂLET ve/||/<>/>/< DAYANIŞMA

- ADÂLET:
DIŞARIDA/UZAKTA
ve/değil/yerine/||/<>/>/< KENDİNDE
( Adâleti, dışarıda/uzakta aramak. VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>/< Kendinde başlatmak ve oluşturmaktır, asıl ve öncelikli olan. )

- NEFS ile/ve/<> VİCDAN
( Öğretmeni ol! İLE/VE/<> Öğrencisi ol! )

- "SOY" değil/yerine YOL

- BEL değil/yerine YOL

- İHLÂS ve/||/<> SEKÎNE

- KAMU DENETÇİLİĞİ(OMBUDSMANLIK) ile/ve/||/<> ARABULUCULUK

- "ÇIKARIMIZI GÖZETMEK" ile/ve/değil/yerine/<> ZARAR GÖRMEMEK

- BÜROKRASİ ile/ve/ne yazık ki/<>/>< YOLSUZLUK

- TOPLUMSAL GÜVEN ile/ve/||/<> BİREYSEL GÜVEN

- TUTARLILIK ile/ve/||/<> "HESABINI VEREBİLMEK"

- SIFAT-I NOKSAN ile/değil/yerine/||/<>/>< SIFAT-I KEMÂL
( Bilgisizlik/cehalet. İLE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>< Bilgililik/bilgelik. )
( Cehl. İLE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>< İlim. )

- İÂNE ile İÂRE ile İÂŞE ile İBÂTE
( Yardım. | Yardım amacıyla toplanan para. İLE Eğreti verme, ödünç verme. İLE Yedirip içirme, besleme, bakma. İLE Barındırma. )

- SIRTINI DÖNMEK değil/yerine SIRTINI YASLAMAK

- "SAHİP OLMAK" ile/değil/yerine "ŞAHİT OLMAK"

- ERTELEME değil/yerine/>< ONUR

- ÖĞRENME:
ZAMANINDA
ile/ve/||/<> OTORİTEDEN ile/ve/||/<> DENEYEREK ile/ve/||/<> HAYATTAN ile/ve/||/<> HAYATTAN BİLE (ÖĞRENEMEME)
( İndirimli fiyattan. İLE/VE/||/<> Özgürlük bedeliyle. İLE/VE/||/<> Etiket fiyatından. İLE/VE/||/<> Gecikme zammıyla. İLE/VE/||/<> Boşa geçmiş, koskoca bir yaşamla. )

- HUKUK'UN:
KÖRELTİLMESİ
değil/yerine/>< YAYGINLAŞTIRILMASI

- İNSAN:
BİLGİSİZLİĞİNİN ESİRİ
ile/ve/değil/yerine/||/<>/>
BİLGELİĞİNİN ESERİ


- DOĞRULUK ile/ve/||/<>/>/< YARDIM

- HAKİKAT BİLGİSİ ile/ve/||/=/<>/>/< KENDİNİN BİLGİSİ

- [BU/ŞU/O] ANLAMI:
"TAHSİL ETMEK"
ile/ve/||/<>/>/< ZEVK ETMEK

- YENİLİK ile/ve/||/<> DEVRİM

- AÇIKLIK ile/ve/<> GÖRÜNÜRLÜK

- BİLGİNİN:
ELDE EDİLİŞİ
ile/ve/||/<> İFADE EDİLİŞİ

- YARGIÇ:
AVRUPA'DA
ile AMERİKA'DA
( Konusunda, çok bilgilidir. İLE Uzlaştırıcı ve halkın sağduyusuna göre karar verirler. )

- "MASUMDUR!" ile/ve/değil/yerine/||/<> "SUÇLU DEĞİL!"
( "Suçlu değil!" demek, her zaman, zemin ve koşulda "Masumdur!" anlamına gelmez. )

- AVUKAT ile SAVCI
( [yarısı dolu bir bardağın] Dolu ve boş bölümlerini ayrı ayrı görebilen ve savunabilen. İLE Boş bölümün, dolu olan bölümünden öncelikli olmadığını gösterme sorumluluğu ve yetkisiyle "iddia etmesi" ve/veya "savunabilmesi" gereken. )

- ADANMIŞLAR ile KESİN İNANÇLILAR

- "DOĞRUYU SÖYLEME ZORUNLULUĞU" ile/ve/değil/||/<> GÜVENİLİRLİK
( Hukukçular, güvenilir kişilerdir; ancak, doğruyu söylemek zorunda değillerdir. )

- HÜVVİYET ve/||/<> HÜRRİYET

- KEREM ile/ve/||/<>/>/< SEHÂVET
( İkram. İLE/VE/||/<>/>/< Cömertlik. )

- HAKİKAT ile/ve/||/<> EVRENSEL/LİK

- SEVGİ ve/||/<> SÜCÛD

- DAYANÇ/SABIR:
SÜREYE
ile/ve/değil SÜRECE

- CEBR ile/ve/değil/yerine/<>/< CEZB
( Dışsal. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< İçsel. )

- YARAMAYAN ile/değil/yerine/>< YARAYAN

- ADÂLET:
VELÂYET
değil RİSÂLET
( İç. DEĞİL Dış. )

- AYIRMA ile/ve/||/<> YALINLAŞTIRMA ile/ve/||/<> ARA ÇÖZÜM/LER ARAMA/BULMA
( Düşüncenin, bilgilerin, nesnelerin, kavram, olay ve olgular üzerinde en temel uygulanması gerekenlerin başında, onları bütün olarak görebilmenin yanı sıra ve ötesinde, ayırma bilgisi, becerisi ve oranı bulunmaktadır.

Bilmek ya da bilinebilenler, ancak küçültme ya da ayırma bilgi ve becerisiyle elde edilebilirler. Bu işin ustalığı da, her ustalığın temelinde bulunan çıraklık sürecinde gerçekleşir ve kaynağını, gücünü çıraklık döneminden alır. Bu bilgi, deneyim ve dönem, kalfalıkta ve ustalıkta bile olunsa, tüm sürecin neredeyse tamamıdır.

Birleştirme bilgi ve becerisi olarak tanımlanan ustalık, yetkin çıraklıktır. Hatta ustalık diye bir şeyden bile söz edilemeyecek kadar tek bir bilinç ve beceridir. Kişinin, bisiklet kullanmayı bir kere öğrenmesinden sonra, yaşam boyunca bir daha bisiklet kullanmayı öğrenmeye gerek kalmaması, kendinin değil, suyun kaldırma gücündeki gibi, kendiliğindenliğiyle, doğasıyla sağlanır. Zihnin ya da bilincin devrede olması ile değil, beynin ya da öte bir bilincin devrede olmasıyla, bilinç merdiveninde görülen, bilinçsiz bilinçlilik ya da yeterlilik ile sağlanır.

Karmaşık olan ya da öyle "algılanan" süreçlerin çözümü de, onları, oldukları yapıda değil, küçülterek ya da çok haneli sayıdan oluşan bir bölmenin, tek haneli bir sayıya doğru yalınlaştırılması ile gerçekleşir.

Çözümsüz "görünen" durumların da çözümü, köklü/kökten çözüm arayışı değil ara çözüm üretebilmektir. Yaşamımızda, karşılaşılabilecek sonsuz olumlu ya da olumsuz olasılıktaki durum ve süreçler için bazen ya da çoğunlukla, bir düşünce ya da nesneden, ödün vermeden ya da bir parçasından vazgeçmeden, bir şey elde etmek ya da yetersiz/olumsuz sürecin devam etmesine göz yumarak, bir sonuç ya da çözüm oluşturmak olanaklı değildir.

Ne herhangi bir düşünce ya da bir durum için, ne de kaygının sona erdirilmesi, olumsuz ya da yetersiz koşulların tamamen ortadan kalkma "beklentisi" ya da "dileği" ile sağlanamayacağından dolayı, ayırmayı, yalınlaştırmayı ve ara çözümler üretmeyi bilmek, becermek gerekmektedir.


"Hiçbir sorun, onu yaratan 'bilinç seviyesi'yle çözülemez." )

- REHÂVET değil/yerine/>< CESÂRET

- (")SORUN(") ile/değil/yerine FARK

- AKIL ile/ve/||/<> KANIT

- İHTİYÂR ve/||/<> EDEBİ KORUMA/MUHAFAZA, SÜRDÜRME

- MUVÂFIK[< VEFK] ile/ve/değil/||/<> MUTÂBIK[< TIBK]
( Uygun, yerinde. İLE/VE/DEĞİL/||/<> Birbirine uyan, uygun. )

- SORUNSAL ile/ve/değil KURAMSAL SORUNSAL

- NÖTR ile SAYDAM

- KÜLTÜR:
İNANÇ
ile/ve/> DEĞER ile/ve/> KURAL ile/ve/> YASA
( ... İLE/VE/> ... İLE/VE/> ... İLE/VE/> Yaptırımı. )

- SÜREÇ ile/ve/<> ÖZELLİK

- SİRÂYET ile/ve/<> NÜFÛZ

- EK ile/ve/<> ÖRNEK

- BELİRLEYİCİLİK ile/ve/<> OYALAYICILIK

- İRCÂ ve/||/<>/>/< İCRÂ
( Dönmek. VE/||/<>/>/< Uygulamak/eylemek/işlemek/yürütmek. )

- SAPMA ile/değil KAYMA

- ORTAKLIK ile/ve/değil/yerine TOPLUMSAL ADÂLET

- [FELSEFEDE/TASAVVUFTA] (BAZI/ÇOĞU) (ÖZEL ŞEY["AYRINTI/İÇERİK/DERİNLİK/YOĞUNLUK/KABALIK/İNCELİK"]):
"BAYIL" DİYE
değil/yerine "AYIL!" DİYE

- GELİŞİM/DEĞİŞİM:
YUKARIDAN, AŞAĞI
ile/ve/değil/yerine/||/<> İÇTEN, DIŞA

- ENGEL OLMAK değil/yerine TEŞVİK ETMEK

- ŞU/O KİTABI:
"OKUMANIZI, TAVSİYE EDERİM"
ile/ve/||/<>
"OKUMAYANI, TASFİYE EDERİM"


- İDRAR YOLLARI HASTALIKLARI ile/ve/||/<> "İDRAK YOLLARI HASTALIKLARI"
( Gövdede. İLE/VE/||/<> Zihinde. )

- ÖZGÜRLÜK ile/ve/||/<> SÖZGÜRLÜK

- YADSIMA >< KUTSAMA

- KADER ve/değil/yerine/||/<>/>/< EYLEM

- İNFÂK ile/ve/||/<> İBZÂL
( ... İLE/VE/||/<> Esirgemeden, bol bol verme, kullanma, yapma ya da söyleme. )

- İCAZ ile/ve/||/<> İCÂZET
( Az sözle çok şey anlatma. İLE/VE/||/<> İzin, onay, onaylama. )

- ÖZET ile KISALTMA

- SÖZ ve/||/<>/>/< ÜMİT
( Sözün eşiği, ümidin eşiğidir. Bir yerde, söylenilecek söz var ise orada, ümit var demektir.
Sözümüz, ümidimizdir... )

- KRAL/DESPOT ile/değil/yerine/>< DEVLET ADAMI
( Yöneten fakat yönetil(e)meyen "kişi". İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Yöneten ve yönetilen kişi. )

- ADÂLET ile/ve/||/<> MERHAMET ile/ve/||/<> TİCARET

- İÇTİHAT, İÇTİHÂD değil/yerine/= GÖRÜŞ; ANLAYIŞ/KAVRAYIŞ
( Görüş, özel görüş, anlayış, kavrayış. | Yasada ya da örf ve âdet tüzesinde uygulanacak kuralın açıkça ve ikirciksiz olarak bulunmadığı konularda, yargıcın ya da tüzecinin düşüncelerinden doğan sonuç. )

- İMTİNÂ-İ ÂDÎ ile/ve/<> İMTİNÂ-İ HAKİKÎ
( Bir şeyin, varoluşunun olanaksızlığı. İLE/VE/<> Bir şeyin, yokluğunun, akılsal olarak olanaksızlığı. )
( Birinin, başka birinin çocuğu olduğu bilinen biri için, "benim çocuğumdur" demesi gibi. İLE/VE/<> Birinin, kendinden yaşça büyük biri için, "benim çocuğumdur" demesi gibi. [davası edil(e)mez/dinlenmez] )

- İĞTİNAM[Ar.] değil/yerine YAĞMA

- İHMAL değil/yerine/= SAVSAKLAMA/SAVSAMA

- GINA ile/ve/||/<>/< KANIKSAMA
( İlişki(ler)de, "sahip olmakta", [kendinden ve/veya ötekinden] "eminlikte", en önemli eşik, kanıksama noktasıdır. [Kavuşmakta/vuslatta, gına/kanıksama vardır.]

Bu eşik, ancak, bunun bilgi ve bilinciyle, sürekli anımsanarak, ilişkiyi besleyecek/destekleyecek davranış ve tutumla, iletişim ve paylaşımla aşılabilir. )

- KIBLE ||/<>/= ÖZBİLİNÇ

- YÜRÜME/"YOL ALMA"[GELİŞİM, DEĞİŞİM]:
AYAKKABI İLE
değil AKIL İLE!

- "AYAK BASMAK" ile/ve/<>/> "ADIM ATMAK"

- ÇATIŞMA değil/yerine/>< UZLAŞMA

- !ÖFKE ile/ve/ne yazık ki/> !SALDIRI

- ÖĞRENMEK ile/ve/<>/> "KALPTE BULMAK"

- GELENEKTE:
SÜREKLİLİK
ile/ve/||/<> ELEŞTİRELLİK

- ÖTEKİLERE (")MUHTAÇ OLMA(") ile/ve/değil/||/<>/> ÖTEKİLER İÇİN SÜRDÜRME

- BÜTÜN ile/ve/||/<> GÖRÜNMEYEN

- BÜTÜNLÜK ve/<> IŞILTI

- "KAYBOLMAK" ile/ve/değil/yerine/<>/> "KAPILMAK"

- CAZİB ile/ve/<> MUZİB

- GÜNLÜK KONUŞMALARIN SIRADANLIĞINDA/YALINLIĞIYLA:
AMAÇLI
ile/ve/||/<> BİLEREK ile/ve/||/<> BİLMEDEN ile/ve/||/<> BÜTÜNLÜKLÜ
( Reklam. İLE/VE/||/<> Evlilik. İLE/VE/||/<> Dostluk. İLE/VE/||/<> Sanat. )
( Kitlelere "oynanıyorsa". İLE/VE/||/<> Saygıyla bütünleşilecekse. İLE/VE/||/<> Sevgiyle yaklaşılıyorsa. İLE/VE/||/<> Susulabiliyorsa. )
( )

- İHMÂLÎ ile/ve/<> İCRÂÎ

- KISAS ile/ve/<>/>/< DİYET ile/ve/<>/>/< TAZİR

- TEŞVİK ile/ve/<> CEVAZ

- GEÇİŞTİRMEK ile/değil/yerine DİNDİRMEK

- GEÇİŞTİRMEK ile/ve/<> ÖTELEMEK

- KAPI ve/||/<>/> YAPI

- !MAFYA ile/ve/<> (")HÜKÜMET(")
( FaRkLaR'ı değil önemli bir ortak yanları vardır. İkisinde de haktan, hukuktan eser yoktur ve/veya olmayabilir (ne yazık ki[hükümet için]). )

- YARGI ile/ve/<> ÇIKARIM

- KİMLİK ile/ve/<> BENLİK ile/ve/<> BİREYSELLİK

- MANTIKSAL KANIT ile/ve/<> MATEMATİKSEL KANIT

- AŞIRI değil/yerine/>< BAŞARI

- DARILMA ile/değil/yerine/>< DAYANMA

- KRİZ ile/ve/||/<>/>/>< KERİZ
( "Yok" saymak. İLE/VE/||/<>/>/>< Çok. )

- !İHTİKÂR ile !İHTİLAS
( Vrugunculuk, vurgun. İLE Aşırma, para aşırma, aşırtı. )

- İHTİMAM[< HEMM] ile/ve/||/<> İTİNÂ[< UNİYY]
( Dikkatle, çabayla çalışma, özenle iş görme. İLE Çok dikkat etme. )

- İHTİYATEN ile İHTİYATÎ
( Her duruma, her olasılığa karşı, ileriyi düşünerek. İLE İlerisi düşünülerek yapılan. )

- ÖLÇÜSÜZLÜK ile/ve/değil/||/<> "GEMSİZLİK"

- İLKESELLİK ve/||/<>/< ZORUNLULUK

- UYUM DAVALARI/SAVUNMALARI ile/>< KOPUŞ DAVALARI/SAVUNMALARI
( Savunma Saldırıyor - Jacques Verges - Metis Yay. )

- ELEŞTİRİ:
REDDETMEK
değil/yerine/>< GÖZDEN GEÇİRMEK

- TEMEL DEĞERLER ve/||/<>/< TEMEL ÇELİŞKİLER

- KURUCU ŞİDDET ile/ve/<> KORUYUCU ŞİDDET

- SONA BAKMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< YOLA BAKMAK

- "YANLIŞLARA AĞIT YAKMAK" ile/değil/yerine/>< DOĞRULARI İNŞÂ ETMEK

- İZLEMEK ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< EYLEMEK

- PARAYI, MEZARA GÖTÜREN >< PARANIN, MEZARA GÖTÜRDÜĞÜ
( Yoktur. >< Çoktur. )

- ÇOK KİŞİYLE ile/ve/||/<> AZ KİŞİYLE ile/ve/||/<> TEK BAŞINA
( Konuş. İLE/VE/||/<> Düşün. İLE/VE/||/<> Karar al. )

- ALDANAN ya da ALDATAN ile/ve/||/<> HEM ALDANAN, HEM ALDATAN
( Hayvan. İLE/VE/||/<> İnsan. )

- DÖNÜŞÜM ile/ve/||/<>/> "SIÇRAMA"

- CEMİYETÇİ BAKIŞ/ANLAYIŞ ile/ve/<> STRATEJİK BAKIŞ/ANLAYIŞ ile/ve/<> FARKLI BAKIŞ/ANLAYIŞ

- VAROLAN ile/ve/<> OLANAKLI ile/ve/<> OLASILIKLI

- MÜLK değil/yerine ŞİRKET

- SAMİMİYETİN BELİRTİSİ ve/||/<> DÜRÜSTLÜĞÜN İFADESİ
( Gözler. VE/||/<> Sözler. )

- İKTİZÂ[< KAZÂ] ile/ve/<> İKTİFÂ[< KİFÂYET]
( Gerekli olma, gerekme. İLE/VE/<> Yetinme. | Kanma. )

- İRCÂ ile İLCÂ
( Dönmek. İLE Zorlama, zorunda bırakma. )

- İLLET ile İLLET
( Sayrılık. | Sayrılık derecesine varan alışkanlık. | Bozukluk. | Kızdıran, sinirlendiren şey ya da kişi. İLE Neden. )

- İLTİMAS ile İLTİZAM
( Haksız yere, yasa ve kurallara uymaksızın kayırma, arka çıkma. | Birine, herhangi bir konuda öncelik ve ayrıcalık tanıma. İLE Kayırma, bir tarafı tutma. | Gerekli bulma. | Kesenek. )

- İMTİNA ile İMTİSAL
( Kaçınma, sakınma, çekinme. İLE Bir örneğe göre davranma, uyma, benzemeye çalışma. | Alınan buyruğa tümüyle uyma. )

- ZANN[Ar.] ile/= GÜMÂN[Fars.]

- HAKİKATE YOL ile/ve/<> HAKİKATTE YOL
( Vardır. İLE/VE/<> Yoktur. )

- BİREŞİM/TEVHİD ile/ve/||/<> CÖMERTLİK/SELEK

- BİREŞİM/TEVHİD ve/||/<>/>/< KENDİNDEN RÂZI OLMAK

- BİREŞİM(TEVHİD) ve/||/<>/>/< KUŞKUDAN KURTULMAK

- İNSAN:
KÂR VAROLANI
ile/değil/yerine DEĞERLER VAROLANI

- DERLEYİP TOPARLAMA ile/ve/<> ANIMSATMA

- TOPLUMU:
"DÜZENLEME"
ile/ve/değil/yerine DAVET

- ADÂLET:
SEVGİ
ve/||/<> DÜŞÜNCE

- FELSEFE:
ELEŞTİREL
ile/ve/<> YARATICI ile/ve/<> ETKİN

- İNHA[Ar.] ile YÖNERGE
( Resmi bir göreve atama ya da bir üst aşama için yazılan yazı. İLE ... )

- İNTIBÂ[< TAB] ile İNTİBÂH ile İNTIBÂH
( Basılma, matbû olma. | Zihinde iz bırakma. | İzlenim. İLE Uyanma, uyanış. İLE Pişme. )

- İNTAÇ ile İNTİHA
( Bir işi sonuçlandırma, sona erdirme, bitirme. İLE Son, sona erme, sonu gelme. )

- ÖĞRETEN ile/ve/||/<>/> ÜRETEN

- KAPSAM ile İSTİAP
( ... İLE İçine alma, içine sığdırma. )

- İSTİFSAR ile/değil/yerine/<> SORGULAMA
( Bir şeyin açıklanmasını, aydınlığa kavuşmasını isteme, anlamaya çalışma, sorma. İLE ... )

- İSTİHRAÇ ile İSTİHSAL ile İSTİNTAÇ
( Anlam, sonuç çıkarma/çıkarsama. İLE Çıkarma, elde etme. | Üretim, üretme. İLE Sonuç çıkarma. | Bir büyük önermeden küçüğe ve sonurguya, yasalardan olaylara, nedenden sonuca giderek sonuç çıkarma. )

- DURUŞMA ile/ve/||/<> İSTİNABE
( ... İLE/VE/||/<> Davanın görülmekte olduğu mahkemeye gönderilmek için başka bir yerde bulunan bir tanığın, oradaki mahkemece ifadesinin alınması. )

- MAHKEME ile/ve/<> İSTİNAF (MAHKEMESİ)
( ... İLE/VE/<> Mahkemenin verdiği kararı kabul etmeyerek, bir kararı, istinaf mahkemesine götürme. | [eskiden] [MAHKEMESİ]: İlk derecedeki mahkemelerle Yargıtay arasında yer alan mahkeme. )

- İSTİFSAR ile/ve/<> İSTİNTAK
( Bir şeyin açıklanmasını, aydınlığa kavuşmasını isteme, anlamaya çalışma, sorma. İLE/VE/<> Sorgu. | Sorguya çekme. )

- İSTİRDAT değil/yerine/= KURTARMA, GERİ ALMA

- İSTİRHÂM[< RUHM] değil/yerine/= YALVARMA

- İSTİZAN[Ar.] değil/yerine/= YETKİ/İZİN İSTEME

- BİLDİRİM ile İŞAR[Ar.]
( ... İLE Yazı ile bildirme. )

- İTFA[Ar.] ile/değil/yerine BORÇ ÖDEME
( ... İLE Söndürme. | Sönüm. | Bir borcu, azar azar ödeyerek kapatma, sönüm. )

- İTMİNAN değil/yerine/= İNANMA, GÜVENME

- JÜRİ[Fr. < İng.] değil/yerine/= KURUL
( Seçiciler kurulu, seçici kurul. | Yargıcılar kurulu. )

- KENDİNİ GELİŞTİRMEK ve/||/<>/> KUŞAĞINI YETİŞTİRMEK
( Bugün. VE/||/<>/> Yarın. )

- SEVGİ ve/||/<>/>/< ÖZÜNE YOLCULUK

- ÇALIŞMA ile/ve/değil ARINMA

- İLİŞKİLENDİRMEK ile/ve/değil/yerine/<>/> AN'A GETİRMEK

- TÖVBE ile/ve/<> BAĞIŞ

- BAZI ŞEYLERİ:
ÇIRPINARAK SİLMEK
değil/yerine BİR ÇIRPIDA SİLMEK

- AÇIK ARTIRMA ile/ve/<> AÇIK EKSİLTME

- HİKMET ve/||/<> İTİDAL

- DERTSİZ İNSAN ile/ve/<> AŞSIZ İNSAN
( İnsan değil. [Bunu anlayın!] İLE/VE/<> Hayvan cinsi. [Bunu dinleyin!] )

- AİT OLMA ve/||/<>/>/< SORUMLULUK

- NİTELİKLİ/KAPSAMLI YANIT ve/||/<>/>/< NİTELİKLİ SORU

- ENCÂM[Ar.] ile/ve/<>/> SERENCÂM[Fars.]
( Son, nihayet. İLE/VE/<>/> Bir işin sonu. | Başına gelen. | Olay/vak'a. )

- YASAMA SORUMSUZLUĞU ile/ve/<> YASAMA DOKUNULMAZLIĞI

- EZBER ile/ve/||/<> TAKLİT

- BİLEMEK ile "KESKİNLEŞTİRMEK"
( KILAĞI/ZAĞ: Taş üzerinde bilenen bir kesici aracın, keskin yüzüne yapışan ve aracın iyi kesebilmesi için yağlanmış yumuşak taşla kaldırılması gereken çok ince çelik parçaları. )

- YEĞİN ile YEĞNİ
( Zorlu, katı, şiddetli. | [mecaz] Baskın, üstün. İLE Ağır olmayan, hafif. | Ciddi olmayan. )

- VEDÂ ile/ve/değil/||/<>/< VEFÂ

- AYAĞA KALKMA/KIYAM ve/||/<>/> UYANMA/UYANIKLIK/YAKAZA ve/||/<>/> YÜRÜYÜŞ/SEYR

- ÇOCUĞA, "GELECEK HAZIRLAMAK" değil ÇOCUĞU, GELECEĞE HAZIRLAMAK

- "BUNU ALDIM" <>/||/>/< "BUNALDIM" değil/yerine
YANLIŞIMIN/YANILSAMAMIN/OYUNUN FARKINDAYIM


- ŞAH değil/yerine/></< AH
( Mazlumun "AH"ı; indirir, "ŞAH"ı. )

- AYRILIK/BOZUŞMA değil/yerine/>< BİRLİK
( Ölümdür/memattır. DEĞİL/YERİNE/>< Yaşamdır/hayattır. )

- ETRAFINDA:
"ÇOK KİŞİ"
değil/yerine (SADECE) İNSAN/ADAM

- CEP TELEFONU:
"YAKINLAŞTIRICI"
ile/ve/||/<>/>< UZAKLAŞTIRICI
( Uzaktakileri, size. İLE/VE/||/<>/>< Sizi, yanınızdakilerden. )

- LÂLE ile LÂLEAĞACI
( Zambakgillerden, yaprakları uzun ve mızraksı, çiçekleri kadeh biçiminde, türlü renkte, bir süs bitkisi. | Meyve koparmak için ucuna üçlü ya da dörtlü bir çatal geçirilmiş sırık. | [tarih] Ağır hapis mahkûmlarının boynuna geçirilen demir halka. İLE Manolyagillerden, anayurdu Güney Amerika olan, çiçekleri laleye benzeyen bir süs ağacı. )

- VAR OLMAK ile/ve/||/<>/> İNSAN OLMAK
( Doğada. İLE/VE/||/<>/> Ancak, başka bir insan ile. )

- DOĞA:
"MİRAS" (ATALARDAN)
değil ÖDÜNÇ (ÇOCUKLARIMIZDAN)

- İLKLER ve/<>/> İZLER

- Leh ile/değil LEH[Ar.]
( Polonya halkından olan kişi. İLE Onun için, onun tarafına, ondan yana. | Bir şeyden ya da birinden yana olma. | Yarar. )

- LOBİ değil/yerine/= DALAN
( Bir yapının kapısından içeri girildiğinde görülen ilk boşluk. | Otel, tiyatro gibi yerlerde, girişe yakın, geniş yer. | Bazı çıkar gruplarının temsilcilerinden oluşan topluluk. )

- "SORMAK":
[ya] "MERAKTAN"
ile/ve/||/<>/ya da "ÖYLESİNE"

- GREV ile/<>/>< LOKAVT[İng.]
( ... İLE/<>/>< İşverenin, işçileri, topluca işten uzaklaştırma ya da işten çıkarma kararı. )

- YANINDA OLABİLEN ile/ve/değil/||/<>/> YARIN'DA OLABİLEN

- EYLE! ve/||/<> GÖSTER! ve/||/<> KANITLA!
( Konuşmak yerine. VE/||/<> Söylemek yerine. VE/||/<> Söz vermek yerine. )
( Instead of talk! AND/||/<> Instead of say! AND/||/<> Instead of promise! )

- İYİLER:
KAYBETMEZ
<>/>/ne yazık ki KAYBEDİLİR

- BİR KİŞİYİ:
"KÜÇÜMSEK"
ile/ve/değil/||/<>/>< "BÜYÜK GÖRMEK"
( Ahlâksızlıktır. İLE/VE/DEĞİL/>< Bilgisizliktir. )
( Akılsızlık. İLE/VE/DEĞİL/||/<>/>< Korkaklık. )

- ADÂLET HEYKELİNİN GÖZLERİNİN KAPALILIĞI:
NAMUSSUZLARA GÖZ YUMMAK İÇİN
değil ÂDİL OLMAK İÇİN

- KAYITSIZLIK ile/ve/||/<>/>/< ATÂLET

- [ne yazık ki] "FORMÜL" ile/ve/<> "SLOGAN"
( [ne yazık ki] İlkesizlerin aradıkları/başvurdukları. İLE/VE/<> Düşün(e)meyenlerin aradıkları/başvurdukları. )

- ZORUNLULUK ile/değil/yerine/||/<>/>/>< SAMİMİYET

- BERÂT-I CİBÂYET ile BERÂT GECESİ ile BERÂT-I HÜMÂYÛN ile BERÂT-I TERHÂNÎ
( Vergi, resim ve icâre gibi, hazineye ya da vakfa ait paraları toplama yetkisini veren belge/vesîka. İLE Hz. Muhammed'e, peygamberliğinin bildirildiği, Şaban ayının beşinci gecesi. İLE Sultanlara özel ferman. İLE Gördüğü büyük bir hizmet karşılğı olarak vergiden muaf tutulması hakkında sultan tarafından verilen ferman. )

- BERÂET ile/ve/<> BERÂET-İ ZİMMET
( Bir dâvâ sonucunda, temiz ve ilişkisiz çıkma, aklık, arılık, aklanma. İLE/VE/<> Zimmetinde bir şey olmayış, aklık. )

- EVRENSEL/LİK ile/ve/değil/yerine/||/<> KALICI/LIK

- FAHİŞ[Ar.] değil/>< NARH[Fars.]
( Ölçüyü aşan, aşırı, çok fazla. | Ahlâka ve törelere uygun olmayan. DEĞİL/>< Tüketiciyi korumak amacıyla, özellikle zorunlu gereksinme maddeleri için devletçe saptanan fiyat. )

- NASFET/NISFET[Ar.] değil/yerine/= HAK VE ADÂLETE UYGUNLUK

- NASIP[Ar.] değil/yerine/= ATAMA

- NASIP ile NASİP
( Atama. İLE Birinin payına düşen şey. | Birinin elde edebildiği, sahip olabildiği şey. | Kısmet, talih, baht. | Günlük kazanç. )

- HİZMET ile/ve/||/<> İZZET
( ... İLE/VE/||/<> Büyüklük, yücelik, ululuk. )

- TELVİN ve/> TEMKİN

- NÂDÂN[Fars.] değil/yerine/>< DÂNÂ[Fars.]
( Bilmez. | Nobran, kaba, terbiyesi kıt. | Kendini beğenmiş, kibirli. >< Bilen, bilici, bilgiç. )

- TAMAMLAMAK ile/ve/<> BÜTÜNLEMEK

- DÜŞÜNME ile/ve/||/<>/>/< DUYUMSAMA

- KANDIRMA ile/ve/değil/yerine/<> İKNA

- ZEKÂ ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< EMEK

- AZALT ve/değil/yerine/||/<>/>/< BIRAK ve/değil/yerine/||/<>/>/< ÇOĞALT
( Yediğin yemeği...
Yemeğin tuzunu...
İçtiğinin şekerini...
Satın alacağın eşyaları...
Harcadığın parayı...
Boşa geçen zamanı...
Gözyaşlarını...
Kafaya taktıklarını...
Televizyon ve bilgisayar/internet başında harcadığın zamanı.
Telefonla uğraştığın süreyi...
İnsanlardan beklentini...

VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>/<

Hız yapmayı...
Şikâyet etmeyi...
Çekingenliği...
Rezil olma korkusunu...
Alaycılığı...
Sabırsızlığı...
Çocuğuna taparlığı...
Mazeret üretmeyi...
Başkaları için yaşamayı...
"Yapamam" "düşüncesini"...
Olumsuz düşünmeyi...
Olumsuz söz(cük)leri...
Surat asmayı...
Önyargıyı...
Herkesi eleştirmeyi...
Herkesi düzeltmeye çalışmayı...

VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>/<

Özen göstermeyi...
Saygı göstermeyi...
Sevmeyi...
Selâm vermeyi...
Gülümsemeyi... :)
Olumlu düşünmeyi...
Vermeyi...
Sabrını...
Şükretmeyi...
Teşekkür etmeyi...
Su içme miktarını...
Çocuklarla zaman geçirmeyi...
Özür dilemeyi...
Mazur görmeyi...
Alttan almayı...
İstikrarını...
Hayal kurmayı...
Ayırmayı...
Yalınlaştırmayı...
Ara çözümleri...
Güzel söz söylemeyi...
Kitap ve sözlük okumayı... )

- BİLMEK ve/||/<>/>< MESAFE

- MUHDES ve/||/<> MANZUM ve/||/<> MALÛL ve/||/<> MAKÛL ve/||/<> MAHDUT ve/||/<> MÜSPET

- USÛL:
İLKE
ve/||/<> YÖNTEM

- TÜMELLİK ve/||/<> ÖZSELLİK

- BİLGİ ve/||/<>/>/< NEDEN

- VAR ve/||/<> VAR'IN BİLGİSİ ve/||/<> VAR'IN PAYLAŞILABİLİRLİĞİ
( Vardır. VE/||/<>/> Bilinebilir. VE/||/<>/> Her zaman, zemin ve koşulda. )

- BİLMEK ve/<>/> AKIBET/SON
( Yeterli ve yetkin bilgiyle. VE/<>/> Değiştirilebilir. )

- MEVCÛD ve/||/<>/> İCÂD
( Varolanlar olmadan, türetme[/icâd] olmaz. )

- "ÇERÇEVE" ile/ve/||/<> KAPSAM

- MUHÂLİF[Ar.] değil/yerine/= KARŞICIL

- RAPOR[İng.] değil/yerine/= YAZANAK
( Herhangi bir işte, bir konuda yapılan inceleme, araştırma sonucunu, düşünceleri ya da saptamaları bildiren yazı. )

- HÂKİM ile/ve/değil/yerine/||/<>/< BİLİRKİŞİ
( Yöntemi/usûlü bilir ve süreci takip etmekle görevli ve yetkilidir. Esasa dayalı bilgi, belge ve kanıtlara dayanarak son kararı belirler. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Esası, içeriği[konuyu, alanı ve terimlerini] (daha) iyi/geniş/derin bilir ve/veya belirler.[Bazı/çoğu davada, hâkimin değil/yerine bilirkişilerin ortak görüşleri ve uzlaşımsal kararı önceliklidir ya da dikkate alınmalıdır.] )

- MİSYON[İng. < MISSION] değil/yerine/= EREK, BEKLENTİ, GENİŞ SORUMLULUK

- MİTİNG[İng.] değil/yerine/= TOPLANTI
( Gösteri amacıyla ya da bir olaya dikkati çekmek için, genellikle açık yerlerde yapılan, herkesin katılabileceği toplantı. )

- MUHASEBE/Cİ, MUHASİP değil/yerine/= SAYMAN/LIK

- TÂCİZ değil/yerine/= USANDIRI, USANÇ

- VİZYON[İng. VISION] değil/yerine/= GÖRÜŞ, GENİŞ ÖNGÖRÜ

- SAVAŞ ya da KORSANLIK değil/yerine/>< TİCARET

- CAYDIRMA ile/ve/||/<>/> ZORLAŞTIRMA ile/ve/||/<>/> YASAKLAMA

- [hem, ne] ENGEL ile/ve/değil/yerine/hem de/ne de/||/<>/> KAYNAK
( [hem, ne] Kendimizden başka yoktur. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/HEM DE/NE DE/||/<>/> Kendimizden başka yoktur. )

- "ÜSTÜNLÜĞÜN", "TÜZESİ" değil/>< TÜZENİN, ÜSTÜNLÜĞÜ
( Sakın Ha! - Sami Selçuk )

- İMAN ve/||/<>/< ÖZGÜVEN

- BÖBÜRLENME değil/yerine/>< İNSAN(IN) DEĞERİ(Nİ) BİLMEK

- İMAN ve/||/<> EF'AL ve/||/<> İTMİNÂN

- ÂN ve/||/<>/> CÂN ve/||/<>/> CANÂN ve/||/<>/> CİHÂN

- İDRAK ve/=/||/<>/>/< İTİBÂR

- ASLÎ UNSURLAR ile/ve/||/<> KÜLLÎ KAİDELER

- MAKSAT ve/||/<>/> ANLAM

- MAKSAT ile/ve/||/<>/> HÜKÜM

- AYRINCA ile/değil/yerine ÖNCÜL

- BELİRLİ BİR:
SÜREYLE
ile/ve/||/<>/>/< SIRAYLA

- KİŞİYE GÖRE RENK DEĞİŞTİRMEK ile/değil/>< KİŞİLİĞİNİN, RENKLİ OLMASI

- EDEPSİZLERE SUSMAK değil EDEBEN SUSABİLMEK

- NEZÂFET ile/ve/||/<> NEZÂHET[< NEZH] ile/ve/||/<> NEZÂKET[Farsça NÂZİK'ten, Arapça kalıbına yakıştırılarak]
( Temizlik, paklık. İLE/VE/||/<> Ahlâk temizliği. | İncelik. İLE/VE/||/<> Kişilere saygılı ve incelikle davranma. )

- NEZÂHET[< NEZH] ve/||/<> RİKKAT
( Ahlâk temizliği. | İncelik. VE/||/<> İncelik. | Merhamet, acıma. )

- ÇOĞUNLUK ile/değil/yerine/<> YETERSAYI

- NOTA[İt.] ile NOTA[İt.]
( Bir müzik sesini belirtmeye yarayan im. İLE Bir ülkenin, başka bir ülkeye ya da elçisine yaptığı bildiri. )

- TÜZENİN(HUKUKUN):
ÜSTÜNLÜĞÜ
ve/||/<> KORUYUCULUĞU
( Kuşkunun bulunduğu durumlarda, haktan yararlanma durum ve yeteneğini genişletmeyle gerçekleşir. )

- DİN DERSİ ile/ve/||/<> DÜN DERSİ

- HAYIR İŞ(LER)İ ile/ve/değil/||/<> ADÂLET

- YOĞUNLAŞ(TIR)MA ve/<>/> DAVET

- ONUR ve/||/<>/>/< FARKINDALIK

- CAN ve/||/<>/>/< KAN

- HEDİYE ile ÖRTÜLÜ RÜŞVET

- !ZULM ile/ve/değil/yerine/<>/< CEBR

- ORTAM ile/ve/||/<> KOŞULLAR

- ÖZEN ve/||/<> ONAT
( ... VE/||/<> Özenli, düzgün. | Yararlı. | Dürüst, iyi ahlâklı. )

- ONMAK/ONAR ile/ve/||/<> ONAMAK
( Daha iyi bir duruma girmek, salah bulmak. | Eksiği kalmayıp gönül ferahlığına ermek, mutlu olmak. | Sayrılıktan, dertten kurtulmak, şifa bulmak, felâh bulmak, iflâh olmak. İLE Uygun bulma. )
( ONMAZ: İyilişme olanağı bulunmayan. )

- ORDİNO[İt.] değil/yerine/= BUYURGA/EMİR
( Bir poliçenin arkasına yazılan havale emri. | Tüccarın malını gümrükten çekebilmesi için gemi şirketinden, yük konşimentosuna karşılık verilen havale. | Denizcilik işletmelerinde, gemi adamlarını, gemilere atama belgesi. )

- ŞİRKETLER, HİZMETLERİNDE:
UCUZ İSE
ile/ya da/<> HIZLI İSE ile/ya da/<> NİTELİKLİ İSE
( Niteliksiz ve hızlıdır. İLE/YA DA/<> Ucuz ve niteliksizdir. İLE/YA DA/<> Pahalı ve yavaştır. )
( Dünyada, hiçbir şirket, bir işi, hem ucuz, hem hızlı, hem de nitelikli yapamaz. )

- [bazen] [ya/hem]
"KAZANÇ"/"KÂR"
ile/ve/değil/yerine/bazen/hem de/ya da/||/<>
DENEYİM/ÖĞRENME/YARAR

( "Hep mi ben kazanacağım/"kazanmalıyım"?",
Sadece benim mi yolum sürekli açık olacak/"olmalı"?
[eksik/fazla/özensiz] Yapmasam da olmaz mı?
[eksik/fazla/özensiz] Söylemesem/konuşmasam da olmaz mı? )

- İKÂME ETME değil/yerine/= ORNATMA
( Bir türün yerine onun değişik bir biçiminin geçmesi. | [kimya] Molekülün geri kalan bölümünde değişikliğe yol açmadan, bir atom ya da bir kök yerine bir başka atom ya da kökün geçmesi. | [mat.] Bir cebirsel ifadenin yerine bir başkasını koyma işlemi. )

- OTARŞİ/OTOKRASİ[Yun. AUTOS: Kendi. | KRATOS: Erk.] ile/değil/yerine/>< OTARSİ[Fr. < Yun.]
( Hükümdarın, tüm siyasal erki elinde bulundurduğu yönetim biçimi. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Ekonomik alanda, kendi kendine yeterli olmaya yönelen bir ülkenin yönetim biçimi. )

- OTONOM/İ[Fr. < Yun. ATUOS: Kendi, öz. | NOMOS: Yasa.] değil/yerine/= ÖZERK/LİK

- OTURUM ile OTURUŞ
( Bir meclis ya da kurulun, çözümlenmesi ve/veya çözülmesi gereken sorunları görüşüp tartışmak üzere yaptığı toplantı, celse. | Yasama meclislerinin birleşimlerinden her biri. İLE Oturma eylemi ya da biçimi. )

- HEMFİKİR değil/yerine/= OYDAŞ

- MEHL/MEHİL[Ar.] değil/yerine/= ÖNEL
( Bir işin tamamlanması için tanınan ek süre. | İş sözleşmesine göre, işçinin, işten çıkarılması durumunda tanınan süre. )

- HAS/MAHSUS[Ar.] değil/yerine/= ÖZE/ÖZGÜ
( Bir cinste ya da bireyde bulunan, aynı cinsten başka hiçbir türde ya da bireyde rastlanılmayan. )

- ANLA! ve/||/<>/> TAMAMLA!

- BAŞARI ve/<>/< ÇABA

- (")AYAKTA DURACAK DURUMUNUN OLMAMASI(") ile/ve/||/<>/< YAŞAMDA DURACAK NEDENLERİNİN OLMASI

- ZİHNİN: "KÖLESİ OLMAK" değil/yerine/>< USTASI OLMAK

- YÜKSEKLİK KORKUSU ile/değil/yerine ALÇAKLIK KORKUSU

- UYGUNLUK ile/ve/<>/>< ENGEL

- "NEDEN OLMA" ile/ve/değil/yerine/||/<> "ZEMİN HAZIRLAMA"

- VELÂYET ile/ve/||/<> HIDÂNE HAKKI

- BOŞANMA İSTEĞİ ile/ve/<> KARŞILIKLI BOŞANMA İSTEĞİ

- MUHÂLAA ile MUHÂLÂT
( Kadının, kocasına, biraz mal vererek, birbirlerinden resmen ayrılmaları. | Karşılıklı boşanma isteği, kararı ve rızâsı. İLE Olanaksız, olmaz, olmayacak şeyler. )

- ÖNERİ ile/ve/||/<> "YOL GÖSTERMEK"

- GEÇERLİLİK ile/ve/<> BAĞLAYICILIK

- LÜTÛF ile/ve/||/<> SIR

- FAKİR OLUP DA SABRETMEK ile/ve/<> ZENGİN OLUP DA ŞÜKRETMEK
( İkisi de "pek kolay değil" diye "görülse/zannedilse" de asıl olan, her koşulda ve özellikle de uclarda ve uçurumlarda, yani maddî fakirlik ve zenginlikte, sabır göstermek ve şükrü edâ etmektir. )

- [hem] İBÂDET ile/ve/hem de/ya da/||/<> NEDÂMET

- LİYÂKÂT ve/||/<> İSTİHKAK

- NÂMÛS[Ar.] ile/değil/<> NOMOS[Yun.]
( Yasa. | Ar, edep, hayâ, ırz. | Temizlik, doğruluk. | Allah'a yakın olan büyük melek. | Esrâr sahibi. | Sinek. | Derinden gelen ses. İLE/DEĞİL/<> Yasa. )

- DOĞRUYU BİLMEK/BULMAK:
...'DAN DOLAYI
ile/ve/değil/yerine/||/<> ...'YA KARŞIN

- PAKT[Fr.] değil/yerine/= ANTLAŞMA

- ORUÇ ile/ve/||/<> DİRENÇ/İHTİYÂR[< HAYIR]

- ADÂLET ve/||/<>/> HUZUR
( Gücün haklı olduğu yerde bekleme! VE/||/<>/> Güce tapan insanların olduğu yerde bekleme! )

- GEREKSİNİMLER:
ZARÛRÎ
ile/ve/||/<>/> HÂCÎ ile/ve/||/<>/> KEMÂLÎ
( Yaşamak için gerekli olan beslenme ve güvenlikle ilgili gereksinimler. İLE/VE/||/<>/> Zorunlu olmayan, ama varoluşu, insanı rahatlatan unsurlara duyulan gereksinimler. İLE/VE/||/<>/> İnsanların kaygılarını ve estetik beklentilerini karşılayan gereksinimler. )

- YETKE ile/değil/yerine/>/>< ÖZERKLİK
( )

- SUÇ ile UFAK SUÇ(ZELLE[Ar.])
( ... İLE Sürçüp kayma. | Yanılma, yanlış. | Ufak suç. )

- PARAVAN[Fr] değil/yerine/= PERDE
( Menteşelerle birbirine bağlı birkaç parçadan oluşan ve yapılarda, bazı bölümleri ayırmakta kullanılan, katlanır, taşınır, çerçeveli perde. | Adından, yetkisinden, gücünden, kendine belirli etmeden yararlanılan kişi/kuruluş. )

- PARKUR[Fr.] ile/ve/||/<> KULVAR[Fr.]
( Bisiklet, atletizm gibi bazı yarış ve koşularda, yarışmaların yapıldığı yol. İLE/VE/||/<> Bazı yarışlarda, koşucunun koştuğu ya da yüzücünün yüzdüğü yarış aralığı/şeridi. )

- BİR ...:
SÖZCÜK
ve/||/<> DUYGU ve/||/<> İNSAN
( Kararı/nı değiştirebilir. VE/||/<> Yaşamı/nı değiştirebilir. VE/||/<> Seni/insanı değiştirebilir. )

- KASIT ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< DAYANAKÇA

- BAŞKAN ile/ve/||/<> DANIŞMAN ile/ve/||/<> MUHTAR
( Dernek, vakıf, parti, enstitü, belediye, spor kulübü vb. gibi, "başkanlık" konumu ile sürdürülen kurum ve kuruluşlarda, "Başkan" olarak görev yapan kişinin, öteki yönetim kurulu üyelerinden hiçbir farkı, önceliği ya da üstünlüğü yoktur ve de ol(a)maz! Sadece, üstlenmiş olduğu geçici görevinde, biraz daha sorumluluk ve çok büyük bir fark ya da ayrıcalık oluşturmayacak bazı küçük ama önemli yetkileri bulunmaktadır. Bu, sınırsız ve sonsuz olmayan "yetkilerini" de, öncelikle ve tamamen, kurumun/kuruluşun ve yönetim kurulunun ne yapacakları değil ne gibi yanlışlıkların, eksikliklerin kalmaması, sorunların daha az çıkması yönünde, bilgi ve deneyim artılarını, kurum/kuruluş ve topluma sunacağı hizmeti amacıyla kullanmak durumundadır. Söz ya da karar verme makamı diye bir üstünlüğü de söz konusu değildir. Ortak alınmış/alınacak olan uygulama, yürütme kararlarında, oy fazlalığının bulunması, kişisel isteği ya da çıkarları yönünde değil sadece toplumun ortak çıkarları yönünde kullanılmak üzere, biraz daha fazla olan bilgi ve deneyimiyle, olası yanlış karar ve uygulamalara engel olabilmesi içindir. Dolayısıyla, bir şeyleri kendilerine sormak ya da izin istemek gibi bir üstünlükleri de söz konusu değildir. Fakat ne yazık ki, "Aman, işimiz ve aramız bozulmasın" kaygısıyla, kişiler, olması ve yapılması gereken süreçlerde sessiz kalırlar ve bu da başkanlık görevinde bulunan kişinin yetkilerini aşmasına, kötüye kullanmasına ve bu yanlışlara göz yumulmasına kadar gitmektedir. Bu tıkanıklığın giderilmesi için de başta yönetim ve yürütme kurulu olmak üzere tüm üyelerin ve vatandaşların, kişi değil kavram, kurum ve hizmet esaslı bir çalışma sürecinde olunduğunu anımsaması gerekmektedir.

İLE/VE/||/<>

Kişi, kurum ve kuruluşlara hizmet etmekte olan danışmanlar, kendilerine danıştıkları konuların uygulayıcısı durumunda değillerdir ve bu durumda bırakılamazlar. Olası uygulamalardaki girilmeyecek, sapılmayacak yönleri ve yolları işaret etmekle görevlilerdir. Ne yapılması hakkında bilgi, deneyim aktarımında bulunurlar fakat önerdikleri alanda daha fazla bilgili diye işi ya da süreci danışmana bırakmak gibi bir tutum ya da beklenti sergilenemez.

İLE/VE/||/<>

Halk tarafından seçilerek ve belirli bir dönem, koşul, sorumluluk, yetki ve görevlerle sınırlı kalmak üzere, yaşanılan bölgenin ilk yönetimsel yetkilisi olarak, bölgedeki ne yapılacaklarla değil ne yapılmayacaklarla, neyin, ne kadar süre ve koşulda, eksik ya da sorunlu kalmamasını sağlamak üzere, ihtiyâr heyeti desteği ile işbirliğinde bulunan kişidir. "Muhtar" sözcüğü, "Hayır!" kökünden gelerek, kendi ya da yakın çevresinin irâdesiyle değil ne yapılmayacağının ya da engel olunacağının bilgisine sahip olan kişi, ihtiyârını devrede tutan kişi anlamına gelmektedir. Fiziksel olarak yapılması gereken işlerde de belediye başkanını, güvenlik amacıyla da vali, kaymakam, polis, jandarma gibi ilgili kurum ve yetkililerle daha yakın ve doğrudan ilişki içinde olma görevindelerdir. Kaymakam ve valilerden daha alt bir yetki ve konumda olsalar da, belediye başkanından sonra değil önce gelirler. )

- "ISITILAN KURBAĞA" ÖYKÜSÜ değil/yerine "SARI ÖKÜZ" ÖYKÜSÜ
( ... DEĞİL/YERİNE Otlakların birinde bir öküz sürüsü yaşarmış. Çevredeki aslan sürüsünün de gözü öküzlerdeymiş. Ancak, öküzler saldırı anında bir araya geldiği zaman, aslanların yapılacak bir şeyi kalmazmış. Bu yüzden küçük hayvanlarla beslenmek zorunda kalan aslanlar, iyi beslenememeye başlayınca bir çare düşünmüşler. Topal aslan yanına bir iki aslanı da alarak, beyaz bayrak çekmiş ve öküz sürüsüne yanaşmış.

"SUÇ, HEP O SARI ÖKÜZ'DE..."

Öküzlerin önderi Boz Öküz ve yanındakilere tatlı dille konuşmaya başlamış:
"Saygıdeğer öküz efendiler. Bugün buraya sizden özür dilemeye geldik. Biliyorum. Bugüne kadar size zarar verdik. Ama inanın ki, bunların hiçbirini isteyerek yapmadık. Tüm suç hep o Sarı Öküz''de. Onun rengi sizinkilerden farklı ve bizim de gözümüzü kamaştırıyor, aklımızı başımızdan alıyor. Biz de barışseverliğimizi unutuyor ve saldırganlaşıyoruz. Sizle bir sorunumuz yok. Verin onu bize, siz kurtulun, yine barış içinde yaşayalım."

Boz Öküz ve heyeti, bu sözler üzerine, aralarında tartışmış ve teklifi haklı bularak, Sarı Öküz'ü vermişler aslanlara. Bir tek, Benekli Öküz karşı çıkmış ama kimseye derdini anlatamamış.

"AFERİN! SİZİ KUTLARIZ!"

Bir süre sonra, aslanlar yine aynı yöntemle gelip, bu kez Uzun Kuyruk'u istemişler:
"Gördünüz mü ne kadar barış severiz. Sizi de kararınızdan dolayı kutlarız. Ancak, şu sizin Uzun Kuyruk var ya, kuyruğunu salladıkça nereden baksak görünüyor ve aklımızı başımızdan alıyor. Size saldırmamak için kendimizi zor tutuyoruz. Oysa siz normal kuyruklusunuz. Verin onu bize, bu konuyu kapatıp, barış içinde yaşamaya devam edelim."

Boz Öküz ve heyeti, Uzun Kuyruk''u teslim etmiş, yine Benekli Öküz karşı çıkmış. Uzun Kuyruk, aslanların pençesi altında can vermiş.

"NEREDE KAYBETTİK BİZ BU SAVAŞI?"

Bu olay, sürekli tekrarlanmış, her seferinde farklı bahanelerle. Sonunda, öküzler zayıflamış, aslanlar küstahlaşmış. Artık, hiçbir bahane ileri sürmeden, doğrudan müdahale ederek, "Verin bize şunu, yoksa karışmayız" demeye başlamışlar. Birer birer aslanların pençesinde can verirken, Boz Öküz ve birkaç öküz kalmış geride. İçlerinden biri, önderlerine, "Ne oldu bize? Nerede kaybettik biz bu savaşı? Oysa, zamanında ne kadar da güçlüydük" diye sormuş.

Boz Öküz, Benekli Öküz'ün sözlerini anımsayarak, gözleri nemli... "Biz, Sarı Öküz'ü verdiğimiz gün kaybettik bu savaşı..." )

- TAHİR ile/ve/||/<> TEZKİYE

- AÇIK SEÇİK = CLEAR-CUT, CLEAR AND DISTINCT[İng.] = CLAIR(E) ET DISTINCT(E)[Fr.] = KLAR/DISTINCTEKLARE UND DEUTLICH(E)[Alm.] = CHIARO E DISTINTO[İt.] = CLARO Y DISTINTO[İsp.] = CLARUS/CLARE ET DISTINCTUS[Lat.] = SAF?S[Yun.] = VÂZIH VE MÜTEMÂYİZ[Ar., Fars.] = KLAAR EN DUIDELIJK[Felm.]

- ADÂLET = JUSTICE[İng., Fr.] = IUSTITIA[Lat.] = GERECHTIGKEIT[Alm.] = DIKAIOSYNE[Yun.] = JUSTICIA[İsp.]

- ALGILAMAK = İDRAK ETMEK = PERCEIVE[İng.] = PERCEVOIR[Fr.] = ERKENNEN/WAHRNEHMEN[Alm.] = PERCIPIO[Lat.]

- ANIMSAMA = TAHATTÜR = REMINISCENCE[İng.] = RÉMINISCENCE/RAPPELER[Fr.] = ANAMNESIS/ERINNERN[Alm.] = RECORDOR[Lat.] = ANAMNESIS[Yun.]

- ANLAK = ZEKÂ = INTELLECT/INTELLIGENCE[İng.] = ENTENDEMENT/INTELLIGENCE[Fr.] = VERSTAND/INTELLIGENZ[Alm.] = INTELLECTUS/INTELLIGENITIA[Lat.] = INTELIGENCIA[İsp.]

- BİLGİLİK = KAMUS = ENCYCLOPEDIA[İng.] = ENCYLOPÉDIE[Fr.] = ENZYKLOPÄDIE[Alm.] = ENCICLOPEDIA[İsp.]

- APAÇIK/LIK = SELFEVIDENCE/SELFEVIDENT[İng.] = ÉVIDENCE/ÉVIDENT[Fr.] = OFFENKUNDIG/OFENKUNDIGKEIT[Alm.] = EVIDENZA[İt.] = EVIDENCIA[İsp.] = EVIDENTA, PERSPICUITAS[Lat.] = ANERGEIA[Yun.] = BEDEHA(T)/BEDİHÎ, BEYYİN[Ar.] = HODPEYDÂ[Fars.] = KLAARBLIJKELIJK/HEID[Felm.]

- AŞKIN/LIK = MÜTEAL = TRANSCENDENT, BEYOND[İng.] = TRANSCENDANT, AU DELÀ DE[Fr.] = TRANSZENDENT, JENSEITS/DAS JENSEITIGE[Alm.] = OLTRE[İt.] = MAS ALLA DE[İsp.] = TRANS, TRANSCENDENS, ULTRA[Lat.] = PERA(N)[Yun.] = MÂVERA/Î[Ar.] = MÂFEVK[Fars.] = BOVENGAAND[Felm.]

- BAĞLAÇ = CONJUNCTION[İng.] = CONJONCTION[Fr.] = KONJUNKTION[Alm.] = CONGIUNZIONE[İt.] = CONJUNCIÓN[İsp.] = COPULA[Lat.]

- BAŞARI = SUCCESS[İng.] = SUCCÈS[Fr.] = ERFOLG[Alm.] = SUCCESSO[İt.] = ÉXITO[İsp.]

- BELİRLE/N/ME, BELİRLENİM = DETERMINATION[İng.] = DÉTERMINATION[Fr.] = DAS BESTIMMEN[Alm.] = DETERMINAZIONE[İt.] = DETERMINACION[İsp.] = CONSTITUTIO, DEFINITIO, DETERMINATIO[Lat.] = HO HORISMOS, HE TAKSIS[Yun.] = VUCHA(T), MÂL[Ar.] = TAYÎN[Fars.] = BEPALING[Felm.]

- CESARET = ŞECÂ'AT, CESÂRET[Fars., Ar.] = COURAGE[İng., Fr.] = FORTITUDO[Lat.] = MUT[Alm.] = HË ANDREIA[Yun.] = CORRAGIO[İt.] = VALOR[İsp.] = MOED[Fel.] = MOD[Dan.] = MUJYESTVO[Rus.]

- ÇELİŞİK = MÜTENAKIZ = CONTRADICTORY[İng.] = CONTRADICTOIRE[Fr.] = KONTRADIKTORISCH, WIDERSPRECHEND[Alm.] = CONTRADICTORIUS[Lat.] = CONTRADECIR[İsp.]

- ÇÖZÜMLEME = TAHLİL[Ar.] = ANALYSIS[İng.] = ANALYSE[Fr.] = ANALYSE[Alm.] = ANALYSIS < ANALYEIN[Yun.] = ANALIZAR[İsp.]

- DAYANTI = UKNUM = HYPOSTASIS[İng.] = HYPOSTASE[Fr.] = HYPOSTASE[Alm.] = HYPOSTASIS[Yun.]

- DEĞER = MERIT[İng.] = MÉRITE[Fr.] = VERDIENST[Alm.] = MERITUS[Lat.]

- DEVRİM = İNKILÂP = REVOLUTION[İng.] = RÉVOLUTION[Fr.] = REVOLUTION UMWÄLZUNG[Alm.] = REVOLUCION[İsp.]

- DOĞRULAMAK = VERIFY[İng.] = VÉRIFIER[Fr.] = VERIFIZIEREN[Alm.]

- DUYARLILIK = HASSASİYET = SENSIBILITY[İng.] = SENSIBILITÉ[Fr.] = SENSIBILITÄT, SINNLICHKEIT[Alm.] = SENSIBILIDAD[İsp.]

- DÜZEN = NİZAM = ORDER[İng.] = ORDRE[Fr.] = ORDNUNG[Alm.] = ORDEN[İsp.] = ORDO[Lat.]

- DÜZGÜ = KAİDE, NUMUNE = NORME[İng., Fr.] = NORM[Alm.] = NORMA[Lat.]

- EKSİKSİZLİK = PERFECTION[İng., Fr.] = VOLLKOMMENHEIT[Alm.] = PERFECTIO[Lat.]

- EREK = GAYE = PURPOSE, END[İng.] = FIN[Fr.] = ZWECK[Alm.] = FINIS[Lat.] = TELOS[Yun.]

- EŞİTLİK = MÜSÂVÂT = EQUALITY[İng.] = ÉGALITÉ[Fr.] = GLEICHHEIT[Alm.] = AEQUALITAS[Lat.] = IGUALDAD[İsp.]

- EYLEME = ACT, OPERATE[İng.] = AGIR[Fr.] = HANDELN[Alm.] = AGERE[Lat.] = OBRAR[İsp.]

- GENELLEŞTİRME = TAMİM = GENERALIZATION[İng.] = GÉNÉRALISATION[Fr.] = GENERALISATION[Alm.] = GENERALIS[Lat.]

- GİZEM = SIR = MYSTERY[İng.] = MYSTÈRE[Fr.] = MYSTERIUM, GEHEIMNIS[Alm.] = MYSTERION[Yun.] = MISTERIO[İsp.]

- GİZLİ = SECRET[İng.] = SECRET[Fr.] = GEHEIM[Alm.] = SEGRETO[İt.] = SECRETO[İsp.]

- GÜVEN = CONFIDENCE[İng.] = SÉCURITÉ[Fr.] = ZUVERSICHT[Alm.] = SECURITAS[Lat.]

- HOŞGÖRÜ = MÜSAMAHA, TESAMUH = TOLERANCE[İng.] = TOLÉRANCE[Fr.] = TOLERANZ[Alm.] = TALERANTIA < TOLERARE[Lat.]

- İLKE = MEBDE, UMDE = PRINCIPLE[İng.] = PRINCIPE[Fr.] = PRINZIP, GRUNDSATZ[Alm.] = PRINCIPIUM[Lat.] = ARKHE[Yun.] = PRINCIPIO[İsp.]

- İNDİRGEME = İRCA = REDUCTION[İng.] = RÉDUCTION[Fr.] = REDUKTION[Alm.] = REDUCTIO[Lat.] = REDUCCION[İsp.]

- İSTENÇ = İRÂDE = WILL[İng.] = VOLONTÉ[Fr.] = WILLE[Alm.] = VOLUNTAS < VELLE:İSTEMEK. VOLO:İSTİYORUM[Lat.] = VOLUNTAD[İsp.]

- İYİLİKSEVERLİK = BENEVOLENCE[İng.] = BIENVEILLANCE[Fr.] = WOHLWOLLEN[Alm.] = BENEVOLENTIA[Lat.]

- İZLENİM = İNTİBA = IMPRESSION[İng., Fr.] = EINDRUCK[Alm.] = IMPRESSIO[Lat.] = IMPRESIÓN[İsp.]

- KANIT = DELİL = ARGUMENT[İng., Fr., Alm.] = ARGUMENTUM, ARGUERE[Lat.] = ARGUMENTO[İsp.]

- KANON = KANUN, KAİDE = CANON[İng., Fr., İsp.] = KANON[Alm., Yun.]

- KAYRA = İNÂYET = GRACE[İng.] = GRÂCE[Fr.] = GNADE[Alm.] = GRATIA[Lat.] = KHARIS[Yun.] = GRACIA[İsp.]

- KENDİNİ TANI = RECOGNIZE YOURSELF[İng.] = GNOTHI SEAUTONU

- KOŞULSUZ = HAMLİ = CATEGORICAL[İng.] = COTÉGORIQUE[Fr.] = KATEGORISCH[Alm.] = KATEGORIKOS[Yun.]

- KÖKTENCİLİK = CEZRİYE = RADICALISM[İng.] = RADICALISME[Fr.] = RADIKALISMUS[Alm.] = RADICALMENTE[İsp.]

- [ne yazık ki] KÖTÜMSERLİK = BEDBİNLİK = PESSIMISM[İng.] = PESSIMISME[Fr.] = PESSIMISMUS[Alm.] = PESSIMUS[Lat.]

- KURAL = KAİDE = RULE[İng.] = RÈGLE[Fr.] = REGEL[Alm.] = REGULA < REGERE[Lat.] = MANDO, REGLA[İsp.]

- KUŞKUCULUK = HİSBANİYE, REYBİYE = SCEPTICISM[İng.] = SCEPTICISME[Fr.] = SKEPTIZISMUS[Alm.] = SKEPTESTHAI[Yun.]

- MERHAMET[< RAHM] = CLEMENCY, MERCY[İng.] = CLÉMENCE[Fr.] = MILDE[Alm.] = CLEMENTIA[Lat.]
( Şefkat gösterme, acıma. | Birini esirgeme. )

- MİNNET/TARLIK = GRATITUDE, GRATEFULNESS[İng.] = RECONNAISSANCE, OUGRATITUDE[Fr.] = DANK ODER DANKBARKEIT[Alm.] = GRATIA SEU GRATITUDO[Lat.]

- OLUŞUM = TEŞEKKÜL = FORMATION[İng., Fr.] = BILDUNG[Alm.] = FORMACIÓN[İsp.]

- ÖLÇÜ = MEASURE[İng.] = MESURE[Fr.] = MAß[Alm.] = MISURA[İt.] = MEDIDA[İsp.]

- ÖLÇÜT = MISDAK, MİYAR, KISTAS = CRITERION[İng.] = CRITÉRIUM, CRITÈRE[Fr.] = KRITERIUM[Alm.] = KRITERION < KRINEIN:AYIRMA, YARGILAMA[Yun.] = CRITERIO[İsp.]

- ÖNYARGI = PEŞİN HÜKÜM, FİKR-İ BATIL, İTİKAT-I BATIL = PREJUDICE[İng.] = PRÉJUGÉ[Fr.] = VORURTEIL[Alm.] = PRAEJUDICIUM[Lat.] = PERJUICIO[İsp.]

- ÖRTÜŞME = TETABUK = COINCIDENCE[İng.] = COÏNCIDENCE[Fr.] = KOINZIDENZ[Alm.] = COINCIDENTIA[Lat.] = COINCIDIR[İsp.]

- PİŞMANLIK = REPENTANCE[İng.] = REPENTIR[Fr.] = REUE[Alm.] = POENITENTIA[Lat.]

- RASTLANTI = TESADÜF = CHANCE, HAZARD[İng.] = HASARD[Fr.] = ZUFALL[Alm.]

- SAĞDUYU = HASSE-İ SELİME = GOOD SENSE[İng.] = BON SENS[Fr.] = GESUNDER VERSTAND[Alm.]

- SAĞIN = SAHİH = EXACT[İng., Fr.] = EXAKT[Alm.] = EXIGERE[Lat.] = EXACTO/TA[İsp.]
( Doğruluk kuralına uygun olan. | Sözün, anlatılmak istenilene tam karşılık olması, tam uygun düşmesi niteliği. )

- SORMAK = ASK[İng.] = DEMANDER[Fr.] = FRAGEN[Alm.] = DOMANDARE[İt.] = PREGUNTAR[İsp.]

- SORUMLULUK = MESULİYET = RESPONSIBILITY[İng.] = RESPONSABILITÉ[Fr.] = VERANTWORTUNG[Alm.]

- SORUN = MESELE = PROBLEM[İng., Alm.] = PROBLEME[Fr.] = PROBLEMA < PRO:ÖNE. BALLEIN:ATMAK[Yun.] = PROBLEMA[İsp.]

- SÖZLEŞME = MUKÂVELE[Ar.] = CONTRACT[İng.] = CONTRAT[Fr.] = VERTRAG[Alm.] = CONTRAER[İsp.]

- SEVECENLİK = ŞEFKAT = COMPASSION[İng.] = MISÉRICORDE[Fr.] = BARMHERZIGKEIT, MITGEFÜHL[Alm.] = MISERICORDIA[Lat.]

- TANITLAMA = BURHAN = DEMONSTRATION[İng., Alm.] = DÉMONSTRATION[Fr.] = DEMONSTRATIO[Lat.] = DEMOSTRAR[İsp.]

- TASIM = KIYAS = SYLLOGISM[İng.] = SYLLOGISME[Fr.] = SYLLOGISMUS[Alm.] = SYLLOGISMOS[Yun.] = SILOGISMO[İsp.]

- TÖRE = ÖRF/ADÂT = CUSTOMS[İng.] = MOEURS[Fr.] = SITTE[Alm.] = MOS-MORES[Lat.] = ADUANA[İsp.]

- TÜZE = JUSTICE[İng.] = DROIT[Fr.] = RECHT[Alm.] = DIRITTO[İt.] = DERECHO[İsp.]

- UYUM = AHENK = HARMONY[İng.] = HARMANIE[Fr.] = HARMONIE[Alm.] = HARMONIA[Yun. Zarafet ve uyum tanrıçası.] = ARMONÍA[İsp.]

- UZLAŞIM = İTİBAR = CONVENTION[İng., Fr.] = KONVENTION[Alm.] = CONVENTIO[Lat.] = CONVENCIÓN[İsp.]

- UZLAŞIMSAL = İTİBARİ = CONVENTIONAL[İng.] = CONVENTIONNEL[Fr.] = KONVENTIONEL[Alm.]

- VARGI = NETİCE = CONSEQUENCE[İng.] = CONSÉQUENCE[Fr.] = KONSEQUENZ, FOLGERUNG[Alm.] = COMSEQUENTIA[Lat.] = CONSECUENCIA[İsp.]

- VARSAYIM = FARAZİYE = HYPOTHESIS[İng.] = HYPOTHÉSE[Fr.] = HYPOTHESE[Alm.] = SUPPOSITIO[Lat.] = HYPOTHESIS[Yun.]

- YADERKLİK = İĞTİYAR = HETERONOMY[İng.] = HÉTÉRONOMIE[Fr.] = HETERONOMIE[Alm.] = HETEROS:BAŞKASI, NOMOS:YASA[Yun.]

- YANILMA = HATA = ERROR[İng., Lat., İsp.] = ERREUR[Fr.] = IRRTUM[Alm.]

- YANLIŞ = HATALI = WRONG[İng.] = FAUX[Fr.] = FALSCH[Alm.] = FALSUS[Lat.] = INJURIA[İsp.]

- YARGI = HÜKÜM = JUDGEMENT[İng.] = JUGEMENT[Fr.] = URTEIL[Alm.] = IUDICIUM[Lat.] = APOPHASIS[Yun.] = JUICIO[İsp.]

- YÖNTEM = USUL = METHOD[İng.] = MÉTHODE[Fr.] = METHODE[Alm.] = METHODUS[Lat.] = METHODOS[Yun.] = METODO[İsp.]

- ZORUNLU = NECESSARY[İng.] = NÉCESSAIRE[Fr.] = NOTWENDIG[Alm.] = NECESSARIA[Lat.]

- ZORUNLU (ÖNERME) = ZARURİYE-İ MUTLAKA = APODICTIC[İng.] = APODICTIQUE[Fr.] = APODIKTISCH[Alm.] = APODEIKTIKOS[Yun.]

- ZORUNLU KOŞUL(OLMAZSA OLMAZ) = CONDITIO SINE QUA NON

- ZORUNLULUK = ZARURET = NECESSITY[İng.] = NÉCESSITÉ[Fr.] = NOTWENDIGKEIT[Alm.] = NECESSITAS[Lat.] = NECESIDAD[İsp.]

- DİNLEMEMEK ile/ve/değil/ne yazık ki/||/<>/>/< NANKÖRLÜK
( Bir tek, nankörler dinlemez! )

- BELGE ile/ve/||/<> BİLGİ

- YARGITAY/TEMYİZ SÜRESİ BAŞLANGICI:
TEFHİM İLE
değil TEBLİĞ İLE
( Haberi okumak için burayı tıklayınız... )

- ADÂVET değil/yerine/= DÜŞMANLIK, YAĞILIK

- ADLÎ
( II. Sultan Bayezid'in şiirdeki mahlâsı. )

- AGNASYON
( Sadece baba tarafından olan akrabalık. )

- AHİD[AHD]
( DEVİR, ZAMAN, GÜN | AND, YEMİN | SÖZ, SÖZLEŞME, SÖZ VERME )

- AKL-I SELÎM değil/yerine/= SAĞDUYU

- ZARARSIZ OLMAK ile/ve/||/<>/> YARARLI OLMAK

- ASSI değil/yerine/= YARARLI

- ÂZÂDE, HÜR, SERBEST değil/yerine/= ÖZGÜR

- BAHTİYÂR[Fars.] ile BAHTİYÂR[Fars.]
( Mutlu kişi. İLE Güneydoğu Anadolu, Musul ve Bağdat'ta kullanılan bir makam. )

- BÂKÎ[< BEKÂ]
( TANRI | DÂİMÎ, KALICI )

- BELÂ ile BELÂ-Yİ MÜBREM
( ... İLE Kaçınılmaz belâ. )

- ÇAPARIZ
( İçinden çıkılamayacak denli güç olan, karışık iş. )

- EBAD-I SELÂSE değil/yerine/= ÜÇ BOYUT

- DİL-ÂZÂD ile SER-ÂZÂD
( GÖNLÜ BİR ŞEYLE İLGİLİ OLMAYAN, GÖNLÜ RAHAT | ÖZGÜRLÜĞE KAVUŞMUŞ ile SERBEST, HÜR, BAŞI BOŞ | RAHAT, DERTSİZ )

- DÜSTÛR değil/yerine/= KURAL
( KANUN, KAİDE, KURAL )

- AZINLIK ile/değil ETNİK ÖBEK

- BEKLENTİ SIRALAMASI:
"YÖNETİCİLERE GÖRE"
ile/değil/yerine/>/>< ÇALIŞANLARA GÖRE
( )

- EHEMMİYET[Ar.] değil/yerine/= ÖNEM, DEĞERLİLİK

- EN EŞİT PAYLAŞILAN
( AKIL )

- EN KÖTÜ KARAR ...
( KARARSIZLIKTAN DAHA İYİDİR )

- KÖTÜLÜĞE, EN İYİ KARŞILIK
( UNUTMAK )

- HÂCET[çoğ. HÂCÂT] ile HÂCET
( Dilek. İLE Gerek, gereklilik. )

- [ne yazık ki] HAMAKÂT ile/<> İNAT
( Ahmaklık, "beyinsizlik", bönlük(HALÂFET, HUMK, HÜTR) İLE/<> Ne yapmayacağını bilmemek. )

- HASEN[Ar.] değil/yerine/= GÜZEL

- HİSS-İ SELÎM/BON SENS[Fr.] değil/yerine/= SAĞDUYU, İLHÂMÂT-I RABBÂNÎ

- HÜKÜMSEL NİSPET
( Hükme götürecek şekilde ilişki kurmak. )

- İCTİMÂÎ/YYE[Ar.] değil/yerine/= TOPLUMSAL

- İFŞÂ ile İMÂ
( Gizli bir şeyi yayma, ortaya dökme, açığa vurma. İLE İşaret. | İşaretle/dolaylı anlatma. )

- İLM-EL-YAKÎN
( KESİN BİLGİ )

- İMTİHÂN[< MEHN] değil/yerine/= DENEME, SINAMA | SINAV

- İMTİYÂZ değil/yerine/= AYRICALIK | FARKLI OLMA

- İMTİZÂC[< MEZC]
( KARIŞABİLME | BİRBİRİNİ TUTMA, UYGUNLUK | UYUM SAĞLAMAK, İYİ GEÇİNME )

- İNSÂF
( MERHAMETE, VİCDÂNA YA DA MANTIĞA DAYANAN ADÂLET )

- İNTIBAK[< TIBK (çoğ. İNTIBÂKAT)]

- [ne yazık ki] !İRTİKÂB değil/yerine/= !YİYİCİLİK, RÜŞVET YEME
( MÜRTEKİP[Ar.]: Kötü, uygunsuz işler çeviren. | Rüşvet yiyen/yiyici. )

- İRTİDÂ'[< RIDÂ]/İRTİZÂ'[< RIZÂ] ile İRTİZÂH
( BİR ŞEY KESİLME, BİR ŞEYDEN ZİYÂN GÖRME | BEĞENME, SEÇME | RÂZI OLMA, UYGUN BULMA ile ÖZÜR DİLEME | BİRAZ BAHŞİŞ ALMA )

- HABER ile İŞÂA/T[< ŞÜYÛ]
( Bir haberi herkese duyurma. )

- ÎSÂR değil/yerine/= SEÇME

- İSSİ değil/yerine/= SAHİBİ

- İSTİ'DÂD[Ar.] değil/yerine/= AKILLILIK | ANLAYIŞLILIK | DOĞAL EĞİLİM, BECERİ/KABİLİYET

- İSTİHÂB değil/yerine/= SAKLAMA, GİZLEME | DOSTLUK KURMA | KONUŞMA, MUSÂHEB ETME

- ISTILAH[< SULH] değil/yerine/= TERİM, İLİM SÖZÜ, TÂBİR

- İSTİMDÂT[< MEDED] değil/yerine/= YARDIM İSTEME

- İSTİNCÂ' değil/yerine/= PİSLİKTEN/NECASETTEN TEMİZLENME

- İŞTİRÂK[< ŞİRKET] değil/yerine/= ORTAK OLMA, ORTAKLIK | KATILIM

- [ne yazık ki] !İSTİSHÂR değil/yerine/= !ALAY ETME, EĞLENME

- İŞTİYÂK[< ŞEVK] değil/yerine/= ÖZLEM, HASRET | YOĞUN ARZU

- İTTİBÂ değil/yerine/= TÂBÎ OLMA, UYMA, ARDISIRA GİTME

- İTTİHÂZ[< AHZ] değil/yerine/= EDİNME, EDİNİLME | KABUL ETME | SAYMA, SAYGI DUYMA

- İTTİKAN değil/yerine/= İYİ VE SAĞLAM BİLME

- İZ'ÂN değil/yerine/= ANLAYIŞ, KAVRAYIŞ, AKIL | SÖZ DİNLEME | TERBİYE, EDEP

- İZALE [< ZEVAL] değil/yerine/= GİDERME, GİDERİLME; YOK ETME

- KANAATKÂR değil/yerine/= YETİNGEN
( Kazandığı ile meşgul olup, başkasının kazandığı ile meşgul olmamak. )

- KARMA[Sansk.](KAMMA[Palice]) ile KARMA/BLENDING
( Etkinlik. Eylem, özellikle sorumluluğu olan iyi ve kötü eylem. Her hareketin bir öncekine bağlandığı nedensellik döngüsü, uygun nedenlerden oluşan sonuçlar zinciri.

Karma, üç türlüdür:
Sanchita(geçmiş enkarnasyonlardan birikmiş olanlar),
Pararabdha(karma'nın şimdiki hayatta çözümlenmesi gereken bölümü),
Agami(gelecekte meyvesini verecek olan karma) )

- KANITIN YOKLUĞU ve YOKLUĞUN KANITI
( İkisi de olamaz! )

- PAYLAMAK değil/yerine PAYLAŞMAK
( İter. DEĞİL/YERİNE Çeker. )

- ELEŞTİRMEK ÜZERE BİLGİ TOPLAMAK/CIMBIZLAMAK ile/değil/>< (TAM/DOĞRU/SAMİMİ) DİNLEMEK

- EFENDİSİ ve/||/<>/< KÖLESİ
( Bilginin. VE/||/<>/< Çalışmanın. )

- KİMSE, KİMSEYE MUHTAÇ DEĞİLDİR ve/||/<>/> HERKES, HERKESE MUHTAÇ OLABİLİR

- [ne yazık ki] ZAN ile/ve/ne yazık ki/||/<>/> İFTİRA

- NAMAZ ile/ve/||/<>/< AHLÂK
( [Zorunlu/Farz!] 5 vakit. İLE/VE/||/<>/< 24 saat boyunca, her an. )

- (")SANSÜRLEME(") ile/değil/yerine DÜZENLEME

- GÖRÜŞME/EYLEME:
"UYGUN OLDUĞUN(UZ)DA ..."
ile/ve/değil/yerine/<>/>
"UYGUN OLURSAN(IZ) ..."


- "KESKİN SİRKE, KÜPÜNE ZARAR" ile/ve/||/<> "ÖFKEYLE KALKAN, ZARARLA OTURUR"

- ELİN KİRİ ile/ve/||/<>/>/< KALBİN KİRİ
( Sabun ile su temizler. İLE/VE/||/<>/>/< Dost ile sohbet temizler. )

- NUTFE ile/ve/<>/> ALAKA ile/ve/<>/> MUDĞA

- "HAKLI OLAN" ile/ve/değil/yerine/||/<> HAKÇA OLAN

- AMELİYATIN BAŞARILI GEÇMESİ ile/ve (fakat) HASTANIN ÖLMESİ

- GEVEZELİK ile/değil/yerine/>< KENDİNİ GELİŞTİRMEK

- "MUHÂFAZA ve/+ KÂR" ile/değil/yerine/>< MUHÂFAZAKÂR/KORUYUCU

- "YÜRÜTMEK" ile/değil/yerine/>< YÜRÜMEK
( Bir şeyleri, parçaları. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Yaşamı, yolu ve bütünü. )

- (BİRİNİ, BİR ŞEYİ) "GÜZEL BULMAK" ile/değil/yerine GÜZELİ BULMAK
( Yanılabilirsin. İLE/DEĞİL/YERİNE Yanılmazsın. )

- KİBİR:
HALKTAN "UZAK DURMAK"
değil HAK VE HAKİKATTEN UZAK DURMAK

- KİTAP/MUSHAF:
UYUYAN BİREY/TOPLUM İÇİN
değil/>< OKUYAN VE DÜŞÜNEN BİREY/TOPLUM İÇİN
( )

- ORUCU:
NASIL "TUTTUĞUN"
ile/ve/değil/||/<>/> NASIL AÇTIĞIN

- !HINÇ ile/ve/||/<> !ÖÇ
( Zayıf olan, "alınır". "Alınan", kızar. Kızan, öfkelenir. İLE/VE/||/<> Daha zayıf olan, incinir. İncinen, gücenir. Gücenen, kinlenir. )

- "YURTSEVERLİK" "SÖYLEMİ" ile/değil/yerine YURTTAŞLIK

- "KURNAZ/LIK" ile/değil/=/<>/>/< APTAL/LIK
( İkisinin de hiçbir "kazanımı", kalıcı değildir/olamaz. )

- HER ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< BAZI
( [kitap] Okunmaz. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>/< Bazılarına başvurulur. )
( [eşya] Kullanılmaz. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>/< Bazıları saklanır. )
( [yazar] Sevilmez. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>/< Bazıları (sadece) beğenilir. )

- YAP!:
(")İNSANLARIN(") "YAPTIĞINI"
değil/yerine
İNSANIN(/KENDİ) YAPABİLECEĞİNİ


- YER ile/değil/yerine/>/< YURT
( [Yaşam niteliği...] Sürdürülebilir değilse. İLE/DEĞİL/YERİNE/>/< Sürdürülebilirse... )

- "İSTİSNA OLMAK" değil/yerine/>< İNSAN OLMAK
( [istiyorsan] "Egemen olmak." DEĞİL/YERİNE Özgür olmak. )

- SİYASETTE:
YOLDAŞ
ile/değil YOL
( [siyasette] "Yoldaş, yolu belirler." DEĞİL Yol, yoldaşı belirler. [Yol değiştikçe, yoldaşlar da değişir.] )

- | DESPOT ile/<>/> SÜRÜ |
değil/yerine
YURTTAŞ

( | Yönetmeyi bilen, yönetilmeyi bilmeyen. İLE Yönetilmeyi bilen, yönetmeyi bilmeyen. | DEĞİL/YERİNE Yönetmeyi ve yönetilmeyi bilen. )

- "KENDİNİ SAKLAMAK" >< KIZMAK
( Kimse, kızdığında, kendini/özünü saklayamaz. )

- | "DÜŞÜNMEK" ve "İNANMAK" ve "SEVMEK" |
ile/ve/ne yazık ki/||/<>/>
EYLEMEK

( Çok fazla. İLE/VE/NE YAZIK Kİ/||/<>/> Çok az. )

- "DAHA ..." ile/ve (fakat)/ne yazık ki/||/<>/>< DAHA ...
( "Daha yüksek binalarımız var." İLE/VE (FAKAT)/NE YAZIK Kİ/||/<>/>< Daha kısa sabrımız var.
"Daha geniş otoyollarımız var." İLE/VE (FAKAT)/NE YAZIK Kİ/||/<>/>< Daha dar bakış açılarımız var.
"Daha büyük evlerimiz var." İLE/VE (FAKAT)/NE YAZIK Kİ/||/<>/>< Daha küçük ailelerimiz var.
"Daha çok ev gereçlerimiz var." İLE/VE (FAKAT)/NE YAZIK Kİ/||/<>/>< Daha az zamanımız var.
"Daha çok eğitimimiz var." İLE/VE (FAKAT)/NE YAZIK Kİ/||/<>/>< Daha az sağduyumuz var.
"Daha fazla bilgimiz var." İLE/VE (FAKAT)/NE YAZIK Kİ/||/<>/>< Daha az bilgeliğimiz var.
"Daha çok uzmanımız var." İLE/VE (FAKAT)/NE YAZIK Kİ/||/<>/>< Daha çok sorunumuz var.
"Daha çok ilacımız var." İLE/VE (FAKAT)/NE YAZIK Kİ/||/<>/>< Daha az sağlığımız var.
"Daha çok mal varlığımız var." İLE/VE (FAKAT)/NE YAZIK Kİ/||/<>/>< Daha az değerlerimiz var.
"Daha rahat geçinmeyi öğrendik." İLE/VE (FAKAT)/NE YAZIK Kİ/||/<>/>< Yaşam kurmayı öğrenemedik.
"Daha büyük işler yaptık." İLE/VE (FAKAT)/NE YAZIK Kİ/||/<>/>< Daha iyi işler yapamadık.
"Daha çok harcıyoruz." İLE/VE (FAKAT)/NE YAZIK Kİ/||/<>/>< Daha az şeye sahibiz.
"Daha fazla satın alıyoruz." İLE/VE (FAKAT)/NE YAZIK Kİ/||/<>/>< Daha az hoşnut kalıyoruz.
"Daha fazla söylüyoruz." İLE/VE (FAKAT)/NE YAZIK Kİ/||/<>/>< Daha az konuşuyoruz.
Daha çok nefret ediyoruz. İLE/VE (FAKAT)/NE YAZIK Kİ/||/<>/>< Daha az seviyoruz.
Daha az gülüyoruz. İLE/VE (FAKAT)/NE YAZIK Kİ/||/<>/>< Daha çok somurtuyoruz.
Daha çok sigara, alkol, şeker tüketiyoruz. İLE/VE/NE YAZIK Kİ/||/<>/>< Daha savurganca para harcıyoruz.
Daha hızlı araba kullanıyoruz. İLE/VE (FAKAT)/NE YAZIK Kİ/||/<>/>< Daha çabuk kızıyoruz.
Daha geç saatlere kadar oturuyoruz. İLE/VE (FAKAT)/NE YAZIK Kİ/||/<>/>< Daha yorgun kalkıyoruz.
Daha az okuyor, daha çok televizyon izliyoruz. İLE/VE (FAKAT)/NE YAZIK Kİ/||/<>/>< Daha az şükrediyoruz.
Yaşamımıza, yıllar kattık. İLE/VE (FAKAT)/NE YAZIK Kİ/||/<>/>< Yıllarımıza, yaşam katamadık.
Uzayı fethettik. İLE/VE (FAKAT)/NE YAZIK Kİ/||/<>/>< İç dünyamızı fethedemedik.
Havayı temizledik. İLE/VE (FAKAT)/NE YAZIK Kİ/||/<>/>< Ruhumuzu kirlettik.
Atoma hükmettik. İLE/VE (FAKAT)/NE YAZIK Kİ/||/<>/>< Önyargılarımıza hükmedemedik.
)

- KİTAP OKUMAK:
"UYUMAK İÇİN"
değil UYANIK KALMAK/OLMAK ÜZERE

- "SÜREKLİ KAZANMAK" ile/ve/||/<> "HİÇ KAYBETMEMEK"
( İkisi de olanaklı değildir! )

- KELEÇ ile ...
( Söz. )

- RADDE[Ar.]/KERTİ/KERTE[İt.] ile İŞARET
( Gemi pusulasında kadranın ayrılmış olduğu on bir derece ve on beş dakika ölçüsünde bir açıya eşit olan otuz iki bölümden her biri. | Derece, radde[Ar.]. | İşaret için yapılmış çentik ya da iz, kerti. )

- KURAL GÜDÜMLÜ YAPI İLKESİ ile ...
( STRUCTURE DEPENDENCY PRINCIPLE )

- LİYÂKAT ile HAK
( Lâyık oluş. İLE ... )
( İktidar, beceri, erdem. İLE ... )

- MANİTA[İt., argo] ile MANİTA[argo]
( Tanışıyormuş gibi yaparak para sızdırma. Dolandırıcı. İLE Sevgili. )

- MASLAHAT[< SULH] >< MEFSEDET[< FESÂD]
( İş, emir, husus, madde, keyfiyet. | Önemli iş. | Barış, dirlik, düzen. >< Bozgunculuk, fesatlık, münâfıklık. )

- MAYA[Fars.] ile MAYA ile MAYA[Sans.]
( Bazı besinlerin yapımında, mayalanmayı sağlamak için kullanılan madde. | Yaradılış, öznitelik. | Damızlık, dişil hayvan. | Dişil deve. | İçerdikleri enzimlerin, katalizör niteliği etkisiyle şekerleri, karbondioksit ve alkole dönüştüren bir gözeli bitki organizmaları. İLE Bir tür halk türküsü. İLE Yanılsamalar (ilüzyon/illusion) dünyası. Algılarımız, gerçekliği, bütünlüğü içinde yansıtmadığında, zihinlerimizde, eksik ve çarpıtılmış algılarımızdan kaynaklanan birer "yanılsamalar dünyası" oluşuyor. Algı kapıları, algı filtreleri temizlendiği takdirde her şey insana gerçek durumuyla, "ne ise o olarak" görünür. Evrenin gerçek böylesiliğini görmemizi engelleyen, bize evreni renk renk, türlü biçimli çokluk, çeşitlilik olarak gösteren büyülü gözlük, renkli peçe. )

- MAZMÛN[Ar. < ZIMN] ile MAZNÛN[Ar. ZANN]
( Derinlerdeki anlam, kavram. | Ödenmesi gereken şey. | Nükteli, sanatlı, ince söz. İLE Bir suç dolayısıyla sorguya çekilen, sanık. )

- MERİ[Ar.] ile YÜRÜRLÜKTE, GEÇERLİ
( Yürürlükte olan, geçerli olan. )

- MESÂHA ETMEK[doğrusu MİSÂHA/T] değil/yerine/= YERİ ÖLÇME | YÜZÖLÇÜMÜ
( Ölçmek. )

- MESEL[Ar.] ile MENKIBE[Ar.]
( Örnek, benzer, nümûne. | Dokunaklı, anlamlı, örnek alınacak söz. | Atasözü. | Eğitici ve ahlâka yararlı olan öykü/masal. İLE Din büyüklerinin ya da tarihe geçmiş ünlü kişilerin, yaşamları ve olağanüstü davranışlarıyla ilgili öykü. )

- MESKÛKÂT[< MESKÛK] ile MESKÛK
( Sikke durumuna getirilmiş madeni paralar, akçeler. İLE Kuşku uyandıran, kuşkulu/şüpheli. )

- MEZUN:
KENDİNİ KURTARACAK KADAR
ile BAŞKASINI KURTARACAK KADAR

- MİRKELÂM[Fars. (AMİR, BAŞ, BEY)MÎR-İ KELÂM] ile ...
( KONUŞMAYI/SÖZÜ/SOHBETİ BAŞLATAN, BAŞLATACAK OLAN, BAŞLATMASI BEKLENEN | GÜZEL, DÜZGÜN, ZARİF KONUŞAN )

- MİSÂL[Ar.] değil/yerine/= ÖRNEK
( ÖRNEK | MASAL | RÜYÂ, DÜŞ | BENZER, ANDIRIR )

- MUAHEDE[< AHD | çoğ. MUÂHEDÂT] ile MUÂHEZE[< AHZ]
( Karşılıklı and içme. | Antlaşma. İLE Azarlama, paylama, çıkışma, darılma. | Tenkîd. )

- MUALLİM[Ar. < İLM] değil/yerine/= ÖĞRETMEN
( Tâlim eden, öğreten, öğretmen, hoca. )

- MÜFLİH[< FELÂH] ile ...
( FELÂH BULAN, HİDÂYETE ERDİRİLEN, SELÂMETE ÇIKAN )

- MUHAVVİL[Ar. < HAVL] değil/yerine/= DEĞİŞTİREN/DÖNÜŞTÜREN
( Tahvîl, tahvîl eden, değiştiren, başka şekle soran. )

- MUHTEREM[Ar. < HÜRMET] ile SAYGIDEĞER/SAYIN
( Saygıdeğer, sayın, ihtirâm olunmuş. )

- MÜKELLEFİYET ile YÜKÜM
( Yapılması zorunlu olan iş ya da bir işi yapma zorunluluğu. | Mükemmel hazırlanmış, külfetle süslenmiş olan. )

- MÜLÂHAZA[< LÂHZ] değil/yerine/= DİKKATLE BAKMA | İYİCE DÜŞÜNME | DÜŞÜNCE

- MÜNÂSEBET[Ar. < NİSBET] değil/yerine/= İLİŞKİ/İLİŞİK/İLİNTİ
( UYGUNLUK | İLİŞİK | İLGİ, YAKINLIK, BAĞ | YANAŞMA, VESÎLE )

- MÜNÂVEBE[Ar. < NEVBET] değil/yerine/= NÖBETLEŞME/KEŞİKLEME/ALMAŞ
( NÖBETLEŞME, NÖBETLE İŞ GÖRME )

- MÜNKİR[< NEKR] değil/yerine/= İNKÂR EDEN, KABUL ETMEYEN
( İNKÂR EDEN, KABUL ETMEYEN )

- MURAHHAS[Ar. < RUHSAT] değil/yerine/= RUHSATLI, İZİNLİ | DELEGE
( RUHSATLI, İZİNLİ | DELEGE )

- MÜRÂÎ/LİK[< RİYÂ] değil/yerine/= İKİYÜZLÜ/LÜK

- MURÂKABE[< RAKB] değil/yerine/= DENETLEME/DENETİM
( BAKMA, GÖZETME, GÖZ ALTINDA BULUNDURMA | KENDİ İÇ ÂLEMİNE BAKMA, KENDİNİ HESABA ÇEKME, DALIP KENDİNDEN GEÇME | GECEYARISI, DİZÜSTÜ OTURULARAK, GÖVDENİN HİÇBİR UZVUNU KIMILDATMADAN, GÖZLER KAPALI DURUMDA DALINAN "TEFEKKÜR" HALİ )

- MÜREBBÎ[< TERBİYE] değil/yerine/= EĞİTİCİ | BESLEYEN
( TERBİYE EDEN, EĞİTİCİ | BESLEYEN )

- "MÜREKKEP YALAMAK" ile "OKUMAK"
( Âharlanmış kağıt bezir işi mürekkebi emmediği için yanlış yazıldığında ıslatarak silmek mümkündür. Hattatlar ellerini tükürükleyerek veya yalayarak yanlışlarını düzelttiklerinden "mürekkeb yalamak" deyimi ortaya çıkmıştır. )

- MÜRÜVVET[< MER] değil/yerine/= İNSÂNİYET, MERTLİK, YİĞTLİK | CÖMERTLİK, İYİLİKSEVERLİK

- MÜSÂVÎ[< SEVİYY] değil/yerine/= EŞİT | DENK
( EŞİT, BİRİNİN ÖTEKİNDEN FARKSIZ OLANI, AYNI HALDE VE DERECEDE BULUNAN )

- MÜSEMMÂ[< SEMV < SÜMÜVV] ile MÜSÂMAHA[SEMÂHAT]
( TESMİYE OLUNAN, BİR ADI OLAN, ADLANMIŞ, ADLI | MUAYYAN, BELİRLİ (ZAMAN) )

- MÜSTAHAKK[Ar. < HAKK] değil/yerine/= HAK ETMİŞ
( MÜSTAHİKK[aslı!] )

- MÜSTAKBEL[Ar. < KABL] değil/yerine/= GELECEK
( KARŞILANAN | ÖNDE BULUNAN, İLERİDEKİ, GELECEK )

- MÜSTAKİLL[Ar. < KILLET] değil/yerine/= BAĞIMSIZ
( BAŞLI BAŞINA, KENDİ BAŞINA, KENDİ KENDİNE, AYRICA, BAĞIMSIZ )

- MÜSTEHABB[< HUBB] ile ...
( SEVİLEN, BEĞENİLEN | FARZ VE VÂCİBDEN BAŞKA OLARAK SEVAP KAZANILAN İŞ )

- MÜSTESNÂ[Ar. < SENY] değil/yerine/= AYRI TUTULAN
( İSTİSNÂ EDİLEN, KURAL DIŞI BIRAKILAN | ÜSTÜN | AYRI TUTULAN | BENZERLERİNDEN BASKIN )

- MÜTERÂDİF[< RİDF]/SİNONİM[İng.] değil/yerine/= EŞANLAMLI
( TERÂDÜF EDEN, BİRBİRİNİN ARDI SIRA GİDEN | YAZILIŞI AYRI, ANLAMI BİR OLAN, ANLAMDAŞ [İng., Fr. SYNONYME] )

- NAZAR-I ÎTİBÂR ile ...
( DİKKAT )

- NİGÂH[Fars.] ile BAKIŞ
( BAKIŞ, BAKMA )

- ZEKÂT ile NİSÂB
( ASIL, ESAS | BİR MALIN ZEKÂTINI VERMEK ÜZERE VARILMASI GEREKEN MİKTAR | DERECE, İSTENİLEN HAD )

- NİZÂ'[< NEZ] ile/değil/yerine/>< NİZÂM[NAZAME]
( Bilgi, güce tâbi olursa/tutulursa. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Güç, bilgiye tâbi olursa/tutulursa. )
( Çekişme, kavga. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< İncileri, ipe dizmek. )

- NİZAM-I ÂLEM ile ...
( Nazm sözlükte, incileri bir ipe dizmek anlamına gelir. Terim olarak ise, bir şeyi/şeyleri aklın gerektirdiği, zorunlu kıldığı başka bir şeye delalet edecek şekilde tertip etmek demektir. )

- OLİGOFRENİ
( Akıl ve zekâ geriliği. )

- REFERANDUM[Lat.]/PLEBİSİT[Fr.] değil/yerine/= HALK OYLAMASI
( Bir kimse ya da bir sorun için halkın olumlu ya da olumsuz kanısının belirmesi amacıyla yapılan oylama. )

- RİYÂSET[Ar.] ile BAŞKANLIK
( REİSLİK, BAŞ OLMA, BAŞKANLIK )

- "ŞEHADET" değil ŞAHÂDET
( TANIKLIK, ŞÂHİTLİK ETME | BİR ŞEYİN DOĞRULUĞUNA İNANMA | DELÂLET, ALÂMET, İŞÂRET | GÖZLE GÖRÜLEN ŞEYLER )

- SAKÎM[Ar. < SAKAMET] değil/yerine/= HASTA, HASTALIKLI | YANLIŞ
( RİVÂYETİ DOĞRU, SAĞLAM OLMAYAN (HADÎS) | HASTA, HASTALIKLI | YANLIŞ )

- SALÂHİYET[Ar.] değil/yerine/= YETKİ
( YETKİ, BİR İŞE KARIŞMAYA YA DA GÖREV GEREĞİ BİR İŞ YAPMAYA, BİR HAREKETTE BULUNMAYA HAKLI OLMA | BİR DÂVÂYA BAKABİLME )

- ŞÂYÂN[Fars.] değil/yerine/= UYGUN, YAKIŞIR, YARAŞIR, DEĞER

- SEFÎH[Ar.] değil/yerine/= UÇARI
( Zevk ve eğlenceye düşkün, parasını israf eden. | Ele, avuca sığmaz. | İrâdesine hâkim olamayan, ihtiyârını devrede tutamayan. )

- ŞEHREMİNİ ile ŞEHREMÂNETİ
( Belediye başkanı. İLE Belediye, yerel yönetim. | Belediyeciliğin, ilk biçimi. )

- SEHVEN[Ar.] değil/yerine/= YANLIŞLIK/LA
( YANLIŞLIKLA, BİLMEYEREK )

- SİLA ile ...
( Safiyet, ahlâklılık, erdem. Normlar. )

- SOFTA[Ar. < SÛHTE] ile MOLLA[Ar.]
( Medrese öğrencisi. | Yanmış, tutuşmuş, talebe, talep eden. | [mecaz] Bir görüşe/inanışa, körü körüne bağlanan kişi. | [mecaz] Yaşadığı çağın gerisinde kalmış geri kafalı kişi. İLE Büyük kadı. | Medrese öğrencisi. | Büyük bilgin. )

- SÜHÛLETLE[Ar.] değil/yerine/= KOLAYLIKLA

- SÜLEYMAN ile ...
( Barışın hikmetini bilen. )

- TAHAKKUK[< HAKK] ile GERÇEKLEŞME, YERİNE GELME
( HAKÎKAT OLARAK MEYDANA ÇIKMA, GERÇEKLİĞİ ANLAŞILMA )

- TAHKİK[< HAKK] ile ...
( DOĞRU OLUP OLMADIĞINI ARAŞTIRMA | DOĞRU OLUP OLMADIĞINI MEYDANA ÇIKARMA | DOĞRU, GERÇEK )

- TASALLUT[< SALÂLET] ile ...
( MUSALLAT OLMA, SATAŞMA, BAŞINA EKŞİME )

- TEKEMMÜL[Ar. < KEMÂL] değil/yerine/= YETKİNLEŞME
( KEMÂLE GELME, KEMÂL BULMA, OLGUNLAŞMA )

- TEMESSÜK[< MESK] ile ...
( TUTUNMA, SARILMA | BORÇ SENEDİ )

- TEMEYYÜZ ile ...
( KENDİNİ GÖSTERME, SİVRİLME, BENZERLERİNDEN FARKLI OLMA )

- TEMYÎZ[< MEYZ] ile İSTÎNÂF
( Ayırma, ayrılma, seçme, seçilme. | İyiyi, kötüden ayırt etme. İLE Yeniden başlama. | Bidâyet mahkemesi tarafından verilen kararın, bir üst mahkemeye başvurarak kaldırılmasını isteme. | Sözün başlangıcı, söz başı. )
( Yasa yolunda, üst mahkeme, hukuka aykırı olan kararı, sadece bozar, kendi yeniden yargılama yaparak karar veremez. İLE Yasa yolu incelemesi sonunda, hukuka aykırı bulunan yerel mahkeme kararı yerine üst mahkemece, yeniden yargılama yapılarak yeni bir karar verilir. )

- TEŞEKKÜL[< ŞEKL] ile ...
( ŞEKİLLENME | KURULMA, KURULUŞ, MEYDANA GELİŞ | OLUŞUM )

- TEVÂZÜN[< VEZN] ile ...
( TARTIDA BİR OLMA, DENK OLMA )

- TOBAR İLKESİ ile ...
( Bir iktidar, anayasaya aykırı bir yol ile [hükümet darbesi vb.] el değiştirdiğinde, yeni iktidar, ulus tarafından kendi temsilcisi olarak kabul edilmedikçe öteki devletlerce o hükümetin tanınmaması ilkesi. [Ekvator Dışişleri Bakanı Dr. Tobar tarafından] [15 Mart 1907] )

- UHUVVET ile ADÂLET
( KARDEŞLİK | DOSTLUK, BAĞLILIK )

- VÂRİS[< VERASET] ile ...
( MİRASÇI )

- VÂZIH[Ar.] ile ...
( Açık, meydanda, belirli, kapalı olmayan söz/tümce. )

- VİRAN KÖYDEN ile ...
( HARAÇ DA, ÖŞR DE ALINMAZ/DI )

- ZEKÎ[< ZEKÂ), ZEKİYYE ile ...
( TEMİZ, HÂLİS, HÂLİ TEMİZ OLAN KİMSE | AKLINI SAFLAŞTIRMIŞ, ARI, DURU HALE GETİRMİŞ KİŞİ )

- FARK:
"ÜSTÜNLÜK"/"OLUMSUZLUK"/"YIKICI"
değil
AYRIM/ARTI/EK/ÖZELLİK/YAPICI


- YALANCI ile/değil/yerine/>< DÜRÜST
( Haksız da olsa hiç susmaz. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< İncitilirse, bir daha hiç konuşmaz. )

- YAPMACIK OLUP "SEVİLMEK" ile/değil/yerine/>< KENDİN OLUP BEĞENİLMEMEK

- VARSIL/ZENGİN
ile/ve/değil/yerine/=/||/</<>/><
YOKSUL/FAKİR

( )

- BELİRSİZLİK ile/ve/||/<> ÜMİTSİZLİK
( Dışarıda, bazı/çoğu şeyde olabilir. İLE/VE (FAKAT)/||/<> İçeride ve hiçbir "şey/durum" için olmamalıdır! )

- ÇABALAMAK ile/ve/<> DEBELENMEK

- "KÖTÜ" ile/ve/değil/||/<> "KABA"

- YAZILIM UZMANI ile/ve/<> YAZILIM GELİŞTİRİCİ ile/ve/<> YAZILIM KORSANI
( )
( Çoğu yazılım uzmanı ve geliştiriciler bile yazılım korsanlarının göz önünde bulundurdukları kadar yaratıcı değildir. İLE/VE/<> Çoğu yazılım uzmanı ve yazılım korsanı, geliştiricilerin eğitim ve deneyimlerine sahip değildir. İLE/VE/<> Tüm yazılım korsanları, aynı zamanda yazılım "uzmanı ve geliştiricisidir". )
( Many programmers, and even developers, are not creative enough to be considered hackers. VS./AND/<> Many programmers, and even hackers, are not educated or experienced enough to be considered developers. VS./AND/<> All hackers and developers are programmers. )
( The Difference Between a Programmer, a Hacker, and a Developer )

- ÖNEM/DEĞER ile "ÖLÇÜSÜ"
( Sayılması olanaklı şeyler, her zaman önemli olmayabilir. İLE Önemli şeyler ise her zaman sayılamayabilir. )

- HAVALE ile EFT ile SWIFT
( Hesaplararası para/fon aktarımı. İLE/<> Bankalararası, elektronik para/fon aktarımı[Electronic Funds Transfer]. İLE/<> Uluslararası Bankaların Finansal Haberleşme Kurumu[İng. Society for Worldwide Interbank Financial Telecommunication] )
( Banka içinde. İLE/<> Bankalar arasında. İLE/<> Uluslararası bankalar arasında. )
( [ne yazık ki] Pahalı. İLE/<> Daha pahalı. İLE/<> Çok (daha) pahalı. )
( Hiçbirindeki ücretlendirme, uygun oranda ve âdil değil! Devletler, vatandaşlarının hakkına sahip çıkmadığı ve bireyler, sustuğu, bilinçlenip ortak tepki göstermediği sürece de bu fırsatçılar, sömürülerine ve gasplarına devam edeceklerdir ne yazık ki. Bu konuda, en sesi çıkmayıp rahatı, kârı/primleri ve çıkarları yerinde olanlar ise bilinçli ya da bilinçsiz, bankaların yönetici ve çalışanlarıdır. Bu tıkanık ve yanlış düzenin, elbet ve umarız yakın bir gelecekte düzeleceğini ümit ediyoruz ve ilgilileri, "yetkilileri" uyarıyoruz. Her birimizin tepkisiyle, katılımı ve desteğiyle tabii! )

- PARANLA "VEZİR", AKLINLA REZİL OLMAK
ile/değil/yerine/><
PARANLA "REZİL", AKLINLA "VEZİR" OLMAK


- VERMEK ve/||/<>/> VARMAK

- VERMEK ve/||/<>/> VAR OLMAK

- "TEDBİR" ile/ve/değil/yerine/>/< AKIL
( Dışarıda. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/>/< İçeride. )
( Bilgisizde. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/>/< Düşünende. )
( "Gelecekte." İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/>/< Şu anda ve burada. )
( Nesne. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/>/< Kavram. )

- TEDBİR ile/ve/||/<>/< İHTİYÂR

- OLABİLECEKLER ile/ve/||/<>/>/< OLMASI GEREKENLER

- CANLI ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< BİLİNÇLİ
( Uyurken. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>/< Uyanıkken. )

- OLAĞANÜSTÜ HAL ile/ve/||/<>/> SIKIYÖNETİM
( OHAL NE KADAR SÜRE İLAN EDİLEBİLİR?

Yurdun bir ya da birden fazla bölgesinde ya da bütününde, altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilân edebilir.

Olağanüstü hal kararı, Resmi Gazete'de yayımlanır ve hemen Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin onayına sunulur. Türkiye Büyük Millet Meclisi, tatilde ise derhal toplantıya çağrılır. Meclis, olağanüstü hal süresini değiştirebilir. Bakanlar Kurulu'nun istemi üzerine, her defasında dört ayı geçmemek üzere, süreyi uzatabilir ya da olağanüstü hali kaldırabilir.

Bakanlar Kurulu, olağanüstü halin, bu maddenin birinci fıkrasının (b) bendi gereğince, ilânından sonra; süreyi uzatmaya, kapsamını değiştirmeye ya da olağanüstü hali kaldırmaya ilişkin konularda da karar almadan önce Milli Güvenlik Kurulu'nun görüşünü alır.

Olağanüstü Hal Kararı'nın hangi nedenlerle alındığı, bölgesi ve süresi, Türkiye radyo ve televizyonuyla ve Bakanlar Kurulu'nca, gerekli görülen hallerde diğer araçlarla ilân edilir.

Olağanüstü Hal süresince, Cumhurbaşkanı'nın başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda Anayasanın 91. maddesindeki kısıtlamalara ve usûle bağlı olmaksızın, kanun hükmünde kararnameler çıkarabilir. Bu kararnameler, Resmi Gazete'de yayımlanır ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin onayına sunulur.

ALINACAK OHAL TEDBİR VE YAPTIRIMLARI

Olağanüstü Hal ilânında; genel güvenlik, asayiş ve kamu düzenini korumak, şiddet olaylarının yaygınlaşmasını önlemek amacıyla 9. maddede öngörülen tedbirlere ek olarak aşağıdaki tedbirler de alınabilir:

a) Sokağa çıkmayı sınırlamak ya da yasaklamak,
b) Belirli yerlerde ya da belirli saatlerde, kişilerin dolaşmalarını ve toplanmalarını, araçların seyirlerini yasaklamak,
c) Kişilerin; üstünü, araçlarını, eşyalarını aratmak ve bulunacak suç eşyası ve delil niteliğinde olanlarına el koymak,
d) Olağanüstü Hal ilân edilen bölge sakinleri ile bu bölgeye dışarıdan girecek kişiler için kimlik belirleyici belge taşıma zorunluluğu getirmek,
e) Gazete, dergi, broşür, kitap, el ve duvar ilânı ve benzerlerinin basılmasını, çoğaltılmasını, yayımlanmasını ve dağıtılmasını, bunlardan olağanüstü hal bölgesi dışında basılmış ya da çoğaltılmış olanların bölgeye sokulmasını ve dağıtılmasını yasaklamak ya da izne bağlamak; basılması ve dağıtımı yasaklanan kitap, dergi, gazete, broşür, afiş ve benzeri basılıları toplatmak,
f) Söz, yazı, resmi, film, plak, ses ve görüntü bantlarını ve sesle yapılan her türlü yayımı denetlemek, gerektiğinde kayıtlamak ya da yasaklamak,
g) Hassasiyet taşıyan kamuya ya da kişilere ait kuruluşlara ve bankalara, kendi iç güvenliklerini sağlamak için özel koruma tedbirleri aldırmak ya da bunların artırılmasını istemek,
h) Her tür sahne oyunlarını ve gösterilen filmleri denetlemek, gerektiğinde durdurmak ya da yasaklamak,
i) Ruhsatlı da olsa her tür silah ve mermilerin taşınmasını ya da aktarımını yasaklamak,
j) Her türlü cephaneler, bombalar, tahrip maddeleri, patlayıcı maddeler, radyoaktif maddeler ya da yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı eczalar ya da diğer her türlü zehirler ve boğucu gazlar ya da benzeri maddelerin bulundurulmasını, hazırlanmasını, yapılmasını ya da aktarımını izne bağlamak ya da yasaklamak ve bunlar ile bunların hazırlanmasına ya da yapılmasına yarayan eşya, alet veya araçların teslimini istemek ya da toplatmak,
k) Kamu düzeni ya da kamu güvenini bozabileceği kanısını uyandıran kişi ve toplulukların, bölgeye girişini yasaklamak, bölge dışına çıkarmak ya da bölge içinde belirli yerlere girmesini ya da yerleşmesini yasaklamak,
l) Bölge içinde, güvenliklerinin sağlanması gerekli görülen tesis ya da kuruluşların bulunduğu alanlara giriş ve çıkışı düzenlemek, kayıtlamak ya da yasaklamak,
m) Kapalı ve açık yerlerde yapılacak toplantı ve gösteri yürüyüşlerini yasaklamak, ertelemek, izne bağlamak ya da toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yapılacağı yer ve zamanı tayin, tespit ve tahsis etmek, izne bağladığı her türlü toplantıyı izletmek, gözetim altında tutmak ya da gerekiyorsa dağıtmak,
n) İşçinin isteği, ahlâk ve iyi niyet kurallarına uymayan haller, sağlık nedenleri, normal emeklilik ve belirli süresinin bitişi nedeniyle hizmet antlaşmasının sona ermesi ya da feshi dışında kalan hallerde, işçi çıkarmalarını, işverenin de durumunu dikkate alarak üç aylık bir süreyi aşmamak kaydıyla izne bağlamak ya da ertelemek,
o) Dernek faaliyetlerini; her dernek hakkında ayrı karar almak ve üç ayı geçmemek kaydıyla durdurmak,

SIKIYÖNETİM NE DEMEK?

Sıkıyönetim, olağanüstü halin ilânını gerektiren nedenlerden daha vahim nedenlerle ilân olunan, geçici olarak temel hak ve hürriyetlerin kısmen ya da tamamen durdurulmasına ya da Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınmasına olanak tanıyan ve kolluk yetkilerinin askerî makamlara geçmesi sonucunu doğuran bir olağanüstü yönetim usûlüdür.

Sıkıyönetim de OHAL gibi Bakanlar Kurulu kararı ister.

Sıkıyönetim ilânı işlemi, olağanüstü hal ilânı işlemi gibi, hukukî biçim olarak bir "Bakanlar Kurulu Kararı" şeklinde ortaya çıkar. O nedenle, Sıkıyönetim İlânı Kararı da tüm Bakanlar Kurulu kararlarının tâbi olduğu usûle tâbidir. Bakanlar Kurulu kararları, bir kolektif işlemdir. Sıkıyönetim ilân kararı, Cumhurbaşkanı'nın, Başbakan'ın ve istisnasız tüm bakanların iradelerini aynı anda ve aynı yönde açıklamaları ile oluşur. Dolayısıyla, Olağanüstü Hal ilân kararında, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve tüm bakanların imzaları olmalıdır.

Sıkıyönetim İlân Kararı, Resmî Gazete'de yayımlanır ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin onayına sunulur. Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 127'nci maddesine göre, Sıkıyönetim İlân Kararı, Başbakanlık tezkeresi ile Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin onayına sunulur. Görüşme sırasında siyasî parti grupları siyasî parti grupları ya da en az yirmi milletvekilinin imzası ile sıkıyönetim süresinin kısaltılması ya da uzatılması hakkında önerge verebilir. Oylamadan önce önerge sahibi beş dakikayı geçmemek üzere söz alabilir.

Sıkıyönetim gerektiren nedenler ise şu şekildedir;

a) Anayasanın tanıdığı özgür demokrasi düzenini ya da temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelen ve Olağanüstü Hal İlânı'nı gerektiren hallerden daha vahim şiddet hareketlerinin yaygınlaşması,

b) Savaş hali ya da savaşı gerektirecek bir durumun baş göstermesi,

c) Ayaklanma olması,

d) Ülkenin ve milletin bölünmezliğini içten ya da dıştan tehlikeye düşüren şiddet hareketlerinin yaygınlaşması.

e)Vatan ya da Cumhuriyete karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkışmanın yaşanması. )

- YANLIŞ ile/değil/ne yazık ki KARAR
( Bir yanlışı tekrar ediyorsan, artık o bir yanlış değil karardır. )

- [ne yazık ki] ÇOK ile/değil/>< AZ
( Sözcük. İLE/VE/DEĞİL/||/>< Anlam.
"Yargı". İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Adâlet.
Geveze. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Konuşan.
Sevişen. İLE/VE/DEĞİL/||/>< Seven.
Yürüyen. İLE/VE/DEĞİL/||/>< İlerleyen. )

- SARHOŞLUK ile ZAFER SARHOŞLUĞU
( ... İLE En kötü sarhoşluk. )

- "ORTADA BIRAKMA/KALMA" ile/ve/||/<>/>/< BELİRSİZLİK

- MANKURTLAŞMA ile/<> KÖZ/KÖS-KAMANLAŞMA ile/<> KANARALAŞMA
( MANKURT EFSANESİ

Efsaneye göre, Kazakistan'ın uçsuz-bucaksız Sarı-Özek bozkırının yerlisi olan Kazaklar, eski tarihlerde, onların su kuyularına ve otlaklarına göz diken Juan-Juanlar'ın zaman zaman baskınlarına maruz kalmaktadırlar. Baskınlarda bazen Kazaklar, bazen de Juan-Juanlar gâlip gelmektedir. Juan-Juanlar savaşı kazandıklarında, alıp götürdükleri esirlerin bazılarını başka kabilelere satmaktadırlar ki bunlar oldukça şanslı sayılırlar. Çünkü hiç olmazsa, köle olarak da olsa, sağ kalmaktadırlar. Güçlü kuvvetli esirleri ise satmamakta, akıl almaz işkencelerle, belleklerini kaybettirerek, adeta delirtmekte ve onları, kendilerinin sadık köleleri olarak en önemli işlerde çalıştırmaktadırlar.

Juan-Juanlar'ın işkencesini dinlemek bile acı vericidir: Önce, esirin başını, bir tane bile saç bırakmamacasına tamamen tıraş etmektedirler. Hemen o anda, bir deve kesmekte, devenin derisinin en kalın yeri olan boynundan parçalar keserek, kanlı kanlı, esirin tıraşlı başına sımsıkı sarmaktadırlar. -Aytmatov, bu deri başlığı, bugün yüzme sporunda kafaya takılan kauçuk başlığa benzetmektedir.-

Bu işkenceye maruz kalan esir, bazen acılar içinde kıvranarak ölmektedir (ki onlar da şanslı sayılmalıdır!), ölmeyenlerin boynuna, kafasını yerlere sürtmesin diye bir boyunduruk takılmaktadır. Bu haliyle esiri götürüp, çığlıklarının da duyulmayacağı ıssız bir yere, elleri kolları bağlı, aç ve susuz, kızgın güneşin altında günlerce bırakmaktadırlar. Tabiî, güneşte kavrulan deri kurudukça, kafayı bir mengene gibi sıkmakta, işkence, dayanılmaz hale gelmektedir. Fakat işkenceyi asıl dayanılmaz yapan, sadece bu değildir. Kafadaki saçlar, bir taraftan uzamaya çalışmaktadır. Fakat dışarıya doğru büyüyemediği için, kafa derisinin içine doğru büyümeye çalışmaktadır. Sonunda esir, aklını yitirmekte, belleği iyice sıfırlanmaktadır. Adeta, içine saman doldurulmuş bir post (korkuluk) haline gelmektedir. İşkencenin beşinci günü Juan-Juanlar gelip sağ kalan esirleri almakta, boynundaki engeli çıkarmakta, kendisine yiyecek-içecek vermektedirler. Böylece, köle, beden gücünü yeniden toplayıp kendine gelmektedir. Fakat bundan böyle o normal bir insan değildir, o artık bir mankurttur!

Böyle bir mankurt, köle pazarlarında, güçlü-kuvvetli on esirin fiyatına satılabilmektedir. Eğer aralarındaki bir savaşta bir mankurt öldürülürse, Juan-Juanlar karşılık olarak, hür bir insanın bedelinin üç katını almaktadırlar. Bir mankurtu, ailesinden birileri gerek kaçırmak, gerekse fidye vermek suretiyle vb. geri almak istemezmiş. Çünkü o artık aileden biri değildir, aksine, zararlı biri olmuştur. Belleği iyice boşaltılan mankurt, babasını, çocukluğunu vs. asla anımsamamakta, hatta insan olduğunu bile bilmemektedir. Yani ağzı var ama dili yoktur. Efendisine mutlak koşulda itaat eden, gayet evcil bir hayvana benzemektedir. Kaçmayı bilmediği için böyle bir riski de yoktur mankurtun... Sadece karnının acıktığını hissetmekte o kadar...

Efendisinin emir ve komutlarına bir köpek sadakatiyle bağlıdır. Mankurtlaşan köleler, en kötü ve en zor işleri gık demeden yapmaktadırlar. Sarı-Özek'in ucsuz-bucaksız çöllerinde, kavurucu sıcak altında deve sürüleri otlatmak ancak onların yapabileceği bir iştir. Ölmeyecek kadar yiyecek, donmayacak kadar giysi vermek yeterlidir onlar için.

İşte, Juan-Juanlar, tutsak insanlara bu en ağır işkenceyi, belleğini yitirme, anılarını elinden alma, kimliğini unutturma işkencesini tatbik etmektedirler. Nayman Ana öyküsü, oğlu Colaman böyle bir mankurtlaşmaya maruz kalan bir ananın dramıdır.

Nayman Ana, oğlu Kolaman [Colaman: Yol aydınlığı.] kaçırıldıktan sonra yıllarca ondan hiçbir haber alamamıştır. Öldü mü, kaldı mı, mankurt mu yapıldı, bilmemektedir. Derken, bir gün, Naymanlar bölgesine gelen tüccarlar, Juan-Juanlar'ın, su kuyuları yanından geçerken, deve sürüleri güden genç bir çobanla karşılaştıklarından bahsederler. Çobanın hiçbir şey anımsamadığını, sorulan sorulara 'evet' ya da 'hayır' gibi kısa yanıtlar verdiğini vs. anlatırlar. Tüccarlar, onunla biraz da alay etmişlerdir. Nayman Ana, anlatılanları sessizce dinlemiş, fakat hiç oralı olmamış, sanki bir şey duymamış gibi davranmıştır. Fakat birden içine bir kor düşmüştür; sanki bu anlatılanın, oğlu Kolaman olduğuna dair birden bir aydınlık belirmiştir içinde. Tabiî aydınlıkla beraber de bir korku...

Nayman Ana, gördüğü böyle bir ışık karşısında daha fazla duramaz, derhal hazırlıklara koyulur, hiçkimseye sezdirmeden, devesine biner ve sabahın erken saatinde, çobanların bahsettiği, Juan-Juanlar'ın su kuyularına doğru yola koyulur. Kilometrelerce gider Sarı-Özek bozkırında ve binbir türlü korkunun sarmalında, sonunda, oğlunu bulur. Evet, Nayman Ana, deve sürüsünün başında, oğlu Kolaman'ı, başındaki deri şapkasıyla yapayalnız bulur. Herşeye karşın oğlunu tanımakta zorlanmaz.

Kolaman, gözlerine kadar indirdiği şapkasının altından durgun gözlerle anasına bakmaktadır. Sanki, o ıssız çölde, yanına bir insanın gelmiş olması, onu, hiç ama hiç ilgilendirmemektedir. Hiçbir heyecan, depreşme, o geleni bilme, tanıma arzusu görülmemektedir. Kolaman'a, oğluna yaklaşan Nayman Ana, gerçeği artık iyice anlamıştır: Hıçkırıklar arasında varır sarılır oğlunun boynuna. "Oğlum, oğlum Kolaman! Benim, bak ben geldim, ben annen, Nayman Ana! Sen benim oğlumsun!" derse de, bu sözler, Kolaman için hiçbir anlam ifade etmemektedir. Nayman Ana, tekrar tekrar dener, kendini oğluna tanıtabilmeyi, ondan bir söz olsun yanıt alabilmeyi; adının Kolaman olduğunu anımsamasını, kendi memleketini, babasını, anasını anımsasın ister ama heyhât...

Kolaman, boş ve anlamsız gözlerle bakmaktadır. Karşısındaki kadının niçin ağladığını, neden burada, bu ıssız çölde, karşısında bulunduğunu, ondan ne istediğini hiç mi hiç düşünemiyor, hiçbir şey hissetmiyordur. Anası, bir girişim daha yapar ve bu sefer, Kolaman, adının 'Mankurt' olduğunu söyler. Anası çırpınmakta, hüngür hüngür ağlamakta, bir taraftan da bu zulmü yapanların akıllarına nasıl olup da böyle işkence yöntemlerini getirdiği için Tanrı'ya sitem etmektedir...

Nayman Ana, Sarı-Özek'te söylenen bir ağıdı anımsar:
"Ben, öldürülen, derisine saman doldurulan yavru devenin anasıyım. Buraya, saman dolu yavrumun tulumunu koklamaya, yavrumun kokusunu almaya geldim."

Nayman Ana, tekrar tekrar oğluna bir mankurt olmadığını, kendisinin bir Nayman, asıl adının, Colaman olduğunu söylerse de sonuç alamaz. O anda, uzaktan gelen bir Juan-Juan'ı fark eder ve kaçar. Juan-Juan da onu fark etmiştir fakat Nayman Ana gizlenir ve Juan-Juan'ın eline geçmekten kurtulur. Nayman Ana geceyi orada geçirir. Sabahleyin etrafı kolaçan ederek yeniden sokulur, "içine saman doldurulan yavrusunun tulumunun" yanına...

Kararı, ne pahasına olursa olsun oğlunu alıp buralardan götürmek, onu kaçırmaktır. Bu sefer yine Juan-Juanlar gelmektedirler, o yine kaçar. Juan-Juanlar kadının kim olduğunu öğrenmek için Kolaman'ı iyice sorguya çekerler. Tabiî ki konuyu anlamışlardır ve Kolaman'a emir verir, o kadın yine gelirse, onu öldürmesini sıkı sıkıya tembihlerler.

Kolaman'ın efendileri gittikten sonra son bir ümitle yanına gelen annesi bir an oğlunu göremez. Göremez, çünkü o anda, Kolaman, bir devenin arkasına sinmiş, elindeki oku annesine nişan almakla meşguldür. Annesi, oğlunu fark ettiğinde ok yaydan çıkmıştır ve öldürücü darbeyle Nayman Ana, devesinden yere yığılır. Düşerken, son sözleri, "Adını anımsa, adını anımsa!" olmuştur.

Kolaman, yani Mankurt, öz anasını düşman evinde, düşmanın sürüsünün başında ve düşmanın talimatına bağlı kalarak öldürmüştür. Nayman Ana'nın düşüp öldüğü bu yere, "Ana-Beyit Mezarlığı" denilmiştir. Yani "Ana'nın yattığı yer"...

İLE/<>

KÖZKAMANLAŞMAK

Destana göre, Manas, Alma Ata ıramağının gözesinde, Sungur'da oturan, hiç oğlu olmamış Yakup (Cakıp) Han'ın, duasından sonra Tanrı'nın verdiği yiğit oğludur. Manas birçok olağanüstülükler göstermiş, İslâm yolunda mücadele etmiş biri olarak takdim edilmektedir. Manas'ın, küçükken Kalmuklar'a esir düşen ve Moğolistan'a götürülüp orada büyütülen Köz-Kaman adında bir amcası vardır. Köz-Kaman, Moğolistan'da, Kalmuklar arasında büyütülür, bir Kalmuk kızıyla evlendirilir, oğulları olur ve bir gün oğullarıyla birlikte ata yurduna geri döner. Fakat o artık Kalmukça konuşmaktadır. Manas, daha önce amcasını hiç görmemiştir, dolayısıyla onu tanımamaktadır. Üstelik de Kalmukça konuştuğu için, amcasını casus zannetmektedir. Manas amcasını yakalar ve zincire vurur. Bu arada Manas, babasına mektup yazarak, amcası hakkında bilgi sağlar. Babası, amcasına iyi davranmasını söyler. Manas, babasının sözüne uyarak amcasını salıverir. Hatta bir de onun onuruna şölen verir fakat işte Köz-Kaman'lık gerçek yüzünü ortaya koymuştur: Köz-Kaman'ın oğulları şölende arbede çıkarırlar ve Manas'ı döverler. Manas, ileride Kalmuklar'a karşı sefere çıktığında da Köz-Kaman ve oğullarının ihanetinden kurtulamaz.

[Manas Destanı ve Köz-Kaman: Köz-Kaman, Manas Destanı, kahramanlarından birinin adıdır. Adını, bir Kırgız yiğidinden alan, 400 bin dizelik Manas Destanı, bir Kırgız destanı olup, Müslüman Kırgızlar'la, putperest Kalmuklar arasındaki mücadeleyi anlatmaktadır. Manas'ın tarihî bir kişilik olmadığını ileri sürenler varsa da, onun bir Kırgız beyi ya da bir Kırgız yiğidi olma olasılığı yüksektir. Bu destanda, Kırgızlar'ın tüm örf-âdet ve gelenekleri, inanç ve dünya görüşleri işlenmiştir.]

İLE/<>

KANARALAŞMAK

Bir köyde, yaşlı bir adam ve oğulları yaşamaktadır. Bir gün, adamın sürüsünden esrarengiz bir şekilde koyunlar eksilmeye başlar. Oğullar, eksilen koyunların ölüsünü ya da dirisini aramadık yer bırakmazlar ama ne yazık ki bulunamamaktadır. Babaları, bu duruma epeyce kafa yormakta fakat akıl erdirememektedir. Adamın, en sonunda aklına yatan düşünce şudur: Koyunları evin köpekleri, yani bizzat sürüyü korumakla görevli olan "bekçi" köpekler yemektedirler. Bu demektir ki, köpekler kanaralaşmıştır!

Yaşlı adam, çocuklarına talimat verir, der ki, "Gidin, evdeki tüm köpekleri öldürün. Hiçbir eniği de sağ bırakmayın! Daha sonra başka köylerden yeni enikler bulur getirir ve onları yeni baştan eğitirsiniz."

Oğullar, babalarının dediği gibi yaparlar ve fakat birkaç yıl sonra yine aynı durum görülmeye başlanır. Bu sefer, adam, çocuklarını başına toplar ve onlara, birkaç yıl önce kendilerine verdiği talimatı aynen yapıp yapmadıklarını sorar. Küçük oğul, o gün küçük bir eniği, acıdığı için öldürmemiş olduğunu itiraf eder. Evet, konu anlaşılmıştır: O küçük enik, anasından-babasından kanaralaşmayı öğrenmiştir, kanaralaşmak bir şekilde ona da bulaşmıştır. Büyüdükçe o da bu "ahlâkı" öteki köpeklere öğretmiştir. )

- CAHİL:
BİLMEYEN
değil/ne yazık ki BİLMEK İSTEMEYEN

- "İNANÇ" ile/ve/değil/||/<> DAVRANIŞ
( Seni, daha iyi bir insan yapan, "inançların" değil davranışlarındır. )

- PASAPORT[Fr.] ile PASAVAN[Fr.]
( Yabancı ülkelere gidecek olanlara, yetkili kurumca verilen, yabancı ülke yetkililerinin kimlik incelemesinde geçerli olan belge. İLE Türkiye Cumhuriyet ile sınırları olan ülkelerin, sınır bölgeleri içinde oturan Türk vatandaşlarına serbestçe gidip gelmeleri için verilen belge. )

- "GÜCÜN" "ADÂLETİ" ile/değil/>< ADÂLETİN GÜCÜ

- "AHLÂK/AHLÂKSIZLIK" ile/değil/< ANATOMİ
( Eşeysel örgenlerin adlarında, "ahlâk" ya da "ahlâksızlık" aranamaz! Küfür olarak geçen sözcüklerin ve küfür edenlerin yersiz/kötü "kullanımındaki" yanlışlık, dilin ya da sözcüklerin hatası, yükü değildir! Kişilerin yanlışları da sadece o kişilerin, o ve ilgili yersiz/bağlamsız, yanlış/kötü davranış ve tutumlarıyla sınırlı tutulmak zorundadır.

Üç yaşından itibaren öğrenilmiş, fark bile olmayan "farkların", gerçekte, doğada ve bütünlükte hiçbir şekilde herhangi ciddi bir fark oluşturmadığı, herkesin her "şey"i tam olarak bildiği, gördüğü ve yaşadığı bir durumun, deneyimin de doğal ve sınırlandırılmış, kapalı koşullarda, herhangi bir ayıbı yoktur[bulunamaz ve aranamaz]! Eşeysel örgen adlarının, tıpta, anatomi ya da fizyoloji bilgisi olarak, Latince ya da başka bir dilde kullanılması da bir şeyleri "çözmekte/aşmakta" yeterli değildir.

Doğru/uygun zaman, zemin ve koşulların, duyacaklarına râzı olan/olacak kişinin, muhabbetin ve hukukun bulunmadığı ilişki ve ortamlarda, dikkatsiz, özensiz bir şekilde tüketiliyor olmasıdır tüm sorun. Söylenilen sözcüklerin değil beklenilmeyen ve istenilmeyen koşullarda, bir dayatma olmasından dolayıdır kişilerin tüm haklı tepkisi. Kişilerin, hangi konu/alan olursa olsun, seslerini yükseltmelerindeki yanlış ya da sorun kadar, kullandıkları ve seçemedikleri sözcüklerin yanlışlığındandır rahatsız olunan. Sorun, esas ya da içerik sorunu değil, yöntem(usûl) sorunudur. Kalabalığın içinde, zaman, zemin ve koşulları, kişileri dikkate almama kabalığıdır.

"Cinsiyetçi küfür" diye bir sözcük de olmaz! Sorun, örgen adlarında ya da "kadın"lara saygısızlık olmasında değil cahil/yetersiz/özensiz/kaba kişilerin, sonuç odaklı ve düşünmeden, özenmeden, çevresine kayıtsız ve saygısızca davranmasından dolayıdır. Eğer eşeysellikteki son aşama, "kulağa üflemek" olsaydı, her ("olumlu/olumsuz") zaman ve zeminde, her durumda, ağzından düşürmediği "söz" ve kısaltma, "AMK" değil "Hay kulağına üfleyeyim!"[KULK] olurdu. Bu durumda, bu sorun, ne kulak kepçesinin ve/veya deliğinin, ne de bu sözcüğün, "ayıbı", "ahlâklılığı ya da ahlâksızlığı" olurdu.

Buradaki "sorun" ya da yanılsama, kapalı, sınırlı ya da bazı/çoğu ayrıntının iki kişi arasında ya da sır olarak tutulması istenilen özelin, dışarıda ve genelleştiriliyor olmasından dolayıdır.

Tıpta ve tüzede[hukukta], "ayıp", "çirkinlik" vs. ol(a)madığı gibi, zihinde ve zihin dilinde de "ayıp", "pis", "kötü" diye bir sınır(landırma) ya da sonuç(landırma) yoktur. Zihinden, "olumlu/olumsuz", "iyi/kötü" her düşünce ve ayrıntı geçebilir fakat sorumlu olunan/olunması gereken, ağızdan çıkmayabilecek olan söz(cük)ler(imiz)dir. )

- KAÇAN ile/değil/yerine/>< KAZANAN
( Kazanamaz. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Kaçmaz. )

- [ne yazık ki] BİLGİSİZLİĞİN/BİLGİSİZLERİN:
KABALIĞI
ile/ve/||/<> KALABALIĞI

- KÖTÜLÜK ETME! ve/<> KUYU KAZMA!
( Kötü düşersin. VE/<> Kendin düşersin. )

- YAŞAM:
OYUN
ile/ve/||/<> "KÖŞE KAPMACA" OYUNU
( Yaşam oyunu, sadece "köşe kapmaca" oyununa düşürüldüğünden ve bu oyunu da, bir köşeyi tutanın, eline geçirdiği köşeyi hiç bırakmamasından dolayı tıkanmasıyla ne oyun, ne barış, ne de huzur kalmıştır. Oyun, tekrar eşit koşullardan başlatılana kadar bir şeylerin düzelmesi de pek olası görünmüyor. )

- BİLGELİK ile/ve/||/<>/>/< KALITIMSAL BİLGELİK

- "YUVALANMA" ile/ve/||/<> "YAPILANMA"

- İDAM değil/yerine ADÂLET

- NEFSİ:
"TEMİZE ÇIKARMA KAYGISI"
ile/değil/yerine/>< TEZKİYE ETME ÇABASI

- SAVAŞI KAYBETMEK:
ÖLÜNCE
değil DÜŞMANA BENZEYİNCE

- !BÖLÜCÜLÜK ile/ve/||/<> !ÖTEKİLEŞTİRME

- YOKLUĞU PAYLAŞMAK değil VARLIĞI PAYLAŞMAK ve/||/<> İYİ GÜN DOSTU OLMAK değil KÖTÜ GÜN DOSTU OLMAK

- [ne yazık ki] "BİRİLERİNİN EKMEĞİNE YAĞ SÜRMEK" ile/ve/||/<> "HIRSIZA, YOL GÖSTERMEK"

- SEVMEMEK ile/değil/yerine/>< SEVMEK
( Ölmek. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< ("Istırap") Yaşamak. )

- GELİŞİM ve/||/<> ARINMA ve/||/<> YOZLAŞMAMA

- [ne yazık ki] BEYAZ DONLA YÜZMEK ile/değil/yerine/>< MAYO/ŞORT İLE YÜZMEK
( Ayrık ve bitişik 'de/da'ları, "ki'leri, "mi'leri, gerektiği gibi yaz(a)mayan/yayınlamayanların, görüntü kirliliği yaratanların "tutumu". İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Yazım kurallarına uyarak ve noktalamalara özen göstererek, okuyuculara ve dilimize saygı gösterenlerin, görüntü kirliliği yaratmayanların tutumu. )
( )
( )
( )
( )
( )
( )
( )
( )
( )

- ULUSLARARASI TÜZEDE:
BENTHAM
ile KELSEN ile AUSTIN

- JIM CROW YASALARI ile NÜRNBERG YASALARI

- OHAL'DE, (")ÖNLEMLER("):
ANAYASAL ve YASAL
ve/ne yazık ki YASADIŞI

- YASA ile/ve/||/<> KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME(KHK)

- DURDURMA ile/ve/||/<> SINIRLANDIRMA

- YAPTIRIM ile/ve/||/<> TEDBİR

- FECAÂT ile VEHÂMET

- [ne yazık ki] İNSANLIK SUÇLARI:
SOYKIRIM
ile/ve/||/<> İŞKENCE ile/ve/||/<> AYRIMCILIK/ÖTEKİLEŞTİRME ile/ve/||/<> NEFRET ile/ve/||/<> BAĞIMLILAŞTIRMA
( Bağımlılaştırma - İnsanlık Suçu İlişkisi - Muharrem Balcı )

- [ÖĞRENİYORUZ]
OKUDUĞUMUZU
ile/ve/<> DUYDUĞUMUZU ile/ve/<> GÖRDÜĞÜMÜZÜ ile/ve/<> HEM DUYUP, HEM GÖRDÜĞÜMÜZÜ ile/ve/<> TARTIŞTIĞIMIZI ile/ve/<> DENEYİMLEDİĞİMİZİ ile/ve/<> ANLATTIĞIMIZI/ÖĞRETTİĞİMİZİ
( %10 ile/ve/<> %20 ile/ve/<> %30 ile/ve/<> %50 ile/ve/<> %70 ile/ve/<> %80 ile/ve/<> %95 )

- GİRİŞİM/KALKIŞMA ve/<>/> BOZGUN

- İÇTEN PAZARLIKLI ile ÇIKARCI

- İÇTEN PAZARLIKLI ile İKİYÜZLÜ

- "KALINKAFALI/LIK" ile/ve/değil/ne yazık ki/||/<>/< HAYAL GÜCÜNÜN OLMAMASI

- PİŞKİN/LİK ile/ve/||/<> YÜZSÜZ/LÜK

- "SORGULANAMAYACAK" "YANITLAR" değil/yerine/>< YANITLANAMAYACAK SOR(G)ULAR

- !ZULÜM ile/ve/değil/||/<> İHMALKÂRLIK

- İHTİYÂT ile/ve/||/<>/> KANUN

- OLGUNLUĞUN EN ÖNEMLİ GÖSTERGELERİ:
DEDİKODU
ve/<> İFTİRAYA TAHAMMÜL
( Dedikodu ve iftiraya karşılığın da üç aşaması vardır.
1- Dedikodu ve iftiraya susarak[sükûnetle] karşılık vermek.
2- Dedikodu ve iftiradan "memnun olmak".
3- Dedikodu ve iftiradan "memnun olup", "dedikoducu/iftiracı" için üzülmek. )

- HEBÂ değil/yerine/>< ÇABA

- HAMALLIK ile/ve/||/<> HAİNLİK
( (")Düşmanından("), bir şey almayanların durumu. İLE/VE/||/<> (")Düşmanından("), yanlış şeyler alanların durumu. )

- "PAZU GÖSTERMEK" ile/değil/yerine/||/<>/></< GÖNLÜNÜN GENİŞLİĞİ

- ZEKÂ ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< ŞEFKÂT
( [karşısında] Eğiliriz. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>/< Diz çökeriz. )

- DEĞİŞİM:
KIRILINCA
ile/ve/||/<> KANDIRILINCA ile/ve/||/<> ÇOK FAZLA ŞEY ÖĞRENİNCE ile/ve/||/<> ÂŞIK OLUNCA

- ZANNETMEDEN ÖNCE ve/<> YARGILAMADAN ÖNCE ve/<> YARALAMADAN ÖNCE ve/<> KONUŞMADAN ÖNCE
( Öğren! VE/<> Anla! VE/<> Hisset! VE/<> Düşün! )

- ADÂLETSİZLİK ve/||/<> ANLAMSIZLIK
( [Çözüm olarak ...] Tüzeyi[hukuku] bulduk fakat tüzeye ulaşamadık. VE/||/<> Sanatı bulduk fakat sanat bize ulaşamadı. )

- UNUTUR(UZ) ile ANIMSAR(IZ) ile ÖĞRENİR(İZ)
( Anlatılırsa/k. İLE Eğitilirse/k. İLE Deneyimletilirse/k. )

- BELÂ ile/ve/değil/yerine/||/<>/< AŞK
( Bin. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/< Bir. )

- KENDİNİ:
KEŞFETMEK
ve/||/<>/> GELİŞTİRMEK ve/||/<>/> YÖNETMEK ve/||/<>/> GERÇEKLEŞTİRMEK

- İLKOKUL FİŞLERİ:
ALMANYA'DA
ile İNGİLTERE'DE ile JAPONYA'DA ile [ne yazık ki] TÜRKİYE'DE
( Üretim ve yaşam, disiplinle başlar. İLE Geçmişini bilmeyen, geleceğini belirleyemez. İLE Yaşamak için üreteceksin. İLE Ali, ata bak! )

- ÇOK SÖZ ile/ve/<> ÇOK MAL
( Yalansız olmaz. İLE/VE/<> Haramsız olmaz. )

- İNCELİK ile/ve/||/<> DOĞRULUK ile/ve/||/<> GÜZELLİK
( Belde değil dilde. İLE/VE/||/<> Sözde değil özde. İLE/VE/||/<> Yüzde değil yürekte. )

- (")SAHİP OLMAK(") ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< LÂYIK OLMAK

- SADELİK ve/||/<> DAYANÇ(SABIR) ve/||/<> ŞEFKAT

- KOŞUL ile/ve/değil/||/<> ETMEN

- "KÖPÜRME" ile/ve/||/<> "YÜKSELME"

- ETKİ ile/ve/||/<> İTKİ
( Dışarıda/n. İLE/VE/||/<> Dışarıda/n ve/veya içeride/n. )
( Nesnelerde/n. İLE/VE/||/<> Hayvan ve insanlarda/n. )

- KORKU ve/||/<> HAZ
( İnsanların, suç işleme nedenleri. )

- YAŞAM:
ANLAM
değil TUTKU

- | CÂNİ ve BUDALA | ile/değil/>< OYUNCU
( Sürekli akıl var ve hiç duygu yoksa. VE Sürekli duygu var ve hiç akıl yoksa. İLE/DEĞİL/>< Akıl ve duygunun dengelenmesiyle. )

- İNSANIN GÜCÜ ile/ve/||/<>/< SÖZCÜKLERİN GÜCÜ
( Sözcüklerin gücü anlaşılmadan, insanın gücü anlaşılmaz. )
( İnsan, dilinin ardında gizlidir. )

- ÜÇ BÜYÜK TEHLİKE:
DUYGUSUZLUK
ile/ve/<> ETKİSİZLİK ile/ve/<> AKILSIZLIK
( "Akıllı" kişilerde. İLE/VE/<> "Duygulu" kişilerde. İLE/VE/<> Etkili kişilerde. )

- İKTİBÂS ile/ve/<> TAKLİT

- EKSİKLERİ/Nİ TAMAMLAMAK ile/ve/değil/||/<> FAZLALIKLARI/NI ATMAK

- SEVMEK ve/||/<>/> SEVDİRMEK ve/||/<>/> SEVİNDİRMEK

- DÜZEN ve/||/<>/>/< SÜKÛNET

- KÜLT ile/değil/yerine/<> KÜLTÜR

- DONAKALMAK değil/yerine/>< ODAKLANMAK

- KISA SÜRELİ ile/ve/<> GEÇİCİ

- "YÜKLENMEK" ile/ve/<> ABANMAK

- "YANLIŞ" ile/değil FARKLI

- OLURSA ile/ve/<> OLMAZSA
( Ne iyi/âlâ. İLE/VE/<> Pek iyi/âlâ. )

- KANALİZASYON ve/||/<> HAMAM ve/||/<> KÜTÜPHANE
( Kentin kirini alır götürür. VE/||/<> Gövdenin kiri temizlenir. VE/||/<> Aklın boşlukları/"tozları" alınır. )

- [ne yazık ki] !ÇÖP ATMAK =/||/<> !"ÇÖP BIRAKMAK"

- ...'NIN:
"ONURU"
ile/ve/değil/yerine/||/<>/< OLURU

- İYİLİK ile/ve/||/<> DOĞRULUK ile/ve/||/<> CESÂRET ile/ve/||/<> VEFÂ
( Kötülüğe karşın. İLE/VE/||/<> Yanlışa karşın. İLE/VE/||/<> Zorluğa karşın. İLE/VE/||/<> Mesafeye karşın. )

- HELÂL-HARAM ile MÂRUF-MÜNKER
( Pek kabul edilmemek ve onaylanmamakla birlikte, farzları yerine getirmemenin, eksikliklerin, yanlışların, en son noktada cezâsı yoktur/olmaz. İLE İnsanlığı ve geneli kapsayan yanlışların cezâsı da vardır. )
( MÂRUF: Herkesçe bilinen, tanınan, belirli, sanlı. | Şeriatın uygun gördüğü, beğendiği ve buyurduğu. )

- DÜŞMAN:
KARŞINDAKİ
ile/ve/değil/||/<> "YANINDAKİ"
( Elindeki kılıçla. İLE/VE/DEĞİL/||/<> Arkasına sakladığı hançerle. )

- [ne yazık ki] HALKIN PARASINI, KENDİ ÇOCUKLARINA AYIRMAK değil/>< KENDİ PARANI, HALKIN ÇOCUKLARINA BIRAKMAK

- 1 ve/||/<>/>/< 2 ve/||/<>/>/< 4 ve/||/<>/>/< 8
( Konuş. VE/||/<>/>/< Yaz! VE/||/<>/>/< Oku! VE/||/<>/>/< Dinle! )

- PATRONAJ[Fr.] ile/ve/değil/yerine/<> YARDIM
( Cezaevinden serbest bırakılan suçlunun, toplum yaşantısına yeniden uyabilmesini sağlamak amacıyla yapılan yardım çalışması. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/<> ... )

- HİSSE SENEDİ ile PAY BELGİTİ

- HİSSEDAR değil/yerine/= PAYDAŞ

- PAYE[Fars.] değil/yerine/= AŞAMA

- PAZVANT[Fars.] değil/yerine/= BEKÇİ
( Osmanlı döneminde, Rumeli'de, gece bekçilerine verilen ad. )

- TEKÎD[< EKD | çoğ. TE'KÎDÂT] değil/yerine/= PEKİTME
( Sağlamlaştırma, güçlendirmek, güç vermek. | Üsteleme, bir iş için önceden yazılan bir yazıyı tekrarlama. | Pekiştirme. )

- İŞTEN ÇIKIŞTA/ÇIKARILMADA:
KIDEM TAZMİNATI
ile/ve/<> İHBAR TAZMİNATI ile/ve/<> İŞSİZLİK ÖDENEĞİ
( )

- POLİÇE[< İt. < Yun.] değil/yerine/= SİGORTA SENEDİ

- MERHEM[Ar.] ile POMAT[İt.]
( Deriye sürülerek kullanılan, içinde birçok etkili madde bulunan, yumuşak ve koyu kıvamda, yağlı ya da yağsız ilâç. | Çözüm/çare. İLE Genellikle saça sürülen, yağlı ve kokulu merhem. )

- TESLİMİYET ile/ve/||/<>/< SABIR
( Özellikle, Anthony Hopkins'in, "The Edge" ve "The Instinct" adlı filmlerini de izlemenizi salık veririz. )

- RUZNAME[Fars.] değil/yerine/= GÜNLÜK/GÜNCE
( Günlük olayların yazıldığı defter. | Gündem. | Olayların zaman sırasına göre yazılmış bulunduğu defter. )

- SADED[Ar.] değil/yerine/= ASIL
( Asıl konu. | Yakınlık, civar. | Düşünce, niyet, kasıt; girişim/teşebbüs. )

- SONUÇ ile/ve/||/<> ÖZET

- TEŞEBBÜS[Ar.] değil/yerine/= GİRİŞİM

- SAĞDUYU ile/ve/||/<> SAĞGÖRÜ
( Doğru, akla uygun yargılar verme yeteneği. | Doğru ile yanlışı birbirinden ayırma ve doğru yargılama gücü. İLE/VE/||/<> Gerçekleri, yanılmadan görebilme yeteneği. )

- HÜSN-Ü NİYET değil/yerine/= SAĞİSTEM
( İyi niyet. )

- "KRİZ YOK" değil/ne yazık ki KERİZ ÇOK

- SAPTIRMA ile/değil/yerine SAPTAMA

- "POZ" ile/değil/yerine KOZ

- AYAKTA DURMAK ve/fakat/||/<>/>/< HAYATTA KALMAK
( Yeterince gücün olmayabilir/kalmayabilir. VE/FAKAT/||/<>/>/< Nedenlerin vardır ve yeterince çoktur. )

- [hem] ŞİFRELEME ile/ve/değil/yerine/hem de/<>/>/< VERİYİ/BİLGİYİ GİZLEME

- "EMİR VERMEK" ile/ve/değil/yerine/>/< DOĞRUDAN SÖYLEMEK

- ZAMAN KAZANMAK ile FIRSAT ARAMAK/BEKLEMEK

- "KAÇMAK" ile/değil/yerine KAÇINMAK

- SANA YAPILAN "KÖTÜLÜK" ile/değil/yerine/ne yazık ki/>< SENİN YAPTIĞIN KÖTÜLÜK/YANLIŞ/HATA
( Unut/abil! İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Unutma! )

- "İNCE ELEYİP, SIK DOKUMAK" değil İNCE EĞİRİP, SIK DOKUMAK

- NİYET ve/||/<>/> KARAR ve/||/<>/> UYGULAMA

- "ADAMINA GÖRE" ile/değil/yerine ADÂBINA GÖRE

- YAKINLIK[< KURBİYET / KURBAN] BAYRAMIMIZ:
HAYVAN KESEREK / CAN ALARAK
değil/yerine
SEVDİKLERİMİZİ, BİRBİRİMİZİ ANLAMAK VE
YAKINLAŞMAK[< KURBİYET / KURBAN] İÇİN BİR ŞEYLER(İN)DEN VAZGEÇEREK/VEREREK...


- "KURBAN KESMEK" değil KURBAN/YAKINLIK KESBETMEK[: Çalışarak kazanma.]

- "HUZUR" ile/ve/değil/yerine/||/<>/< ANLAM

- YAŞAM:
BİR NEFES
ile KAFES ile HEVES
( Aldığın kadar. İLE Kaldığın kadar. İLE Daldığın kadar. )

- "YAKINLIK":
"SIKICI"
ile/ve/değil/||/<>/< "BOĞUCU"
( Kavuşmada[vuslatta], bıkma/sıkılma[gına] vardır. )

- DUYMAK/DUYUMSAMAK ile/ve/||/<>/< ÖNEMSEMEK

- TÜZE(HUKUK) ile/<> YAZIN(EDEBİYAT)
( Toplumbilim. İLE/<> Sanat. )
( [Amaç] Adâlet. İLE/<> Dilde ve düşüncede, güzellik. )
( Yorum, yasa koyucunun amacına göredir ve gerekçelere bakılır. İLE/<> Çağrışım ve yorumlar, okurdan okura değişir. )
( Her ikisi de bir "söz" söyler fakat hukuk açısından "kuralın" ya da "yargının" sözü esastır. [Kuralın sözünü, yasa koyucu; yargının sözünü, yargıç söyler. Yargıcın sözü, kuralın sözüne uygun olmak zorundadır.] İLE/<> Önemli[öncelikli] olan, öykünün sözüdür. )
( [sözü] Yasa koyucu ya da yargıç söyler. İLE/<> Önce, yazar; sonra, okur söyler. )
( Akla, mantığa ve toplumsal gerçekliğe dayanır, sınır koyar. İLE/<> Hayal gücü ve yaratıcılık, öne çıkar ve sınırsızdır. )
( [sözü] Zorla söyler, zorla dinletir. İLE/<> Zorla söylemez, ["Heves" sözüdür, muhatapları gönüllüdür.] ["Zorla güzellik olmaz!" ama hukuk olur! Hukuk'un, zorlayıcı/yaptırım gücü vardır.] )
( Tekil öyküler hakkında yargıya varabilmek için olası öykülerin tamamını kuşatacak, "genel kurallar" koymayı amaçlar.[Tekil bir öykünün peşinden giden edebiyat, hukukun sabitlemek, her zaman ve her yerde aynı anlama getirmek istediği sözü açmak, genişletmek, çoğaltmak, yeni anlamlar katmak içindir.] İLE/<> İnsanın, insan öykülerinin peşindedir. )
( Çelişki sevmez, gördüğü yerde çelişkileri bertaraf etmek ister. İLE/<> Çelişkileri kışkırtıp bu çelişkilerden yeni anlamlar doğmasına ebelik yapmayı, en azından böylesi olasılıklar bulunduğunu unutturmamayı arzular. )
( Tekil insanı, genel ve soyut koşullar içinde değerlendirir. Yasalar, genel işlemlerdir, belirli bir durum içindeki herkes için düzenlenmişlerdir[tedvîn]. İLE/<> İnsanın, bir başkasından ayrıldığı noktaların peşindedir. )
( Yönlendirmelerle ilgilenmez, eylemle ilgilenir. Hukukun odaklandığı, öncelikle eylemdir, istisnalar dışında, eyleme giden yol önem taşımaz. İLE/<> Bu yoldaki uğrakları, kişinin durumunu, yönlendirmelerini, onu etkileyen etmenleri didikler. )
( İnsanın, neyi, neden yaptığının değil, ne yaptığının ve bu yaptığının ne gibi sonuçlar doğurduğunun yanıtını arar. İLE/<> İnsanın derinliğinin ve yapıp ettiklerindeki değişkenlerin peşindedir. Bunun doğal sonucu olarak, edebiyatçı, insanı, "yargılamak" yerine anlamaya çalışır. )
( Alıcı, satıcı, sanık, mağdur gibi sonsal sınıflandırmalar içinde biriciklikleri pek de düşünülmeden değerlendirilirler.[Katalog suçlar vardır fakat katalog kahramanlar yoktur.] İLE/<> Kişi[kahraman], kendine özgüdür. Biricik olduğu göz ardı edilmez. )
( "Olmayacak" bir öykü üstüne söz söylemez. İLE/<> Gerçeğe aykırı olanla da olanaksız olanla da ilgilenir. )

- KABULLENMEK ile/ve/<> KOŞULLANMAK

- GÜVENMEK:
"O, BUNU YAPMAZ"
ile/değil/yerine "O, BUNU YAPTIYSA, BİR BİLDİĞİ VARDIR"

- FELSEFE:
NİTELİKLİ SORU, SORMA "SANATI"
ile/ve/||/<>
NİTELİKLİ, SORU SORMA "SANATI"


- SEVMEK:
SIRADIŞI ŞEYLER YAPMAK
değil SIRADAN ŞEYLERİ, ÖZENLE YAPMAK

- İNSAN(KİŞİ/KENDİN):
OKYANUSUN İÇİNDE BİR DAMLA
ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< BİR DAMLANIN İÇİNDEKİ OKYANUS

- DİĞERLERİNE GÖRE YAŞAMAK ile/değil/yerine DEĞERLERİNE GÖRE YAŞAMAK
( Kaç kuruşunun olduğu önemlidir. İLE/DEĞİL/YERİNE Nasıl bir duruşun olduğu önemlidir. )

- YOKLUĞA DAYANAMAYAN ile/>< VARLIĞA DAYANAMAYAN

- ZORA DAYANAMAYAN/LAR ile/>< ÖDÜLE "DAYANAMAYAN/LAR"

- ÂŞİKÂR ile/değil ÂŞİNÂ

- EVRENSELLİK ile/ve/<>/< ZORUNLULUK

- ADÂLET ile/ve/değil/||/<>/< SINIRLAR

- DAVACI ile/>< DAVALI

- YARGI/HÜKÜM ile/ve/||/<> KARAR

- "REDDEDİLDİ" ile/ve/||/<> "KABUL EDİLMEDİ"

- TUTUKLU/TUTUKLA(N)MA ile/ve/değil/||/<>/< GÖZALTINDA/GÖZALTINA ALMA
( [ancak özel ve zorunlu durumlarda] Yargıç dışında, ne savcı, ne de polis tutuklama yapamaz.[yaptıkları tutuklama değil gözaltına alma ve/veya [sınırlılığında] bulundurmadır] )

- İTİRAZ:
KABUL EDİLDİ
>< REDDEDİLDİ

- DÂVÂ ile/ve/||/<>/> DURUŞMA

- "MEŞGUL OLMAK" ile/ve/değil/yerine/||/<>/< ETKİN OLMAK
( 13 Fark için burayı tıklayınız... )

- SÖZCÜKLERİN ETKİSİ ve/||/<> İNSANLARIN ETKİSİ

- DÂVÂ ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< MÂNÂ
( Bilmezler mânâsını, ederler dâvâsını. )

- EĞİTİM > ÖZGÜVEN ve/||/<>/> ÖZGÜVEN > ÜMİT ve/||/<>/> ÜMİT > BARIŞ

- BAKIŞ AÇISI ile/ve/||/<>/>/< TUTUM

- İLKE ile/ve/||/<> DAYANAK

- AZDIRMAK ile/ve/değil/||/<>/< "BAŞTAN ÇIKARMAK"

- İGTİMÂD/İGMÂD[< GIMÂ] | İĞTİLÂF/İGLÂF[< GILÂF] ile İTİMAD[< AMD]
( Kınına/kılıfına sokma. İLE Dayanma, güvenme. | Emniyet, güven. )

- İĞTİLÂF ile İHTİLÂF[< HİLÂFET, çoğ. İHTİLÂFÂT] ile İTİLÂF[< ÜLFET, çoğ. İTİLÂFÂT]
( Kılıf içine girme. İLE Ayrılık, uymayış/uymama, anlaşmazlık, aykırılık. İLE Alışma, ülfet etme. | Uyuşma, uygunluk. )

- İMKÂN ile/değil/yerine İNSAN

- EZBERCİLİK ile/değil/yerine HAZIRCILIK

- ERDEM ile/ve/değil/yerine/||/<>/< DEĞER

- ERDEM ile/ve/||/<> ÖVGÜ

- SEYİR ile/değil/yerine GİDİŞAT

- CÜRET ile/ve/değil/||/<> BİLGİSİZLİK

- TARİH ile/ve/||/<> DÜŞÜNCE TARİHİ
( [İnsanların] Nasıl, düşünmeden hareket ettiklerinin öyküsü. İLE/VE/||/<> Nasıl, hareket etmeden düşündüklerinin öyküsü. )

- TEHÎL ile TEHÎR[< AHAR]
( Konuğa, "hoş geldiniz!" demek olan "ehlen ve sehlen" tümcesini söylemek. | Ehliyetli kılma. | Lâyık, müstahak görme/görülme. | Ürkekliği giderme, alıştırma. İLE Erteleme, sonraya/geriye bırakma. )

- EL ile/değil/yerine/>< EV
( Yaralar. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Sarmalar. )

- [ne yazık ki] BAĞNAZ ile/ve/||/<> AHMAK ile/ve/||/<> KÖLE
( [Mantık ...] Yürütmeyen. İLE/VE/||/<> Yürütemeyen. İLE/VE/||/<> Yürütmekten korkan. )

- ŞEHİT ile/ve/||/<> GAZİ
( Nurlu. İLE/VE/||/<> Onurlu. )

- [ne yazık ki] !IRKÇILIK ile/ve/<> !EŞEYSELCİLİK

- MEDİNE ile/ve/<> MEDİNTA
( Mahkemenin olduğu yer. İLE/VE/<> Kaleyle korunmuş yer. )

- "KAOTİK" değil/yerine/= KARMAŞIK

- DIŞAVURUM ile/ve/||/<> UZANTI

- BÜTÜNLENME ile/ve/||/<> TAMAMLANMA

- AKIL:
BÜTÜNSEL
ile/ve/değil/||/<>/< BÜTÜNLEYİCİ

- KARALAMA ile/ve/||/<>/>/< DIŞLAMA

- GÜZELLİK ve/||/<>/> ÖZGÜRLÜK
( Güzellik, özgür kılar. )

- SÜREÇ ve/||/<> EYTİŞİM/DİYALEKTİK

- GÖREMEZSİN ile/değil GÖRÜNMEZ

- "DUYARLIK" değil DUYARLILIK

- SAFİYE ve/||/<>/> TASFİYE

- DERTLERİN ARTMASI ile/değil GERÇEKLERİN ANLAŞILMASI

- BÜYÜK YANLIŞLARIN/HATALARIN/SUÇLARIN:
"NEDENİ"
/ BEDELİ

- GENELLEME ile/ve/||/<>/< "İDDİA"

- KÜMÛN >< ZUHÛR
( Gizlenme. >< Açığa çıkma, görünme, dışlaşma. )

- USÛL ile/ve/<> FÜRÛG[Fars.]
( Yöntem. İLE/VE/<> Işık/ziyâ/nur, parlaklık, parıldayış. )

- [ne yazık ki] PSİKOPAT/LIK ile/ve/||/<> İNSAFSIZ/LIK

- EMPOZE (ETMEK) değil/yerine/= DAYATMAK

- ANLAM ve/=/||/<> FARK

- "ÖYLESİNE ..." ile/değil ÖYLESİ ...

- ŞARLATAN değil/yerine/>< FİLOZOF
( Filozofların aydınlatmadığı bir toplumu, şarlatanlar aldatır. )

- İADE[< AVD] >< MÜSÂDERE[< SUDÛR | çoğ. MÜSÂDERÂT]
( Geri gönderme/çevirme. | Eski/önceki durumuna getirme. | Karşılık yapma. | Birinci dizenin son sözcüğünü, ikinci dizenin başında tekrarlayarak yazılan şiir. >< Tanzimat'tan önce, herhangi suçlu birinin malının, hükümetçe, sultan adına alıkonulması. | Yasak bir şeyin, yasaya uygun olarak alıkonulması/zabtı, zoralım. )

- ETKİ ile/ve/<>/> YANSIMA

- EŞLEŞTİRME ile/değil/yerine KIYASLAMA

- "EŞLEŞTİRME" ile "ÖZDEŞLEŞTİRME"

- İZDÜŞÜM ile/ve/<> UZANTI

- "TEHDİT" ile/değil/yerine TESPİT

- FELSEFE ve/||/<>/> İDEOLOJİ ve/||/<>/> TÜZE
( Başlar. VE/||/<>/> Deneyimlenir. VE/||/<>/> Düzenlenir. )

- HAYR ile/ve/||/<> TEVHÎD

- ÖDEV ile/değil/yerine ERDEM
( "Yükleme." İLE/DEĞİL/YERİNE "Yüklenme." )

- ANLAM:
PARÇADA
ile/ve/değil/||/<>/> BÜTÜNDE

- DEVRİM ve/ne yazık ki/||/<>/> !KIYIM

- SAHİP OLMADIĞIN ŞEY/DEĞER/OLANAK/KOŞUL ve BULUNMADIĞIN YER
( Vazgeçemeyiz. VE Terk edemeyiz. )

- KIZMAK ile/ve/<> "TAPASI ATMAK"

- ÇATIŞMA ile İNDİRGENEMEZ ÇATIŞMA

- POLİTİKA ile/ve/<> POLİTİK OLAN

- AHLÂKÎ OLAN ile/ve/<> TÜZEL OLAN ile/ve/<> POLİTİK OLAN

- [ne yazık ki] !SAVAŞ ile ASKERİCİLİK/MİLİTARİZM

- [ne yazık ki] SAVAŞ DÖNEMLERİNDE:
RİTÜELLEŞMİŞ
ile SINIRLAMACI OLAN ile FETİH ile MUTLAK AMACI OLAN ile SINIRI OLMAYAN

- [ne yazık ki] SAVAŞLARDA:
PARTİZAN
ile/<> GERİLLA ile/<> TERÖR

- [ne yazık ki] !SAVAŞ ile/ve/değil/||/<> !İÇ SAVAŞ/AYAKLANMA

- [ne yazık ki] !SAVAŞLAR:
RASYONEL
ile/ve/<> KİTLELERİN SEFERBER EDİLDİĞİ ile/ve/<> ASİMETRİK

- [ne yazık ki] !SAVAŞLAR:
ESKİ
ile/ve/<>/> YENİ
( XVII. yy. İLE/VE/<>/> XX. yy. ve sonrası. )

- [ne yazık ki] !ÖTEKİLEŞTİRME ile/ve/||/<>/> !DÜŞMANLAŞTIRMA

- (")BARIŞ("):
ÇOK KUTUPLU, SIRADÜZENLİ[HİYERARŞİK] DENGE "DÜZENİ"
ile ÇİFT KUTUPLU "DÜZEN" ile TEK BİR DEVLETİN "DÜZENİ"[PAX ROMANA]

- İNDİRGEMEK ile/ve/<> "DÜŞÜRMEK"

- BORCUNU ÖDE(YE)MEMEYE:
"BAHANE"
değil/yerine/>< ÇARE
( Onursuz kişinin "davranışı". DEĞİL/YERİNE/>< Onurlu kişinin tutumu. )

- "DIŞARIDA BIRAKILMAK" ve/=/||/<> "İÇERİ KAPATILMAK"

- "PAY" ile/ve/değil/yerine/||/<>/< HAK

- KISAS ile MİSL

- NİYET ile/ve/<> YÖNTEM

- MUTLAK/LIK ile KOŞULSUZ/LUK

- UYDURMAK ile/değil/yerine DUYURMAK

- [ne yazık ki] SORUMLULUKTAN KAÇMAK ile/ve/||/<>/< ÖZGÜRLÜĞÜ YADSIMAK

- SAHTE ile/ve/<> "YARIM"

- "SÖYLE GİTSİN!" değil/yerine/> SUS! BİTSİN!

- [ne yazık ki] BAĞIMLI/LIK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< SINIRLI/LIK

- !İŞKENCE ile/değil/yerine CEZA

- ÖFKE ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< "TEPKİ"

- "SAVUNDUĞUNDAN" DOLAYI BİLMEK ile/değil/yerine/>< BİLDİĞİNDEN DOLAYI SAVUNMAK

- İYİ ŞEYLER ile/ve/||/<>/> DAHA İYİ ŞEYLER ile/ve/||/<>/> EN İYİ ŞEYLER
( İnanırsak gelir. İLE/VE/||/<>/> Sabredersek gelir. İLE/VE/||/<>/> Vazgeçmezsek gelir. )

- USÛL ile USÛL
( Kökler, asıllar. | Bir kişinin, anne, baba, dede ve nineleri. İLE Bir amaca erişmek için izlenen, tutulan yol, yöntem. )

- TÜRK BAYRAĞI'NDA:
8 KÖŞELİ YILDIZ
ile/değil/yerine/<>/> 5 KÖŞELİ YILDIZ
( )

- "DEMEK İSTİYORUM Kİ, ..." ile/değil/yerine "DİYORUM Kİ, ..."

- TEKİT değil/yerine/= ÜSTELEME
( Bir düşünce ya da istek üzerinde durmak, direnmek, ısrar etmek. | Sayrılık, hastalığın yeniden ortaya çıkması, nüks etmesi, depreşmesi. )

- TAAHHÜT değil/yerine/= ÜSTENME

- SATHÎ[Ar.] değil/yerine/= YÜZEYSEL/GELİŞİGÜZEL/ÜSTÜNKÖRÜ

- ÜTMEK ile ÜTMEK
( Ateşten ya da yüksek bir ısıdan geçirmek. | Bir şeyi, tüylerini yakmak için alevden geçirmek. | Taze buğday ya da mısırı, ateşe tutup pişirmek. İLE Oyunda, kumarda kazanmak, yenmek. )

- UZMANLIK ve/||/<>/>/< İŞBÖLÜMÜ

- ÖRTÜŞME ile/ve/<> UYUMLULUK

- YARGILAMA ile/değil/yerine/>SORGULAMA

- ZEVK ve/||/<>/< ZEKÂ

- GELİŞMİŞ ÜLKE:
FAKİRLERİN BİLE ARABAYA BİNDİĞİ ÜLKE
değil/yerine/><
ZENGİNLERİN BİLE OTOBÜSE BİNDİĞİ ÜLKE


- DOMİNO ETKİSİ ile/ve/||/<> ZİNCİRLEME ETKİ

- "...'YA DİKKAT ÇEKMEK" ile/ve/<> "...'YA ATIFTA BULUNMAK"

- MÜDAHİL ile/ve/<> NÜFÛZ

- TAHKİK[< HAKK] ile/ve/<>/> TAHRİR ile/ve/<>/> TAKRİR ile/ve/<>/> TAKRİB ile/ve/<>/> TÂLİM ile/ve/<>/> TEDKİK
( Doğru olup olmadığını araştırma. | Kanıt ile bilmek. [Mantıksal ve felsefi alan.] İLE/VE/<>/> İlgisi olmayanları bilmek. İLE/VE/<>/> Kanıtların iç tutarlılığı araştırma. İLE/VE/<>/> Kanıt ile sonuç arasındaki tutarlılığı araştırma. İLE/VE/<>/> Öğrenme. İLE/VE/<>/> Kanıtlamayı bilmek. )

- "DERİNLİK" ile/ve/<> İÇİÇELİK

- "HEM ..., HEM DE ..." ile "DURUMA GÖRE ..."

- VÂRİDÂT[< VÂRİDE] ile/değil/yerine ESİN/İLHAM
( Yıllık/aylık gelir. | Hatıra gelen, içe doğan şeyler. İLE/DEĞİL/YERİNE Etkilenme, çağrışım ya da içe doğmayla akla gelen, yaratıcı düşünce, duygu. )

- İNDİRGEMEK ile/ve/<> HAPSETMEK

- KANDIRMAK ile/<> "ATLATMAK"

- ZİHİN ve/||/<>/> BİR(LİK)

- NOKTA ve/||/<>/>/< BİR(LİK)

- TUTARSIZLIĞINDAN UTANMAMAK ile/ve/||/<>/< ÖLÇÜYÜ SEVMEMEK
( b1Zqc7 http://www.FyLitCl7Pf7ojQdDUOLQOuaxTXbj5iNG.com )

- SANAT ve/||/<> SEVGİ ve/||/<> FELSEFE

- ADÂLET ile/ve/<> BİLİM ile/ve/<> AŞK

- MİRAS ile/ve/||/<> KALITÇILAR/MİRASÇILAR/VERESE[Ar.]

- [ne yazık ki] KARGAŞA ile VURTUT
( ... İLE Silah kullanılan kargaşa. | Uzun uzun çekişerek, sıkı pazarlık ederek. )

- ZABIT/ZAPT/ZABT[Ar.] değil/yerine/= TUTANAK

- KURAMDAN KOPUK UYGULAMA ile/ve/<> UYGULAMADAN KOPUK KURAM
( Kördür. İLE/VE/<> Topaldır. )

- SABİTLEME ile/ve/<> İSTİKRAR

- [ne yazık ki] !HAKARET ETMEK ve/=/||/<>/> !YOK ETMEK

- DÜŞÜNMEYİ BECEREMEMEK ve/||/<>/>/< DÜŞÜNMEYİ SEV(E)MEMEK

- [ne yazık ki] EZBERE YAŞAMAK ve/||/<>/> KÖTÜLÜK

- "KUYUNUN DERİNLİĞİ" değil "İPİN KISALIĞI"

- DENEMEK > TAKLİT ETMEK değil/yerine/> DÜŞÜNMEK
( En acı olan. > En kolay olan. DEĞİL/YERİNE/<>/> En akıllıca olan. )

- YÖNETMEK = DÜRÜSTLÜK
( Yönetmek, dürüstlük demektir. Sen doğru yönetirsen, kimse yanlış olmaya cesaret edemez. )

- GÜÇLÜ ve/||/<>/> DAHA GÜÇLÜ
( Zayıf yanını, herkesten daha iyi bilen. VE/||/<>/> Zayıf yanına hükmedebilen. )

- AHMAK KİŞİNİN ARADIĞI değil/yerine/>< AKILLI KİŞİNİN ARADIĞI
( Başkalarında. DEĞİL/YERİNE/>< Kendinde. )

- İŞARET PARMAĞI ile/ve/değil/||/<>/< ÖTEKİ ÜÇ PARMAK
( Bir yanlışın/eksiğin savunması olarak kendimizi hatasız/suçsuz göstermek için başka bir şeyi/kişiyi işaret ettiğimizde, işaret ettiğimiz parmağımız, işaret edilen şeyle ilgili olsa bile olayların/olguların kökenindekinin, kaynağının ve ağırlığın bizim "düşünce/davranış" ve "yorumumuz" olduğunu, öteki üç parmağımız bizi gösterir. )
( %25. İLE/VE/DEĞİL/||/<>/< %75. )
( İyi birini gördüğünüzde, onu taklit etmeye çalışın. Kötü birini gördüğünüzde, onun kusurlarını, kendinizde de arayın. )

- OLGUN KİŞİ:
"GÜZEL SÖZ SÖYLEYEN"
değil SÖYLEDİĞİNİ YAPAN VE YAPABİLECEĞİNİ SÖYLEYEN

- "DENEME-YANILMA" değil/yerine YAŞANMIŞLIKLARDAN DERS ALMAK

- KORKUTAN ile/ve/||/<> KORKAN
( Korkutanlarla ile korkanlar arasında sessiz bir suç ortaklığı vardır. )

- MÜRÛR-İ ZAMAN[Ar.] değil/yerine/= ZAMANAŞIMI/SÜREAŞIMI

- ZANNETMEK/ZEHAP[Ar.] ile ZAMMETMEK[Ar.]
( Sanı, kuşku/şüphe. İLE Katmak. )

- ASKER/POLİS ile ZAPTİYE[Ar.]

- ZAPTURAPT[Ar.]/DİSİPLİN[İng.] değil/yerine/= SIKIDÜZEN

- ZECREN ile ZECRİ
( Yasaklayarak. | Zorlayarak. | Eziyet ederek. İLE Zorlayıcı, zorlayan, yasaklayan. )

- ZÂYİ/ZİYAN[Ar.] ile ZEVAL[Ar.]
( Yitik, kayıp. İLE Yok olma/edilme. | Suç, kabahat, sorumluluk. | Bozulma. | Öğle vakti. )

- ZİLYET[Ar.] değil/yerine/= ELDECİ
( İyesi kendi olsun, olmasın, bir malı kullanmakta olan, elinde tutan kişi. )

- ZÜRRİYET[Ar.] değil/yerine/= DÖL/SOY

- POLİTİK ERDEMLER ile/ve/||/<> BİLGELİK[DİANOETİK] ERDEMLERİ
( Tedbir, itidal ve cesaret. İLE/VE/||/<> Adâlet, bilim ve aşk. )

- ERDEM ve/||/<> TÜZE(HUKUK)
( Erdemin ölçüsü, tüze'dir. )

- YANILGI ile/ve/<> YANILTI
( Yanılma durumu, yanlış davranış. | Bir sanatla, bir bilimle ilgili kuralların gereği gibi uygulanmayışından doğan sonuç. | Yanlışı doğru ya da doğruyu yanlış sanma. İLE/VE/<> Sonucu bakımından çok önemli olmayan yanlışlık. )

- MUGALATA değil/yerine/= YANILTMACA
( Yanıltmak için, yanıltacak yolda söz söyleme. | Başkasını yanıltmak için, doğru olmadığı bilinerek yapılan uslamlama ve çıkarsama. )

- YANILTMACA ile YANILTMAÇ
( Yanıltmak için, yanıltacak yolda söz söyleme. | Başkasını yanıltmak için, doğru olmadığı bilinerek yapılan uslamlama ve çıkarsama. İLE Ötekini yanıltıp başka şey söylemesine yol açacak biçimde düzenlenmiş söz. )

- YARDIMCI ile/ne yazık ki !YARDAK/ÇI
( ... İLE Özellikle kötü işlerde birine yardım eden kişi. )

- YARGIÇ ile YARGICI
( Ulus adına, yargı yetkisini kullanarak yasaya aykırı davranışlarda ya da uyuşulmayan işlerde, yasayı yerine getirmekle, tüzeyi gerçekleştirmekle görevli kişi. İLE Bir anlaşmazlığı çözmek için iki tarafın başvurduğu kişi ya da kendine seçme yetkisi verilen bilirkişi, hakem. )

- ENCÜMEN/KOMİTE/KOMİSYON değil/yerine/= YARKURUL
( Meclis ya da herhangi bir kurultayda, bazı konuları inceleyerek, varılan sonuçları tartışılmak için genel kurula getirmekle görevli, üyeler arasından oluşturulan altkurul. )

- YAŞIN YAŞIN
( Gizli gizli, için için. )

- YAVE[Fars.]/TÜRREHÂT[Ar. < TÜRREHE]/PESTENKİRÂNÎ[Fars.] değil/yerine/= SAÇMA-SAPAN SÖZ
( Saçma, saçma sapan söz. | Sahipsiz hayvan. )

- GRAFOLOJİ değil/yerine/= YAZIBİLGİSİ
( El yazısından, yazanın karakter ve duygularını anlamayı amaç edinen inceleme yöntemi. )

- GALİBİYET[Ar.] değil/yerine/= YENGİ
( Yenmek, utku, zafer. )

- YETKE ile YETKİ
( Yaptırma ya da yasak etme hakkı ya da gücü, sulta, otorite. | Yeterliğine herkesi inandırarak, bir kişinin kendine sağladığı itaat ve güven. İLE Bir görevi/işi, yasaların verdiği olanaklara göre, belirli koşullarla yürütmeyi sağlayan hak, salahiyet, mezüniyet. )

- TEMÂYÜL[Ar.] değil/yerine/= YÖNSEME
( Belirli bir amaca ya da sonuca yönelen, etkinliğe dönüşmeyen etki gücü. )

- YURTLUK ile YURTLUK
( Büyük ve zengin köşk, mâlikâne. İLE Bir yerin gelirinin, bir kişiye, sadece ölünceye kadar kullanılması koşuluyla ayrılması yöntemi. )

- ZEKÂT ile/ve/||/<> SADAKA ile/ve/||/<> İNFÂK

- EŞİTLİK ADÂLETİ ile/ve/<> ORAN ADÂLETİ

- MERİYET[Ar.] değil/yerine/= YÜRÜRLÜK, GEÇERLİLİK
( Gereğinin yapılır olması durumu. )

- YÜZÜSTÜ ile YÜZÜSTÜ
( Yüzü yere gelecek biçimde. İLE Başlanmış fakat tamamlanmamış bir durumda. )

- [ne yazık ki] !SAVAŞ ve/||/<>/>/< !YILDIRMA/TERÖR[Fr.]

- [ne yazık ki] !SALDIRI ile/ve/||/<>/>/< !ŞİDDET

- SÛFİLER ve ŞİİR ve/||/<> ORDU ve/||/<> BÜROKRASİ
( Türkçe'mizin yaygınlaşmasında öncelikli ve ağırlıklı etkisi olanlar... )

- ORTAK GEÇMİŞ ve/değil/yerine/||/<>/>/< ORTAK GELECEK

- [Lat.] CARITAS ve/||/<>/>/< CUPIDITAS
( Tanrı[uhrevî] sevgisi. VE/||/<>/>/< Kişi/nesne/dünya sevgisi. )

- İYİLİK ve/||/<>/>/< KAMU YARARI

- İLKELLİK değil/yerine/>< İLKELİLİK
( İnsanı ayakta tutan, iskelet ve kas sistemi değil ilkeliliğidir. )

- ZARARSIZ ile MASUM

- BİR KİTAP OKUYAN ile/ve/<> İKİ KİTAP OKUYAN ile/ve/<> ÜÇ KİTAP OKUYAN
( Herşeyi bildiğini sanar. İLE/VE/<> Kuşkuya düşer. İLE/VE/<> Hiçbir şey bilmediğini anlar. )

- MAĞDUR[Ar.] değil/yerine/= KIYGIN
( Haksızlığa uğramış kişi. )

- MAĞRUR[Ar.] değil/yerine/= GURURLU

- MAĞŞUŞ[Ar.] değil/yerine/= KARIŞIK

- MAHAL/MEVZİ[Ar.] değil/yerine/= YER/YÖRE

- BAHANE[Ar.] = MAHANA/MAHNA
( İleri sürülen, sözde neden. )

- MAHCUR[Ar.] değil/yerine/= KISITLI

- MAHDUT[Ar.] değil/yerine/= SINIRLANMIŞ

- MAHFAZA[Ar.] değil/yerine/= KORUNCAK

- MAHFUZ[Ar.] değil/yerine/= SAKLANMIŞ/KORUNMUŞ
( MAHFUZEN: Gözaltında olarak. )

- MAHPUS[Ar.] değil/yerine/= KAPATILMIŞ
( Kapatılmış, hapsedilmiş. | Bir çeşit tavla oyunu. )

- [ne yazık ki] !SUÇ ve/||/<>/> CEZA

- İNSANLARI:
[ne yazık ki]
!"DENEMEK/SINAMAK"
değil/yerine/>< KONUŞMAK
( "Denenilen" şeyin sonucunu "elde ettirir" belki fakat o kişiyi mutlaka ve sonsuza kadar kaybettirir. DEĞİL/YERİNE/>< Kişiyi kaybetmemek/kazanmak için özellikle de yakın olduğumuz kişileri denememek/sınamamak gerekir. Çeşitli oyunlar yaparak, tuzaklar kurarak elde edilen "bilgi/sonuç" geçersizdir. Aslolan ise her koşulda, en olumsuzu söylemek bile olsa konuşmayı yeğlemektir. )

- SORUNLARDAN/KİŞİLERDEN "KAÇMAK/UZAKLAŞMAK" ile/değil/yerine SORUN(LU)LARI UZAKLAŞTIRMAK

- !SAVAŞ değil/yerine/>< SANAT

- SAHİP/MÂLİK[Ar.] değil/yerine/= İYE

- MANDA ile MANDA[Fr.]
( Susığırı. İLE Birinci Dünya SAvaşı'ndan sonra, bazı azgelişmiş ülkeleri, kendilerini yönetebilecek bir düzeye eriştirip, bağımsızlığa kavuşturuncaya kadar Uluslar Birliği adına yönetmek için bazı büyük devletlere verilen vekillik. )

- TUZAK = MANDEPSİ[argo]

- ADÂLET BEKLEME! ve/||/<> HUZUR BEKLEME!
( [ne yazık ki] "Gücün", "haklı çıktığı/çıkarıldığı" yerlerde. VE/||/<> "Güce tapan" insanların olduğu yerde. )

- MANİPLE[Fr.] ile/ve/=/<> MANİPÜLATÖR[Fr.]
( Telgraf imlerini göndermek için bir devredeki akımı kesmekte ya da yeniden vermekte kullanılan aygıt. | Roma ordusunda, 60 ya da 120 erden ibaret bölük. | Bazı papazların ayinlerde sol kolun bileğine yakın taktıkları süslü şerit. İLE/VE/=/<> Manipleyi kullanan kişi/görevli. | Maniple. )

- AKIL:
SESİN YÜKSEKLİĞİNDE
değil SÖZÜN İNCELİĞİNDE

- SONUÇ ile/ve/değil/<> UZANTI

- İTİBAR ile/ve/||/<>/> İTİMAT

- SAMİMİYET >< ERKÂN
( Samimiyet oluşunca, erkân kalkar. )

- [ne yazık ki] !KIYIM ile/ve/||/<> !"YIKIM"

- YAŞAMSAL(VİTAL) ile/ve/<> YAYILMACI/BULAŞICI(VİRAL)

- [ne yazık ki] NEYİ BÖLÜŞEMİYORSUNUZ? ve/||/<> NİYE DÖVÜŞÜYORSUNUZ?
( Hiçbir mal, sizin değil! VE/||/<> Hiçbir can, sizin değil! )

- İNCELİK ve/||/<>/> İNCİNME

- "... NEDENİYLE" ile/ve/değil/yerine/||/<>/< "... GEREĞİNCE"

- "ASLINDA ..." ile/değil/yerine ÖNCELİKLE ,,,

- BİLİNMEZLİK ile/ve/<>/>/< BELİRSİZLİK

- BİLİNİRLİK ile/ve/||/<>/>/< BELİRGİNLİK

- "GÖMMEK" değil/yerine/>< GÖRMEK

- DEREBEYLİK ile/değil/yerine/<>/> DEVLET

- KÜFÜR değil/yerine/>< FİKİR
( Gerçeğin üstünü örtmek. DEĞİL/YERİNE/>< Gerçeğin örtüsünü açmak. )

- TEŞEBBÜH[Ar. < ŞİBH] değil/yerine/= BENZEME
( Benzeme, andırma, kendini benzetmeye özenme, zorlayarak benzemeye çalışma. )

- MANTIKLI ile MANTIKSAL
( Mantığa uygun, usa/akla uygun. | Mantığa uygun davranan. İLE Mantıkla ilgili olan. )

- İSTİŞHÂD ile İSTİŞHÂD
( Tanık getirme, tanık gösterme. | Şehit olma. İLE Edebî bir düşüncenin sağlamlığını kanıtlamak için, değerli yapıtlardan örnek gösterme. )

- MAŞERÎ[Ar.] değil/yerine/= ORTAK US/AKIL
( Topluluğun olan, ortaklaşa. )

- CANINI YAKMA! ve/||/<>/>/< 'AH'INI ALMA!
( Zayıf olanın! VE/||/<>/>/< Hiçkimsenin! )

- TEK BİR KİŞİNİN:
ÜZÜNTÜSÜ
ve/||/<> MUTLULUĞU
( Tüm insanları mutsuz edebilir. VE/||/<> Herkesin yüzünü güldürebilir. :) )

- MÂVERÂ[Ar.] değil/yerine/= ÖTE
( Ard, geri, bir şeyin ötesinde, arkasında bulunan. | Türk müziğinin eski bir mürekkep makamı.[Biri, devr-i kebir, öteki, fahte usûlünde, iki tane müellifi belirli olmayan peşrev ile bir tane, yine müellifi bilinmeyen saz semaisi, bu makama örnektir.] )

- MAZBATA[Ar.] değil/yerine/= TUTANAK

- MECÂZEN ile MECÂZÎ ile MECÂZLI
( Mecaz yoluyla, mecaz olarak. İLE Mecazla ilgili, mecaz niteliğinde olan. İLE Gerçek anlamından saptırılarak benzetmeli olarak kullanılmış sözcük. )

- MECBÛREN ile MECBÛRÎ
( Kendi isteğinin dışında, zorla. İLE Kaçınılmaz, zorunlu. )

- MECRÛH[Ar. < CERH] değil/yerine/= YARALI/İNCİNMİŞ
( Yaralanmış. | İnandırıcı sözlerle çürütülmüş düşünce/dâvâ. )

- MEDET[Ar.] değil/yerine/= YARDIM

- [ne yazık ki] !SUÇLAMA ile !KARALAMA

- MECLİS ARAŞTIRMASI ile MECLİS SORUŞTURMASI

- [ne yazık ki] !TEHDİT ile/ve/||/<> TEHLİKE

- MUTSUZLUK ya da KAYGILILIK ile/değil/yerine/>< HUZURLULUK
( Geçmişte. YA DA Gelecekte. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Şu anda ve burada/kilerle. )

- KİMİN, "HAKLI/HAKSIZ" OLDUĞU değil/yerine NEYİN, DOĞRU OLDUĞU
( Bir şeyin, haklı olduğunu bildiğin halde, o şeyden yana çıkmazsan, korkaksın demektir. )

- [ne yazık ki] MELÂNET[Ar. < LA'N] değil/yerine/= BÜYÜK KÖTÜLÜK

- [Ar.] MEMNUNİYET ile MEMNUİYET
( Kıvanma, kıvanç. İLE Yasak olma, yasak edilme durumu. )

- MUHTIRA[Ar.]/MEMORANDUM[İng.] değil/yerine/= YÖNERGE/ANDAÇ/GÜNLÜK
( Herhangi bir şeyi anımsatma, uyarma amacıyla yazılan yazı. | Bir devletin, başka bir develete, siyasal sorunlarla ilgili olarak yolladığı uyarı yazısı, diplomatik nota. | Andaç. | Günlük. )

- MENSUP[Ar.] değil/yerine/= ÜYE

- "YEMİNİNE BAKIP İNSANA İNANMAK" ile/değil/><
İNSANA BAKIP YEMİNİNE İNANMAK


- YOKSULLUĞU BİTİRMEK:
HAYIR İŞİ
ile/ve/değil/||/<> ADÂLET

- ESKİYLE "SAVAŞMAK" ile/değil/yerine YENİSİNİ YARATMAK

- KALIT/MİRAS[Ar.] ile/ve/||/<> METRUKÂT[Ar.]
( Ölen kişiden kalanlar. İLE/VE/||/<> Ölen birinin bıraktığı şeyler. )

- "PARA" (SAPLANTISI) değil/yerine İNSAN[KARDEŞ/ARKADAŞ/OLANAKSIZ/MAĞDUR]

- MEVZUAT[Ar.] /
( Bir ülkede, yürürlükte olan yasa, tüzük, yönetmelik vb.'nin tümü. )

- BİLGİYE ERİŞİM:
GÖZLEM
ve/+/||/<>/>/< SEZGİ ve/+/||/<>/>/< FARKINDALIK

- SÖYLEDİKLERİMİZ ile/ve/<> SÖYLEYEMEDİKLERİMİZ
( ... İLE/VE/<> Söylediklerimizden daha çok pişmanlığa neden olur. )

- CELSE[Ar.] değil/yerine/= DURUŞMA/OTURUM

- KAİDE[Ar.] değil/yerine/= KURAL

- ASIL ile/değil ÖNCELİKLE

- NEDENLİ DÜŞÜNMEK ve/=/||/<>/> DERİN DÜŞÜNMEK

- ÖLÇÜT ile/ve/||/<> GEREKÇE

- "KORKMAK" ile/değil/yerine ONUN SEVİYESİNE İNMEMEK/DÜŞMEMEK

- MİHVER[Ar.] değil/yerine/= EKSEN
( Eksen. | Konuşulan, tartışılan ya da düşünülen bir konunun en önemli noktası. )

- MİNVAL[Ar.] değil/yerine/= BİÇİM/YOL

- MİRİ KÂTİBİ değil/yerine/= YARGIÇ
( Osmanlı Devleti'nde, maliye ile halk arasındaki davalara bakan yargıç. )

- MİSL/MİSİL[Ar.] değil/yerine/= KAT
( Eş, benzer. | Miktar. | Kat. )

- [ne yazık ki] "SONUÇ ODAKLILIK/MERKEZLİLİK" ile/ve/||/<>/>/< TERBİYESİZLİK

- MODİFİKASYON[Fr.] değil/yerine/= DEĞİŞKE

- !MONARŞİ[Fr. < Lat. < Yun.] değil/yerine/= TEKERKLİK
( Siyasal yetkenin, genellikle miras yolu ile bir kişinin üzerinde toplandığı devlet yönetimi. )

- MONDEN[Fr.]
( Toplum yaşamı ile ilgili. | Yüksek sosyete yaşamın seven. )

- MORATORYUM[Fr. < Lat.] değil/yerine/= BORÇ ERTELEME

- GÖMÜT/MEZAR ile/ve/değil/||/<> MORG
( ... İLE/VE/DEĞİL/||/<> Adliyece kovuşturmayı gerektiren olaylar sonucu ya da birdenbire ve kuşkulu ölümlerde, ölüm nedeninin ve ölünün kim olduğunun saptanması için ölülerin konulduğu ve inceleme yapılan yer ya da yapı. )

- [ne yazık ki] EDEPSİZ ile/değil/yerine/>< EDEPLİ
( Bildiği sözcükler kadar. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Bilmediği sözcükler kadar. )

- EDEPLİ:
FELSEFECİ
ve/||/<> MATEMATİKÇİ ve/||/<> HUKUKÇU
( Ancak, felsefeci, matematikçi ve hukukçular edeplidir.[Ancak, dile hâkim olabildikleri ve sorgulayabildikleri oranda.] [Ne hareketi/sporu temel/öncelikli alan, ne bilimsel tutarlılığı olan, ne de sanatsal duyarlılığı ile sınırları/nı aşan.] )

- YÖNTEM ve/<> KOŞULLAR

- AYRIM <>/> ÇATIŞKI <>/> BİREŞİM

- [ne yazık ki] (ÇOK) BENCİLLİK değil/yerine/>< (ÇOK) BİLGİ(LİLİK)
( Ne kadar bilgi, o kadar az bencillik; ne kadar az bilgi, o kadar çok bencillik. )

- [ne yazık ki] "ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ TEKLİFİ" değil/yerine ANAYASA
( Burayı tıklayarak okuyabilirsiniz... )

- KALEM TÜKETMEK ile/ve/değil/daha çok/+/||/<>/></< SİLGİ TÜKETMEK

- İNSANLARLA İLİŞKİDE:
ÇOK UZAKLAŞMAMAK
ve/||/<> ÇOK YAKLAŞMAMAK
( Donmamak için. VE/||/<> Yanmamak için. )

- NE KADAR SEVDİĞİNİZ ve/+/||/<> NE KADAR NAZİK YAŞADIĞINIZ ve/+/||/<> NASIL, ZARAFETLE VAZGEÇEBİLDİĞİNİZ

- SEVGİ:
YANLIŞLARI ÖRTMEK İÇİN
değil ZORLUKLARI AŞMAK İÇİN

- TEŞEKKÜR ETMEK ve/||/<> ÖZÜR DİLEMEK
( Bunları bilmeyenlere, kapıları/nı kapatmak gerekir. )

- İHÂNET değil/yerine/>< SADÂKAT
( Sözler verilir, sözler unutulur; gün gelir, ihânet eden, sadâkat ister. )

- "BİRİKTİRDİĞİN" değil PAYLAŞTIĞIN

- [ne yazık ki] HAKSIZLIK ve/||/<>/>/< ÖFKE
( Haksızlık etme. öfkenle hareket etme! )

- OKUMAK ile/ve/değil/||/<>/< OKUYABİLMEK

- "DÜŞÜNDÜĞÜNÜ", VAROLANA "GİYDİRMEK" ile/değil/yerine VAROLANI DÜŞÜNMEK

- (")YALPALAMA(") ile/<> (")TÖKEZLEME(")

- SAYGI ve/||/<>/< CİDDİYET

- GEÇİCİLİK ile/ve/<> GEÇİŞLİLİK

- DAYATMA değil/yerine/>< DAYANIŞMA

- MUAF[Ar.] değil/yerine/= AYRI
( Bağışlanmış, affedilmiş. | Ayrı tutulmuş, ayrıcalık tanınmış. | Özgür. )

- MUAHHAR[Ar.] değil/yerine/= SONRAKİ

- MUARIZ[Ar.] değil/yerine/= KARŞI KOYAN/ÇIKAN

- MUAVİN[Ar.] değil/yerine/= YARDIMCI

- MUAZZEZ[Ar.] değil/yerine/= SAYILAN, SAYGI DUYULAN

- MUDİL[Ar.] değil/yerine/= KARMAŞIK, GÜÇ, ÇETİN

- MUDİL[çoğ. MUDİLÂT] ile MUDİLL[< DALÂLET]
( Güç, zor, çetin. İLE Doğru yoldan çıkarıp eğri yola saptıran, dalâlete düşüren. )

- MUFASSAL[Ar.] değil/yerine/= AYRINTILI

- İRTİZÂK[RIZK] ile/ve/<> İRTİBAT[< RABT]
( Rızıklanma, rızk alma. İLE/VE/<> Bağlanış, bağlanma. | İlgi, ilgili olma. | Bağlantı. )

- HIRS değil/yerine GEREKSİNİM
( Dünya, herkesin gereksinimine yetecek kadarını sunar; fakat herkesin hırsına yetecek kadarını değil. )

- MUHBİR ile/değil MUHABİR
( Haber ulaştırıcı/veren. | Yasadışı olan bir durumu, yetkili oruna bildiren. İLE/DEĞİL Basın ve yayın kurumlarına haber toplayan, bildiren ya da yazan kişi. | Herhangi bir kuruluşun çalışmasıyla ilgili olarak, merkezle başka bir ülke arasında bağlantıyı sağlayan görevli. )

- MUHÂCİM[Ar. < HÜCUM] değil/yerine/= SALDIRAN/SALDIRICI

- MUHÂFIZ[Ar.] değil/yerine/= KORUYAN/KOLLAYAN
( Birini ya da bir şeyi koruyan, kollayan. | Bir kalenin ya da bir kentin önemli yerlerini korumak, düzeni ve güvenliği sağlamakla görevli komutan. )

- MUHAMMEN[Ar.] değil/yerine/= ORANLANAN

- MUHASSALA[Ar.] değil/yerine/= BİLEŞKE
( Elde edilen sonuç. | Bileşke. )

- MUHASSAS[Ar.] değil/yerine/= AYRILMIŞ
( Birine ayrılmış, tahsis olunmuş. )

- MUHATAP[Ar.] değil/yerine/= KONUŞULAN

- MUHKEM[Ar.] değil/yerine/= SAĞLAM/LAŞTRILMIŞ

- [ne yazık ki] !MUHTELİS[Ar.] değil/yerine/= ÇALAN
( Beylik mal ya da parayı zimmetine geçiren, çalan. )

- [ne yazık ki] !MUHTERİ ile MUCİT
( Yeni bir şey yaratan, icat eden. | Yalanlar uydurarak birine iftirada bulunan. İLE Yeni bir buluş ortaya koyan. | Yaratıcı, yaratan. )

- MUHZIR[Ar.] ile MÜBÂŞİR[]Ar.]
( İlgililerin, mahkemede bulunmalarını sağlayan görevli. İLE Mahkemede, duruşmaya girecekleri ve tanıkları çağıran, yargıcın buyruklarını bildiren, kâğıtları getirip götüren görevli. )

- MUKAVELE[Ar.] değil/yerine/= SÖZLEŞME

- MUKAVEMET[Ar.] değil/yerine/= DİRENME
( Dayanma, karşı durma, karşı koyma, direnme, direniş. | Direnç. )

- MUKNİ[Ar.] değil/yerine/= İNANDIRAN

- MUKTEZA/MUKTEZİ[Ar.] değil/yerine/= GEREKLİ
( Gereken, gerekli olan. | Bir iş yapılırken, gerekli işlemlerin tümü. )

- MUMAİLEYH[Ar.] değil/yerine/= ADI GEÇEN

- [ne yazık ki] !FAHİŞ ile/ve/||/<> !MURABAHA/TEFECİLİK
( Ölçüyü aşan, aşırı, çok fazla. | Ahlâka ve törelere uygun olmayan. İLE/VE/||/<> Bir malı, çok fazla kârla satma. | Yasanın izin verdiği sınırdan aşkın faiz alma. )

- MURAFAA[Ar.] değil/yerine/= DURUŞMA
( Duruşma. | Yargıtay'da yapılan duruşma. )

- MUSALLAT[Ar.] değil/yerine/= PEŞİNE DÜŞME/DÜŞEN
( Bir kişi ya da şeyin üzerine, bıktıracak kadar düşmek/düşen. )

- MUTALLAKA[Ar.] değil/yerine/= DUL (KADIN)
( Boşanarak dul kalmış kadın. )

- MUTEBER ile MUTEMET
( Saygın, itibarı olan, hatırı sayılır. | İnanılır, güvenilir, sözü geçer. | Yürürlükte olmak, geçerli olmak. İLE Kendine inanılıp güvenilen kişi. | Dairelerde, işyerlerinde, bazı para işlerine bakan görevli. )

- MUZAHİR[Ar.] değil/yerine/= DESTEKLEYEN, YARDIM EDEN

- GİZLİ ile/ve/değil/yerine/||/<> BELİRSİZ

- MÜBAHASE[Ar.] değil/yerine/= KONUŞMA

- MÜCAZAT[Ar.] değil/yerine/= CEZA VERME
( İşlenen bir suçtan dolayı ceza verme. )

- MÜCBİR[< CEBR] değil/yerine/= ZORLAYICI/ZORLAYAN

- [ne yazık ki] SUÇLAMA ile/ve/<> DIŞLAMA

- MÜCERREP[Ar.] değil/yerine/= DENENMİŞ, SINANMIŞ

- MÜCMEL[Ar.] değil/yerine/= KISA VE ÖZLÜ
( Özet olarak anlatılmış. )

- MÜCRİM[Ar.] değil/yerine/= SUÇLU

- KADI ile MÜÇTEHİT[Ar.]
( ... İLE Ayet ve hadislere dayanarak yargıya varan, karar veren din düşünürü. )

- MÜDDEÎ-İ UMÛMÎ[Ar.] değil/yerine/= SAVCI

- MÜDELLEL[Ar.] değil/yerine/= KANITLANMIŞ/KANITLI

- MÜEBBET[Ar.] değil/yerine/= SONU OLMAYAN, YAŞAM BOYUNCA

- MÜEMMEN[Ar.] değil/yerine/= SAĞLANMIŞ, GÜVENİLİR

- MÜESSİS[Ar.] değil/yerine/= KURUCU

- MÜFİT[Ar.] değil/yerine/= YARARLI | ANLATAN

- MÜHÜRDAR[Ar., Fars.]
( Devlet büyüklerinin mühürlerini taşımak ve gereken kâğıtları mühürlemekle yükümlü görevli. )

- MÜLGA[Ar. < LAĞV] değil/yerine/= KAPATILAN

- MÜLK[Ar.] değil/yerine/= YAPI | TAŞINMAZ
( Ev, dükkân, arazi, gibi taşınmaz mal. | Devletin egemenliği altında bulunan toprakların tümü, ülke. | Vakıf olmayıp doğrudan doğruya birinin malı olan yer ya da yapı. )

- MÜNEBBİH[Ar.] değil/yerine/= UYARICI

- MÜNHASIR[Ar.] değil/yerine/= ÖZGÜ

- MÜNTAHAP[Ar.] değil/yerine/= SEÇİLMİŞ, SEÇME

- MÜPHEMİYET[Ar.] değil/yerine/= BELİRSİZLİK

- MÜPTEDİ[Ar.] değil/yerine/= ÖĞRENMEYE YENİ BAŞLAYAN

- [ne yazık ki] !MÜPTELA[Ar. < BELÂ] değil/yerine/= BAĞIMLI | DÜŞKÜN, TUTULMUŞ

- MÜPTEZEL[Ar.] değil/yerine/= DEĞERSİZ
( Saygınlığını yitirmiş. | Çokluğundan dolayı değerini yitiren, değersiz. )

- MÜRECCEH[Ar.] değil/yerine/= YEĞ / YEĞREK

- MÜSÂADE[Ar. < SU'ÛD] değil/yerine/= İZİN

- MÜSTANTİK[Ar.] değil/yerine/= SORGU YARGICI

- MÜSTEBAD[Ar. < BU'D] değil/yerine/= OLACAĞI SANILMAYAN/UZAK GÖRÜLEN

- MÜSTEFİT[Ar.] değil/yerine/= YARARLANAN

- MÜŞÂHEDE[Ar. < ŞUHÛD] değil/yerine/= GÖRME | GÖZLEM

- MÜTEALLİK[Ar.] değil/yerine/= İLİŞKİN, İLGİLİ

- MÜTEBAHHİR[Ar.] değil/yerine/= GENİŞ/DERİN BİLGİSİ OLAN

- [ne yazık ki] !MÜTECAVİZ[Ar.] değil/yerine/= SALDIRGAN/SALDIRICI/SATAŞKAN

- MÜTECESSİS[Ar.] değil/yerine/= MERAKLI

- MÜTEESSİF[Ar.] değil/yerine/= ÜZÜLEN, ACIYAN

- KAYYUM/KAYYIM ile MÜTEVELLİ
( Belirli bir malın yönetilmesi ya da belirli bir işin yapılması için görevlendirilen kişi. İLE Bir vakfın yönetimi, kendisine verilmiş kişi. )

- UTANMA ile/ve/||/<> KENDİNE YAKIŞTIR(A)MAMA

- BİLİRKEN SUSMAK ve/=/||/<> BİLMEZKEN KONUŞMAK/SÖYLEMEK
( İkisi de kötü ve yanlıştır. )

- [ne yazık ki] "YÖNLENDİRME" ile/ve/değil/yerine/||/<>/< YORUM

- [ne yazık ki] !İFTİRA ile !İFK
( Birine, aslı olmayan bir suç yükleme. İLE Bir suçu, birine yükleme. )

- TÜZE ve/||/<>/>/< USSALLIK

- GÜZELLİK ile/ve/||/<> BÜTÜNSEL KAVRAYIŞ

- [ne yazık ki] NİCELİK EGEMENLİĞİ ile/ve/<> DEĞERSİZLİK ile/ve/<> GÖRELİLİK

- GÖZ ve/||/<> KALP
( Gülmek için!... :) VE/||/<> Sevmek için!... )

- SAHİH[Ar.] değil/yerine/= DOĞRU

- SAİKA[Ar.] değil/yerine/= YILDIRIM | NEDEN

- [ne yazık ki] YALAKALIK/DALKAVUKLUK ile/ve/<> YARDAKÇILIK
( ... İLE/VE/<> Özellikle kötü işlerde birine yardım eden kişi. )

- SAKÎM[Ar. < SAKAMET] değil/yerine/= BOZUK/YANLIŞ/EKSİK
( Hasta, hastalıklı. | Yanlış. | Rivâyeti doğru, sağlam olmayan hadîs. )

- ATÂLET[Ar.] değil/yerine/= EYLEMSİZLİK/SÜREDURUM

- SALT ile SALTIK
( Yalnız, tek, sırf. | İçinde yabancı bir öğe bulunmayan. | İçinde, kendine yabancı hiçbir şey karışmamış, arı. İLE Kendi başına var olan, hiçbir şeye bağlı olmayan, bağımsız, koşulsuz. | Koşulsuz, bağımsız, göreli olmayan ve kendi başına, tam sayılan bir olgunun niteliği. )

- TERBİYE ETMEK:
ÇOCUKLARIMIZI
ile/ve/değil/yerine/||/<>/< KENDİMİZİ

- KİBİR değil/yerine/>< ALÇAKGÖNÜLLÜLÜK
( Büyük görünme. / Küçüklüğün ölçüsü. DEĞİL/YERİNE/>< Küçük görünme. / Büyüklüğün ölçüsü. )

- TÜZE'NİN TEMEL İLKELERİ - ULPIAN[M.S. 170 - 223]:
ONURLU YAŞAMAK
ve/||/<> BAŞKASINI İNCİTMEMEK ve/||/<> HERKESE, HAKKINI TESLİM ETMEK

- "AZAPHANE" (DERESİ) değil AZEPHANE DERESİ
( İstanbul - Ankara yolunda. )

- MAZNÛN[Ar. < ZANN] değil/yerine/= SANIK

- HASSAS/SANTİMANTAL[Fr.] değil/yerine/= DUYARLI

- GENELDE ile/ve/değil TEMELDE

- (")NE YAPACAĞINI BİLMEK(") ile/ve/değil/||/<>/> BİLDİĞİNİ, YAPMAK

- [ne yazık ki]
KÖTÜLERİN, "BASKISI"
ile/değil/||/<> İYİLERİN, KAYITSIZLIĞI

- KİMİN:
"NE OLDUĞU"
ile/ve/değil/yerine/||/<>/>/< NE OLACAĞI
( "Belirli" olabilir. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/>/< Belirsizdir. )

- HAKİKAT ve/||/<>/> ÖZGÜRLÜK ve/||/<>/> DOYUM

- MUTLAKLİK ile/ve/||/<>/> YETKİNLİK
( Bir şeyin mutlak olması, yetkin olduğu anlamına gelmez. )

- EDİMSELLİK ve/||/<>/> OLUMSUZLAMA

- YORULMA:
ZİHİNDE
ile/ve/||/<> GÖVDEDE
( Uyku kaçar. İLE/VE/||/<> Uyku gelir. )
( Yeterince düşünmekten kaçmak ve/veya uykunuzun gelmesini istiyorsanız, fiziksel işler yapınız, (daha çok) hizmet ediniz. )

- [ne yazık ki] "DAHA FAZLASI" değil/yerine/>< GEREKLİ/YETERLİ OLAN
( En büyük suçlar ve hatalar, gerekli olanı değil daha fazlasını elde etmek için işlenir. )

- MAHFİL-İ KAZÂ değil/yerine/= ADÂLET MEYDANI

- İYİ İŞ ile/>< UCUZ İŞ
( Ucuz değildir. İLE/>< İyi değildir. )

- HALK OYLAMALARINDA:
1961
ile 1982 ile 1987 ile 1988 ile 2007 ile 2010
( )

- İYİLİK:
BAŞKASINA YAPTIĞIMIZ
ile/ve/||/<> BİZE YAPILAN
( Unutalım! İLE/VE/||/<> Unutmayalım! )

- FARK ile/ve/||/<> MÜBÎN[Ar. BEYN/BEYÂN]
( ... İLE/VE/||/<> İyiyi, kötüyü [hayr'ı, şer'i] ayıran. | Açık, apaçık, belirli. )

- "MADUR" değil MAĞDUR

- EDEN > BULUR

- SATVET[Ar.] değil/yerine/= (ZORLU/SİNDİRİCİ) GÜÇ

- Z: YAŞAM/HAYAT ve/||/<> ZÕIO[< ZÕION]: CANLI

- İDDİANÂME[Ar.] değil/yerine/= SAVCA
( Savcılığın soruşturma sonunda elde ettiği kanıtları ve savlarını içinde toplamış olduğu, mahkemede okuduğu yazı. )

- SAVLET/HAMLE[Ar.] değil/yerine/= ATILIM

- İKTİZÂZ ile/ne yazık ki !İKTİZÂZ
( Cildin bozulması. İLE/NE YAZIK Kİ Irza geçme. )

- SAYIM/TÂDÂT[Ar.] ile SAYIMLAMA/SAYIMBİLİM/İSTATİSTİK ile SAYIŞ ile SAYIŞMA
( Sayma eylemi. İLE Bir dizi olayın ya da sayı ile gösterilen olguların, yöntemli öbekleştirilmesine dayanan ve ilkelerini, olasılık kuramlarından alan, matematiğin uygulamalı dalı. İLE Sayma eylemi ya da biçimi. İLE Takas. | Çocuk oyunlarında, sayı sayarak, ebeyi belirleme. )

- DİVÂN-I MUHASEBAT değil/yerine/= SAYIŞTAY

- FERİŞTAH değil/yerine/= UZMAN / EN YETKİLİ

- LÂ-YETEZELZEL[Ar.] değil/yerine/= SARSILMAZ | GÜVENİLİR

- FEVK[Ar.] değil/yerine/= ÜST / YUKARI

- TEVEKKELÎ[Ar.] değil/yerine/= NEDENSİZ, BOŞ YERE/BOŞUNA

- KENDİMİZİ:
"YÜCELTMEK"
değil/yerine DÜZELTMEK

- SUSABİLMEK ile/ve/||/<> ANLAŞMAK
( Susmak, anlaşmak değildir. Ancak, [gerektiğinde/gerektiği kadar] susabiliyor olmak, anlaşmayı sağla(tı)r. )

- DAKİK DİL ve/||/<>/> SAHİH TASAVVUR

- İLÂN ve/||/<>/> İSTİLÂB
( Açığa çıkarma. VE/||/<>/> Kapma, kaparak alma, alınma. )

- İHÂNET ile/değil MUHALEFET

- [ne yazık ki] TEZYÎF[Ar. < ZEYF] değil/yerine/= DEĞERSİZ GÖSTERME | ALAY ETME

- "KÖTÜMSERLİK" değil/yerine/>< KONUŞABİLMEK
( Konuşabilirsek, "kötümserlik" oluşmaz. )

- [ne yazık ki] "SONUÇ ODAKLILIK" ve/||/<>/>/< HİLEKÂRLIK

- "HERKES, KENDİ İŞİNE BAKSIN!" değil "HERKES, KENDİ İÇİNE BAKSIN!"

- SEKTER[Fr.] değil/yerine/= HOŞGÖRÜSÜZ

- SENDİK[Fr. < Yun.] ile SENDİKA[Fr. < Yun.]
( Bir birliğin, ortaklığın ya da alacaklılar grubunun haklarını korumakla görevli kişi. İLE İşçilerin ya da işverenlerin iş, kazanç, toplumsal ve kültürel konular bakımından çıkarlarını korumak ve daha da geliştirmek için aralarında kurdukları birlik. )

- "PERŞEMBE'NİN GELİŞİ, ÇARŞAMBA'DAN, BELİRLİ OLUR" ile/<> "ADAM OLACAK ÇOCUK, BOKUNDAN BELİRLİ OLUR"

- [ne yazık ki] BANKA AÇMAK ile/ve/||/<> BANKA SOYMAK
( Bir banka soymak, bir banka açmaktan daha büyük bir suç değildir. )

- YAŞAMAK ve/||/<>/>/< ÇÖZÜM ÜRETMEK
( Yaşamakla meşgul olmazsan, ölmekle meşgul olursun. VE/||/<>/>/< Çözümün bir parçası değilsen, sorunun bir parçasısındır. )

- SERDETMEK[Ar.] değil/yerine/= İLERİ SÜRMEK

- !KÖLE ile !SERF[Lat.]
( ... İLE Derebeylik toplum düzeninde, toprakla birlikte alınıp satılan köle. )

- SERGERDE[Fars.] değil/yerine/= ELEBAŞI

- BELİRLEYİCİ ile/ve/<> BELİRGİNLEŞTİRİCİ

- ALGILAYIŞ ile/ve/<> DENEYİM

- BAKIŞIMSIZLIK/ASİMETRİ ile TERS ORANTI

- "GÜÇLÜLÜK" ve/||/<>/> KIRILGANLIK

- GENEL GERÇEKLİK ile/ve/||/<>/>/< ETKİLİ GERÇEKLİK

- BASİRET ile/<> BASİRETSİZLİK ile/<> AYMAZLIK
( Yanlış yapmadan önce düşünmek. İLE/<> Yaparken, düşünmemek. İLE/<> Yanlış yapabileceğini düşünmemek. )

- KORKU + BİLGİSİZLİK = NEFRET

- ASABİYET ile/değil/yerine/>< ADÂLET

- ADÂLET ve/||/<>/< HAKİKAT
( Toplumsal kurumların birincil erdemi. VE/||/<>/< Düşünce düzenlerinin birincil erdemi. )

- DAĞITIM ile/ve/<> BÖLÜŞÜM

- İNSÂF ile/ve/<> İNTİSÂF
( Merhamete, vicdana ya da mantığa dayanan adâlet. | Ortalama davranış. İLE/VE/<> Hakkını, tamamen alma. | Hakkını ve adâleti isteme. | [zamanda] Yarıyı bulma. )
( Hakkını verme. İLE/VE/<> Hakkını alma. )

- SERMAYE[Fars.]/KAPİTAL değil/yerine/= ANAMAL

- SERVET[Ar.] değil/yerine/= VARLIK

- AKIL ve/için/||/<>/< AKLIN SERÜVENİNİN İZLENMESİ

- KOLAYLAŞTIRICI ARABULUCU ile/ve/<> DEĞERLENDİRİCİ ARABULUCU

- İRÂDÎ ARABULUCU/LUK ile/ve/<> YARGISAL ARABULUCU/LUK

- ARABULUCU ile/değil UZLAŞTIRMACI

- HAKİM ile/ve/<> MUHTESİB

- KOŞULSUZ/LUK ile/ve/<> İLİŞKİSİZ/LİK

- ÇOK ile/>< YOK

- BİLİNCE AÇIK ve/||/<> ANLAŞILIR

- GÖRÜNÜŞ ile/> EDİMSELLİK

- HAKİKAT ile HAKİKAT-ÜL-HAKAİK
( Doğa. İLE Tin. )

- AGRESİF[İng. AGRESSIVE] değil/yerine/= SALDIRGAN

- ŞURTA ile SAHİBÜ'Ş-ŞURTA
( Önde gidip düşmanla savaşan asker. | Yelkene uygun rüzgâr. İLE Başkent ve öteki büyük merkezlerde, asayiş, şurta teşkilâtı tarafından sağlanırdı. Başlangıçta kadılık makamına bağlı olarak çalışan ve kadıların verdiği cezaları uygulayan bu teşkilât, bir süre sonra müstakil hale getirilmiştir. Görevi, suçluları takip ederek yakalamak olan şurta teşkilâtının başında, merkezde, genellikle nüfûzlu ailelerden seçilen bir görevli bulunurdu. Kentlerde, valilerin emrinde çalışan şurtanın görevi de asayişi korumak ve suçluların yakalanmasını sağlamaktı. )

- OLGUNLUK ve/||/<>/>/< SUSKUNLUK

- İNCELİK >< KALINLIK
( Herşeyin kırıldığı nokta. >< İnsanın, kırılma nedeni. )

- SEYYANEN[Ar.] değil/yerine/= EŞİT OLARAK

- GÜNAH ile/ve/<> SEYYİAT

- SEYYİE[Ar.] değil/yerine/= KÖTÜLÜK

- KONUŞMAK İÇİN SIRA BEKLEMEK değil/yerine DİNLEMEK

- SINAMA ile SINAYIŞ
( Değerini anlama, gerekli niteliği taşıyıp taşımadığını bulmak için birini, bir nesneyi ya da bir düşünceyi yoklamak, denemek. | Bilgisini, yeteneğini, yeterliliğini ya da niteliğini yoklamak. İLE Sınama eylemi ya da biçimi. )

- GİZ/SIR[Ar.] ile SIR
( Varlığı ya da bazı yönleri açığa vurulmak istenmeyen, gizli kalan, gizli tutulan şey. | İnsan usunun, yeterince açıklık getiremediği şey. | Bir işin, bir şeyin, dikkat, yetenek, deneyim ve sezgi yardımıyla kavranabilen, en zor, en ince yanı. | Bir amaca ulaşmak için kullanılan, başvurulan, özel ve gizli yazılar yazdırılan kişi. İLE Bazı nesnelere parlaklık vermek, dış etkilerden korumak, sızmalarını önlemek gibi amaçlarla sürülen, saydam ya da donuk vernik. | Aynaların arkasına ve kaplam metal eşyanın yüzüne sürülen, ince, metal tabaka. )

- FİLİZ ve/||/<> SIRIKLAMA
( ... VE/||/<> Fasulye, domates gibi bitkilerin tutunması, dallarının desteklenmesi için yanlarına sırık dikmek. | Aşırıp götürmek, çalmak. )

- SIYÂNET[Ar.] değil/yerine/= KORU(N)MA

- SAMİMİYET ve/||/<> SAMİMİ BİR NİYET

- ZİHNİN ALTINDA EZİLİRSEK ile/değil/yerine/>< ZİHNİ AŞABİLİRSEK
( Deli oluruz. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Veli oluruz. )

- KÜÇÜK ŞEYLER ve/||/<>/> BÜYÜK ŞEYLER
( Yaşam, küçük şeylerden oluşur. VE/||/<>/> Eğer seversek, büyük olurlar. )

- KALBİN YOLU ile/ve/||/<> ZİHNİN YOLU
( Hoştur fakat tehlikelidir. VE/||/<> Sıradandır fakat güvenlidir. )

- "DERİN OLAN" değil KISA OLAN
( Kuyu. DEĞİL İp. )

- [ya] "BİR YOL BULMAK/AÇMAK" ve/ya da/||/<>/>/< [ya] YOL AÇMAK ve/ya da/||/<>/>/< YOLDAN ÇEKİLMEK

- "DÜŞMEMEK" değil/yerine KALKABİLMEK
( Hiç. DEĞİL/YERİNE Her düştüğünde. )

- ÇALIŞMAK:
HİÇ ERİŞEMEYECEKMİŞİZ GİBİ
ile/ve/ya da/||/<> HERŞEYİ YİTİRECEKMİŞİZ GİBİ

- ÇOK KONUŞMAK değil/yerine/>< AZ KONUŞMAK
( Sık sık pişman olunur. DEĞİL/YERİNE/>< Pek az pişman olunur. )

- APTALLIK değil/yerine/>< DAHİLİK
( [sınırları] Yoktur. DEĞİL/YERİNE/>< Vardır. )

- İNSANLARI, AYAKTA TUTAN:
İSKELET VE KASLARI
ve/değil/||/<>/< İLKE VE İNANÇLARI

- SİLİ ile SİLİ
( Arı, temiz. İLE İffetli. )

- KOMİSYONCU/SİMSAR[Ar.] değil/yerine/= ARACI

- ŞİŞMAN ve/||/<>/> PİŞMAN
( Ağzını tutmazsan. VE/||/<>/> Dilini tutmazsan. )

- TAMİM[Ar.]/SİRKÜLER[Fr.] değil/yerine/= GENELGE

- SİTE[Fr. < Yun.] ile POLİS[Fr. < Yun.]
( Daha çok, belirli meslek insanları için yapılmış ya da belirli amaçlarla kurulmuş konutlar topluluğu. | İlkçağda, kendi yasalarıyla yönetilen, bir ya da birkaç kentten oluşan devlet. | Kent. İLE Kent. | Kent düzenini sağlayan yetkilendirilmiş güç. )

- "HERŞEYİN ANLAMINI ÇÖZMEK" ve/=/||/<>/> HİÇBİR ŞEYİN ANLAMININ, (PEK DE FAZLA) OLMADIĞINI ANLAMAK

- UNUTABİLMEK ve/=/||/<>/> İYİLEŞMEK

- İŞLET FİİLİN, DUYSUN KULAĞIN ve/||/<> SADECE İŞİNİ YAP, BIRAK ULUSUNLAR

- GERİ ÇEKİLMEME ve/||/<> AÇIKLAMA GETİRMEME

- [ne yazık ki] AYRIŞ(TIR)MA ile/ve/<> YABANCILAŞ(TIR)MA

- ÖĞRENME ile/ve/değil/<> SÜZME

- YIRTICI ile/ve/<> YIKICI

- İLERLEME ile/ve/değil YOL ALIŞ

- DOĞAL BİLİNÇ ile/ve/<> EYTİŞİMSEL BİLİNÇ

- KORKAK ile/ve/<> KAYPAK

- KAZÂ ile/ve/<>/> TESÂDÜF ile/ve/<>/> İSTİKRAR
( 1 kere olursa. İLE/VE/<>/> 2 kere olursa. İLE/VE/<>/> 3. kez olursa. )

- ISO 9000 ile/ve/<> ISO 9001

- KALKIN(DIR)MA ile UYGARLAŞMA

- MÜLK DEVLETİ ya da POLİS DEVLETİ ile/değil/yerine HUKUK DEVLETİ

- AİDİYET ile MÜLKİYET
( Kendini. İLE Kendine. )

- [ne yazık ki] PAYLAŞIMSIZLIK ile/değil/< "DOYUMSUZLUK"

- [ne yazık ki] "TEPKİ" ile/değil/>YANIT VEREMEMEK
( Yanıt veremeyen, tepki verir. )

- SONURGU ile SONURTU
( Bir başlangıcın, bir olgunun, bir ilginin gerekli ve zorunlu görülen sonucu, vargısı. İLE Birbirine bağlı iki önermeden sonraki. )

- SORİT[Fr. < Yun.] değil/yerine/= ÇIKARIM
( Öncül sayısı ikiden çok olan tasımsal çıkarım. )

- SORMAK ile SORMAK/SOĞURMAK
( Birine soru yönelterek, herhangi bir konuda, ondan bilgi istemek. | Bir işin sorumluluğunun kendinde olması, bir işten sorumlu bulunmak. İLE Emmek. )

- [ne yazık ki] !GENOSİT değil/yerine/= SOYKIRIM

- MALÛL[Ar.] değil/yerine/= SÖKEL/SAKAT | GÜÇSÜZ

- SÖNÜM / SÖNÜMLEMEK ile SÖNÜMLÜ
( Bir salınım hareketinin genliğinin, türlü dirençlerin etkisiyle küçülmesi, itfa. | Bir borcun her yıl ödenen taksitlerle belirli bir zaman sonunda ödenmiş olması, itfâ. İLE İLE Belirli bir sürede, genliği, sıfıra inen [salınım hareketi]. )

- LEKSİKOLOJİ[Fr., İng.] değil/yerine/= SÖZCÜKBİLİM/SÖZLÜKBİLİM

- SPEKÜLASYON[Fr., İng.] değil/yerine/= KURGU

- SPEKÜLATİF[Fr., İng.] değil/yerine/= KURGUSAL | SAPTIRICI

- [ne yazık ki] MUHTEKİR[Ar.]/SPEKÜLATÖR[Fr.] değil/yerine/= VURGUNCU

- HEYET[Ar.] değil/yerine/= KURUL

- "KENDİMİ DÜŞÜNMEM GEREKİYOR" değil DÜŞÜNMEYE, KENDİMDEN BAŞLAMAM GEREKİYOR

- DÜŞMAN OLMAK değil/yerine/>< BİRBİRİNE HAYRAN OLMAK

- STATÜ[Fr.] değil/yerine/= TÜZÜK

- STATÜKO[Lat.] değil/yerine/= SÜREGİDEN DURUM

- PARKE[Fr. PARQUET] değil/yerine/= SAVCI
( Eskiden, hakim kürsüsünden aşağıda ve yerde oturmaları nedeniyle savcılara, parke adı verilirmiş. )

- FETVÂ ile KAZA-İ KARAR

- FELSEFE:
"YAPTIRIMLARI OLAN"
değil/yerine YARGILARI OLAN

- AKIL:
"YARATICI"
değil DÜZENLEYİCİ

- ÇOCUKLARIN, KARANLIKTAN KORKMASI değil/ne yazık ki "YETİŞKİNLERİN", AYDINLIKTAN KORKMASI

- ZEKİ ile/değil BİLGE
( Sorunu çözen. İLE/DEĞİL Sorunu önleyen. )

- YEĞLEMEK/TERCİH ETMEK ve/<> LÜTFEN ve/<>/+/||/> BÖYLE ve/<> BU DA VAR
( "Sihirli" sözcükler. VE/+/||/<>/> "Sigorta" sözcükler. )
( Dışsal ve ilksel. VE/+/||/<>/> İçsel ve sonsal. )
( Varoluşumuzda, tüm canlı/cansız nesne, bitki, hayvan ve insanlarla, gövdelerimizin aracılığıyla etkileşim, zihnimizin aracılığıyla da hem etkileşim, hem de daha ileri ve nitelikli bir etkileşim olan iletişim ilişkilerinde bulunuyoruz. Bu ilişkilerimizin başlangıç ve ortaklığı ise yetkin bir benzetmeyle, hiçbir ayrımın bulun(a)madığı bir . [NOKTA]'dan oluşmasıdır.

"Nokta"dan aşağı doğru açılan, büyüyerek ve genişleyerek dalgalanan bir çizgide, zihin ve enerjilerimizle, aşağı [yoğunluğa/kesâfete] doğru inen; yukarı [inceliğe/letâfete] doğru da yükselen bir aralıkta bulunuyor ve sürekli olarak çeşitli bilgi, bilinç seviyelerimizle, davranış-tutumlarımızdaki incelik ve kabalıklarla da aşağı ve yukarı bir salınımla, tekrar noktaya doğru geri dönmek [rücû] üzere yaşam yolculuğumuza devam ediyoruz.

Bu süreçte, az/çok ya da öteki varolanlara oranla daha "gelişmiş ya da geliş(e)memiş" varolanlar["insan"] olarak, kişiler arasındaki ilişkilerimizde de çeşitli bilgi ve bilinç farklarımızın ve tutumlarımız üzerinden sürdürdüğümüz yaşamamızda, bazı sözcüklerin önceliğini ve olumlu etkilerini görüyoruz. Bunları, etkileri ile "sihirli" ve hizmetleri itibariyle de "sigorta" sözcükler olarak kullanıyoruz. Bu sözcükler, bir piramit olarak düşündüğümüzde, sözcüklerin doruğunda yer alıyorlar.

Etkileri itibariyle neredeyse bir "sihir" olarak tanımladığımız bu sözcükler, kulağın duyacağı oranda seslendirilerek dışsal ve her düşünce ya da sözün, başında ya da sonunda, ilksel/öncelikli olarak kullanılmalarıyla gerçekleşiyor.

Yaşamı, (nitelikli) yaşam; insanı, (nitelikli) insan yapan ve öteki varolanlardan ayıran en önemli(öncelikli) durum ve kavram, sadece insana özgü bulunan, yeğleme olanağıdır. "Yeğleme/tercih etme" farkındalığıyla sürdürdüğümüz tüm düşünme ve konuşma süreçleri, bize, olgular arasındaki ayrımda durabilme ve isabetsiz olabilecek ile isabetli olan arasındaki tutumu ya da kararı verme olanağını sağlatıyor. Yani, "Bu gece/sabah, uyumayayım ve şu işleri tamamlayayım." düşüncesi ve ayrımında, "Bu gece/sabah, uyumamayı ve işleri tamamlamayı yeğliyorum." sözü ile olası zorluklar karşısında olanakların artmasını, kontrol altında tutulması gereken gücün/olanakların, bizim elimizde olmasını sağlatıyor. Gün içinde, binlerce kez içinde bulunduğumuz bu ve bunun gibi ayrımlarda, farkındalığımızı devrede tutmamızı sağlayan yeğleme olanağımız, ilgili kararımızı, uygulamamızı, günümüzü ve yaşamımızı nitelikli seviyelere çıkarmakla birlikte, kaygılanmaya neden olabilecek "düşüncelerden" de alabildiğine uzaklaşabilmemizi sağlıyor.

İkinci "sihirli" sözcüğümüz olan "Lütfen" sözü/sözcüğünün kullanımı da, aramızdaki farkların, ayrımların yok olduğu noktadan düşünerek ve seslenerek söylememizi, aktarmamızı ya da paylaşmamızı sağlıyor. Bir emiri bile ricâya dönüştürebilen bir olanak sunuyor. Yani, bir yakınımıza, "Bana bir bardak su getir!" şeklindeki, "yakınlıktan ya da rahatlıktan" dolayı emir kipinde söyleyebileceğimiz sözü bile kendimiz düşünmek varken, yakınımızın, "sihirli sözcüğü söylersen getiririm" uyarısıyla, "Peki. Lütfen, bana bir bardak su getir." sözüyle bambaşka bir alana taşımış oluruz. Bu ve buna benzer/benzemez tüm örnek ya da durumlarda, Lüt(û)fen, dikkat ve incelikle(rikkatle) söyleyebileceğimiz sözlerin yeğlenmesindeki ve gereksiz yere kaygıların oluşmasına engel olabileceğini de her ânımızda ve kararımızda, her sözümüzde göstermenin niteliği ve verimliliğinden de uzak duramayız herhalde.

Yaşamda, çok çeşitli durumlar söz konusu ve olasılık içindeyken, pek kolay kaldıramayacağımız ve taşıyamayacağımız durum ve olaylarla da karşı karşıya geliriz. Bu durumlarda kullandığımız sözcükler ise "sigorta" sözcüklerdir.

Başımıza gelebilecek her türlü maddi/manevi kayıp, ölüm, önceki koşulların yitirilmesi gibi en zorlayıcı olanlarında ise gereken tüm eylemler gerçekleştirildikten ve sözler söylenildikten, ıstıraplar paylaşıldıktan, sözün yetmeyeceği ve aklın tükeneceği noktadan sonra eğer bir yerlerde sonlandırılmazsa büyük zarar göreceğimiz kesin durumlar için çözüm aracı olan "sigorta" sözcükler(imiz)den ilki "Böyle" sözü/sözcüğüdür.

Yaşamın belirli aralığında bulunan zorlu durumların ötesinde de çok sıradışı, rekor ya da istisnai olumlu/olumsuz olay ve olgularla da karşılaşabilir, görebilir ya da duyabiliriz. "Böyle" sözünün yetmeyeceği (çok) aşırı ya da aykırı durumlar için de imdada yetişen, elektrik tesisatındaki düzenek gibi, büyük zararlara neden olmaması için kurulan önlem ve sigorta aracı olarak, "Bu da var" sözü/sözcüğü kullanılmaktadır. Bu sözcüklerin özelliği ise bunları, ancak kendimize söyleyebilmek üzere içsel ve sonsal olmalarıdır.

Kaygının pek fazla oluşmamasını, bu sözcüklerin kullanımı ile de büyük oranda sağlamış oluruz. )

- ŞEVKAT[Ar. < ŞEVK | çoğ. EŞVÂK] ile/değil ŞEFKAT/ŞEFAKAT[Ar.]
( Şiddetli istek, keyif, neşe, sevinç. İLE/DEĞİL Sevecenlik. | Acıyarak, esirgeyerek, merhamet ederek sevme. )

- C ile/>< A
( [Lat.] CONDEIMO[: Suçlu.] İLE/>< APSOLBO[: Suçsuz.] )

- KİNÂYE ile/ve/değil/yerine/<>/>/< İNCELİK

- [ne yazık ki] GENELLEME ve/||/<>/< BİLGİSİZLİK

- STRÜKTÜREL[Fr.] değil/yerine/= YAPISAL

- SUAL[Ar.] değil/yerine/= SORU

- ÖĞRETMENİ OLALIM! ve/||/+/<>/>/< ÖĞRENCİSİ OLALIM!
( Nefsimizin. VE/||/+/<>/>/< Vicdanımızın. )

- "KESER" ya da "RENDE" GİBİ OLMAK değil/yerine "TESTERE" GİBİ OLMAK
( "Hep bana, hep bana." YA DA "Hep sana, hep sana." DEĞİL/YERİNE Hem sana, hem bana. )

- PİŞMANLIK değil/yerine/>< DAYANÇ/SABIR
( Uzun süreli. DEĞİL/YERİNE/>< Kısa süreli.
[Kısa süreli dayanç, uzun süreli pişmanlıktan korur.] )

- SÖZ VERMEK ve/||/+/<>/> SÖZÜNDE DURMAK

- "HAKLILIK" ve/değil/||/+/<>/< AKILLILIK

- "KÖPÜRTME" ile/<> "KÖRÜKLEME"

- MAKUL ve/||/<>/> MAKBUL
( Akılcı, akla uygun. VE/||/<>/> Kabul edilir/edilebilir. )

- MEŞRÛ ve/||/+/<>/> MAKUL ve/||/+/<>/> MASUM
( Tütün[sigara vb.], çevremizdeki en çok maruz kaldığımız ve en sorunlu dayatmalardandır ne yazık ki. Tabii, bizim izin/fırsat vermememiz dışında! )

- BİRBİRİMİZE ...:
"DÜŞMEK"
değil/yerine/>< "DÜŞKÜN OLMAK"

- EMİN ve/||/<>/> YEMİN
( Eminsek, yemine gerek kalmaz fakat yine de bazen ve bazı koşullarda yemin edilebilir/beklenebilir. [Doğru söz, yeminden ileridir.] )

- SEVMEK ile/ve/+/||/<>/>/< SEVMEYİ İSTEMEK/YEĞLEMEK

- HAYVANLAR:
"BİZİM İÇİN"
değil BİZİMLE BİRLİKTE

- ZİHİNDE:
OLGU
değil [ya] NESNE [ya da] OLAY

- KÖKEN ve/||/<> DOĞUŞ

- ŞAŞKINLIK(/HAYRET) ile/ve/<>/> KUŞKU

- TİN ve/||/<>/< ŞAŞMA
( Şaşma, tin'in kapısıdır. )

- NESNENİN "GÜZELLİĞİ" ve/||/<>/> YETKİN/LİK
( Kendini oluşturan bölümlerle birlikte, göstermiş olduğu uyumdur. VE/||/<>/> Bir şeyin, kendi kavramıyla uygunluğu. )
( Doğa, en yüce uyum ve yetkinliktir. )

- BULGU ile/ve/<> KANIT

- DÜZELTME ile/ve/değil/<>/> GELİŞTİRME

- ADANMA ve/<>/> DERİNLEŞME

- İNSAN:
OLGUN
ile/ve/değil/<> ONURLU

- VALİ ve/||/<> VELİ
( [Koruyucu] Dışta. VE/||/<> İçte. )

- KOŞULSUZ/LUK ile KUŞKUSUZ/LUK

- ÜREME ve/||/<>/> KORUMA

- KAVRAMAK ve/||/<>/> HEYECAN

- SULH[Ar.] değil/yerine/= BARIŞ

- SULHPERVER/SULHÇU[Ar., Fars.] değil/yerine/= BARIŞSEVER/BARIŞÇIL

- SULTA[Ar.]/OTORİTE değil/yerine/= YETKE

- SÜRAT[Ar.] değil/yerine/= HIZ
( Alınan yolun, harcanan zamana oranı. | Çabukluk. | Bir hareketten doğan güç, şiddet. )

- "İSTEMEDEN ..." ile YANLIŞLIKLA ...

- DEVAM EDEN değil/yerine/= SÜREGELEN

- UZUN SÜRME = SÜRERLİK

- İLELEBET[Ar.] değil/yerine/= SÜRGİT

- DENGİNİ ARAMAK ile/ve/değil/yerine/||/<>/< KENDİNİ ARAMAK

- YÖNETME ile/ve/değil/+/||/<>/> YÜRÜTME

- YÜRÜTME ile/ne yazık ki "YÜRÜTME"
( Sürdürme. İLE/NE YAZIK Kİ Çalma. )

- GECİKME ile "SÜRÜNCEME"
( ... İLE Bir işin, sonuçlanıncaya kadar boş yere uğradığı gecikmelerin tümü. )

- ŞEC ile ŞECC
( ... İLE Geminin, denizi yararak yol alması. )

- HİBE değil/yerine/= BAĞIŞ

- [ne yazık ki] "KÖTÜLÜK" değil/yerine/>< İYİLERİN ÇABASI
( Kötülüğün baskın gelmemesi için tek koşul, iyilerin, çaba göstermeleridir. )

- KORKUYA DAYALI "SAYGI" ile/değil/yerine SAYGI

- MAĞDUR HAKLARI ile/ve/<> SANIK HAKLARI

- "... OLMALI" ile/değil/yerine "... OLMASA DAHA İYİ"

- [ne yazık ki] DAYATMA ve/||/+/<>/> ZORBALIK

- "FAŞİSTLİK" ile/değil/yerine ZORBALIK

- ÂN ile/<> ESNÂ
( En kısa zaman birimi. İLE/<> Ara, aralı, vakit, sıra. )

- ANLAŞILAN/ANLAŞILIR ile/ve/||/<>/> AŞILAN/AŞILIR

- GÖĞÜS KASI "GELİŞTİRMEK" ile/ve/değil/yerine/||/<> GÖZ KASI GELİŞTİRMEK

- İŞLEMEK ile/ve/||/<>/> GELİŞTİRMEK

- TESPİT ile/ve/değil/||/<>/>/< HAKKI/NI TESLİM

- GERİBİLDİRİM'DE:
"HIIIIII"
ile/değil/>< HMMM
( Dinleyenin, küçümseyici/reddedici, kinâyeli bir tutum göstererek çıkardığı ses. İLE/DEĞİL/>< Dinleyenin, sözü/konuyu, tam olarak anlamasıyla çıkardığı ses. )

- ŞAKKADAK değil/yerine/= ANSIZIN

- [ne yazık ki] TEHDİT ile ŞANTAJ[Fr. CHANTAGE]
( Gözdağı. İLE Herhangi bir çıkar sağlamak amacıyla bir kimseyi, kendiyle ilgili lekeleyici, gözden düşürücü bir haberi yayma ya da açığa çıkarma tehdidiyle korkutma. )

- İNTİKAL ile/ve/değil/<> İŞTİRAK

- "TARTIŞMA" KONUSU ile/ve/değil/yerine/||/<>/> ARAŞTIRMA KONUSU

- ADÂLET-İ MAHZA ile/ve/||/<> ADÂLET-İ İZÂFİYE

- İHTİLÂF ile TEFRİKA

- NİYET ve/||/<>/< MECÂL

- ŞÂZZ[Ar.] değil/yerine/= AYRIK, KURALDIŞI

- "KÖTÜLÜK ETMEK" ile/ve/||/<>/< ZARAR VERMEK
( İnsanda. İLE/VE/||/<>/< İnsanlarda ve hayvanlarda. )

- ŞERÎ ile ŞER'AN
( İslâm hukukuyla ilgili. İLE İslâm hukuku açısından. )

- ŞERÎF[Ar.] ile ŞERİF[İng. SHERIFF]
( Kutsal, şerefli. | Temiz. | Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in soyundan olan kişi. İLE Büyük Britanya'da, kendi bölgesi içinde kralı temsil eden, yasalara saygı gösterilmesini sağlamakla görevli yönetici. | Amerika Birleşik Devletleri'nde, seçimle iş başına gelen, tüzel yetkisi sınırlı olan yönetici. )

- [ne yazık ki]
ORANTISIZ GÜÇ
ve/||/<>/< KÖR ŞİDDET

- [ne yazık ki]
KÖR ŞİDDET
ile NEDENSİZ ŞİDDET

- YAPMAYABİLME:
"İKTİDÂRI"
değil İHTİYÂRI

- ŞUFA[Ar.] değil/yerine/= ÖN ALIM

- ŞÛRA-YI DEVLET değil/yerine/= DANIŞTAY

- GENELLİYORSAK/GENELLEYECEKSEK ile/değil/yerine/>< GENELLEMİYORSAK/GENELLEMEYECEKSEK
( [söyleyeceğimizi] Söylemeyelim ve daha çok düşünmeye devam edelim. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Söyleyebiliriz/konuşabiliriz, düşünebiliriz. )

- "ZARAR" ile/değil/yerine DAHA AZ ZARAR

- KRİZ YÖNETİMİ ile/<> RİSK YÖNETİMİ

- [ne yazık ki] YOKSULLUK ve/değil/||/<> YOLSUZLUK

- [ne yazık ki]
GÖRELİ YOKSULLUK
ile/ve/||/<> MUTLAK YOKSULLUK ile/ve/||/<> İNSANİ YOKSULLUK

- KÜRESELLEŞME ve/||/<> YOKSULLUK

- EŞİTLİK ile/ve/||/<>/> FIRSAT EŞİTLİĞİ

- KÖTÜ HABER ile/ve/değil/yerine/||/<>/> İYİ HABER
( Hiçbir şey, sonsuza kadar sürmez. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE/||/<>/> Hiçbir şey, sonsuza kadar sürmez. )

- TRAFİKTE:
HIZ DÜŞÜRMEK
ve/||/<>/< SEVDİKLERİMİZİ DÜŞÜNMEK

- "İZNİN(İZ)LE ..." ile/değil/yerine BİLGİNİZLE ...

- BİR DURUMA ya da SÖYLENİLEN SÖZE, GERİBİLDİRİMDE:
(BEN) "ANLAMADIM"
ile/değil/yerine/||/<>/> "ANLAM VEREMEDİM"

- "KAYBETMEK" ile/ve/+/||/<>/>< "KAZANMAK"
( Ne yazık ki, doğayla savaş durumundayız. Kazanırsak, kaybedeceğiz. )

- BİLİNÇ ile/<> HUKUKUN YAYGINLAŞTIRILMASI

- UYU-YOR ile UY-UYOR

- "YAPAMAM" değil/yerine/>< YAPABİLİRİM
( )

- SÜREKLİ:
"TOPLARSAK"
ile/değil/yerine/>< PAYLAŞIRSAK
( Hiçkimseye yetmez. İLE/DEĞİL/YERİNE/>< Herkese yeter. )

- SUÇ ile/değil/<> SAPMA

- VAZGEÇİRMEDE/CAYDIRICILIKTA:
GENEL ÖNLEM
ile/ve/||/<> ÖZEL ÖNLEM

- İKİ SORUN:
ADÂLETSİZLİK
ile/ve/||/<> ANLAMSIZLIK
( Tüze(hukuk) ile sağlanmaya/çözülmeye çalışılmaktadır fakat hukuka ulaşılamamıştır. İLE/VE/||/<> Sanat ile giderilmeye çalışılmaktadır fakat ne yazık ki, sanat, insanlara ulaşamamıştır. )

- BİLGİ =/||/<> NE YAPMAYACAĞININ BİLGİSİ

- TAAMMÜDEN[Ar.] değil/yerine/= KASTEN

- TAAMMÜT[Ar.] ile/<> TAAMMÜDEN
( Bir işi ya da suçu bile bile, tasarlayarak yapma. | İşlenecek bir suçun, daha önceden tasarlanması. İLE/<> Kasten. )

- DÜRÜSTLÜK =/> RAHATLIK

- TÂCİL ile TÂCİR
( Hızlandırma, çabuklaştırma, tezleştirme. İLE Ticaretle uğraşan kişi. )

- "ÖLMEYE DEĞER" ile ÖLDÜRMEYE DEĞER ile/değil/yerine YAŞAMAYA DEĞER
( Birkaç şey var. İLE Hiçbir şey yok. İLE/DEĞİL/YERİNE Çok şey var. )

- TAĞYİR[Ar.] değil/yerine/= DEĞİŞTİRME, BAŞKALAŞTIRMA | BOZMA

- TAHAKKÜM[Ar.] değil/yerine/= BASKI, ZORLAMA

- TAHDİDAT[Ar.] değil/yerine/= SINIRLAMALAR

- TAHDİT[Ar.] değil/yerine/= SINIRLAMA, ÇEVRELEME

- YAPTIRIM ile/değil/yerine TEŞVİK

- TAHKİM değil/yerine/= GÜÇLENDİRME
( Güçlendirme, sağlamlaştırma. | Antlaşmazlıkların, hakem yoluyla çözülmesi yöntemi. )

- TAHRİRAT ile TAHRİREN
( Resmî bir daire tarafından yazılan yazılar ve mektuplar. İLE Yazıyla, yazılı olarak. )

- TAYIN ile TAYİN
( Asker azığı. | Asker ekmeği. | Savaş ya da seferberlik dönemlerinde, vatandaşlara karneyle dağıtılan ekmek. İLE Ne olduğunu anlama, gösterme, belirtme, kararlaştırma. | Atama. )

- TAKANAK değil/yerine/= ALACAK/BORÇ | İLİŞKİ

- TAKARRÜR[Ar.] değil/yerine/= KARAR VERME
( Bir yerde karar kılma, yerleşme. | Karar verilme. )

- TAKBİH[Ar.] değil/yerine/= KINAMA
( Çirkin görme, beğenmeme. | Kınama. )

- GÜZELLİK >< FAZLALIK
( Güzellik, fazlalıklardan arınmışlıktır. )

- KOVUŞTURMA değil/yerine/>< TAKİPSİZLİK

- TAKSİR[Ar.] değil/yerine/= HATA
( Kısaltma, kısma. | Kusurda bulunma. | Dikkatsizlik, tedbirsizlik, meslekte acemilik ya da düzene, buyruklara ve talimata uymazlıktan doğan kusurlu olma durumu. )

- TAKSİRAT[Ar.] değil/yerine/= HATALAR

- ULUSLARARASI HUKUK ile/ve/değil/ne yazık ki KARŞILIKLI "KABUL"

- [ne yazık ki] !EZİYET ile/<> !İŞKENCE

- [ne yazık ki] !İŞKENCE ile/ve/<> !İNSANLIK DIŞI UYGULAMA

- ABAD ile/ve/<> AİHM
( Avrupa Birliği Adâlet Divânı İLE/VE/<> Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi )

- KIYÂM ve/||/<> SÜKÛNET ve/||/<> KAVL ve/||/<> HAYAT
( Hizmet ile olsun! VE/||/<> Hürmet ile olsun! VE/||/<> Hikmet ile olsun! VE/||/<> Edep ile olsun! )

- TONİLATA

- "DURUŞ" ile/ve/||/<> "BAKIŞ"

- İSYAN ile İTİRAZ

- [ne yazık ki] SAÇMA ile/ve/değil/||/<> BAĞLANTISIZ

- [ne yazık ki] BOŞ SÖZ ile/ve/||/<>/> YANLIŞ DAVRANIŞ-TUTUM

- NEPOTİZM ile PATRONAJ ile KAYIRMA

- DİDİNME ile/ne yazık ki DİDİŞME
( Kendi içinde. İLE Kişilerle, olanlarla, geçmişle. )
( En uzun dişe sahip yılandır. )

 



 






SÖZLER

 

 

 

 

 

 

 

YAZILAR

ADÂLET DAİRESİ

Adâlet, dünya barışının temelidir.
Dünya bağının sınırlarını devlet belirler.
İşte bu devlet duvarını inşâ edecek, devlete düzen sağlayacak olan hukuktur.
Siyasi güç olmaksızın hukuk, yaptırımlarını yerine getiremez.
Siyasi gücü, askeriye korur.
Askeri gücün yaşamasını ekonomi sağlar.
Ekonomik gücü halk sunar.
Halkın birliğini sağlayacak olan ise adâlettir.

 

Adl'dir mucib-i salâh-ı cihan
Cihan bir bağdır, divan devlet
Devletin nâzımı şeriattır
Şeriata olamaz hiç hâris illâ mülk
Mülk zabteylemez illâ leşker
Leşkeri cem edemez illâ mal
Malı cem eyleyen raiyettir
Raiyeti kul eder padişah-ı âleme adl.

 

 





 

 

.....................

 


 


...

 


 

 

...........

 

 


 

 

 

başlık

...............

 

 

 

 

 

 

 

 

başlık

.............

 

 

 

 

 

başlık

................

 

 

 

başlık

................

 

 

 

...............

 

 

 

 

 

 

 

başlık

.............

 

 

 

 

başlık

............

 

 

 

başlık

.............

 

 

başlık

............

 

 

 

GÖZLER YALAN SÖYLEMEZ!

Arabası uçuruma yuvarlanmış ve sürücünün cesedi ancak birkaç hafta sonra Ağustos ayında tesadüfen bir köylü tarafından çürümüş halde bulunabilmiş.

Ölüm nedeninin trafik kazası olduğu biliniyor fakat kazanın alkolün ya da başka bir maddenin etkisi altında meydana gelip gelmediğini saptayabilmek için otopside alınan kanda 0.80 promil gram alkol bulunmuş.
Göziçi sıvısında ise alkol bulunmadığı ayrıca uyutucu ve uyuşturucu bir madde bulunmadığı rapor edilmiş.

Cesedin çürümeye başlaması ile ortamda bulunan bakteri ve mayaların etkisi ile kan şekeri tüketilirken alkol üretilir. Ağustos sıcağında çürümenin daha hızlı olması nedeniyle kanda 1.50 promil grama kadar alkol oluşabilir.

Göziçi sıvısı anatomik özelliği nedeniyle yalıtılmış bir yapıya sahiptir ve alkol yapan bakterilerin içeriye girmesine izin vermez.

Göziçi sıvısında alkol ölçümünün önemini bilen bir uzman, gözünde alkol saptanmayan sürücünün, kanında bulunan alkolün cesedin çürümesine bağlı olarak meydana geldiğini dolayısıyla kazayı alkolün etkisi altında yapmadığını rapor eder.

Ölümden sonra bile,
Gözler yalan söylemez!

 

 

 

başlık

..............

 

 

 

 

 

başlık

..............

 

 

 

 

başlık

...........

 

 

 


 

Bu çalışmada,
[doğrudan ya da dolaylı]
her türlü katkısı/desteği olan, yakından tanıdığımız ve tanımadığımız tüm tüze(hukuk) mensuplarına
Sayın Muharrem Balcı'ya ve Sevil Atasoy'a
tüm emekleri ve desteği için
ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUZ!!!
 
 

 

Bu sayfa 01 Ocak 2017 itibariyle 3070 kez incelenmiş/okunmuştur.

 

FaRkLaR Kılavuzu Facebook Grubu             FaRkLaR Kılavuzu Twitter Sayfası
grubumuza da katılabilirsiniz...             'dan da takip edebilirsiniz...
 

6D Bilgi Hizmetleri vs. | www.6Dtr.com       FaRkLaR Kılavuzu       GösterGe Bilişim ve İnternet Hizmetleri

Yenilikler ve Duyurular | Desteğiniz Lüt(û)fen!!!