FaRkLaR KILAVUZU/"SÖZLÜĞÜ" 
GENEL OLARAK
KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER!!!
( SÜREKLİ AYIRDINDA VE FARKINDA OLUNMASI GEREKENLER!!! )
( DiFfeReNCeS GUIDE/"DICTIONARY" )
( WHAT NEEDS TO BE IN YOUR AWARENESS; WHAT NEEDS TO BE! )
- GENEL ile ÖZEL( PRIMARY with SECONDARY )(PRIORITY) "( Hayatımızda, zihnimizde, dilimizde ve pratikte yerini almış kullanımların, uygulamaların ve bilgilerin uygun zamanda, yerinde kullanımı, iletişim ve paylaşımlarımızın en temel gerekenlerindendir. Seçtiğimiz konu/kavram ve soruların, önemi ve uygunluğu üzerinde sorumluluk sahibiyiz ya da olmamız gerekmektedir. Dolayısıyla, bir konunun ve/veya soru-nun önceliğini de göz önünde bulundurmak gerekir. Kavramların nitelikleri ve duruma uygunluğunu gözlemleyip, ona göre yerinde ve sırasında kullanmamız gereken sorular/konular olabilir. Bu noktada, neyin, hangi konuda/ortamda uygun olup-olmadığı üzerine, öncelikli olup-olmadığı üzerine önceden bir düşünüş ve çalışma yapma/yapmış olma gerekliliği vardır. )" ( MEANS & ENDS/PURPOSE ) "( Araç, amaca/sonuca yönelik çabanın içinde kullanılanların/ uygulananların her bir ayrı işlev parçası ve/veya bütünü. İLE Amaç, aracın/araçların devrede oluş süreçlerinin tamamlanmış olduğu sonuç. )" |
|
|||
|
||||
|
||||
|
||||
|
- TUHAF ile GARİP ile ACAYİP - GARİP/LİK ile/ve İLGİNÇ/LİK( WEIRD/STRANGENESS with/and INTERESTING ) - SİNMEK ile İŞLEMEK ( TO PERVADE with TO PROCESS ) - DEĞİNMEK ile İŞLEMEK ( TO MENTION with TO PROCESS ) - ANAYOL(CADDE) ile SOKAK ( MAIN ROAD with STREET ) - AÇI ile YÖN ( [Ar.] ... ile CÂNİB[< CENB], CİHET ) ( ANGLE with DIRECTION ) - AÇI ile/ve HIZ ( ANGLE with/and SPEED ) - YÖN ile/ve İŞARET ( DIRECTION with/and SIGN ) - YÖN ile/ve KATMAN ( DIRECTION with/and LAYER ) - YÖN ile BOYUT ( DIRECTION with DIMENSION ) - BOYUT ile/ve/değil ÖLÇÜ/EBAT ( [not] DIMENSION with/and SIZE ) - BOYUT ile/ve EVREN ( DIMENSION with UNIVERSE ) - BOYUT ile/ve SOYUT ( DIMENSION with/and ABSTRACT ) ( [Sansk.] PARİMANA ile/ve DHYANA, CH'AN[Çince], ZEN[Jap.] ) - 3 BOYUT: UZUNLUK/BOY - GENİŞLİK/EN - DERİNLİK ( [Ar.] TÛL - ARZ - UMK ) ( LENGTH - WIDTH - DEPTH ) - 4 YÖN ile/ve/<> 2 KONUM ( Değişir/Değişken. İLE/VE/<> Değişmez/Sabit. ) ( Ön, arka, sağ, sol. İLE/VE/<> Alt ve üst. ) ( Bacaklar ve kollar. İLE/VE/<> Ayak ve baş. ) ( Kuzey, Güney, Doğu, Batı. İLE/VE/<> Yer ve gök. ) ( İlim. İLE/VE/<> İrfan. ) - KUZEY-GÜNEY ile ALT-ÜST ( Yön. İLE Konum. ) - PARAMETRE ile AÇI ( PARAMETER with ANGLE ) - YOL ile YÖN ( WAY with DIRECTION ) - YAN ile YÖN ( SIDE with DIRECTION ) - TEK FAKAT ÇİFT YÖNLÜLER('İ) - YÖNLER('İ) ( DIRECTIONS ) - BATI ile/ve DOĞU ( Güneşin battığı yön. İLE/VE Güneşin doğduğu yön. ) ( [Ar.] GARB ile/ve ŞARK ) ( WEST with/and EAST ) - KUZEY ile/ve GÜNEY ( Ekvatorun üstü. İLE/VE Ekvatorun altı. ) ( [Ar.] ŞİMAL ile/ve CENUP ) ( NORTH with/and SOUTH ) - BÂHTER ile BÂHTER ( Batı. [Yeni şairlerin kullanımında] İLE Doğu. [Eski şairlerin kullanımında] ) - KIBLE: Güney-güneybatı [Güneybatı ile güney arası]. [Türkiye'ye göre!] [Güney anlamına da kullanılır.] | Mekke'de Kâbe'nin batı köşesi ile altınok (Mizp) arasının doğrultusu. - HARİTA ile/ve KROKİ ( MAP with/and SKETCH ) - ALAN ile/ve ÂLEM - ALAN ile/ve BOŞLUK ( İkisi arasındaki boşluk köprünün kendisidir. ) ( FIELD with/and CAVITY ) ( The very gap between is the bridge. ) - BOŞLUK ile DÜZ UZAY ( CAVITY with FLAT SPACE ) - BOŞLUK ile/ve NÂL - ÖLÇÜLER('İ) - GÜNLER('İ) ( [Ar.] EYYÂM [< YEVM] ) ( DAYS ) - ÖZEL GÜNLER('İ) ( SPECIAL DAYS ) - YIL ile/ve ARTIK YIL ( 365 gün 6 saat. İLE/VE Dört yılda bir gelen 366 günlük yıl. ) ( [Çuvaşça] SUL ile/ve ... ) ( YEAR with/and LEAP YEAR ) - YIL ile/değil DÖNEM/SEZON ( [not] YEAR with PERIOD/SEASON ) - YIL ile/ve BILDIR ( ... İLE/VE Bir önceki yıl. ) - MAYA TAKVİMİ'NDE: KATUN ile/ve KISA DÖNGÜ ile/ve BAKTUN ( 5125:60=19.7 yıl. İLE/VE 5125:20=256.1 (13x19.7) yıl. İLE/VE 5125:13=394 yıl. ) - 1 YIL ile 1 TUN ( Gregoryen takvimde. İLE Maya takviminde. ) ( 365 gün 6 saat. İLE 360 gün. ) -@ BİHTER/EK ile/değil BİHTEREK ( Daha, en, pek iyi. İLE/DEĞİL Farslılarca 120 yılda bir kere onüç ay olarak sayılan yılın adı. [sonraları, dört yılda bir gün fazlası olan SENE-İ KEBÎSE şekline konulmuştur.] ) - ANMA GÜNÜ ile/yerine/değil ANLAMA GÜNÜ ( [not] ANNIVERSARY with MEANING DAY ) ( MEANING DAY instead of ANNIVERSARY ) - ANMA ile/ve TEKRAR ( [Fars.] YÂD ile/yerine/değil ... ) - GÜN-AY-YIL ile AY-GÜN-YIL ( DAY-MONTH-YEAR with MONTH-DAY-YEAR ) - AY/DOLUNAY ile/ve YENİAY ( MEH ile/ve HİLÂL ) ( MOON with/and CRESCENT ) - GURRE[Ar.]: Aklık, parlaklık. Kamerî ayın ilk günü ve gecesi. Bu günde ay hilâl haldedir. - GÜNDE: 24 SAAT ile/ve 12 SAAT ( ... İLE/VE Sümer'de. ) ( ... İLE/VE 2'şer saat. ) - SAAT FaRkLaR'ı - YIL-GÜN ile/ve HAFTA ( Mısır'dan. [Mısır: İlk takvimi oluşturan.] İLE/VE Mezopotamya'dan. ) ( YEAR-DAY with/and WEEK ) ( From Egypt. WITH/AND From Mesopotamia. ) - SİTTİN SENE: 60 YIL - ZEVÂL: Güneşin tepede bulunma zamanı. Öğle vakti, tam 12:00 - GECE ile/ve GÜNDÜZ ( Birlik/Vahdet. İLE/VE Çokluk/Kesret. ) ( [Ar.] LEYL ile/ve ... ) ( [Fars.] DÜN, ŞEV, ŞEB ile/ve NEHÂR, RÛZ ) ( NIGHT with/and DAYTIME/DAYLIGHT ) - CEZÂ TÜZESİNDE/HUKUKUNDA ile/ve İCRÂ TÜZESİNDE/HUKUKUNDA ile/ve CEZÂ USÛLÜNDE ( Güneşin batmasından bir saat sonra başlar ve güneşin doğmasından bir saat öncesine kadar devam eder. [TCK 502] İLE/VE Güneşin batmasından doğmasına kadar süren zaman. [İc. İf. K. 51] İLE/VE Nisan ayı başından 30 Eylül'e kadar saat 21.00'den sabahın 04.00'üne; 01 Ekim'den 31 Mart'a kadar saat 21.00'den sabahın 06.00'sına kadar devam eden süre. [CMUK 96] ) - GECE ile/ve KARANLIK GECE ( [Fars.] ŞEB-İ YELDÂ: En uzun gece/ler. [20. ve 26. günleri arasındaki 1 haftalık süre.] | 22 Aralık'taki en uzun gece. ) ( NIGHT with/and DARK NIGHT ) - DÜN ile/ve TÂR ( Gece. İLE/VE Karanlık. ) - GECE/KARANLIK ile/ve/değil TİPİ - LEYL[Ar.]: Gece. | Yılın en karanlık gecesi. -@ BID'/BID'A[Ar.]: Geceden bir bölüm. - AKVES[Ar.]: Sıkıntılı vakit. - ÂZİME[Ar.]: Kıtlık yılı. - ÂZİME[Fars.]: Cuma günü. | Bayram günü. - BEHRÂM[Fars.]: Her ayın 20. günü. - DUHÂ[Ar.]: Kuşluk vakti. - HURŞÎD: Güneş. - NEV-RÛZ[Fars.]: Yeni gün. - TEMMUZ: Bitki/ağaç tanrısı. | Güneş tanrısı. | Orakayı. - GÜNEŞ SAATİ ile BASÎTE[Ar.] ( ... İLE Yükseklik ölçen yayvan güneş saati. ) ( [Ar.] BASÎTA/BASÎTA-İ ŞEMSİYYE, MUKANTARA ) ( SUNDIAL with ... ) ( [Fr.] CADRAN SOLAIRE ) ( GNOMON: İlkel bir güneş saati. ) ( HORAS NON NUMERO NİSİ SERENAS - BEN, SADECE, HOŞ GEÇEN VAKİTLERİ GÖSTERİRİM [Venedik - Saint Marco alanındaki Güneş Saatinin altında yazar] ) ( İstanbul'daki Güneş Saatleri ) - A.M. ile/ve P.M. ( Öğleden Önce. İLE/VE Öğleden Sonra. ) ( [Lat.] ANTE MERIDIEM cum/et POST MERIDIEM ) - DÜNYA SAATLERİ - FOLE: Kum saati. - [Fars.] FERDÂ ile FERDÂSI ( Yarın. İLE Ertesi. ) - PAS: Üç saatlik süre. - ASRÂN: İki yüzyıl. | Gündüzün ilk zamanı. | Gece ve gündüz. - ASRÎ: Zamana uygun. MODERNE[Fr.] - ATEME: Atâlet, işsizlik; üşengeçlik, tembellik. | Gecenin ilk üçte biri. - AN ve/<> VAKİT ve/<> ZAMAN ( Zamanın tayinine vakit, vaktin içindeki hazza dem denilir. ) ( Vakit, idrak sahibinedir. ) ( Vakit, keskin kılıçtır. ) - AŞR-I ÂHİR ile AŞR-I EVSAT ile AŞR-I EVVEL ( Ayın on günlük son bölümü. İLE Ayın ikinci on günlük bölümü. İLE Ayın ilk on günü. ) - 5 VAKİT: SABAH ve ÖĞLE ve İKİNDİ ve AKŞAM ve YATSI - ÂSÂL[Ar. < ASÎL]: İkindi ile akşam ya da yatsı arasındaki zamanlar. [Bİ-L-GUDÜV-Vİ VE-L-ÂSÂL: Sabah-akşam.] - İKİNDİ VAKTİ, ASR-I SÂBIK/EVVEL/SÂNÎ [ASR: Zaman, yüzyıl.] ( Gün, arka arkaya iki günün ikindi zamanı/vakti arasıdır. [Eşiktir, devirdir.] ) ( İkindiden sonra uyumak makbul değildir. ) - CUMA AKŞAMI ile/ve/değil PERŞEMBE AKŞAMI ( Gün, arka arkaya iki günün ikindi zamanı/vakti arası olduğundan dolayı "Cuma akşamı/gecesi", Perşembe gününün akşamı ve gecesidir. ) ( PERŞEMBE[< Fars. PENCŞENBİH: Beşinci gün.] ) ( ÂDÎNE: Cuma günü. ) - ÜÇ AYLAR: RECEP ve ŞABAN ve RAMAZAN ( Ramazan ayı hazırlıkları, Recep ayının 12'sinden sonra ve Hicaz'a Sürre Alayı'nın gönderilmesi ile başlar/dı. ) ( Bayramlaşma, bayramdan 5 gün önce başlardı. ) - HIRKA-İ SAADET ZİYARETİ ile/ve HIRKA-İ ŞERİF ZİYARETİ ( Ramazan'ın 14/15'inde, Sultan ve erkânının Topkapı Sarayı'ndaki Hırka-i Saadet'i ziyareti. İLE/VE Halkın, Fatih'teki Hırka-i Şerif'i ziyareti. ) - SABAH ile/ve/> KUŞLUK - KUŞLUK ile/ve/> ÖĞLE - KUŞLUK (ZAMANI) ile/ve KABA KUŞLUK (ZAMANI) ( Kuşluğun başladığı sıralar. İLE/VE Öğle zamanına yaklaşan süre. ) ( Kuşluk zamanı/vakti, 08.00 ile 10.00 arasıdır. ) - FECR (VAKTİ) ile FECR-İ KÂZİB[YALANCI FECR] ile FECR-İ SÂDIK[HAKİKİ FECR] ( Sabaha karşı, Güneş doğmadan önce, ufkun gündoğusu tarafından görünen aydınlığı, tan yerinin ağarması. İLE Sabaha karşı doğuda, amûdî şekilde görünen aydınlık. İLE Şafak sökme. ) - TAKVİM/LER('İ) ( Olgun kişi mevsimleri sıralayarak bir takvim hazırlar. ) ( TAKVÎM[Ar. < KAVM, KIYÂM]: Eğriyi doğrultma, düzeltme, kesme, yoluna koyma, biçime sokma. ) ( AHSEN-İ TAKVÎM: En güzel nizâm, tertip, şekil ve sûret. ) ( DENİZ TAKVİMİ/TAKVÎM-İ BAHRÎ: Güneşin, ayın, yıldız ve gezegenlerin, arz, tûl, meyl ve doğuşlarını ve öteki felekî konulara yardımı olan cetveller bulunan takvim. ) ( CALENDARS ) -@@ MÎLÂDÎ TAKVİM(EFRENCÎ/GREGORYEN TAKVİM) ile/ve CELÂLÎ TAKVİMİ ile/ve HİCRÎ TAKVİM ile/ve RÛMÎ TAKVİM ile/ve MUSEVÎ TAKVİMİ ( Mîlâd/Nexus, Hz. İsa'nın doğumu ile başlar. [M.Ö.(Mîlât'tan Önce) / B.C.(Before Christ / İsa'dan Önce)] - 0 - [M.S.(Mîlâttan Sonra) / A.D.(Anno Domini)]. Papa XIII. Gregorius tarafından 1582'de düzeltilip, şimdiye kadar kullanılmakta olan ve 1926'dan beri Türkiye'de de kullanılan takvim. ) İLE/VE ( Ömer Hayyam'ın Sultan Melikşah adına hazırladığı ve Celâli diye bilinen takvim. Başlangıcı nevruz olmak üzere Hicrî 468 yılında hazırlanmıştır. Güneş/Şemsî bir takvimdir. Gregoryen takvimden daha dakiktir. 1080 - 1300'lü yıllar arasında Büyük Selçuklular döneminde Ay/Kamerî takviminin yanısıra kullanılmıştır. ) İLE/VE ( Hicrî takvimin başlangıç noktası, Hz. Muhammed'in 622 yılındaki Mekke'den Medine'ye hicretidir. Hicrî takvimde bir ay yılı 354 gündür. 29 ve 30 gün çeken 12 aydan oluşur. Hicrî(H) 300=Mîlâdî(M)(M.S.) 912-913, H 600=M 1203-1204, H 1000=M 1591-1592, H 1300=M 1822-1823'tür. ) İLE/VE ( Milât'tan 46 yıl önce Julius Caesar tarafından oluşturulan takvim. ) İLE/VE ( Güneş yılına göre ayarlanmış olan Musevî takvimi. M.S. 2000=5761 ) - FASTİ: Roma'da kutsal takvim. - HAZİRAN'IN 21/22'Sİ ile ARALIK'IN 21/22'Sİ ( En uzun gün ve günün kısalmaya başlaması. İLE En kısa gün ve günün uzamaya başlaması. ) - İLKBAHAR ile/ve YAZ ile/ve SONBAHAR/GÜZ ile/ve KIŞ ( 92 gün 21 saat. İLE 93 gün 14 saat. İLE 89 gün 18 saat. İLE 89 gün 1 saat. ) ( [Fars.] ... ile/ve ... ile/ve HAZÂN, BERG-RÎZ/ÂN ile/ve ZEMİSTÂN ) ( [Ar.] ... ile/ve ... ile/ve HARÎF ile/ve ŞİTÂ ) ( SPRING with/and SUMMER with/and AUTUMN/FALL with/and WINTER ) ( 92 days 21 hours. WITH/AND 93 days 14 hours. WITH/AND 89 days 18 hours. WITH/AND 89 days 1 hour. ) - HIDIRELLEZ[< HIZIR-İLYAS] ( Yazın başlangıcı olarak kutlanır. ) ( HIZIR ve İLYAS Peygamber'in buluşması. ) - NÎSÂN: [Süryanice'den] - BAHÂR[Fars. çoğ. BAHÂRÂN]: Kışla yaz arasındaki mevsim. İlkyaz. [22 Mart - 21 Haziran arasıdır] - İLKBAHAR NOKTASI ile SONBAHAR NOKTASI ile EKİNOKS ( 21 Mart. İLE 23 Eylül. ) ( ARISTARKOS: İlk büyük keşif olarak ekinoks noktalarını keşfetmiştir. ) ( SPRING(VERNAL) EQUINOX with AUTUMN(FALL) EQUINOX with EQUINOX ) ( March 21. İLE September 23. ) - EKİNOKS ile EKİNOKS ( Gece ile gündüzün eşit olduğu gün. İLE Evliyaotu, korunga. ) - AĞUSTOS'UN İLK 15'İ ile AĞUSTOS'UN İKİNCİ 15'İ ( "Ağustos'un ilk 15 günü yaz". İLE "Ağustos'un ikinci 15 günü kış". ) - NOEL (SANTA CRUZ) ile YILBAŞI (ST. SYLVESTER) ( 25 Aralık. İLE 31 Aralık. ) - MİLÂD ile/ve 0 (SIFIR) ( NEXUS with/and 0 (ZERO) ) - MİLÂD ile DÖNEMEÇ - KASIRN ile ZEMHERİ ( Kışın başlangıcı sayılan 08 Kasım günü başlayıp yazın başlangıcı sayılan 06 Mayıs'a [Hıdrellez'e] kadar süren zaman. İLE Aralık'ın 20'si ile Şubat'ın 01'i arasındaki ilk 40 günlük en etkili, soğuk kış. ) - 1. CEMRE ile/ve 2. CEMRE ile/ve 3. CEMRE ( Havaya düşer. [20 Şubat] İLE/VE Suya düşer. [27 Şubat] İLE/VE Toprağa düşer. [06 Mart] ) ( CEMRE: Yanmış kömür parçası[kor], ateş. | Ufak çakıl taşı. | İltihaplı çıban, kara kabarcık. ) ( [Ar.] CEMRE-İ ÛLÂ[fi-l-hevâ] ile/ve CEMRE-İ SÂNİYE[fi-l-mâ] ile/ve CEMRE-İ SÂLİS[fi-l-türâb] ) - BEDR-İ BÜLEND ile BEDR-İ KÂMİL ile BEDR-İ MÜNÎR ( Ayın ondördü. İLE Ayın öndördüncü gecesi. İLE Parlak dolunay. ) ( BEDR: Dolunay, ayın ondördüncü gecesi. ) - 10 °C ve 30 °C ( Altı üşütür. VE Üstü terletir. ) - YAĞMUR ile/ve 40 İKİNDİLER ( ... İLE/VE Haziran-Temmuz aylarında 40 gün boyunca, ikindi zamanları 20-30 dakikalık sağnak yağış. ) - KOCAKARI SOĞUKLARI(EYYAM-I HUSUM, BERD-İ ACÛZ) ( 11 Mart'ta [ya da 26 Şubat'ta] başlayarak, 7 gün, şiddetle süren kocakarı soğukları. ) ( Sın, Sinnaber, Vabır, Âmir, Mutemir, Muallel, Matfiyülcemer ) - AYANDON: 18 Ocak'ta başlayan bir fırtına. - HAMSİN[Ar. (Elli-50)] ( Erbain'den sonra gelen, 31 Ocak'ta başlayan elli günlük kış dönemi. ) - ZAMAN/DÖNEMLER ÜZERİNE DEYİMLER VE ATASÖZLERİ: ( * Sabahın kızıllığı akşamı kış eder; akşamın kızıllığı sabahı güz eder. ( Sabahleyin gökyüzünde görülen kızıllık, o akşam havanın kış gibi olacağını, akşam görülen kızıllık ise ertesi sabah havanın güze döneceğini belirtir. ) * Kork Nisan'ın beşinden, öküzü ayırır eşinden. ( Nisan'ın 05'inde (şimdiki 18 Nisan'da) çift süren iki öküzü birbirinden ayıracak kadar şiddetli sağanak olur; kasırga ve fırtına kopar. ) * Şubat'ın sonundan, Mart'ın onundan kork. ( Uzun yılların gözlemi göstermiştir ki, Şubat sonunda ve Mart'ın onunda hava çok fırtınalı ve soğuk olur. ) * Kasım yüz elli, yaz belli. ( Kasım'ın 150. günü (08 Nisan) olunca, kötü havalar geçer, yazın ucu görünür. ) * Kasım'dan on gün evvel ek, on gün sonra ekme. * Yılın eksiğini Nisan getirir, Nisan'ın eksiğini yıl getirmez. ( Tarım için tüm yıl elverişsiz geçse de nisan ayı elverişli olsa tam ürün alınır. Ama tüm yıl elverişli geçse bile Nisan elverişsiz olursa, iyi ürün alınamaz. ) * Nisan yağar sap olur, Mayıs yağar çeç olur. [ÇEÇ: Tahıl yığını] ( Nisan yağmuru ekinlerin sapını geliştirir. Mayıs yağmuru başakların dolgunlaşmasına yarar. ) * Sitte-i Sevir, her saati bir devir. ( Sitte (Arapça) altı, Sevr (Arapça) Boğa demektir. "Sitte-i Sevr" Boğa Burcu'nun altı günü, anlamını taşıyor ki, güneşin Boğa Burcu'na girdiği 21 Nisan'da başlar, 26 Nisan'da sona erer. İşte bu günlerde hava her saat değişiklik gösterir. ) ( SEHER-İ ÂMME[Ar.]/CRÉPUSCULE CIVIL[Fr.]: Güneşin ufkun altında 6º'de iken gözlenen gün ağarması ya da kararması, sivil tan. - SAĞ ile/ve SOL ( Kalbin olduğu taraf soldur. ) ( Arkadan biri ittiğinde ilk atılan adım/ayak, hangi tarafta daha yoğun/öncelikli olduğunuzun göstergesi olabilir. [özellikle snowboard'ta] ) ( [Fars.] REST ile/ve ÇEP ) ( RIGHT with/and LEFT ) - BAŞ ile KAFA - TEK BAŞINA ile BAŞLI BAŞINA - EŞİK ÜSTÜ ile EŞİK ALTI - EŞİK ile KIYI - EŞİK ile KATMAN ( EDGE with LAYER ) - KATMAN ile SIRADÜZEN ( LAYER with HIERARCHY ) - PERDE ile KATMAN ( PITCH with LAYER ) - ÖRTÜLÜ/PERDELİ ile AÇIK ( [Ar.] ... ile VUZÛH ) ( CONCEALED with OPEN ) - AÇIK ile/ve/değil YARIK ( [Ar.] ... ile/ve/değil ŞAKK ) ( [not] OPEN with/and SPLIT ) - ETAP ile BASAMAK ( LAP with STEP ) - ARAMA ile ARAŞTIRMA ( Arayan ve aranılan birdir ve önemli olan yalnızca arayıştır. ) ( SEARCH with RESEARCH ) ( The seeker and the sought are one and the search alone matters. ) - ARAMA ile/ve/<> BULMA ( Aramakla bulunmaz fakat bulanlar aramış olanlardır. ) ( Arayan aradığı sürece ayrı kalır. ) ( TO SEARCH with/and/<> TO FIND ) - ARAMAK ile/ve/<> PAYLAŞMAK ( Bir şeylerin paylaşıldığı kişi aranır. Birinin sizi uzun süre sonra ya da -maddi, manevi- bir gereksinimi doğrultusunda araması çıkar değil/olmayabilir, sizin zihninde ve gönlünde bir yeriniz olduğundandır. ) ( Sahip olduğunuz her şeyi, her kimin gereksinimi varsa, onunla severek paylaşın. ) ( TO CALL/TO SEEK/TO SEARCH with/and/<> TO SHARE ) - PAYLAŞIM ile/ve YAKLAŞIM ( SHARING with/and APPROACHING ) - PAYLAŞIM ile/ve DAĞITIM ( SHARING with/and DISTRIBUTION ) - OLMAYANLARI ARAMAK ile/değil/yerine OLANLARI BULMAK/GÖRMEK ( [not] TO SEEK FOR NON-BEINGS with TO SEE(K)/FIND BEINGS )BR> ( TO SEE(K)/FIND BEINGS instead of TO SEEK FOR NON-BEINGS ) - BULUŞ ile YAKALAMA ( Ondokuzuncu yüzyılın en büyük buluşu, buluşun yöntemlerinin bulunmasıydı. ) ( INVENTION with CATCH ) - BEKLENTİ ile/yerine ARAYIŞ ( Beklenti içinde olmamak esastır. ) ( Anılardan ve beklentilerden doğan tahminler ve plânlarla avunmamalı. ) ( EXPECTATION with SEEKING ) ( SEEKING instead of EXPECTATION ) ( Must not indulge in forecasts and plans, born of memory and anticipation. ) - BEKLENTİYE YANIT ARAMAK ile/yerine (SADECE ANLAMAK İÇİN) SORU SORMAK ( TO SEARCH FOR EXPECTATION with TO ASK [JUST TO UNDERSTAND] ) ( TO ASK [JUST TO UNDERSTAND] instead of TO SEARCH FOR EXPECTATION ) - BİLMEDİĞİNDEN DOLAYI SORMAK ile BİLDİĞİNİ DUYMAK İÇİN SORMAK ( Soruyu sorarken yanıtını da biliyorsunuz. ) ( Yanıt her zaman sorunun içinde, orada da değilse sizin içinizdedir. ) ( You know the answer when you ask the question. ) - BEKLENTİ ile/yerine BEKLEMEK ( Beklenti içinde olmamak esastır. ) ( EXPECTATION with TO WAIT ) ( TO WAIT instead of EXPECTATION ) - BEKLENTİ İÇİNDE OLMAK ile/yerine PLÂNLAMA YAPMAK ( TO BE IN EXPECTATION with TO PLAN ) ( TO PLAN instead of TO BE IN EXPECTATION ) - HAZIR OLMAK ile BEKLENTİ ( TO BE READY with EXPECTATION ) - ÜMİT ile/ve BEKLENTİ ( Ümidiniz zihninizde sessiz ve gönlünüzde sakin kalmakta yatar. ) ( HOPE with/and EXPECTATION ) - BELİRSİZ (OLAN) ÜMİT ile/ve/yerine BELİRLİ (OLAN) ÜMİT ( INDEFINITE HOPE with/and DEFINITE HOPE ) ( DEFINITE HOPE instead of INDEFINITE HOPE ) - ÜMİTSİZ/LİK ile YILGIN/LIK - İSTEK ile BEKLENTİ ( REQUEST with EXPECTATION ) - BEKLEMEK ile İSTEMEK ( TO WAIT with REQUEST ) - BEKLETME ile YADSIMA - BEKLEMEK ve/= TERBİYE ( TO WAIT and/= TRAINING ) - DOĞRUDAN KAYIP ile DOLAYLI KAYIP ( Herşeyi kaybetmekle, gerçekten herşeyi kazanmış olursunuz. ) ( Asla kaybedilmemiş olan asla bulunamaz. ) ( DIRECT LOSS with INDIRECT LOSS ) ( By losing all you gain all. ) ( What was never lost can never be found. ) - KAYIP ile/ve/değil GÂİB - DOĞRUDAN ile BAŞTAN(/KAFADAN) - DOĞRUDAN ile DOLAYLI ( DIRECT with INDIRECT ) - HEMEN ile DOĞRUDAN ( IMMEDIATELY with INDIRECT ) - AKTARMAK ile GÖNDERMEK ( TO TRANSFER/TRANSMIT with TO SEND ) - AKTARMAK ile/ve TAŞIMAK ( TO TRANSFER/TRANSMIT with/and TO CARRY ) - AKTARMA ile YÖNLENDİRME ( TO TRANSFER/TRANSMIT with/and TO ORIENTATE ) - AKTARIM ile/ve YATIRIM ( TRANSFER/TRANSMIT with/and INVESTMENT ) - MESAJ ile/ve YÖNLENDİRME ( MESSAGE with/and TO ORIENTATE ) - İTME ile YÖNLENDİRME ( TO PUSH with TO ORIENTATE ) - YÖNLENDİRMEK ile/yerine YÖN GÖSTERMEK ( TO ORIENTATE with TO SHOW DIRECTION ) - YÖNLENDİRME ile YERLEŞTİRME ( [Ar.] YUDEBBİR ile YUKARRİR ) ( TO ORIENTATE with TO LOCATE ) - ANLAMA ile ANLAMLANDIRMA ( TO UNDERSTAND with TO GIVE A MEANING ) - ANLAYIŞSIZ/LIK ile BİLİNÇLİ ANLAYIŞSIZ/LIK ( INSENSITIVE/NESS with INSENSITIVE/NESS ) - ŞİKÂYET ile/değil YAKINMA ( Uyumsuzluk yaratıyor, sonra da yakınıyorsunuz. ) ( [not] TO COMPLAIN with COMPLAINING ) ( You create disharmony and then complain! ) - ŞİKÂYET ile İSPİYON - ŞİKÂYET ile GAMMAZLAMA ( TO COMPLAIN with TO SQUEAL/SNITCH ) - İSPİYON ile GAMMAZLAMA - RAHATSIZLIK ile ŞİKÂYET - SANI ile SANRI ( Önce, siz olduğunuzu sandığınız kişi olmadığınızı anlayın. ) ( En küçük bir kuşku olmaksızın, kendinizi sandığınız şey olmadığınızı bilin! ) ( SURMISE with HALLUCINATION ) ( Understand first that you are not the person you believe yourself to be. ) ( Beyond the least shadow of doubt, that you are not what you believe yourself to be. ) - KUŞKU ile SANI ( DOUBT with SURMISE ) - YERLİ ile YERSİZ - ÇİZGİSEL ile DOĞRUSAL - DOĞRUDAN ile DOLAYIMLI - DOLAYLI OLARAK ile ÜZERİNDEN - ANLIK ile/ve ANLAK ( [Tasarımsal] Us. İLE/VE Zekâ. ) - AN ile ANLAK ile ANLIK ile US ( RUH ile ZEKÂ ile ZİHİN ile AKIL ) ( Akıl; * Sınır tayin eder; * Kendisine rakip kabul etmez; * Buyurucudur ) ( Akıl yönetimindeki zihin, düşünceyi verir. ) ( Ayna güneşi çekmek için hiçbir şey yapamaz. O sadece parlaklığını koruyabilir. Zihin de hazır olur olmaz güneş onun içinde parlar. ) ( Karmaşanız(teşevvüş) yalnızca zihninizdedir. ) ( Berrak bir zihin ve temiz bir kalp için çaba gösterin. ) ( Duygu ve düşünceyi olağan şartlarda ayırd edemezsin, ancak akıl bunu sağlar. ) ( Zekâ özgürlüğe açılan kapıdır ve uyanık dikkat zekânın anasıdır. ) ( Zekâ bilme gücünün zihindeki yansımasıdır. ) ( Zekâ, doğruluk Hürmüz'ün; cehalet, yalan ise Ehrimen'in sıfatlarıdır. ) ( Your confusion is only in your mind. ) ( Seek a clear mind and a clean heart. ) - ZİHİN ile/ve/<> BEYİN ( MIND with/and/<> BRAIN ) - ZİHİN ile/ve ZEVK ( MIND with/and PLEASURE ) - US(AKIL) ile/ve/<> ANLAK(ZEKÂ) ( REASON with/and/<> INTELLIGENCE ) - AKIL ile/ve/<> BİLİNÇ(ŞUUR) ( INTELLIGENCE with/and/<> CONSCIOUSNESS ) - AKIL ile/ve STRATEJİ ( REASON with STRATEGY ) - STRATEJİ ile/ve TAKTİK ( Üst kuram, kuram kurma kuramı. İLE/VE Stratejinin uygulanması. ) ( STRATEGY with/and TACTICS ) - STRATEJİ ile/ve LOJİSTİK ( ... İLE/VE Akılla düzenlenmiş yapılanma. ) ( STRATEGY with/and LOGISTICS ) - MANTIK ile PARADİGMA ( LOGIC with PARADIGM ) - MANTIK ile EYTİŞİM ( LOGIC with DIALECTICS ) - MANTIK ile ORGANİZASYON ( LOGIC with ORGANIZATION ) - MANTIK ile YÖNTEM ( LOGIC with METHOD ) - MANTIK EYTİŞİMİ ile/ve/değil/yerine YAŞAM EYTİŞİMİ - UZMANLIK ile/ve ORGANİZASYON ( SPECIALIZATION with/and ORGANISATION ) - ANLAK/ZEKÂ ile TECRÜBE ( Sahip olunan geçmiş eylem bilgilerinin ve sonuçlarının, şimdiki zamanda, pratik/uygulanabilir bilgi olarak, hızla ortaya çıkartılabilmesi Zeka'ya işaret etmez.) ( INTELLIGENCE with EXPERIENCE ) - ANLAK/ZEKÂ ile İÇGÜDÜ ( INTELLIGENCE with INSTINCT ) - ANLAK/ZEKÂ ile/ve DOĞA ( INTELLIGENCE with/and NATURE ) - AKIL ile/ve DAYANÇ/SABIR ( REASON with/and PATIENCE ) - DAYANÇ/SABIR ile/ve ANLAYIŞ ( Ancak anlayış aydınlatır. ) ( PATIENCE with/and UNDERSTANDING ) - US ile ZİHİN ( REASON with MIND ) - US ile/ve TECRÜBE ( REASON with/and EXPERIENCE ) - ZİHİN ile/ve/<> DOĞA ( REASON with/and/<> NATURE ) - ZİHİN ile/ve/<> FARKINDALIK ( Zihin, olaylarla ilgilenir, farkındalık ise zihnin kendisiyle ilgilenir. ) ( Zihin, her durumu ile kendini bilmelidir. ) ( Zihninizi içiyle dışıyla bilmedikçe, bağımlılıklar sizi terk etmeyeceklerdir. ) ( Zihin, iki halde bulunur; su gibi ve bal gibi. Su en ufak bir sallanışta titreşir, halbuki bal ne kadar karıştırılırsa karıştırılsın, hemen hareketsizliğe döner. ) ( Yanılsamayı yaratan zihindir ve ondan kurtulan da zihindir. ) ( Zihnin size yardım edeceğinden değil, fakat zihni iyi bilirseniz, onun sizi kısıtlamasından sakınabilirsiniz. ) ( Başlangıçta önde gelenin zihin olması gerekir. ) ( Zihin dili şekillendirir ve dil de zihne şekil verir. ) ( Zihnin bilgisi gerçek bilgi değildir. ) ( Zihne ait olan göreli olandır, onu bir "mutlak" haline getirmek hatadır. ) ( Zihin, arzudan azade ve rahat olmalıdır. ) ( Anlayan bir zihin arzulardan ve korkulardan azadedir. ) ( Zihin yanlış anlar, yanlış anlama onun doğası gereğidir. ) ( Zihin anlayamaz, çünkü zihin kavramak, tutmak ve devam ettirmek üzere eğitilmiştir. ) ( Şimdiye kadar zihni bilen olarak kabul ettiniz, fakat öyle değildir. ) ( Zihin, sizi imgelerle ve düşüncelerle tıkamakta ve onlar bellekte yara izleri bırakmaktalar. ) ( Zihin diye bir şey yoktur. Düşünceler vardır ve bunlardan bazıları yanlıştır. Yanlış olan düşünceleri terk edin, çünkü onlar sahtedirler ve kendi hakkınızdaki görüşünüzü bulandırırlar. ) ( Zihnin kurduğunu, zihin yıkmalıdır. ) ( Sakin bir zihin, doğru bir idrak için şarttır, ki bu da kendini-biliş için gereklidir. ) ( Zihin, karanlık ya da çalkantılıyken, kaynak fark edilmez. ) ( Zihin, sakin olduğu zaman gerçeği yansıtır. ) ( Zihin, telaş halinde olmadığı ve endişelerden uzak olduğu zaman sessizleşir ve sessizlik içinde, genelde kolay idrak edilemeyecek kadar süptil olan bazı şeylerin işitilebilmesi olanaklaşır. ) ( Zihin, görebilmek için açık ve sessiz olmalıdır. ) ( Zihin yatıştırıldığında ve artık iç âlemi rahatsız etmediğinde, gövde yeni bir anlam kazanır ve onun değişimi hem gerekli hem olanaklı hale gelir. ) ( Zihin tamamen hareketsiz olduğu zaman, erir, yalnızca gerçek kalır. ) ( Zihninizi ya da gövdenizi değiştirebilirsiniz fakat değişmiş olan sürekli sizin dışınızda olan bir şeydir, kendiniz değil. ) ( Zihin ve gönül olgunluğu vazgeçilmez gerekliliktir. ) ( Durgun ya da huzursuz olan zihindir, siz değilsiniz. ) ( Cildinizin dış tarafındaki dünya ile iç tarafındaki dünyayı birbirinden ayıran ve onları karşıt konumlara getiren sizin zihninizdir. ) ( Dünyayı projekte eden zihin onu kendi tarzında renklendirir. ) ( Zihni huzursuz eden arzular ve korkulardır. ) ( Sürekli düşünmek, zihninizi yıpratır ve bozar. ) ( Zihninizi durmadan çalıştırmayın. ) ( Zihin, büyük bir işçidir ve dinlenmeye gereksinimi vardır. ) ( Zihninizi toparlayıp güçlendirin, göreceksiniz ki düşünceleriniz ve duygularınız, sözleriniz ve eylemleriniz sizin iradeniz yönünde hizaya gireceklerdir. ) ( Onun istekleri sayısız ve sınırsızdır. Zihninizi büyük dikkatle, sebatla gözlemleyin, çünkü tutsaklığınız da özgürlüğünüzün anahtarı da onda yatar. ) ( Elbet ki gövdenizi ve zihninizi işletin, fakat onların sizi sınırlamalarına izin vermeyin. ) ( Tüm gereksiniminiz sakin bir uyanıklığı koruyarak kendi gerçek doğanızı araştırmaktır. ) ( Tüm yapılması gereken, Öz ile özdeşliğinin farkına varılabilmesi için zihni arındırmaktır. ) ( Tüm gereksiniminiz sadece sakin bir zihindir. ) ( Zihninize, tarafsızlıkla bakın, bu onu sakinleştirmeye yeter. ) ( Zihin, aşırı meşguliyetlerden uzak tutulduğu zaman sakinleşir. ) ( Sessizlikten başka hiçbir belirli düşünce zihnin doğal hali olamaz. ) ( Zihnin ötesinde tüm farklılıklar biter. ) ( Zihnin ötesindesiniz fakat zihninizle bilirsiniz. ) ( Zihin, hazır olur olmaz güneş onun içinde parlar. ) ( Zihninizi yatıştırın ve arındırın, berraklaştırın, o zaman kendinizi gerçekte olduğunuz gibi göreceksiniz. ) ( Zihniniz sakinleştiğinde öteki herşey gereğince ve doğru şekilde gerçekleşecektir. ) ( İnsanın kendi gerçek doğasına nüfuz etmesini engelleyen şey, zihnin zayıflığı, duygusuzluğu ve süptil olanı atlayıp sadece kaba olan üzerinde odaklanmasıdır. ) ( Zihninizi durdurun ve sadece OLun! ) ( Kendinizi her şey ve her şeyden öte olarak bilmenize engel olan, belleğe dayanan zihindir. ) ( Kendiniz olarak imgelediğiniz kişiyi, zihninizde algıladığınız dünyanın bir parçası olarak görün ve zihninize dışarıdan bakın, çünkü siz zihin değilsiniz. ) ( Kendi zihninizi anlayın, böylece onun sizin üzerinizdeki bağlayıcılığı son bulacaktır. ) ( Öz varlığınız olmanız için zihnin ötesine geçmeniz, kendinizi bulmanız gerekir. ) ( Zihnin ötesine geçmek için sessiz ve sakin olmak zorundasınız. ) ( Zihninizin aynasında imgeler görünür ve kaybolurlar. Ayna kalır. ) ( Zihni, olması gereken yerde ve kendi işiyle meşgul tutarsanız, bu zihnin kurtuluşudur. ) ( Yapmaya çalışacağımız şey, gerçek olanı anlamak için zihni uygun duruma getirmektir. ) ( Dünya, zihnin sadece yüzeyidir ve zihin sonsuzdur. ) ( Düşünceler dediklerimiz, zihnin yüzeyindeki dalgacıklardır ancak. ) ( Her şeyin sizin zihninizde olduğunu, sizin zihinden öte olduğunuzu ve gerçekten yalnız başınıza olduğunuzu ne zaman idrak ederseniz, işte o zaman her şey sizsiniz. ) ( Bağımsız, yaratılmamış, ebedi ve değişmez ama yeni ve taze olan, zihnin ötesidir. ) ( Resim, ressamın zihninde ve resmin içinde; resim, ressamın zihnindeki resmin içindeki ressamın zihninde! ) ( Zihninizi düzene koyun, doğrultun, herşey düzelecektir. ) ( Kendinizi bilmeyi engelleyen yalnızca zihindir. ) ( MIND with/and/<> AWARENESS ) ( Mind is interested in what happens, while awareness is interested in the mind itself. ) ( The mind must know itself in every mood. ) ( What is of the mind is relative, it is a mistake to make it into an absolute. ) ( The mind exists in two states: as water and as honey. The water vibrates at the least disturbance, while the honey, however disturbed, returns quickly to immobility. ) ( It is the mind that creates illusion and it is the mind that gets free of it. ) ( Not that the mind will help you, but by knowing your mind you may avoid your mind disabling you. ) ( The mind cannot understand, for the mind is trained for grasping and holding. ) ( For it is the mind that is primary in the beginning. ) ( The mind shapes the language and the language shapes the mind. ) ( To keep the mind in its own place and on its own work is the liberation of the mind. ) ( There is no such thing as mind. There are ideas and some of them are wrong. Abandon the wrong ideas, for they are false and obstruct your vision of yourself. ) ( When the mind is dark or turbulent, the source is not perceived. ) ( What the mind has done the mind must undo. ) ( The mind misunderstands, misunderstanding is its very nature. ) ( All else will happen rightly, once your mind is quiet. ) ( Ripeness of heart and mind is indispensable. ) ( You took the mind for the knower, but it is just not so. ) ( The mind clogs you up with images and ideas, which leave scars in memory. ) ( It is the mind that is dull or restless, not you. ) ( It is your mind that has separated the world outside your skin from the world inside and put them in opposition. ) ( The mind that projects the world, colours it its own way. ) ( It is desires and fears that make the mind restless. ) ( Constant thinking makes the mind decay. ) ( Do not keep your mind busy all the time. ) ( Mind is the great worker and it needs rest. ) ( Collect and strengthen your mind and you will find that your thoughts and feelings, words and actions will align themselves in the direction of your will. ) ( You may change your mind or your body, but it is always something external to you that has changed, not yourself. ) ( It's appetites are numberless and limitless. Watch your mind with great diligence, for there lies your bondage and also the key to freedom. ) ( When you are not in a hurry and the mind is free from anxieties, it becomes quiet and in the silence something may be heard which is ordinarily too fine and subtle for perception. ) ( The mind must be open and quiet to see. ) ( When the mind has been put to rest and disturbs no longer the inner space (chidakash), the body acquires a new meaning and its transformation becomes both necessary and possible. ) ( All you need is to keep quietly alert, enquiring into the real nature of yourself. ) ( When it is motionless through and through, it dissolves and only reality remains. ) ( A quiet mind is all you need. ) ( Look at your mind dispassionately; this is enough to calm it. ) ( When the mind is kept away from its preoccupations, it becomes quiet. ) ( You are beyond the mind, but you know with your mind. ) ( As soon as the mind is ready, the sun shines in it. ) ( Calm and clarify your mind and you will know yourself as you are. ) ( Understand your own mind and its hold on you will snap. ) ( To go beyond the mind, you must be silent and quiet. ) ( What prevents the insight into one's true nature is the weakness and obtuseness of the mind and its tendency to skip the subtle and focus on the gross only. ) ( Stop your mind - and just be. ) ( What prevents you from knowing yourself as all and beyond all, is the mind based on memory. ) ( Just see the person you imagine yourself to be as a part of the world you perceive within your mind and look at the mind from the outside, for you are not the mind. ) ( To be what you are, you must go beyond the mind, into your own being. ) ( What we are trying to do here is to bring our minds into the right state for understanding what is real. ) ( The world is but the surface of the mind and the mind is infinite. ) ( What we call thoughts are just ripples in the mind. ) ( What is independent, uncreated, timeless and changeless, and yet ever new and fresh, is beyond the mind. ) ( The picture is in the mind of the painter and the painter is in the picture, which is in the mind of the painter who is in the picture! ) ( It is your mind's attitude that determines what he is to you. ) - ZİHNİN OYUNLARI ve NEFSİN TERBİYESİ - GÖVDE ile/ve/<> ZİHİN ( Gövde ile gövdede barınan bilinç arasında zihin yer alır. ) ( Gövde, ölçüsünü bilir, ama zihin bilmez. ) ( Gövde ve zihin sınırlıdırlar, onun için de incinmeye açıktırlar, onların, korunmaya gereksinimleri vardır ve bu da korkuya yol açar. ) ( Gövde, dış varlığı, bilinç iç varlığı tanımlar, saf farkındalık halinde ise En Yüce Olan'la temas kurulur. ) ( Gövdenin ötesine geçmek için sağlıklı olmalısınız; zihnin ötesine geçmek için ise zihniniz kusursuz bir düzen içinde olmalı. ) ( BODY with/and/<> MIND ) ( Between the body and the indwelling consciousness lies the mind. ) ( The body knows its measure, but the mind does not. ) ( The body defines the outer self, consciousness the inner, and in pure awareness the Supreme is contacted. ) ( To go beyond the body you must be healthy; to go beyond the mind, you must have your mind in perfect order. ) - NET ile TEMİZ ( CLEAR with CLEAN ) - TEMİZ ZİHİN ile/ve TEMİZ GÖNÜL ( İnsanın aklının ve gönlünün sihri öyledir ki, insanın iradesi ve sevgisi birlikte çalıştığı zaman en olmayacak şeyleri oldurur. ) ( Eğer onun gönlüne bakamazsanız, kendi gönlünüze bakın. ) ( PURE MIND with/and PURE HEART ) ( If you cannot look into his/her heart, look into your own. ) - "KÜÇÜK ZİHİN" ile "ORTA ZİHİN" ile "İLERİ ZİHİN" ( "Küçük Zihinler" İnsanları, "Orta Zihinler" Olayları, "İleri Zihinler" Düzenleri[Sistemleri] Tartışırlar/Düşünürler. ) ( Küçük şeylere fazla önem verenler, ellerinden büyük şeyler gelmeyenlerdir. ) - TEMİZLENME ile/ve EVRİM - MEDYATİK ZİHNİYET ile AKADEMİK ZİHNİYET ile SİSTEMİK ZİHNİYET ile BİLGE ZİHNİYET ( 50-100 günü öngermek. İLE 50-100 yılı öngermek. İLE 500-1000 yılı öngermek. İLE 5000 - ~ yılı öngermek. ) ( MEDIATICAL MIND with ACADEMICAL MIND with SYSTEMATICAL MIND with WISE MIND ) ( Prudence in 50-100 days. WITH Prudence in 50-100 years. WITH Prudence in 500-1000 years. WITH Prudence in 5000 - ~ years. ) - BELLEK ile/ve US ( Sahip olunan etkin/aktif ya da pasif bilgilerin, şimdiki zamanda, uygulanabilir/pratik bilgi olarak, hızla ortaya çıkartılabilmesi Us'a[akla/akıllı olmaya] işaret etmez. Beynin çalışma yapıları özerklik gösterdiğinden, içinde bulunulan topludurum[konjonktür] gereği beynin nasıl çalışabileceği önceden bilinebilir/tespit edilebilir değildir. ) ( Bellek, süreklilik, yanılsama verir, tekrarlanış ise nedensellik fikrini yaratır. ) ( Bellek ve beklenti olmadıkça zaman da yoktur. ) ( Bellek, iyi bir hizmetkârdır fakat kötü bir efendidir. ) ( MEMORY with/and REASON ) ( Memory gives the illusion of continuity and repetitiveness creates the idea of causality. ) ( Memory is a good servant, but a bad master. ) ( [Lat.] MEMORIA cum/et ... ) - BELLEK ile/ve/<> TARİH ( Bellek, sadece benzerlik ve sürekliliği temel alırken, tarih farklılık ve düzensizlikleri önemser. ) ( Bellek, geçmişi sözlü gelenek içinde yaşatırken, tarih, geçmişi, yazıyla sergilemektedir. ) ( Collingwood, anılar ile tarih arasında farkı, düzenli ve çıkarımsal olup olmamasına bağlamıştır. Tarih düzenli ve çıkarıma dayanan bilgi çeşididir. Anılar ise çoğu zaman bu özelliğe sahip değildir; dolayısıyla onlar tarih değillerdir. ) ( MEMORY with/and/<> HISTORY ) - HAYALHÂNE ile/ve/<> HAFIZA/BELLEK ( bkz. İÇ DUYULAR ) - BELLEK ile/ve/<>/yerine AKIL ( MEMORY with/and/<> REASON ) ( REASON instead of MEMORY ) - BELLEĞİNDEN SİLMEK ile/ve/> ETKİSİNDEN/"BÜYÜSÜNDEN" KURTULMAK ( REMOVE FROM MEMORY with/and/> RELEASE FROM EFFECT/CHARMING ) - BİLİNÇALTI ile/ve/<> BİLİNÇDIŞI ( Biraz dikkatli olmakla ve kendinizi yakından gözlemlemekle göreceksiniz ki hiçbir olay sizin bilinciniz dışında değildir. ) ( SUBCONSCIOUS with/and/<> UNCONSCIOUS ) ( A little of attentiveness, of close observation of oneself, and you will see that no event is outside your consciousness. ) - BİLİNÇDIŞINA ÇIKARMAK ile/ve/ya da ÖZDEŞLEŞMEK - DÜŞÜNCE ile/ve/<> DUYGU ( THOUGHT with/and/<> EMOTION ) - KAPILMA ile DUYGULANIM ( TO BE CARRIED AWAY with SENSATION ) - DÜŞUNCE ile EDİM - DÜŞÜNCE ile TEKLİF ( IDEA, THOUGHT with PROPOSAL ) - TEKLİF ile/ve/<> DAVET ( PROPOSAL with/and/<> INVITATION ) - ÇAĞIRMAK ile/ve/<>/değil/yerine DAVET ETMEK ( [not] MESSAGE with/and/<> TO INVITE ) ( TO INVITE instead of MESSAGE ) - KİŞİLERE/İN DAVET/İ ile/ve NESNELERE/İN DAVET/İ - ÇAĞRI ile CELB ( MESSAGE with SUMMON ) - BİLGİ ile/ve/<> DAVET ( INFORM with/and/<> INVITATION ) - KAS (GÜCÜ) ile/ve/<>/yerine/değil DÜŞÜNCE (GÜCÜ) ( Nasıl sadece hareketi düşünmemizle gövdemiz hareket ediyorsa, düşündüğümüz şeyler de biz düşünürken olurlar. ) ( "%100 DÜŞÜNCE GÜCÜ - Jack Ensign Addington - Akaşa Yay." adlı kitabı okumanızı salık veririz. ) ( Just as my body moves by my mere thinking of the movement, so do things happen as I think of them. ) - ORGANİK DÜŞÜNCE ile SINIFSAL DÜŞÜNCE ( ORGANIC THOUGHT with CATEGORIC THOUGHT ) - FARKLI DÜŞÜNMEK ile YANLIŞ DÜŞÜNMEK ( THINKING DIFFERENT with THINKING WRONG ) - DÜŞÜNCEYLE BAKMAK ile DÜŞÜNCE OLMADAN BAKMAK ( TO LOOK IN THINKING with TO LOOK WITHOUT THINKING ) - ONA BAKMAK ile/değil/yerine ONUNLA BAKMAK ( [not] TO LOOK ON IT with TO LOOK BY IT ) ( TO LOOK BY IT instead of TO LOOK ON IT ) - ARZU ile/ve DÜŞÜNCE ( Öznelerini ya da nesnelerini tahrip eden ya da doyurulduklarında yatışmayan arzular kendileriyle çelişen arzulardır ve onlar tatmin edilemezler. ) ( Ancak sevgi, iyi niyet ve şefkatle harekete geçirilmiş arzular hem özne hem nesne için yararlıdırlar ve tamamıyla doyurulabilirler. ) ( Arzuladığınız şeyi hak ediyor musunuz? ) ( Arzudan kaçınmayın, sadece onun doğru kanallardan akmasına dikkat edin. ) ( Siz ortak iyiliği (bütünün hayrını) arzu ettiğinizde tüm dünya sizinle birlikte arzu eder. ) ( Şefkat ve merhametten doğan bir arzuyu yerine getirmek için tüm evren harekete geçer. ) ( DESIRE with/and THOUGHT ) ( Desires that destroy their subjects, or objects, or do not subside on satisfaction are self-contradictory and cannot be fulfilled. ) ( Only desires motivated by love, goodwill and compassion are beneficial to both the subject and object and can be fully satisfied. ) ( Do you deserve what you desire? ) ( Shun not desire; see only that it flows into the right channels. ) ( When you desire the common good, the whole world desires with you. ) ( The entire universe strives to fulfil a desire born of compassion. ) - DÜŞÜNCE ile/ve/> İNANÇ ( İnandığınızı yapın ve yaptığınıza inanın. Başka her şey enerji ve zaman savurganlığıdır. ) ( İNANÇ: Değişimi engelleme. ) ( THOUGHT with/and/> BELIEF/FAITH ) ( [Sansk.] ... ile/ve/> SRADDHA ) - İTİKAT ile İNANÇ - İNANÇ ile DEĞER ( FAITH/BELIEF with WORTH/VALUE ) - İNANÇ ile GÜVEN ( FAITH/BELIEF with CONFIDENCE/TRUST ) - İNANÇ ile/ve YAŞAM ( BELIEF/FAITH with/and LIFE ) - İNANÇ ile/ve METAFİZİK ( FAITH/BELIEF with/and METAPHYSICS ) - İNANÇ ile/ve TESLİMİYET ( Teslimiyet demek, insanın kendisi hakkındaki tüm endişe ve hesaplarını terk etmesi demektir. ) ( Teslimiyet nedir? Geleni kabul etmektir. ) ( Tohumlarınızı ekin ve sonra işi mevsimlere bırakın. ) ( Öz Varlığınıza teslim olun. ) ( Kendi öz varlığınıza teslim olun, ki herşey onun bir ifadesidir. ) ( BELIEF with/and SUBMISSION/SURRENDER ) ( Self-surrender is the surrender of all self-concern. ) ( What is self-surrender? Accept what comes. ) ( Sow you seed and leave it to the seasons. ) ( Surrender to your own self. ) ( Surrender to your own self, of which everything is an expression. ) - "BOYUN EĞMEK" ile TESLİMİYET - İNANÇ ile/ve/değil/yerine KABUL ( [not] BELIEF with/and ACCEPTANCE ) ( ACCEPTANCE instead of BELIEF ) - İNANÇ ile/ve UĞRAŞ ( BELIEF with/and STRUGGLE ) - İNANÇ/İNANDIRILMA ile KOŞULLANMA/KOŞULLANDIRILMA ( BELIEF with CONDITIONING ) - İNANÇ ile İMAN ( Herşeyin başlangıcı ve kaynağı olan düşünce, inancın da imanın da başlangıcı ve kaynağıdır. İLE İnanç, düşüncenin pekişmiş/yoğunlaşmış hali, iman da inancın pekişmiş/yoğunlaşmış halidir. ) ( BELIEF with FAITH ) - İMAN ile DİN ( İman, düşünce ve inancın pekişmişliği anlamına gelir. Her kavram, olgu için geçerli olabilir ve kullanılabilir. Din ve/veya dine bağlı bir kavram değildir. ) ( FAITH with RELIGION ) - İMAN ile/ve BÂTIL İNANÇ/İ'TİKAD ( BÂTIL[Ar. < BUTLÂN]: Boş, beyhude, yalan; çürük. ) ( FAITH with/and SUPERSTITION ) - DİN ile/ve GELENEK ( DİN: İnançlar ağı. ) ( RELIGION with/and TRADITION ) - DİN ile TEK TANRILI DİN - DİN ile SİYASET ( RELIGION with POLITICS ) - DİN ile TİN - DİN DIŞI ile DİN KARŞITI ( SECULAR with ATHEISM ) - DİN + MAL + SU + GÜÇ ( RELIGION + PROPERTY + WATER + POWER ) - GELENEK ile/ve GELENEKÇİ GELENEK ( TRADITION with/and TRADITIONAL TRADITION ) - TİNSEL ALAN ile ESTETİK ALAN ( SPIRITUAL FIELD with AESTHETIC FIELD ) - ÇOĞUNLUK ile BÜYÜK/GENİŞ ÇOĞUNLUK ( MAJORITY with WIDED MAJORITY ) - SAHİPLENMEK ile/yerine SAHİP ÇIKMAK ( TO POSSESS with TO CLAIM ) ( TO CLAIM instead of TO POSSESS ) - SAHİP ÇIKMAK ile SAVUNMAK ( TO CLAIM with TO DEFEND ) - SAHİP OLMAK ile EDİNMEK ( Biri olmadan ötekine sahip olamazsınız. ) ( Algıladığınız hiçbir şey sizin değildir. ) ( Gerçekten sahip olduğunuzu kaybedemezsiniz. ) ( TO HAVE with TO GET ) ( You cannot have one without the other. ) ( Nothing you perceive is your own. ) ( What you truly have you cannot lose. ) - SAHİP OLMAK ile/ve TÜKETMEK ( TO HAVE with/and TO CONSUME ) - TAŞIMAK ile SAHİP OLMAK ( TO CARRY with TO HAVE ) - TAŞIMAK ile YÜKLENMEK - SAVUNMAK ile KORU(N)MAK ( TO DEFEND with TO (GET) SAVE ) - SAVUNMAK ile DİRENMEK ( TO DEFEND with TO RESIST ) - ÖNERİ ile ÖĞÜT ( [Ar.] ... ile NUSH, IZA, MEV'İZE[< VA'Z] ) ( [Fars.] ... ile PEND ) ( NUSH İLE USLANMAYANI ETMELİ TEKDÎR TEKDÎR İLE USLANMAYANIN HAKKI KÖTEKTİR ) ( SUGGESTION with ADVICE ) - TÜYO ile ÖNERİ - KANI ile ZAN ( Bir durum/olgu üzerine düşünce/yorum sahibi olmak. İLE Sahibi olunan düşüncenin/yorumun üzerine yargıda bulunum ve bu sürecin ilk durumu/sonucu. ) ( Gerçeği bulmak istiyorsanız, kanılarınıza asılmamalısınız. ) ( OPINION with SURMISE ) ( To find truth, you must not cling to your convictions. ) - ZAN ile BÂTIL İNANÇ ( [Fars.] GÜMÂN ile ... ) ( SURMISE with SUPERSTITION ) - ZAN ile/ve TECESSÜS - ZAN ile CEHL ( Bilim'in zıttı. İLE Bilgi'nin zıttı. ) ( SURMISE with IGNORANCE ) ( Opposite of Science. with Opposite of Knowledge. ) - ZAN ile/ve ZEHÂB - ZAN ile/ve KABUL ( SURMISE with/and ACCEPTANCE ) - ZAN ile/ve KOŞULLANMA ( SURMISE with/and CONDITIONING ) - BİLGİSİZLİK ile/değil CAHİLLİK/CEHALET ( Cehâlet ve zulmü kaldır, hidayet oradadır. ) ( Hayatı amaçsız yaşamak. ) ( Zekâ, doğruluk Hürmüz'ün; cehalet, yalan ise Ehrimen'in sıfatlarıdır. ) ( [not] UNINFORMED with IGNORANCE ) - GÖZDEN GEÇİRMEK ile ELDEN GEÇİRMEK ( Hayatını gözden geçiren kişi ilerleme ya da gerileme arasında bir karara varır. ) ( TO SCRUTINIZE with TO OVERHAUL ) - MUHAFAZAKÂR/LIK ile BAĞNAZ/LIK ( CONSERVATIVE/NESS with FANATIC/ISM ) - İLHAM ile SEZGİ ( Kaynağının nerede olduğu/nereden geldiği gibi soruların sorulmadan kullanıldığı veri. İLE Kaynağının tanımlanamaz/belirsiz fakat kendinde bir yerlerde (düşünce-duygu-tecrübelerin birleştiği alan/varsayılan alan olabilir) olduğu düşüncesinden hareketle kullanılan/pratiğe yönelik işlenme potansiyelli/pratik bilgi. ) ( Sezgi, organik düzeyden başlayarak, içgüdü ve duygu alanlarının içinden yükselerek ve ansal süreçlere bağlanıp onları besleyen ve bunu sibernetik deyimiyle "feed-back/geri besleme/bildirim" yaparak sürdüren bir "İç-Kaynak". ) ( Açık zihinle, işleri derin ve kapsamlı bir önseziyle organize etmelidir. ) ( INSPIRATION with INTUITION ) - SEZGİ ile İÇSEL ALGI ( INTUITION with INNER PERCEPTION ) - SEZGİ ile ZAN ( INTUITION with SURMISE ) - SEZGİ ile/ve İÇGÜDÜ ( INTUITION with/ve INSTINCT ) - "SEZGİSEL AKIL" ile ÖTEKİ "AKILLAR" ( "INTUITIONAL REASON" with OTHER "REASONS" ) - İRFAN ile ENTELEKTÜEL SEZGİ ( WISDOM with INTELLECTUAL INTUITION ) ( [Çince] ... ile/ve LIXING ZHIJUE ) - SÂFİYET ve İRFÂNİYET ve AŞK ( PURITY and WISDOM and LOVE ) - SEZGİYİ HAREKETE GEÇİRMEK ile/ve SEZGİYİ OLGUNLAŞTIRMAK ( ACTING THE INTUITION with RIPENING THE INTUITION ) - SEZMEK ile AŞMAK ( TO PERCEIVE with TO EXCEED ) - İÇSELLEŞTİRME ile/ve SAHİP ÇIKMAK - İLHAM ile VESVESE ( INSPIRATION with APPREHENSION ) - DELİ OLMAK ile/ve/değil ZIRVA BULABİLMEK ( Deliyim demek birşey değil, önemli olan zırva bulmak. ) - SEZGİ ile İÇGÜDÜ ( INTUITION with INSTINCT ) - SEZGİ ile TAHMİN ( INTUITION with TO GUESS/ESTIMATE ) - TAHMİN ile/ve/değil ZAN ( [not] TO GUESS/ESTIMATE with/and SUPPOSITION/TO SURMISE ) - İÇGÜDÜ ile İÇTEPİ - KUSURSUZ ile DÜZGÜN ( FLAWLESS with PROPER ) - KENDİLİĞİNDENLİK ile KADER ( KENDİLİĞİNDEN/LİK: Özün, özgür etkinliği. ) ( Bir kez, her şeyin kendi kendine olduğunu idrak ettiğiniz zaman [buna ister kader, ister Tanrı ya da rastlantı deyin] işte o zaman sadece bir tanık olarak kalırsınız. ) ( O uğraşarak gerçekleştirilemez, kendi gerçek doğanızı idrak ettiğinizde o kendiliğinden olur. ) ( Hayatı, geldiği gibi kabul edin. ) ( SPONTANEOUSLI/NESS with DESTINY ) ( SPONTANEOUSLINESS: Free activity of the essence. ) ( Once you realise that all happens by itself, [call it destiny, or the will of God or mere accident], you remain as witness only, understanding and enjoying, but not perturbed. ) ( It cannot be done, it happens when you realise your true nature. ) ( Accept life as it comes. ) - KENDİLİĞİNDENLİK ve DEHA ( SPONTANEOUSLINESS, SPONTANEITY and GENIUS ) ( [Çince] ZIFA ve TIANCAI ) - DÜŞÜNMEDEN ile/ve/değil/yerine KENDİLİĞİNDEN - ALINYAZISI ile KADER ( ONE'S FATE with DESTINY ) ( [Çince] MING ile ... ) - KADER ile/ve KAZÂ ( Bilinmez. İLE/VE Kaderin gerçekleşmesi/vukû bulması, bilinmesi, görülmesi. ) - KADER ile/ve RASTLANTI/TESADÜF ( DESTINY with/and COINCIDENCE ) - KADER ile/ve BUYRUK ( DESTINY with/and ORDER ) - KENDİLİĞİNDEN ile OLDUĞU GİBİ ( Herşeyi olduğu gibi görebildiğinizde, kendinizi de olduğunuz gibi göreceksiniz. ) ( SPONTANEOUSLY with AS IT IS ) - RAHAT/KOLAY ile KENDİLİĞİNDEN ( EASY with SPONTANEOUSLY ) - DOĞRUDAN ile KENDİLİĞİNDEN ( DIRECT with SPONTANEOUSLY ) - KADER ile RASTLANTI(TESADÜF) - RASTLANTI ile/ve ZORUNLULUK ( COINCIDENCE with/and OBLIGATION ) - BELİRSİZLİK ile RASTGELELİK ( INDEFINITENESS with RANDOM ) - YATAY RASTGELELİK ile/ve DİKEY RASTGELELİK ( RANDOM IN HORIZONTAL with RANDOM IN VERITICAL ) - RASTGELE ile GELİŞİGÜZEL ( RANDOM with CASUALLY ) - NEDENSELLİK (ANLAYIŞI) ile YASA (ANLAYIŞI) ( Nedensellik zorunlu ve mantıksaldır. ) ( İki şey arasındaki nedensellik belli bir ortak öğeyi gerektirir. ) - NEDEN OLMAK ile "YOL AÇMAK" - NEDEN ile TETİKLEYİCİ ( Her şey kendi kendinin nedenidir. ) ( REASON with TRIGGER ) ( Everything is its own cause. ) - TETİKLEMEK ile/ve DEŞMEK ( TRIGGING with TO RECALL ) - TETİKLEME ile/ve KIŞKIRTMA ( TRIGGING with/and TO PROVOKE ) - "TETİKLE(N)ME" ile/ve "KÖRÜKLE(N)ME" - TETİKLE(N)ME ile/ve DÖNÜŞÜM ( TRIGGING with/and TRANSFORMATION ) - KIŞKIRTMAK ile "KAMÇILAMAK" - NEDEN ile BAĞLANTI ( REASON with CONNECTION ) - ÖNEMLİ GÖRMEK ile ÖNEMLİ KILMAK - ÖNEM ile ÖNCELİK ( IMPORTANCE with PRIORITY ) - UTANMA ile ÇEKİNME ( SHAME with ABSTAIN ) - ÇEKİNCE ile İKİRCİK ( DRAWBACK with HESITATION ) - İKİRCİK ile/ve GÜVENSİZLİK ( HESITATION with/and DISTRUSTFULNESS ) - ÇEKİNMEK ile ÇEKİLMEK ( TO AVOID with TO RETREAT ) - STANDART ile KLİŞE ( Ölçümlü, tek örnek. İLE Kalıp. ) ( STANDARD with CLICHÉ ) - (BÜNYESİNDE) BULUNDURMA ile (BÜNYESİNDE) BARINDIRMA ( TO PROVIDE with TO SHELTER ) - ETKEN ile ETKİN - ETKEN ile/ve BELİRLEYİCİ ( FACTOR with/and DETERMINATOR ) - ETKİN ile YETKİN - YETKİN ile DONANIMLI ( PERFECT with "RIGGY" ) - YETKİN ile SAĞLAM ( PERFECT with STRONG ) - YETKİN ile KESİN ( PERFECT with DEFINITE ) - YETKİLİ ile YETKİN - YETKİ(Lİ)NİN KAYNAĞI ile YETKİ(Lİ)NİN EYLEMİ ( THE SOURCE OF AUTHORITY with THE ACTION OF AUTHORITY ) - ETKEN ile VESİLE ( AGENT/FACTOR with MEANS ) - ETKEN ile NEDEN ( AGENT/FACTOR with REASON/CAUSE ) - BAHANE ile/ve/değil VESİLE ( [not] PRETEXT with MEANS ) - BAHANE ile "İTİCİ GÜÇ" - HAZIR CEVAP ile BAHANE - NEDEN ile VESİLE ( CAUSE with MEANS ) - SİNYAL ile İPUCU ( SIGNAL with CLUE ) - İPUCU ile/ve ÖNGÖRÜ ( CLUE with/and FORESIGHT ) - UC BİRİM ile UZANTI ( TIP UNIT with EXTENSION ) - KUTUPSUZ/LUK ile TEK KUTUPLU/LUK - DİP ile UC ( BOTTOM with TIP ) - DİP ile KÖK ( Eğer kökler sağlıklıysa ve iyi sulanıyorsa, meyveler elbette lezzetli olacaktır. ) ( BOTTOM with ROOT ) ( If the roots are healthy and well-watered, the fruits are sure to be sweet. ) - KÖK ile/ve KAYNAK ( ROOT with/and SOURCE ) - SON ile ARKA ( THE LAST with THE BACK ) - İLK ile ÖN ( THE FIRST with FRONT ) - BAŞ ile ÖN ( HEAD with FRONT ) - "BURUN" ile ÖN ( "TIP" with FRONT ) - GÖNENCE(KONFOR) ile LÜKS ( COMFORT with LUXURY ) - LÜKS ile ŞANS ( LUXURY with CHANCE ) - SERAP ile GERÇEK ( MIRAGE with REALITY ) - GÖRMEZLİKTEN GELMEK ile/değil GÖRMEMEZLİKTEN GELMEK - YUVARLAMA ile/ve GÖRMEZLİKTEN GELMEK - GÖRMEZLİKTEN GELMEK ile/ve YUTTURMAK - DIŞLAMAK ile GÖRMEZLİKTEN GELMEK ( TO EXCLUDE with TO PRETEND NOT TO SEE/TO TURN A BLIND EYE ) - GÖZÜTOK/LUK ile GÖZÜKARA/LIK - GÖZÜTOK/LUK ile TUZUKURU/LUK - DÜZ ANLAM ile TERS ANLAMLANDIRMA - ANLAMSIZ ile SAÇMA ( [Ar.] VÂHİ[< VEHY]: Anlamsız, yararsız, önemsiz. ) ( [Ar.] TÜRREHÂT: Saçmasapan sözler. ) ( MEANLESS/NON-SENSE with ABSURD ) - SAÇMALIK ile AHMAKLIK ( NONSENSE/FOOLISH with STUPIDITY ) - SAÇMA ile "SAKAT" ( ABSURD with "SHIFTY/RISKY" ) - ANLAYIŞ ile/ve HOŞGÖRÜ ( COMPREHENSION/UNDERSTANDING with/and TOLERANCE ) ( [Sansk.] ... ile/ve UPARATI ) - HORGÖRÜ ile/yerine HOŞGÖRÜ ( Horgörme, horgördüğüne muhtaç olursun. ) ( Güçlü bir zihin hoşgörülü, dar bir zihin horgörülü olur. ) ( DESPISE with TOLERANCE ) ( TOLERANCE instead of DESPISE ) - SAFLIK ile HOŞGÖRÜ ( PURITY with TOLERANCE ) - ŞİFA ile DERMAN - ZİHNİN(AKLIN/KAFANIN) BİR YERDE OLMASI ile UNUTMAK(UNUTKANLIK) ( Bir şeyi unutmak ile o an için anımsanılması[hatırlanılması/çağrılması/bulunması], yoğunlaşmanın[konsantrasyonun] yeterince sağlanamaması ile bir değildir. ) - UNUTMAK ile/ve YENİLEMEK ( TO FORGET with/and TO REFRESH ) - YENİLENEBİLİR ile/ve ÇOĞALTILABİLİR ( RENEWAL with/and ABLE TO INCREASE ) - YENİLEMEK ile YİNELEMEK/TEKRARLAMAK ( TO REFRESH with TO REPEAT ) - "YİNELEME" ile TEKRAR/LAMA - TEKRARLAMA ile UYGULAMA ( TO REPEAT with TO APPLY ) - TEKRAR ile/ve PEKİŞTİRME ( REPETITION with/and TO CONSOLIDATE ) - TEKRAR ile YENİDEN ( REPETITION with/and AGAIN ) - TEKRAR EDİLEN ile BENZEYEN - TEKRAR ile ÖZET ( REPETITION with SUMMARY ) - TEKRAR ile ISRAR ( REPETITION with INSISTENCE ) - TEKRAR ile SIK TEKRAR ( REPETITION with FREQUENT REPETITION ) - TEKRAR ile NÜKS - TEKRAR ile DEJA VU ( REPETITION with DEJA VU ) - TAMİR ETMEK ile/ve/değil/yerine YENİDEN YAPILANDIRMA - TAMİRAT ile/değil TADİLAT - MERAMET ile/yerine TAMİR ETMEK ( Üstünkörü tamir. İLE/YERİNE ... ) ( SUPERFICIAL REPAIR with REPAIR ) - ISRAR ile ZORLAMA ( INSISTENCE with COMPULSION ) - ISRAR ile/ve "TİTİZLİK" ( INSISTENCE with/and "FASTIDIOUSNESS" ) - EYLEM ile/ve UYGULAMA ( Doğruluk ve eylemin birliği! ) ( Bencil olmayan ve arzudan arınmış eylem! ) ( ACTION with/and TO APPLY ) ( Union of righteousness and action! ) ( Unselfish and desireless action! ) - YENİLEME ile GÜNCELLEME ( TO RENOVATE with TO UPDATE ) - YENİLEME ile/ve DEĞİŞTİRME ( TO RENOVATE with/and TO CHANGE ) - BİLKUVVE ile/ve BİLFİİL ( DUNAMEIS ile/ve ENERGEIAI ) - KUVVE-İ ÂKILE ile KUVVE-İ ÂMİLE - FİİL/FAİL ile AMEL/ÂMİL - EF'AL ile AMEL - HİÇ BİLMEMEK ile ANIMSA(YA)MAMAK ( Anımsanacak neyi unuttum? ) - ANIMSAMAK ile AKILDA TUTMAK ( TO RECALL with TO KEEP IN MIND ) - ANIMSATMA ile ÖNE ÇIKARMA ( TO GET RECALL with/and TO TRANSFER FORWARD ) - "HİÇ DE ..." ile "PEK DE ..." - KONFERANS ile SEMİNER ( CONFERENCE with SEMINAR ) - ÖĞLE ile ÖYLE - GURUP ile/değil GRUP ( Batı. İLE/DEĞİL Öbek. ) - GRUP ile SÜRÜ ( GROUP with HERD ) - GRUP ile ÖRGÜT ( GROUP with ORGANIZATION ) - GRUP ile SINIF ( GROUP with CLASS ) - ÖRGÜTLENME ile/ve SIÇRAMA - SINIF ile/ve ŞUBE ( CLASS with/and DEPARTMENT/SECTION ) - ULUSLARARASI ile/değil DEVLETLERARASI - (ULUSAL/ULUSLARARASI) ÖRGÜT ile (ULUSAL/ULUSLARARASI) KURUM - KİTLELEŞME ile "KURUMSALLAŞMA" - SÜRÜ ile KİTLE - IGO ile INGO ile BINGO ile TGO ile HO ( INTERSTATE/INTERGOVERNMENT ORGANIZATIONS with INTERNATIONAL NONGOVERNMENTAL ORGANIZATIONS with BUSINESS INTERNATIONAL NONGOVERNMENTAL ORGANIZATIONS with TRANSGOVERNMENTAL ORGANIZATIONS ) - MNC ile TNC ( MULTI NATIONAL CORPORATIONS with TRANS NATIONAL CORPORATIONS ) - "BAĞLAMAK" ile/ve "ÇÖZMEK" ( "TO ATTACH" with "TO SOLVE" ) - TUTMAK ile/ve BAĞLAMAK ( TO HOLD with/and TO ATTACH ) - TUTMA ile/ve/> GENİŞLETME ( TO HOLD with/and/> TO WIDEN ) - YAŞAM ile YAŞANTI ( LIFE with LIVING ) - YAŞAM ile YAŞAMAK ( Hayat hayatla beslenir. Doğada bu süreç zorunluludur, toplumda ise gönüllü olmalıdır. ) ( Sorgulanmayan yaşam, yaşam değildir. ) ( Yaşam, suyun toprağa karışmasıdır. ) ( LIFE with SURVIVE ) ( Life lives on life. In nature the process is compulsory, in society it should be voluntary. ) - YAŞAM ile/ve/değil/yerine YAŞAM DEĞERLERİNİN BİLİNCE TAŞINMASI - YAŞANTI ile/ve ANLATIM ( LIVING with/and EXPOSITION/EXPRESSION ) - YAŞAM ile ÖNGÖRÜLEBİLİR YAŞAM ( LIFE with FORSIGHTABLE LIFE ) - YAŞAM ile/ve PAYLAŞIM ( LIFE with/and SHARING ) - YAŞAM ile/ve HERŞEY ( LIFE with/and EVERYTHING ) - YAŞAM ile/ve HAREKET ( LIFE with/and MOVEMENT ) - YAŞAM ile/ve KOŞUL/LAR ( LIFE with/and CONDITION/S ) - YAŞAM'DA: ANLATIM ile/ve ANLAM ( Yaşam, anlatım ile anlamın birbirinden ayrılmasıyla aydınlanır. ) ( EXPOSITION/EXPRESSION with/and MEANING (:IN LIFE) ) ( The life gets the enlightenment by seperation of expression from meaning. ) - YAŞAMIN ANLAMI ile/ve YAŞAMIN DENEYİMİ - YAŞAM ile/ve AMAÇ ( Yaşamın amacı, amacı olan bir yaşamdır. ) - YAŞAMLAR: YARI MADDÎ ile/ve YARI MANEVÎ ( İçinde manevî bir boşluk bulunan ve dışa sürekli neşe vuran kişi değersiz, boş zevklere kanacaktır. Mutlaka, giderek kendiyle olan bağını koparacaktır. ) - YAŞAMAK ile/ve DUYUMSAMAK ( TO LIVE with/and TO SENSE ) - YAŞAMAK ile/ve YAŞATMAK - YAŞAMAKTA/YAŞIYOR OLMAK ile/ve/değil ÖLMEKTE/ÖLÜYOR OLMAK - HAYAT ile/ve DOĞA ( LIFE with/and NATURE ) - HAYAT ile/ve TUTARLILIK ( LIFE with/and CONSISTENCY ) - HAYAT ile/ve ÖNGÖRÜLEBİLİR HAYAT ( ... İLE/VE İnsanın en çok istediği/"aradığı". ) ( LIFE with/and FORSIGHTABLE LIFE ) - HAYAT ve/= SÜRPRİZ ( LIFE and/= SURPRISE ) - HAYAT ve/= SONSUZLUK ( LIFE and/= ETERNITY ) - ROL ile NORMAL HAYAT ( ROLE with NORMAL LIFE ) - GEZMEK ile GEZİNMEK ( TO TRAVEL with TO STROLL/RAMBLE ) - GEZMEK ile "SÜRTMEK" ( TO TRAVEL with "TO WANDER" ) - TATİL ile BALAYI ( HOLIDAY with HONEYMOON ) - TATİL ile/ve TAHSİL ( HOLIDAY with TO STUDY ) - FERAH ile REFAH ( Hiç tepesi olmayan düzlük, hiç gidişi olmayan geliş yoktur. ) - İLÂN ile REKLÂM ( ANNOUNCEMENT with ADVERTISEMENT ) - TANITIM ile REKLÂM ( INTRODUCTION with ADVERTISEMENT ) - ŞEFFAFLIK ile REKLÂM ( TRANSPARENCY with ADVERTISEMENT ) - REKLÂM ile/ve/değil OLTA - İLÂN ile İLÂM - İLÂN ile DUYURU - DEVRİM ile BAŞKALDIRI ( Sürekli devrim, sürekliliği ortadan kaldırır. ) ( REVOLUTION with REBELLION ) - DEVRİM ile/ve/değil DARBE - İŞ ile ALÇAKGÖNÜLLÜLÜK/TEVAZÛ ( BUSINESS with MODESTY ) - GREV ile İŞ YAVAŞLATMA - İŞ ile İLGİLENİLEBECEK BİR ŞEY ( BUSINESS with SOMETHING TO INTEREST ) - İŞ BÖLÜMÜ ile İŞBİRLİĞİ ( * Strateji * Yapı/landırma * Sistem * Personel * Tarz * Beceri * Paylaşılmış Değerler ) ( *Strategy * Structure * Systems * Staff * Style * Skills * Shared values ) - ANGARYA[Yun.]: Bir kimseye ya da bir topluluğa zorla ve ücretsiz yaptırılan iş. (Yasaktır! [Anayasa md. 17]) | Usandırıcı, bıktırıcı, zorla yapılan iş. | Maldan ya da hizmetten ücretsiz yararlanma. Kölelik düzeninde köylünün derebeyine zorunlu ücretsiz hizmeti. | Savaş durumundaki bir devletin, kendi karasularındaki yabancı bir devletin ticaret gemilerine el koyarak bunlardan yararlanması. | Olağanüstü durumlarda, devletin vatandaşlara ait taşıtlarına el koyması. - REKABET ile/ve/yerine İŞBİRLİĞİ ( RIVALRY with/and COOPERATION ) ( COOPERATION instead of RIVALRY ) - EKONOMİ ( Toplumun artı[k] değerinin organizasyonu. ) - POLİTİKA ile/ve EKONOMİ ( POLITICS with/and ECONOMICS ) - EKONOMİK DEĞER ile/ve ESTETİK DEĞER ( ECONOMIC VALUE with/and AESTHETIC VALUE ) - TOPLANTI ile/ve OTURUM ( MEETING with/and SESSION ) ( [Samoa dilinde] FONO[Büyük şölen] ile/ve ... ) - SEMİNER ile KONFERANS[Fr.] ( Bir öğretmenin yönetiminde araştırma yapma. İLE Dinleyicilere bilim, sanat, yazın gibi bir konuda bilgi vermek için yapılan konuşma. | Uluslararası bir sorunun çözülmesi için yapılan toplantı. ) ( SEMINAR with CONFERENCE ) - TOPLANTI ile/ve/değil GÖRÜŞME ( [not] MEETING with/and INTERVIEW ) - BEDEL ile EDER(/FİYAT) ( KOTE: Eder belirtmek. | Borsa cetveline yazmak. ) ( WORTH with/and PRICE ) - GEREKEN ile BEDEL ( WORTH with WORTH ) - GELİR ile GİDER ( INCOME/REVENUE with EXPENSE/EXPENDITURE ) - GELİR ile/ve KAZANÇ ( INCOME/REVENUE with/and EARNINGS/GAIN ) - BÜTÇE ile/ve BÜTÇELENDİRME ( BOUGETTE[Fr.]: Küçük çanta. [İngiltere'de Maliye Bakanı'nın yıllık hesaplarını meclise küçük bir çanta içinde getirmesinden dolayı.] ) - BÜTÇE YÖNETİMİNDE: NAKİT ile/ve/<> TAHAKKUK - MÜLHAK BÜTÇE ile/ve ÖZEL BÜTÇE - KAZANÇ'TA: TİCARET ile/ve/yerine ÜRETİM - KAZANÇ ile/ve PARA ( Yalnızca kendi keşfettiğiniz ya da kazandıklarınıza güvenin. ) ( Para her kapıyı açar ama kilitleyemez. ) ( Kazandığın zaman pişman olacağın, kaybettiğin zaman üzüleceğin şeyleri isterken dikkatli olmak gerek. ) ( Her şeyi kaybetmekle, gerçekten her şeyi kazanmış olursunuz. ) ( Kaybetmeyi ahlâksız kazanca tercih et. İlkinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer. ) ( Paran varsa vezirsin, paran yoksa rezilsin. ) ( [Ar.] ... ile/ve FÜLS | [ZÜYÛF(Kalp, silik, ayarı düşük paralar.)] ) ( [argo] ... ile/ve MANGIR, MANGİZ[Romence] ) ( EARNINGS/GAIN with/and MONEY ) - PARA/NUKUD[Ar. < NAKD] ile/ve KAİME/KAYME[Ar.] ( ... İLE/VE Kağıt para. | Buyruk, resmî kağıt, ferman. ) ( ANKES: Kağıt para[banknot] karşılığı olarak bunu çıkaran bankanın kasasındaki altın ya da gümüş toplamı. | İşletme kasasında gerçekte varolan para. ) ( ANKESÖR: Otomatik kasa. ) ( MUZAYAKA: Parasızlık, darlık. ) - PARA ile/ve/değil/yerine BOL PARA - PARA BİRİKTİRMEK ile/ve/değil/yerine PARA KAZANMAK ( Yaşamak için para kazanmak gerekir fakat para kazanmak için yaşanmaz. ) ( [not] TO SAVE MONEY with/and TO EARN MONEY ) ( TO EARN MONEY instead of TO SAVE MONEY ) - PARA KAZANMAK ile/ve PARA HARCAMAK ( Beceri gerektirir. İLE/VE Kültür gerektirir. ) ( Paraya ve bilgiye mahkum olma! ) ( [Ar.] ... ile/ve SARF: Harcama. | Para bozma. | Çevirme, döndürme. | Değişme. | Dilbilgisi. ) ( TO EARN MONEY with/and TO SPEND MONEY ) - KATMAK ile/ve KAZANDIRMAK - TÜKETİM ve SIKILMA ve TÜKETİM ve ~ ( TO CONSUME and TO GET BORED and TO CONSUME and ~ ) -@ TÜKETİM ile/değil/yerine KULLANIM - KAPİTALİZM ile/ve TÜKETİM TOPLUMU ( CAPITALISM with/and CONSUMPTION SOCIETY ) - KAPİTALİZM ve/> CEHALET ve/> FAKİRLEŞMEK ( Kapitalizm, okudukça cahil bırakır; çalıştıkça fakirleştirir. ) ( CAPITALISM and/> IGNORANCE and/> TO GET POOR ) - TİCARET ve/= HİDÂYET - TİCARET ile/ve BİLGİ ( TRADE with/and KNOWLEDGE ) - TİCARETLE KAZANILAN PARA (-NIN RİSK EDİLMESİ) ile EMEKLE KAZANILAN PARA (-NIN RİSK EDİLMESİ) ( TO EARN MONEY IN TRADE with TO EARN MONEY IN LABOUR ) - BENDER[Fars. çoğ. BENÂDİR]: Ticaret yeri, işlek ticaret iskelesi. - NAKİT ile/ve PEŞİN[< Fars. PÎŞÎN] ( SELEM[Ar.]: Peşin parayla veresiye mal almak. ) ( CASH with/and IN ADVANCE ) - KAĞIT PARAYLA ÖDEME ile/ve MADENÎ PARAYLA ÖDEME ( Madenî parayla en fazla 50 katı ödeme yapılabilir. ) ( AKONT: İleride görülecek hesaba, tutarı önceden yapılan ödeme. ) - AVİZO: Çeki düzenleyenin (keşidecinin), karşı tarafa (muhataba) çek düzenlediğini haber vermesi. - ULÛFE[Ar. < ALEF]: Hayvan yemi. | Sipahilere ve yeniçerilere verilen maaş. [Üç ayda bir] - ÖDE(YE)MEMEK ile/ve ZORUNLU BORÇ ALMAK - ALACAKLI TEMERRÜDÜ ile BORÇLU TEMERRÜDÜ - HARÇ ile !HARAÇ ( Maalesef, üniversiteler, harç değil haraç topluyor! En kısa sürede düzeltilmesi ümidiyle... ) - BORÇ ile KARZ-I HASEN ( ... İLE Faizsiz verilen borç. ) ( MUKRİZ[< KARZ]: Borç/ödünç veren. ) - HERHANGİ BİR ARKADAŞININ SENİ PARA İSTEMEK İÇİN ARAMASI ile TANIDIĞIN VE SEVDİĞİN BİR ARKADAŞININ SENİ PARA İSTEMEK İÇİN ARAMASI ( ... İLE Sen de onun tarafından sevildiğin ve değer gördüğün içindir. Bir değerin olmasa, güven vermesen aramaz/dı! ) - !FAİZ ile/ve !MÜREKKEP FAİZ ( ... İLE/VE Faize faiz yürütülmesi. ) ( TEFECİLİK/MURABAHA: Yasal sınır üstünde faiz alma. ) ( Bankaların faiz uygulamalarını ve oranlarını, kişileri/toplumu sömürmelerini kınıyor, bir çözüm bulunmasını diliyoruz! ) - KONSOLİDASYON: Borçlanmaların uzun süreli(vadeli) borç durumuna getirilmesi. - MESAFE NAVLUNU ile/ve PİŞMANLIK NAVLUNU ( NAVLUN/FREIGTH[İng.]: Denizde mal taşıma karşılığı verilen ücret. ) ( C.F. [COST - FREIGTH]: Mal bedeli ve nakliye ücreti içinde olmak üzere belirli bir yerde malın teslimi için yapılan satış. [Sigorta dahil değildir. Alıcı isterse teslim anına kadar risklerini karşılayacak sigortayı yaptırabilir.] ) ( Beklenilmeyen bir drurum sonucunda geminin taşınmaz malı kaybetmesi nedeniyle navlun sözleşmesi sona ermekle birlikte bir miktar mal kurtarılmış ise bu mallar için ödenen ücret. İLE/VE Kiracının yolculuk başlamadan önce navlun akdinden vazgeçmesi halinde ödemekte zorunlu olduğu orandır. ) - NAVLUN SÖZLEŞMESİNDE: ISKARÇA ile/ve KIRKAMBAR ile/ve TRİPÇARTER ( Tam gemi kiralanması. İLE/VE Parça mal taşıma sözleşmesi. İLE/VE Yolculuk üzerine navlun. ) - SENET ÇEŞİTLERİ'NDE: ADİ ile RESMİ ile RESEN TANZİM EDİLMİŞ ile TASDİKLİ ile HATIR ile KIYMETLİ ile TİCARİ ile EMTİA - KAĞIT PARANIN BASIMI ile/ve MADENÎ PARANIN BASIMI ( Merkez Bankası tarafından. İLE/VE Maliye Bakanlığı tarafından. ) - BAHŞİŞ ile ARMAĞAN ( [Ar.] ATİYYE ile HEDİYE ) ( [Fars.] DÂD ile PÎŞ-KEŞ[Türkçe'de PEŞKEŞ şeklinde galat olarak kullanılmıştır.] ) ( TIP with PRESENT ) - EMEK ile/ve YÜREK ( Emeğim sevincimdir. ) ( İnsan, emeğinin sevincini duyandır. ) ( LABOUR with/and HEART ) - EMEK ile/ve HAREKET ( LABOUR with/and MOVEMENT ) - EMEK ile/ve EYLEM ( İnsan kendi emeğinin varlığıdır. ) ( [Ar.] SA'Y ile/ve ... ) ( LABOUR with/and ACTION ) - ZAHMET/Lİ ile/ve/değil RAHMET/Lİ - PARANIN CEPTE OLMASI ile PARANIN CEPTE OLMAMASI ( THE MONEY IN THE POCKET with THE MONEY NOT IN THE POCKET ) - PARA İLE: MAL/HİZMET ELDE ETMEK ile/yerine/değil ZAMAN ELDE ETMEK ( Para zamanın hızına ayak uydurmayı sağlayan bir araçtır. ) ( Para bir amaç değil, sadece bir araçtır. ) ( Kazanç ve kayba fazla önem vermeyin. ) ( TO OBTAIN PROPER/SERVICE BY MONEY with/and TO OBTAIN TIME BY MONEY ) ( TO OBTAIN TIME BY MONEY instead of TO OBTAIN PROPER/SERVICE BY MONEY ) - MAL "TAKASI" ile/ve KÜLTÜR "TAKASI" - ZIMAR ile ZIMÂR ( Yararlanılamayan mal. İLE Nâmus, ırz. ) - MATAH: Ticaret malı. [Daha çok kumaş cinsinden kâr getiren mal] ["Çok matah bir şey sanki"] - MÜSÂVEME[< SEVM]: Pazarlık etme. | Bir malın önceki değerini dikkate almadan herhangi bir değer ile satmak. - PİYASA ile PİYASA MEKANİZMASI ( MARKET with MECHANISM OF MARKET ) - SEKTÖR ile SAHA ( SECTOR with ZONE/AREA ) - BECERİ ile/ve BAŞARI ( Başarının tek şartı sadece samimi ve ciddi istektir. ) ( Gereksiz olana gösterilen sürekli ve kararlı direnç, başarının sırrıdır. ) ( Başarıncaya kadar denemeye devam edin! ) ( Başarı, ancak yorulmaksızın doğru çabaları göstererek kazanılır. ) ( Alçakgönüllü yaşama biçimleri olanlar başarıya ulaşırlar. ) ( Başarıyı en kötü biçimde kullanmak, onunla övünmektir. ) ( Kişi başarı için gerekli olan özelliklere yeterli ölçüde sahiptir. ) ( Memnuniyet verici sınırlama. Başarı. ) ( SKILL/ABILITY with/and SUCCESS ) ( Earnestness is the only condition of success. ) ( Steady resistance against the unnecessary is the secret of success. ) - BİRLEŞMEK ile/ve BİRLİĞİ SÜRDÜRMEK ile/ve BİRLİKTE ÇALIŞMAK ( Başlangıç. İLE/VE Gelişme. İLE/VE Başarı. ) ( Kervan gider, sen kalma geri! ) - DAYANÇ/SABIR ile/ve BAŞARI ( Eğer sabır gösterirseniz başarmamak olanaksızdır. ) ( PATIENCE with/and SUCCESS ) ( If you persevere, there can be no failure. ) - SABIR ile/ve SEBAT ( PATIENCE with/and PERSEVERANCE ) - SEBAT ile/ve AZİM ( PERSEVERANCE with/and DETERMINATION ) - BAŞARI ile/ve PARA KAZANMAK/SAHİBİ OLMAK ( SUCCESS with/and TO EARN ) - BAŞARMAK ile/ve/değil KAZANMA (İSTEĞİ/COŞKUSU) - BAŞARISIZLIK ile/ve/değil ŞANSSIZLIK - KAZANMAK ile/ve ELDE ETMEK ( [Ar.] İKTİSAB[< KESB] ile/ve ... ) ( TO EARN/WIN with/and TO OBTAIN ) - KAZANMAK ile/yerine YARIŞMAK ( TO WIN with TO COMPETE ) ( TO COMPETE instead of TO WIN ) -@ KAZANMAK ile/ve/değil/yerine KAZANÇLI ÇIKMAK ( Hiçkimse, sürekli olarak ve herşeyi kazanamaz fakat görülmesi gerekeni görebilirse herşeyde ve sürekli kazançlı çıkabilir. ) - YARIŞ(TIR)MA ile/değil/yerine KARŞILAŞ(TIR)MA - ÖNE GEÇMEK ile/ve/değil GÜNDEMDE KALMAK - CEPTEKİ PARA ile/ve ALACAK ( THE MONEY IN THE POCKET with/and THE CREDIT ) - HARCANACAK PARA ile/ve BİRİKTİRİLECEK/SAKLANACAK PARA ( THE MONEY TO SPEND with/and THE MONEY TO SAVE ) - KAZANAMAMAK ile KAYBETMEK ( NOT ABLE TO EARN/WIN with TO LOSE ) - KAÇIRMAK ile KAYBETMEK ( TO MISS with TO LOSE ) - KAYBETMEK ile/ve YİTİRMEK ( Bir kez ulaşıldığında artık yitirilmez. ) ( ZİYÂ: Taşınmaz malı kaybetmek. | Işık, aydınlık. ) ( Once arrived at, it cannot be lost. ) - PARANIN: GİTMESİ ile/ve HARCANMASI - HARC ile SARF - HESABINI SORMAK ile HESABI TAKİP ETMEK - FİYAT ile/ve DEĞER ( [Ar.] ... ile/ve SEMEN ) ( PRICE with/and VALUE ) - FİYAT ile ÜCRET ( ... İLE Emeğin satış bedelidir. İşgücünün gelir dağılımındaki payıdır. ) - NOMİNAL ÜCRET ile GERÇEK ÜCRET ( Ücretin para ile ifadesidir. İLE Nominal ücretle alınabilen mal ve hizmet miktarını gösterir. [Nominal ücret arttığı zaman malların fiyatları da aynı oranda artmışsa gerçek ücret artmamış olur.] ) - MECCÂNÎ: Ödemesiz, ücretsiz, parasız. - ÜÇÜRDÜM[< Üçer tüm]: Masrafı çıktıktan sonra tememttünün sermaye ve tayfa arasında üçe bölünmesi. [Deniz ticaretinde kullanılan bir terimdir] - DEĞER ile KARŞILIK ( VALUE with EQUIVALENT ) - OLUMLU YANIT ile KARŞILIK ( POSSITIVE RESPOND with RESPONSE ) - KARŞILIĞININ OLMAMASI ile "DENK DÜŞMEMESİ" - KARŞILIKLI ile AYNI ANDA ( RECIPROCAL, RECIPROCITY with IN THE SAME TIME/MOMENT ) ( [Çince] SHU ile ... ) - KARŞI KARŞIYA GELMEK ile AYNI DÜZLEMDE OLMAK ( TO COME ACROSS with BEING ON THE SAME PLANE ) - SERVET ile SERMAYE ( FORTUNA: Kader. | Servet. ) ( WEALTH/FORTUNE with CAPITAL ) - SERMAYE ile BİDA'A ( ... İLE Bir kimsenin kârı tamamen kendisine ait olmak üzere başkasına verdiği sermaye. ) - YARAR(FAYDA) ile KÂR ( Ne denli güzel ve kârlı olsa da, hiçbir şey sonsuza kadar sürmez. ) ( [Ar.] ... ile RİBH/RIBH ) ( BENEFIT with PROFIT ) - YARAR(LI)/LIK ile KAZANÇ(LI)/LIK ( BENEFICIAL[NESS] with HAVING PROFITED[NESS] ) - ÇIKAR/NEF'[Ar.] ile/yerine YARAR ( Ancak ayrılıkçılık ve çıkarcılık, dünyada gerçek ıstırabın ortaya çıkmasına neden olur. ) ( It is only with separateness and self-seeking that real suffering appears in the world. ) - ÇIKAR ile/ve ÖNCELİK - ÇIKAR/LAR ile/ve KORUMA - YARARLANMA ile KAZANIM ( [Ar.] İNTİFÂ'[< NEF'] ile ... ) ( BENEFIT with TO ACQUIRE ) - YARAR ile/yerine/değil KARŞILIKLI YARAR ( [not] BENEFIT with RECIPROCAL BENEFIT ) ( RECIPROCAL BENEFIT instead of BENEFIT ) - KOŞULLULUK ile/değil/yerine KARŞILIKLILIK ( Yaparsa(n)/verirse(n) değil (o/sen) yaptıkça/verdikçe vermek/almak. ) - KÂR ile KAZANÇ ( PROFIT with BENEFIT/ADVANTAGE ) - KÂR ile/ve SENYORAJ - KÂR ile/ve/> TEMETTU' ( ... İLE/VE/> Kâr, kazanç. | Kârdan, pay oranında ortaklara ödenen para. ) - KAZANIM ile/ve ELDE EDİŞ ( BENEFIT with/and TO GET/OBTAIN ) - KAZANMAK ile YAKALAMAK - KAZANÇ ile LÜTÛF - "YAKALAMAK" ile/ve TUTTURMAK - ELDE ETMEK ile/ve KORUMAK - FARK ile/ve DEĞER ( DIFFERENCE with/and VALUE ) - FARK ile KÂR ( DIFFERENCE with PROFIT ) - FARK ile BAĞLANTI ( DIFFERENCE with CONNECTION ) - FARK ile ÖNEM ( DIFFERENCE with IMPORTANCE ) - FARK ile ÖZELLİK ( DIFFERENCE with PECULIARITY ) - FARKLAR ile FARKLILIKLAR ( DIFFERENCES with DIFFERENCENESSES ) - CİRO ile KÂR ( ENDORSEMENT with PROFIT ) - KÂR ETMEK ile ENAYİ YERİNE KOYMAK - KÂR ile RANT ( PROFIT with UNEARNED INCOME ) - ZARAR ile KÂRDAN ZARAR ( LOSS with LOSS IN PROFIT ) - ZARAR ile ZIRAR ( ... İLE Zarara zararla karşılık verme. ) - YÜKSEK MALİYET/Lİ ile PAHALI - "PAHALI" ile/ve/değil "BANA ÇOK GELİR" - KONTROL ile MALİYET KONTROLÜ ( CONTROL with COST CONTROL ) - "MALİYET" ile KÜLFET - BORÇ ile KREDİ ( DEBT with CREDIT ) - BORÇ ile ALACAK ( GARÎM[çoğ. GUREMÂ], DÂİN[Ar. < DEYN | DÜYÛN(çoğulu): Borçlar. ]: Alacaklı. ) ( DEBT with THE CREDIT ) - ÖDÜNÇ ile BORÇ ( [Ar.] KARZ ile ... ) ( LOANED with DEBT ) - BORÇ ile MİNNETTARLIK ( DEBT with GRATEFULNESS ) ( [Lat.] ... cum GRATIA SEU GRATITUDO ) - İBRA ile İBDÂ'/İBZA ( Alacaklının, hakkından kısmen ya da tamamen vazgeçmesi. | Borçtan kurtarma, aklama. İLE Kârı tamamen kendisine ait olmak üzere bir kimseye sermaye vermek. [VİDAA: Verilen sermaye. | MÜBDÎ: Sermaye veren. | MÜSTEBZÎ: Sermaye alan.] | Sorulan soruya güzel yanıt verme. | Kandırma. ) - İBZA ile İBZÂL ( ... İLE Esirgemeden, bol bol vermek. ) - İBZA ile İBZÂ' ( ... İLE Birini son derece keder ve sıkıntıya düşürme, mahvetme. ) - BORÇLU/LUK ile/ve SORUMLU/LUK ( [Ar.] MEDYUN[< DEYN] ile/ve ... ) ( INDEBTED/NESS with/and RESPONSIBLE/RESPONSIBILITY ) - BORÇ ile/ve/değil/yerine "EMANET" ( [Ar.] ... ile/ve/değil/yerine VEDÎA[< VEDÎ'] ) - BAĞLAYICILIK ile/ve BORÇLULUK - VAAD/VÂDE ile/ve BORÇ ( Vâde, söz demektir. ) - ÖN ÖDEME ile TAKSİT ( [Ar.] ME'HÛZÂT: Alınan para. | Alınan paranın defterde yazıldığı hane. ) - ADAK ile/ve VERGİ - VERGİ ile/ve KİRA ( [Fars.] BÂC, BÂJ [vergi harç. | Gümrük vergisi.] ile/ve ... ) ( [Ar.] RÜSÛM[< RESM]: Vergiler, gümrük vergileri. | Usûl, merasim. İLE/VE ... ) - GELİR VERGİSİ ile KURUMLAR VERGİSİ - VERGİ KAÇIRMAK değil/yerine VERGİDEN KAÇINMAK - ŞEREFİYE: Belediyenin, yol yapmak/genişletmek gibi hizmetleri nedeniyle değeri artan mülk sahibinden, artan değerin üçte biri miktarı üzerinden alınan vergi. - KİRALAYAN ile/ve KİRAYA VEREN ( [Ar.] ... ile/ve ÂCİR[< ECR] ) ( ME'CÛR/MÛCER[< ECR]: Kiraya verilen şey. ) ( MÛCİR[< ECR]: Kiraya veren. ) -@@ KAPARO[İt. < CAPARRA]/BESMÂN[Fars.] ile/ve PEY/PEH[Fars.] ( Öncül para, bir iş için önceden yatırılan para. ) - FATURA ile/ve/değil/yerine İRSALİYELİ FATURA - İRSALİYE ile/ve/değil/yerine İRSALİYELİ FATURA - VERESİYE değil/yerine KONSİNYE - ŞAHIS ŞİRKETİ ile/ve LİMİTED ŞİRKET ( Tek kişi. İLE/VE En az iki kişi. ) - TOPLAMA ile "AYARLAMA" - BİRİKTİRMEK ile TOPLAMAK ( Ha bir kuru emektir Biriktir de biriktir ) ( TO SAVE UP with TO COLLECT ) - GİRD: TOPLANMAK, TOPARLANMAK, BİRİKMEK - BİRİKTİRMEK ile SAKLAMAK ( TO SAVE UP with TO PRESERVE ) - BİRİKTİRME ile/yerine AKIM ( TO SAVE UP with MOVEMENT ) ( MOVEMENT instead of TO SAVE UP ) - DOLMUŞ ile BİRİKMİŞ - TOPLAMAK ile/değil TOPARLAMAK ( Hesapta/matematikte. İLE Düzenlemede. ) ( [not] TO COLLECT with TO PACK/TIDY [UP] ) - "KURTARMAK" ile TOPARLAMAK - TOPARLAMAK ile AYAKTA TUTMAK ( TO PACK/TIDY [UP] with TO KEEP ALIVE ) - GİRİŞ ile ÇIKIŞ ( ENTRANCE with EXIT ) - GİRİŞ ile/ve KAPI ( ENTRANCE with/and DOOR ) - GİRİŞMEK ile KALKIŞMAK - GİRİŞMEK ile YELTENMEK - AÇILIM ile GİRİŞİM ( EXPANSION with ENTERPRISE ) - EK/İLÂVE ile/ve AÇILIM - GİRİŞİM ile/ve ATILIM - GİRİŞİM ile/ve PARLAMA ( ENTERPRISE with/and TO SHINE/BRIGHTEN UP ) - AÇILIM ile EVRİM ( EXPANSION with EVOLUTION ) - AÇILIM ile/ve OLUŞUM ( EXPANSION with/and FORMATION ) - AÇILIM ile/ve KATKI ( EXPANSION with/and CONTRIBUTION ) - GETİRİ ile SAĞLAMA ( [Ar.] GALLE ile ... ) ( INCOME with PROVIDE ) - GETİRİ/LER ile/ve GÖTÜRÜ/LER - BECERMEK ile SAĞLAMAK - SAĞLAMAK ile/ve/değil SUNMAK - UCUZLAMA ile YAYILMA - BİTİŞİK/LİK ile ARASIZ/LIK - BİTİŞİK ile/ve İLİŞİK ( CONTIGUOUS with/and ATTACHED ) - DENETLEYEBİLMEK ile/ve/= BİLMEK ( ABLE TO INSPECT with/and/= TO KNOW ) - DENETLEME ile/ve TEKRAR ( INSPECTION with/and REPETITION ) - KONTROL ile/ve DENETLEME ( Bir kez kendimi ve neyi temsil ettiğimi bilince artık durmadan kendimi denetleme gerekesiniminde olmam. ) ( CONTROL with INSPECTION ) ( Once I know myself and what I stand for, I do not need to check on myself all the time. ) - KONTROL ile/ve ÖLÇÜM ( CONTROL with/and MEASUREMENT ) - KONTROL ile/ve DENEME ( En önemli sözcük "Denemek"tir. ) ( Başarıncaya kadar denemeye devam edin! ) ( CONTROL with/and TEST ) - SAYIM ile/ve ÖLÇÜM ( COUNT with/and MEASUREMENT ) - DENEMEK ile/ve SINAMAK ( TO TEST with/and TO EXAMINE ) - DENEME ile/ve/değil SAĞLAMA ( [not] TO TEST with/and TO CHECK ) - KONTROL ile HÂKİMİYET ( CONTROL with SOVEREIGNTY/DOMINATION ) - BİLİNÇSİZ(CE) ile/ve/değil KONTROLDIŞI - KONTROLÜ SONDA YAPMAK ile/yerine KONTROLÜ BAŞTA VE SÜREKLİ YAPMAK ( TO CONTROL AT THE END with TO CONTROL AT THE BEGINNING AND CONTINUOUSLY ) ( TO CONTROL AT THE BEGINNING AND CONTINUOUSLY instead of TO CONTROL AT THE END ) - YASAL ile YASAL OLMAYAN ( LEGAL with ILLEGAL ) - KAYITLI(RESMî) ile KAYITSIZ(GAYRIRESMî) ( FORMAL with INFORMAL ) - YASAL ile KAYITLI ( LEGAL with FORMAL ) - YASAL OLMAYAN ile KAYITSIZ ( ILLEGAL with INFORMAL ) - YASALILIKTA: KEYFÎLİK ile/ve ZORUNLULUK - LÂİKLİK ile YERİNE KOYMA - YERİNE KOYMA ile YER DEĞİŞTİRME - ÇEVİRİ ile/ve SADELEŞTİRME ( TRANSLATION with/and TO SIMPLIFY ) - TERSİNE ÇEVİRME ile YER DEĞİŞTİRME ( TO TURN INSIDE OUT with TO REPLACE ) - "DEVREYE GİRME" ile "GÜNDEME GELME" - GÜNDEM ile/ve/<> GÜNCEL ( ORDER/DIARY/AGENDA with/and/<> ACTUAL ) - BENZEŞ/LİK ile ÖZDEŞ/LİK ( ASSIMILATION with IDENTITY ) - ÖZDEŞ/LİK ile FARKLI/LIK ( IDENTITY with DIFFERENCE ) - İLİŞKİLİ ile ÖZDEŞ ( RELATED with IDENTICAL ) - BENZEŞ/LİK ile EŞİT/LİK ( ASSIMILATION with EQUALITY ) - EŞİTLİK ile ADÂLET ( EQUALITY with JUSTICE ) - EŞİTLİK ile HAKKANİYET ( EQUALITY with JUSTICE/EQUITY ) - BİLEŞİK ile BİRLEŞİK ( COMPOUND with UNITED ) - KARMA ile/ve/değil BİRLEŞİK - PROTOKOL ile FORMALİTE ( PROTOCOL with FORMALITY ) - KOPYA ile KAYIT ( COPY with RECORD ) - KOPYA ile/"değil" TEKRAR ( [not] COPY with REPETITION ) - KOPYALAMA ile MODELLEME ( COPYING with MODELLING ) - KOPYA ile TAKLİT - TAKLİT ile/yerine YARATIM ( COPYING with CREATION ) ( CREATION instead of COPYING ) - TAKLİT ile ÂDET ( COPYING with CUSTOM/HABIT ) - TAKLİT ETMEK ile/yerine DİKKATE ALMAK ( COPYING with TO TAKE INTO CONSIDERATION ) ( TO TAKE INTO CONSIDERATION instead of COPYING ) - TAKLİT ETMEK ile/ve/değil/yerine DEVAM ETTİRMEK ( COPYING with TO MAINTAIN/SUSTAIN ) ( TO TAKE INTO CONSIDERATION instead of COPYING ) - TAKLİT ile ÖZDEŞLEŞME ( COPYING with TO INDENTIFY ) - TAKLİT ile/ve/değil TAKİP ( [not] COPYING with/and FOLLOW-UP ) - TAKİPÇİ ile SAVUNUCU ( PURSUER with DEFENCER ) - TAKİP ETMEK ile DEVAM ETMEK ( TO FOLLOW with TO CONTINUE ) - BOZUNTU: Taklitte kalan. - YAPAY/YAPMA ile SAHTE ( Sahte olan, zaman ve uzay ile sınırlıdır ve koşulların ürettiğidir. ) ( Bir an gerçek gibi görünmek sahte olanın doğasıdır. ) ( Sahte olanı yıkamazsınız, çünkü onu durmadan yaratıyorsunuz. ) ( Sahtenin sahteliği anlaşıldığında o kendi kendine erir gider. ) ( Sahte olanı sahte olarak görmek ve sahte olanı terk etmek gerçeği getirecektir. ) ( Sahte olduğunu gördüğünüz her ne ise o eriyip kaybolur. ) ( Sahte olandan vazgeçin, doğru olan kendi yerini bulacaktır. ) ( Sahte olanın zamana gereksinimi olduğunu ve zamana gereksinimi olanın sahte olduğunu bir kez anlarsanız, zaman ötesi ve hep şimdi'de olan Gerçek'e yakınlaşmış olursunuz. ) ( Gerçeğin görülmesini o kadar zorlaştıran, sahte olana tutunup ondan kopamamaktır. ) ( Gerçek, sahtenin reddi ve inkârı ile ifade edilebilir -eylemle. ) ( Gerçek, herkes için birdir, ancak sahte olan kişiseldir. ) ( Sahte olanı fark edip onu reddetmek gerçeğe giden yolu açar. ) ( Sahte olanlar gittiğinde, geride kalan gerçek olandır. ) ( Doğru kendini öne sürmez, o sahtenin sahte olarak görülmesi ve reddedilmesinde yatar. Zihin sahte olan tarafından kör edilmişken doğruyu aramak yararsızdır. Doğru olanın sezilebilmesi için önce sahtenin tamamen temizlenip yok edilmesi gerekir. ) ( Sahte olanın keşfedilip terk edilmesi, gerçek olanın zihne girişini sağlar. ) ( Sahte olanın yıkımı şiddet değildir. ) ( Sahte olanın reddi özgürleştirici ve enerji vericidir. ) ( Sahte olan "Ben-im" duygusu değil, fakat kendinizi ne sandığınızdır. ) ( [Ar.] ... ile KALP ) ( ARTIFICIAL with FAKE ) ( The false is limited in time and space and is produced by circumstances. ) ( It is the nature of the false that it appears real for a moment. ) ( You cannot destroy the false, for you are creating it all the time. ) ( To see the false as false and abandon the false brings reality into being. ) ( It is the discarding the false that opens the way to the true. ) ( What you see as false, dissolves. ) ( Once you understand that the false needs time and what needs time is false, you are nearer the Reality, which is timeless, ever in the now. ) ( It is the clinging to the false that makes the true so difficult to see. ) ( Reality is common to all. Only the false is personal. ) ( The false dissolves when it is discovered. ) ( The discovery and abandonment of the false remove what prevents the real entering the mind. ) ( The destruction of the false is not violence. ) ( Renunciation of the false is liberating and energizing. ) ( It is not the "I am" that is false, but what you take yourself to be. ) - SAHTE ile/ve YANILSAMA ( FAKE with/and ILLUSION ) - GERÇEK ile SAHTE ( İlk/en başta küçük/düşük. İLE İlk/en başta büyük/yüksek. ) ( İlerledikçe/derinleştikçe yüce/ulaşılmaz. İLE İlerledikçe/derinleştikçe değersiz. ) - CÂLÎ ile CÂLİ' ile CA'LÎ ( Parlayan, cilalı. | Cilalayan, parlatan, temizleyen. | Sürgün eden. İLE Açık saçık (kadın. | Utanması kıt (adam). İLE Sahte, yapmacık, düzme. | [Fels.] Yapma.(ARTIFICE[Fr.]) ) - SANAL ile UYDURMA - UYDURMAK ile/değil/yerine UYARLAMAK ( TO IMPROVISE with/and TO ADAPT ) - SINIR ile SON ( BORDER/BOUNDARY with END ) - SINIR ile/ve GÜNEŞ SİSTEMİNİN SINIRLARININ ÖTESİ ( BORDER with/and ULTRAMUNDANE ) - SINIR ile/ve ÖTEKİ ( BOUNDARY with/and OTHER ) - SINIR ile KOTA ( BOUNDARY with QUOTA ) - KOTA ile/ve BARIŞ ( QUOTA with/and PEACE ) - SINIRLI ile SONLU - SINIRLI ile/ve KISITLI ( LIMITED with/and RESTRICTIVE ) - SINIRLI ile SEÇMELİ ( Sınırlı olanın sıra ile acı ve haz verici olması zorunludur. ) ( LIMITED with ELECTIVE/MULTIPLE-CHOICE ) ( The limited is bound to be painful and pleasant in turns. ) - SINIRLI/LIK ile YETERSİZ/LİK ( RESTRICTED/NESS with INFSUFFICIENCY ) - SINIRLILIK ile/ve TEKRAR ( RESTRICTEDNESS with/and REPETITION ) - SINIRSIZ ile/ve KAYNAĞI SINIRSIZDA OLAN SINIRLI ( UNLIMITED with/and THE LIMITED WHICH IN THE SOURCE OF UNLIMITED ) - SINIRLI ile/ve KAYNAĞI SINIRSIZDA OLAN SINIRLI ( LIMITED with/and THE LIMITED WHICH IN THE SOURCE OF UNLIMITED ) - SINIR(LI/SIZ) ile SON(LU/SUZ) ( Geometrik. İLE Aritmetik. ) - SINIRSIZ ile SONSUZ ( Bir gövdede odaklanmış sonsuz olansınız. ) ( Sonsuz bölünemez. ) ( Sonsuz sonsuzdan büyük ya da küçük olamaz. ) ( Sonsuzluk nicelik değildir. ) ( UNLIMITED with INFINITE ) - SONSUZ ile/ve BİREBİR - SONSUZ/LUK ile "ULAŞILAMAYAN"/"KÖTÜ" SONSUZ/LUK - SONSUZ ile/ve BİR ( INFINITE with/and ONE ) - SONSUZ ile/ve/= HERŞEY X HERŞEY ( INFINITE with/and/= EVERYTHING X EVERYTHING ) - SONSUZ ile/ve SINIRLI SONSUZ ( ~ İLE/VE Pi sayısı. ) ( Rasyonel. İLE/VE İrrasyonel. ) ( INFINITE with/and LIMITED INFINITE ) - SIFIR ile/ve SONSUZ ( ZERO with/and INFINITE ) - "SINIRLARI GENİŞLETMEK" ile "EŞİĞİ YÜKSELTMEK" ( "TO WIDEN LIMITS" with/and "TO RAISE THRESHOLD/EDGE" ) - "EŞİĞİNİ YÜKSELTMEK" ile/yerine KENDİNİ GELİŞTİRMEK ( Enerjisini doğru yönde kullanan kişi kendini geliştirmeyi bilir. ) ( "TO RAISE THRESHOLD/EDGE" with IMPROVEMENT THE SELF ) ( IMPROVEMENT THE SELF instead of "TO RAISE THRESHOLD/EDGE" ) - NÖTR ile BOŞ ( NEUTER with EMPTY ) - BOŞ ile KOF ( EMPTY/VACANT/VAIN/FUTILE with ROTTEN ) - YAKIN ile/ve/değil ARDIŞIK ( [not] NEAR with/and CONSECUTIVE ) - YAKIN ile/ve UZAK ( NEAR with/and FAR/DISTANT ) - UZAK ile BÜYÜK ( FAR/DISTANT with BIG ) - UZAK ile KÜÇÜK ( FAR/DISTANT with SMALL ) - UZAK ile İLERİ ( DISTANT with ADVANCED ) - UZAK ile GEREKSİZ ( DISTANT with UNNECESSARY ) - UZAK/LIK ile/ve BAĞIMSIZ/LIK ( DISTANCE with/and INDEPENDENCE ) - UZAKLAŞMAK ile YABANCILAŞMAK ( TO BE ESTRANGED with/and ALIENATION ) - YABANCILAŞMA ile/ve DUYARSIZLIK ( ALIENATION with/and INSENSITIVITY ) - YABANCILAŞMA ile/ve/> KORKU ( ALIENATION with/and/> FEAR ) - YABANCILAŞMA ile/ve/> YİTİM ( ALIENATION with/and/> LOSS ) - YABANCILAŞMA ile/ve/> YALAN ( ALIENATION with/and/> LIE ) - YABANCILAŞMA ile/ve YANILSAMA ( ALIENATION with/and ILLUSION ) - YABANCILAŞMA: Kendi özvarlığının yerine koymak. - YABANCILAŞMA ile/ve/> ÖZYİTİMİ ( ALIENATION with/and/> SELF-LOSS ) - YABANCILAŞMA ile/ve/<> ÖTEKİLEŞTİRME - YABANCILAŞMA ile/ve/<> İNKÂR ( ALIENATION with/and/<> TO DENY ) - GURBET ile/ve KURBİYET ( Yabancılaşma. İLE/VE Yabancılaşmaktan kurtulma. ) ( Yabancılaşma, bilinçlenme/şuur içindir. ) - AYRILMAK ile/ve UZAKLAŞMAK ( TO LEAVE with/and TO DIGRESS ) - AYRILIK ile/ve SON ( SEPERATENESS with/and THE LAST/FINAL/END/RESULT ) - AYRILIK ile/ve ALAN AYRILIĞI ( SEPARATENESS with/and FIELD SEPARATION ) - SAPMA ile/ve AYRILMA ( DEVIATION with/and DIVERGE ) - YAKIN HEDEF ile/ve UZAK HEDEF ( NEAR TARGET with/and FAR TARGET ) - "İLERİ" ile "GERİ" ( "FORWARD" with "BACKWARD" ) - ÖYLE, ÖYLE, ÖYLE, ... ile ÖYLE (DE) DEĞİL - ÖYLE DEMEK ile ÖYLE BİLMEK - ÖYLE OLDUĞU ANLAMINA GELMEK ile ÖYLE OLDUĞU ANLAMINA GELMEMEK - "DEMEK İSTEMEK" ile "DEMEYE GETİRMEK" - SİGORTA ile REASÜRANS ( INSURANCE with REINSURANCE ) - MESAİ ile VARDİYA ( TO WORK OVERTIME with SHIFT ) - GÜVENCE ile/ve DAYANAKÇA - GÜVENCE ile GARANTİ ( GUARANTEE with GUARANTY ) - GARANTİ ile/ve/değil/yerine TEDBİR ( [not] GUARANTEE with/and PRECAUTION ) ( PRECAUTION instead of GUARANTEE ) - KORUMA ile KALICILIK ( [Ar.] VİKAYE["ka" uzun okunur!]: Koruma, kayırma, esirgeme. | Herhangi bir hastalık için önleyici tedbir alma. İLE ... ) ( TO PROTECT/SAVE with PERMANENCE ) - KORUMAK ile ÖNEMSEMEK ( TO PROTECT/SAVE with TO CONSIDER ) - KORUMAK ile/ve SAKINMAK ( TO PROTECT/SAVE with/and TO AVOID ) - KORUMAK ile KOLLAMAK ( TO PROTECT/SAVE with TO WATCH FOR/TO PROTECT ) - KORUMAK ile/ve SÜRDÜRMEK ( TO PROTECT/SAVE with/and TO KEEP ON ) - KORUMAK ile SAHİP ÇIKMAK ( TO SAVE with TO CLAIM ) - SAKLAMAK ile KORUMAK ( TO HIDE with TO SAVE ) - KORUMAK ile KURTARMAK ( TO SAVE with TO REDEEM ) - KAYIT ile ZABIT (/TUTMAK) ( RECORD with PROCEEDING ) - YAYIN ile YAYIM ( Yayın, elektronik araçlarla gerçekleştirilen/sağlanan. İLE Yayım, kağıt üzerine basılarak gerçekleştirilen/sağlanan. ) ( BROADCAST with PUBLISHING ) - AYRINTI ile AYIRTI ( DETAIL with NUANCE ) - AYRINTI ile AYRIM ( DETAIL with DIFFERENTIATION ) - AYRINTI ile İNCELİK ( DETAIL with DELICACY ) - AYRINTI ile/ve ÖZEL ( DETAIL with/and SPECIAL ) - AYRINTI ile/ve DERİNLİK ( DETAIL with/and DEEPNESS ) - AYRINTI ve BASAMAK ( DETAIL and STEP ) - AYRINTI ile NÜANS ( ... İLE Resim sanatında renk ayrıntısı. ) ( DETAIL with NUANCE ) ( ... WITH Color detail in art. ) - AYRINTI/LAR ile/ve/yerine TEMEL İLKE/LER ( DETAIL/S with/and BASIC PRINCIPLE/S ) ( BASIC PRINCIPLE/S instead of DETAIL/S ) - TANIM ile/ve AYRIM ( DEFINITION with/and DIFFERENTATION ) - TANIM ile TARİF ( DEFINITION with DESCRIPTION ) - TANIM ile/ve KANIT ( DEFINITION with/and PROOF ) - KANIT ile/ve KAYNAK ( PROOF with/and SOURCE ) - ÖZEL ile/ve AYRINTI ( SPECIAL with/and DETAIL ) - "UZATMAK" ile/değil AYRINTIYA GİRMEK ( [not] "TO PROLONG" with TO FOCUS IN DETAILS ) - TAMAMI ile HER AYRINTISI ( ALL OF with EACH DETAIL OF ) - DOLU ile TAM ( FULL with COMPLETE ) - AYRIM ile AYIRIM ( DISTINGUISH with DIFFERENTIATION ) ( [Sansk.] ... ile VİBHAGA ) - AYRIM ile/ve SINIR ( DISTINGUISH with/and BOUNDARY ) - AYRIM ile/ve İLİŞKİ ( DISTINGUISH with/and RELATION ) - AYRIM ile/ve ANLAMLANDIRMA ( DISTINGUISH with/and TO GIVE A MEANING ) - AYRIK ile KOPUK ( SEPARATED with TORN ) - SAKLAMAK ile/değil AYIRMAK ( [not] TO HIDE with TO SEPARATE ) - KLÂSİK ile MODERN ( CLASSIC with MODERN ) - KLÂSİK ile ESKİ ( CLASSIC with OLD ) - KURUCU KLÂSİK ile BÜYÜK SENTEZ KLÂSİĞİ ile MEDENİYETLERİ YATAY/DİKEY(/HEM YATAY, HEM DİKEY) KESEN KLÂSİKLER ( FOUNDER CLASSIC with BIG SYNTHESIS CLASSIC with CLASSICS IN, TO CEASE THE CIVILIZATIONS VERTICAL/HORIZONTAL(/BOTH) ) - MODERN ile ÇAĞDAŞ ( MODERN with CONTEMPORARY ) - MODERN ile YENİ ( MODERN with NEW ) - KRONİK ile KALIP ( CHRONIC with PATTERN ) - KOŞUL ile/ve YASA ( [Ar.] ŞURÛT[< ŞERAİT, ŞART]: Şartlar. ile/ve ŞERİAT ) ( CONDITION with/and LAW ) - ŞART-I İNFİSÂHÎ ile/ve ŞART-TÂLİKÎ ( Bozucu şart. [Evimi eşime bağışlarım fakat benden önce ölürse ev benimdir.] İLE/VE Belirli bir zamana/koşula bağlı şart. [Eğer sınıfı geçersen bisiklet alırım.] ) - ŞART-I A'ZAM ile/ve ŞART-I BÂTIL ile/ve ŞART-I CÂİZ ile/ve ŞART-I LAĞV ile/ve ŞART-I MÜFSİD ile/ve ŞART-I MÜTEAHHİR ile/ve ŞART-I MÜTEÂRIZ ile/ve ŞART-I MÜTEKADDİM/EVVEL ile/ve ŞART-I NÂSİH ile/ve ŞART-I SÂNİ ile/ve ŞART-I SARÎH ile/ve ŞART-I TAKYÎDÎ ile/ve ŞART-I VÂKIF - ŞART (SÜRMEK) ile/değil/yerine RİCA (ETMEK) - KURAL ile/ve/> YASA ( İnsanda/yaşamda. İLE/VE/> Doğada. ) ( Tüzel/hukukî kabullere/kararlara her ne kadar "yasa" denilmişse de "kural"dırlar. ) ( SOLON [M.Ö. 640 - 559/8] ) ( RULE with/and/> LAW ) - KURAL ile/ve OLURLUK ( RULE with LAW ) - KURAL ile/ve İZLENCE - KURAL ile KAPRİS ( Kuraldan çok kuralcılığın, kraldan çok kralcılığın anlamı yoktur. ) ( RULE with CAPRICE/WHIM ) - KURAL KOYUCU/LUK ile/ve/değil/yerine KURAL BULUCU/LUK - YAZILI KURALLAR ile/ve YAZILI OLMAYAN KURALLAR ( WRITTEN RULES with/and UNWRITTEN RULES ) - KURAL/LILIK ile/ve NEDEN/SELLİK - KAPRİS ile GURUR ( CAPRICE/WHIM with PRIDE ) - YASA ile/ve YAPTIRIM ( KANUN ile/ve MÜEYYİDE ) ( LAW with/and SANCTION ) - YAPTIRIM ile/ve/değil DAYANAKÇA ( [not] SANCTION with/and THE BASE ON ) - YASA ile YÖNETMELİK ( LAW with STATUTES ) - YASA ile YÖNERGE ( LAW with DIRECTIVE ) - YASA ile MUTLAK ( LAW with ABSOLUTE ) - YASA ile/ve KUVVET ( LAW with/and STRENGTH/POWER ) - YASA ile/ve ARAÇ ( LAW with/and VEHICLE ) - YASA ile/ve UYUM ( LAW with/and HARMONY ) - YASA ile/ve OLGU ( LAW with/and FACT ) - YASA ve KUVVET ( Bilinçte. VE Doğada. ) ( LAW and POWER ) ( In consciousness. AND On nature. ) - MECELLE: Osmanlılar'da medenî yasa. - TEDVÎN[< DÎVÂN]: Dîvân şekline sokma. | Kitaplaştırma. | Yasalaştırma. [yazılı ve bütünlüklü hale getirilen kurallar][İng. CODIFICATION] - KUVVETLER AYRILIĞI ve/> AŞILMIŞ BİRLİK -@ AVRUPA ile AVRUPA BİRLİĞİ - MUTLAK/LIK ile DOĞRU/LUK ( Doğruluk ve eylemin birliği! ) ( ABSOLUTE/NESS with RIGHT/NESS ) - PRENSİP ile YASAK ( PRINCIPLE with FORBIDDEN ) - PRENSİP ile YÖNTEM ( PRINCIPLE with METHOD ) - YÖNTEM/METOD ile YOL ( METHOD with WAY ) - YÖNTEM ile YORDAM(MELEKE) ( METHOD with FACULTY ) - YÖNTEM ile YÖNTEMSİZ YÖNTEM ( METHOD with THE METHOD WITHOUT METHOD ) - YÖNTEM ile SÜREÇ ( METHOD with PROCESS ) - YÖNTEM ile/ve SORU ( Doğru bir yanıtı nasıl alabilirim? Doğru bir soru sorarak! ) ( Soru sorma, soru konusu yapılan alana ilişkin sorunların çözümü üzerine düşünüldüğünü gösterir. ) ( Bellekte toplanan unsurları kullanma süreci soru ya da sorunla başlar. ) ( METHOD with/and QUESTION ) ( How am I to get a true answer? By asking a true question! ) - TAKTİK ile YÖNTEM ( TACTICS with METHOD ) - TAKTİK ile STRATEJİ ( TACTICS with STRATEGY ) - TAKTİK ile "YOL" ( TACTICS with "PATH" ) - TEKNİK ile YÖNTEM ( TECHNIQUE with METHOD ) - YÖNTEM ile FORMÜL ( METHOD with FORMULA ) - "ALET" ile/ve YÖNTEM ( "VEHICLE" with/and METHOD ) - USULSÜZ ile HAKSIZ ( ILLEGAL with UNFAIR ) - OLUŞTURMAK ile OTURTMAK - BİNMEK ile ÜSTÜNE ÇIKMAK - KONSENSUS ile DİSİPLİN - DİSİPLİN ile KONTROL - DİSİPLİN ile/ve SORUMLULUK ( DISCIPLINE with/and RESPONSIBILITY ) - DİSİPLİN ve EDEB ( DISCIPLINE and BREEDING ) - MEMURLUKTA DİSİPLİN CEZALARI: UYARMA ile KINAMA ile KISA SÜRELİ DURDURMA ile UZUN SÜRELİ DURDURMA ile GEÇİCİ OLARAK GÖREVDEN ÇIKARMA ile MEMURLUKTAN ÇIKARMA - UYARMAK ile/ve/değil/yerine BİLGİLENDİRMEK - "DİSİPLİN" ile "STRES" ( DISCIPLINE with "STRESS" ) - ÇEŞİT ile/ve DİSİPLİN ( VARIETY with DISCIPLINE ) - CİDDİYET ile/ve DİSİPLİN ( İnsanın ciddiyeti, disiplinidir. ) ( SERIOUSNESS with/and DISCIPLINE ) - CİDDİYET ve SÜREKLİLİK ( SERIOUSNESS and CONTINUITY ) - DÜZEN ile/ve DENGE ( Düzenli bir hayat yaşayın ama onu kendi içinde bir amaç haline getirmeyin. ) ( SETTING/ORDER/REGULARITY with BALANCE ) ( Live an orderly life, but don't make it a goal by itself. ) - DENGE ve ADÂLET ( BALANCE and JUSTICE ) - DÜZEN ile/ve İLKE ( Olgun kişiler ilkesiz davranmaktan vazgeçerek kendilerine olan güveni ve meziyetlerini sağlamlaştırırlar. ) ( SETTING/ORDER/REGULARITY with/and PRINCIPLE ) - DÜZEN ile/ve DİZGE/SİSTEM ( Kurulabilir en geniş düşünce kalıpları. ) ( SETTING/ORDER/REGULARITY with/and SYSTEM ) - DÜZEN ile/ve TEKRAR ( ORDER with/and REPETITION ) - DÜZEN ile/ve UYGUNLUK ( ORDER with/and APPROPRIATENESS ) - DÜZEN ile/ve UYUM ( Düzen ve uyumu içinizde aramalısınız. ) ( ORDER with/and HARMONY ) ( To find order you must search within. ) - DÜZEN ile UYUMSAL ORAN ( REGULARITY with HARMONIOUS PROPORTION ) - DÜZEN ile SİMETRİ ( SETTING/ORDER/REGULARITY with SYMMETRY ) - SİMETRİ ile/ve GİZLİ SİMETRİ ( SYMMETRY with/and HIDDEN SYMMETRY ) - DÜZEN KURMAK ile STANDARTLARI OTURTMAK - DÜZEN ile OTOMATİĞE BAĞLAMAK ( REGULARITY with TO AUTOMATIZE ) - DÜZEN ile İSTİKRAR ( REGULARITY with STABILITY ) - DÜZEN ile İRÂDE ( REGULARITY with WILL ) - DÜZEN'İN: İÇTE ARANMASI ile DIŞTA ARANMASI ( İçinize yönelin ve ne olmadığınızı keşfedin. ) ( TO FIND ORDERLINESS: INSIDE/INSELF with OUTSIDE/OUTSELF ) ( Go within and discover what you are not. ) - DÜZEN ile/ve DİSİPLİN ( Disiplin için "Sevgiyle Disiplin-Fitzhugh Dodson-Kuraldışı Yay." kitabından yararlanmanızı salık veririz. ) ( REGULARITY with/and DISCIPLINE ) - AKIM ile DİSİPLİN ( CURRENT with DISCIPLINE ) - "AKIM" ile/ve/değil "DAMAR" - DİSİPLİN ile DİZGE ( DISCIPLINE with SYSTEM ) - DİSİPLİN ile KATILIK ( DISCIPLINE with STERNNESS ) - KIRILMA ile BOZULMA ( REFRACTION with TO PERISH ) - "KIRILMA" ile/ve "SIÇRAMA" - "BUNALIM" ile/ve "KIRILMA" - BOZULMA ile YOZLAŞMA ( TO PERISH with TO DEGENERATE ) - CEZÂ ile/ve DİSİPLİN ( Karşılık. İLE/VE Öğrenme. ) ( Ceza aynı hatayı yinelemeyi önlemelidir sadece. ) ( Cezalandıran ya da cezalandırılan siz olabilirsiniz ama, cezanın suça uygun olmasına özen gösterin. ) ( PUNISHMENT with/and DISCIPLINE ) - CEZA ile BEDEL ( PENALTY with WORTH ) - CEZA TÜZESİ(HUKUKU) ile/ve/değil ÖZGÜRLÜKLERİN TÜZESİ(HUKUKU) - DİSİPLİN ile TİTİZLİK ( DISCIPLINE with FASTIDIOUSNESS/FUSSINESS ) - DUYARLILIK/HASSASİYET ile TİTİZLİK ( Durumunuzun ne denli nazik olduğunu fark ettiğiniz anda zaten uyanık ve tetiksizsinizdir. ) ( SENSITIVENESS with FASTIDIOUSNESS/FUSSINESS ) ( The moment you have seen how fragile is your condition, you are already alert. ) - HASSASİYET ile/ve GÜÇ ( SENSITIVENESS with/and POWER ) - DÜZENSİZLİK ile KEŞMEKEŞLİK ( LACK OF REGULARITY with DISORDER ) - SUÇ ile KAZA ( CRIME with ACCIDENT ) - SUÇ ile/ve İHLÂL ( CÜRM-İ MEŞHÛD: Suçüstü. Gözönünde işlenen suç. ) ( CRIME with/and INFRINGEMENT ) - SUÇ TÜRLERİ'NDE: İCRAÎ ile/ve İHMÂLÎ ile/ve ŞEKLÎ ile/ve MADDÎ ile/ve ÂNİ ile/ve MÜTEMÂDÎ ile/ve BASİT ile/ve İTİYÂDÎ ile/ve MÜTESELSİL ile/ve MEVSUF ile/ve SİYASÎ ile/ve SOSYAL ( Yasanın yapılmasını yasakladığı eylemlerin yapılmasından kaynaklanan suçlar. İLE/VE Yasanın yapılmasını emrettiği eylemlerin yapılmamasından doğan suçlar. İLE/VE Suçun tamamlanması için sonucun türemesini yasanın şart koşmadığı suçlar. İLE/VE Suçun tamamlanması için sonucun meydana gelmesini yasanın şart kıldığı suçlar. İLE/VE İşlenmesiyle sonuçlanan suçlar. İLE/VE Eyleyenin(failin) hareket geçmesiyle sonuç bulmayarak icrası bir süre uzayan suçlar. [Başkasını yasadışı tutuklama ve hapis gibi.] İLE/VE Bir kez işlenmesiyle gerçekleşen, cezayı gerektiren suçlar. İLE/VE Bir kez işlenmesiyle ceza gerektirmeyen suçun oluşması için eylemin birkaç kez işlenmesi şart olan suçlar. İLE/VE Her biri başlı başına bir suç oluşturan fakat aynı suç kastının uygulanması dolayısıyla toplu bir suç sayılan eylemler. İLE/VE Kendilerinde yasal ağırlaştırıcı neden bulunan suçlar. İLE/VE Devletin iç ve dış düzenine karşı işlenen suçlar. İLE/VE Sosyal ve ekonomik alanlarda bazı amaçları gerçekleştirmek ya da bazı istekleri kabul ettirmek için başvurulan ve suç niteliğinde işlenen eylemler. [Siyasi suça benzese de ortak çıkarlara ait bir amaçla hareket edildiği iddia edilir.] ) - SUÇLAMA ile/"yerine" TESPİT ( TO BLAME with TO DETERMINE ) ( TO DETERMINE instead of TO BLAME ) - KAZA ile KASIT ( ACCIDENT with PURPOSE ) - KAZA ile FELÂKET ( ACCIDENT with DISASTER ) - DOĞAL FELÂKET/ÂFET ile/ve BEŞERÎ FELÂKET/ÂFET ( ... İLE/VE Savaş. ) ( Sonrasında nefret duygusu oluşturmaz. İLE/VE Sonrasında nefret uyandırır. ) ( NATURAL DISASTER with DISASTER BY HUMAN ) - GALİBİYET ve/> BOZGUN ( Yenilen kişi mutsuz olduğundan, galibiyet nefreti doğurur. Bu nedenle, galibiyeti ve bozgunu terkeden insan, sevinci bulur. ) ( VICTORY/TRIUMPH with/> ROUT/DEFEAT ) - GALİBİYET ile/ve/değil/yerine FETİH ( [not] VICTORY/TRIUMPH with/and CONQUEST ) ( CONQUEST instead of VICTORY/TRIUMPH ) - SAVAŞ ile/değil FETİH ( [not] WAR with CONQUEST ) - İŞGAL ile/değil FETİH ( [not] OCCUPATION with CONQUEST ) - TEHLİKE/Lİ ile RİSK/Lİ ( DANGER/OUS with RISK/Y ) - RİSK/MUHÂTARA[Ar. < HATAR] ile/ve CESARET ( RISK with/and COURAGE ) - RİSK ile/değil HEYECAN ( [not] RISK with EXCITEMENT ) - SABOTAJ ile KOMPLO ( SABOTAGE to(with) CONSPIRACY ) - GÜNAH ile AYIP ( SIN with SHAMEFUL ) - "AYIP" ile/ve/değil/yerine SAÇMA ( [not] "SHAMEFUL" with/and ABSURD ) ( ABSURD instead of "SHAMEFUL" ) - AYIP ile/ve/< ISTIRAP - HAŞMET ile HEYBET ( MAJESTY with GRANDEUR ) - YAYGIN ile BÜYÜK ( COMMON with BIG ) - YAYGIN ile ENDER/NADİR ( COMMON with UNCOMMON ) - NADİREN ile YERİ GELDİĞİNDE ( RARELY with CONGRUOUS ) - NEDEN ile KANIT ( Tek kanıtınız kendinizsiniz. ) ( REASON with PROOF ) ( Your only proof is in yourself. ) - NEDEN ile KAYNAK ( REASON with SOURCE ) - İLİŞKİLİ NEDEN ile DIŞTAKİ NEDEN ( RELATED REASON with EXTERIOR REASON ) - KAYNAK ile REFERANS ( SOURCE with REFERENCE ) - KAYNAK/LAR ile KİTAP/LAR ( SOURCE(S) with BOOK(S) ) - KİTAP ile/yerine/değil ESER ( ... İLE/YERİNE/DEĞİL Bir şeyin varlığına delâlet eden başka bir şeyin hasıl olması. Sonuç. ) ( [not] BOOK with WORK ) ( WORK instead of BOOK ) - KOKU ile PİSLİK ( STINKY with DIRT ) - GÜÇ ile CESARET ( POWER with COURAGE ) - GÜÇ ile DAYANAK ( POWER with SUPPORT/BASE ) - GÜÇ ile DİRENÇ ( POWER with RESISTANCE ) - GÜÇ ile/ve HAKİMİYET ( POWER with/and TO RULE/DOMINATE ) - GÜÇ ile/ve PSİKOLOJİK RAHATLAMA ( POWER with/and PSYCHOLOGICAL RELIEF ) - GÜÇ ile YETKİ ( Güç tecezzi(parçalanma) kabul etmez. ) ( POWER with AUTHORITY ) - GÜÇ ile ORGANİZE GÜÇ ( POWER with ORGANIZED POWER ) - DIŞLAŞMIŞ GÜÇ ile/ve GÜCÜN DIŞLAŞMIŞ OLANLARI ( EXTERNALIZED POWER with/and THE POWERS WHICH EXTERNALIZED ) - GÜÇLÜ ile YERLEŞİK ( POWERFUL/STRONG with SETTLED/PERMANENT ) - GÜÇLÜ ile DONANIMLI ( POWERFUL/STRONG with FACILITATED ) - ARMADA[İsp.]: DONANMA[Denizc.] - YERLEŞMEK ile/ve SAKİNLEŞMEK ( TO SETTLE DOWN with TO CALM DOWN ) - YERLEŞMEK ile "KURULMAK" ( TO SETTLE DOWN with "TO POSE/SWAGGER" ) - DAYANAK ile DAYANAKÇA - DİRENMEK ile/ve DAYANMAK ( TO RESIST with/and TO WITHSTAND ) - DAYAN(DIR)MAK ile "TAKILMAK" ( TO BASE ON with/and TO BE ATTACHED/AFFIXED ) - "GÜÇ" ile ZOR ( Zor durumlarda yılmamalı. ) ( Zor koşulları fark etmek iyiye işarettir, zarar getirmez. ) ( [Fars.] DÜŞVÂR ) ( DIFFICULT ) - KOLAY ile/ve UYGULAMA/PRATİK ( ÂSÂN ile/ve ... ) ( EASY with/and PRACTICAL ) - KOLAY ile/ve SIRADAN ( EASY with/and ORDINARY ) - KOLAY ile/ve EKONOMİK ( EASY with/and ECONOMICAL/LY ) - SIRADAN ile KLÂSİK ( ORDINARY with CLASSIC/AL ) - TEKDÜZE ile/ve/değil SIRADAN - KOLAY ile KOLAY DEĞİL ( EASY with NOT EASY ) - ZOR ile ZOR DEĞİL ( DIFFICULT with NOT DIFFICULT ) - ZOR yerine KOLAY DEĞİL ( NOT EASY instead of DIFFICULT ) - ZOR ile/ve/değil/yerine SORUNLU ( [not] DIFFICULT with/and PROBLEMATIC ) ( PROBLEMATIC instead of DIFFICULT ) - ZOR ile/ve/değil/yerine DÜŞÜK OLASILIKLI ( [not] DIFFICULT with/and LOW PROBABLE ) ( LOW PROBABLE instead of DIFFICULT ) - ZOR ile "AĞIR" ( DIFFICULT with "HEAVY" ) - ZOR ile OLANAKSIZ ( DIFFICULT with IMPOSSIBLE ) - ZORLUK ile/ve SIKINTI ( DIFFICULTY with/and DISTRESS/BOREDOM ) - ZORLAMA ile/ve DAYATMA ( COMPULSION with/and TO INSIST ) - ZORLAMA ile KANIRTMA ( COMPULSION with TO BEND, TO FORCE BACK ) - SIKICI ile/ve/değil ZORLAYICI - DAYATMA değil/yerine ESİNLENME ( [not] TO INSIST > TO BE INSPIRED ) ( TO BE INSPIRED instead of TO INSIST ) -@ DAYATMA ile BASTIRMA - KOLAY/LIK ile BASİT/LİK ( EASY/NESS with SIMPLE/NESS ) - KOLAYLAŞTIRMA ile PAZARLAMA ( TO FACILITATE with MARKETING ) - PAZARLAMA ile/ve/yerine SATIŞ ( Hazır olmayan ürünün satışa hazırlanması. İLE/VE/YERİNE Hazır olan ürünün sunulması. )" ( Kararı kişiye bıraktırmaz. İLE/VE/YERİNE Kararı kişiye bıraktırır. ) ( MARKETING with/and SALES ) ( SALES instead of MARKETING ) ( To prepare the unprepared product to sale. WITH/AND To serve the ready product. ) - PAZARLAMA ile/ve "KAKALAMA" - PAZARLAMA ile HİLE ( MARKETING with TRICK ) - İHRACAT ile/ve İTHALAT ( [Ar.] TASDÎR ile/ve İSTİRÂD ) ( EXPORT with/and IMPORT ) - HİLE ile/ve HESAP ( TRICK with/and CALCULATION ) - HİLE ile ŞİKE[Fr.] ( ... İLE Maddi ya da manevi bir çıkar karşılığı antlaşma ile bir maçın sonucunu değiştirme, uzlaşmalı spor karşılaşması yapma. | Bir çıkar karşılığında uzlaşarak bir iş yapma, aldatma. ) - BİR ŞEYİN: "HESABINI YAPIYOR OLMAK" ile/ve/değil AKLA GELİYOR OLMASI - MANİTA[İt., argo]: Tanışıyormuş gibi yaparak para sızdırma. Dolandırıcı. - KOLAY ULAŞIM ile YAKINLIK ( EASY REACH with CLOSENESS ) - PRATİK ile UYGULAMA[TATBİK/AT] ( PRACTICAL with APPLY ) - BASİTLEŞTİRME ile DEĞERSİZLEŞTİRME ( TO SIMPLIFY with TO LOSE ITS VALUE ) - BASİTLEŞTİRME ile/ve/değil DÜŞÜNCE ( [not] TO SIMPLIFY with/and TO THINK ) - YIKICI ile/ve KIYICI ( DESTRUCTIVE with/and CRUEL ) - SÖKÜP-KURMA ile YIKIP-YAPMA - ÇATIŞMA ile ÇAKIŞMA ( CLASH with COINCIDE ) - ÇATIŞMA ile "TAKIŞMA" ( ARGUMENT with "SQUABBLE" ) - ÇATIŞMA ile "AYRILMA" ( ARGUMENT with "SEPARATION" ) - ÇATIŞMA ile "GERİLİM" ( ARGUMENT with "TENSION" ) - ÇATIŞMA ile "KAPIŞMA" ( ARGUMENT with "TO FIGHT" ) - ÇATIŞMA ile/ve "İTİŞME" - İNİŞ-ÇIKIŞ ile ÇATIŞMA - BAŞKA ile ÖTEKİ ( OTHER with THE OTHER ) - BAŞKA/LIK ile FARK(LI/LIK) ( OTHER with DIFFERENCE ) - FARKLI ile İKİLİ(/ÇİFT) ( DIFFERENT with COUPLE ) - İKİ İKİ AYIRMAK ile ÇİFTLEŞTİRMEK ( TO SEPARATE IN PAIR with TO MAKE A PAIR ) - ÇİFTLEŞMEK ile EŞLEŞMEK ( TO BECOME A PAIR with TO MATCH ) - FARK ile ZIT ( DIFFERENCE with THE OPPOSITE ) - TERS ile ZIT ( WRONG with THE OPPOSITE ) - FARK ile İNCE ÇİZGİ ( DIFFERENCE with SLIGHT LINE ) - ÇATIŞMA ile "ZITLIK" ( ARGUMENT with THE BE OPPOSITE ) - ZIT/LIK ile OLUMSUZ/LUK ( CONTRARINESS with NEGATIVE/NESS ) - ZITLIK ile İKİLİK ( CONTRARINESS with DICHOTOMY/DUALITY ) - İKİLİK ile ÇELİŞKİ ( İkiliğin geçerli olmadığı âlemde her şey tamam, kendi kendisinin kanıtı, anlamı ve amacıdır. ) ( DICHOTOMY/DUALITY with CONTRADICTION ) ( In the realm of non-duality everything is complete, its own proof, meaning and purpose. ) - İKİCİLİK ile/ve/değil İKİLİK - EYTİŞİM(DİYALEKTİK) ile ZITLIK ( DIALECTIC with CONTRARINESS ) - EYTİŞİM ile ÇELİŞKİ ( DIALECTIC with CONTRADICTION ) - ŞİRK ile İKİLİK - FARK ile İKİLİK ( DIFFERENCE with DICHOTOMY/DUALITY ) - DEĞİŞİK/LİK ile FARKLI/LIK ( CHANGE/ALTERATION with DIFFERENCE ) - DEĞİŞİK/LİK ile İLGİNÇ/LİK ( CHANGE/ALTERATION with TO BECOME INTERESTED ) - DEGİŞİK/LİK ile ÖZEL/LİK ( CHANGE/ALTERATION with SPECIAL/ITY ) - İLGİNÇ ile ÖZEL ( INTERESTING with SPECIAL ) - ÖZELLİK ile GİZİL ( Gizil olan, düşünme yoluyla uygulayımsal/fiilî duruma gelir. ) ( SPECIALITY with POTENTIAL ) ( The potential becomes actual by thinking. ) - ÖZELLİK ile/ve GÜZELLİK ( SPECIALITY with/and BEAUTY ) - ÖZELLİK ile NİTELİK ( FEATURE with QUALITY ) - KARŞIT ile ÖTEKİ/ÖBÜR(DİĞER[Ar.]) ( OPPOSITE with OTHER ) - ÖTESİNDE ile DIŞINDA ( BEYOND with OUTSIDE ) - ÖTE ile/ve İLERİ ( FURTHER with/and FORWARD ) - DIŞINDA OLAN ile/ve/değil DIŞSALLAŞMIŞ OLAN ( [not] EXTERIOR with/and WHICH TO BECOME EXTERIORED ) - KARŞIT ile ÇELİŞİK ( OPPOSITE with CONTRADICTORY ) - "ÇİFTE STANDART" ile ÇELİŞKİ - ÇARENİN BULUNMASI/BULUN(A)MAMASI ile BAŞARI/BAŞARISIZLIK ( LACK OF REMEDY with SUCCESS/UNSUCCESSFULNESS ) - ÇARESİZLİK ile/yerine KOŞULSUZLUK ( HELPLESS with UNCONDITIONALNESS ) ( UNCONDITIONALNESS instead of HELPLESS ) -@@ ÇÖZÜM ile ÇARE ( Genel ya da kavramsal bir olguya işaret eder. İLE Belirli bir olgu ya da soruna işaret eder. ) @( [Fars.] ... ile BEYÂRİŞ ) ( SOLUTION with WAY/HELP ) - ÇÖZÜM ile YANIT ( Geciken yanıt yanlış yanıttır. ) ( Bir sorunun doğru çözümü, onun ancak evrensel, tarafsız bir araştırma ve sorgulama içinde çözümlenmesiyle bulunabilir. ) ( Her sorunun kökeni geçmişte, çözümü gelecektedir. ) ( SOLUTION with ANSWER/RESPONSE ) ( Delayed response is wrong response. ) ( Only in the dissolution of the problem in the universal solvents of enquiry and dispassion, can its right solution be found. ) - ÇÖZÜM ile İDEAL ( SOLUTION with IDEAL ) - İDEAL OLAN ile/ve GERÇEK OLAN ( Değişmeyen. İLE/VE Değişen. ) ( IDEAL with/and REALITY ) - İDEAL ile/ve MİSYON ( IDEAL with/and MISSION ) - ÇÖZÜMLEME ile/ve RAHATLATMA ( TO ANALYSE with/and TO RELIEVE/RELAX ) - ÇÖZÜMLEME ile/ve ÖZGÜRLEŞTİRME ( TO ANALYSE with/and TO FREE ) - ÇÖZÜMLEME/ANALİZ ile/ve ELEŞTİRİ ( ANALYSIS with/and CRITIQUE ) - YANIT ile KARŞILIK ( ANSWER with EQUIVALENT/RESPONSE ) - YANIT ile/ve AÇIKLAMA ( ANSWER with/and EXPLANATION ) - YANIT ile ONAY ( ANSWER with APPROVAL ) - YANIT ile/ve SORU ( Soruyu bulana kadar yanıtı bildiğimiz de, bilmediğimiz de ortaya çıkmaz. ) ( ANSWER with/and QUESTION ) - KARŞIT ile KARŞI-LIK ( OPPOSITE with TO OPPOSE ) - KARŞI ile YÖNELİK ( OPPOSITE with TO/DIRECTED ) - YÖNELİK ile DÖNÜK ( TO/DIRECTED with FACING ) - KARŞI ile KARŞILIK ( OPPOSITE with TO OPPOSE ) - KARŞILIK ile/ve ŞÜKRAN ( RESPONSE with/and GRATITUDE ) - KARŞILIKSIZ ile/ve KOŞULSUZ ( COMPLIMENTARY/GRATIS with/and UNCONDITIONAL ) - YAVAŞ YAVAŞ ile ADIM ADIM ( Olgun kişi kendini, küçük başlangıçları adım adım büyük başarılara dönüştürmeye adamıştır. ) ( En uzun yokculuklara bile, ufak bir adımla başlanır. ) ( İlk adım belki tavanı tepenize indirebilir, fakat az zamanda kargaşa bitecek ve barış ve sevinç gelecektir. ) ( Bir sonraki adımınızın ne olması gerektiği hakkında hiçbir zaman bilgisiz bırakılmadınız. ) ( Her adım, bir sonraki için yeterli enerji üretecektir. ) ( SLOWLY with STEP BY STEP ) ( The first steps may bring the roof down on your head, but soon the commotion will clear and there will be peace and joy. ) ( You are never left without knowing what your next step should be. ) ( Each step will generate enough energy for the next. ) - GERİ ile ARKA ( TO BACK with THE BACK ) - DENİZ TAŞITLARINDA: SANCAK ile/ve İSKELE ( Sağ taraf. İLE/VE Sol taraf. ) ( STARBOARD with/and PORT/PIER ) ( Right side. WITH/AND Left side. ) - PUPA: Geminin arkası. - ÇALIŞMA ile/ve ÜRETİM ( Siz çalışmayı sürdürün, tüm evren sizinle birlikte çalışacaktır. ) ( İyi olanı isteyin, o zaman tüm evren sizinle birlikte çalışacaktır. ) ( Çalışma ve bilgi elele yürümelidir. ) ( İnsanın tek kazancı, çalıştığıdır. ) ( Çalışan insanın kimseye zararı dokunmadığı gibi, ondan hem milleti, hem de insanlık yararlanır. ) ( Ya dünyayı bir oyun gibi görün ya da onun üzerinde var gücünüzle çalışın. Ya da her ikisini de yapın. ) ( Çalışmak zordur, gereksiz çalışmalardan kaçınmak ise daha da zordur. ) ( Neye gereksiniminiz olduğunu en iyi siz bilirsiniz. ) ( WORKING with/and PRODUCTION ) ( Work on, and the universe will work with you. ) ( You know best what you need! ) ( Work and knowledge should go hand in hand. ) ( Desire the good of all and the universe will work with you. ) ( LABORARE ESTORARE: ÇALIŞMAK İBADETTİR! ) - ÇALIŞMA ile ETKİN-LİK/FAALİYET ( Çalışma, bütün tarafından bütün içindir. İLE Etkin-lik, ego tarafından ego içindir. ) ( WORKING with ACTIVITY/ACTIVE-NESS ) ( Work is by the whole for the whole, activity is by oneself for oneself. ) - ÇALIŞMA ile SALT ETKİN-LİK ( WORKING with PURE ACTIVITY/ACTIVE-NESS ) - ÇALIŞMALARI: YOĞUNLAŞTIRMA ile/ve DERİNLEŞTİRME - KUTSALLIĞIN AŞKINLIĞI ile/ve KUTSALLIĞIN İÇKİNLİĞİ ( TRANSCENDENCE OF THE HOLINESS with/and IMMANENCE OF THE HOLINESS ) - KUTSAL ile/ve/değil BÜTÜNSEL/BÜTÜNLÜKLÜ - AŞKIN ile İÇKİN ( TRANSCENDENT with/and IMMANENT ) - İÇKİN ile/ve İÇSEL ( IMMANENT with/and INTERNAL ) - İÇSELLİK ile/ve KENDİLİK ( INNERNESS with/and SELFNESS ) - TECİM/TİCARET ile/ve ÜRETİM ( Üretim Geliştirme Aşamaları: Araştırma Gözlem Çözümleme Geliştirme Deneme Tecimleştirme/Ticarileştirme ) ( Exploration Screening Analysis Development Test phase Commercialisation ) ( COMMERCE with/and PRODUCTION ) - ÜRETMEK/YAPMAK ile HAZIR ALMAK ( TO PRODUCE/MAKE with TO BUY A READY PRODUCT ) - HAZIR değil/yerine EMEK ( [not] READY instead of LABOUR ) - ÜRETMEK ile YENİ BİR ŞEY ÜRETMEK ( TO PRODUCE with TO PRODUCE BRAND NEW ) - ÜRETİM/İMALÂT ve/> DÖNÜŞÜM ( PRODUCTION and/> TRANSFORMATION ) - İMALÂT ile/ve İCAT ( PRODUCTION with/and INVENTION ) - ÖYKÜNME ile YAPMACIK ( TETABBU' ile TEKELLÜF ) ( TO IMITATE with TO PRETEND ) - ETMEK ile KILMAK ( TO MAKE/DO with TO RENDER ) - VERİM ile/ve BEREKET ( Bereket maddeyle ölçülmez. ) ( YIELD with ABUNDANCE ) - VERİMLİLİK ve/> BAŞARI ( PRODUCTIVITY with/> SUCCESS ) - ÇALIŞMA ile/ve/<> VERİMLİLİK ( ONGUN: Çok verimli olan. | Yarar duruma gelmiş. | Mutlu. | Kutlu. | Totem. | Arma. ) ( WORKING with/and/<> PRODUCTIVITY ) - ÇALIŞMA ile/ve UĞRAŞMA ( Uğraşmak gerçek doğanızdır. ) ( Sonuç beklemeden uğraşın, hırstan yoksun bir çaba gösterin. ) ( WORKING with STRIVING ) ( Striving itself is your real nature. ) ( Strive without seeking, struggle without greed. ) - UĞRAŞMAK ile İLGİLENMEK ( TO STRIVE with TO INTEREST ) - ARAŞTIRMA YAPMAK ile ÇALIŞMA YAPMAK ( RESEARCH with TO STUDY/WORK ) - ENERJİ HARCAMAK/BOŞALTMAK ile ENERJİ DENGELEMEK ( SPENDING/RELEASING THE ENERGY with BALANCING THE ENERGY ) - DOL(DUR)MAK ile/ve BOŞAL(T)MAK ( TO (GET) FILL with/and TO DISCHARGE ) - OYALANMAK ile DÜŞKÜ/HOBİ ( TO DAWDLE with HOBBY ) - OYALANMAK ile/ve EĞLENMEK ( TO DAWDLE with/and TO ENJOY ) - ÜRETİM ile "DOĞUM" ( PRODUCTION with "BIRTH" ) - "DOĞUM" ile/ve GELİŞİM ( "BIRTH" with/and PROGRESS ) - "TARTMAK" ile DEĞERLENDİRMEK ( "TO WEIGH UP" with TO ESTIMATE ) - DEĞERLENDİRME ile NİTELENDİRME ( TO ESTIMATE with TO CHARACTERIZE/TO DESCRIBE ) - DEĞERLENDİRME ile HESAPLAMA ( TO ESTIMATE with TO RECKON ) - PLANLAMA ile/ve HESAPLAMA ( TO PLAN with/and TO RECKON ) - SAÇMAK ile/ve/değil DAĞITMAK ( [not] TO SCATTER with/and TO DISTRIBUTE ) - YAYMAK ile SAÇMAK ( TO EXTEND with TO SCATTER ) - YAYMAK ile DAĞITMAK ( TO EXTEND with TO DISTRIBUTE ) - YAYMAK ile GENİŞLETMEK ( EXTEND with TO WIDEN ) - AÇMAK ile GENİŞLETMEK ( TO OPEN with TO WIDEN ) - AÇMAK ile/ve SAÇMAK ( TO OPEN with/and TO SCATTER ) - GENİŞLEME ile/ve YAYILMA ( TO WIDEN with/and TO EXTEND ) - GENİŞLEME ile/ve FERAHLAMA ( TO WIDEN with/and TO BECOME SPACIOUS, TO FEEL RELIEVED ) - GENİŞLETME ile/ve SAĞLAMLAŞTIRMA ( TO GET WIDEN with/and TO STRENGTHEN/FORTIFY/CONSOLIDATE ) - ESPRİ ve ŞAKA ( [Ar.] LÂTÎFE ) ( [Fars.] LÂG ) ( WIT and JOKE ) - KOMİK ile GÜLÜNÇ ( COMIC and FUNNY ) - "SALATA" ile/değil/yerine KOMEDİ - KOMEDİ ile/ve VEHÂMET - AKICILIK ile SÜRÜKLEYİCİLİK ( [Sansk.] DRAVATRA ile ... ) - YALAN ile ŞAKA ( Dürûg-zen(yalancı) olursa bir evde, düzen olmaz o evde. ) ( Zekâ, doğruluk Hürmüz'ün; cehalet, yalan ise Ehrimen'in sıfatlarıdır. ) ( LIE with JOKE ) - YALAN ile FARKLILAŞTIRMA - YALAN ile/değil YANLIŞ ( [not] LIE with MISTAKE ) - YALAN ile AD/TANIM DEĞİŞTİRMEK ( LIE with TO RENAME ) - YALAN ile KITIR ( ... İLE Uydurma söz. ) ( LIE with FICTITIOUS WORD ) - YALAN SÖYLEMEK ile/ve/değil DOĞRUYU SÖYLEYEMEMEK ( [not] TO LIE with/and NOT TO SAY THE TRUTH ) - YALAN ile BAHANE ( LIE with PRETEXT ) - !YALAN ile !İFTİRA ( LIE with SLANDER ) - !İFTİRA ile KARALAMA ( [Ar.] BÜHTÂN, TASNÎ'[< SUN] ile ... ) - YALAN ile DOĞASINA UYGUN DAVRANMAK ( LIE with BEHAVE IN THE SELF OF NATURE ) - YALAN ile/değil ÜSTLENME ( [not] LIE with TO TAKE ON ) - YALAN ile KAMUFLAJ ( LIE with CAMOUFLAGE ) - DOĞRU OLMAYAN ile YALAN ( NOT TRUE with LIE ) - BAHANE ile MAZERET ( PRETEXT with EXCUSE ) - MAZERET ile/ve/değil AÇIKLAMA ( [not] EXCUSE with/and EXPLANATION ) - MAZERET ile/ve "MACERA" ( EXCUSE with/and "ADVENTURE" ) - BEYAZ YALAN ile KUYRUKLU YALAN - "ATMAK" ile "SALLAMAK" - ATMAK ile SATMAK - SAVURMAK ile SALLAMAK ( TO JOKE with TO HURL ) - ŞAKA YAPMAK ile LAUBALİLİK ( TO JOKE with SAUCINESS ) - "KALDIRMAK" ile "TAŞIMAK" - RAHATSIZ OLMAK ile GOCUNMAK ( TO BE DISTURBED with TO TAKE OFFENCE (AT) ) - RAHATSIZ EDİCİ ile İTİCİ ( DISTURBER with PUSHING ) - VERMEK ile ALMAK ( TO GIVE with TO TAKE ) - ALMAK ile SATIN ALMAK ( [Ar.] ... ile ŞİRÂ' ) ( TO TAKE with TO BUY ) - VERMEK/ALMAK ile PAYLAŞMAK ( Paylaşmak, zevki bir kat artırır. ) ( TO GIVE/TO TAKE with TO SHARE ) - KATILMAK ile/ve KARŞI DURMAMAK ( PARTICIPATION with/and NOT TO OPPOSE ) - KATILIM ile/ve PAYLAŞIM ( PARTICIPATION with/and TO SHARE ) - PAYLAŞIM ile/ve DAYANIŞMA ( SHARING with/and SOLIDARITY ) - PAYLAŞMAK ile/ve BÖLÜŞMEK ( Bu kurda, bu kuşa, bu da nasip olursa bana. ) ( SEHÎM[< SEHM]: Kısım, hisse, pay. ) ( TO SHARE with DIVIDE UP AMONG ) - "HAVA ATMAK" ile/değil/yerine PAYLAŞMAK ( [not] "TO SHOW OFF" with TO SHARE ) ( TO SHARE instead of "TO SHOW OFF" ) - YAYMAK ile PAYLAŞMAK ( TO EXTEND with TO SHARE ) - SERGİLEMEK ile PAYLAŞMAK ( TO EXHIBIT/DISPLAY with TO SHARE ) - GÖSTERİ(M) ile PAYLAŞIM ( PROJECTION with SHARING ) - YOĞUNLUK ile/ve PAYLAŞIM ( DENSITY with/and SHARING ) - ARAMAK ile/ve PAYLAŞMAK ( TO SEARCH with/and TO SHARE ) - ALANINI TANIMAK ile/ve PAYLAŞIM ( TO KNOW THE FIELD with/and SHARING ) - "ÖRNEK ALMAK" ile "DERS ALMAK" - "ÖRNEK ALMAK" ile/ve ÖYKÜNMEK - MODEL ile ÖRNEK ( MODEL with/and SAMPLE ) - ÖRNEK ile/ve AÇIKLAMA ( SAMPLE with/and EXPLANATION ) -@@ PAYLAŞILABİLEN ile ÖZEL OLAN ( [Ar.] NASÎB: Pay, kısmet. ) ( SİHAN: Hisseler. ) @( [Fars.] BERHÛR: Hisse, nasip, pay. ) ( SHARABLE with SPECIAL ) - PAYLAŞILABİLECEK ile PAYLAŞILAMAYACAK ( POSSIBLE TO SHARE with NOT POSSIBLE TO SHARE ) - GÖSTERİ ile GÖSTERİŞ (YAPMAK) ( ... ile KEVKEBE, KOSTAKLANMAK ) ( SHOW with TO SHOW OFF ) - DIŞAVURUM ile PAYLAŞIM ( EXPRESSION with SHARING ) - DIŞAVURUM ile HAYKIRIŞ ( EXPRESSION with SHOUT ) - DIŞAVURUM ile DIŞKI ( EXPRESSION with FECES/EXCREMENT ) - PAYLAŞMAK ile/ve PASLAŞMAK ( TO SHARE with/and TO PASS EACHOTHER ) - YER VERMEK ile DEĞER VERMEK ( GIVING PLACE with GIVING VALUE ) - DEĞERİNİ BİLMEK ile ELİNDE TUTMAYA ÇALIŞMAK ( TO KNOW THE VALUE OF ... with TRYING TO HOLD ) - ÇEKMEK ile ALIKOYMAK ( TO PULL PLACE with TO DETAIN ) - DEĞER ile ANLAM ile KARŞILIK ( WORTH with MEANING with EQUIVALENT ) - BEDEL ile KARŞILIK ( Olumsuz(lar)da. Ödenir. İLE Olumlu(lar)da. Sağlanır/Bulunur. ) ( PRICE with EQUIVALENT ) ( [Samoa dilinde] ... ile ALOFA ) - DEĞER ile KRİTER ( WORTH with CRITERION ) - KRİTER ile/ve BİLGİ BİRİKİMİ ( CRITERION with/and KNOWLEDGE ) - HATIR ile DEĞER ( INFLUENCE/CONSIDERATION with/and WORTH ) - TATMİN ETMEK ile DİNDİRMEK ( TO SATISFY with TO QUENCH ) - DİNDİRMEK ile GİDERMEK ( TO QUENCH with TO CEASE/STOP ) - GİDERMEK ile KARŞILAMAK ( TO CEASE/STOP with TO COVER ) - KARŞILA(YA)(MA)MAK ile "KALDIR(A)(MA)MAK" - AZAL(T)MA ile/ve ÇOĞAL(T)MA ( TO DECREASE with/and TO INCREASE ) - AZALMA ile/ve BOZULMA ( TO DECREASE with/and TO BREAK DOWN ) - ÇOĞALTMAK ile/ve ARTIRMAK ( TO INCREASE with/and SAVING/ECONOMIZING ) - ARTIRMA ile/ve İLERLEME ( SAVING/ECONOMIZING with/and PROGRESS ) - KISIR DÖNGÜYE NEDEN OLAN ile/yerine ARTIRMAYI SAĞLAYAN ( WHICH THE REASON TO VICIOUS CIRCLE with/and WHICH TO GET TO SAVING ) - KISIR DÖNGÜ ile/değil YAYILMA - SOYMAK ile SIYIRMAK ( TO SHELL/PEEL with TO PEEL OFF ) -@ AYIRMAK ile/değil SIYIRMAK ( [not] TO SEPERATE with TO PEEL OFF ) - RENK/LER ve ZEVK/LER ( COLO(U)R/S and ENJOYMENT ) ( [sansk.] RUPA ve ... ) - RENK/LER ile/ve RENK/LER ile/ve/değil TON/LARI ( [not] COLO(U)RS with COLO(U)RS with/[but] TONES ) - NESNELERİN RENKLERDE: EMME ile/ve YANSITMA ( ABSORPTION with/and TO REFLECT (ON OBJECTS ABOUT COLORS) ) - SATURATION: Rengin tokluğu. ( Saf renkler, tok renklerdir. ) - AGBES: Kül rengi. - İŞ HAYATI ile/ve/<> ÖZEL HAYAT ( Hayat-veren kaynağa ulaşıncaya dek, su olmayan herşeyi atarsınız. ) ( BUSINESS LIFE with/and/<> PRIVATE LIFE ) ( You reject all that is not water, till you reach the life-giving spring. ) - ÖZEL HAT ile ÖZEL HAYAT ( PRIVATE LINE with PRIVATE LIFE ) - ÖZEL ile KİŞİSEL ( PRIVATE with PERSONAL ) - İÇERİK ile/ve BAĞLAM ( CONTENT with/and CONTEXT ) - BAĞLAM ile/ve AÇI ( CONTEXT with/and ANGLE ) - "ÇERÇEVE"[Fars.] ile BAĞLAM ( [Fars.] ÇÂR-ÇÛBE [ÇÂR: Dört. | ÇÛBE: Oklava.] ile ... ) ( "FRAME" with CONTEXT ) - KARŞI ile ÖTEKİ/ÖBÜR(DİĞER) ( OPPOSITE with OTHER ) - İNDİRMEK ile İNDİRGEMEK - DARALTMA ile İNDİRGEME ( TO NARROW with REDUCTION ) - İNDİRGEME ile/ve İHMAL ( TO REDUCE with/and NEGLIGENCE ) - !YAĞMA ile !TALAN ( !LOOTING with !PILLEGE ) - İNDİRİM ile BİNDİRİM ( DISCOUNT/REDUCTION with TO ADD ON ) - ... İÇİN ile ... OLARAK ( FOR ... with AS BEING ... ) - ... ADINA ile ... İÇİN ( IN THE NAME OF ... with FOR ... ) - ARGO ile KÜFÜR ( SLANG with SWEARWORD ) - SAÇMA ile ABARTI ( ABSURD with EXAGGERATION ) - SAÇMA ile ABES ( ABSURD with IMPROPER/UNREASONABLE ) - OLMASI GEREKEN KADAR ile ABARTI ( UP TO IT'S NEEDS with EXAGGERATION ) - ABARTMA ile AĞDALAMA ( EXAGGERATION with HIGH-FLOW/BOMBASTIC ) - ABARTMAK ile/değil "ALTINI ÇİZMEK" ( [not] EXAGGERATION with "TO UNDERLINE/EMPHASIZE" ) - ABARTMAK ile "KAÇIRMAK" - DOZUNU KAÇIRMAK ile ABARTMAK ( TO OVERDO with TO EXAGGERATE ) - ZIRVALAMAK ile SAÇMALAMAK ( TO TALK NONSENSE/ROT with TO BULLSHIT ) - GEREKSİZ TEKRAR(TOTOLOJİ) ile SAÇMALAMAK ( TAUTOLOGY with TO BULLSHIT ) - İLERLEME ile GELİŞME ile DEĞİŞME ( İlerlemenin yolu sakin bir ısrarlılıkta yatar. ) ( ADVANCE with PROGRESS/DEVELOPMENT/IMPROVEMENT with CHANGE ) - İLERLEME ile DERİNLEŞME ( ADVANCE with TO DEEPEN ) - İLERLEMEK ile "YANAŞMAK" ( ADVANCE with "TO COME CLOSER" ) - "YANAŞMAK" ile/ve YARANMAK ( "TO COME CLOSER" with/and TO CURRY FAVOUR WITH ) - YARANMAK ile/ve YARAŞMAK - GELİŞMEKTE OLAN ile GELİŞMEMİŞ ( TO MATURE with IMMATURE ) - EKLEMEK/ÇIKARMAK ile DEĞİŞTİRMEK ( TO ADD/EXTRACT with TO CHANGE ) - EKLEMEK ile/ve YÜKLEMEK ( TO ADD with/and TO LOAD ) - EKLEMLİ ile/ve/değil YANINDA ( [not] ARTICULATED with/and BESIDE ) - KARMAŞA ile KARGAŞA ( Kavram ve/veya olgularda. İLE İnsanlar arasında. ) ( Karmaşa görünüşte ve sözlerdedir. Var olan vardır. O ne nesnel ne de özneldir. Madde ve zihin ayrı değildirler, onlar tek enerjinin yüzleridir. Zihne maddenin fonksiyonu olarak bakın, işte size bilim; maddeye zihnin ürünü diye bakın, işte size din. ) ( [Fars.] ... ile ŞÛRİŞ ) ( CONFUSION with TUMULT/ANARCHY ) ( About concepts and/or facts. WITH Between people. ) ( The confusion is apparent and purely verbal. What is, is. It is neither subjective nor objective. Matter and mind are not separate, they are aspects of one energy. Look at the mind as a function of matter and you have science; look at matter as the product of the mind and you have religion. ) - KARMAŞA ile/ve DÖNÜŞÜM ( CONFUSION with/and TRANSFORMATION ) - KARGAŞA ile/ve ARBEDE ( TUMULT/ANARCHY with/and ROW ) - KARGAŞA ile CURCUNA ( TUMULT/ANARCHY with NOISY CONFUSION ) - KARGAŞA ile GALEYÂN[Ar.] ( ... İLE Kaynama, çalkalanma, coşma. ) ( TUMULT/ANARCHY with RAGE, AGITATION ) - KARGAŞA ile/ve TELAŞ ( TUMULT/ANARCHY with/and HURRY ) - KARAMBOL ile/ve KARGAŞA - ENTROPİ ile KARGAŞA ile KANSER ( Doğada. | Nesnelerde. İLE Toplumda. İLE Biyolojide. ) - KARMAŞIK/LIK ile ÇAPRAŞIK/LIK ( TÂR Ü MÂR[Fars.]: Karmakarışık; dağınık, perişan. ) ( COMPLEX/COMPLICATED with CONFUSED ) - KARMAŞIK ile/ve/değil ÇEŞİTLİ ( [not] COMPLEX/COMPLICATED with/and VARIOUS ) - KARIŞIK ile/ve/değil KARMAŞIK ( [not] MIXED with/and COMPLICATED ) - KARIŞIK ile/ve/değil DAĞINIK ( [not] MIXED with/and MESSY ) - KOMPLEKS ile/ve MÜCADELE - KOMPLEKS ile KARMAŞA - KOMPLEKS ile RAFİNE - KARMAŞIK YAPININ DEĞERİNİ DÜŞÜRMEK ile/değil/yerine KARMAŞIK YAPIYI, BASİT/KOLAY ÇÖZÜMLE ÇÖZMEK - DÜZEN ile KAOS ( ORDER with CHAOS ) - MAKSİMUM ile EN GEÇ - DÜŞMEK ile İNMEK ( TO FALL DOWN with TO COME DOWN ) - "İNMEK" ile/ve YOĞUNLAŞMAK ( "TO DESCEND" with/and TO INTENSIFY ) - "ÇIKMAK" ile/ve "İNCELMEK" ( "TO ASCEND" with/and "TO BE REFINED" ) - ÇIKMAK ile YÜKSELMEK ( TO CLIMB UP with TO RISE ) - "DOLANDIRMAK" ile "UZATMAK" ( "TO BUNK" with "TO PROLONG" ) - DOLANDIRMAK ile DOLAŞTIRMAK - DOGMA ile DOĞMA - DOGMA ile YARGI ( DOGMA with JUDGEMENT ) - DOGMA ile VARGI ( DOGMA with VERDICT ) - DOGMA ile NAS - DOĞUM ile DOĞUŞ - TEPE ile DORUK/ZİRVE ( Dorukta tüm yollar aşağı doğru götürür. ) ( TOP with SUMMIT ) ( From the summit all roads lead downwards. ) - ZİRVE ile SON SINIR - SİYASET ile SİYASAL ( Politika gerçekleri yadsıyıp, yalan söylemek değil, gerçeklerin istediğiniz yanını göstermesidir. ) - SİYASİ KRİZ ile/ve EKONOMİK(İKTİSADİ) KRİZ ile/ve KÜLTÜREL KRİZ - KUŞATMAK ile/ve KİLİTLEMEK - TEMSİLCİ DEMOKRASİ ile/yerine KATILIMCI DEMOKRASİ ( REPRESENTATIVE DEMOCRACY with PARTICIPATIVE DEMOCRACY ) ( PARTICIPATIVE DEMOCRACY instead of REPRESENTATIVE DEMOCRACY ) - DEMOKRASİ ile/ve TEMSİLÎ DEMOKRASİ ( 500 kişiye kadar uygulanabilen. İLE/VE Temsilcilerle uygulanabilen. ) - DEMOKRASİ ile/ve/değil !SIRA - TOBAR İLKESİ: Bir iktidar, anayasaya aykırı bir yol ile [hükümet darbesi vb.] el değiştirdiğinde, yeni iktidar, ulus tarafından kendi temsilcisi olarak kabul edilmedikçe öteki devletlerce o hükümetin tanınmaması ilkesi. [Ekvator Dışişleri Bakanı Dr. Tobar tarafından] [15 Mart 1907] - TRİUMVİRA: Üç kişilik kurul tarafından yönetilen hükümet şekli. [Pompée, Cesar ve Crassus'un iktidar olmak için kurdukları siyasi birliğe verdikleri ad.] [Cesar öldürülünce Octavius, Antoine ve Lepidus yeni bir triumvira kurmuşlardı] - LAİKLİK ile SEKÜLERLİK ( Yönetim biçimi. İLE Dindışılık. ) ( LAICISM with SECULARISM ) ( Management style. WITH To be out/far of religion. ) - IRKÇI MİLLİYETÇİLİK ile ETNİK MİLLİYETÇİLİK ile KÜLTÜREL MİLLİYETÇİLİK ile VATAN MİLLİYETÇİLİĞİ - ŞU'ÛBİYYE: MİLLİYETÇİLİK - SİYASET ile İLM-İ SİYASE/T - CEZA ile/ve YAPTIRIM ( PUNISHMENT with/and SANCTION ) ( [Samoa dilinde] FALE PUİ PUİ: Cezaevi. ) - NİKÂH ile/ve DÜĞÜN - RÜYÂ ile KÂBUS ( HÂB ile ... ) ( DREAM with NIGHTMARE ) - GÖRÜRSEM ile GÖRDÜĞÜMDE - EK ile FAZLA ( ADDITION with EXCESS ) - EK ile KATKI ( ADDITIONAL with CONTRIBUTION ) - EK ile/ve İLİNEK - KIYAK ile/ve/değil/yerine KATKI ( [not] "FAVOUR" with/and CONTRIBUTION/ADDITION ) ( CONTRIBUTION/ADDITION instead of "FAVOUR" ) - 1 ile 2 ile ÇOK ( 1 with 2 with MANY ) - 1 ve 2 ve 3 ( Belirsiz. VE Sonsuza gider. VE Belirli. ) ( Undefined. AND Goes to infinite. AND Defined. ) - FAZLA ile ÇOK ( EXCESS with MANY ) - FAZLA ile/ve SORUN ( EXCESS with/and PROBLEM ) - FAZLA ile ARTIK ( EXCESS with/and WASTE ) - FAZLA ile/ve ÇEŞİTLİ ( EXCESS with/and VARIOUS ) - GEREKSİZ ile FAZLA(DAN) ( Kişinin gereksinimleri dış koşullara karşın aynı kalmalıdır. ) ( UNNECESSARY/LACK OF NEED/WASTE with EXCESS(/EXTRA) ) - GEREKSİZ ile/ve OLUMSUZ - DAHA ile ÇOK ( MORE with MUCH/MANY ) - FİYASKO ile/ve SKANDAL ( ... İLE/VE Ayıp sayılacak bir durumun çıkaracağı gürültü. ) ( Böyle kuşun, böyle kuyruğu olur. ) ( FIASCO with/and SCANDAL ) - FAZLA ile ÖTE ( MORE with BEYOND ) - ÜSTÜN ile/ve/değil ÖTE ( [not] SUPERIOR with/and BEYOND ) - ÜSTÜNLÜK ile/değil/yerine ÖNCELİK - "ÜSTÜNLÜK" ile/ve/değil FARK - ATIK ile FAZLALIK ( WASTE with EXCESS ) -@ ARTIK ile FAZLALIK ( [Fars.] BÎŞ ile BÎŞÎ ) ( ... with EXCESS ) -@@ ÇOK ile BOL ( ... ile VÜS'AT[: Genişlik, bolluk. | Para durumu. | Boş meydan, fırsat. | Genlik.] ) @@( [Fars.] BİSYÂR ile GÜMRÂH ) ( A LOT with ABUNDANCE ) - ÇOK ile BOL BOL ( A LOT with ABUNDANTLY/AMBLY ) - ÇOK ile HIZLI ( A LOT with RAPID ) - ÇOK ile PEK ( MANY/MUCH with VERY/QUITE ) - ... ÇOK GELİŞİYOR ile ... HIZLI GELİŞİYOR - ÇOK ile SÜREKLİ ( A LOT with CONTINUAL ) - ÇOKLUK ile SÜREKLİLİK ( ABUNDANCE with CONTINUITY ) - ÇOK ile SIK SIK ( A LOT with OFTEN ) - DİZGE ile SÜREKLİLİK ( SYSTEM with CONTINUITY ) - DÜZEN ile SÜREKLİLİK ( ORDER with CONTINUITY ) - HIZLI ile KISA ( FAST with SHORT ) - ESNEK ile HIZLI ( FLEXIBLE with FAST ) - MUCİZEVİ ile HIZLICA ( MAGICLY with INSTANTLY ) - YOĞUN ile BOL ( DENSE/INTENSIVE with ABUNDANT/AMPLE ) - GEVŞEK ile BOL ( LOOSE with TOO LARGE ) - DÜŞÜK ile HAFİF/YEĞNİ ( LOW with LIGHT ) - YOĞUN ile "AĞIR" ( DENSE with "HEAVY" ) - YOĞUN ile "YÜKSEK" - DOLU ile YOĞUN ( FULL with DENSE ) - SERT/LİK ile YOĞUN/LUK - KESKİN ile YOĞUN ( PUNGENT with DENSE ) - "YÜKLÜ PROGRAM" ile "YOĞUN PROGRAM" - YOĞUN ile MEŞGUL ( DENSE with BUSY ) - "KESKİN" ile BASKIN ( "SHARP" with DOMINANT ) - "KESKİN" ile/ve/değil/yerine BELİRGİN ( [not] "SHARP" with/and CLEAR ) ( CLEAR instead of "SHARP" ) - BASKIN ile YOĞUN ( DOMINANT with INTENSE ) - BASKIN ile/ve YAYGIN ( DOMINANT with/and WIDESPREAD/COMMON ) - "OLDUKÇA" ile "İYİCE" ( "QUITE/FAIRLY" with "COMPLETELY" ) - ÇEŞİTLİ/LİK ile ÇOK/LUK ( Çeşitlilik içinde birlik doğaldır ve iyidir. ) ( VARIATION/DIVERSITY with ABUNDANCE ) ( Unity in diversity is natural and good. ) - ÇEŞİTLİLİK ile/yerine MÜZİK ( Çeşitlilik alışkanlıklarda aşırılık doğurur, gövdede ise hastalık. İLE/YERİNE Müzikte sadelik, kişilere ağırbaşlılık, gövde eğitiminde ise gövdelere sağlık verir. ) - ÇEŞİT ile TÜR ( VARIETY with KIND ) - SAYI ile ÇEŞİT ( NUMBER with KIND ) - STİL ile TİP ( STYLE with TYPE ) - TÜR ile TİP ( KIND with TYPE ) - TÜR ile NİTELİK ( KIND with CHARACTER ) - TÜR ile İŞLEV ( KIND with FUNCTION ) - TÜR ile AŞAMA ( KIND with PHASE ) - TÜR ile BÖLÜM ( Bir tür olan şey, zorunlu olarak bir bölümdür fakat bir bölümün aynı zamanda bir tür olması zorunlu değildir. ) ( KIND with PART ) - İŞLEV ile UYGUNLUK ( FUNCTION with APPROPRIATENESS ) - İŞ ile/ve İŞLEV ( WORK with FUNCTION ) - İFÂ[Ar. < VEFÂ] ile/ve İS'ÂF ( Bir işi yerine getirme. İLE/VE Birinin isteğini kabul edip yerine getirme. ) - İFÂ[Ar. < VEFÂ] ile/ve EDÂ' ( Bir işi yerine getirme. İLE/VE Yerine getirme. | Ödemek. ) - VEFÂ ile/ve/<> HİLM ( Sözünde durma, sözünü yerine getirme. | Dostluğu devam ettirme. | Onun yanındayken nasılsan, uzaktayken de aynı olmak. İLE/VE/<> İnsanın doğasında olan yumuşaklık. ) ( Doğanızdaki yumuşaklığı anımsayarak kimseye hesap/borç takmayın! ) - UYGUNLUK ile/ve GEÇERLİLİK ( APPROPRIATENESS with/and VALIDITY ) - ÜSTÜN/LÜK ile/değil FARKLI/LIK ( [not] SUPERIOR/ITY with DIFFERENT/DIFFERENCE, DIVERSITY ) - ÜSTÜNLÜK ile/yerine ÇEŞİTLİLİK ( SUPERIOR/ITY with VARIETY ) ( VARIETY instead of SUPERIOR/ITY ) - CİNS ile TÜR ( TYPE with KIND ) - 7'LER('İ)/7'S - DAVA ile/ve DAVET ( TRIAL with/and SUMMON/SUMMONS ) - DAVA ile/ve DELİL ile/ve İSPAT ( TRIAL with/and PROOF with/and TO PROVE ) - İŞARET ile DELİL ( SIGN with PROOF ) - DELİL ile/ve DAYANAK ( PROOF with/and BASE ) - "SÜREKLİ/HABİRE" ile "DURMADAN" ( Önemli olan durdurmaktır, neyi durduracağınız değil. ) ( "CONTINUOUS" with "NONSTOP" ) ( It is the cessation that is important, not what you are going to stop. ) - "ÜSTÜNDE DURMAMA" ile GEÇİŞTİRME ( "NOT TO INSIST" with TO AVOID ) - ARKATASAR ile ZEMİN ( BACKGROUND with GROUND ) - ARKATASAR/ARKAPLAN ile ALTYAPI ( BACKGROUND with SUBSTRUCTURE ) - PLATFORM ile ALTYAPI ( PLATFORM with SUBSTRUCTURE ) - ZEMİN ile ALTYAPI ( GROUND with SUBSTRUCTURE ) - YAPI ile/ve KALIP ( Sınırlama ve zorlama anlamına gelebilir. ) ( Enerjinizi ve zamanınızı, zihninizin sizin çevrenizde örmüş olduğu duvarı yıkmak için saklamalısınız. ) ( STRUCTURE with/and MOULD/MATRIX/PATTERN ) ( Save all your energies and time for breaking the wall your mind had built around you. ) - ORTALIKTA DURAN ile ORTALIKTA DÖNEN ( STANDS AROUND with TURNINGS AROUND ) - OCAK ile KUCAK ile TUZAK ( [Fars.] ... ile ... ile DÂM ) - TAŞ ile/ve YAŞ ile/ve BAŞ ( Taşa, başa, yaşa oturmamak gerek. ) ( STONE with/and WET with/and HEAD ) ( Do not sit/stand on/at stone, wet, head! ) - DEVLET ile HÜKÜMET ( STATE with GOVERNMENT ) - BÜROKRASİ ile "DERİN DEVLET" ( BUREAUCRACY with "DEEP STATE" ) - MÜLK ile DEVLET - AMBARGO ile SANSÜR ( EMBARGO with CENSORSHIP ) - SANSÜR ile/ve/değil/yerine DİSİPLİN ( [not] CENSORSHIP with/and DISCIPLINE ) ( DISCIPLINE instead of CENSORSHIP ) - UYANIK ile AYIK ( AWAKE with SOBER ) - AYIRDINDALIK ile UYANIKLIK ( DISTINGUISHNESS with AWAKENESS ) - HAVA ile/ve SOLUK/NEFES ( WEATHER with/and AIR ) - AÇILIŞ ile/değil AÇIŞ ( [not] OPENING with TO OPEN ) ( [Çince] PI ile/ve ... ) - AÇILIŞ KONUŞMASI değil AÇIŞ KONUŞMASI - BÜYÜTMEK ile BÜYÜLTMEK - BÜYÜLTMEK ile/ve/=/> KÜÇÜLTMEK ( TO ENLARGE with/and/=/> TO LOWER ) - ETKİ ile/ve YANKI ( EFFECT with/and ECHO ) - YANKI(LANMA) ile YANSI(MA) ( ... ile İN'İKÂS[< AKS] ) ( ECHO with REFLECTION ) - YANSIMA ile/ve "SIRITMA" ( REFLECTION with/and "TO BECOME APPARENT" ) - AYNA ile/ve YANSIMA ( MIRROR with/and REFLECTION ) - YANSIMA ile/ve GÖSTERGE ( REFLECTION with/and SIGN ) - YANSIMA ile/ve DERİNLİK ( REFLECTION with/and DEPTH ) - YANSIMA ile/ve KARŞILIK BULMA ( REFLECTION with/and CORRESPONDENCE ) - YANSIMA ile/değil UZANTI ( [not] REFLECTION with EXTENSION ) - GİRME ile YANSIMA ( TO PARTICIPATE with/and REFLECTION ) - HİDDET ile/ve ŞİDDET ( Olgun kişi, hiddetini dizginler ve isteklerini kontrol eder. ) ( ANGER with/and VIOLENCE ) - MÜDAHALE ile "DARBE" ( INTERFERENCE with "STROKE" ) - SÜRMEK ile SIVAMAK ( TO SMEAR with TO PLASTER ) - EKMEK ile SERPMEK ( TO SOW with TO SPRINKLE ) - TEKNİK ile MEKANİK ( TECHNICAL | TECHNIQUE | TECHNICS with MECHANICAL ) - MEKANİK ile OTOMATİK ( MECHANICAL with AUTOMATIC ) - TEKNOLOJİ ile/ve KONFOR ( TECHNOLOGY with/and COMFORT ) - "SAPASAĞLAM" ile "TAŞ GİBİ" - ANALOG ile DİJİTAL ( ANALOGUE with DIGITAL ) - CHARTER UÇUŞLAR ile NORMAL UÇUŞLAR ( CHARTER FLIGHTS with REGULAR FLIGHTS ) - "BİR DAHAKİ DURAK" ile "BU DURAK" - APARTMAN ile DEPARTMAN - ODA ile/ve MAKAM ( Koltuğun üstüne çıkarsan yükselirsin, başının üstüne alırsan altında ezilirsin! ) ( ROOM with/and POSITION ) - ESTETİK ile/ve SİLUET ( AESTHETICS with/and SILHOUETTE ) - AKŞAM ile GECE ( EVENING with NIGHT ) - GECE ile/ve MUHAK - AKŞAM ile AKŞAMÜSTÜ - AKŞAMÜSTÜ ile AKŞAMÜZERİ - "İYİ AKŞAMLAR" ile "İYİ GECELER" ( "GOOD EVENING" with "GOOD NIGHT" ) - GECE ve DİNGİNLİK ve DİNLENMEK ( NIGHT and INERTIA/QUIETENESS and REST/RELAXATION ) - GUDVE[Ar.] / BÂMDÂD/ÂN, BÂMDÂDÎ, BÂM-GÂH/GEH[Fars.]: Sabah, seher. - ÜŞÜTME ve ÜZÜNTÜ ( FREEZING/TO CATCH COLD and SORROW/TROUBLE/DISTRESS ) - AÇLIK ve SOĞUK ( İnsanı çok ciddi yıpratanlar. Yaşamımıza bulaşmamasını sağlamak için elinizden gelen yapılmalıdır. ) ( HUNGER and COLD ) - ASTROLOJİ ile BURÇ - 4S: SPOR ve SEKS ve SANAT ve SEYAHAT ( SPORT and SEX and ART and TRAVEL ) - DOMİNO ile MAHJONGG - TAVLA ile/ve/değil KENT/KENTLER ( [Fars.] * ŞEŞ: 6[Altı] * BEŞ: 5[Beş] * CİHAR: 4[Dört] * SE: 3[Üç] * DÜ: 2[İki] * YEK: 1[Bir] ) ( DÜŞEŞ: 6-6 | ŞEŞBEŞ: 6-5 | ŞEŞCİHAR: 6-4 | ŞEŞÜSE: 6-3 | ŞEŞİDÜ: 6-2 | ŞEŞYEK: 6-1 ) ( [not] BACKGAMMON with/and ... ) - DAMA ile/ve ÇİN DAMASI - SOGİ ile/ve GO ( Japon satrancı. İLE/VE Çin satrancı. ) ( Japanese chess. WITH/AND Chinese chess. ) - SATRANÇ ve BİLARDO ( CHESS and BILLIARDS ) - SATRANÇ ile SATRANÇ ( [Fars.] ÂVEND ) ( SADRENG, ÇATURANGU ) ( Oyun. İLE Türk halk edebiyatında aruz ölçüsünün müfteilün müfteilün müfteilün kalıbı ile musammat gazel biçiminde yazılan şiir. ) SATRANÇ'TA (ON CHESS) ( ... ile/ve FERZ/FERZÎN/FERZÂNE/FERZEND[Fars.] ile/ve PÎL ile/ve ... ile/ve RUH ile/ve PİYÂDE, BEYDÂK[Ar.] ) ( KING with QUEEN with BISHOP with KNIGHT with ROOK with PAWN ) - BEYAZ KARE FİLİ ile SİYAH KARE FİLİ - BEYAZ KARE ile SİYAH KARE - KÜÇÜK ROK ile BÜYÜK ROK - ŞAH-RUH: Aynı anda şah ve kale tehdidi. ( At ve fil ile gerçekleşen bir hamle. ) ( Piyon ile şah-ruh hamlesi büyük başarıdır. ) - FERZ: Vezir'in yerine geçen taş. - BEYDAK[Ar. çoğ.: BEYÂDIKA]: Piyade/piyon denilen taşlardan her biri. - BİSÂT-I SATRANÇ: Satranç tahtası. |
|
|||